Ateistler İçin Din- Alain De Botton

Kilise bu dünyada elde edilen başarının önemsiz olduğunu açıklamaktan başka şeyler de yapar. Dünyada başarı kazanmadan da mutlu olmanın mümkün olduğunu anımsatır bize. Öncelikle statü kazanmayı neden bu kadar çok istediğimizi açıklayan Kilise, sonra da sınıf ve ünvana olan bağlılığımızdan kendi isteğimizle vazgeçeceğimiz koşulları belirler. Güçlü olmak için sonsuz çabalar içine girmemizin temel nedeninin, toplumun üst sınıflarında yer almazsak başımıza geleceklerden duyduğumuz korku olduğunu Kilise çok iyi bilir. Kilise ayininin dahice becerisi bu korkuların her birini gidermektir. Ayinin gerçekleştirildiği bina her zaman görkemlidir. İnsanların eşitliğini kutsamak için inşa edilmiş olsa da, güzelliğiyle genellikle sarayları bile geçer. Birlikte olduğumuz insanlar da çok hoş bir grup oluştururlar. “Herkes gibi olmak” üzücü bir kader olduğunda, vasatlığın moral bozucu olduğu algısı egemenliğini koruduğunda, ünlü ve güçlü biri olma arzusuna kapılırız. İşte o zaman yüksek statü, küçümsediğimiz ve içine katılmaktan çok korktuğumuz gruptan bizi ayırma işlevi üstlenir.

Ayinde yoksulluk, üzüntü, başarısızlık ve kayıp konularına bu kadar çok gönderme yapılmasının nedeni, Kilise’nin hastaların, zihinsel sorunları olanların, çaresizlerin ve yaşlıların insanlığın farklı yönlerini temsil ettiğini düşünmesidir. Kilise aslında toplumdaki bu kişilerde görülen, bizim yok saymayı denediğimiz, ancak varlıklarını kabul ettiğimizde birbirimize duyduğumuz gereksinimi hissetmemizi sağlayacak kimi yönlerin ( Çok anlamlı olarak) bizde de bulunduğunu düşünür.

Tek yapmak istediğimiz hayatımızın ne kadar da iyi gittiğini üstüne basa basa açıklamak olduğunda başkalarını görmez oluruz; ancak arkadaşlık denen ilişki, korktuğumuz ya da üzüldüğümüz şeyleri paylaşmaya cesaret ettiğimizde gelişir.

Ayin, bize aynı zamanda modern dünyaya özgü kimi çatlakları onarmak için kullanabileceğimiz birkaç düşünce de verir. Bu düşüncelerin ilkinde, insanların grup kavramıyla ilgili heyecan duymalarını sağlayacak çekicilikte bir yer bulup onları oraya yönlendirme projesi yer alır. Böyle bir yerde toplanma daveti, insanları korkuyla örülmüş, artık alışılmış olan bencilliklerini bir süreliğine askıya alıp topluluk ruhunu neşe içinde benimsemeye ikna edebilir… İkinci olarak ayinde, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde benimseyecekleri kurallar koymanın önemini anlatan bir ders var. Ayinde izlenecek karmaşık kuralları açık bir dille anlatan ayin kitapları ( ayağa kalkma, şarap- ekmek yemek vs…) insan doğasının, başkalarına nasıl davranacağı konusunda yardım almaktan hoşlanan temel bir yönüne seslenir. Kişiler arasında derin ve saygın bağların oluşmasını sağlamak için en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş bir etkinlik programından yararlanmak, bir grup insanı birbirleriyle kaynaşmaları için öylece kendi kendilerine bırakmaktan her zaman daha iyi sonuç verir… Ayinden alınacak son ders de bu törenin tarihiyle ilgili… Bugün Kutsal Komünyon adını verdiğimiz tören, tarihteki ilk Hıristiyan toplulukların Son Yemek’in anısına canlı tutmak için işlerini ve evleriyle ilgili uğraşılarını bir kenara bırakıp ( genellikle şarap, kuzu eti ve mayasız ekmek dilimleriyle dolu olan) bir masanın etrafında toplanmaya başlamasıyla gelenekselleşti. O masanın etrafında bir araya gelip sohbet eder, dualarını eder, İsa’ya bağlılıklarını bir kez daha güçlendirirlerdi. Yahudilerin Şabat günü yemeği ile ilgili düşünceleriyle Hıristiyanların Komünyon düşünceleri birbirine benzer; onlarda Yahudiler gibi ancak kendi açlığımızı doyurduktan sonra zihnimizi başkalarının gereksinimlerine yöneltebildiğimizi düşünürler.

Şabat Günü: Pazar günüyle başlayan haftanın 7. günü olan Cumartesi, mutlak bir iş görmezlik günü olarak saptanmış ve bu güne “Şabat” adı verilmiştir. Şabat, kutsal addedilen bir gün olarak bireyin her türlü mesleki işine ara verip kendini ibadet ve Tora (Tevrat) öğrenimi yoluyla Tanrı’ya özgüleştirmesi yanında, ruhsal tarafını güçlendirmesinin beklendiği bir gündür. Şabat günü fiziki güç harcanacak herhangi bir iş yapılması dinen yasaklanmıştır. Bugün; bir tatil günü olmanın ötesinde, manevi anlamda güçlenmeye ve bireyin sıradan bir canlı olmaktan ziyade, ruhunda Tanrısal nitelik parçacıkları taşıyan bir varlık olduğunu hatırlamaya olanak tanıyan ve bunun gereğini yerine getirmeyi esinleyen bir zaman birimi olarak algılanmalıdır. Şabat koşulları cuma günü, gün batımıyla başlayıp, cumartesi günü gün batımı sonrasına kadar devam eder. Şabat’la ilgili kurallar ve yasakların temelinde bütün işlerin durdurulması vardır. Ev halkı Şabat’ı karşılamak üzere temiz ve şık giyinmiş olarak hazırlanır, Şabat sofrası erkenden kurulur, evde önemli bir misafir gelecekmişçesine beklemeye girilir. Bütün hazırlıklar Şabat mumlarının evin hanımı tarafından yakılmasıyla son bulur. Şabat hazırlıkları perşembe gününden başlar, Şabat sofrası için alış-veriş yapılır ve yemekler hazırlanır. Bütün hafta görüşme fırsatı olmayan aile bireyleri Şabat yemeği için bir araya gelirler ve aile bağları bu şekilde kuvvetlendirilmiş olur.( http://www.turkyahudileri.com/index.php/tr/yahudilik/108-sabat)

Agape (Yunanca/ Sevgi) Şöleni: “Rabbin son akşam yemeği”, “ekmek kırmak”, “paylaşım”, “sevgi veya agape şöleni” olarak da bilinen bu sofra, bizzat Rab İsa tarafından tesis edilmiş ve yine bizzat Rab İsa tarafından yapılması buyurulmuştur . Bu, bir yerde Eski Antlaşma’daki, “Fısıh” bayramının bir uzantısıdır. Bu sofranın anlamına gelince, ekmek ve şarabı alan bir kimse bu hareketiyle, Rabbin kurtuluş sağlayan ölümünü anar, Tanrı’yla, Mesih’le ve kiliseyi teşkil eden kardeşleriyle uyumda ve birlik içinde olduğunu beyan eder. Aynı zamanda bu sofraya katılan, yine bununla dünya insanlarına Mesih’in kendileri için öldüğünü ve O’nun yeniden dünyaya geleceği gerçeğini ilan eder. Bu sofra seçilmiş bazı özel insanlar için değil; fakat İsa Mesih’e iman edip yaşamını ona teslim eden bütün iman edenler için öngörülmüştür. ( https://www.hristiyanturk.com/forums/topic/rabbin-sofras-nedir/)

Bir grup yabancıyla birlikte aynı masanın etrafında oturmak, o insanlardan herhangi bir cezaya çarptırılacağını düşünmeden nefret etmenizi tuhaf ve benzersiz bir biçimde zorlaştırır. Önyargılar ve etnik çatışmalar, soyutlamalardan beslenirler.

Haggadah’da Hamursuz yemeğinde yazan sorular gibi sohbeti başlatacak sorular da belli bir amaca uygun seçilecek, kendilerini samimiyetle anlatacak. Nelerden pişmanlık duyuyorsun? Kimi affetmeyi başaramıyorsun? Nelerden korkuyorsun? gibi sorularla insanların kalplerinde merhamet duygusunu canlandırıp, kendilerine benzeyen başka insanların varlığı karşısında şefkat ve sevecenliğin öne çıktığı karmaşık duygulara kapılacaklar. Korku, suçluluk, öfke, melankoli, karşılıksız aşk ve ihanetin egemen olduğu kişisel sırları öğrendiğimizde hepimizin toplu bir delilik ve zarif bir kırılganlık içinde yaşadığımızı anlayacağız… ve böylece de bizim kadar acı çeken yanımızdaki insanlara elimizi uzatmak için bir nedenimiz olacak.

Haggadah: (İbranice) Anlatmak. Haggadah, Fısıh Seder’in sırasını ortaya koyan bir Yahudi metnidir. Seder masasındaki Haggadah’ı okumak, Tevrat’taki Çıkış Kitabında anlatıldığı gibi, Yahudi’nin Mısır’daki kölelikten kurtuluşunu “oğluna” anlatması için her Yahudi için mitzvahın yerine getirilmesidir. ( https://en.wikipedia.org/wiki/Haggadah)

Hamursuz Bayramı ( Pesah/ Fısıh/ Passover): İsrailoğullarının Mısır’dan, 2448 (MÖ 1312) yılında gerçekleştirdikleri göç hikayesini anmak için kutlanılan Pesah Bayramı (Hamursuz Bayramı), nisan ayının ikinci haftası başlar ve 8 gün boyunca kutlanır. Yahudiler, Mısır topraklarından çıkarken, yanlarında mayalamaya vakit bulamadıkları ekmeklerini, yani matsalarını götürmüşlerdi. Bu bayram boyunda sürgündeki acılar, kölelik döneminin sıkıntıları bir kez daha hatırlanır. Bayramın ilk akşamı, seder (düzen) adı verilen, tüm aile bireylerinin bir araya gelerek dua edip yemek yedikleri, zengin bir akşam yemeği ile başlar. Pesah ayrıca ritüeller ve semboller bayramı olduğu için, masa düzeni ve masada seder tepsisinde bulunması gereken malzemeler de, yemeğin kendisi kadar önemlidir. İşte Pesah masasının olmazsa olmaz altı malzemesi: 1. Üç Matsa: Tepsiye hiçbir kırığı olmayan üç bütün matsa yerleştirilir. Yahudiler üç alt gruba ayrılırlar: Koenler: Bet-Amikdaş’taki (Kudüs’teki yıkılmış mabet) günlük aktivitelerden sorumlu olan manevi liderler; Leviler: Koenler’e yardımcı olan ve halk içinde Tora öğrenimini yaygınlaştırmakla görevli öğretmenler; ve Yisrael: Yahudi Ulusunun büyük kısmını oluşturan geri kalan halk. Tepsiye koyulan her Matsa parçası, bu gruplardan birini simgeler. Mesaj, farklılıklar içinde birliğin mümkün olduğu üzerinedir. 2.Pesah Adağı, Kuzu Kolu (Korban Pesah): Yanmış kol, Mısır’dan çıkılan gece ilki yapılan ve Bet-Amikdaş yıkılmadan önce, her yıl 14 Nisan günü aksatılmadan yerine getirilen ve seder gecesinde yenen Pesah Korbanı’nın (Hamursuz Bayramı’nda kurban edilmek için hazırlanmış kuzu ya da keçinin yenilmesi) anısınadır. 3. Haşlanmış Yumurta: Yumurta yaşam döngüsünü simgeler ve neredeyse tüm Yahudi bayramlarında kullanılır. Özellikle sıkı hazırlıklar gerektiren bayramlarda, herkesin kolayca bulabileceği ve pişirebileceği bir yiyecektir. 4. Maror: ‘Acı otlar’ anlamındadır ve marul olarak belirlenmiştir. Yahudi halkının Mısır’da yaşarken çektiği acıların hatırasına masaya konulur. Marul yendiğinde ağza önce lezzetli gelir, fakat ardından hafif acı bir tat bırakır. Bu da Mısır’daki köleliğin öncesinde Yahudi halkının Mısır’daki rahat yaşantısını hatırlatır. 5. Karpas: Kereviz yaprağı, tuzlu suya ya da sirkeye batırılarak yenir. Birçok otoriteye göre bunun tek amacı, bu garip harekete şahit olan çocukları soru sormaya yönlendirmektir. Zira bu, her gün yediğimiz yemeklerde yaptığımız olağan bir hareket değildir. Diğer yandan tuzlu su, gözyaşını simgelediğinden, acıyı simgeleyen karpas daha derin bir anlam kazanmaktadır. 6. Haroset: Bu karışım tat olarak çok güzelse de, görüntü olarak çamuru andırır ve Yahudi halkının kölelik sırasında, harç ve tuğlalar içindeki ağır çalışma koşullarını hatırlatır. Aynı zamanda, o zor şartlarda bile Yahudi ailesinin bir arada tutulması için her türlü fedakarlığı gösteren annelerin, ruh hallerini temsil eder. Fiziksel olarak karamsar, duygusal olarak tatminkar… Matzah Brei – Yumurta ve yağla yumuşatılmış, kızarmış matza. Tuzlu veya tatlı servis yapılır.Evlerin sekiz gün boyunca mayalı yiyeceklerden arındırılmış olması nedeniyle, Yahudi ev sakinleri, Hamursuz Bayramı haftası boyunca farklı yemekler yer. Bunların bazıları: * Matzo Gevreği – Suda kaynatılmış matza yemeği. Genelde süt ve yağ ile servis edilir. * Matzo Kugel – Erişte yerine matza ile yapılan, Kugel adı verilen yemek. * Haroset – Şarap içinde doğranmış fındık ve elmalar. * Chrain – Yaban turpu ve pancar çeşnisi. * Balık – Pişirilerek ya da çekilmiş balık parçalarıyla yapılmış balık yemekleri. * Matza ile yapılmış minik yuvarlak köftelerin içinde olduğu tavuk çorbası. * Üzümlü ya da safranlı pilav. Sefarad (İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye, kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşayan Yahudiler ve onların soyundan gelenler) ve Mizrahi ( Doğulu anlamına gelip Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya’daki Yahudilere verilen genel addır. İsrail’de ise “Mizrahi” terimi daha çok Arap dünyasındaki ve Arap dünyasına komşu ülkelerdeki Yahudilere denir) Yahudiler pilavı, Hamursuz Bayramı’nın önemli bir parçası olarak görürler. Hasidik ( Dindar anlamına gelen hasid sözcüğünden gelir. Ortodoks Yahudiliktir. 18. yüzyıl sonlarında Doğu Avrupa’da İsrael Ba’al Şem Tov tarafından kurulan dini bir harekettir. Üyelerine Hasidim adı verilir.) ve Aşkenaz ( Almanya, Fransa ve Doğu Avrupa’da yaşayan veya onların soyundan gelen Yahudiler) Yahudileri ise, pilav yemezler. Bu bayramda çocukların da önemli rolleri vardır. Geleneksel olarak, çocukların seder hakkında “Neden bu gece diğer bütün gecelerden farklıdır?” sözcükleriyle başlayarak soru sormaları beklenir. Sorular, yemekteki sembollerin öneminin konuşulmasını sağlar. Çocukların sorduğu bazı sorular şöyledir: 1-Neden bu gece diğer bütün gecelerden farklıdır? 2-Diğer günlerde (akşam yemeğinde) mayalı ya da mayasız ekmek yiyoruz, neden bu akşam sadece mayasız ekmek yiyoruz? 3-Diğer günlerde (akşam yemeğinde) her türlü sebzeyi yiyebiliyoruz, ama neden bu akşam sadece acı baharatlar yiyoruz? 4-Diğer bütün günlerde (akşam yemeğinde) yiyeceklerimizi banmıyoruz, ama neden bu gece iki defa banıyoruz? Sederin lideri ve diğer büyükler, çocuklara göçten bahsetmenin ne kadar önemli olduğunu söyler ve dualarla, hikayelerle göçü onlara anlatır. Ayrıca kendi yorumlarını katarak, göçün dünyaya getirileri ve özgürlük üzerine etkilerini anlatır. Ayrıca sederin tamamlayıcı bir parçası olarak afikoman (Fısıh Sederinin ilk aşamalarında ikiye bölünen ve yemekten sonra tatlı olarak yenmek için bir kenara bırakılan yarım parça bir matzo) , masada çocukları heyecanlandırmak ve ilgilerini artırmak için kullanılır. Sederin lideri, matzayı ikiye böler. Büyük parçasını afikoman olarak bir kenara bırakır. Birçok aile afikomanları, çocukları seder boyunca uyanık ve ilgili tutmak için bir yerlere saklar ve bulanlara ödüller verir. Yemek bitiminde, sürgün ve zorlu geçen tarih boyunca hayatta kalabildikleri için, Tanrı’nın merhametini ve lütfunu anlatan lirik dualar söylenir. Bunlardan en keyiflisi ve son derece alegorik olan El Kavretiko- Chad Gadiyah (Had Gadiya) şarkısıdır. Şarkının on maddesi vardır: 1. Babam bana, iki levanim( Bir para birimi) vererek bir oğlak aldı. 2. Ve kedi geldi ve babamın bana, iki levanime aldığı oğlağı yedi. 3. Ve köpek geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısırdı. 4. Ve sopa geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği dövdü. 5. Ve ateş geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yaktı. 6. Ve su geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yakan ateşi söndürdü. 7. Ve inek geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yakan ateşi söndüren suyu içti. 8. Ve şohet ( Musevilikte yenmesi serbest olan hayvan eti kesim ve hazırlama kurallarına- şehita- uygun yapan kasaplar) geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yakan ateşi söndüren suyu içen ineği kesti. 9. Ve Malah Amavet ( Ölüm Meleği) geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yakan ateşi söndüren suyu içen ineği kesen şoheti öldürdü. 10. Ve Kutsal Ve Mübarek Olan (Tanrı) geldi ve babamın bana iki levanime aldığı oğlağı yiyen kediyi ısıran köpeği döven sopayı yakan ateşi söndüren suyu içen ineği kesen şoheti öldüren Malah Amavet’i öldürdü. (https://www.turkisrael.org.il/single-post/2018/03/21/En-co%C5%9Fkulu-bayram-%E2%80%98Hamursuz-Bayram%C4%B1%E2%80%99-ba%C5%9Fl%C4%B1yor)

Yahudiliğin önemle ele aldığı duygulardan biri öfkedir. Yahudilik, öfkenin ne kadar sık hissedildiğini, dile getirilmesinin ne kadar zor olduğunun ve öfkeye kapılmış kişileri sakinleştirmenin ne kadar korkutucu ve zor olduğunu sık sık vurgular… Yom Kippur ( Kefaret Günü) : Yahudiler evleriyle ve işleriyle ilgili geleneksel etkinliklerini bırakıp, geçen yıl boyunca yaşadıklarını ve yaptıklarını zihinlerinde tartarlar, incittikleri ya da adil olmayan bir biçimde davrandıkları kişileri tek tek belirlerler… Sonra da hayal kırıklığına uğrattıkları, kızdırdıkları, anlık duygularla hayatlarından çıkarttıkları ya da ihanet ettikleri insanları arayıp bulmaları, onların karşısına geçip sonsuz pişmanlıklarını dile getirmeleri gerekir. Bu hem Tanrı’nın arzusudur hem de geniş kapsamlı bir affedicilik için de çok nadir bulunan bir fırsattır. Tüm insanlar hata yapar denilir… Özür dileyen kişiye geçmişte duydukları öfke ve uzaklıkla yaklaşmak yerine, insan oldukları için kendilerinin de böyle hatalar yaptıklarının farkında olarak geçmişte olanlara bir çizgi çekip o kişiyle yeni bir ilişkiye başlamaları gerekir. Bu özür döngüsünde Tanrı’nın ayrıcalıklı bir yeri vardır. Tek mükemmel varlık olarak bir tek Tanrı’nın özür dilemeye ihtiyacı yoktur. İnsan doğasında mükemmelliğe yer yoktur, bu yüzden de pişmanlık duymak son derece normaldir. Cesur ve dürüst davranıp başkalarından özür dilemek, insan ile kutsal varlıklar arasındaki farkı anlayıp, bu farka saygı göstermenin bir işaretidir.

İncinmişsek eğer, genellikle bizi rahatsız eden şeyi dile getirmeyiz, çünkü yaraların çoğu gün ışığında saçma görünür… Kırılganlığımız yüzünden çevremize sunmak için yarattığımız imaj sarsılır; çünkü aynı anda hem acı çeker, hem de bu kadar kolay kedere kapıldığımız için kendimize kızarız… Birinin acı çekmesine neden olup ondan özür dilemediğimiz durumlar da olur; bu gibi durumlarda genellikle o kişiye kötü davrandığımız için katlanılması çok zor bir suçluluk duygusunun içinde buluruz kendimizi. O kadar üzülürüz ki yaptığımız şeyden dolayı bir türlü özür dilemeyi başaramayız. Kurbanlarımızdan kaçar ve onlara dikkat çekecek kadar kaba davranırız. Bu durumda kurbanlarımızı yalnızca yaptığımız ilk hatayla incitmekle kalmayız, bu hatadan sonra kapıldığımız vicdan azabı nedeniyle benimsediğimiz soğuk tavırla da onları üzmeye devam ederiz.

Çektiğimiz toplumsal yalancılık, doğamızda var olan farklı yönlerden de kaynaklanır. Toplumsal değerlerle hiç ama hiç ilgilenmeyen, sadakat, fedakarlık, empati gibi kavramları sıkıcı bulan, hatta onlara tepki göstermek zorunda olduğunu düşünen, bu tür kavramlar yerine narsizmi, kıskançlığı, kindarlığı, rastgele yaşanan cinselliği ve planlı saldırganlığı benimseyen yönlerimizdir bunlar… Yahudilikte ölüm sonrası 7 günlük Şiva döneminde duygusal karmaşaya izin verilir. 30 günlük Shloshim’de grup sorumluluğundan muaftır, 12 aylık Shneim asar chodesh’de sinagogda dualar eder, mezar taşındaki örtü 1 yıl sonra kalkınca ( Matzevah) dua, tören ve evde toplantı sonrası normal hayata döner.

Düğün ritüeli, aslında bir tür ödün verme törenidir, verilen ödünle yaşanan azalmanın huzurla hazmedilip tatlı bir şeye dönüştürüldüğü anların toplamıdır…bu tür kutlamaların aynı zamanda cinsel özgürlükle bireysel merakların, çocuklar ile düzenli ve dengeli bir toplum hayatı için sona erdirilmesinin yarattığı, bir üzüntüyü de açığa çıkardığını hissederiz… Yahudilerin Bar Mitzvah töreni, iç gerginlikleri yumuşatmayı amaçlayan, görünüşte çok neşeli olan ritüellerden biridir. Bu törende bir Yahudi erkek çocuğunun yetişkinliğe adım atması kutlanıyor gibi görünse de, çocuğun anne- babasının onun olgunlaşması düşüncesine kendilerini alıştırmaya başlamaları da amaçlanır.

Dinler temelde şunu anlarlar: Bir topluluğun içinde yer almak, çok arzulanan, ancak hiç de kolay olmayan bir şeydir. Dinler bize kibar olmayı, başkalarına saygı göstermeyi, sadık ve dengeli olmayı öğretirler, ancak arada bir bu özelliklerden sıyrılıp başka tür davranışlar içine girmemize izin vermezlerse ruhumuza zarar vereceklerini de bilirler. Bilgeliğin üst sınırlarında oldukları anlarda dinler, iyilik, inanç ve güzelliğin kendi karşıtlarıyla birlikte var olduğunu kabul ederler.

Ortaçağda Hıristiyanlık bu ikiliği çok iyi anlamıştı. Yılın büyük bir bölümü boyunca vaazlarda ağırbaşlılığı, düzeni, ölçülülüğü, kardeşliği, dürüstlüğü, Tanrı sevgisini ve cinsel terbiyeyi telkin ederken, yılbaşında toplumsal ruhun kilitlerini açıp Fastum Fatuorum (Çılgınlık Şöleni) ‘u başlatırlardı.

1445’de Paris Teoloji Fakültesi’nde piskoposlara Çılgınlık Şöleni’nin önemli ve gerekli olduğu şöyle açıklanır: İkinci doğamız olan ve her insanda bulunan çılgınlık, yılda en azından bir kez açığa çıkıp, kendisini özgürce tatmin eder. Şarap fıçıları arada bir açılıp içlerine hava girmezse patlarlar. Biz insanlar da bir fıçının içine beceriksizce hapsedilmiş varlıklarız, çılgınlığa belli günlerde izin vermemizin tek bir amacı vardır. O günlerden sonra Tanrı’nın hizmetine daha büyük bir şevkle dönmemizi sağlamalı.

Asıl bilgeliğe, çocuklara ve evcil hayvanlara doğallıkla verilen kibarlık eğitiminin katı, temel kurallarına sıklıkla gereksinim duyan basit varlıklar olduğumuzu kabul ederek ulaşabiliriz.

Gelişmiş toplumların çoğunda özgürlük sorunu diye bir şey yoktur. Atalarımızın son üç yüz yıldır çabalayıp elde ettikleri özgürlükle ne yapacağımızı bilemiyor oluşumuz asıl tehlikeyi yaratıyor bugün. İstediğimiz her şeyi yapmakta özgür bırakılmaktan bıktık artık, çünkü bu özgürlüğü bilgece değerlendirme becerisine sahip değiliz.

Hepimiz aynı atadan, Cennet Bahçesi’nden kovulmuş Adem’den geliyoruz ve benzer endişelerimizle, günaha çağıran baştan çıkarıcılara karşı koyma güçsüzlüğümüzle sevgiye duyduğumuz açlıkla ve doğru insan olmak için arada bir kapıldığımız yoğun arzuyla dünya üzerinde kıvranıp duruyoruz.

Yahudi-Hıristiyan ahlakı verdiği öğütlerle, günlük hayatı çirkinleştiren ve büyük suçları hazırlayan sıradan zalimlikleri ve kötü muameleleri de ortadan kaldırmayı amaçlar. Kabalığın ve duygusal aşağılamanın, iyi bir hayat süren bir toplumda tıpkı hırsızlığın ve cinayetin yaptığı gibi korkunç bir yozlaşmaya yol açabileceğini bilir.

Dünyada düşünülmüş ve söylenmiş en iyi şeyler burada tartışılır. (Matthew Arnold)

Matthew Arnold (1822-1888): İngiliz şair ve eleştirmeni. Okul müfettişliği de yapmıştır. Arnold, dünyadaki değişimi ve ilhamı teşvik ettiği için şair ve eleştirmen olarak yetenekleri ile hatırlanıyor. https://sites.udel.edu/britlitwiki/matthew-arnold/

Üniversitelerin amacı başarılı avukatlar, doktorlar ya da mühendisler yetiştirmek değildir. Asıl amaçları yetenekli ve kültürlü insanlar yetiştirmektir. (John Stuart Mill)

John Stuart Mill (1806- 1873): Filozof, politik iktisatçı ve sosyal reformcuydu. Devletin otoritesine karşı bireysel özgürlüğü savundu. Bir eylemin, çok sayıda insanın en büyük mutluluğunu en üst düzeye çıkarması koşuluyla doğru olduğuna inanıyordu. İrlanda’da kadınlar için eşitlik, zorunlu eğitim, doğum kontrolü ve toprak reformuna verdiği destek nedeniyle parlamentoda radikal kabul edildi.

Üniversitelerden bu tür beklentiler içine girdiğimizde aslında yüksek eğitim sistemimizden, büyük olasılıkla birbiriyle çelişen iki farklı amacı gerçekleştirmesini istemiş oluyoruz: bize nasıl para kazanacağımızı ve nasıl yaşayacağımızı öğretmek.

Ateistlerin çoğu dini inancın hala geçerli olan, esin verici amacını- hayatımızı nasıl yaşayacağımız konusunda bize iyi planlanmış öğütler vermek- takdir etmeyi unuttular.

Anna Karenina ve Madam Bovary 19. yüzyıl edebiyatındaki ahlak tekniklerini inceleyen bir derste değil, evliliğin gerilimlerini anlamaya çalışan bir derste okutulacaktır, tıpkı Epikür ve Seneca’nın özdeyişlerinin Helenistik felsefe tarihinde değil de, ölümle ilgili bir derste okutulacağı gibi.

Akrasia: Ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde bunu irade eksikliğinden ya da dalgınlıktan ısrarla yapmamamız.

Hepimiz bilgeyizdir, ancak bu bilgeliği hayatlarımızda uygulamak için yeterli gücü bir türlü kendimizde bulamayız.

Hissedilmesi gereken korkuya kalbini kapatırsan, gerçek aşka da kapamış olursun. (John Donne)

John Donne ( 1572- 1631):   şair ve Londra’daki St. Paul Katedrali’nin dekanı İngiliz dilindeki en büyük aşk şairidir. Ayrıca dini ayeti ve tezleri ve 17. yüzyılın en iyileri arasında yer alan vaazları ile de ünlüdür. Metafizik şiirini kurmuş ve en önemli temsilcisi olmuştur. Eserleri, gerçekçi ve hislere değin tarzı ile tanınır. https://www.britannica.com/biography/John-Donne

Bilim gibi, seküler düzen de yeni şeyler keşfetmenin gücüne ve önemine inanır. Aynı şeyleri yinelemeyi ceza gerektiren bir eksiklik olarak görür, her gün bizi hiç tükenmeyen bir bilgi akışına maruz bırakır- ve böylece de her şeyi unutmamızı teşvik eder… Modern sanatçıların hepsi sonuç olarak aşçıların dramını paylaşırlar, ürettikleri yapıtlar hiçbir zaman aniden yok olmasalar da, onları tüketenlerin verdikleri tepkiler yok olacaktır.

Düşüncelerle belli bir düzen içinde karşılaşmamızı sağlayan yapıların kurulmasıyla çevremizde boğucu bir hava oluşacağına inanır ve bundan o kadar korkarız ki, böyle yapılardan yararlanmaktansa sevdiğimiz ve etkilendiğimiz düşünceleri zaman içinde unutmayı yeğleriz.

Dinlerin bizim için belli bir program çerçevesinde hazırladığı özel mesajlara katılmasak bile, yeni olan her şeyle sırf yeni olduğu için hiç düşünmeden kurduğumuz ilişki yüzünden ağır bir bedel ödediğimizi kabul edebiliriz.

Kitap bataklığına dönen çağımız için üzülüyorsak bunun nedeni, zekamızı ve duyarlılığımızı geliştirmenin en iyi yolunun daha fazla kitap okumak değil, birkaç kitabı sürekli yeniden okuyarak onlardan anladığımızı derinleştirip tazelemekten geçtiğini hissetmemizdir. Henüz okumadığımız bütün o kitaplar yüzünden suçluluk duyuyoruz; ancak Augustine ya da Dante’den daha fazla kitap okumuş olduğumuz gerçeğini görmezden geliyor, bu yüzden de sorunun kesin olarak tüketim miktarında değil de tükettiklerimizi hazmetme yöntemimizde olduğunu fark etmiyoruz.

Chanoyu: Zen Budizm’inde çay içme töreni. Fincanların eğri büğrü oluşu: Zen’in ham ve gösterişsiz olan şeylere duyduğu sevgi. Çayı çok yavaş içme: Egonun isteklerinin askıya alınması. Törenin yapıldığı yerin basit döşenmesi: Statüyle ilgili endişelerin azaltılması. Buharı tüten güzel kokulu çay: Uyum, saflık, sükunet gibi temel Budizm erdemlerini düşündürür. Çay içme töreninin amacı yeni bir felsefeyi öğrenmek değil, var olan felsefeyi ince güzellikler içeren bir etkinlikle canlı tutmaktır.

Mikve: 575 litre temiz nehir suyu bulunan havuz. Yahudiler, günah içerdiğini düşündükleri eylemlerini itiraf ettikten sonra saflıklarını ve Tanrı’ya olan bağlılıklarını yeniden kazanmak için bu suya girerler. Tora, her cuma öğleden sonra, yeni yıl başlamadan önce ve her sperm boşalmasından sonra/ adet bitişinden sonra mikveye girilmesini söyler.

Atman: Ego. Bilincin merkezindeki ego, bencil, narsist, doyumsuz, ölümlülüğü ile barışık olmayan, kariyer, statü, zenginlik ile ilgili hayaller kuran, kırılgan, endişeli, huzursuz, ilgisi dağınık, gergin, başkalarıyla düzgün ilişki kuramayan, en sakin ortamlarda bile kendisi dışında başka bir şeyle samimiyetle ilgilenmesini engelleyen, sürekli ben buradayım diyen zalim bir endişe yumağının denetimi altındadır. Sürekli arzularının tatmin edilmek üzere olduğunu düşünür. Sükunet ve güvenlik hayalleri kurar. Belli bir işi yaparsa, bir insanın kalbini kazanırsa ya da maddi bir varlığa kavuşursa çektiği acılar son bulacaktır. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmez, çünkü giderilen her endişenin yerini bir başkası alacak, tatmin edilen her arzunun yerine yeni bir arzu açığa çıkar. Acımasız Upadana (elde etme) döngüsü başlar.

Anatman: Egosuzluk

Anapanasati: Nefes almaya dikkat etmek

Apranihita: Amaçsızlık

Bilgiyi ait olduğu akademik alana göre sınıflandıran, belli bir amaç (kendimizi daha iyi ve sağlıklı hissetmek) için bir okuma stratejisi sunan, hitabet sanatını geliştirmeye önem veren, düşünceleri ezberleme ve daha etkili bir biçimde yayımlama yöntemlerini oluşturup benimseyen bir program (Üniversite tanımı)…

Hıristiyanlıktaki Meryem, eski Mısır’daki İsis, Yunanistan’daki Demeter, Roma’daki Venüs, Çin’deki Guan Yin, insanların çocukluktaki şefkate yeniden ulaşmalarına olanak sağlamıştır. (Ölümsüz anneler)

İnsanlar genellikle çok kötü şeyler yaşadığında değil de, uzun zamandır sessizce kabul ettiği acılarını sahiplenmesini sağlayan şefkat dolu bakışlarla karşılaştığında kendisini bırakıp hıçkırıklara boğulur.

Meryem Ana’ya tapınma olgusu, en katı ateistlere bile, kolayca incinebileceklerini, mantıksız duyguların kalplerini ele geçirebileceğini ve bunalımlarını atlatabilmek için hep beceriksiz ve çocukça kalacak yönleriyle uzlaşmayı başarmaları gerektiğini kabul etmelerini önermeye cesaret eder.

Genellikle olumsuz düşüncelerin değil de umudun kendisinin yüzünden kasvete kapılırız. Bizi kızdırdığı, içimizde acı duygular uyandırdığı için asıl suçlamamız gereken umuttur. İsteklerimizin büyüklüğü ile hayatımızın sıradanlığı arasındaki uyumsuzluk, günler boyunca bize işkence eder ve yüzlerimize acının gölgesini düşüren şiddetli hayal kırıklıkları yaşamamıza yol açar.

Dinler bilgece bir tutum benimsiyerek bizlerin doğuştan hata yapmaya eğilimli yaratıklar olduğumuzu ısrarla yinelemiştir. Mutluluklarımızı sürekli kılmayı beceremeyiz, rahatsız edici cinsel arzuların kıskacına kapılırız, statümüzle ilgili saplantılar geliştiririz, kötü kazalardan fazlasıyla inciniriz ve nefes aldığımız her an da yavaşça ölürüz.

Eski Ahit’te Eyüp’ün Kitabı’nın ana teması iyi insanların başına neden kötü olayların geldiğidir- bu soruya basit bir yanıt verilmez. Olayların neden öyle geliştiğini bizim bilemeyeceğimiz, acıyı her zaman bir ceza olarak görmememiz , gizemlerle dolu bir evrende yaşadığımız, kaderlerimizdeki tuhaflıkların gizeminin ise o gizemlerin en büyüklerinden olmadığı hatta en önemlileri arasında bile olmadığıdır.

Yaşadığımız acıları önemli bir varlık olduğumuza dair kapıldığımız yanılsamadan güç alarak canlı tutmak yerine temeldeki hiçliğimizi görüp kavramalıyız.

Tanrı öldüğünde insanlar- kendilerine çok fazla zarar vererek- psikoloji sahnelerinin merkezini işgal ederler. Kaderlerini kendilerinin belirlediğini düşünürler, doğa kurallarına karşı gelirler, toprağın ritmini unuturlar, ölümü yadsırlar, erişip denetim altına alamadıkları şeylere önem vermez, onların değerini anlamaya çalışmazlar.

Bilim yalnızca gezegenimizin farklı bölgelerini denetim altına almamıza yardımcı olduğu için değil, aynı zamanda hiçbir zaman denetleyemeyeceğimiz şeyleri bize gösterdiği için de önemlidir.

Yıldızlar bilim için ne anlam ifade ederlerse etsinler, bizler için megalomaniyi, kendine acımayı ve endişeyi iyileştiren varlıklar olarak son derece değerliler…

Hıristiyanlık için sanat bize neyin önemli olduğunu anımsatan bir gereçtir. Sağlıklı bir ruha sahip, aklı başında, iyi bir insan olmak için neye tapmamız, neyi eleştirmemiz gerektiğini bize gösteren bir rehberdir. Neyi sevip neye şükran duymamız gerektiğini anımsattığı gibi, nelerden uzak durup, nelerden korkmamız gerektiğini de bize etkili bir biçimde gösteren bir mekanizmadır.

Hegel sanatı düşüncelerin duygusal sunumu diye tanımlar. Günlük dil gibi kavramları ifade ederken hem akla hem duyulara seslenir, bu yüzden özel bir etki gücü vardır.

İyi sanat, ruhlarımızın düzgün bir biçimde soluk almasını sağlayan düşüncelerin duyusal sunumudur. Bu tanımda sözü geçen düşünceler mutluluğa ve erdeme ulaşmamızı sağlayan temeli oluştursalar da biz hayatımızda en çok onları unuturuz.

Tavolette: Hıristiyanlık tarihinden resimlerin olduğu küçük tahtalar

Zor anlarımızda en önemli düşüncelerin resmedildiği tablolara bakmak, hem yaşamaya devam etmemizi hem de huzurlu bir ölüme kavuşmamızı sağlar.

Hıristiyanlık, her acının onu çekenin yalnızca kendimiz olduğunu düşündüğümüzde daha da arttığını bilir.

Saint Anthony’s Fire: Kuzeydoğu Fransa’da Isenheim kasabasındaki Saint Anthony manastırında çavdar mantarından zehirlenme. Çavdar mahmuzu zehirlenmesi veya ergotizm, bir mantar olan Claviceps purpurea’nın ürettiği ergot alkaloidlerinin alınması sonucu meydana gelen bir zehirlenmedir. Bu mantar başta çavdar olmak üzere bazı hububat tanelerinde ve bitkilerde üremektedir. Zehirlenmede, deliryum veya sanrı adı verilen psikiyatrik belirtileri oluşturur. Ayrıca titreme, bulantı, hiper tansiyon, terleme, zihinde bulanıklık, dehidrasyon, vücut sıcaklığında anormal yükselme belirtileri gösterir. Çavdar mahmuzundan elde edilen lisejik asit kullanılarak, açılımı Lysergic acid diethylamid olan ve LSD olarak bilinen madde sentezlenir.

Mattias Grünewald 1512-1516 arasında Isenheim sunağı ile tavolette’nin yolunu açtı. St. Anthony’s fire olanların buna bakarak anladıklarına ve iyileştiklerine inanılıyordu.

Mattias Grünewald (1470-1528): “Mathis”, “Gothart” veya “Neithardt”, Alman Rönesansı döneminin dinsel çalışmalar yapan önemli bir ressamıydı. Sadece on resmi ve 35 çizimi hayatta kalmıştır.

Günlük hayatta kendi üzüntülerimizin yalnız bize özgü olduğu yanılsamasına kapılırız, çünkü toplum çektiğimiz zorlukları görmezden gelmek için çabalar, bize sürekli duygusal ticari hayaller sunar, bu hayallerin vaat ettikleriyle bizim yaşadığımız üzüntüler birbirinden o kadar uzaktır ki kendimizi yapayalnız hissederiz.

Hıristiyanlık, en iyi sanatın çektiğimiz acıya bir biçim verme gücüne sahip olan sanat olduğunu düşünür. İyi sanat ruhumuza işkence eden paranoyayı ve derin yalnızlığı hafifletmeyi başarır.

Hıristiyan sanatı, resmin özellikle kalbi bizde şefkat duygusu uyandırabildiği için önemli olduğunu düşünür. Bu şefkat duygusu sayesinde egolarımızın sınırları ortadan kalkar ve kendimizi başkalarının yaşadığı deneyimlerde tanıma olanağı buluruz, başkalarının acılarını kendi acılarımız kadar önemsemeyi başarırız… Yalnızca insan olduğumuz için hepimiz kendi payımıza düşen…

Herhangi bir resmin farklı yorumları- ve bu sahneye bakan kişilerin verdiği, birbirine hiç benzemeyen tepkiler- resim yapan kişilerin üstlenmesi gereken şu sorumlulukları açığa çıkarır: iyi niyetimizi hak eden, ancak çoğu zaman kazanamayan kişilere yönelmemizi sağlamak, uzaklaşmanın bizim için daha kolay olacağı kişilerin yanında durmayı başarmamıza yardım etmek.

Om mani padme hum: Cömertlik-ahlak-sabır-çalışkanlık-feragat etme-erdem kavramlarının yayılması için kullanılan ilahi lütuf ve enerji içeren kutsal mantradır. (Avalokiteshvara mantra) Om: Bilinç düzeyini yükselten ilahi ses, mani: mücevher, padme: lotus çiçeği, hum: o olmak, amin. https://www.worldpranichealing.com/tr/mantra/om-mani-padme-hum/

Sanat yapıtları, bizlere şu konularda yol gösterebilir: kendimizi tanımak, affedici ve sevgi dolu olabilmek, çevremizdeki her an sorun yaşayan insanların ve tehlike altındaki gezegenimizin acılarına duyarlı kalabilmek… Müzeler, güzel nesneleri sergilemekle yetinmemeli; sanat yapıtlarını bizleri iyi ve erdemli insanlara dönüştürmek için kullanmayı amaçlamalılar.

Çevremizdekilere karşı olan yüksek duyarlılığımızdan dolayı acı çektiğimizi, bakışlarımızın değdiği her şeyi fark ettiğimizi ve onlardan etkilendiğimizi vurguluyor, Protestanlığın ya hiç görmediği ya da kayıtsız kalmayı yeğlediği içimizdeki bu kırılganlığa dikkat çekiyordu.

Yeni Platon’cu felsefeci Plotinus’a göre güzellik, sevgi, güven, zeka, kibarlık ve adalet duygusu gibi erdemlere gönderme yaparak bize onları anımsatır; iyiliğin somutlaşmış halidir.

Plotonus /Plotinus (205-270): Pagan felsefe ile Hıristiyan ilahiyatı arasındaki tamamlayıcı halkayı bulmuştur. Plotinus’un endişeleri Antikçağ’ın son yüzyıllarında pek çok insana kaygı ve acı veren, derin ve karanlık bir yabancılaşma hissini yansıtır. Enneadlar (Dokuzlar) adlı eseri bu bakımdan önemlidir. http://dusuncetarihi.kapadokya.edu.tr/makale/ennead-dokuzluklar.html

Hem çirkin insanlar hem böyle çirkin binalar, derinliklerimizdeki karanlık yönlerin uyanmasına neden oluyor, bizi kötü insanlar olmamız için kurnazca kışkırtıyordu.

Genel olarak kendimizde bulunmayan nitelikleri içeren mimari üsluplara ilgi duyarız. Bu nedenle ilgiyi dağıtacak hiçbir unsur içermeyen, uyarıcıların neredeyse hiç yer almadığı, son derece yakın mekanlardan hemen büyüleniriz.

Hastalıklar ve iyileşmek için baş vurulan azizler: Vebadan korunma ( Virgin Mary, Altötting, Almanya)

https://www.marypages.com/alt%C3%B6tting-(germany)-en.html

Şimşekten korkma (St. Donatus, Bad Münstereifel, Almanya)

https://statues.vanderkrogt.net/object.php?webpage=ST&record=denw600

Kısırlık/İnfertilite ( St. Juan de Ortega, Barrios de Colina, İspanya)

https://www.spain.info/en/que-quieres/arte/monumentos/burgos/monasterio_de_san_juan_de_ortega.html

Mucizevi iyileşmeler (St. Anne, Buxton, İngiltere)

http://www.cheshirenow.co.uk/st_anns_well.html

Yanıklar ( St. Anthony, Chartres, Fransa)

https://www.wikiwand.com/en/Chartres_Cathedral

Savaşa giden askerler ( St. Foy, Conques, Fransa)

http://projects.leadr.msu.edu/medievalart/exhibits/show/gold-in-christian-reliquaries/item/14

Boğaz hastalıkları ( St. Blaise, Dubrovnik, Hırvatistan)

https://www.thedubrovniktimes.com/news/dubrovnik/item/225-st-blaise-church-ready-for-biggest-day-in-dubrovnik-calendar

Felç geçirenler (St. Ethelbert, Hereford, İngiltere)

https://www.herefordcathedral.org/news/st-ethelbert

Delilik, akıl hastalıkları (St. Mathurin, Larchant, Fransa)

https://www.tripadvisor.com.tr/Attraction_Review-g2292420-d8677528-Reviews-Basilique_de_Saint_Mathurin-Larchant_Seine_et_Marne_Ile_de_France.html

Büyülü İyileşmeler (St. Bernadette, Lourdes, Fransa)

https://tr.pinterest.com/pin/218635756885209649/

Göz hastalıkları (St. Wite, Morcombelake, İngiltere)

https://orthochristian.com/121808.html

Kaybolmuş eşyalar ( Padovalı St. Anthony, Padova, İtalya)

https://www.britannica.com/biography/Saint-Anthony-of-Padua

Ağrıyan Azı dişleri (St. Apollonia, San Lorenzo bazilikası, Roma, İtalya)

https://www.artehistoria.com/en/artwork/saint-apollonia

Eviliklerinde mutsuz olan kadınlar (Cascia’lı St. Rita, Spoleto, İtalya)

https://pilgrimcenterofhope.org/st-rita-of-cascia/

Başağrısı (İyi Kral VI. Henry, Windsor Kalesi, Kraliyet Kilisesi, İngiltere)

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:St_George%27s_Chapel_from_the_Altar,_Windsor_Castle,_from_Pyne%27s_Royal_Residences,_1819_-_panteek_pyn16-532-cropped.jpg

Skeptik: Hiçbir bilgiyi doğru kabul etmez, şüphecilik

Yalnızca dinler, ruhun gereksinimlerini yüksek miktarda paraya çevirmeyi başarmışlardır.

Tsukimi: Ay izleme, Japon Ay-güneş takviminin 8. ayının, 15. günü Zen Budistler gökyüzü izler.

Samimi olarak hissetmeye eğilim gösterdiğimiz, ancak destekleyici bir yapı ve varlıklarını aktif bir biçimde anımsatan bir sistem olmadan, günlük yaşamın kaosu içinde kolaylıkla göz ardı edip unutabileceğimiz duyguları besleyecek ve koruyacak kurumlara gereksinimimiz var.

İnsanlık Dini: Auguste Comte’nin savunduğu görüş. İnsanların korktukları ve daha iyi bir yaşam için tek yol olduğunu düşündükleri için körü körüne bağlandıkları bir din değil de, insanlara hoşlukla seslenmeyi başararak onlara yararlı olacağını ileri süren bir din… Kapitalizmin insanların rekabeti ve bireysel dürtülerini güçlendirdiğini, onları topluluklarından, geleneklerinden ve doğayla olan ilişkilerinden uzaklaştırdığını düşünüyordu. Yeni gelişen kitle iletişim araçlarını insanların duyarlılıklarını köreltmekle, kendini inceleme, inzivaya çekilme ve özgün düşünceler üretme fırsatlarını ortadan kaldırmakla suçluyordu… Kapitalizmin duygusal açıdan dengeli ve farklı alanlarda bilgi edinmeye meraklı bir iş gücü yerine vasıflı, itaatkar ve soru sormayan bir iş gücünü yeğleyeceğini kısa bir zaman sonra anladı.

Kendini geliştirmek için önce kendini tanı. (Auguste Comte)

İyi düşünceler kitapların içinde hapsedildiği sürece gelişemezler. (Auguste Comte)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: