Candide ve Micromegas- François Marie Arouet/ Voltaire

** Sirius gezegeni Versaille Sarayı ile Micromegas’ı da Voltaire ile özdeşleştirmek mümkündür… Voltaire bu bilimkurgusal öyküsünde tıpkı bir mikroskoptan bakar gibi insanları inceler ve aslında büyüklüklerin pek de önemli olmadığına işaret ederek, insanın özü her yerde aynıysa hiçbir şeyin öğrenilemeyeceğini söyler.

Baron, Vestfalya’daki en güçlü derebeylerden biriydi, çünkü şatosunda bir kapı ve pek çok pencere vardı.

Barones yaklaşık olarak yüz altmış kilogram ağırlığındaydı, bu yüzden çok büyük bir saygıya maruz kalıyor ve ona daha fazla saygınlık veren bir ağırbaşlılıkla evin hanımefendiliğini yapıyordu.

Pangloss metafiziko-teolojiko-kozmolonigoloji öğretiyordu.

Başka türlü olmayacağı kanıtlandı, dedi çünkü her şey bir amaç için, ister istemez en iyi son için yaratılmıştır.

Valdberghofftrarlokdikdorff ( Voltaire tarafından uydurulan bir isim): Vald (orman)- berg (dağ)- hoff (avlu)- trarlok- dik- dorff (köy)

İnsanoğlunun doğasının da biraz bozulmuş olması lazım. Her ne kadar kurt olarak doğmamış olsak da, kurda dönüşüyoruz. Tanrı insanlara ne top ne tüfek verdi ama, yok etmek için kendimiz bunları icat ettik.

Her şey kaçınılmaz şekilde gerekliydi, diye yanıtladı tek gözlü doktor ve kişisel talihsizliklerdir genel iyiliği oluşturan, buna bağlı olarak kişiye özgü ne kadar çok talihsizlik varsa, o kadar iyilik olacağını söyleyebiliriz.

A priori: Deneyden önce olan, deneyle kanıtlanamayacak olgular (ölüm, hayatın başlangıcı gibi…)

Sanbenito: İspanya’da engizisyonda yakılarak öldürülecek mahkumlara giydirilen cehennem tasvirleri olan giysi, bağışlananlarda alevler ters dönmüş şekildedir.

Yüz kez canıma kıymak istedim ama hala hayatı seviyorum. Bu gülünç çaresizlik eğilimlerimiz arasında en tehlikeli olanı belki de; çünkü bir yükü yere atmak isterken sürekli olarak taşıma ısrarı içinde olmaktan daha ahmakça bir şey olabilir mi? Varlığından iğrenmek fakat yine de onu sürdürmeye çalışmaktan başka. Ya da başka bir deyişle bizi yok eden bir yılan kalbimizi yiyene kadar okşamak niye?

Cunegande, Yüzbaşı, Candide ve yaşlı kadın Vali Don Fernando d’Ibaraa y Figuearo y Mascarenes y Lampourdos y Souza’nın makamına gittiler. Bu beyefendi pek çok ad taşıyan birine yakışacak denli gururluydu. İnsanlarla soylu bir küçümseme ile , burnu havada, olabildiğince acımasızca yükselen bir ses tonu, oldukça kibirli bir yürüme haliyle konuşuyordu ki; selam veren herkes onu dövmeye niyetlenirdi.

Dua etmiyoruz dedi, iyi ve saygıdeğer bilge, ondan hiçbir şey istemeye ihtiyacımız yok. Bizim olan her şeyi verdi. Bunun için durmadan ona teşekkür ediyoruz.

Taht odasına yaklaşırlarken Cocombo yetkili bir görevliye majestelerini nasıl selamlamaları gerektiğini sordu. Acaba dizleri mi yoksa göğsü mü yere koymak gerekiyordu, ya da elleri baş üstüne mi koymalı yoksa arkalarına mı almalıydılar veya salondaki tozları yalamak gerekir miydi?

Daha önce Fransa’da bulunmuş muydunuz Bay Martin? diye sordu Candide. Evet diye cevap verdi Martin, pek çok bölgesini gezdim. Yarısının deli, bazılarının fazla hilebaz, diğerlerinin genel olarak fazla nazik ve ahmak, bir kısmının ise aklı başında olduğu farklı farklı bölgeler var fakat hepsinin ortak paydası öncelikle aşk, ikinci olarak iftira, üçüncü olaraksa saçma sapan konuşmaktır.

Peki insanların günümüzde olduğu gibi karşılıklı olarak birbirlerini katletmeleri gerektiğine inanıyor musunuz? İnsanoğlu hep yalancı, hilekar, hain, nankör, soyguncu, güçsüz, maymun iştahlı, korkak, kıskanç, açgözlü, sarhoş, cimri, hırslı, canavar ruhlu, iftiracı, ahlaksız, bağnaz, ikiyüzlü ve aptal mıdır? dedi Candide. Ya siz atmacaların güvercinleri bulur bulmaz yediğine mi inanıyorsunuz? diye sordu Martin. Elbette hiç şüphesiz dedi Candide. Eh o halde! Eğer atmacaların hepsinin aynı kişiliğe sahip olduğunu düşünüyorsanız neden insanların kişiliklerini değiştirmelerini bekliyorsunuz?

İyi tragedyaların sayısı oldukça azdır. Bir kısmı iyi uyaklı ve iyi yazılmış diyalog şeklindeki pastoral şiirlerdir. Bazıları iç geçirten siyasi muhakemeler ya da şatafatlı gelişmeler üzerine, diğerleri barbarca yazılmış bağnaz hayaller kopuk cümleler, tanrılara adanmış uzun söylevler… çünkü insanoğlu üzerine konuşmayı bilmiyoruz- yanlış özdeyişler ve gösterişli beylik sözler üzerine …

Peki neden öldürüldü bu amiral? Çünkü yeteri kadar insan öldüremedi. Fransız bir amiralle girdiği çatışmayı kaybetti. Fransızlara gereğince yaklaşamadığını fark ettik. Ama dedi Candide, Fransız amirali kendisinden ne uzaksa İngiliz amirali de kendisinden o kadar uzaktaydı. Bunu inkar edemeyiz diye cevap verdiler fakat bu ülkede diğerlerini yüreklendirmek için arada sırada birkaç amiral öldürmek adettendir.

Felsefi eserlerden daha iyi yaralanabilirdim fakat her şeyden şüphelendiğini görünce, ondan daha çok şey bildiğime ve cahillik için kimseye ihtiyacım olmadığına karar verdim.

Evet dedi Pococurante (Fazla kaygısı olmayan demek) düşündüğümüz şeyi yazabilmek iyi bir şey. Bu insana özgü bir şeydir. Bizim bütün İtalya’da ise ne düşünmüyorsak onu yazıyoruz.

Fakat her şeyi eleştirmenin diğer insanların güzel olduğuna inandıkları şeylerdeki kusurları bulmanın zevki yok mu? dedi Candide. Yani zevk almıyor olmaktan zevk almak mı? dedi Martin.

İlk günkü gibi düşünüyorum diye cevap verdi Pangloss, sonuç olarak ben bir filozofum. Kendimi yalanlamam yakışık olmaz, Leibnitz yanılmış olamaz ve dünyada plenum (Evrenin tamamen madde ile dolu olması, evren sonsuz ve doludur) ve materia subtilis (Göksel parçacıklardan oluşmuştur ve parçacıkların yarattığı devinim ile gezegenler döner- Descartes)ten bile daha güzel olan tek şey önceden kurulmuş olan düzendir.

Sol el vererek evlenmek: Almanya’da uygun olmayan biriyle evlenildiğinde ünvan ve malların diğer kişiye geçmeyeceği anlamına gelir.(Candide)

Çalışmak bizden üç büyük kötülüğü uzak tutuyor; can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu.

Almanya’da ki veya İtalya’da ki birkaç hükümdarın yarım saatte gezilebilecek toprakları ile Türk, Moskova veya Çin İmparatorluklarını kıyaslamak, doğanın tüm canlılar üzerinde yarattığı şaşılası farklılıkların küçük bir yansımasından başka bir şey olamaz.

İlk başlarda, tıpkı İtalyan bir müzisyenin Fransa’ya gelip Lully’nin müziğini duyduğunda kahkahayı koyuverdiği gibi…

Jean-Baptiste Lully (1632-87) İtalyan asıllı besteci, kemancı ve balet.Barok tarzın en büyük şeflerinden. Çalışma hayatının hemen hemen tümünü Fransa’da XIV. Louis’in sarayında müzisyen olarak geçirdi.  Saray için hazırladığı eğlenceli balelerle de tanınan Lully aynı zamanda yakın arkadaşı Moliere ile birlikte tiyatro, komedi ve baleyi bileştiren comedie-ballet tarzını ( komedi-bale tarzını) bulmuşlardır . Moliere’nin Kibarlık Budalası’nın müziğini Lully bestelemiştir. http://birgunbiryerde.blogspot.com/2013/08/olumune-sebebiyet-veren-muzigiyle-jean.html

Siriuslular çok duyarlı olduklarından, düşünen bir insanın sadece 1949 metre boyunda olmasının gülünç bir şey olması gerekmediğini çok geçmeden anlayıverdi.

Açıkçası hiçbir şey icat etmemiş fakat diğerlerinin icatları hakkında iyi bir birikime sahip olan ve şöyle böyle şiir yazıp, büyük hesaplamalar yapan Satürn Akademisi’nin sekreteri akıllı adamla sıkı bir dostluk kurdu.

Yetmiş iki duyumuz var diye cevap verdi akademisyen ve her gün onların azlığından yakınıp duruyoruz. Hayal gücümüz ihtiyaçlarımızın ötesinde.

Ona ne şüphe dedi Micromegas, bizim gezegende yaklaşık olarak bin duyuya sahibiz ve yine de çok önemsiz olduğumuza işaret eden ve bizden daha mükemmel varlıklar olduğunu gösteren bilmem hangi belirsiz arzu ve endişe içindeyiz…Bizden çok altta ölümlüler ya da çok üstte olan varlıklar gördüm ama asla gerçek ihtiyaçları dışında başka bir ihtiyacı olanı görmedim.

Gördüğünüz gibi bu durum doğar doğmaz ölmek gibi bir şey. Varlığımız bir nokta, yaşamımız bir an, gezegenimiz bir atomdur. Zar zor bir şey öğrenmeye başlamışken ölüm geliyor ve öğrendiklerimizi deneyimleyemiyoruz.

Fakat sizin de çok iyi bildiğiniz üzere bedenin unsurlarına ayrışarak doğada başka bir şekilde dirilmesi gerektiğinde ki buna ölmek diyoruz, bu başkalaşım anı geldiğinde çok uzun bir süre ya da bir gün yaşamış olmak arasında hiçbir fark yoktur. Bizimkinden bin kat daha uzun süre yaşanan ülkelerde bulundum ve hala insanların söylendiğini gördüm ama her yerde kendi sıralarını savmayı ve doğanın yaratıcısına teşekkür etmeyi bilen sağduyu sahibi insanlar da var. Bu evrenin üstüne takdire şayan tek örnek bir tür ile zengin bir çeşitlilik yayılmış. Örneğin bütün düşünen canlılar birbirinden farklıdır ancak hepsi özünde düşünme ve arzu etme yetenekleri bakımından birbirlerine benzerler. Madde her yere yayılmış ama her gezegendeki niteliği birbirinden farklı.

Olayları, bir tarihçi için kolay bir şey olmasa da, olduğu gibi, kendimden hiçbir şey katmadan anlatacağım.

Bizim filozoflar Micromegas’ın Doktor Swift’in adını vereceği, fakat kadınlara olan büyük saygımdan ötürü benim ismini kendime sakladığım bir yerine kocaman bir ağaç diktiler.

Eğer kötülük maddeden kaynaklanıyorsa, kötülük yapmak için ihtiyacımızdan daha çok maddeye sahibiz dedi ve eğer kötülük zekadan geliyorsa, fazlasıyla zeka da var.

Bir kere cezalandırılması gereken onlar değil, yediklerini sindirirken oturdukları yerden bir milyon insanın öldürülmesini emreden ve sonra da Tanrı’ya büyük bir ciddiyetle şükreden barbarlardır.

Çünkü hiç anlamadığımız şeyleri, en az bildiğimiz dille söylemeliyiz diye cevap verdi bilge.

Ruh, varlığın gerçekleşmesi ve olması gerekeni oldurtacak gücünü veren bir sebeptir. (Aristo)

Ruh, bütün metafizik fikirleri anne karnındayken kazanan ve oradan çıktığında daha fazlasını öğrenemeyeceğini bildiği şeyleri okula giderek yeniden öğrenmek zorunda kalan saf zekadır. (Descartes)

Ruh, hiçbir şeydir. Tanrı benim için hepsini yapıyor. Hepsini onda görüyor, hepsini onda yapıyorum. Ben herşeyi karmakarışık etmeden, yapan O’dur. (Malebranche)

Varolmasan da olurmuş dedi bilge Siriuslu.

Bedenim zil çalarken, saati gösteren bir ibredir ya da dilerseniz bedenim saati gösterirken çalan bir zildir veya ruhum evrenin aynası ve bedenim de bu aynanın çerçevesidir. (Leibniz)

Nasıl düşündüğümü bilmiyorum. Ama asla hislerim dışında başka bir şeyin yardımıyla düşünmediğimi biliyorum. Hiç şüphem yok ki maddi olmayan akıllı varlıklar var ama Tanrı’nın maddeye düşünce vermesinin olanaksızlığı ileri sürülürse, doğrusu bundan büyük kuşku duyarım. Sonsuz güce saygı duyuyorum. Onu sınırlandırmak bana düşmez. Herhangi bir sav ileri sürmüyorum. Düşündüğümüzden çok daha fazlasının mümkün olduğuna inanmaktan mutluyum. (Locke) (Micromegas)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: