Mars Yıllıkları- Ray Bradbury

Evlilik insanı gençlikte bile yaşlı ve alışıldık hale getiriyordu.

Burası cennet mi? diye sordu Hinkston. Saçmalama, hayır. Burası bir dünya ve bize bir ikinci şans tanındı. Kimse nedenini söylemedi. Ama zaten kimse neden Dünyada yaşadığımızı da söylememişti. Şu diğer dünyayı kastediyorum, sizin geldiğiniz. Ondan önce de bir başka dünya olmadığını nereden bileceğiz?

Kesinlikle ölüler dedi kaptan. Onların burada olduğumuzu bildiklerini mi düşünüyorsun? Eski yeninin gelişini bilmez mi her zaman?

Mars’a nasıl dokunduğumuz fark etmez, ona asla dokunmayacağız. Sonra ona öfkeleneceğiz ve ne yapacağız biliyor musunuz? Onu parçalayacağız, derisini yüzüp atacağız ve kendimize uygun hale getirmek için değiştireceğiz. Mars’ı mahvetmeyeceğiz dedi kaptan. O çok büyük ve fazlasıyla güzel. Öyle olmayacağını mı düşünüyorsunuz? Biz dünyalılar büyük ve güzel şeyleri yıkmak konusunda hünerliyizdir.

Kötü bir şey yapmak istediğin zaman kendini kandırırsın. Başka herkesin hatalı olduğunu söylersin.

Sanatı yaşamla harmanlamasını biliyorlardı. Bu ikisi Amerikalılar için hep ayrı şeyler olmuştu.

Sıradan Amerikalı için yabancı olan hiçbir şey iyi değildir.

Eğer sanat arzuların boş yere dışa vurulmasından başka bir şey değilse, eğer din, sadece kendini kandırmaca ise; neye yarardı yaşamak? İnanç, bize her zaman her şeyin yanıtını vermişti.

Onlar, dini ve bilimi, biri diğerini yadsımadan, birbirlerini zenginleştirerek yan yana gidecek şekilde bir araya nasıl getireceklerini biliyorlardı.

Marslılar yaşamın gizemini hayvanlar arasında bulmuşlardı. Hayvan yaşamı sorgulamaz. Yaşar. Yaşamasının biricik sebebi yaşamdır. Yaşamdan zevk alır ve onda mutluluk bulur. Görüyorsunuz heykelleri, tekrar ve tekrar hayvan sembolleri. Putperestlik gibi görünüyor. Tam tersi, bunlar Tanrı sembolleri, yaşamın sembolleri. Mars’ta da insanın fazlaca insan, gereğinden az hayvan olduğu zamanlar olmuş. Ve Marslılar hayatta kalmak için bir tek soruyu sormaktan kaçınmaları gerektiğini kavradılar. Neden yaşıyoruz? Yaşam kendisinin yanıtıydı. Yaşam, daha fazla yaşamın türemesi, olabildiğince iyi bir yaşamın sürdürülmesidir. Marslılar, Neden yaşıyoruz ki? sorusunu savaşın ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü, yanıtın olmadığı bir dönemde sorduklarını fark ettiler… Dini, sanat ve bilimi harmanladılar, çünkü temelde bilim asla açıklayamayacağımız bir mucizenin sorgulanmasından başka bir şey değildir; sanat ise bu mucizenin yorumlanmasıdır.

Benim uğrunda savaşacak ve yaşayacak bir şeyim var. Bu, beni daha iyi bir katil yapıyor. Artık dinin yerini tutan bir şeye sahibim. Bu, yeni baştan nefes almayı, güneşin içine işlemesine izin vererek yatıp bronzlaşmayı, müziği nasıl dinleyeceğini, bir kitabı nasıl okuyacağını öğrenmek. Sizin uygarlığınızın bana vaat ettiği şey nedir?

Kendini gerçekten akıllı hissetmediğin ve akıllı olmayı istemediğin zamanlarda, akıllı olmaktan nefret ediyorum, diye düşündü kaptan. Ben daha kendimin kim olduğundan emin değilken bu doğruyu yaptığım düşüncesinden iğreniyorum. Kimiz biz aslında? Çoğunluk mu? Yanıt bu mu? Çoğunluk daima kutsaldır, değil mi? Daima, daima. Kısacık önemsiz bir an için bile haksız değildir, öyle mi? 10 milyon yılda bile bir kez olsun yorulmaz mı? Düşündü. Nedir bu çoğunluk ve kimlerden oluşur? Ne düşünür, nasıl böyle olmuştur, hiç değişir mi ve ben nasıl oldu da bu ahlaksız çoğunluğa dahil oldum? Kendimi rahat hissetmiyorum. Bu klostrofobi mi, kalabalık korkusu mu, yoksa sağduyu mu? Tüm bir dünya kendisini haklı görürken, aslında tek bir adamın haklı olması mümkün mü?

Kendi günahlarımızı Dünyada halletmemiz gerekmez mi? Burada ki kendi yaşantılarımızdan kaçmıyor muyuz?.. Eski günahları burada bırakıp Mars’a yeni günahlar bulmaya mı gidiyoruz? Mars üzerinde günah, erdem kılığında görünebilir. Orada kendimizi sonradan günah olduğu ortaya çıkabilecek o erdemli davranışlardan korumalıyız!.. Günahı gördüğümde tanırım demişti Peder Stone lafını esirgemeden, Mars’ta olsa bile. Ah biz rahipler turnusol kağıdı gibi olmakla övünürüz, günahı görünce rengimiz değişir, diye karşılık verdi Peder Peregrine ama ya Mars’ın kimyası değişikse ve hiç renk vermezsek! Ya Mars’ta yeni duyular varsa, farkına varılamayacak günahın varlığını kabullenmelisin. Eğer önceden tasarlanmış bir kötü niyet yoksa bunun için ne günah, ne de ceza vardır.Tanrı bize bu konuda güvence vermiştir, diye Peder Stone yanıtladı.

Bu gece havada Zamanın kokusu vardı… Zaman nasıl kokardı? Toz, saatler ve insanlar gibi. Zamanın sesi nasıldır, diye merak ederseniz, karanlık bir mağarada akan su, ağlama sesleri, boş tabutların kapağına vuran toprak ve yağmur gibidir bu ses. Daha da ileri gidecek olursak, zaman neye benzer? Zaman, kapkara bir odaya usul usul yağan kara ya da eski bir sinemadaki sessiz filme veya Yeni yıl balonları gibi, aşağıya ve hiçliğe doğru düşen 100 milyon surata benzer.

Tanrı ciddi değildir. Aslında O’nun sevgiden başka ne olduğunu anlamak da biraz güçtür. Sevginin de mizahla ilgisi vardır, değil mi? Çünkü katlanamadığın birisini sevemezsin, değil mi? Ve birisine gülmedikten sonra da ona devamlı katlanamazsın.

İnsan olmayanın içindeki insanı göremez misin? İnsanın içindeki insan olmayanı görmeyi yeğlerim.

Ama insan sevgi uğruna birçok kibirli davranışta bulunabilirdi ve Tanrı’yı öylesine çok seviyordu ve bundan dolayı öylesine mutluydu ki, herkesin de bu kadar mutlu olmasını istiyordu.

Asırlardan beri onun sevgisini ve acısını haç ile simgeledik. Bu nedenle bu daire Marslıların İsa’sı olacak. Onu Mars’a böyle getireceğiz… Biçim dediğiniz nedir ki? Tanrı’nın hepimize bahşettiği o parlak ruh için bir kadeh… Şekli ne olursa olsun, özgür irade sahibi ve günahlarının bilincinde olan her ruh hakları olan mezhep kendilerine verilmediği sürece cehennemde yanmaya mahkumdur… Biçim önemli değildir. İçerik her şeydir.

Bana kalırsa her gezegende bir Gerçek var. Hepsi de Büyük Gerçek’in parçaları. Bir gün gelecek ki, hepsi de bir yapboz bulmacası parçaları gibi tamamlanacaklar.

Hep bir şeylerden korkan bir azınlık ve karanlıktan, dünden, bugünden, yarından, kendinden ve kendi gölgesinden korkan bir de çoğunluk vardı.

Garrett, dedi Bay Stendhal, sana bunu neden yaptığımı biliyor musun? Çünkü sen Bay Poe’nun kitaplarını gerçekten okumadan yaktın. Onların yakılması gerektiği konusunda başkalarının önerisine uydun. Yoksa daha az önce buraya indiğimizde sana ne yapacağımı anlamış olurdun. Cehalet ölümcüldür, Bay Garrett.

Eğer gerçeğe sahip olamıyorsan hayal de onun kadar iyidir.

İnsan kendi dışında düşünebilmedir. İşte zor olan budur… Her büyük sanatçı ya da bilim insanı, bir dereceye kadar kendi dışında düşünebilen kişidir. (Fred Hoyle)

Sir Fred Hoyle (1915-2001 ) Bağımsız astrofizikçi . ” Big Bang” terimini ilk kullanan kişi. Yıldız nükleosentezi üzerine çalıştı. Karbonla insan hayatının kökeni arasındaki ilişkiyi keşfetti. Hoyle, elementleri yıldızlar içinde ısıtmanın bu sorunları ortadan kaldıracağını gösterdi. Çünkü yıldızlar, yeterli sıcaklığı milyarlarca yıl koruyorlardı ve bu da gerekli nükleer tepkimelerin oluşmasına imkân tanıyordu. Bu tepkimelerin karbon elementiyle doğrudan bağlantılı olduğunu buldu. Karbonun C-12 izotopunun rezonansı, sadece çok düzenli bir enerjide açığa çıkıyordu. Bu gerçekleşmezse, yıldızlar karbon üretemezdi. Teorinin kilit noktası da buydu: Karbon yoksa, insan yaşamı da olamazdı. Tüm kimyasal elementlerin kökenini açıklama çabasında sadece bir atlama taşıydı. 1954’te, helyumdan karbona kadar tüm hafif elementlerin, kızıllaşmış yıldız içinde 100 milyon santigrat derece sıcaklıkta oluşabileceğini kanıtladı. Ağır elementler için, daha yüksek sıcaklık ve süpernova patlamalarını da içeren birtakım farklı etkenler gerekiyordu. 1967’de, Fowler ve ABD’li astrofizikçi Robert Wagoner’la yürüttüğü çalışmalar sonucunda, büyük projesinin boşta kalan tüm noktalarını da doldurdu. “Büyük Patlama”yı, diğer hafif elementlerin kökenini açıklamakta kullandı. Hidrojenden uranyuma ve ötekilere kadar tüm kimyasal elementlerin doğumunu açıklığa kavuşturdu. Bir bardak su içindeki basit hidrojen ve oksijen karışımının anatomisini çizdi. Bir bardak su içindeki hidrojenin “Büyük Patlama” sırasında; oksijenin ise, ondan milyarlarca yıl sonra, bir kızıllaşmış yıldız ya da süpernovada doğmuştur. (http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00209/)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: