Doktor Moreau’nun Adası- Herbert George Wells

Ahlak eğitimi dediğimiz şeyin büyük bir bölümü aslında içgüdünün yapay bir biçimde değiştirilmesi ve saptırılmasından başka bir şey değildi; eğitimle hırçınlık gözüpek özveriye, bastırılmış cinsellik de dinsel duygulara dönüştürülebiliyordu.

Görülebilen ya da işitilebilen acı seni bu kadar hasta ediyorsa, kendi acıların seni yönlendiriyorsa, günahla ilgili düşündüklerinin temelinde acı yatıyorsa, demek istediğim, bir hayvanın hissettiğini pek o kadar karışık olmayan bir biçimde düşünen bir hayvansın… Bu küçük gezegen dışında, bu kozmik toz zerresi dışında, daha en yakın yıldıza erişmeden, çoktan görünmez olabilir demem o ki, belki de bu acı denen şey başka hiçbir yerde meydana gelmiyordur.

Sonra insanlar, onlar da giderek daha akıllı oldukça kendi esenliklerini daha akıllıca gözetecekler ve kendilerini tehlikeden uzak tutmaya yarayan dürtülere daha az gerek duyacaklardır. Bugüne kadar yararsız tek bir şey görmedim ki, eninde sonunda evrimle yok olup gitmemiş olsun. Sen gördün mü? Acı da gittikçe gereksizleşiyor.

Başkasının acısı karşısında duyduğun acı- bu konuda bütün bildiğim, yıllar önce çekmiş olduğum bir acı olması. Ben, canlı bir formun biçimlendirilebilirliğinin son sınırını bulmak istiyordum. Tek isteğim buydu.

… yaptığım her işte üstesinden gelemediğim, beni tatmin etmeyen, daha fazla çaba harcamaya zorlayan bir şey var. Kimi zaman kendimi aşıyorum, bazen de kendimin gerisinde kalıyorum ama düşlediklerimi hiçbir zaman tam olarak başaramıyorum.

Anlamadığı bir söz söyleyecek olsam, buna övgüler yağdırarak bir daha söylememi istiyor, sonra da ezberleyerek Hayvan Halkı’nın daha uysal olanlarına yanlış yunluş tekrarlayıp duruyordu. Açık ve anlaşılır olanı hiçe sayıyordu. Sırf onun kullanması için bir takım çok tuhaf “büyük düşünler” icat etmiştim. Şimdi onun hayatta gördüğüm en sersem yaratık olduğunu düşünüyorum; insana özgü aptallığı, maymunun doğal salaklığını zerre kadar kaybetmeden harikulade bir biçimde geliştirmişti.

Bir zamanlar düzgün ve hatasız konuşulan bir dilin kendini salıverip gevşeyeceği, biçimsizleşip anlamsızlaşacağı, yeniden ses öbeklerine dönüşeceği kimin aklına gelirdi ki?

Korkunun bir hastalık olduğunu söylerler ya, bu sözün doğruluğuna kalıbımı basabilirim…

Kendimi karşılaştığım kadınlar ve erkeklerin de, yarım yamalak da olsa insan ruhunun dışa vuran görüntüsüne bürünmüş, insan kılığında hayvanlar olmadıklarına, birazdan asıllarına dönüşmeye, hayvansı belirtiler göstermeye başlamayacaklarına inandıramıyordum.

İşte o zaman çevremdeki insan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum; ama hiçbirinde aklı başında bir insanın o sakin özgüveni yok. Sanki o hayvansılık içlerinde boy atıyormuş, adalılarda ki o aslına dönüş çok geçmeden hem de daha büyük ölçüde yeni baştan sahneye çıkacakmış gibi geliyor bana. Bunun bir yanılsama olduğunu, çevremde gördüğüm kadınlar ve erkeklerin gerçek birer kadın ve erkek olduklarını, her zaman da öyle kalacaklarını, içgüdüye yenik düşmeyen, insanca istekleri ve can alıcı kaygıları olan, son derece aklı başında yaratıklar olduklarını, hiçbir hayal ürünü Yasa’nın kölesi olmadıklarını, Hayvan Halkı’ndan tümüyle farklı olduklarını bilmiyor değilim.

Bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: