Solaris- Stanislaw Lem

Kavganın ana konusu okyanustu. Çözümlemelere dayanarak, okyanusun organik bir oluşum olduğu kabul edilmişti ( O sıralar kimsenin okyanusa canlı demeye dili varmıyordu). Ama biyologlar, okyanusun ilkel bir oluşum, taş küreyi kimi yerde birkaç katı kalınlıkta jelatinsi bir zarfla kaplayan, dev, bölünmez, tek bir varlık, “Yaşam öncesi” dedikleri akışkan bir hücre azmanı olduğu kanısındayken; astronom ve fizikçiler olağan üstü evrimleşmiş organik bir yapı olması gerektiğini öne sürüyorlardı.

Diğer bir deyişle okyanus, yeryüzündeki organizmaların tersine yüz milyonlarca yılı – akıl sahibi türlerin ilk temsilcilerinin ortaya çıkışıyla sonuçlanacak biçimde – çevreye uyum göstermek için harcamamış, onun yerine dosdoğru çevreye egemen olmuştu.

Bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabii, ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.

İnsan sever ve şövalye ruhluyuz: Başka soyları köleleştirmek değil niyetimiz, onlara kendi değerlerimizi miras bırakmak, karşılığında da onların mirasını devralmak istiyoruz. Kutsal İletişim’in Savaşçıları sayıyoruz kendimizi. Bu da başka bir yalan! Yalnızca İnsan’ı arıyoruz biz, başka dünyalara gereksinimimiz yok. Ayna gerek bize. Başka dünyaları ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Tek bir dünya kendi dünyamız, yetiyor bize. Ama olduğu gibi de kabul edemiyoruz onu.

İnsanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar bulmak için yola düşmüştü ama, karanlık geçitlerle gizli bölmelerden oluşan kendi öz labirentini tanımamış, kendi mühürlediği kapıların ardında neler yattığını bulup çıkaramamıştı.

Yetkin olmayışı onu yaratan insanların doğru sözlülüğünden gelen bir Tanrı’dan söz etmiyorum, yetkin olmayışı özsel niteliği olan bir Tanrı’dan söz ediyorum: Tüm bilirliliğinde ve gücünde sınırlı, yanılabilir, edimlerinin sonucunu önceden göremeyen, dehşet uyandıran şeyler yaratan bir Tanrı…Hasta bir Tanrı, tutkuları güçlerini aşan ve bunu da hemen sezemeyen bir Tanrı. Saatleri yaratan ama saatlerin ölçtüğü zamanı yaratamayan bir Tanrı. O Tanrı ki özel amaçlara yarayan dizgeleri, düzenekleri yaratmış, ama bu araçlar artık amaçlarını aşmış, amaçlarına ihanet etmiş. O Tanrı ki ilksizliği sonsuzluğu yaratmış, onunla kendi gücünü ölçmeyi ummuş ama, ilksizlik sonsuzluk şimdi onun sonu gelmez bozgununun ölçüsü olmuş.

Doğru anlıyorsam eğer ki, korkarım anlıyorum, evrimleşen bir Tanrı senin düşündüğün; zamanın akışı içinde gelişen büyüyen, gücü durmadan artan, ama yine de güçsüzlüğünün ayrımında olan bir Tanrı. Senin Tanrı’n için tanrılık, bir ereksizlik durumu gerçekte. Bunun için de karamsarlığa gömülüyor. Ama o karamsar Tanrı, sizin şu insanoğlunuz değil mi, Kelvin?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: