Frankenstein (Modern Prometheus)- Mary Shelley

Ah, Frankenstein, başka herkese hakkaniyetli davranıp, bir tek bana adalet göstermek, hatta şefkat ve merhamet sunmakla yükümlü olduğun bana karşı böyle insafsız olma. Unutma ben senin mahlukunum; senin Adem’in olmalıyım, fakat ben aslında cennetten kovulan o meleğim, hiçbir günahı yokken mutluluktan alıkoyduğun. Her yerde saadet görüyorum, bir tek ben, kesin ve değiştirilemez bir şekilde, saadetten men ediliyorum. İyilik ve hayırseverlik duyguları ile doluydum; acılar beni bir canavar yaptı. Beni mutlu kıl, yeniden doğru yola gireyim.

Bilgi nasıl da tuhaf bir şey! Zihni bir kez ele geçirdi mi, kayalara tutunan yosunlar gibi, orada yapışıp kalıyor. Zaman zaman bütün düşüncelerimden, bütün duygularımdan silkinip kurtulmayı diledim; fakat anladım ki, acıya galip gelmenin tek bir yolu vardı, o da ölüm: Beni korkutan, fakat anlayamadığım bir şey.

Kızına kendi dininin ilkelerini öğretmiş; zeka ve bilginin gücü, özgür bir ruha sahip olmanın önemi gibi, Müslüman kadınlara yasaklanmış değerler aşılamıştı.

Benden başka her şey huzur ve mutluluk içindeydi, ben, tıpkı şeytan gibi, cehennemi içimde taşıyordum…

Yapayalnız ve mutsuzum, insanlar ilişki kurmuyor; fakat benim gibi çirkin ve benim kadar korkunç biri kendisini benden esirgemeyecektir. Hayat yoldaşım benim türümden olmalı ve aynı kusurları taşımalı. Bu varlığı yaratmak zorundasın.

Ama ben bu aşağılık durumun esiri olmayacağım. Felaketlerimin intikamını alacağım; madem sevgi uyandıramıyorum, dehşet saçacağım; özellikle de sana baş düşmanım.

Eğer tek bir varlık bana iyi duygular besleseydi, ona yüzlerce ve binlerce misliyle karşılık verirdim; o bir tek varlığın aşkına tüm insanlıkla barışırdım.

Hayatta hiçbir bağım ve hiçbir yakınım olmazsa nasibim nefret ve günah olacaktır; oysa bir başkasına duyduğum sevgi, suçlarımın nedenini ortadan kaldıracak…

Günahlarım nefret ettiğim zoraki yalnızlığımın tohumudur, bir eşitimle hayatımı paylaşınca erdemlerim kendiliğinden yüzeye çıkacaktır.

Clerval’ın sevinci benimkinden kat kat fazlaydı; zeki insanlarla ahbaplık edince zihninin sınırları genişliyor, kendisinden düşük seviyedeki kişilerin arasındayken düşündüğünden çok daha geniş bir yetenek ve birikime sahip olduğunu keşfediyordu.

Sen yaratıcımsın, ama ben efendinim; itaat et!

Ah! Bahtsız insanın tevekkül göstermesi mümkündür, ama suçlu biri için asla huzur yoktur. Pişmanlığın azabı, en şiddetli acılarda dahi bazen bulunabilen bu teselliyi de zehirler.

… Çünkü insanlara faydalı olabilecek yeteneklerimi yararsız sıkıntılar yüzünden bir kenara atmanın büyük bir suç olacağına inanıyordum.

Renkli bir hayal gücüm vardı, ama çözümleme ve kavrama yeteneklerim de güçlüydü; bu özelliklerin bir araya gelmesiyle bir insan yaratmak fikrine kapıldım ve bunu gerçekleştirdim.

Ona duyduğumuz sevgi mutlaka başkalarından daha mükemmel olmalarına dayanmasa da, çocuklukta kurduğumuz dostlukların sonradan edinilmiş arkadaşlıklarda kolay kolay bulamayacağımız bir tılsımı vardır. Onlar sonraları ne kadar değişime uğrasa da hiçbir zaman tamamen yitirmediğimiz çocukluk huylarımızı bilirler; davranışlarımızın altında yatan gerçek nedenleri herkesten daha iyi kestirirler. Kardeşler arasında, tabii eğer daha önce böyle şeyler yaşanmamışsa, karşıdakinin yalan söylediğinden veya hilekarca davrandığından kuşkulanmak akla bile gelmez, oysa bir başka arkadaşa, aradaki bağ ne kadar güçlü olursa olsun, elde olmadan şüpheyle yaklaşılabilir. Benim dostlarım sadece kan bağı ya da alışkanlık gereği değil, buna layık oldukları için gönülden sevdiğim dostlardı.

Çılgınca bir coşku nöbetine kapılıp düşünen bir varlık yarattım ve gücüm yettiğince mutluluğunu ve selametini sağlamak ona karşı borcumdu. Bu benim görevimdi; ama bundan çok daha önemli bir görevim daha vardı. insan kardeşlerime karşı görevlerim benim için daha ağır bastı.

Kendimi ölümcül bir eziyete hazırladığımı biliyordum; ne var ki, nefret ettiğim, ama karşı koyamadığım bir duygunun kölesiydim, ben onu değil o beni yönetiyordu.

Öleceğim. Beni şu anda tüketen acıları artık hissetmeyeceğim; artık hiç dinmeyen karşılıksız kalmaya mahkum isteklerin kurbanı olmayacağım.

Sanchovari konuşmak gerekirse, her şeyin bir başı vardır ve bu başlangıç daha önceden gerçekleşmiş bir şeyle bağlantılı olacaktır… Alçakgönüllülükle itiraf etmek gerekir ki, yaratma işi, hiçliğin değil, kargaşanın içinden bir şeyler bulup çıkarmaya dayanır. Her şeyden önce elinizde malzeme olması gerekir; yaratıcılık karanlık ve şekilsiz bir maddeyi biçimlendirebilir ama maddenin kendisini vücuda getiremez… Yaratıcılık, bir konuda gizli olan olasılıklara hakim olabilmek yeteneğinde ve onun uyandırdığı düşünceleri çekip çevirebilmek becerisinde yatar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: