Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları- Haruki Murakami

Akamatsu (Japonca): Kızılçam

Oumi (Japonca): Mavi deniz

Şirane (Japonca): Ak kök

Kurono (Japonca): Kara ova

Tazaki (Japonca): Girinti çıkıntılı kıyı

Ufak tefek insanlarda (boyu hep 1.60’da kaldı) sık rastlandığı gibi, kafasına bir şey koyduğunda, ne kadar önemsiz bir mesele olursa olsun, kolay kolay geri adım atmama gibi bir eğilimi vardı.

Kendi değerinin arayışı içine girmek, birimi olmayan bir maddeyi ölçmeye çalışmak gibiydi.

Kesin hedefler koymak yaşamı basitleştirir.

Şimdi de tek başınasın, ama yalnız değilsin.

Anılarını ustaca bir yerlere saklasan, iyice derine gömmüş olsan bile, o anıları yaratan geçmişi silemezsin, dedi Sara, doğruca Tsukuru’nun gözlerine bakarak. Bunu aklında tutsan iyi edersin. Geçmişi ne silebilirsin, ne de yeniden inşa edebilirsin. Çünkü bu, senin varlığını silmekle aynı şeydir.

Kıskançlık, Tsukuru’nun rüyası sırasında anladığı kadarıyla, dünyadaki en umutsuz zindandı. Neden derseniz, mahkumun kendi kendini kapattığı bir zindandı da ondan… Dahası, onun orada kapalı olduğunu, bu dünyada bilen tek bir kişi bile yoktu. Elbette çıkıp gitmeye karar verecek olsa çıkıp gitmesi için bu yeterliydi.

Düşünce sakal gibidir, büyümeden çıkmaz. (Voltaire)

Haida (Japonca): Gri tarla

Tsukuru (Japonca): Yaratmak, üretmek, ortaya çıkarmak

Önce adı konuldu. Sonra bilinci ve belleği oluştu, derken benliği şekillendi. Adı her şeyin başlangıç noktasıydı.

Toşio (Japonca): Bir çok yerden kazanç elde etmeyi bilen erkek

Özgürlüğü elinden alınan insan mutlaka birilerinden nefret etmeye başlar.

Midorigava (Japonca): Yeşil ırmak

Görmek istediklerini değil, görmek zorunda olduklarını görmelisin.

Temelde insanların birbirine karşı ilgisiz olduğu bir çağda yaşadığımız halde, başkaları hakkında muazzam miktarda bilgiyle çevrelenmiş durumdayız. Yeter ki isteyelim, insanlar hakkındaki bu bilgileri rahatlıkla elde edebiliriz. Buna rağmen, yine de başkaları hakkında gerçekte hiçbir şey bilmiyoruz.

Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Bir yanda canını dişine takarak demiryolu istasyonu yapan insanlar var, diğer yanda yüksek paralar alarak şatafatlı sözcükler uyduran insanlar. Buna genel olarak endüstriyel saflaştırma deniyor.

Krom ve beyaz deriden yapılmış, İskandinav tasarımı, sade bir sandalyeydi. Güzel, temiz göze batmayan ama bir sıcaklık duygusu da vermeyen bir sandalye. Kuzey ülkelerinde yağmurun aralıksız, ince ince yağdığı gün ışığının kaybolmadığı beyaz geceler gibi.

Yaşam süreçlerimiz boyunca gerçek benliğimizi parça parça keşfediyoruz. Sonra keşfettiğimiz ölçüde de bir şeyleri yitiriyoruz.

Bir kadın olarak en güzel zamanları çoktan geride kaldığı halde, bunun farkına varamama bunu kabul edememe ve eskisi gibi davranmaya devam edip de, herkesin gizli gizli güleceği alay edeceği biri olma korkusu…

Gökyüzünde parlak bir yarımay vardı. Sanki kullanılmaktan aşınmış bir sünger taşı gibi görünüyordu.

Postacılar gibi kendinden emin bir duruşu vardı.

İki anlamda da tek başına olmak, belki de tek başına olmayı iki kere reddetmek anlamına gelebilirdi.

Derin düşünceler derin sessizlik gerektirir.

Sonra Tsukuru’ya tokalaşmak için elini uzatma fırsatı bile vermeksizin, seri hareketlerle arabadan inip geniş adımlarla yürümeye başladı. Dönüp arkasına bir kez bile bakmadı. Ruhlar alemine geçilen yolu ölülere öğretip işini tamamlamış ölüm tanrısı gibi.

Dünyada ancak bir kadın bedeni üzerinden anlatılabilecek türde şeyler vardı.

İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.

Bu toprakların kışı çok uzun olur dedi, Ely gölün yüzeyine bakarak. Çok uzaklarda bir yerde duran kendisiyle konuşuyormuş gibi. Geceleri uzundur, hiç bitmeyecekmiş gibi gelir insana. Aklına gelebilecek her şey takır takır buz tutup donar. Bahar ebediyen gelmeyecekmiş gibi hissedersin. O yüzden aklından bir sürü karanlık düşünce geçirirsin. O tür şeyleri düşünmemeye çabalasan bile.

Yaşam karmaşık notalar bütünü gibi diye düşünüyordu Tsukuru. 16’lık ölçü, 32’lik ölçü, bir sürü garip simge ve anlamı belirsiz yazılarla dolu. Bunu doğru okuyabilmek bir hayli güç bir iş, doğru okunsa ve doğru bir şekilde seslere dönüştürülse bile, orada var olan anlamı insanların doğru şekliyle anlayıp, değerlendirebilecekleri kesin değil.

Yaşadığımız toplumun ne kadar mutlu ya da mutsuz olduğunu, insanların her birinin kendi yargısına bırakmak daha doğru olurdu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: