Devlet- Platon -4

Doğru bilip inandıklarımızı çürütüyorlar. Böylece, iyilik, doğruluk ve bütün yüksek bilinen değerlerden şüpheye düşer. Bu değerleri tanımaz, kendini onlara yakın saymayınca, neye inanacağını bilemez. Hoşuna gidenlerden yana gider ve töreye saygı yerine karşı koyar.

Devletimizde on yılı dolduranların hepsi kırda yaşamaya gönderecekler, çocukları alıp zamanın ve ana babanın göreneklerinden koruyacaklar.Onları kendi görgü ve ilkelerine göre yetiştirecekler.

Kaç çeşit insan yaradılışı varsa, o kadar da devlet şekli olacak :

1- Aristokrasi: İyi ve doğru insanların

2- Timokrasi: Şan, şeref arayanların ( Baştakiler arasına ayrılık girmesinden doğar. Yönetenler arasında tam bir birlik varsa, ne kadar azınlıkta olsalar da, onları sarsmak zordur.)

Mükemmel sayı: Kendinden başka bölenlerin toplamına eşit olan sayı 6 (1+2+3) 28 (1+2+4+7+14) gibi…

Tanrı doğuşları için mükemmel bir sayıla belirli bir dönem vardır. İnsan doğuşları için de formüller var.

Kötü yaradılışlı olanlar müziğe önem vermeyip, jimnastiği öne alacaklar. Ruhtan çok bedene önem verecekler. Böylece daha az kafalı bir kuşak başımıza gelecek. Anlaşmazlıklar, haksızlık, densizlik, düzensizlik olacak. Demir ve tunç soylular kazanç yolunu tutacak. ( Esnaf, köylü,işçi) Toprak, ev, altın, gümüş edinecekler. Yoksulluk nedir bilmeyen, içlerinde gerçek zenginliği, ruh zenginliğini taşıyan altın ve gümüş soylular erdem yolunu tutar, eski düzeni korumaya çalışır. ( Yönetici, koruyucu, asker ) Bu çatışma, dalaşmalardan sonra topraklar, evler bölüşülür. Eskiden yurttaşlarını hür insanlar, dostlar, besleyiciler olarak koruyanlar, onları boyunduruk altına alır, uşak haline getirir, kendileri gene savaşçı ve bekçi olarak kalır.

Bu devlette bilgili insanların başa gelmesinden korkulacak çünkü bunlar, az çok katışmış sadeliklerini, sağlamlıklarını yitirmiş olacaklar. Barıştan çok savaş işlerine yarayan daha kaba, daha atılgan insanlar beğenilecek. Kurnazlıklar, savaş ustalıkları değer kazanacak. Hep silah elde dolaşmak adet olacak.

Bunlar oligarşik devletlerde olduğu gibi zenginlik tutkusuna kapılacak. Tapar gibi sevdikleri altını, gümüşü karanlık gizli dolaplara, hazinelere doldurup, herkesin gözünden kaçıracaklar. Bir ine çekilir gibi kapandıkları evlerinin içinde kadınlara ya da diledikleri insanlara zengin ziyafetler çekecekler.

Parayı büyümsedikleri ve gizli tuttukları için cimrileşecekler. Ama başkalarının malını kendi keyifleri için bol keseden harcayacaklar. Kanundan sakınıp, gizli gizli eğlenecekler, çünkü onlar inandırıcı değil, zorlayıcı bir eğitim görmüşlerdir.

Bu düzenin en göze batan yönü taşkınlığı beslemesinden gelen şan, şeref düşkünlüğüdür.

Bu insan kendine fazla güvenir. İyi konuşmasını bilmez, nutuk dinlemeyi sever. Kölelere çok sert davranır. Hür insanlara güler yüzlü, devlet adamlarına saygılıdır. Güçlü, şerefli, mevkili sever ama başa geçmek isterken, kendinde güzel konuşma ve benzeri değerler olup olmadığına bakmaz. Savaş gücüne, askerlik değerine dayanır, jimnastiğe, ava düşkündür.

Gençliğinde zenginliği hor görmüşse de yaşlandıkça parayı sever, içinde cimrilik vardır, özündeki değer bozuktur. Müzikle birleşen akıl bekçisi yoktur.

Babası kötü yönetilen bir devlette başı derde girmesin diye kenarda kalmıştır. Annesi dert yanar. Kocasının yeri yok, kendisi küçük düşüyor diye. Zengin olmak istemiyor, kafa tutamıyor, kendini düşünür, beni düşünmez, gücüme gidiyor der.

Çocuk, dışarıda yalnız kendi işlerine bakanları herkesin budala saydığını görür. Başkalarının işine karışanlar yükselir ve övülür. Babası içindeki dürüstlüğü besler, geliştirir. Başkaları, istek ve tutkularını azdırır. Aslında kötü olmasa da, kötülerle düşüp kalkınca; yükselme isteği, içindeki taşkınlıklar karışır, kendini beğenmiş ve şeref düşkünü biri olur.

3- Oligarşi: Gelir üstünlüğüne dayalı,. Zenginlerin yürüttüğü, fakirlerin hiç karışmadığı düzen.

Timarşiyi, altınını biriktirenler yıkar. Para harcayacak türlü yerler bulurlar. Rahatça harcamak için yasaları bozarlar, sonunda ne kendileri ne kadınları kanunları sayar. Zamanla tüm toplum onlara benzer. Daha zengin olmanın peşine düşerler, paraya verilen değer arttıkça, doğruluğun değeri düşer. Bir devlette zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.

Şana, şerefe düşkün yurttaşlar zamanla para düşkünü, cimri, açgözlü olurlar. Zengini över, beğenir, başa getirirler, fakiriyse hor görürler.

Oligarşide başa geçeceklerin sınırını belirten bir kanun çıkarırlar. Bu sınır, belli bir gelir üstünlüğüne dayanır. Bu da oligarşiden oligarşiye değişir. Belli bir gelire ulaşamamış yurttaşlar devlet işlerine giremezler.

Böyle bir devlet bütünlüğünü kaybeder. İkiye bölünür: Yoksullar ve zenginler… Birbirlerine diş bilerler.

Bunlar kolay kolay savaşa girmez. Halkı silahlandırsa düşmandan çok ondan korkar; silahlandırmasa savaşta bir avuç kalır. Cimriliği de savaş için para harcamasına engeldir.

Malı mülkü elinden gidip yoksulluğa düşen adam ile zengin ve işi para harcamak olan adamın devlete yararı yoktur.

Bir şehirde dilenci gördün mü, orada hırsızlar, yankesiciler, dinsizler, kanlı katiller de vardır.

Bu çocuk da babasına özenir. Babası varını yoğunu kaybeder. Mirastan yoksun kalan çocuk korkar. Yükselme, şeref kazanma heves ve gururu yerine, yoksulluktan küçük düşerek para kazanmaya girer, çalışır, çabalar, para biriktirir. Kazançtan başka şeye değer vermez. Kazancını arttırmak, zenginlik ve zenginlere hayranlık duyar.

Bu kişiyi tanımak için serbestçe kötülük edeceği bir görev, bir iş verilmeli ve gözetlemeli. Öteki işlerde iyi bir ün kazanması, doğru gibi görünmesi, kötü niyetlerini dizginlemesindendir. Parasını kaybetmekten korktuğu için zorla kendini tutar.

Baştakiler yurttaşların para harcamalarını önlemezler. Borçlandırıp mallarını almak isterler. Böylece bir sürü işsiz türer. Bunlar gizli toplanıp düzeni değiştirmek isterler.

Babalar paraya bakar, erdemli olmaya değer vermez. Çocukları eğlenceye dalar.

Baştaki zenginlerin, yoksullarla bir araya geldiği durumda tehlike karşısında birbirlerinin nasıl davrandıklarını görürler. Böyle bir durumda iç savaş başlar. Fakirler yenerse, demokrasi kurulur. Zenginlerin kimi ölür, kimi yurtdışına sürülür.

4- Demokrasi: Devlet ve devlet işlerini eşit şartlarda paylaşılması. Demokrasi ya silah zoruyla olur ya da zenginlerin korkup kaçmasıyla.

Böyle bir devlette herkes özgürdür. Görünüşte bu düzen en güzelidir. İçinde özgürlük olduğu için bütün düzenler vardır.

Kimse seni iş başına gelmeye zorlayamaz. O işi en iyi başaracak sen olsan bile. canın istemezse kimsenin emrini dinlemezsin, başkaları savaşa giderken sen gitmeyebilirsin, herkes barışı korumak isterken sen, bozmak isteyebilirsin. Kanunlar sana komutanlık, yargıçlık yetkilerini vermemiş olsa da komutanlık, yargıçlık edebilirsin.

Ölüme, sürgüne mahkumlar da halkın arasında elini kolunu sallayarak dolaşır.

Bu devletin cömertliğine, hoş görürlüğüne diyecek yoktur. Bizim devletimizin temellerini atarken büyük saygıyla sözünü ettiğimiz ahlak değerlerine aldırış bile etmez.

Bizce iyi adam olmak kolay iş değildir; önce insanın doğuştan bir üstünlüğü olacak, çocukken hep güzel şeylerle oynayacak, sonra kendini bütün güzel şeyleri öğrenmeye verecek. Demokraside bunlar hiçe sayılır. Bir devlet adamının nasıl yetişmesi, ne bilgiler alması gerektiği düşünülmez. Kendimize halkın dostu dedirtmek yeter, bütün şerefler bununla kazanılır.

Oligarşinin başındaki zenginlerden birinin çocuğu babasının görüşleriyle yetişir. Zevkini dizginler, israfa sürükleyen boş, faydasız arzulara karşı koyar.

Zorunlu istekler tabiatımız gereği var olur. Bir kısmı yararlı, bir kısmı değildir. Genç yaşımızda zorlayarak yararsız isteklerden kurtuluruz.

Yemek yemek zorunludur. Beden sağlığı ve zevk için de olsa. Faydalı ve yaşamak için şarttır.

Tabiat dışı isteklere, çocukken insanların çoğundan eğitim yoluyla atılabilen beden, ruh, akıl ve ölçüye zarar verenlere zorunsuz istekler denir. Bizi israfa götürür.

Bilgisizlik ve para sevgisi içinde yetişen birisi zevk ve istekleri karşılayan arkadaşlarıyla birlikte olunca ikilik yaşar. Ya oligarşiye bağlı tarafı kurtulur ya da yeni istekler gizli gizli gelişir ve gizlice bu istekleri olanlarla buluşur.

Bilgi, güzel alışkanlık, gerçek törelerden yoksun hale gelir. Yerine kötü töre, yanlış inançlar geçer. Namus ve dürüstlük budalalık, ölçülü olmak korkaklık, kendini tutma kabalık ve bayağılık görülür.

Saygısızlık, düzensizlik, serserilik, yüzsüzlük baş tacı olur. Saygısızlık nezaket, kargaşa özgürlük, israf cömertlik, yüzsüzlük yiğitlik adını alır.

İleri gitmez biraz durulursa isteklerin bazıları arasında denkleşme olur. Kendini rastgele bir isteğin emrine verir; bezince başkasına geçer. İstekleri arasında iyi kötü ayrım yapmaz, hepsinden yana gider. Öğüt verene de insanın canı ne isterse onu yapması doğrudur der.

Kendini ne düzene sokar ne de sıkıya. Böyle gelişi güzel, kaygısız, bağımsız yaşamak işine gelir. Başka türlü yaşamak da istemez.

Demokrasiyi yıkan özgürlüktür. Sonuçta bu aşırı istek zorbalığa döner.

Halkı yönetenler her yola girmesini beceremez, her istenen özgürlüğü veremez olunca; halk onları suçlandırır, hain ve oligark der. Devlet adamlarının dediğini yapanlara da köle, aşağılık ruhlu insanlar der.

Yöneticiyken yönetilene benzeyen, söz dinleyecek yerde emir vermeye kalkanlar beğenilir ve övülür.

Baba, oğluna eşit davrandıkça, çocuklarından çekinir; çocuklar kendini babalarıyla bir tutar, büyükleri saymaz, çekinmez. Sığıntılar, yurttaşlara, yurttaşlar sığıntılara eş olur.Yerli yabancı ayrılığı kalmaz. Öğretmen, öğrenciden çekinir, suyuna gider. Öğrenci alay eder. Gençler yaşlılarla bir sayar kendini söz ve işte yarışır. Yaşlılar da gençlerin hoşuna gitmek için şakacı, eğlenceli olmaya çalışır. Asık yüzlü, sert görünmemek için genç tavırları takınır.

Yurttaşlar öyle hale gelir ki, bir yerde baskıya benzer en ufak bir şey gördüler mi; kızar, ayaklanır, yazılmış yazılmamış bütün kanunları hiçe sayar, kelimenin tam anlamıyla başına buyruk kalmak isterler.

Özgürlükten hızlıca demokrasiyi köleliğe çevirir çünkü, her aşırılığın ardından her zaman sert bir tepki gelir. Aşırı özgürlüğün tepkisi de aşırı kölelik olur.

5- Zorbalık: Halk devletinden doğar.

Üç sınıf vardır. Oligarşide işsiz güçsüz kalan, demokraside hemen toptan devleti ele geçirir. Konuşan, iş görenler en azılılarıdır. Diğerleri oturup, vız vız eder, biri kendilerini tersleyince de ağızlarını kapatır. Çok azı devlet işlerinin başına gelir. Diğerleri kenarda kalır, kalabalıktan ayrılır. Düzenli yaşar, zengindir. En kolay sömürülenlerdir.Üçüncü sınıf, halktır. İşçiler ve devlet işine karışmayanlar. En kalabalık ve birlik olursa en güçlüleridir. Kolay birlik olmazlar çünkü, pay verildikçe sesleri çıkmaz.

Bu yüzden baştakiler zenginden alır, çoğunu kendine ayırıp, halka da iyi kötü bir pay verir.

Zenginler devrim yapmak, devleti yıkmak istemese de; baştakiler öyle der, halk düşmanı, oligarşiye kaymakla suçlarlar. Halk bilgisizliğinden bu iftiralara kapılır ve düşman olur. Zenginler de ister istemez oligarşiye kayar. İki taraf arasında ele verme, mahkeme, kavga başlar.

Halkın başına geçen adam, çokluğun kendine kul köle olduğunu görünce, yurttaşlarının kanına girmeden edemez. Onun gibilerinin hoşlandığı, lekeleme yoluna gider,; onu bunu suçlayıp mahkemelere sürükler, vicdanını kirletip canlarına kıyar, kimini sürer, kimini öldürtür, burada halka borçların bağışlanacağını, toprakların yeniden dağıtılacağı umudunu verir. Böyle bir adam ya düşmanlarının eliyle ölür ya da zorba bir kurt olur. Mal mülk sahipleriyle savaşır. Devletten kovulup, düşmanlarını alt edip yeniden başa gelirse; o zaman tam bir zorba olur. Düşmanları onu devirmeye kalkar ya da halkla arasını açıp öldürtmeye çalışırlar. Hiç birini başaramayınca kendileri onu gizlice öldürme çarelerini arar. İş buna varınca zorba bilinen çareye baş vurur, halktan canını koruyacak bekçiler ister. Halkın koruyucusu yaşamalı ki, halka hizmet edebilsin. Halk da bekçileri verir çünkü, o durdukça kendini güvenlikte sanır.

Zengin olan da zengin olduğu için halkın düşmanı sayılmaktan korkan adam da kaçar.

İlk günler zorba, dört yana selamlar, gülümsemeler dağıtır, zorbanın tam tersi gibi gösterir kendini, yakınlarına ve halka bol bol umutlar verir, borçluları avutur; herkese hele kendi adamlarına topraklar dağıtır, dünyanın en cömert, en tatlı adamı görünür. Önce dış düşmanlarla uğraşır. Kimiyle anlaşır, kimiyle savaşır ve yener, korkusu kalmayınca yeni savaşlar çıkarır halkı hep buyruğu altında tutmak için. Böylece vergilerle fakirleşen yurttaş, işten baş kaldırmasın, kendine karşı ayaklanmasın. Boyun eğmeyenleri de savaşa baş vurup düşmana karşı salar. Savaş kundakçısıdır.

Böyle davranarak yurttaşların gözünden düşmeye başlar. Yükselmesine yardım etmiş hatırı sayılır kimselerden sözünü esirgemeyenler, kendi aralarında hatta zorbanın yüzüne karşı durumun kötülüğünü söyler.

Kimlerde yürek, üstünlük, akıl, kudret olduğunu görüp; ister istemez bunlarla uğraşır, ayaklarını kaydırır, devleti bunlardan temizler. Zorba iyileri atıp, kötüleri bırakır.

Ya yaşamaktan vazgeçecek ya da çoğu kendini sevmeyen aşağılık insanlar arasında yaşayacaktır. Yurttaşlarını ne kadar kızdırırsa bekçilerini de o kadar çoğaltmak zorunda kalır.

Bu bekçileri parayla tutacak, bunlar dışarıdan ve kölelerden oluşacak. Yaptıklarını bunun gibiler alkışlayacak. Dürüst yurttaşlar iğrenip, kaçacaklar.

Devletin kutsal hazinelerinden parayı alacak. Sattığı kutsal eşya, masraflarını karşıladıkça halka yüklediği vergileri kısabilir. Satacak şey kalmayınca halka başvuracak. Halk itiraz edince kan kusturacak. Aşırı ve düzensiz özgürlük, ona köleliğin en acısını, en ağırını, efendilerin en belalısını getirir.

Hepimizin içinde korkunç, hayvanca dizginsiz bir çeşit istekler vardır. Aklı başında görünen sayılı insanda bile rastlanan bu istekler rüyalarda yüze çıkar.

Demokraside tutumlu bir babanın, keyfe süse kaçan isteklere düşkün oğlu bu kimselerle birlikte olur. Babasının cimriliklerine karşı aşırılıklara sürüklenir. Büsbütün kendini bırakır. Bunun oğlu da, benzer kişilerle arkadaş olur. Sevgilisi olur. Bir insanı tabiatı, alışkanlıkları ya da ikisi birden sarhoş, aşık, deli ettiler mi; o insanın zorba olmak için hiçbir eksiği kalmamıştır artık.

İstekleri için önce ana- babasını aldatır, soyar.

Daha kanunları babasını soyarken, gönlü demokrasiye bağlıyken, bu yeni düşünceler rüyalarında baş gösteriyorken, uyurken yaptıklarını, uyanıkken ve durmadan yapar olur. Artık hiçbir suçu işlemekten, hiçbir haltı yemekten, hiçbir namussuzluktan kaçınmaz.

Bu insanlar az çıkar. Geri kalanın da aklı başındaysa bunlar gider, başka zorbanın emrine girerler ya da savaşa girişen bir yerde parayla iş görürler. Her yerde barış varsa, kendi yurtlarında kalıp, ufak tefek kötülüklerle yetinirler. Hırsızlık, yankesicilik eder, duvar deler, gelen geçenin elbisesini alır sırtından, tapınakları soyar, özgür insanları köle diye satarlar. Çenesi kuvvetli olanlar para karşılığı namuslu insanları kötüler, yalancı tanıklık ederler; ellerinde bir yetki olanlar kendilerini satar, görevlerini kötüye kullanırlar.

Bu çeşit adamlar bir devlette çoğalır, bir sürü insanı da peşlerine takarlarsa, güçlerinin arttığını fark ederler. İşte halkın budalalığından faydalanarak zorbayı öne süren onlar olur. Aralarından seçtikleri bu zorba, içinde zorbaların en büyüğü, en sunturlusu olan tutkuyu taşıyandır.

Halk ya bile bile boyun eğer zorbaya ya da karşı koyar. O zaman zorba, onu yetiştiren yurduna karşı da var gücünü kullanır. Dışarıdan yeni yardakçılar getirir kendine. İlk zamanlar sevgilisi olan yurdunu, bu adamlara kul eder, kölelik içinde yaşatır.

Düşüp kalktıkları kimseler ya onların her dediklerini yapmaya hazır dalkavuklar olur ya da birinden çıkarları olunca kendileri ona yaltaklanır, yüzlerine güler, dilediklerini elde eder etmez de sırtlarını dönerler. Ömürleri boyunca kimsenin dostu olamaz bu adamlar ya efendilerdir ya köle. Gerçek özgürlük, gerçek sevgi zorba ruhlu bir insanın hiçbir zaman tadamayacağı bir mutluluktur. Bunlar inançsız, eğri en mutsuz insanlardır.

Zorbanın yürüttüğü devlet köledir. Hemen hemen bütün yurttaşla, hem de en iyileri boyunduruk altında yoksulluk içindedir.

Zorbanın ruhu da dilediğini yapamaz. Kendisini boyuna dürten tutkunun sürüklediği yere gider, zorlar; tasalar, üzüntüler eksik olmaz içinden.

Zorbanın emrindeki toplum fakir, yoksul ve açtır. Böyle bir devlet ve ruh korku içindedir. Ağlama, sızlama, inilti, söylenti içindedir.

Zorba ailesi, malı, mülkü için endişe eder. Korkudan bazı kölelerine dalkavukluk eder, sözler verir. Etrafında da insanın insanı köle etmesini hoş görmeyen komşuları vardır. Dört bir yanı düşman gözlerle çevrilidir.

İstediği kadar gezme, görme merakı olsun bu adamın, hiçbir yere kıpırdayamaz, yurttaşlar arasında yalnız o serbestçe gezmek, herkesin merak ettiği şeyleri görmek keyfinden yoksundur. Çoğu zamanını bir kadın gibi evine kapanmış olarak geçirir, dışarılara çıkıp dolaşan, hoş şeyler gören kimseleri kıskanır.

İnsan ne kadar zorbaysa o kadar köledir. En kötü insanlara yaranmak isteyen, aşağının bayağısı, kötünün kötüsüdür. İsteklerini biraz olsun doyuramaz. Her zaman birçok eksiği vardır, fakirin fakiridir; ömrü boyunca da korkular, kaygılar içinde kıvranır. Zorbanın hali böylece, ezdiği insana benzer.

En iyi ve doğru insan en mutlu insandır. Kendi kendini en iyi dizginleyen adamdır. En kötü, en haksız adam en mutsuz adamdır. İçinde en fazla zorbalık olan, kendini ve devleti en koyu zorbalığa düşürendir.

İnsanın üç ayrı yanı vardır.1- Bilgi edinen (Bilim ve düşünce seven) 2- Öfkelenen (Şan ve şeref seven) 3- Para ve kazanç seven

Buna göre üç ayrı zevk, istek ve buyruk vardır.

Para sevene göre, bilim, şan ve şeref karın doyurmaz.

Ün sever, para biriktirme zevkini kaba bulur, bilme zevkini de insana ün sağlamadıkça boş, manasız heves sayar.

Bilgi sever, gerçeği olduğu gibi tanıma, durmadan yeni şeyler öğrenmenin keyfi yanında diğerlerine zoraki istekler der; hayat insanı zorlamazsa bunlardan vazgeçilebilir der.

İnsanın yargısında aldanmaması için görme, anlama ve düşünmesi gerekir.

En iyi yargıç filozoftur. İkinci ün sever, en aşağılık para severdir.

Değişmez, bilmez, aldatmaz varlıktan gelen, o varlığa benzeyen ve o varlığa benzer bir insanda kendini gösteren şeyde değişen, ölen, aldatan varlıktan gelen, o varlığa benzeyen, o benzer bir insanda kendini gösterene göre daha fazla gerçeklik vardır.

Bilim, doğruluk ve varlıkla ilgili olan özdür. Bedenin kendisi öze ruhtan daha uzaktır.

Bilgeliğe, ruhun üstünlüğüne ermeyen, beden zevklerini doyurmakla kalanlar alçağa düşüp ortaya çıkar, ömür boyu bu ikisi arasında mekik dokur. İçleri hiçbir zaman varlıkla dolmamış, sağlam, yalın bir zevk tadamamışlardır. Gözleri hep yerde aşağıda sofradadır, yarış eder gibi karın doyururlar, az yedim, çok yedin diye itişip kakışırlar, aç gözlerini doyuramazlar. Yedikleri gerçek yiyecek değildir, doyurdukları yanları asıl var olan, yediğini saklayabilen yanları değildir.

Zevkleri acıyla karışıktır. Duydukları zevkin kendisi değil gölgeleri, renksiz taslaklarıdır, acıyla yan yana konmadıkça anlamı olmayan taslaklar… Bu yüzden doymaz bir azgınlıkla sevişirler, sevdikleri için cenkleşirler.

Kızma gücü de yükselme tutkusunun azdırdığı kıskançlık, savaşın azdırdığı şeref düşkünlüğü insanları körü körüne, akılsızca, oburca şan, şeref kazanmaya, öç almaya sürükler.

Kral, zorbadan 729 kez daha mutludur. Ömürlerinin her yılında bu kadar gece ve gündüz vardır.

Suç meydana çıkmaz, cezasını görmezse suçlu bu işten karlı çıkar diyebilir miyiz? Suçlu gözden kaçmakla daha az mı kötüleşir?

Ruhun bilim yoluyla yükseleceğine inanır, ondan ötesini küçümser. Bedeni iyi tutmak ve beslemek için kendini ölçüsüz, hayvanca zevklere kaptırmaz, aklını fikrini buna vermez. Beden düzenini ruh düzenine göre ayarlar. İçine düzen vermeyi her şeyden üstün tutar, kazancının bunu bozacak kadar artmasını veya eksilmesini istemez, hep bu kurala uyarak gücüne göre kazanır ve harcar. Daha iyi bir insan olmasına yarayacak şerefleri benimser, sever ama iç düzenini bozabilecek şereflerden kaçar.

Resim görünenin benzetmesidir.

İnsan bir şeyin hem kendini hem de benzerini yapmak gücünde olsa, benzer şeyler yapmakla uğraşır mı?

Benzettiği şeyleri gerçekten bilse benzetmekten çok yaratmaya çalışırdı. Birer anıt gibi güzel birçok varlıklar bırakırdı arkasından, övgüsünü değil, kendisini yapardı her şeyin…

Kullanma, yapma ve benzetme sanatı her şeye bağlı üç sanattır.

Bilgi, kullanandadır ve yapana anlatır.

Benzetmeci, benzettiği şeylerin aslını ne kendi bilir ne de başkalarından öğrenir.

Yasa der ki; dünyada en güzel şey, bela karşısında elden geldiği kadar istifini bozmamak, boşuna bağırıp çağırmamaktır; çünkü karşımıza gelenlerin nesi iyi, nesi kötü bilemeyiz, tepinmekle bir şey kazanamayız; sonrası için, insanda hiçbir şey o kadar büyütülmeye değmez, üstelik acıya kapılmak, bu kötü anlarda hemen imdadımıza gelecek bir şeye engel olur. Başımıza gelen üstüne düşünmeye, en karlı davranışın ne olduğunu akıl yoluyla bulmaya çalışacağız.

Hep bir örnek kalan akıllı, durgun yanımız pek benzetmeye gelmez, benzetilirse de eğlenmek için tiyatroya dolmuş her cinsten insan kalabalığı zor anlar bunu çünkü; halk kendisine benzeri sunulan aklın ne olduğunu pek bilmez.

En iyi yanımıza gelince, akıl ve gelenek bizi tutmazsa, gözyaşları karşısında yumuşar; başkalarının felaketine ağlamayı ayıp saymayarak kendimizi acıma duygularına bırakır, alkışlamayı küçüklük saymaz, tersine iyi bir insanın buna ağlaması gerektiğine, bu şiirden aldığı zevkin faydalı bir zevk olduğuna, bütün şiiri okumamakla bu zevkten mahrum kalacağına inanır. Bence çok azdır onun gibi düşünen adamlar, onlara göre başkalarının duyguları bizim de duygularımız olabilir çünkü, duyarlılığımızı başkalarının dertlerine göre ayarlamışızdır. Kendimiz için dizginlediğimiz acıları başkaları için dizginleyemeyiz.

İnsan ruhunun sonsuz olduğunu, hiç yok olmadığını daha anlamadın mı?

Varlığı yok eden içindeki kötülük, tabiatın ona kattığı ilettir. Bu kötülük olmasa hiçbir şey yıkamaz onu çünkü, iyinin bir şeyi yıkmasından korkulmaz ne iyiyi ne de kötüyü yıkar.

Ruhun içine karışmış, yerleşmiş eğrilik ve daha başka kötülükler onu boza boza sonunda öldürür mü?

Kendi içindeki kötülüğün yok edemediği bir varlığı dışardan gelme bir kötülüğün yok edebileceği de düşünülemez.

Bedenin hastalığı, ruhun kendi hastalığına yol açmamıssa ruhun yabancı bir kötülük yüzünden kendi kötülüğü işe karışmadan yok olabileceğine inanmayalım.

Bedenin uğradığı bu hallerin ruhu doğruluktan, iyilikten uzaklaştırdığı ortaya çıkarsa ruh yok olur. Bir varlığa yabancı bir kötülük girer de onun kendi kötülüğü işe karışmazsa ne ruh ne de hiçbir varlık bundan ölür diyemeyiz.

Eğrilik de bir hastalık gibi öldürür eğri insanı. Bu kötülük kendiliğinden öldürür onu, içinde taşıyanları… Öyleyse insan ne kadar kötü olursa o kadar az, ne kadar iyi olursa o kadar çok yaşar. Kötülük daha çok başkalarını öldürür elinden geldikçe…

Bir şeyi ne kendine özgü ne de kendine yabancı hiçbir kötülük öldüremezse, hep var kalacak demektir, hep var kalmak da ölümsüzlüktür.

Var kalan hep aynı ruhlardır. Yok olmadıklarına göre, sayıları eksilmez, çoğalmazlarda…

Sence Tanrılar sevdikleri birine her şeyi bol bol vermezler mi? Doğru adam fakirliğe, hastalığa ya da kötü sayılan herhangi bir hale düşse de hayatında veya ölümünden sonra ister istemez doğruluğun faydasını görecektir. Çünkü Tanrılar doğru olmaya çalışan, elinden geldiği kadar iyi olarak Tanrılara yaklaşmak isteyen bir adamı yüzüstü bırakmazlar.

Kaderin 8 çemberi var. Moiralar, Kaderin kızları yönetir. Lakhesis (Geçmiş), Klotho (Bu gün) ve Atropos (Gelecek)

Bir kader perisi sizi seçmeyecek, kader perinizi siz kendiniz seçeceksiniz. Herkes kendi seçtiği hayattan sorumludur, Tanrı karışmaz buna…

Orta hayatları seçelim daha çok, hem bu hayatta hem sonrakilerde; yukarı veya aşağı uçlardan kaçındım çünkü; insanın mutluluğu buna bağlıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: