La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote- Miguel de Cervantes Saavedra

** Shakespeare’in Cardenio ve Çifte İhanet/ Dertli Aşıklar oyunları bu kitaptaki öykülerden alınmıştır.

… her okuma, okunan metnin yeniden yorumlanması, dolayısıyla yeniden yaratılmasıdır.

Desdichado (İspanyolca): Bahtsız

Libros de caballerias (İspanyolca): Şövalye kitapları

Don Quijote, toplumla ters düşen modern roman başkişisinin öncüsüdür. Cesareti, azmi, adalet ve eşitlik duygusu, katıksız sadakati, kimliğini kendi kendine belirleme kararı, onu destansı bir kahraman ya da efsanevi bir yiğit yapmaz. Tersine, sürekli yenilgiye uğrayan, dışlanan, anlaşılmayan, anlaşılsa da alay edilen, kazandığı zaferlerde bile ardından buruk ya da acı bir tat bırakan, özetle, artık toplumla bütünleşmesine olanak olmayan, yabancılaşmış bireydir o.

Edebiyat türleri hiçbir yer, zaman ve kültürün tekelinde de değildir, biraz değişerek biraz özelliklerini koruyarak yaratıcılığın coğrafyasında nüfuz etmedikleri bir karış alan bırakmayan gezginlerdir onlar. (Prof. Jale Parla)

Sevgili Aylak okur, bu kitabın zihnin, düşünülebilecek en güzel, en zarif, en akıllıca ürünü olmasını isterdim, buna yeminsiz inanabilirsin. Ama tabiat kanununa karşı çıkamadım; tabiatta her şey, benzerini doğurur. Benim kısır, gelişmemiş deham da, her türlü hazin sesin duyulduğu bir hapishanede doğmuşçasına kuru, kırışık, maymun iştahlı ve çok çeşitli, kimsenin aklına gelmeyecek düşüncelere boğulmuş bir evlattan başka ne doğurabilir?

Aristoteles’ten Xenophon’a, Zoilos veya Zeuksis’e – her ne kadar biri dedikoducu, öteki ressam idiyseler de…

Non bene prototo libertas ventidur auro (Latince): Hiçbir altın özgürlüğün bedelini ödeyemez.

Pallida mors aequo pulsat pede pauperum tabernas, regumque turres (Latince): Ha yoksulun kulübesi ha zenginin köşkü, soluk benizli ölüm için fark etmez.

Ego autem dico vabis: diligite inimicos vestros (Latince): Fakat ben size derim: düşmanlarınızı sevin.

De corde exeunt cogitationes malae (Latince): Kötü düşünceler yürekten çıkar.

Donec eris felix, multos numerabis amicos, tempora si fuerint nubila, solus eris (Latince): Talihin iyiyse arkadaşın çok olur, ama bir bulutlandı mı havalar, kalırsın yapayalnız ortada (Cato)

Marcus Porcius Cato: (MÖ 234-149) Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip. Yaşlı veya bilge Cato diye de bilinir. Oldukça ahlakçı ve prensiplidir, bu yüzden Scipio ailesine tavırlı olmasıyla bilinir. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Marcus_Porcius_Cato)

Gelelim, öteki kitaplarda bulunup sizde eksik olan, yazarların sıralanmasına. Bunun çaresi çok basit; tek yapacağınız şey A’dan Z’ye hepsini sıralayan bir kitap bulmak. Aynısını kendi kitabınıza koyun, onlardan pek yararlanmayacağınızdan, yalanınız açıkça belli olsa bile, önemli değil. Belki, basit sade hikayenizde hepsinden yararlandığınıza inanacak kadar saf biri çıkar; başka bir işe yaramasa da, uzun yazarlar listesi, hiç değilse kitaba beklenmedik bir otorite kazandırır. Zaten, kimseyi ilgilendirmediğinden, kimse onları izleyip izlemediğinizi araştırmaz.

Önemli olan tek şey, yazılanlarda taklitten yararlanmaktır, taklit ne kadar mükemmel olursa, yazılan da o kadar iyi olacaktır. Sizin bu kitabınızın amacı, şövalyelik kitaplarının dünyadaki ve halk üzerindeki otoritesini, etkisini kırmak olduğuna göre, filozoflardan cümleler, Kutsal Kitap’tan nasihatler, şairlerden efsaneler, retorikçilerden söylevler, azizlerden mucizeler dilenmenize gerek yok; aksine, cümlelerinizin, paragraflarınızın, sade bir şekilde, anlamlı açık, yerinde kelimelerle, fikrinizi mümkün olduğunca canlandırması, düzgün ve renkli olması için uğraşın; kavramlarınızı karmaşık, karanlık hale getirmeden anlatın. Ayrıca, hikayenizde hüzünlü kişileri neşelendirmeye, neşelilerin neşesini arttırmaya çalışın, saf kimseleri kızdırmayın, zeki kimseleri yeniliğine hayran bırakın, ciddi kimseler küçümsemesin, ihtiyatlı kimseler de övmeyi ihmal etmesin.

Vale ( Latince): Veda sözü

Hemen akıl vermeye kalkar verecek aklı olmayan.

Unutma, kendi çatısı camdansa eğer delidir taş toplayan komşuya atmak için. (Binbir Surat Urganda)

Kel Kader: Latin yazarlara göre kaderin başının ön tarafında bir tutam saçı var ve şanslı kişiler buna tutunur.

Zavallı asilzade, bu cümlelerle aklını sıçratıyor, sırf bu iş için dirilecek olsa, Aristoteles’in bile kavrayamayacağı anlamlarını çözebilmek için uykularından oluyordu. Don Belianis’in başkalarında, başkalarının da Don Belianis’te açtığı yaralar, kafasını kurcalıyordu.

Gonella: Şövalye olmadan önce Rocin (beygir) ante (önce) adı

Bukephalus: Büyük İskender’in atı

Babieca (Aptal): El Cid ( Rodrigo Diaz de Vivar) atı, Tizona kılıcının adı.

Quijote (İspanyolca): Zırhın uylukları örten kısmı

Artık zırhı temizlenmiş, miğferine siperlik takılmış, atına isim verilmiş, kendi ismi bulunduğuna göre, aşık olacağı bir kadın bulmaktan başka bir eksiği kalmamıştı; çünkü sevdasız bir gezgin şövalye meyvesiz ağaç, ruhsuz beden gibiydi.

Aldonza Lorenzo: Dulcinea ( 5 anlamı var biri tatlı demek) ‘nın asıl adı

Bu arada o kadar yavaş yürüyor, güneş de öyle hızla ve kızgın yükseliyordu ki, bir beyni olsa, sulandırmaya yeterdi.

Güzele ölçülü olmak yakışır, üstelik en küçük hadiseye gülmek sersemliktir.

Çok şişman olduğu için çok sakin bir adam olan hancı…

Castellano : Şato sahibi, Kastilyalı

Eski halk inanışına göre Kastilyalılar dürüst, Endülüslüler namussuz olurdu.

Yüksek mevkiden birinin yanında bir başkasını yalanlamak, yüksek mevkideki kişiye yapılmış hakaret sayılırdı.

12 Fransız Asilzade: Charlemagne’nın yarı efsanevi yoldaşları; Roland (Orlando) yeğeni, Salomon (Britanya kralı), Namo (Bavyera Dükü), Rinaldo (Roland’ın kuzeni), Turpin (Reim Başpiskoposu), Asthalpo (İngiliz), Ogier (Danimarkalı), Malagigi (büyücü-Merlin), Florismart, Gano ( Ganelon- hain), Fierambros, Oliver.

Şiir kitaplarını başka dile çevirmeye çalışan herkes de aynı şeyi yapacaktır; çünkü ne kadar büyük dikkat ve beceriyle çevrilseler de, doğdukları dilde taşıdıkları değere erişemezler.

Seyyid Hamid Bandicani (Patlıcan renginde)

Panza (İspanyolca): Karın

Zancas (İspanyolca): Bacaklar

Bu öykünün gerçekliği konusunda tek itiraz, yazarının Arap olması olabilir; çünkü bu milletin özelliklerinden biri, yalancılıktır. Ne var ki, bize düşman olduklarından, hikayenin fazlası değil, eksiği olması beklenir.

Tarihçilerin kesin ve doğru olmaları, taraf tutmamaları gerekir. Ne çıkarın, ne korkunun, ne hıncın, ne sevginin tarihçiyi gerçekten saptırmaması gerekir. Gerçeğin kaynağı, tarihtir; zamana denk olan, olayları saklayıp koruyan, geçmişe tanıklık, şimdiki zamana örnek teşkil eden, geleceğin habercisi tarih.

Santa Hermandad (Kutsal Kardeşlik): İspanya kralı II: Fernando ve eşi I. Isabel tarafından 15. yüzyıl sonlarında kurulan, yasaları uygulamak için oluşturulmuş polis örgütü; yeşil kısa değnek taşırlar.

Cezire (Osmanlıca): Ada

Aşk için söylenen, gezgin şövalyelik için de söylenebilir: O, her şeyi eşit kılar.

Eskilerin Altın Çağ dedikleri çağ ne mutlu bir çağmış. Ne mutlu yüzyıllarmış. İçinde bulunduğumuz Demir Çağ’da bu kadar değerli olan altın, o talihli çağda kolaylıkla bulunabildiği için değil; o çağda yaşayanlar senin ve benim kelimelerini bilmedikleri için. O kutsal çağda her şey ortaktı.

Kral Arthur ( İspanyolca-Arthus) ölmeyip kargaya döndü. Tekrar krallığına dönecek İngilizler karga öldürmez.

Sevdi sevilmedi; taptı aşağılandı; yırtıcı bir hayvana yalvardı, ısrarıyla bir mermeri usandırdı, rüzgarın ardından koştu, yalnızlığa haykırdı, nankörlüğe hizmet etti, ödül olarak, ömrünün baharında ölüme kurban gitti.

… yaşayan kelimeleri arasında ölü bir dilin…

Aynı anda hem umut edip

hem korkabilir mi acaba insan,

ne zaman başlamalı umut etmeye,

belki en iyi zaman

neden korktuğundan emin olduğun an (Grisostomo’nun Şarkısı)

… güzel olan her şeyin sevilebileceğini biliyorum; ama güzel olduğu için sevilenin, kendisini seveni, sevildiği için sevmek zorunda olmasını anlayamıyorum.

Tanrı beni güzel değil de çirkin yaratmış olsaydı, beni sevmiyorsunuz diye size sitem etmeye hakkım olur muydu?

Şeref ve meziyetler ruhun süsüdür, onlar olmasa beden güzel olsa bile, güzel görünmemesi gerekir. Dürüstlük bedeni ve ruhu en çok süsleyen, güzelleştiren meziyetlerden biriyse, güzel olduğu için sevilen kişi, sırf kendi zevki uğruna var gücüyle bu meziyetini kaybettirmeye uğraşan kişinin isteğine boyun eğerek, niçin bu meziyetini kaybetsin?

Görünüşümle aşık ettiklerimi, sözlerimle yanılgıdan kurtardım.

… ben hiçbir şeyi pek fazla saklamaktan hoşlanmam, saklaya saklaya çürümelerini de istemem.

Geçmiş yüzyıllarda öyle gezgin şövalyeler olmuştur ki, konakladıkları yerin ortasında durup, Paris Üniversitesi’nden mezun olmuş gibi vaaz vermişlerdir. Bundan da şu sonucu çıkarabiliriz: Ne kılıç kalemi, ne de kalem kılıcı asla köreltememiştir.

Sancho da dedi ki: Beyefendiler kendilerini bu hale getiren korkusuz adamın kim olduğunu merak edecek olurlarsa, meşhur La Mancha’lı Don Quijote, nam-ı diğer Mahzun Yüzlü Şövalye deyin.

… ama korkunun gözleri çoktur; değil gökyüzündeki toprağın altındaki şeyleri bile görür.

Romalı Cato Zonzorino ‘nun atasözleri kitabı okullarda okutulurmuş.

Kadınların tabiatı öyledir, dedi Don Quijote. Kendilerini seveni küçümsemek, nefret edeni ise sevmek.

Kayıkçı 300 keçiyi, her sefer 1 olacak şekilde karşıya geçiriyor. Keçilerin hesabında hata olunca, hikaye bitiyor.

Mutatio caparum (Latince): İsa’nın Diriliş Yortusu ( Kıyam Yortusu, Paskalya)’nda kardinallerin pelerin değişimi

Pikaresk (İspanyolca): Gezgin, serseri, parasız kişiler

Nasıl ki iyi yönetilen devletlerde işi olmayanların, çalışması gerekmeyenlerin ve çalışamayanların eğlenmesi için satranç, top ve bilardo oynanmasına izin verilirse aynı şekilde, bu tür kitapların da basılmasına izin veriliyor; bu kitapların herhangi birinin gerçek olduğunu zannedecek kadar cahil bir insanın olamayacağı düşünülüyor -ki öyledir de.

Bilge: Hazreti Süleyman için kullanılan bir ad

Bak dostum, kadınlar kusurlu yaratıklardır ve önlerine takılıp düşecekleri engeller koymamak gerekir ki, kendilerinde eksik olan mükemmeliyete yani faziletliliğe rahatça ulaşabilsinler.

Ölümde hayatı arıyorum,

hastalıkta sağlığı,

hapiste özgürlüğü,

kapalı yerde çıkışı,

ve hainde sadakati.

Ama kadın, bilerek akıl yürütmeye koyulduğunda zekası giderek azaldığı halde, hem iyiliğe, hem de kötülüğe zekası erkeğe kıyasla daha hızlı çalıştığı için…

İhanet hoşa gitse de hain sevilmez.

Kel Ulaş Ali: Kelin diğer anlamı dönme; Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçmiş kimse. Gerçekten de kel.

Türklerde sahip oldukları kusur veya meziyetlere göre isim takmak adettir. Çünkü onlarda Osmanlı hanedanından gelen sadece 4 soyadı vardır; diğerleri dediğim gibi bedensel kusurlarına veya ruhsal meziyetlerine göre isimlendirilirler.

Şerrinden kurtulabilen tek kişi, Saavedra adında bir İspanyol askeriydi. Bu adam hürriyetine kavuşabilmak için, o insanların hatırında uzun yıllar kalacak olan şeyler yaptığı halde, sahibim Venedik’li dönme Hasan Ağa ( Cezayir Beylerbeyi Kel Uluç Ali’nin gözdesi) ona asla sopa vurmadı, vurdutmadı, kötü bir söz de söylemedi.

Kynik (Yunanca): İsmin 2 kaynağı olabilir. Birincisi kurulduğu yerin Atina’da Kynosarges Gymnasion’da olması, diğeri ise toplumda felsefelerine uygun yaşamları nedeniyle Kynos (köpek, köpeksi) bulunmaları. Toplumdaki tüm değerleri yok sayarak pis, sefil, karşılıklı saygıdan uzak yaşamın erdemini savunurlar. Tek erdem, insanın tam bağımsızlığıdır. Bilgi bu yola götürür. Özgürlük, insanın kendisine egemen olması iç varlığının bağımsızlığıdır. İnsan bir takım şeylere ne kadar kayıtsız kalır, ne kadar az gereksinimi olursa ve doğru bilgileri ne kadar över ve ona göre yaşarsa o kadar özgürdür. En ünlü Kynik Diogenes’dir.

( https://www.nkfu.com/kynik-felsefesi-kynizm-nedir/ )

Çünkü bir şey, iyi de olsa bol oldu mu değer verilmez, oysa kötü şeylerin bile kıtlığı, değerini arttırır.

Lykurgos (MÖ 800-730): Sparta’nın efsanevi kanun koyucusu. Lykurgos Yasaları’nı oluşturmuştur. Spartalılar Lykurgos Yasaları’yla beş yüz yıl yönetilmiştir. Lykurgos’un getirdiği birçok yenilik arasında ilk ve en önemli olanı Senato ‘dur. Halk ve Kral arasında köprü olan yirmi sekiz kişilik senato ülkede denge unsurunu sağlayacak yönetim birimiydi. Zamanla Lykurgos bu kurumu yeterli bulmadığı için Ephoros (Gözcü, bekçi) kurumunu kurdu. Ephoros’un günümüzdeki karşılığı Bakanlıktır. Senato tarafından bir yıl süreyle görevlendirilen üyelerle oluşurlardı. Ve yetkilerinin arasında kralı tutuklamak da vardı. Lykurgos’un başka bir reformu ise toprakların tekrar paylaştırılması idi.Herkes geçimi bakımından eşit olacaktı. Kimsenin diğerinden üstünlüğü olmayacaktı. Ülkeyi bölerek kadın ve erkek başına toprak dağıtmıştır. Daha sonra taşınır malları da paylaştırmaya çalışmıştır. Ama kimsenin elindeki malı doğrudan vermek istemediğinden bunu dolambaçlı yoldan yapmıştır. Önce altın ve gümüş parayı tedavülden kaldırmıştır. Onların yerine sadece demir para kullanılacaktı. Demir para değeri az, ağırlı çoktu. Topluma yararı olmayan ve gereksiz sanatları yasakladı. Zaten etmese de çoğu yok olacaktı. Bunun nedeni kullanılan paranın değersiz olmasıydı. Altın, gümüş, mücevher değersiz olunca süs de yavaş yavaş toplumdan uzaklaşmıştır. Eşitliğin dozunu arttırmak isteyen Lykurgos yemek sofralarını da ortak yapmıştır. Yurttaşlar bir araya gelerek aynı ekmek ve aynı yemeği yemek zorundaydılar. Kimse artık evlerinde gösterişli sofralar kuramayacaktı. Ortak yemekler on beş kişilik sofralarda yenirdi. Çocuklar da bu sofralardan özgür düşünceyi genç yaşta öğreniyordu. Ama sofrada söylenen hiçbir söz dışarı taşınmazdı. Lykurgos , yasalarını yazmadı. Ona göre yasalar kağıtlarda etkin değildi. Ona göre toplum eğitilip, kuralları gelenek haline getirmek çok daha önemliydi. Lykurgos öldükten sonra yasaları yazılı hale gelmiştir. Lykurgos savaşmayı savunmadığından, aynı düşman ile birkaç kez savaşmayı da yasaklamıştır. Ona göre savunmak, saldırmaktan önemlidir. Lykurgos’un emri ile genç kızlar da spor eğitimi alıyordu. Kızların çıplaklığı edebe aykırı değildi. Aksine sadeliği vurguluyordu. Lykurgos bekarlığa kötü gözle bakılmasını sağlamıştır. Evliler ayrı yaşardı böylece birbirlerine olan aşkları pekişirdi. Eşler birbiriyle anlaşırsa farklı kişiler ile birleşip farklı kişilerle çocuk yapabiliyordu. Lykurgos’a göre çocuklar bireylerin değil toplumun çocuğuydu. Çocuklar ailelerinden alınarak Leskhe denilen eğitim kurumlarına verilirdi. Burada çeşitli eğitimleri alır ve hayatı öğrenirlerdi. 

( https://www.bikral.com/kral-lykurgos-kimdir-26)

Atina’nın 7 Bilgesi: 1- Solon (MÖ 640-560): Ozan ve yasa yapıcı. Atina devlet sisteminde yaptığı reformlar dünyanın ilk demokrasisinin ortaya çıkmasını mümkün kıldı. Aristokrat bir aileden dünyaya gelen Solon, ilk olarak rahip şehir devleti Megara’ya karşı Salamis Adası’nın kontrolü için yürüttüğü başarılı mücadelenin sonucunda ünlendi. Solon daha sonra Antik tarihçi Plutarch’ın verdiği bilgiye göre MÖ 594’te kanun yapıcı seçildi. Solon’un reformları birkaç yıl yürürlükte kalmış olsa da Yunan anayasal sisteminin oluşmasında ilk adım teşkil etti.Solon Atina’da göreve geldiği sırada yasaları gözden geçirdi ve cezaları daha az haşin hale getirdi. Ayrıca şehrin yönetim sisteminde reform gerçekleştirdi. Onun sayesinde iktidar, asillerden halka doğru kaymaya başladı. Bu dönemde tüm yurttaşların dava açabilmeleri yasallaştı. Jürileri halka açık hale getirildi. Demokratik meclisin atası olan “Dört Yüzler Konseyi” adında bir temsil organı oluşturuldu.  ( https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/solon)

2- Thales (MÖ 625-546): Milet’li felsefe ve bilim öncüsü.  Thales tarafından kurulan Milet Okulu’nda felsefenin ilk adımları atılır. Başka bir deyişle felsefenin kurucusu Miletos’lu Thales diyebiliriz. Milet Okulu’nda Thales’in öğrencisi Anaximandros ve onun öğrencisi olan Anaximenes yetişir. Bu Sokrates öncesi felsefeciler gözlemlerini dinden ayırıp, doğaya çevirirler. O güne kadar tüm doğa Olayları mitoslara dayandırılarak açıklanmaya çalışılıyordu. Thales ve öğrencileri çevrelerinde olup bitenleri, doğa olaylarını kavramak ve içinde yaşadıkları toplumda sorulan sorulara cevaplar bulmak için mitolojik olan inançsal açıklamalara değil, deneysel ve gözlemsel yani dah bilimsel kavramlara yönelirler. Böylelikle kendilerinden sonra gelen Sokrates, Platon ve Aristotales gibi felsefecilere öncülük etmişlerdir. ( http://www.antiktarih.com/2019/11/04/miletoslu-thales-kimdir/ )

3- Bias : MÖ 570’e doğru dünyaya geldiği ve çok uzun yaşadığı sanılır. Hukukçu Bias çok iyi bir söylevciymiş, ancak sözü sanat yapanların tersine yalnızca doğrular adına konuşurmuş. Priene’nin yasalarını derlediği söylenir. Bias İonia üzerine yaklaşık iki bin dizelik bir şiir yazmış, bu şiirde özellikle mutlu olmanın yollarını anlatmış. Priene’liler onun adına bir tapınak yapmışlar, tapınağın adını Tutameion koymuşlar. Bias’ın bize kadar gelen özdeyişlerinden bazıları şöyle: – İnsanların çoğu onursuzdur.
– Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat.
– Bir işe girişirken yavaşlığı elden bırakma, ama iş başlayınca var gücünle çalış.
– Acelecilikten ve gevezelikten uzak dur, böylece yanlış yapmaktan kaçınmış olursun, yoksa yanlışlara üzülmek için çok beklemeyeceksin.
– Aptal da kötü de olma.
– Sakınmazlık etme.
– Sakınmayı sev.
– Yaptığın şeyi düşün.
– Saygılı bir dinleyici ol.
– Yeri gelince konuş.
– İyi bir iş yaptığın zaman onu tanrılardan bil, kendinden değil.
– Gençliğinde eyleme yaşlılığında erdeme bağlan. Lidya Kralı Alyattes Priene’yi kuşattığı yıllarda zekası sayesinde kuşatmanın kalkmasını sağlamıştır. ( https://www.felsefe.gen.tr/prieneli-bias-kimdir/ )

4- Khilon /Chilon (MÖ 620 ?-520 ?): Sparta’lı, Damagetes’in oğludur. Beş ephoros’dan yani her yıl seçilen beş yüksek dereceli yöneticiden biriydi. MÖ VI. yüzyıla doğru Sparta’nın gelişiminde büyük katkıları oldu. Sparta’da iki düşman ailenin temsilcisi olarak iki kral vardı, Khilon kralların ateşli düşmanlarındandı. Ephoros’lara kralları azletme hakkının verilmesini sağladı. İki yüz dizelik bir ağıt yazmış olduğu söylenir. Diogenes Laertios’a göre Khilon “İnsan geleceği görebildiği için büyüktür” dermiş. İleri yaşlarında iyiden iyiye zayıflamış. Olimpiyat oyunlarında yumruk kavgasında oğlu birinci gelince yüreği bu sevince dayanamamış ve ölmüş. Yurttaşlarının gözünde Khilon bir kahramandı. Yurttaşları onun adına bir tapınak kurmuşlardı. Özdeyişlerin bazıları: – Kendini tanı.
– İçerken çok konuşmamaya özen göster, yoksa yanlışlar yapmaktan kendini alamazsın.
– Özgür insanları tehdit etme, bu hiç doğru olmaz.
– Kimseleri çekiştirme, yoksa hiç hoşuna gitmeyecek sözler işitirsin.
– Dostlarınla yiyip içmeye gidiyorsan ağırdan al, başkalarının yardımına koşuyorsan acele et.
– Bir insana mutlu diyebilmek için onun ölümünü bekle.
– Büyüklerine saygılı ol.
– Başkalarının işleriyle yerli yersiz ilgilenenlerden kaçın.
– Bir yitim bir utanç verici kazançtan daha değerlidir; birinci durumda bir kere üzülürsün, ikinci durumda her zaman.
– Zavallılara gülme.
– Evini iyi yönet.
– Dilin usundan öne çıkmasın.
– Öfkeni dizginle.
– Yolda yürürken acele etme, elini de kaldırma, bunu deliler yapar.
– Yasalara uy.
– Bir adaletsizlikle karşılaştığın zaman onu yapanlarla uzlaş, bir hakaret söz konusuysa intikamını al. ( https://www.felsefe.gen.tr/spartali-chilon-khilon-kimdir/ )

5- Pittakos ( MÖ 652?-572?) : On yıl (595-585) tiranlık yaptı ve kendi isteğiyle görevden çekildi. İktidarda iken iç savaşı sona erdirdi ve savurganlığı önleyen yasalar koydu. Pittakos, Trakya kökenli Mytilene (Midilli) tiranıdır. Hyrradios’un oğludur. Atina’yla Mytilene arasındaki savaşta yararlıklar göstermiş bir komutandı. Yurttaşları ona çok güvendikleri için yönetimi onun ellerine bıraktılar. Pittakos on yıl bu görevde kaldı, devleti düzene koydu ve herkesçe çok sevildi. On yıl görev yaptıktan sonra çekildi, bundan sonra bir on yıl daha yaşadı. Yurttaşları ona bir toprak bağışlamışlardı, o bu toprağı tanrılara armağan etti. Pittakos’un oğlu Pyrraios’u adamın biri bir berber dükkanında baltayla öldürür. Pittakos kendisine gönderilen katili bağışlar ve şöyle der: “Bağışlamak cezalandırmaktan daha değerlidir.” Pittakos tam anlamında bir şarap deposu olan Mytilene’de sarhoşluğu cezalandıran yasalar çıkardı. Ona ait özdeyişler: – Uygun zamanı kollamayı bil.
– Yapmayı tasarladığın şeyi söyleme, beceremezsen gülerler.
– Dostların olsun.
– Başkasında hoşgörmediğini sen yapma.
– Zavallı birine kötü söz söyleme, o durumda tanrının intikamı işe karışır.
– Emanet aldığını geri ver.
– Sana başkalarının yaptığı küçük terslikleri hoş karşıla.
– Ne dostunun kötülüğünü söyle ne düşmanının iyiliğini. Böyle bir şey düşüncesizlik olur.
– Geleceği kestirmenin büyük yararı var: geçmiş bellidir gelecek belirsiz.
– Karaya güvenilir denize güvenilmez.
– Kazanmanın sonu gelmez.
– Onur kazan.
– Saygı göstermeye çalış.
– Eğitimi, alçakgönüllülüğü, sakınıklığı, doğruyu, iyi niyetli olmayı, deneyimi, yatkınlığı, başkasıyla arkadaşlığı, dürüstlüğü, ev işlerine uyarlı olmayı, sanatı, sofuluğu sev. ( https://www.felsefe.gen.tr/mytileneli-pittakos-kimdir/ )

6- Periandros (MÖ ?- 585): Korinthos tiranıydı. Üretimi ve ticareti destekledi, köle satın almayı yasakladı. Onun zamanında Korinthos görülmemiş bir refah düzeyine ulaşmıştı. Bütün bu olumlu çabalarına karşın zalim bir yönetici olarak tanınmıştı. Periandros, Lyside’yle evlenmişti ama karısını Melissa diye çağırırdı. Ondan iki çocuğu oldu: Kypselos ve Lykophron. Çocukların küçüğü zeki büyüğü aptaldı. Periandros bir öfke anında gebe karısını tekmeleye tekmeleye merdivenlerden iterek öldürdü. Öylesine öfkeliydi ki karısının öldüğünü gördüğü halde durmuyor, cesedi tekmeliyordu. Bu olayda çevresini saran kadınların yalanlarına kanmıştı. Annesinin öldürülmesinden son derece tedirgin olan oğlu Lykophron’u Kerkyra’ya (Korfu) sürgüne gönderdi. Yaşlanınca onu geri çağırdı: tiranlığı ona bırakacaktı. Ama Kerkyra’lılar erken davranıp Lykophron’u öldürdüler. Özdeyişlerden bazıları:-  Araştırma her şeyi kucaklar.
– Dinginlik iyi bir şeydir.
– Gözüpeklik tehlikelidir.
– Utanç verici bir kazanç varlığımız için bir suçlama yaratır.
– Demokrasi tiranlıktan yeğdir.
– Hazlar ölümlü erdemler ölümsüzdür.
– Mutlulukta ölçülü ol, düşmanlıkta sakınık ol.
– Tutumluluk içinde ölmek gereksinim içinde yaşamaktan iyidir.
– Yakınlarına yaraşır olduğunu göster.
– Yaşamında seni övmeleri için çaba göster, ölümünden sonra da senin mutlu yaşamış olduğunu söylesinler.
– Mutlu dostların için de mutsuz dostların için de aynı kal.
– İstemeden girdiğin yanlış yükümlenmelerden kurtul.
– Gizli görüşmeleri açık etme.
– Eski yasaları kullan taze besinleri ye.
– Suçluları cezalandırmakla kalma, onların yanlış yapmalarını da engelle.
– Mutsuzluklarını gizle ki düşmanların için sevinç konusu olmasın. ( https://www.felsefe.gen.tr/periandros-kimdir/ )

7- Kleobulos (MÖ?- 530) : Lindoslu (Rodos), bir görüşe göre de Karialı (Güneybatı Anadolu) Kleobulos, Evagoras’ın oğluymuş, Herakles’in soyundan geliyormuş. Güçlü kuvvetli ve çok yakışıklı bir adammış. Mısır’da felsefe öğrenimi görmüş. Üç bin dize yazmış, bu dizeler oldukça karanlık dizelermiş. Frigya kralı Midas’ın mezar taşındaki şu dizeleri de onun yazdığı söylenir: “Bronzdan bir bakireyim Midas’ın mezarında. / Su aktıkça, ağaçlar boy attıkça, / Doğan güneş ve parlak ay ışıklarını saçtıkça, / Irmaklar aktıkça ve deniz dalgalandıkça, / Burada kalacağım, bu mezarın üstünde ağlayarak, / Geçenlere diyeceğim Midas burada yatıyor.”Yunan düşüncesinin en güzel orta yer kavrayışını ortaya koyan “Ölçü her şeyin en iyisidir” sözünü de Kleobulos söylemiş. Özdeyişlerinden bazıları: – Ölçü her şeyin en iyisidir.
– Babaya saygı göstermek gerekir.
– Beden ve ruh sağlığı için kendimize özen gösterelim.
– Çok bilmek iyidir, bilmemek değil.
– Yurttaşlarına en iyi öğütleri ver.
– Dilini tut.
– Şiddetle hiçbir şey yapma.
– Çocuklarını eğit.
– Kinlerine bir nokta koy.
– Halktan tiksineni halk düşmanı belle.
– Başkalarının yanında ne karınla didiş ne onu okşa; birincisi en kötü şeydir ama ikincisi çılgınca bir tutkuya yol açabilir.
– Sarhoş durumdaki kölelerini cezalandırma, yoksa seni de sarhoş sanırlar.
– Kendinle aynı durumdaki bir kadınla evlen; çok zengin bir kadın aldın mı yakınların değil efendilerin olur.
– İyi durumdayken büyüklük taslama, kötü durumdayken kendini hor görme. ( https://www.felsefe.gen.tr/linduslu-kleobulos-kimdir/ )

Küçük asilzadeler yırtık giysilerle dolaşabilirler, ancak yamalı giyinemezlerdi, yama çalışan yoksullara özgüydü.

Şair, olayları oldukları gibi değil, olmaları gerektiği gibi anlatabilir; tarihçi ise, olmaları gerektiği gibi değil, gerçeğe hiçbir şey eklemeden, çıkarmadan oldukları gibi yazmak zorundadır.

Esprili gülünç şeyler yazmak, büyük deha işidir; tiyatroda en çok zeka gerektiren rol, aptalın rolüdür, çünkü başkalarını saf olduğuna inandırmak isteyen kişi, kesinlikle saf olmamalıdır.

Bu dünyada en güzel katık açlıktır; yoksullarda açlık hiçbir zaman eksik olmadığı için de, her yedikleri lezzetli olur.

… dünyadaki bütün soylar 4 tür altında toplanabilir: 1- Mütevazi bir başlangıcı olan, zamanla yayılıp genişleyerek yüceliğin doruğuna ulaşanlar (Osmanlı Hanedanı)

2- Başlangıçta parlak olup bu parlaklığı koruyanlar ve başlangıçtaki benliklerine hala sahip olanlar (Prenslikleri soydan gelen prensler)

3- Başlangıçta büyük olup, piramit gibi küçülerek, azalarak bir nokta, bir sıfır halinde son bulanlar ( Mısır’ın bütün firavunları, Ptolemaios’ları [Makedonya hanedanları], Roma’nın Caesar’ları, Medler’in, Asurlular’ın, Persler’in, Yunanlılar’ın ve barbarların bütün prens, hükümdar ve senyörleri)

4- En çok görülen ne başlangıcı iyi, ne ortası düzgün, sonu böyle bitecekler ( serfler ve sıradan insanlar)

… sadece faziletleri, zenginlikleri ve cömertlikleriyle soyluluklarını ortaya koyan insanların ait oldukları soylar yüce ve parlaktır… ahlaksız bir soylu ahlaksızların kralı, cömert olmayan zengin de pinti bir dilenci sayılır; zengini talihli kılan, bir servete sahip olmak değil, o serveti harcamak, üstelik de keyfine göre değil, doğru bir şekilde harcamayı bilmektir. Yoksul şövalyeye, şövalyeliğini göstermek için tek yol kalır, o da faziletli olmak: nazik, terbiyeli, kibar, tatlı dilli ve ince olmak, kurumlu, kibirli, dedikoducu olmamak, her şeyden önemlisi de merhametli olmak.

İnsanlar 2 yoldan zengin ve şerefli olabilirler hanımlar; birincisi kalem, ikincisi silah.

Erostratus ( Herostratus): İsmi ölümsüzleşsin diye Efes’te Artemision (Diana) Tapınağı’nı yakan kişi.

Quintus Horatius Flaccus (MÖ 65-8): İmparator Augustus döneminin seçkin Latin şairi ve yergi yazarı, Tiber’e atlayarak intihar etmiş. Sözleri: Carpe diem, quam minimum credula postero. (Günü yakala, yarına olabildiğince az güven.) Dün geçti, yarın gelmedi, öfkelenme, sakin ol. Miden iyi, ciğerlerin ayakların sağlamsa; kralların hazineleri, seni daha fazla mutlu edemez. Ders çalışmayı yarına bırakan öğrenci; yolunda bir ırmağa rastlayıp da akıp geçmesini bekleyen insana benzer, ırmak hiç durmadan akıp gider, o hala bekler. Eğer miden, göğsün ve bacakların sağlam ise şahane servetler bu hale bir şey daha ilave demez. Gerçeği gülerek söylemekten beni ne alıkoyabilir. İnsan sürüsünden nefret ediyorum ve uzak duruyorum… Hata yapma korkusuyla suç işliyoruz. Resim, kelimesiz bir şiirdir. Ölmek isteyeni kurtarmak,öldürmekle birdir. https://tr.wikiquote.org/wiki/Horatius

Mucius Gaius Scaevola (MÖ 509 civarı? ) : Efsanevi Roma kahraman ve suikastçi . Etrüsk kralı Lars Porsena tarafından Roma kuşatılınca suikast için gönüllü olur. Yanlışlıkla katibi öldürür ve yakalanır. O irade gücüyle korkutucu bir gösteri yaparak ateşe sağ elini tutar. Kendi elini yakmış olduğu söylenir.  Scaevola (solak) adını alır. Kral Porsena etkilenir ve onu geri gönderir ve Roma ile barış yapar. https://www.greelane.com/tr/be%C5%9Feri-bilimler/tarih-ve-k%C3%BClt%C3%BCr/gaius-mucius-scaevola-120750/

Curtius Marcus : Antik Roma’nın efsanevi kahramanı . Efsaneye göre, MÖ 362’de Roma Forumu’nda derin bir uçurum açıldı . Kahinler, Roma’nın en değerli mülkü atılana kadar çukurun asla kapanmayacağını ilan ettiler. Cesur bir vatandaştan daha değerli bir şey olmadığını iddia eden Curtius, tamamen silahlı ve at sırtında, derhal kapanan uçuruma sıçradı. Burası daha sonra MÖ 1. yüzyılda kuru olan Lacus Curtius olarak bilinen bir göletle kaplandı . https://www.britishmuseum.org/collection/term/BIOG67999

Devleri öldürerek gururu öldürmeliyiz; cömertlik ve yüce gönüllülükle haseti; serinkanlılık ve ruh huzuruyla öfkeyi; az yiyip çok uyanık kalarak oburluk ve uykuyu; irademizi tabi kıldığımız sevgiliye olan sadakatimizle, sefahat ve şehveti; dünyanın dört bir yanını dolaşıp bizi hem Hıristiyan, hem iyi şövalye yapacak imkanları arayarak tembelliği öldürmeliyiz.

Neyse, biz Tanrı’ya bırakalım her şeyi; O bu gözyaşı vadisinde, bu fesat dünyada, içine kötülük, hile, rezillik karışmamış neredeyse hiçbir şey olmayan dünyamızda olacak olan her şeyi bilir.

… zaten tiyatronun aksesuarlarının da tıpkı tiyatronun kendisi gibi kıymetli değil, sahte ve gösterişli olması gerekir.

… oyun bitip kıyafetlerini çıkardıktan sonra, bütün oyuncular eşittir.

Bir de satranç oyunu benzetmesi vardır, oyun sürdükçe her taşın görevi ayrıdır, bellidir; oyun bittiğinde hepsi bir arada, karmakarışık halde bir torbaya sokulur, tıpkı ölülerin mezara tıkıldığı gibi.

Vihuela: 15. yüzyılda İspanya’da 6-7 telli lavta gibi ayarlı gitara benzer çalgıdır.

Buna rağmen yerinde duygulardan kaynaklanan acıların, dert değil, lütuf diye görülmeleri gerektiğini de biliyorum.

Giralda: Sevilla katedrali kulesinin tepesindeki rüzgar gülü.

Guisando Boğaları: Avila’da Aziz Hieronymus manastrı bahçesinde, Roma’dan kalma 4 boğa heykeli

Söyler misiniz acaba kim daha delidir, elinden başka türlüsü gelmediği için deli olan mı, bile isteye deli olan mı? Bu iki deli arasındaki fark şudur: Mecburen deli olan, temelli deli kalacaktır, kendi isteğiyle deli olan canı istediği zaman vazgeçecektir.

Glosa: Önceden verilen dizeleri her kıtanın sonunda kullanılarak yazılan şiir.

Est deus in nobis (Latince): İçimizde bir Tanrı vardır.

Don Quijote ona delirmiş bir akıllı, akıllılığa yaklaşan bir deli gibi geliyordu.

Çünkü sözleri tutarlı, seçkin ve iyi ifade edilmiş, yaptıklarıysa saçma, ihtiyatsız ve aptalcaydı.

Çünkü cesaretin ne olduğunu gayet iyi biliyorum; cesaret, korkaklıkla pervasızlık gibi iki kötü uç arasında yer alan bir fazilettir. Ama cesur kimsenin, pervasızlık noktasına tırmanıp değmesi, alçalıp korkaklık noktasına değmesinden daha iyidir. Nasıl ki müsrif kişinin cömert olması, cimrinin cömert olmasından daha kolaysa, pervasız kişinin gerçek cesarete ulaşması da, korkağın ulaşmasından daha kolaydır.

Alcantara Tarikatı: 1156’da İspanya’da Don Suero tarafından Hıristiyan İspanya’yı Mağriplilere karşı savunan şövalyelerce kurulmuş

Anka Kuşu Şövalyesi: Trakyalı Florarlan’ın lakabı

Chartreus Tarikatı: Aziz Bruno’nun 1084’de kurduğu manastır, içinde ortaklaşa yaşam ve münzeviliği birleştirir.

Lamia: Klasik Yunan mitolojisinde, çocukları yiyip yutan dişi şeytan veya Zeus’un aşık olduğu Libya Kraliçesi

Meşhur 9’lar: Yeşu, Hazreti Davud, Yehuda Makabi, Truva Prensi Hektor, Büyük İskender, Julius Caesar, Kral Arthur, Büyük Charlemagne, Sir Godefroi de Bouillon

Paktolos (Sart) çayı: Altın lanetinden Midas burada yıkanarak kurtulur.

Penelope: Spartalı İkarios ile peri Periboia’nın kızı, Odysseus’un eşi. Evlilikte vefa ve sevginin simgesi

Portia: Cato’nun kızı, Brutus’ün eşi, cesaretiyle ünlü

Silenos: Dionysos’u yetiştiren yaşlı, çirkin, sarhoş, eşek üstünde gezen ve düşen bilge

Sinon: Akhalar’ın Truva’dan çekilirken bıraktıkları casus

Sisyphos: Yunan mitolojisinde kurnazlık simgesi, ölümü aldattığı için sonsuz cezaya çarptırılan Korinthos kralı.

Tantalos: Yunan mitolojisinde lanetli sayılan bir soyun atası ve ölüler ülkesinde ceza çeken Lydia kralı

Lucius Tarquinius Superbus: Roma’nın 7. Sezarı ve son kralı

Tityos: Yunan mitolojisinde Zeus’un eşi Leto’ya saldırdığı için ciğeri akbabalar tarafından didiklenen dev.

Zapyrus: Plutharkos’a göre, Babillilerin Dareios’a başkaldırmaları için kendi burnunu ve kulaklarını kesip, Perslere suç atmış.

Fok derisinden kayışların böbrek hastalıklarına iyi geldiği düşünülürmüş.

Edebi bir yarışma ise ikinci olmaya çalışın, çünkü birincilik daima hatır için veya soyluluk sebebiyle verilir, ikincilik ödülü hak edene, üçüncülük de ikinciye verilir; bu hesaba göre, birinci aslında üçüncüdür; tıpkı üniversitede verilen dereceler gibi. Her şeye rağmen, birinci sıfatını kazanan, büyük bir şahsiyettir.

Glosa: Şimdiye dönüşse Geçmiş

Geleceği daha fazla beklemeden

ya da artık zamanı gelse

Gelecekte olacakların.

Aşk ve tutku, bir eş seçmek için son derece gerekli olan sağduyuyu kolayca köreltir. Eş seçiminde yanılmak büyük bir tehlikedir ve doğru seçimi yapabilmek için, büyük bir bilgeliğe ve Tanrı’nın yardımına ihtiyaç vardır. İnsan uzun bir yolculuk yapmak istediğinde, eğer ihtiyatlıysa, yola çıkmadan önce güvenilir, barışsever bir yol arkadaşı arar kendisine. Madem öyle, ömrü boyunca son durak olan ölüme kadar sürecek yolculukta, niye aynı şeyi yapmasın? Hele yol arkadaşı, karı- koca yakışır şekilde, yatakta, sofrada ve diğer her yerde kendisine eşlik edecekken.

Ben bir kadının evetiyle hayırı arasına bir iğne bile sokmaya kalkışmam, sığmaz çünkü.

İyi bina, iyi temelin üstüne kurulur, dünyada en iyi, en sağlam temel de paradır.

Gelecekteki olayları ancak tahmin yürüterek bilebilir; o da bazen. Tanrı’nın hakimiyeti altındaki zamanları ve onları bilmek, sadece O’na aittir; O’nun için ne geçmiş vardır, ne gelecek; her şey şimdidir.

Operibus credite, et non verbis (Latince): Söze değil, işe inanın.

Saat Köyü: Endülüs’te Espertinas Köyünün lakabı

Yahniciler: Valladolid

Patlıcancılar: Toledo

Balinacılar: Madrid

Sabuncular: Sevilla

Evli kadınların matem rengi siyah, dul kadınların beyz

Trifaldi (İspanyolca): Üç etek

Lobo (İspanyolca): Kurt

Zorra (İspanyolca): Tilki

… şunu bil ki, yüksek görev ve mevkiler, derin bir kargaşa denizinden başka bir şey değildir. Her şeyden önce evladım, Tanrı’dan kork; çünkü bilgelik Tanrı korkusuyla başlar; bilge olursan da asla hata yapmazsın. İkincisi, gözlerini kendine çevirip kendi kendini tanımaya çalış, varılması en zor olan bilgi budur.

Faziletli ve mütevazi olmayı, günahkar ve soylu olmaktan daha değerli say.

Kendilerini uyanık zanneden cahillerin pek rağbet ettiği gelişigüzel yargıya asla itibar etme. Yoksulların gözyaşları sende zenginlerin delillerinden daha fazla merhamet uyandırsın, ama adaletini etkilemesin. Zenginlerin vaat ve armağanlarının arasında, yoksulların da hıçkırıklarıyla ısrarlarının arasından gerçeği görmeye çalış. Hakkaniyete yer varsa, yasanın bütün şiddetini suçluya bindirme; çünkü sert yargıç şöhreti de yufka yürekli yargıç şöhreti kadar kötüdür. Eğer kararında birini kayıracak olursan, armağanın değil, merhametin etkisi ağır bassın. Bir düşmanının taraf olduğu bir davada karar vermek durumunda kalırsan, zihnini kendi davandan uzaklaştır, önündeki davanın gerçeklerine yönelt. Başkasının davasında kendi duyguların gözünü köreltmesin, çünkü bu yüzden yapacağın hata, muhtemelen tamiri mümkün olmayan bir hata olacaktır, tamiri mümkün olsa da, senin şöhretine ve hatta cebine dokunacaktır. Güzel bir kadın adaletine başvurursa… istediği şeyi enine boyuna tart ki mantığın onun gözyaşlarında, namusun onun hıçkırıklarında boğulmasın. Fiilen cezalandırmak zorunda olduğun kişiyi ayrıca sözle de cezalandırma.

Hakkında hüküm vermek durumunda olduğun suçluyu zavallı bir adam olarak gör, insanın kusurlu tabiatının yasalarına tabi olduğunu unutma; başkasına zarar vermeden elinden geldiğince merhametli ve bağışlayıcı davran.

Temiz ol, tırnaklarını kes… Asla dağınık, derbeder giyinme Sancho, özensiz kıyafet, gevşek bir kişiliğin göstergesidir.

… çünkü ben bir kitaptan fazla atasözü bilirim; konuştuğum zaman o kadar çok atasözü bir arada dilime geliyor ki, ağzımdan çıkmak için birbirleriyle itişip kakışıyorlar. Dilim ise, yersiz bile olsa, ilk bulduklarını fırlatıveriyor dışarı.

… bir adamın okuma yazma bilmemesi veya solak olması, iki sebepten birini akla getirir: O adam ya fazlasıyla yoksul ve aşağı tabakadan bir ailenin oğludur, veya terbiyenin, eğitimin nüfuz edemediği kadar haylaz ve hayırsızdır.

Tanrı sana benden uzun veya benim kadar ömür versin; seni bu dünyada bensiz bırakmak istemem.

Türk olmam ne kadar imkansızsa, kalmam da o kadar imkansız.

San Diego: Aziz Yakup

Ben Sancho, ölerek yaşamak için doğmuşum, sense yiyerek ölmek için.

Burada gördüğüm kadarıyla, adalet o kadar iyi bir şey ki, hırsızlar arasında bile geçerli.

Her uçurum bir yenisini, her günah bir yenisini çağırdığı için de, intikamlar birbirine zincirleniyor; öyle ki yalnız kendiminkileri değil, başkalarınınkini de ben üzerime alıyorum.

… Sancho’yla ikisi, yeşil çimenlerin üstüne oturup dostça heybede ne var ne yoksa hepsini öyle bir iştahla bitirdiler ki, sırf peynir kokuyor diye mektupların zarflarını bile yaladılar.

Yaşamak beni öldürüyor,

ölümse can veriyor.

Ne duyulmamış şeydir bu!

Hayat ölümle var oluyor.

Hurma dalı: Bekaret işareti

Dis Pater (Zengin Baba): Eski Roma dininde cehennem tanrısı, Yunan Tanrısı Hades/ Pluton’un karşılığı

Rhadamanthys: Yunan mitolojisinde Zeus ile Europa’nın 3 oğlundan biri. Zeus yeraltı yargıcı yapar.

Minos: Diğer kardeş, yargıç

… günümüzün genç şairleri arasında yaygın bir alışkanlık bu: Herkes istediği gibi yazıyor, kimden isterse çalıyor, yerli mi yersiz mi olduğuna bakılmıyor; artık söylenen, yazılan her saçma sapan şey şiirde serbestliğe atfediliyor.

Kollarını aç ve oğlun Don Quijote’yi de kucakla; başkasına yenilmiş olsa da, kendini yenmiş olarak dönüyor; ki bu da, kendisinin bana söylemiş olduğu gibi zaferlerin en büyüğüdür.

Bırak bu saçmalıkları da dedi Don Quijote, sağ ayağımızla köyümüze girelim.

Don Quijote kendi adının Çoban Quijotiz, bakalorya sahibi Carrasco’nun çoban Carroscon, rahibin çoban Curambro, Sancho Panza’nın da çoban Pancino olacağını söyledi.

Miras, ölenin ardında bırakması beklenen kederi mirasçının hatırından siler veya azaltır.

Burada yatan güçlü asilzade

öyle yiğit, öyle fevkalade

Yenemedi bu yüzden hayatını ölümle.

Değer vermedi kimseye

Dünyanın korkuluğu, hayatın öcüsü o,

Öyle ki, ona layık gördü talihi

Bilgece ölüp çılgınca yaşamayı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: