Guguk Kuşu- Ken Kesey

Bromden, kitabın ilk budalası ve hilekarıdır. Bize henüz baştan “Hem yaşanmamış bile olsa, hepsi gerçek” derken, sanatın özündeki hileyi dile getirir, gerçeği anlatan bir yalan.

Doğa zalimdir belki ama kendi tek tip başarı hayaline uymayan her şeyi ıskartaya çıkaran bir sistemden çok daha fazla serbestlik tanır. Kesey, tek düzeliğe karşı, insan ruhunun vahşiliği ve kestirilemezliğini düzene sokma ve hakimiyet altına alma girişimine karşı savaşır.

Hemşire Ratched: Ratchet (İngilizce): Dişli çark. Wretched (İngilizce): Sefil kişilik özellikleri

Kesey’in yazdığı dramın çerçeveye aldığı sorun, durmak bilmez ama ele geçirilemez bir makinanın yönettiği dünyada, serbest olmanın ne anlama geldiğidir.

Randell Patrick McMurphy: (RPM: Revolutions per minute) Her türlü otoriteyi, kendi de dahil uzun süre otorite kalmaktan alıkoyar.

McMurphy, belki de yıkımıyla yaratıma ilham veren şaman hilekar, ışığı içeri sızdırıp bir parça vahşiliği dışarı salan çatlaktır. (Robert Faggen)

Kronikler ve aslında çoğumuz, içinde tamir edilemeyen hatalar ya da yıllar içinde sert cisimlere kafasıyla vura vura, günün birinde hastane tarafından boş bir arsada bulunduğunda damarından kan yerine pas akan adamın ki gibi, zamanla yerleşmiş hatalar…

Kimdir bu kaz sürüsünün başını çeken kaçık boğa ha?

Büyük hemşire küplere bindi. Oturduğu yerde döndü ve çenesinden aşağı damlayan gülümsemesiyle, Pete’e dik dik baktı.

Elimde olan bir şey değil. Düşük doğmuşum ben bu dünyaya. O kadar hakaret yedim ki öldüm. Ölü doğdum ben. Elimde değil. Yorgunum. Uğraşmaktan vazgeçtim. Sizin önünüzde fırsatlar var. Ben o kadar hakaret yedim ki, ölü doğdum. Sizin işiniz kolay. Ben ölü doğdum, hayat da çok zordu. Yorgunum. Konuşmaktan, ayağa kalkmaktan yoruldum. Elli beş yıldır ölüyüm.

Bu dünya… Güçlülerin dünyası arkadaş! Varoluş ritüelimizin temelinde, güçlünün zayıfı yutarak daha da güçlenmesi yatıyor… Tavşanlar bu ritüel içindeki rollerini kabul eder ve kurdu güçlü bellerler. Savunma olarak tavşan, kurt yakındayken sinsileşir, korkaklaşır, atikleşir, kendine delik kazar ve saklanır. Böylece sebat eder ve hayatını sürdürür. Yerini bilir. Kurda asla ve asla meydan okumaz.

Kahkahasını kaybeden temel dayanağını kaybeder, birader.

Bir numara üçkağıtçı olmanın sırrı, yolunacak kazın ne istediğini ve bunu elde etmekte olduğunu nasıl hissettireceğini bilmektir.

Hemşire kazanmaya devam edecek… Kendisi kaybettiğinde kayba uğramıyor ama biz kaybettiğimizde kazanıyor. Onu yenebilmek için üçte iki ya da beşte üç bozguna uğratmamız yetmiyor, her defasında uğratmamız gerekiyor. Tedbiri elden bıraktığımız anda, o daimi olarak kazanıyor. Nihayetinde hepimiz yenilmeye mahkumuz. Kimsenin bu konuda yapacak bir şeyi yok.

Hayatı insana dar etmeye çalışan birini hiç takmıyormuş gibi davranmaktan daha çok sinir edecek bir şey olmadığını biliyor.

Gülebildiği sürece emniyette olduğunu düşünüyor, mantığı işe de yarıyor.

McMurphy’nin bu haliyle yeterince güçlü olduğunu, asla kadının umduğu gibi geri adım atmayacağını düşündüm. Belki sahiden de sıradışı bir varlıktı. Neyse oydu, bu kadar işte. Belki de neyse o olmak böyle güçlü kılıyordu onu.

McMurphy, Kombina’nın onu istenen şekilde imal etmesine izin vermediği kadar, dış görünümünün hayatını o veya bu şekilde yönetmesine de izin vermemişti.

Senin halkı pek anladığını sanmıyorum, arkadaş. Bu ülkede bir şeyler zıvanadan çıktı mı, düzeltmenin en iyi yolu, en hızlı olandır.

Fakat sonra bir şey hatırladım, sağır numarasını başlatan ben değildim. Bana bir şey duyamayacak, göremeyecek hatta söyleyemeyecek kadar dilsiz bir budalaymışım gibi davrananlar, insanlardı.

Baba der ki dikkatli olmazsan insanlar seni o veya bu şekilde kendi uygun gördükleri şeyi yapmaya yahut da keçi gibi inat edip, nispet olsun diye istediklerinin tam tersini yapmaya zorlarlar.

Genellikle her ortamda, gücünü asla hafife almamanız gereken bir kişi bulunur.

Babam da, insanın yaşayışına karşılık gelen bedel nedir, dedi. Bir adama, var oluş şekli karşısında ne ödeyebilirsin?

Uzun uzun izlediler beni; bacaklarından aşağı sarmaşıklar gibi inip ömürlerinin arta kalanında oldukları yere kök salmalarını sağlayan sondalarıyla tekerlekli sandalyelere lehimlenmiş ihtiyarlar beni seyretti ve içten içe gitmekte olduğumu anladılar. Giden kendileri olmadığı için biraz kıskanıyorlardı. Anlayabiliyorlardı; çünkü içlerindeki insan, eskilerden gelen hayvani içgüdülerin hakimiyeti altına girecek kadar yok olmuştu. Kıskanabiliyorlardı; çünkü içlerindeki insan hala hatırlayabilecek kadar insandı.

Hayır dostum, yukarıdaki hastaneden gelen delileriz biz. Psiko-seramikleriz, insanlığın çatlak saksılarıyız. Sana bir mürekkep testi yorumlamamı ister misin? Hayır mı? Acelen var, ha? Aa! Gitti bile. Çok yazık. Sonra McMurphy’ye döndü. Akıl hastalığının güçle ilgili yönünü hiç fark etmemiştim. Güç. Düşünsene, belki de insan ne kadar deliyse, o kadar güç sahibi olur. Hitler örneği mesela.

Sert tavırlarımızın gösterişten ibaret olduğunu galiba en iyi McMurphy biliyordu, çünkü hala kimseden gerçek bir kahkaha koparamamıştı. Neden hala gitmediğimizi anlayamıyordu belki ama olayların komik yönünü göremedikçe, gerçek anlamda güçlü olamayacağımızı biliyordu.

Uzun süre uzak kaldığınız bir insandaki değişimi kolayca görebilmeniz ama değişim azar azar gerçekleştiği için onu her gün gören birinin bunu fark etmemesi gibi.

Çünkü kendini dengede tutabilmek, hayatın seni zırdeliye çevirmesini önleyebilmek için canını yakan şeylere gülmen gerektiğini biliyor. Her şeyde acı bir yön olduğunu biliyor… ama mizahın acıyı silip yok etmesine izin vermediği gibi, acının da mizahı yok etmesine izin vermiyor.

Bu arada sakin ve tatlı sesiyle bize, çocuksu eğlenceler, içki arkadaşları, aşık kadınlar ve yavan payeler uğruna edilmiş bar kavgalarıyla dolu rengarenk geçmişinden parçaları, içinde yaşayabilelim, hayalimizde kendimizi içine yerleştirebilelim diye anlatıyordu.

İnsan denilen varlığın, alışıldıktan biraz fazlasını verenlerden; Noel Baba’lar, misyonerler ve büyük davalara bağış yapanlardan günün birinde mutlaka uzaklaşıp “Ne çıkarı var acaba bunun” diye soracağını biliyordu.

Öldüğümde beni göğe iğnele diye sen demiştin bana Baba.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: