Bütün Eserleri- Edgar Allan Poe

Bu kitabı düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum. (Eureka- E.A. Poe)

Bir takım kötü ve tehlikeli eylemlerin ardında uygun, akla yatkın bir gerekçe bulmanın olanaksızlığı, bizi onların şeytan tarafından verilen tavsiyelerin sonucu olduklarına inanmaya itebilirdi, eğer deneyim ve tarih bize Tanrı’nın bu eylemlerden çoğu kez düzeni sağlamak ve kötüleri cezalandırmakta faydalandırdığını göstermeseydi…

Hem bazı şeyler öyle komiktir ki insan ya gülmeli, ya da ölmelidir. Ölerek gülmek görkemli ölümlerin en görkemlisi olsa gerek. ( Randevu/ Vizyoner)

Ruhumu binbir türlü belirsiz ve ağlatıcı hayal ele geçirmişti- ve intihar etmek bile geçti aklımdan-; ama apaçık ve hazır olanı reddedip uzaktaki ve belirsiz olanı yeğlemek insan doğasının sapkınlığının bir özelliğidir. (Nefesini Yitirmek)

Tanrılar serserilerde nefret ettikleri şeyleri kralların yapmasına izin verir, aldırmazlar. ( Buckhurst’in Ferrex ve Porrex Tragedyası)

Onun adı Davy Jones’tur! diye haykırır, Tarpaulin… Yine de meclisimize böylesine saygısızca dalmanın bedeli olarak san ve arkadaşına birer galon Black Strap içirmeyi – bir yudumda- krallığımızın refahı şerefine – dizlerinizin üstünde- uygun buluyoruz. ( Veba Kralı)

Güzellikleri Yunan, biçimsizlikleri Mısır, yarattıkları, tüm etki Fransız tarzıydı. ( Dük De L’Omelette)

İnanın bana, hiç kimse, ne kadar büyük bir dahi olursa olsun, güzel bir kalemle – anlıyor musunuz beni- iyi bir makale yazmamıştır. Elyazısı bir taslak okunabiliyorsa kesinlikle okumaya değmez.

” Yaşayan Ölü” mükemmeldi… – Canı bedeninden çıkmadan mezara gömülen bir adamın hislerinin anlatımıydı- zevk, dehşet, duygu, metafizik ve bilgi doluydu. Yazarın bir mezarda doğup büyüdüğüne inanası geliyordu insanın. Sonra ” Bir Afyonkeşin İtirafları” vardı, güzeldi çok güzeldi. Görkemli bir hayal gücü- derin felsefe, zekice spekülasyonlar- ateşli ve öfkeliydi, üstüne tadımlık bir anlaşılmazlık da serpiştirilmişti. Palavralarla dolu iyi bir çalışmaydı ve millet zevkle yalayıp yuttu… Ve sonra “Ölmüş Bir Doktorun Günlüğü” vardı, ki bunun değeri yazarın uygun şekilde yüksekten atıp tutmasından ve önemsiz, anlaşılmaz laflar etmesinden geliyordu. Halk bu ikisine de bayılır… Günün birinde boğulacak ya da asılacak olursanız hislerinizi kaydetmeyi unutmayın.

İlk yapmanız gereken eşine benzerine rastlanmamış bir belaya çatmak… Gerçi yazınızın yaşanmış olaylara dayanmasını tercih ederim. Hiçbir şey hayal gücünü konuyla ilgili deneysel bilgi kadar destekleyemez. ” Gerçek tuhaftır” bilirsiniz, ” kurgudan daha tuhaftır” – hem amacımıza da daha uygundur. ( Bir Blackwood Makalesi Nasıl Yazılır)

Bilgililerse artık zihinlerini- ruhlarını- korkuları yatıştırmak ya da sevdikleri teoriyi savunmak gibi konularla meşgul etmiyordu. Doğru görüşler arıyorlardı. Kusursuz bilgi için yanıp tutuşuyorlardı. Gerçek, gücünün saflığıyla ve müthiş görkemiyle ayağa kalktı ve bilgeler önünde eğilip ona taptı. (Eiros’la Charmion’un Konuşması)

Bu sisin üstünde muhteşem bir gökkuşağı vardı. Müslümanların Zaman’la sonsuzluk arasındaki tek yol dedikleri o dar ve sallanan köprüye benziyordu. ( Girdaba İniş)

Analitik olarak tanımlanan zihinsel yetilerin kendileri analize pek açık değildir, bunları sadece etkileriyle değerlendirebiliriz. Bu yetiler hakkında bilmediğimiz şeylerden biri de kendilerine sahip olan kişi için, eğer güçlüyseler son derece büyük bir haz kaynağı olduklarıdır… Satrançta dikkatin bir an bile dağılması zarar görmekle ya da yenilgiyle sonuçlanır. Olası hamleler sadece çok sayıda değil, aynı zamanda karmaşık olduğundan bu türden hatalar yapma olasılığı katlanır. On oyundan dokuzunda kazanan deha değil dikkattir. Damada ise tam tersine hamleler eşsizdir ve varyasyonlar azdır, bu yüzden dikkatsizlik etme olasılığı azalır. Dikkatin önemi azaldığından kazananı belirleyen faktör zeka olur.

Whist oyununun hesaplama gücü adı verilen şeye etkisinin büyük olduğu uzun süredir bilinmektedir. Son derece zeki insanlar bu oyundan anlaşılmaz bir haz alırken satrancı önemsiz bulur. Analiz yetisinin kullanılmasını Whist oyunundan fazla gerektiren hiçbir şey yoktur şüphesiz. Dünyanın en iyi satranç oyuncusu sadece bir satranç oyuncusu olmaktan öteye gidemeyebilir ama Whist oyununda başarılı olan kişi zihinsel çarpışmalar için gerekli, çok daha önemli yetilere sahip demektir. Başarılı olmak derken kurallar çerçevesinde avantaj sağlamak için kullanılabilecek tüm kaynakları görebilmeyi, oyunda bu şekilde kusursuzlaşmayı kastediyorum.

Whist oyunu: 19.yüz yılda çok yaygın oynanan İngiliz kökenli, 4 kişiyle ve eşli olarak oynanan kozlu bir iskambil oyunu. Briç oyununun atası.

Gerçek onu aradığımız vadilerde değil, dağ zirvelerinde bulunur… Aşırı derinlik düşünce kapasitemizi karıştırır ve zayıflatır. Fazla uzun süreli, fazla yoğun ya da fazla direkt bir incelemeyle Venüs’ü bile gökyüzünden silebiliriz.

Rastlantılar, genelde olasılık teorisi hakkında hiçbir şey bilmeyecek şekilde eğitilmiş düşünürler sınıfı için büyük engellerdir. Oysa insanlar araştırmalarının en önemli sonuçlarını bu teoriye borçludur. ( Morgue Sokağı Cinayetleri )

Bu fikir, genelde tüm bitkilerin duygularının olduğuydu. Ama hastalıklı hayal gücü bu fikri cüretkarca geliştirmiş ve belirli koşullarda cansız varlıkları da kapsar hale getirmişti. ( Usher Evinin Çöküşü)

Hoş seslerden alınan hazzı onları yaratma kapasitesi ile karıştırır. Müzik yeteneği de diğer yetenekler gibi, onu takdir edecek bir başkası olmadan da haz verebilir. Diğer yeteneklerle ortak bir yanı da etkilerinin tadına tamamen yalnızken varılabilmesidir.

Karanlık vadileri, gri kayaları, sessizce gülümseyen nehirleri, huzursuz uykularda iç geçiren ormanları ve hepsine tepeden bakan gururlu, uyanık dağları seyrederken- bunları hem ayrı ayrı, hem de devasa bir canlının parçaları olarak görmeye- bayılırım.

Kısacası insanoğlu olarak kendimizi beğenmişliğimiz yüzünden şimdiki ya da gelecekteki kaderimizin evren için, üstünde yer aldığımız ve küçümsediğimiz ve bir ruha sahip olduğunu, sırf bu ruhun işleyişini göremiyoruz diye yadsıdığımız o engin vadi keseğinden daha önemli olduğuna inanmakla çılgınca bir hataya düşüyoruz.

Yalnızlık güzel şeydir, ama insanın kendisine yalnızlığın güzel bir şey olduğunun söylenmesine ihtiyacı vardır. ( Peri Adası)

Birbirimize olan aşkımızın bağırlarımızda yanan ateşi -Manos’un -onu ilk hissettiğimiz sıralarda nasıl da kendimizi kandırır, mutluluğumuzun onun gücüyle daha da artacağını düşünürdük! Ne yazık ki o güçlendikçe kalplerimizdeki, birbirimizi ayıracak olan o habis saatin hızla yaklaşmasının korkusu da arttı. Bu yüzden bir süre sonra sevmek acı verir hale geldi. Birbirimizden nefret etsek daha iyi olurdu.

Ölünce insanoğlunun tanımlanamaz olan şeyleri tanımlamaya ne kadar eğilimli olduğunu fark ettik.

Dağılışımızdan önce, her beş altı yüz yılda bir parlak zeka ortaya çıkıp şimdi hapsedilmiş mantığımıza doğruluğu son derece açık görünen ilkeleri cesurca savunurdu. Bu ilkeler ırkımıza doğal yasaların rehberliğine teslim olmayı öğretmeliydi, onları kontrol etmeye çalışmak yerine.

Bazen şairlerin bilinci- o bilinç ki şimdi tüm bilinçlerin en yücesi olduğunu hissediyoruz; çünkü bizim için en büyük önemi taşıyan gerçeklere, sadece hayal gücüne konuşan, salt mantık içinse hiçbir önem taşımayan benzetmeler aracılığıyla ulaşabilirdi- filozofların belirsiz fikirlerini bir adım öteye götürür ve bilgi ağacı ile onun ölümcül, yasaklanmış meyvesinden bahsaden o mistik meselde, ruhu çocukluk aşamasında olan insanoğlunun henüz bilgiye hazır olmadığına dair bir ima bulurdu.

Doğanın görkemini inkar edemeyen insanoğlu doğanın ögeleri üstünde giderek artan bir kontrole sahip olmaktan çocuksu bir haz almaya başladı. Bunu yaparken kendi hayal gücünün ürünü bir Tanrı, çocuksu bir budalalık onu ele geçirdi. İnsanoğluna, hastalığının kaynağından da tahmin edileceği gibi, sistemler ve soyutlamalar bulaştı. Kendisini genellemelerle sarmaladı. Tuhaf, gözde fikirlerinden biri, evrensel eşitlik fikri yaygınlaştı; ve benzetmeler ve Tanrı kavramı temel alınarak her yerde hüküm sürecek bir demokrasi düzeninin kurulması için çılgınca girişimlerde bulunuldu- yeryüzündeki ve gökyüzündeki her şeye açıkça etki eden tedrici değişim yasalarının yüksek sesli uyarılarına karşın- . Ancak bu kötülük ister istemez temel kötülükten, Bilgi’den doğmuştu. İnsan hem bilip, hem de direnmeyi beceremezdi. (Monos ile Una’nın Konuşması)

Mesela bir romancının oturup kıssadan hisse üzerine kafa yormasına gerek yoktur. O zaten oradadır.- yanıt orada bir yerlerdedir-. Kıssadan hisse ve eleştirmenler kendi başlarının bakabilirler. Zamanı gelince o şahsın “Kadran” da ya da “Down- Easter” da söylemek istediği ve istemediği her şey açığa çıkarılacaktır, söylemek istemesi gereken ve söylemeye çalışıp da beceremediği her şeyle birlikte. Böylece sonuçta her şey açıklığa kavuşturulacaktır.

Ama söylediklerimizin yarattığı etkiler her zaman onlara verdiğimiz değerle orantılı değildir. (Şeytanla Asla Kafan Üstüne Bahse Girme)

Avatar: Hint mitolojisinde bir tanrının dünyada insan ya da hayvan şeklinde bedenlenmesi. (Kızıl Ölümün Maskesi)

G. ve onun salak polisleri böyle bir cinayetin neden ve nasıl işlenmiş olabileceğini hemen anlamışlardı. Kafalarında bir tarz- bir sürü tarz- ve bir güdü- bir sürü güdü- canlandırabiliyorlardı. Bu çok sayıda tarz ve güdüden her birinin gerçek olması mümkün görüldüğü için, birinin mutlaka gerçek olduğunu farz ettiler. Oysa bu farklı olasılıkların akla gelmesindeki kolaylık ve her birinin de akla yakın olması aslında çözümü güçleştirecek bir faktör olarak değerlendirilmeliydi. Bence sıradışı durumlarda insan gerçeği ararken (arıyorsa tabii) kendine ne oldu? Sorusundan çok daha önce olmayan ne oldu? Sorusunu sormalıdır.

Sadece, sadece rastlantılardan bahsettim. Bu konuda yeterince konuştum. Doğaüstüne inanmıyorum. Doğanın ve Tanrı’sının birbirinden farklı olduğunu, düşünebilen hiç kimse inkar edemez. Tanrı’nın doğayı yarattığı ve onu istediği şekilde kontrol edebileceği tartışılmaz bir gerçektir. İstediği zaman dedim çünkü burada asıl mesele mantığın çılgınca varsaydığı gibi güç değil, istektir. Mesele Tanrı’nın kendi koyduğu kuralları değiştiremeyecek olması değildir. Onun doğayı değişikliğe gerek duyulacak şekilde yarattığını düşünmekle, Tanrı’ya hakaret etmiş oluruz. Bu kurallar Gelecek’te gerçekleşebilecek tüm olasılıkları kapsayacak şekilde konulmuştur. Tanrı için her şey Şimdiki Zaman’dadır. ( Marie Roguet’in Sırrı)

İstanbul’un bile bir gün düşeceğini söylerler. (Gözlük)

Ama ne gariptir ki Bay Hanson’un daha önceki karmaşık makinesinden çok daha az ilgi çekti. Çünkü insanlar basit şeylere ilgi duymaz. (Balon Şakası)

Tanrı nedir? O ruh değil, çünkü var. Bildiğin anlamda madde de değil. Ama maddenin çeşitli dereceleri vardır ki, insanoğlu bunları hiç bilmez. Kaba olan ince olanı harekete geçirir, ince olan kaba olanın içine yayılır… Maddeler bu derecelendirmeler içinde giderek seyrelir ve sonunda parçacıksız olan- bölünemez- tek bir maddeye ulaşırız. İşte bu noktada hareketlenme ve yayılma kanunu değişir. Mutlak yani parçacıksız madde sadece her şeyin içine yayılmakla kalmaz, her şeyi harekete geçirir. Yani kendi içinde her şeydir. Bu madde Tanrı’dır. İnsanların düşünce ile ifade etmeye çalıştıkları şey, bu hareketli maddedir. Metafizikçiler bütün eylemlerin hareket ve düşünceye indirgenebileceğine ve hareketin düşünceden kaynaklandığına inanıyor. Evet. Şimdi bu fikrin nerede hatalı olduğunu anlıyorum. Hareket düşüncenin değil zihnin eylemidir. Parçacıksız madde, yani Tanrı hareketsizken zihin dediğimiz şeydir. Parçacıksız maddenin kendini hareket ettirme gücü ( ki etkisinin insandaki karşılığı iradedir) tek oluşundan ve her şeye nüfuz etmesinden gelir… Ama parçacıksız bir maddenin kendi içindeki bir kanun ya da nitelik tarafından harekete geçirilmesi, düşünmektir… İnsanın varlığının bilincinde olduğu maddelerin bir kısmı, derece farkları yüzünden duyuları tarafından algılanmaz.

Tanrı, ruha atfedilen bütün niteliklerle birlikte, maddenin kusursuzlaştırılmış halinden başka bir şey değildir. Yani hareket halindeki parçacıksız maddenin düşünce olduğunu söylüyorsun. Genelde bu hareket evrensel zihnin evrensel düşüncesidir. Düşünceyi bu yaratır. Yaratılan her şey Tanrı’nın düşüncesinden başka bir şey değildir… Evrensel zihin Tanrı’dır. Yani bireysellikler için madde gerekir.

Birleşik olmayan zihin sadece Tanrı’dır. Bireysel düşünen varlıklar yaratmak için tanrısal zihinin bazı kısımlarını insan şekline sokmak gerekiyor. Böylece insan bireyselleşmiş oldu. Birleşik halinden soyutlansa Tanrı olur. Yani parçacıksız maddenin insan şekline sokulmuş kısımlarının hareketleri insanın düşüncesidir, bütünün hareketi ise Tanrı’nın düşüncesidir.

Bu yüzden mutlak hayattaki neredeyse sınırsız algı kapasitesinin sebebi, birbirinden farklı organların bulunmayışıdır.

Mutlak hayattan önce gelişmemiş hayatın yaşanması gerekli olmasa, bu cisimler var olmazdı… Bu yaratıklar ölünce yani metamorfoz geçirince mutlak hayatın- ölümsüzlüğün- tadını çıkarır ve tek bir tanesi dışındaki bütün sırları bilerek, sadece irade gücüyle her şeye etki eder ve her şeyin içinden geçer. Bunlar gök cisimlerinde… uzayın onlar için yaratıldığını sanırız değil, uzayın içinde … yaşar.

İnorganik hayatta ve inorganik maddede, o tek basit kanunun – Tanrısal iradenin- eylemini engelleyecek hiçbir şey yoktur. Bir engel oluşturmak için organik hayat ve organik madde ( karmaşık, çeşitli ve kanunlarla dolu) tasarlandı… Kanun ihlal edilmezse sonuç kusursuzluk, doğruluk, negatif mutluluktur. Kanun ihlal edilirse sonuç kusurluluk, yanlışlık, pozitif acıdır. Organik hayat ve maddenin kanunlarının çokluğu ve karmaşıklığı sayesinde, kanun ihlali bir ölçüde elverişli hale gelir. Böylece inorganik yaşamda olanaksız olan acı, organik hayatta mümkündür… Mutlu olmak için daha önce acı çekmiş olmamız gerekir. Hiç acı çekmeyen hiç mutlu olmaz. ( Hipnoz Altında İfşa)

Aslında gerçek acılar- gerçek ızdıraplar- kalabalıklar değil bireyler tarafından çekilir. (Diri Diri Gömülüş)

Bir dahinin genel özelliklerine sahipti; asosyal duyarlı ve ateşli bir yapısı vardı. ( Uzun Sandık)

Ama iyi kalpli insanlar genellikle iyi konuşmasını beceremezler. Arkadaşlarına yardımcı olmak için çırpınırken türlü türlü gaflar, dil sürçmeleri ya da hatalar yaparlar. Bu yüzden de en iyi niyetlerle gösterdikleri çabalar genellikle durumu daha da kötüleştirir. ( Sen Yaptın)

Her yerleşik kanı muhtemelen saçmadır, çünkü çoğunluğa uydurulmuştur. (Sebastien-Roch Nicolas Chamfort)

Büyük bir cisim, küçük bir cisimden daha zor harekete geçer ve sonuçtaki devinirliği bu güçlüğe yaraşır oranda fazladır; daha akıllı insanlar, diğerlerine göre daha güçlü, daha tutarlı ve daha etkili hareket etmelerine karşın daha zor harekete geçerler ve ilk adımlarında kararsızlardır. (Çalınan Mektup)

Gerçek kurgudan daha tuhaftır. ( Şehrazat’ın 1002. Masalı)

Bu sürenin sonunda tekrar canlanınca büyük eserinin bir tür yapboz tahtasına, yani öfkeden gözü dönmüş yorumcuların, üstünde karşıt tahminler yaptıkları, sorular sordukları ve birbirleriyle didiştikleri bir tür edebi arenaya dönüşmüş olduğunu görürdü. Yazım ya da düzeltme diye yutturulan bu tahminler vs… metnin kendisini öyle değiştirir ve çarpıtırdı ki, yazar kendi kitabını mumla aramak zorunda kalırdı. Kitabını bulduğunda ise, boşuna zahmet etmiş olduğunu anlardı. ( Mumyayla Konuşma)

Mutluluk bilmekte değil, öğrenmektedir! Sürekli öğrenmek ne güzeldir, ama her şeyi bilmek cehennem azabıdır.

O sadece başlangıçta yarattı. Şimdi evrende durmadan doğar gibi görünen yaratıklar, Tanrı’nın yaratma gücünün doğrudan ya da ani değil, dolaylı sonucudur ancak.

Bildiğin gibi nasıl düşünce yok olamazsa, bütün eylemlerin de sonuçları sonsuzdur… Herhangi bir hareket ettiniz; gücün sonuçlarının kesinlikle sonsuz olduğunu- ve bu sonuçların bir kısmının cebirsel analizler sayesinde şaşmaz bir şekilde tespit edilebileceğini- ve aynı şeyin bu süreçlerin tersi için de geçerli olduğunu anlayan matematikçiler, aynı zamanda şunu da anladılar: Bu analiz türünün kendisi de sonsuzca geliştirilmeye açıktı- onun geliştirilmesi ve uygulanırlılığının sınırı, ancak onu geliştiren ya da uygulayan kişinin zihninin içinde var olabilirdi… Sonsuz akla sahip o farazi varlık o hareket ettirici gücün oluşturabileceği en küçük dalgalanmaları bile hesaplayabilirdi- onların tüm maddelerin tüm zerreciklerini nasıl etkileyeceklerini- eski biçimleri sonsuzca nasıl değiştireceklerini- yani bir başka deyişle yeniyi yaratacaklarını hesaplayabilirdi- ta ki en sonunda tanrısala ulaşana dek… Bu tersine analiz yönteminin mutlak ve kusursuz şekli- bu tüm zamanları, tüm sebeplerin tüm etkilerini kusursuzca belirleyebilme yetisi sadece Tanrı’ya özgüdür elbette, öyleyse her hareket, hangi şekilde olursa olsun mutlaka yaratır… Ama gerçek felsefenin bize çok eskiden öğrettiği gibi tüm hareketlerin kaynağı düşüncedir ve tüm düşüncelerin kaynağı da Tanrı’dır. (Sözcüklerin Gücü)

Tanrı’yı görebildiğimiz eserlerine bakarak bile anlayamıyorsak, o eserleri yaratan kavranılmaz düşüncelerinden yola çıkarak nasıl anlayabiliriz! Onu yarattığı yaratıklara bakarak anlayamıyorsak, yaratma evrelerine bakarak nasıl anlayabiliriz?

Herhangi bir eylemin yanlış ya da hatalı olduğundan eminsek, bunu bilmek çoğunlukla bizi o eylemi yapmaya zorlar. Bu karşı konulamaz eğilim, sadece hatalı davranmak uğruna hatalı davranmak eğilimi, analiz edilemez ya da gizli öğelere bölünemez. Uç noktada, ilkel, temel bir güdüdür. (Zıtlık Şeytanı)

Bir delinin aklına güvenmek, ona bedenini ve ruhunu geri vermektir.

Aslında bir deli büsbütün akıllı gibi görünüyorsa ona deli ceketi giydirmenin vakti gelmiş demektir. ( Dr. Katran ve Prof. Telek’in Sistemi)

Evet, büyük dahiler hırslı olmak zorundadır, ama en büyük dahiler hırsın da ötesinde olamaz mı?.. Bence dünya insanoğlunun yaratmayı başarabileceği en yüce sanat eserlerini henüz görmemiştir. Ve bir takım tesadüfler en yüce zihinleri bu sevimsiz çabaya girmeye zorlamazsa, belki de asla göremeyecektir.

Sanatçının sanatından aldığı his, matematiksel denklemlerinden daha gerçektir. O, gerçek güzelliğin ancak ve ancak maddenin bir takım keyfi şekillerde düzenlenmesiyle elde edilebileceğine sadece inanmakla kalmaz, aynı zamanda bunu şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde bilir. Ancak mantığı henüz bunu ifade edebilecek kadar olgunlaşmamıştır.

Belki de Tanrı dünyayı bizden çok yeryüzü meleklerine, ölümle güzelliği iç içe gören meleklere hoş görünecek şekilde düzenlemiştir.

Ara sıra bakılacak bir manzaranın ihtişamlı olması mükemmeldir, ama sürekli bakılacaksa ihtişamdan kötüsü olamaz. Sürekli bakılan manzarada da en kötü ihtişam şekli genişliktir, ve en kötü genişlik şekli uzaklıktır. Bu kırlara taşınarak tatmin etmeye çalıştığımız inziva hissi ile uyuşmaz. Bir dağın tepesinden baktığımızda kendimizi ister istemez dünyaya yabancı hissederiz. Hayattan bezmiş insanlar uzak manzaralardan vebadan kaçar gibi kaçar. (Arnheim Arazisi)

Birey diye bir şeyin var olmadığı bu aydınlanma çağında yaşadığımıza öyle seviniyorum ki, dostum. Önemli olan insanlıktır, insan değil.

Bir insan grubu içinde aynı fikirler bir ya da birkaç kez değil, neredeyse sonsuza dek tekrar tekrar ortaya atılır.

Kitle ölümlerinin çoğunluğun yararına olduğunu göremeyecek kadar körmüymüşler.

… çünkü hayal gücünün bastırılması öyle kötü bir şeydi ki, eski araştırma yöntemlerine duyulan mutlak güvenin getirdiği avantajları da ortadan kaldırıyordu.

Tanrı’nın eserlerine bakarak, mükemmel tutarlılığın mutlak bir gerçek olmak zorunda olduğunu, bu hayati gerçeği kavrayamamış olmaları tuhaf değil mi?.. Araştırma işini köstebeklerin elinden alıp tek gerçek düşünürlere, yani hayal gücü kuvvetli insanlara verdik. Bu insanlar kuramsal düşünür.

Herkes “oy verirmiş”- yani kamu işlerine burnunu sokarmış.- Sonunda herkesi ilgilendiren şeylerin hiç kimseyi ilgilendirmediği ve “Cumhuriyet”‘ in ( o saçma düzenin ismi buymuş) hükümetsiz bir rejim türü olduğu anlaşılmış.

Kilise, Servet ve Moda adlı iki ilaha tapmak için kurulmuş bir tür pagoda imiş. (Mellonta Tauta, “Skylark” Balonunun İçinde)

Ancak fikirlerimi gelişigüzel açıklamadan önce, genel bir kanıya ( her zamanki gibi gazetelerin yol açtığı bir kanıya) karşı çıkmam yerinde olur.

Gerçekleri anlatan insanlar genelde tarih ve mekan konularında Bay Kissam kadar kesin konuşmaz… Bilim adamlarının kendi dallarının dışındaki konularda ne kadar cahil olabildiklerini kişisel tecrübelerimden bilmesem… ( Von Kempelen’in Buluşu)

Sonuçta bir erkeğin kadında gerçekten sevdiği şey de kadınsılığıdır. (Landor’un Yazlığı)

Cüzdanı kabarık adamın ruhunun çok az olduğu fikri bizim cumhuriyetimizden çıkmış bir kötülüktür. Zevk yozlaşması zenginliğin bir parçası ve süsüdür. Cebimiz doldukça, fikirlerimiz köhneleşir. (Eşya Felsefesi)

Her hangi bir konuda olumlu ya da olumsuz önyargılarımız varsa, en basit gerçeklerden yaptığımız çıkarımlara bile tamamen güvenemeyiz.

İnsan bazı ender anlarda kendi hayatını hiç umursamaz hale gelebilir. Ama ölüme yaklaştıkça, hayata daha sıkı tutunuruz.

Şimdi bütün o yaşadıklarımız bize korkunç bir rüya gibi geliyordu. Bu kısmi unutkanlığın ani geçişlerden sonra (sevinçten üzüntüye ve üzüntüden sevince) sık sık yaşandığını sonradan öğrendim. Unutkanlığın boyutu iki uç arasındaki farkın boyutuyla doğru orantılıdır. (Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Hikayesi)

** Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Hikayesi’nde geçen olay ve kahraman Richard Parker, kitaptan yaklaşık 46 yıl sonra, 1884 yılında gerçekten de yaşanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: