Fahrenheit 451- Ray Douglas Bradbury

Yaklaşık 232,7 santigrat dereceye karşılık gelen, kağıdın tutuşma sıcaklığıdır.

Dünyanın en güzel poleni olan ve insanda edebi allerji yaratan kitap tozu…

Tıpkı Melville’in kahramanı gibi, çılgınlığın çılgınlaştırdığı biriydim. Durmamın imkanı yoktu. Ben Fahrenheit 451’i yazmadım, o beni yazdı.

Geriye, sadece benim itfaiye şefim Beatty’nin 1953’te kitabımın yarısına doğru yaptığı kehanetten bahsetmek kalıyor. Kitapların kibrit veya ateş olmadan da yakılabilmesiyle ilgiliydi. Çünkü, eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi?

Clarisse’nin yüzü nasıl da aynaya benziyordu. Olanaksız, sizin ışığınızı size yansıtan kaç kişi tanırsınız? Bir benzetme aradı ve Montag kendi işinden buldu; insanlar daha çok bir meşaleye benziyorlardı; birileri üşeyinceye kadar yanarlardı.

İlk kez anladım ki bütün kitapların arkasında bir insan vardı. Herbirini bir insan düşünüp yaratmıştı.

Herkese daha çok spor, topluluk ruhu, eğlence düşüyor ve düşünmen gerekmiyor değil mi? Kitaplarda daha çok karikatür. Daha çok resim. Beyin çok daha az içer.

Pazarın büyüdükçe Montag, daha az anlaşmazlığı kontrol altına alman gerekir, bunu unutma! Tüm küçük azınlıklar özleri ile birlikte iyi muhafaza edilmelidir… Kitaplar, kahrolasıca kendini beğenmiş eleştirmenlere göre bulaşık suyuna benzemişti… Devletten tepeden inme bir şekilde gelmedi bunlar. Ne baskı, ne uyarı, ne sansür başlangıçta hiçbiri yoktu, hayır. Bu oyunu, teknoloji, kitlelerin sömürüsü, azınlıkların baskısı devam ettirdi.

Okullardan araştırmacılar, eleştirmenler, bilginler ve simgesel yaratıcılar yerine; koşucular, atlamacılar, yarışçılar, aylaklar, açgözler, kapkaççılar, uçucular, yüzücüler çıkınca entellektüel sözcüğü de hak ettiği üzere bir küfür haline geldi. Her zaman bilinmeyenden korkarsınız… Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Hiç de anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgür doğmamıştır, herkes eşit yapılır. Her insan bir diğerinin sureti olunca herkes mutlu olur, ortada çekinilecek, korkulacak, herkesin kendisini yargılamasına yol açacak dağlar yoktur.

Bireyler üzerine anılarla tartışmayalım. Unut onları. Hepsini yak, her şeyi yak. Ateş parlaktır, ateş temizdir.

Okulda yapmaya çalıştığınız birçok şeyi ev çevresi bozabilir. İşte bu nedenle, anaokulu yaşını her yıl biraz daha düşürdük, şimdi neredeyse beşikten alacağız.

O bir şeyin nasıl yapıldığını değil, niçin yapıldığını bilmek istiyordu. Bu sıkıntı verici olabilir. Birçok şeye niçin diye sorarsın, eğer sürdürürsen gerçekten çok mutsuz olursun.

Bir evi çivisiz ve ahşapsız inşa edemezsin. Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme, birini ver. Daha da iyisi hiç verme. Bırak savaş diye bir şeyin var olduğunu unutsun. Eğer devlet yetersizse, havaleliyse ve vergi delisiyse insanların devlet üzerine endişelenmesindense bırak böyle olsun… Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle gerçekten zeki hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar, çünkü bu tür olaylar değişmezler. Olayların bağlantılarını kurmaları için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme.

Uzun zaman önce olayların ne yöne gittiğini görmüştüm. Hiçbir şey söylemedim. Hiç kimsenin suçluları dinlemeyeceği zamanda ben her şeyi çekinmeden yüksek sesle söyleyebilecek suçsuz insanlardan biriydim, fakat ben de sustum ve kendim de suçlu durumuna düştüm.

Kimse artık dinlemiyor. Duvarlarla konuşamıyorum, çünkü bana bağırıyorlar. Karımla konuşamıyorum, çünkü o duvarları dinliyor. Sadece söylemek zorunda olduğum şeyleri dinleyecek birini istiyorum.

Kitaplar bir tür depo gibidir ve biz onlarda unutacağımızdan korktuğumuz şeyleri saklarız. İçlerinde büyülü bir şey yoktur. Büyü sadece o kitapların anlattıklarındadır.

İyi yazarlar yaşama sık sık dokunurlar. Ortalama yazarlar üstüne hafifçe dokunup geçerler. Kötü olanlar ona tecavüz edip, leşini sineklere bırakır.

… Kitaplar bize yardımcı olacak mı? Eğer üçüne gerekli olan şey bize verilebilirse: Bir, söylediğim gibi bilginin niteliği. İki, onu hazmedebilmek için gerekli zaman ve üç; ilk ikisinin birbirini etkilemesinden öğrendiklerimize dayanan edimlerde bulunabilme hakkı.

Bu da ölmenin iyi yanlarından biri, eğer kaybedecek bir şeyin yoksa, istediğin riske girebilirsin.

Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir.

Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer.

Hadi politikadan konuşalım… Geçen seçimlerde herkes gibi başkan Noble’a oy verdim. Bence gelmiş geçmiş başkanlar içinde en yakışıklı olanı. Ah ya ona karşı sürülen adam! Ufak tefek ve gösterişsiz, sık sık traş olmuyor ya da saçlarını düzgün taramıyordu. Onu yarıştan dışarı iten şeyler neydi? Küçücük kısa bir adamı öyle uzun boylu bir adamla yarıştıramazsınız.

Gördünüz mü? Biliyordum, kanıtlamak istediğim de buydu! Bunun olacağını biliyordum! Hep söylerim şiir ve gözyaşları, şiir ve intihar, ağlamak ve feci duygular, şiir ve hastalık, bütün bunlar duygusallık!

Merhamet, Montag merhamet. Onlarla çekişip dırdır etme, biraz önceye kadar sen de onlardan biriydin. Sonsuza kadar devam edeceklerine o kadar eminler ki. Fakat edemeyecekler, bunun uzayda güzel bir ateş meydana getiren bir meteor olduğunu, fakat eninde sonunda bir gün çarpacağını bilmiyorlar. Onlar sadece alevi, senin de önceden gördüğün gibi, sadece güzel ateşi görüyorlar.

Korkma. Hatalardan yararlanılabilir. Bayım genç olduğum zamanlar, bilgisizliğimi insanların yüzüne vurdum. Beni sopalarla dövdüler. O zamanlar kırkımdaydım ve kör aletim benim için iyi bir keskinliğe ulaşıncaya kadar bilendi. Eğer bilgisizliğini saklarsan kimse sana vuramaz, ama hiçbir zaman öğrenemezsin.

Ateşin gerçek güzelliği onun sorumluluk ve sonuçları yok etmesindedir.

Eğer bir çözüm yoksa, o zaman bir sorun da yok demekti. Ateş her sorun için en iyi çareydi.

Neyse ki doğru şeyler için aptallık yaptın.

Ateşin alabildiği gibi verebileceğini de hayatında hiç düşünmemişti.

Hepimiz doğru türden yanlışlar yaptık, yoksa burada olmazdık.

Fakat insanları dinlemeye zorlayamazsın. Kendiliklerinden ne olduğunu, neden dünyanın altlarından kaydığını merak ederek gelip dinlemeleri gerek. Bu çok süremez.

Fakat insanlığın en harikulade şeyi bu, hiçbir zaman, her şeyi yeniden yapmasını engelleyecek kadar cesaretsizliğe veya iğrentiye kapılmaması çünkü yaptığı işin ne kadar önemli ve yapmaya değer olduğunu bilir.

Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zaman ki halini değiştiren bir şey yapmış olasın.

Her şeyin bir mevsimi vardı. Evet. Yıkmanın bir zamanı ve yeniden yapmanın bir zamanı. Evet. Susmanın bir zamanı ve konuşmanın bir zamanı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: