İstiridye Üstü Girit- Byron Ayanoğlu

** Çeviri: Taciser Ulaş Belge, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. baskı, 2016

İnsan nerede olursa olsun gündelik hayatın önceden kestirilebilir bir yanı vardır, her gün az çok birbirine benzer. Bizim gibi iyi beslenmiş, fazla şımartılmış bireylerin karşısına çıkabilecek en büyük tehlike can sıkıntısıdır. Refaha ulaşmış insana karşı kayıtsızlaşmış toplumların yarattığı bu can sıkıntısı, o toplumlara faydalı olmadığımız zamanlar bizim için büyük bir işkence kaynağı olur ve onunla baş etmeği gerektirir. Ne yazık ki faydalı olmamızın yalnızca tek ölçüsü vardır: Para kazanmak. Oysa para peşinde koşmak hayatımızın en can sıkıcı etkinliğidir.

Büyük kentlerde, hatta Atina’nın merkezindeki küçük sofistike semtler dışında, gerçek bir Yunan hayatının temel dayanakları şöyle sıralanabilir: Aileye ve Ortodoks Kilise’sine sorgusuz sualsiz bağlılık, erkeklerin tartışılmaz otoritesi, kadınların mutlak itaatkarlığı, kadınların emeği ve Yunan piyasasındaki horoz dövüşü içinde sürüp giden ekmek parası kazanma mücadelesi.

Bu ülkede umudunu kaybetmemelisin, aynı zamanda inanç sahibi de olmalısın. İkisi de hala bedava. Aslında Girit’in en güzel yanı yemekleri. Girit’in yemekleri öylesine muhteşem ki insanlar yemek yemeye devam edebilmek için ölmeyi reddediyorlar.

İster fikir olsun, ister sanat nesnesi olsun, bir şey yaratmak kararıyla yola çıkarsanız başarıya ulaşmanız kesinlikle imkansızdır, dedi. Hiçbir şey başaramamanın en kestirme yolu bir şey başarmaya karar vermektir. Başarıya ulaşmanın tek yolu ise olayları akışına bırakmak, kavramlara kendilerini açıklamak için imkan tanımak, getirdikleri bilgi ve deneyimlere güvenmektir, çamuru eleyerek içindeki altını onların bulacağına inanmaktır. Sıradan fanilerin bu basit kuralı uygulamaları mümkün değildir, çünkü onların kendilerine güveni yoktur, hep kaderlerini kontrol etmeleri gerektiğine inanırlar. O zaman hayatta hiçbir başarı elde edemezler ve hiçbir zaman bunun nedenini anlayamazlar.

Xenos (Yunanca): Yabancı, konuk

Ana, Yunanistan’ın en büyük gücüdür. Ondan daha büyük bir güç olamaz; daha güvenilir, daha ebedi, daha verici, daha cömert, daha kendini adamış, daha kararlı, daha başa çıkılmaz, daha gözü kara ve bununla birlikte daha kırılgan, daha ince bir varlık yoktur – ve ne Yunanistan’da ne de evrenin herhangi bir başka yerinde- ondan alınanın karşılığını vermek veya ona layık olmaktan daha zor bir şey olabilir; hayır hayır zor da değil imkansız bir şeydir bu.

Kültürleri ve duyarlılıkları karıştırmak bence pek akıllıca bir iş sayılmazdı ama masadakilerin bir bölümü viskiye geçmişlerdi. Yavaş yavaş şarkılar, gülüşmeler, ev ürünü felsefeler sona erdi ve keyfin yerini alkolün kasvetli, Yunanlılara, İskoçların çilli yüzleri ve sürekli kötü havası kadar yabancı olan bir içe bakış aldı.

Çocukken beni zorla besleme gibi tıka basa dinle beslemişlerdi çünkü din, bir cemaatin asimilasyona karşı durabilmesi için manevi kalkan işlevini görüyordu. Rum Ortodoksluğu kolaylıkla reddedilebilecek bir dindir. Çünkü ibadet dili artık rahiplerden başka hiç kimsenin kullanmadığı dolayısıyla hiç kimsenin anlamadığı katharevouse Rumcasıdır; aynı şekilde ibadet de antikalaşmış, gösterişli neredeyse Katoliklerden daha cafcaflı usullerle yapılır. Bütün bunları geçmişteki iman sahibi eğitimsiz insanları etkilemek, huşu içinde boyun eğmelerini sağlamak için düşünülmüş şeylerdi ve bu nedenle günümüzün aklına gülünç hatta aşağılayıcı gelir.

Ortodoks olmadan Yunanlı olunabileceği tartışmalı bir konudur; tıpkı materyalist olmadan Amerikalı olunamayacağı veya damak tadı olmadan şef olunamayacağı gibi.

Noel gecesi de diğer bütün doğum günleri gibi içmek için iyi bir sebep yaratır.

İnsan doğasını çok güzel gözlemleyebilen biri olarak, para sahiplerinin yozluğunu, acımasızlığını bildiği için para sahibi olmaya sadece onların layık olduğunu da biliyordu.

Batı düşüncesindeki mantığı icat edenler, insan örneğinde heykelleri, mozaik resimleri, tiyatroyu, Olimpiyat oyunlarını, alfabeyi ve yumurta- limonlu tavuk suyuna çorbayı yaratanlar biziz. Böyle hesaplarsan yemek bizim başarılarımızın sadece yedide biri.

Hayata yeni ve hatta arzu edilir bir şey gözüyle bakmak mümkündür, dedi Algis, akıl yolundan giderek. Onun gerçek veya hakiki olup olmadığına aldırmadan bakılabilir. Tamamen doğru ve gerçek olan hiçbir şey yok. Bir şey sen onu ne yapıyorsan odur. Haksız mıyım? Senin için en iyisi nedir, daha doğrusu bir şey sana iyi geliyorsa iyidir ve en önemlisi, hele senin gibi birisi için, onu elde etmek için ne kadar fedakarlık edebilirsin?

Sen Montreal’den buraya yanında getirdiğin bu kişinin iyi hayat dediği şeylere yapışıyorsun. Yunanlı olmaya çalışıyorsun ama aslında değişmeyi toptan reddediyorsun. Senin için en önemli şey, kendi düzen ve alışkanlıklarının devam etmesi. Sabahları bütün o irili ufaklı unsurlar olmak zorunda. Portakal suyu, çay, sıcak duş, kahve. En ufacık bir detay yerinden oynasa kafayı yiyorsun. TV doğru düzgün çalışmıyorsa paniğe kapılıyorsun, elektrik kesilince tamamen çıldırıyorsun. Yunanlı olmak istiyorsun ama Kanadalı gibi yaşamaya devam etmek istiyorsun. İçinden geldiği gibi hareket etmek istiyorsun ama bağımlı olduğun alışkanlıkları bırakmak istemiyorsun… Artık şöyle derin bir nefes alıp nereye doğru gittiğine dikkatle bakmanın zamanı geldi. Tek istediğin emekli olup ölene kadar günleri saymaksa, tamam. Bunda bir sorun yok. Kanada’da herkesin başına bu geliyor, tabii burada Yunanistan’da da. Ama bundan daha fazlasını daha canlı bir şey istiyorsan tutkuyu ara. Bizim oralarda tutku yok ve Yunanistan gibi yerlerde gerçek olan tek şey tutkudur, başka her şeyin sulandırılmış olduğu bir kültürde varolan tek değişmezdir.

İnsanlar muhasebecilerle giriştikleri kavgayı kazanırlarsa, bunu çok pahalıya ödeyebilirler.

Burada mutlak anlamda hiçbir şey yapmadan yaşamak başlı başına, tam zamanlı bir iştir. Burada insan hayatın anlamını asla kurcalamaz, burada hayat sadece yenir.

… Senin gibi orta sınıftan birinin bu kadar büyük karışıklığı takdir etmesi imkansızdır, dedi Theo, ama doğuştan gelen kendini beğenmişliğini biraz yumuşatırsan – gerçekten dinlersen, demek istiyorum, harika bir müzik duyabilirsin- bugüne kadar söylenmiş, keşfedilmiş ne kadar müzik cümlesi varsa, bunları biraz eğip bükerek, biraz içine karışarak ve tabii ki hiçbirine tam ait olmadığını sezerek, burada duyabilirim. Bu, doğanın yalnızca senin için söylediği şarkıdır. Aynı tepede duran iki kişinin duyduğu şarkı bile aynı değildir. Dinle ve sana ne dediğini bana söyle.

Önümüzde üç gün kalınca, büyük bir karışıklık ve abartılı bir hareket girdabına düştük. Lokantalar tiyatro gibidir. Tıpkı yeni bir piyesin sahneye konması gibi üç gün önce her şey birbirine girer, hiçbir şeyin düzelmesine vakit yetmeyecektir ama yine de salt kararlılıkla veya Dionysos’un müdahalesiyle sonunda her şey yoluna girer ve perde açılır.

Her şeyin bir yolu bulunur ama bu hiçbir zaman kolay olmaz. Hayat korkunç bir mücadeledir ve ne yazık ki sonunda hepimiz kaybederiz.

… Bu düpedüz Yunanistan nostaljisiydi. Ve nostalji insanı öldürebilir çünkü hafifletilebilir ama insan gidip kökenini bulana kadar asla iyileştirilemez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: