Göğü Delen Adam- Erich Scheurmann

Bize, ışığı getireceğinize inandırmıştınız; oysa sizin niyetiniz bizi de kendi karanlığınıza çekmekti.

İnsanları kendilerinden koparan, düzmeceliğe ve doğaldışılığa sürükleyen Avrupa kültürünün değerinin nerede yattığını bir türlü anlayamıyordu.

Ama yine de bir kız ne kadar çok kapanırsa o kadar iyi karşılanır ve herkes onun edepli olduğunu düşünür.

Papalagi (Samoa dili): Göğü delen adam

İşte böylece, Papalagi’nin bedeninin neden mutluluğun renginden mahrum kaldığı, böyle beyaz ve soluk olduğu anlaşılmış oluyor.

Beyaz adam budala ve kördür. Gerçek mutluluğa karşı sağırdır ve bu utancını gizlemek için kat kat örtünmesi gerekir.

Sanki yalnızca taş bir duvar değil de, Mano, Apolima ve Savaii gibi birçok deniz ayırır onları. Çok zaman birbirlerinin adlarını bile bilmezler. Giriş deliğinde karşılaştıklarında ya isteksizce selamlaşırlar, ya da düşman böcekler gibi mırıldanırlar. Gören de bir arada yaşamak zorunda kaldıkları için hiddetlendiklerini sanır.

O, kendine özgü fikirleri olan bir yaratıktır. Hiçbir anlamı olmayan, onu hasta eden pek çok şeyi yapar; üstelik bununla da yetinmeyip bir de bunları ödüllendirir, üstüne maniler düzer.

Ama biz güneşin ve ışığın özgür çocukları, Büyük Ruh’a sadık kalmalı, böyle taşlarla onun kalbini kırmamalıyız. Yalnız yolunu şaşırmış, hastalıklı ve Tanrı’nın elini elinde hissetmeyen insanlar bu taştan yarıklar arasında güneşten, ışıktan ve yelden yoksun kalarak mutlu olabilirler.

Papalagi’nin gerçek tanrısı yalnızca paradır.

Daha doğar doğmaz para ödemeye başlarsın; öldüğünde de, öldüğün için ailen para ödemek zorunda kalır… Avrupa’da, para vermeden herkesin yararlanabileceği tek bir şey buldum: Hava.

Çok parası olanların hepsi çok çalışmaz. Aslında herkes çalışmadan para kazanmanın yollarını arar.

Günün birinde öyle bir an gelir ki kimsenin onun için çalışmasına gerek kalmaz. Çünkü parası tek başına onun için çalışır.

Herkes kendi zayıflıklarını bildiği için kimse bir diğerine güvenmez. Bu yüzden, parası olan bir adamın gerçekten iyi olup olmadığını bilemezsin.

Birinin her şeyi varken, diğerinin hiçbir şeyi olmamasına izin vermeyen geleneklerimizi sevelim. Sevelim ki, Papalagi gibi, kardeşi yanı başında keder ve acı içindeyken mutlu ve neşeli olmayalım.

Oysa zaman sessiz ve uysaldır, huzur ister, güneşin altında döşeğine uzanıp yatmak ister.

Papalagi’nin son derece kendine has ve karışık bir düşünce tarzı vardır. Nasıl yaparım da bir şeyi kendim için kullanırım ve bu kullandığımın hakkı da benim olur diye düşünür. Bütün insanların yararını değil, bir tek kişinin yararını düşünür hep. Bu tek kişi de kendisidir.

Bizim dilimizde Lau, benim demektir, ama aynı zamanda da senin demektir.

Tanrıyı gücendirmek, onun her şeyini almak istemedikleri için ellerinde az şeyi olanlar en iyi Papalagilerdir muhtemelen. Ama bunlardan pek çok bulunmuyor.

Doğru düşünseydi, elimizde sıkı sıkıya tutamadığımız hiçbir şeyin bizim olmadığını bilmesi gerekirdi. Aslında hiçbir şeyi sıkı sıkıya tutamadığımızı da.

Bütün “Benim”‘leri nasıl da başına bela olur, onunla alay eder ve şöyle der:”Sen beni Tanrı’dan aldığın için ben de sana eziyet ediyorum, acı çektiriyorum.”

Olan budur işte, Papalagi Tanrı’yı mahveder. Büyük Ruh’un gücünü parçalayıp, kendisi ele geçirmek ister. Ama en büyük olan Tanrı’dır hala. Papalagi’den de, onun makinelerinden de daha güçlü. Hala O karar verir, hepimizin ne zaman öleceğine.

Yani bütün mucizelerin, gizli de olsa, kusursuz olmayan bir yanı vardır. Koruyucuya ve çalıştırıcıya gereksinim duymayan tek bir makina bile yoktur. Hepsinin içinde bir bela saklıdır. Çalışırken, her şeyin içinde varolan, ellerimizle yarattığımız sevgiyi indirir midesine.

Bir köyden atla geçsem, çok daha hızlı giderim, ama yürürken çevrede olup biten her şeyi görürüm, dostlarım kulübelerinden seslenirler bana… Papalagi, yaşamı boyunca durup dinlenmeksizin koşuşturur durur. Yürümeyi adım atmayı unutur, aramadan gelip bizi buluveren hedeflere doğru ilerlemenin mutluluğunu tadamaz.

İnsan yalnızca el, yalnızca ayak ya da kafa değildir; bunların hepsi bir bütündür. El, ayak ve kafa bir arada olmak ister. İnsanın yüreği, ancak bütün organları ve duyuları bir arada hareket ediyorsa sağlıklı, mutlu olabilir; yoksa bir bölümü canlı diğer bölümleri ölüyse asla.

O her zaman, ne yaparsak yapalım mağrur ve dik olmamızı ister, gözleri gülen, organları çalışan birer insan gibi.

Evet, özellikle kötü ve acı verici olaylar, iyi olaylara göre çok daha ayrıntılı anlatılır; hem de tek bir noktası bile atlanmamacasına…

Ama kutlanan bir şenliği, yas tutulan bir acıyı kendi gözlerinizle görmeyip; başkasının ağzından anlatıldığı gibi öğrenince her zaman bir şeyler eksik kalır.

Gazete bütün insanları tek bir kafa haline getirmeye çalışır. Benim kafama, benim düşünceme karşı savaşır. Tüm insanların kafasını ve düşüncesini ele geçirmeye çalışır.

Yalancı yaşamlar mekanı ve bir sürü Papalagi’yi bugün hakettiği yere getirmiştir. Gerçek olmayanı sevip gerçek olanı ayırt edemez olmuştur.

Demek ki salt görmek yetmiyor, bilmek de lazım.

Ama hele bir sormak gerek, acaba pek düşünmeyen mi aptal, yoksa çok fazla düşünen mi?

Düşünceleri, duyularına düşman olan bir insandır o. İki parçaya bölünmüş bir insan.

Sanırsın, insanları çok düşünmeye mecbur kılan bir buyruk vardır. Hem de bir Tanrı buyruğu… Bu şaşmaz bir deneyimdir, çünkü düşünmek tez yaşlandırır, insanı tez çirkinleştirir.

Böylesine düşünmek, kapalı gözle güneşi görmeye çalışmak kadar boşunadır. Hiçbir yere götürmez adamı. Yürüdüğümüz bu yolun, başını sonunu düşünmek de öyle. Bunu deneyenler bilirler.

Ama çokları kafalarına, en ufak bir boşluk kalmamacasına, ışığın zerresi bile içeri sızmamacasına düşünce yüklerler. Bunun adına “Ruhu eğitmek”, sonuçta ortaya çıkan çılgınlığa da “Eğitim” derler.

O bize Tanrı’nın sözünü getirdi. Doğru ama kendisi Tanrı’nın sözünü, öğretisini anlamamış. Ağzıyla anlamış, kafasıyla anlamış ama bedeniyle değil. Bu ışık içine işlememiş ki, dışına yansısın, gittiği yerde her şey yüreğinin ışığıyla aydınlansın. Sevgi de denebilir bu ışığa.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: