Devlet- Platon -3

İnsanların birbirlerinden durup dururken nefret etmeleri ayıp. Bir şehirlinin bir şehirliye kin beslemesi, nefretin, kinin günah olması

İyi her şeyin sebebi değil, yalnız iyi olanın sebebidir. Kötü olan şeylerle ilgisi yoktur. Tanrı iyi olduğu için, insanların başına gelen her şey, ondan gelmez. Yalnız iyi olan şeyler Tanrı’dan gelir. İyi şeylerde kötülüklerden daha az olduğuna göre Tanrı’dan çok şey değil, az şey gelir bize. Kötü şeyler için başka sebepler aranmamalı. Bunların Tanrı’dan geldiği söylenmemeli.

Yapısı en sağlam şey, başka bir şeyin en az dokunabileceği, en az değiştirebileceği şeydir. Ruh da ne kadar sağlam ve olgunsa, dışarıdan gelecek bir etki onu o kadar az değiştirebilir. Tanrılar en güzel, en iyi varlıklar olduğundan hep oldukları gibi kalırlar.

Tanrı yaptığında da, dediğinde de açık ve gerçek bir varlıktır. Biçim değiştirmez. İnsanı ne uyanıkken ne de düşünde değişik görüntüler ve sözlerle aldatmaz.

Gerçekten iyi bir insanın söyleyecek bir sözü oldu mu, bunu kendine göre bir söyleme ve anlatma yoluna sokar. Kötü bir adamın da kendine göre bir başka söyleme ve anlatma yolu vardır.

Kendimizde yetiştirmek istediklerimizde bilgeliği, yararlılığı, yiğitliği ve bunlara eş huyları, karşıtları olan kötü huylarla birlikte ve bütün durumlarda, büyük küçük her birini her gördüğümüz yerde tanıyamazsak, iyi bir eğitim gördük diyemeyiz.

Büyük acılar gibi, taşkın zevkler de insanı çileden çıkarır.

Çeşitlilik insanın içinde düzensizliğe, bedeninde bozukluğa yol açar.

Kötülük, hem kendi gibisini hem de iyiliği tanıyamaz. İyilikse, eğitimle zenginleşerek, bilgi yoluyla hem kendi gibi olanı hem de kötüyü tanır. Bilgili olmaksa, kötü adamın değil, iyi adamın harcıdır.

En büyük keyfi türkü söylemekte bulursak, içimizdeki sert coşkunluk, demirin ateşte yumuşadığı gibi yumuşar. İşe yaramaz, kaba bir şeyken yaralı bir hale gelir. Ama bu böyle sürerse içimizdeki güç büsbütün yumuşar erir. Sonunda yiğitliğimiz de yok olur. Sünepe bir savaşçı çıkar. Doğuştan coşkun değilse gevşeme daha çabuk olur. İçindeki ateş acılığa, geçimsizliğe döner.

Yalnız jimnastik ve yeme içme ile uğraşan, ne müzik ne felsefenin semtine uğramayanda içinde öğrenme isteği olsa bile, öğrenmenin tadına varamadığı, hiçbir araştırmaya merak sarmadığı, ne müzik ne de sanatla uğraşmadığı için, bu isteği zayıflar, körelir ve yok olur. Böyle bir insan, düşünceye ve söze düşman, müziğe yabancıdır. Sözle anlaşamaz. Bir hayvan gibi her şeyi zorla, kabalıkla elde etmek ister. Ömrünü bilgisizlik ve budalalık içinde, ölçüden düzenden yoksun geçirir.

Tanrı insanlara müzikle, jimnastiği ne sadece kafasını ne de sadece bedenini eğitmek için değil, onlarda coşkun bir yürekle bilim sevgisi olsun diye vermiş.

Biz devletimizi, bütün topluma birden mutluluk sağlasın diye kuruyoruz. Yoksa bir sınıf, ötekilerden daha mutlu olsun diye değil.

Kanunların ve toplumun koruyucuları olanlar, koruyucu olmadan koruyucu geçinirlerse, devlet çöktü demektir. Bütün toplumun kaderi onların keyfine kalır.

Zenginlik de yoksulluk da bir yandan sanatı, öbür yandan da sanatçıları kötüleştirir.

Kimse bir eğlencenin zararlı olabileceğini düşünmez. Kanuna saygısızlık buradan başlayıp yavaş yavaş gelenek, göreneklerimize sızıyor, sonra daha da güçlenerek insanlar arasındaki davranışlara geçiyor, oradan da küstahça devletin anayasasına…

Çocuklar küçükken oyun kurallarına uyar ve müzikle düzen sevgisi içlerine işlerse, kötü yetişenlerin tersine, bu sevgi ömürleri boyunca içlerinde kalır; gittikçe daha da kuvvetlenir ve eski düzenin bozulan yanlarını kendiliklerinden yoluna sokarlar.

Gördüğü eğitim bir insanı nereye sürerse, oraya gider, çünkü benzer hep benzerini arar.

Bir şey iyi başlarsa zamanla daha iyiye, kötü başlarsa daha kötüye gider. Her şey sonunda kendinin son gücüne varır.

Devletimiz iyi kurulmuşsa, her bakımdan iyidir. Yani bu devlet bilge, yiğit, ölçülü ve doğrudur.

Bilgece karar vermek bir bilgi işidir. İnsanlar bilgisizlikleriyle değil, bilgileriyle doğru karar verirler.

Bütün toplumu düşünen ve devletin başka devletlerle ilişkilerini düzenleyen bilgi, koruyuculuk bilgisidir. Yerinde kararlar verir. Küçük bir azınlıktan oluşur.

Yiğit dedirten insanlar, devletin uğruna savaşanlardır. Kanun koyucu, eğitim yoluyla, neden korkulup, neden korkulmayacağını aşılamıştır. Bu azınlığın işi, aşılanan bu değeri her yerde, her zaman korumaktır.

Korkulacak ve korkulmayacak şeyler üzerine, kanunlara uygun olarak, beslediğimiz inancın sarsılmazlığına yiğitlik denir.

Ölçü, isteklerimize, tutkularımıza vurduğumuz bir çeşit dizgindir.

Ölçü, yiğitlik ve bilgelik gibi değildir. Bu ikisi toplumun yalnız bir parçasında bulunur. Bütün toplumu da yiğit ve bilge kılar. Ölçüyse, bütün topluma yayılır. Bütün yurttaşlar arasında tam bir düzen kuarar.

Herkesin kendi işine bakması, başkalarınınkine karışmaması doğru bir şeydir. Kendi işimizi istenilen biçimde yapmak, doğruluk budur. Ölçü, yiğitlik ve bilgeliği doğuran ve yaşatan değer, doğruluktur.

Bir devlet için yıkıcı olan bu üç sınıfın birbirinin işine karışması, görevlerini değiştirmesidir. ( Yöneticiler, Koruyucular ve sanatçı, zanaatkar gibi diğer sınıflar)

Güzel şey zor olur.

Doğruluk insanın dış eylemlerine değil, iç eylemlerine uyuyor. Bize insanın kendini, oluşundaki ilkeleri veriyor. Doğru insanda her bölümün kendi işini göreceğini, içindeki üç ilkenin birbirinin sınırını aşmayacağını anlatıyor bize. Doğru adamın içinde bir düzen kuruluyor. Bu adam kendi kendini yönetiyor, yola sokuyor. Kendi kendinin dostu oluyor…. İçindeki üç yanı birbirine bağlıyor. Çokken bir tek oluyor, tam bir ölçüye ve uyuma varıyor.

Kötülükten başka şeyi gülünç bulanlar, çılgınca tutkulardan, kötü alışkanlıklardan başka şeyi alaya alanlar, boş insanlardır. Bunların güzel saydıkları da, bizim iyi dediğimiz şey değildir.

Her iki cinsin de en iyilerinin en fazla, en kötülerinin de en az çiftleşmesi gerekir. Ayrıca en kötülerin değil, en iyilerin çocuklarını büyütmeliyiz ki, sürünün cinsi bozulmasın. Bunun için başvurulacak çareleri yalnız devlet adamları bilmeli, yoksa bekçiler arasında çatışmalar olabilir.

Bir devlet için en büyük kötülük bölünebilirken bir çok olma; en büyük iyilik de bütün kalma, tek olmadır.

Birleştiren şey sevinç ve acı ortaklığıdır.

İyi yönetilen devlette yurttaşların başına iyi kötü ne gelirse gelsin, devlet bunu kendi başına gelmiş sayacak, onunla sevinecek, onunla dertlenecektir.

Her biri bir başka şeye değil, her biri aynı şeye benim diyecek. Teker teker kazandıkları şeyi biri kendi evine, öbürü kendi evine götürmeyecek. Ayrı ayrı kadın ve çocuklarla ayrı ayrı sevinç ve üzüntüleri olmayacak. Çıkarları bir, amaçları bir, duyguları mümkün olduğu kadar bir olacak. Böyle olunca da, devletin parçalanmasına sebep olmayacak.

Baştakilerden buyruk olmadıkça hiçbir genç kendinden yaşlı birisine ne el kaldırabilecek ne de kötü söz söyleyebilecek. Onu iki şey durduracak: Saygı ve korku. Saygı, bu adamın belki de babası olduğu düşüncesinden ileri gelecek, korku da vurduğu adamı, bir çoklarının oğlu, kardeşi, babası olarak koruyacağı düşüncesinden…

Gerçek filozof doğruyu görmesini sevendir.

Güzelle çirkin, birbirinin tersi olduklarına göre, iki ayrı şeydir. İki olduklarına göre, her biri de tektir. Kendi başına bir bütündür.

Uyurken ya da uyanıkken bir şeyin benzerini, onun benzeri olarak değil de, kendisiymiş gibi görmeye rüya denir.

Kesinlikle var olan şey, kesinlikle bilinebilir. Hiç bir türlü var olmayan şeyse hiç bir türlü bilinemez.

Bilimin konusu varlığın kendisidir, özüdür.

Sanının konusu, görünüşlerdir.

Bir sürü güzel şeye bakıp da yalın güzelliği görmeyen, onu görenin ardından gidemeyen, bir sürü doğru şeylere bakıp doğruluğun kendisini göremeyenlerin her şey üstüne sanıları vardır, ama sanıların arkasındaki gerçeği bilmezler.

Bilimi gerçekten seven, daha ilk yıllarından var gücüyle gerçeğin ardına düşer.

Bilimi sevenle sevmeyeni ayırt etmek istediğin zaman, onun daha genç yaşında doğru ve geçimli ya da geçimsiz ve hırçın olup olmadığına bakacaksın.

Öğrenmek kolay gelecek, öğrendiğini aklında tutacak. Belleği sağlam olmalı.

Ölçü ve incelik olacak. Her şeyin özüne kendiliğinden rahatça gidecek.

En akıllı filozofların devletin işine yaramadıklarını söylemekte haklısın de ona; ama işe yaramıyorlarsa kabahati onlarda değil, onları kullanmayanlarda bulsun. İşinin yürütülmesini isteyen herkes de yürütmesini bilene baş vurur.

Bitkilerde bütün canlılarda her tohumun, her fidanın yaşama gücü ne kadar büyük olursa, kendine uygun besini, mevsimi, yeri bulamayınca göreceği zarar da o ölçüde büyük olur; çünkü kötünün iyiye zararı, iyi olmayana zararından daha çoktur.

En iyi yaradılış, gereğinden başka türlü beslenirse, orta yaradılıştan daha kötü olur.

En güzel değerlerle yüklü insanlar kötü bir eğitime düşerlerse, kötünün kötüsü olurlar.

Güzel kendi başına güzeldir. Değişik, güzel şeyler değildir. Güzel olan, kendiliğinden var olan bir şeydir. Güzel, ayrı ayrı bir sürü şey değildir.

İşlerin en iyisini başaracak, en güzel yaradılış böyle bozulur, güme gider. Devletlere ve insanlara en büyük kötülükleri edenler, böyleleri arasından çıkar. Talih yardım ederse, en büyük iyiliği edecek olan da onlardır. Orta halli bir insan hiçbir zaman, hiç kimseye, ne de devlete büyük ölçüde zarar verir.

Hiç bir politikacının doğru dürüst düşünemediğini, ölümü göze almadan, kimsenin onunla birlikte doğruluktan yana gidemeyeceğini anlar. Azgın hayvanlar arasına düşüp de onlarla işbirliği etmek istemeyen biri gibi, tek başına bu azgın sürüye karşı kafa tutamayacağınıne devlete, ne dostlarına ne de kendine yararı dokunmadan ölüp gideceğini görür; görünce de bunu, kimsenin işine karışmayıp rahatına bakar. Çevresinde olup biten yolsuzluklar, haksızlıklar ortasında temiz kalmakla kendini mutlu sayar.

Seyrettiği değişmez düzenli varlıkların nasıl birbirlerine zarar vermeden, aklın kanunlarına uyduklarını görür, onlara benzemeye, elinden geldiği kadar onlar gibi olmaya özenir. Hayran olduğu şeyler ortasında yaşayan bir insan, onlara benzemekten kendini alamaz.

Doğruluk, dürüstlük karşısında bir çokları görünüşte kalırlar ve bu görünüşteki değerler ne kadar boş olursa olsun, onların ardına düşer, onları elde eder ya da elde etmiş görünürler. İyi karşısındaysa, kimse görünüşlerle yetinmez, herkes gerçek olanı ara, görünüşe değer vermez.

Görünen dünyada, göz ve görünen nesneler için güneş/ışık neyse, kavranan dünyada da iyi, düşünce ve düşünülen şeyler için odur.

Nesnelere gerçekliğini, kafaya da bilme gücünü veren iyi ideasıdır.

Kavranan dünyanın sınırlarında iyi ideası vardır. İnsan onu kolay göremez. Görebilmek içinde, dünyada iyi ve güzel ne varsa hepsinin ondan geldiğini anlamış olması gerekir. Kavranan dünyada doğruluk ve kavrayış ondan gelir. İnsan ancak onu gördükten sonra iç ve dış hayatında bilgece davranabilir.

Tanrısal dünyaları seyretmiş bir kimse, insan hayatının düşkün gerçeklerine inince, şaşkın ve gülünç bir hale düşer.

İnsanın gözü iki karşıt sebepten, iki türlü bulanır. Biri aydınlıktan karanlığa geçişte olur, öbürü de karanlıktan aydınlığa geçişte. Daha ışıklı bir dünyadan gelip karanlıklara alışamayan göz, övünülecek haldedir.

Eğitim bir çoklarının sandığı şey değildir. Onlara göre eğitim, bilgiden yoksun bir ruha bilgi koymaktır.

Her ruhta bir öğrenme gücü vardır ve bu işe yarayan bir örgen vardır. Bu örgenin bütün ruhla birlikte geçici şeylere sırtını dönüp varlığa bakabilmesi, varlığın en ışıklı yönüne, iyi dediğimiz yöne dönmesi gerekir.

Eğitim, ruhun bu gücünün iyiden yana çevirme ve bunun için en kolay, en şaşmaz yolu bulma sanatıdır. Yoksa ruha görme gücünü vermek değil, çünkü güç, onda kendiliğinden vardır ama kötü yöne çevriktir. Eğitim onu iyi yana yönlendirir.

Ruhun öteki güçleri beden güçlerine eştir.Bu güçler ilkin eksikse de çalışmaya alışmayla elde edilebilir. Ama düşünce gücü başkadır. Hiçbir zaman yok olmaz ancak ona verilen yöne göre ya yararlı ve karlı olur ya da yararsız ve zararlı..

Kanunların kaygısı bir takım yurttaşlara ötekilerden üstün bir mutluluk sağlamak değil, yurttaşları ya inandırarak ya zorlayarak birleştirmek, her birine toplum içinde görebileceği iş payını aldırmak, böylece bütün toplumu birden mutluluğa götürmektir. Devlet seçkin yurttaşlar yetiştirmeye uğraşıyorsa, bu onların keyiflerince yaşayıp, dilediklerini yapmaları için değil, devlet düzenini sağlamlaştırmaya yardım etmeleri içindir.

İnsan kendi kendini yetiştirip e ekmeğini kimseye borçlu olmadı mı, hiç kimseye de hesap vermek zorunda değildir.

Bir devlette başa geçenler, başa geçmeyi en az isteyenler oldu mu, dirliğin de düzenin de en iyisi vardır. Baştakilerin böyle olmadığı yerdeyse, tam tersine ne dirlik vardır ne düzen..

Başa geçecekler, baş olmaktan daha üstün bir değere yükselmişlerse o devlet iyi yönetilir. Çünkü böyle bir devletin başındakiler gerçekten zengin kişilerdir. Altın zengini değil, akıl ve erdem zengini. İnsanları mutluluğa ulaştıracak da zenginliğin bu türlüsüdür.

Başa geçme, bir tutku olmamalı insanda. Tutku olan yerde ister istemez kıskançlıklar ve kavgalar olur.

Doğuştan sayı bilgisine yatkın olanlar, öteki bütün bilimleri çabuk kavrarlar. Kalın kafalılar da zar zor bu bilgiyi edindikleri zaman, başka yararları olmasa bile, düşünme güçlerini arttırmış olurlar.

Geometri her zaman için var olanı bilmeye yarar. Geometri değişmeyenin bilgisidir.

Matematik, geometri, astronomi ruhun gözünü açar. Gerçek varlığı yalnız onunla görürüz.

Bu düşüncede olmayanlar bilimlerin gündelik işlere yararlılıkları dışında değerli hiçbir yanlarını görmezler.

Ruhu yukarı baktıracak tek bilim, konusu gerçek varlık ve kavranan dünya olan bilimdir. İncelemek istediğimiz görülen bir şey oldu mu, gerçek bilgiye varamayız. Çünkü bilimin işi görülenle değildir. Görülen dünyada ruh, yukarı değil, aşağı bakar.

Bilginin ilk bölümüne bilme, ikincisine çıkarma, üçüncüsüne inanma, dördüncüsüne varsayma; ilk ikisine kavrama, son ikisine sanma diyelim. Değişen varlık karşısında öz varlık neyse, sanma karşısında da varsayma odur.

Her şeyin özüne ulaşana diyalektikçi denir.

En dayanıklı, en yiğit ve mümkünse en güzellerini seçeceğiz. Ayrıca yalnız iyi huylu, aklı başında olmalarına değil, vereceğimiz eğitime elverişli bir yaradılışta olmalarına da bakacağız. Anlayış gücü ve öğrenme kolaylığı demek istiyorum. İnsan kafa eğitiminden, beden eğitiminden daha çok yılar. Çünkü bu çalışmada kafa yalnızdır. Beden onun çabasına katılmaz. Bellediklerini unutmayacaklar, yorgunluk nedir bilmeyecekler, işin her türlüsünü sevecekler.

Felsefeye girecek olan, çalışmada topallamayacak yani, kimi işte çalışkan kimi işte tembel olmayacak.

Topal insan bile bile yalan söylemekten iğrenir. Ne kendinde, ne başkalarında bunu hoşgörmez, ama bilmeden yalan söylemeye kolayca katlanır. Bilgisizlikten iğrenmez, çamura yatan domuz gibi, bilgisizliği içinde keyif çatar.

Aritmetiğe, geometriye ve diyalektikten önce gelen bütün bilimlere daha çocukken başlatmalı ve öğretim, zorla yaptırılan bir işe benzememeli. Çünkü hür insan hiçbir şeyi köle gibi öğrenmemeli. Bedene zorla yaptırılan şeyin ona bir kötülüğü olmasa bile, kafaya zorla sokulan şey akılda kalmaz. Çocuklara zor kullanmayacaksın. Eğitimin onlar için bir oyun olmasını sağlayacaksın. Böylece onların yaradılıştan neye elverişli olduklarını da daha iyi anlarsın.

…………………………. Devam edecek..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: