Cesur Yeni Dünya- Aldous Huxley

Bokanovski: 96 Embriyo

Mutluluk ve erdemin sırrıdır, yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırılmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.

Kır çiçekleri ve manzara seyretmenin önemli bir kusuru var; bedavalar, diye açıkladı. Doğa sevgisiyle fabrikalar çalışmaz.

Ama sözsüz şartlandırma kaba ve toptancıdır; daha ince ayrımları sağlayamaz, daha karmaşık davranış biçimlerini benimsetemez. Bunun için sözlere ihtiyaç vardır, ama mantıksız sözlere. Kısacası, hipnopedyaya.

Soma, hıristiyanlık ve alkolün bütün avantajlarına sahipti, ama yan etkilerini taşımıyordu.

Herkes herkese aittir.

Alay edildiğinde kendini dışlanmış hissediyordu; dışlanmış hissedince de öyle davranıyordu ki; bu da kendisine karşı önyargıyı besliyor ve fiziksel kusurlarının yol açtığı kin ve saldırganlığı büyütüyordu. Sürekli bir önemsenmeme korkusu eşitlerinden kaçmasına, astları söz konusu olunca da rütbesi konusunda tedirgin olmasına yol açıyordu.

Eğer doğru kullanırsan sözcükler X ışınlarına dönüşebilirler, her şeyi delip geçerler. Okursun ve delirirsin.

Ayrıktı ve günahlarının diyeti ödenmemişti, diğerleri Yüce Varlık’la bütünleşirken bile böyleydi; Morgana kendisine sarıldığında da yalnızdı; çok daha yalnız, aslında hayatında daha önce hiç olmadığı kadar çaresizce kendisiydi.

Yaşamının amacının, mutluluğun sürekli kılınması değil, bilincin yoğunlaştırılması ve arınması, bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirdi insanları.

Bu iğrenç böğürtüyle – sanki ölüm korkunç bir şeymişcesine- bütün ölüm şartlandırmalarını mahvediyordu.

Optimum toplum, dedi Mustafa Mond, buzdağı örneğine göre kurulur; dokuzda sekizi su seviyesinin altında, dokuzda biri üstünde.

Emekçilerin kendi menfaatleri için; onlara fazla boş zaman ıstırabı çektirmek zalimlikten başka bir şey olmaz. Tarımda da böyle bu. İstersek her türü sentetik olarak üretebiliriz. Ama üretmiyoruz. Nüfusun üçte birini tarlada tutmayı yeğliyoruz.

Üstelik istikrarı da düşünmek zorundayız. Değişmek istemiyoruz. Her değişim, istikrar için bir tehdit unsurudur… Salt bilinç konusunda yapılan her buluş, yıkıcılık potansiyeli taşır; bazen her bilim dalına olası bir düşman muamelesi yapmak gerekir.

Mutlulukla uyuşmayan tek şey sanat değil, bilim de uyuşmuyor. Bilim tehlikelidir, büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız.

Bedelsiz hiçbir şey yoktur. Mutluluğun bedelinin ödenmesi gerekir. Siz bu bedeli ödüyorsunuz Bay Watson; ödüyorsunuz, çünkü güzellikle fazla ilgileniyorsunuz. Ben de gerçekle fazla ilgilenmiştim; ben de bedelini ödedim.

Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse; biz de o kadar kendimize aitiz. Kendimizi biz yaratmadık, kendimizden üstün olamayız. Bizler kendimizin efendileri değiliz. Biz Tanrı’ya aitiz.

Genç olanlar ve refah içinde yaşayanlar böyle düşünebilirler; çünkü kimseye bağımlı olmamayı, görünmeyen hiçbir şeyi düşünmek zorunda olmamayı, sürekli bir şeyleri kabullenmenin sıkıcılığından, sürekli dua etmekten ve başkalarının iradelerini etkileyişlerinin sorumluluğundan muaf olmayı kendi tarzları sayarlar. Ancak zaman geçtikçe onlar da bütün insanlar gibi, bağımsızlığın insanlara özgü bir şey olmadığını – bunun doğal bir durum olmadığını- bir süre idare edebileceğini, ama bizi güven içinde sona taşımayacağını anlarlar…

Yaşları ilerledikçe insanları dine yönelten şeyin ölüm ve ölümden sonraki şeylerin korkusu olduğunu söylerler… Böyle korku ve düşüncelerden apayrı olarak, dini duygular biz yaşlandıkça gelişme eğilimi gösterirler, çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha rahat işler hale gelir.

Tanrı kendini yokluk şeklinde gösteriyor, sanki hiç yokmuş gibi.

İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inanmaya şartlandırılmıştır. İnsanın kötü nedenlerle inandığı şeyler için başka kötü nedenler bulmak, işte felsefe budur.

Gözyaşlarından arındırılmış Hıristiyanlık; işte soma bu.

Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum. Aslında dedi Mustafa Mond, siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: