Bay Perşembe- Gilbert Keith Chesterton

Buranın halkı sanatçı değildi, ama yine de her şey tümüyle sanatsaldı. O uzun ve kumral saçları, o küstah yüz ifadesiyle, şuradaki genç adam gerçekten şair değildi, ama kesinlikle bir şiirdi. Şu karman çorman ak sakallı, buruşuk, beyaz şapkalı yaşlı adam şu saygın üçkağıtçı- gerçek filozof değildi, ama başkaları için en azından bir felsefe konusuydu. Şu bilim adamı izlenimini veren dazlak, yumurta kafalı, ak sakallı, yolunmuş kuş boyunlu adamın kendisine yakıştırdığı gibi bilim adamlığı taslamaya hiç hakkı yoktu. Biyoloji alanında bir şeyler bulamamıştı, ama biyologlar incelemek için ondan daha garip bir yaratık bulamazdı.

Gregory, melek ile maymun karışımı, canlı bir küfür gibiydi.

Bir sanatçı bir anarşistle özdeştir. Her yerde, sözcükleri birbirinin yerine koyabilirsiniz.. Anarşist sanatçıdır.

Bütün memurlar, işçiler yeraltı treninde niçin üzgün, yorgun hem de çok üzgün ve yorgun görünür ? Çünkü trenin dosdoğru belli bir yere gittiğini biliyorlardır. Biliyorlardır ki, herhangi bir yer için bilet aldılar mı, oraya varacaklardır.

Binde bir görülen ve şaşırtıcı olan şey amaca ulaşmaktır. Basbayağı, normal olan şeyse amaca ulaşamamaktır… Düzensizlik aptallıktır.

Şair hep başkaldırıcıdır. Peki, başkaldırıda şiirsel olan nedir?.. Hastalıksa bir başkaldırıdır. Kimi umutsuz durumlarda hastalanma ve başkaldırma bir sağlık belirtisi olabilir ama bunların niçin şiirsel olduklarını anlıyorsam ne olayım!

İşlerin yolunda gitmesidir şiirsel olan… dünyadaki en şiirsel şey, hastalanmamaktır.

Dünya yuvarlaktır derken, bu söz üzerinde de düşünmezsiniz. Söyledikleriniz doğrudur, ama siz onu düşünmezsiniz.

Her zaman alçak gönüllü insan çok konuşur. Kendini beğenmiş insansa kendini yakından kollar. Syme, saygınlığı var gücüyle ve abartıyla savunuyordu. Düzeni ve sadeliği tutkuyla övüyordu.

Söylediklerinizin söylenmeye değer olduğunu düşünüyor, insanları savsaklanmış bir gerçeğe uyandırmak için aykırı düşüncelere başvuruyorsunuz.

Söylev sanatında en güçlü etkiyi, beklenmedik ses değişikliği oluşturur.

Ama ben, toplumun düşmanlarıyız diyorum. Çünkü toplum, insanlığın düşmanıdır, en eski en katı yürekli düşmanı.

Çocukluğundan beri, başkaldırmanın akla gelebilen her çeşidiyle çevrilmiş olan Syme, ister istemez bir şeylere başkaldırmak zorundaydı. Böylece tek ayakta kalan şeyden- sağduyudan yana başkaldırdı.

Soğukkanlıysak biz diye yanıtladı polis, bu örgütlü karşı koymanın sessizliğindendir… Asker savaşın ortasında dingin kalmalıdır. Ordunun sükunu ulusun öfkesinden oluşur… Gördüm ki, insanlıkla ilgili kaygıları, insan istencinin aşırıya kaçmakla birlikte normal ve bağışlanabilir patlamalarından çok, bilimsel düşüncenin sapkınlıkları olanlar için özel bir çıkar yolu vardı bu örgütte.

Biz diyoruz ki, tehlikeli suçlu eğitim görmüş suçludur. Şimdinin en tehlikeli suçlusu, bugünün bütün yasaları hiçe sayan filozofudur. Ona kıyasla, hırsızlar ve iki eşli adamlar tam anlamıyla ahlaklı insanlardır… Onlar temelde, insan kavramını kabul eder, ama onu sadece yanlış yerlerde ararlar. Hırsızlar mal mülk sahipliğine saygı duyar ve ona daha çok saygı göstermek için, mal mülkün yalnız kendilerinin olmasını isterler. Ama filozoflar maldan mülkten nefret eder. Onlar sahiplik düşüncesini ortadan kaldırmak ister. İki eşli adamlar evliliğe saygı duyar. Ama filozoflar evlilikten evlilik olarak nefret eder. Adam öldürenler insan yaşamına saygı duyar. Kendilerine daha dolu dolu bir insan yaşamı sağlamak amacıyla, onlardan daha düşük görünen yaşamları feda ederler. Ama filozoflar yaşamın kendisinden nefret eder, gerek kendi yaşamlarından, gerek başkalarınınkinden.

Bir iç ve bir dış çember var. Hatta iç çembere laik, dış çembere ruhban sınıfı diyebilirsiniz. Ben kendim dış çembere günahsızlar, iç çembere de suçlular kesimi demeyi yeğliyorum. Dış çember ki en kalabalığıdır- basit anarşistlerden yani yasalarla formüllerin insan mutluluğunu yok ettiğine inananlardan oluşur. Onlara göre, insanların işlediği suçun tüm sonuçları, onlara suç diyen sistemin sonuçlarıdır. Onlar cezayı suçun değil, suçu cezanın doğurduğuna inanıyor. İç çemberdeki adamlar da- kutsal papazlık da- aynı şeyi yapıyor… gelecek mutluluktan, insanlığın eninde sonunda kurtulacağından söz ediyor… Ne var ki onların ağzında, bu mutlu sözlerin korkunç bir anlamı var. İnsanların bu dünyanın hiçbir zaman ilk günahtan ve kavgadan yakalarını sıyırabileceklerine inanmayacak denli zekiler… İnsanoğlu sonunda kurtulacaktır dedikleri zaman, insan soyu canına kıyacaktır demek istiyorlar. Onların yalnızca iki amaçları var: Önce insanlığı, başka insanları ve sonra da kendilerini öldürmek. Onun için de tabancalarını kullanmak yerine bombalar fırlatıyorlar. Günahsız kalabalığı düş kırıklığına uğratıyorlar. Çünkü bomba kralı öldürmemiştir. Ama büyük papazlar mutludur, çünkü bomba birilerini öldürmüştür.

En insanlıktan çıkmış modern düşler bile hep eski ve basit bir simgeye bağlanıyordu. Serüven çılgınlık olabilir, ama serüvencinin sağduyulu olması gerekir.

Gözleri tıpkı bir Rus toprak kölesinin üzgün gözleri gibi, ne yana bakacağını bilmiyordu.

Davranışlarında, genç doktorlarda rastlanan o terbiyeli kabalık ve aşırı serbestlik göze çarpıyordu.

… ama iki, iki tane bir değil, iki bir tanedir. Bunun için değil mi ki, yüzlerce sakıncasına karşın, dünya hep tek evliliğe bağlı kalacaktır.

Sonra beni zihinsel yönden çürütmeye çalıştı. Ben de ona çok basit bir hileyle karşılık verdim. Kendinden başkasının anlamadığı bir şeyler söylediği zaman, benim kendimin de anlamadığım şeylerle karşılık verdim.

Acheron: Yunan mitolojisinde cehennem ırmağı

Benim hiçbir zaman anarşist gibi görünemeyeceğime yemin ediyorlardı. Yürüyüşümün çok saygı uyandırıcı olduğunu, arkadan bakınca da İngiliz Anayasası’na benzediğimi söylüyorlardı.

Birincisi mucizenin diretken varlığına inanan insanın antik korkusu, ikincisiyse hiçbir mucizenin olasılığına inanmayan çağımız insanının daha bir umutsuz korkusuydu.

Her şey sadece parlayıp sönen, hep unutuluveren beklenmedik boş görüntülerden başak bir şey olabilir miydi? Çünkü Gabriel Syme bu güneş ışınlarının gezindiği ormanın ta orta yerinde, bir çok çağdaş ressamın ondan önce bulmuş oldukları bir şeyi bulmuştu. Evrene bir taban bulamayan, şüpheciliğin bir başka adı olan, izlenimcilik denen şeyi yakalamıştı.

Yoksulların başkaldırdıkları olmuştur, ama hiçbir zaman anarşist olmamışlardır. Onlar her şeyden çok, şöyle böyle bir hükümetin varlığını ister. Yoksul insanlar, ülkede kendilerini sağlam bir kazığa bağlamak ister. Zenginlerinse böyle bir isteği yoktur. Yoksullar kimi kez kötü yönetilmeye karşı çıkmıştır. Zenginlerse, ne türlü olursa olsun, yönetilmeye karşıdır her zaman. Aristokratlar hep anarşisttir, derebeylerin savaşlarında görüldüğü gibi.

Oldukça yoksul görünüyor dedi Dr. Bull kuşkuyla. Tamam işte, onun için zengin ya! dedi, albay.

Bu kentte çok zengin beş kişi var. Bunların dördü dolandırıcının teki. Kanımca bu orantı tüm ülkelerde aşağı yukarı aynı.

Orta derecedeki bir güç kendini zorbalıkla gösterir, üstün bir güçse hafiflikle.

Kötü öylesine kötüdür ki, iyinin bir rastlantı olduğunu düşünmekten başka bir şey yapamayız. İyi öylesine iyidir ki, kötünün açıklanabileceğine inanırız kesin olarak.

Niçin bir sinek tüm evrenle çalışmak zorunda? Niçin hindiba bütün evrenle savaşmak zorunda?.. Öyle ki, yasaya boyun eğen her yaratık, anarşistin yalnızlığını ve zaferini hak edebilsin diye. Yasa ve düzen savunucularının her biri, bir anarşist kadar yiğit ve iyi insanlar olsunlar diye.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: