IV. Henry- William Shakespeare

IV. Henry (1367-1413): Babası John Gaunt, III. Edward’ın yaşayan üçüncü oğluydu. Annesi ise III. Henry soyundan gelmekteydi. 1377 yılında kuzeni II. Richard kral oldu. Muhalif liderlerden oluşan bir gruba katıldı. Bu grup kralın en yakın arkadaşlarını sürgüne yollayan, krala kendilerini kabul etmesi konusunda baskı yapan bir gruptu. 1386 yılında Richard, onun bir saray üyesiyle kavga etmesini bahane ederek onu kovdu. Ertesi yıl babası Gaunt John öldü. Richard, aile mülklerini ele geçirdi, onu mirastan mahrum bıraktı. Henry’nin İngiltere’yi istila etmekten başka çaresi kalmadı. Birçok kesim kralın eylemlerinden rahatsız olduğundan çok az muhalefetle karşılaştı. Richard Ağustos ayında teslim oldu. Henry, Ekim 1399’da Richard‘ın kendi iradesiyle tacı bıraktığını iddia ederek krallık tacını giydi. Çoğu isyan kolaylıkla çökertildi, ancak 1400’de Owen Glendower’ın isyanı daha ciddi oldu. 1403’te Glendower, Henry Percy Northumberland Kontu ve Hotspur adı verilen oğlu Henry ile ittifak kurdu. Hotspur’ın kısa süren ayaklanması, IV. Henry‘nin meydan okuması ile Temmuz 1403’te Shrewsbury yakınlarında yapılan savaşta sonlandı. Bu savaşta Hotspur öldürüldü. Northumberland’ın 1408’deki isyanı hızla bastırıldı ve IV. Henry‘nin otoritesine yapılan son silahlı meydan okuma oldu. Bununla birlikte, İskoç sınırı baskınlarını bastırmak ve Fransızlarla çatışma yapmak zorunda kaldı. Bu faaliyetleri finanse etmek için parlamento hibelerine güvenmek zorunda kaldı. Parlamento onu yanlış mali harcamalardan ve yetkileri üzerinde toplamasından dolayı suçladı. IV. Henry‘nin sağlığı bozulduğunda, Canterbury Başpiskoposu Thomas Arundel ile iktidar mücadelesi başladı. Bunun yanı sıra kardeşleri ve oğlu Prens Henry arasında anlaşmazlıklar yaşanmaya başladı. 1408’den 1411’e kadar ülke başta Başpiskopos Arundel, sonrasında Prens Henry tarafından yönetildi. İç savaş patlak veren Fransa’ya karşı nasıl bir politika uygulanacağı üzerine yapılan tartışmalar gerilimi arttırmıştı. Prens Henry Fransa’da savaşa devam etmek istedi ancak kral barıştan yana idi. Prens ve babası arasındaki huzursuz ilişkiler, IV. Henry‘nin 1413’te Londra’da ölümüne kadar devam etti. https://www.biyograficim.com/iv-henry-ingiltere.html

Özel günlerin seyrek geleni kıymetli olur.

*

Ve donuk zemin üstünde parlak metal gibi,

Kusurlarımın üstünde ışıldayan erdemlerim.

Değerini gösterecek Altında olmayanlarda,

Daha çok göze çarpacak, dikkatleri çekecek.

En beklenmedik anda kimliğim değişince,

İşlediğim kusurlar da sanata dönüşecek.

*

Aziz Nicholas’ın çırakları: Soyguncular

Önce vurur sonra konuşur: Soyguncu

Önce konuşur, sonra içer: Çıkın paraları der, sonra içer.

Önce içer, sonra dua ederler: İçkiyi duaya yeğ tutar.

*

Biliyorum akıllısın ama ancak,

Henry Percy’nin eşi ne kadar akıllı olabilirse, sadıksın.

Ama kadınsın da. Sır tutmaya gelince,

Ağzı senden sıkı hiçbir kadın olamaz,

Çünkü, inanıyorum, bilmediğin şeyi kimseye söylemezsin.

İşte sana güvenim bu kadar tatlı Kate.

*

Bildiğinden şaşmamak bazen büyüklük, mertlik, yürek gösterir.

Ve sizde de hepsi olabildiğince var;

Ama bu tavır bazen de kaba öfke,

Görgüsüzlük, aşırılık, kibir,

Kurum ve küstahlık işaretidir.

*

Memento mori (Latince): Ölümü unutma.

Vallahi yoksulluklarını kimden aldılar bilemem,

Ama sıskalıklarını benden öğrenmedikleri kesin.

*

Kuzen sen galiba onun kusurlarına vurulmuşsun.

*

Savaş alanında kazandığım onurları yitirmek,

Önemsiz bir canı yitirmekten daha zor.

Onların düşüncelerini acıttığı kadar

Kılıcın bedenimi acıtmıyor.

Ama düşünceler yaşamın kölesidir,

Yaşamsa zamanın soytarısı.

*

Senden daha iyi birini kaybetmek

Bu kadar zor olmazdı benim için:

Ama, yükte ağır pahada hafif şeyleri sevseydim

Seni kaybetmek ağır gelirdi bana.

*

Söylenti bir kavaldır

Sanılarla, kuşkularla, tahminlerle öter

Çalması öyle kolay, öyle basittir ki.

*

Gördün mü şüphe nasıl hazır cevap oluyor!

Bilmek istemediği şeyden korkan kişi,

Korktuğunun başına geldiğini

Başkalarının gözünden içgüdüyle anlar.

*

Eğer iyi olsaydım, bu haberler beni hasta edebilirdi

Ama hasta olduğum için beni biraz iyileştirdiler.

*

Herkesin derdi benimle.

Harcı ahmaklıkla karılmış bu insan denen varlığın beyni,

Benim yarattığımdan, ya da benimle yaratılandan öte

Güldürüye yakın bir şey yaratabilmekten aciz.

Kendim zeki olmaktan başka,

Herkesteki zekanın da kaynağı ve nedeniyim.

*

Achitopel: İncil’de Davud peygambere ihanet ederek onu terk eden danışmanı.

Ah şu insanların lanet olası düşünceleri!

Geçmişle gelecek hep en iyi görünüyor,

Mevcut her şeyse, en kötü.

*

Biz zamanın kullarıyız

Zaman da bize, yürüyün, diyor.

*

Japhet/ Yafes: İncil’e göre tüm Avrupalıların atası. (Nuh’un oğlu)

Her işte amaç, yapılan aptallığı haklı çıkaracak ağırlıkta olmalı.

Apple John (Kuru Elma): 2 yıl boyunca bozulmadan kalan, buruşup kuruduğu halde lezzetli bir cins elma.

Si fortune me tormente, sperato me contento (Latince): Kader acı olsa da, ümit tatlıdır.

Dokuz komutan: 3 Pagan ( Hektor, Büyük İskender, Sezar), 3 Yahudi (Joshua, Davud Peygamber, Judas Maccabeus), 3 Hıristiyan (Arthur, Charlemagne, Bouillon’lu Godfrey).

Hektor: Truva Kralı Priamos ile Kraliçe Hekuba’nın büyük oğlu. Truva ordusunun baş savaşçısı, ideal evlat, ideal eş, iyi bir baba ve arkadaş olarak anlatılır. 10 yıl süren Truva savaşında sadece yarı tanrı Aşil ile değil Hera , Athena gibi tanrılara karşı da savaşmıştır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hektor

Büyük İskender (MÖ 356-323): Yarattığı engin Avrasya imparatorluğu uzun ömürlü olmamışsa da kahramanca icraatları efsanelere konu oldu. İskender, Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan Makedonya krallığının varisi, kral II. Philip’in oğludur. Aristo gibi ünlü öğretmenlerden felsefe, matematik, okçuluk, binicilik ve diğer dersler almıştı. Yunan tarihçi Plutarkhos İskender’in Homeros’un İlyada’sının bir nüshasını bulundurduğunu yazmıştı. Aristo’nun açıklamasına göre ise İskender, her gece yastığının altına bir hançer ve taşınabilir bir askeri erdem ve ilim hazinesi olarak büyük bir saygı beslediği bu eseri koyuyordu. 20 yaşındayken kral tacını giydiğinde Makedonya ordusunda hali hazırda deneyimli bir komutandı. Thebes kentindeki binlerce insanı katledip arda kalanları da esir alarak başkaldıranlar üzerindeki hâkimiyetini kanıtladı. Ordusu çoğu Makedon ve körü körüne sadık 40,000’den az askerden oluşuyordu. Elinden her iş gelen bu askeri güce atlılar ve mızrağı ustalıkla kullanan ve kalkanlarıyla çok sıkı biçimde saf tutarak falanks düzeni oluşturan ağır zırhlı piyade erleri de dahildi. İskender birliklerini büyük bir ustalıkla mevzilendirmiş, savaşa bizzat kendisi önderlik edip birkaç yara alarak sadakatlerini kazanmıştı. Boğaziçi’nden Anadolu’ya geçerken buradaki Pers kuvvetlerini bozguna uğratmış ve efsanevi Troya kentini de ziyaret etmişti. Pers İmparatoru III. Darius’u mağlup etti. Fenike kentlerinden Sur da dahil birçok stratejik limanı kontrol altına aldı. Eski zamanın firavunları gibi bir tanrı-kral olarak yüceltildiği Mısır’da Anadolu’dakinden de fazla hürmet gördü.  Akdeniz’den doğuya, Mezopotamya’ya ilerleyerek MÖ 331’de Gaugamela Muharebesi’yle Darius’un yenilenen birliklerini hezimete uğrattı. İskender uyum içinde savaşan küçük bir ordunun büyük ama uyumsuz bir orduya üstün geleceğini bir kez daha göstermişti. Pers saflarında bir açıklık oluştuğunda kendisi ve üstün atlıları bu boşluktan içeri dalıyor böylece karşı tarafın ordusunu ikiye bölüyordu. Nihayetinde Pers İmparatorluğu’nu fethetti. Uçsuz bucaksız Pers diyarını kendi Balkan krallığına ekleyerek daha önce eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir Avrasya imparatorluğu yarattı. Günümüz Afganistan’ı içinde yer alan Baktriya’yı ele geçirerek, buradaki hükümdarın kızı Roxana ile evlendi. Ardından MÖ 327’de Hindistan’ı fethederek eski Pers İmparatorluğu’nun en uzak sınır olan İndus Nehri’ni geçti. Ancak, muson rüzgarları askerlerini hasta edip aralarında isyan çıkarınca MÖ 325’de geri döndüler. İskender’deki politik veya diplomatik değil askeri bir dehaydı. Muazzam boyuttaki imparatorluğunu Pers modelinde organize etmek için çaba gösterdi: Pers memurlar tuttu ve birçok komutanının yaptığı gibi Pers prensesleriyle evlendi. Makedonyalılar İskdender’in hala düşman olarak gördükleri insanlara çok güvendiğini düşünüyordu. Yunanlarsa İskender’in bazı Yakın Doğu hükümdarları gibi ilahi kabul edilme isteğine zoraki bir şekilde razı geliyordu. Spartalılar “eğer İskender tanrı olmak istiyorsa, bırakalım olsun” diye düşünüyordu. Kurduğu imparatorluk ölümünden sonra yıkılsa da fethettiği topraklar İskender’in meydana getirdiği daha geniş bir Yunan dünyasının kozmopolit ruhundan ve kültüründen derinlemesine etkilenerek sonsuza dek değişti. https://arkeofili.com/dunyanin-cogunu-fetheden-buyuk-iskender-kimdi/

Julius Sezar (MÖ102-44 ): Annesi Aurelia Cotta, babası Gaius Julius’dır. Sezar’ın doğumunda ölen annesinin karnını kesmek suretiyle alındığı için “kesilip alınan” anlamına gelen “Ceasar” ismini aldığı iddia edilir. Büyük bir devlet adamı olan Jül Sezar oldukça ünlü de bir yazardır. Sezar politik davranışlarında çoğunlukla halk tarafını tutmuş, Romalı asillerin halk üzerinde baskılarını kaldırmaya çalışmıştır. MÖ 80 senesinde elçi olarak Bitinya Kralı IV. Nikomedes’in sarayında bulundu. Bu sırada Nikomedes ile sevgili oldukları söylentileri ortaya çıktı. Bu söylentiler Sezar’ın gelecekte politik rakipleri tarafından kendisine takılan “Bitinya Kraliçesi” lakabıyla birlikte başını ağrıttı. Sezar, MÖ. 83 senesinde Marius taraftarlarından 1. Cornelius Cinna’nın kızı Cornelia ile evlenmesi, onun,Marius partisine yaklaşmasına, Sulla ve Mariusçular arasındaki çekişmeye katılmasına yol açtı. Hatiplik öğrenimi için Marcus Tullius Cicero‘nun da öğretmeni olan Rodos’a ünlü öğretmen ve hatip Apollonius Molo‘nun yanına gitti. Kendini siyasete vererek Pompeius tarafını tuttu. Bunun yanında cömertliğiyle halkın sevgisini kazanmaya çalıştı. Sezar, Rodos’a gemiyle giderken Ege Denizi’nde korsanlar tarafından ele geçirildi. Korsanlar Sezar’ı Antalya’ya götürmüş ve yirmi talent fidye istemişlerdi. Sezar kızmış, “Hayvanlar, ben yirmi talentlik bir esir miyim? Yakaladığınıza iyi bakın, size elli talent getirteceğim ve elinizden kurtulduğumda göreceksiniz, hepinizi astıracağım!” diye bağırmıştı. Antalya‘dan Roma’daki ailesine bir mektup göndermiş, para gelinceye kadar korsanların yanında vakit geçirmişti. İstenilen fidye gelince özgürlüğüne kavuştu. Sonrasında Milet‘e giderek burada birkaç gemi tedarik etti. Kendini esir alan korsanları Antalya açıklarında yakaladı ve onları zincire vurup Bergama’ya getirdi. Valinin emrini beklemeden bütün korsanları çarmıha gerdi. Sezar Cornelia’nın ölümü üzerine yüksek bir hayat seviyesi ve geniş bir çevresi olan Pompeia ile evlendi. MÖ 66 senesinde konsüllükten önce gelen bir rütbe olan praetorluğa yükseldi. Bu sırada, Batı Hispania’daki ayaklanmayı bastırarak elde ettiği ganimetler ile borçlarını ödedi. Kendini konsüllüğe seçtirmek için Roma’ya gitti. Muhafazakar Marcus Bibulus ile birlikte konsül seçildi. Aynı sene, Pompeius ve Crassus ile anlaşarak Birinci Triumvirlik’i kurdu. Yeni bir kanunla fakir vatandaşlara ve Pompeius’un terhis edilen askerlerine toprak dağıttı. Vergilerin üçte birini bağışlayarak subayları kendi tarafına çekti. 5 sene içinde kendini Dalmaçya (İllirya), Kuzey İtalya ve Güney Fransa valiliklerine seçtirdi. Kuvvetli rakipleri olan Marcus Tullius Cicero ile Cato”nun Roma”dan uzaklaştırılmasını sağladıktan sonra, MÖ 58 senesinde Galya’ya girdi. Sekiz sene içerisinde Ren nehrinden Pireneler’e kadar bütün ülkeyi ele geçirdi. Zaferle sonuçlanan Galya seferinin ardından Caesar aldığı zengin ganimet ve tecrübeli ordusu sayesinde, Roma’da en güçlü adam oldu. MÖ. 53 senesinde Craussus’un öldürülmesi ve Pompeius’la Caesar’ın arasındaki ilişkinin bozulması üzerine Birinci Triumvirlik sona erdi. MÖ. 49 yılında senato, Pompeius’un etkisiyle, Sezar’ın ordusunun terhis edilmesini isteyince, Sezar buna kızıp emrindeki 5000 tane askerle Galya ve İtalya sınırını meydana getiren Rubico ırmağının kıyısına geldi. Senato ordusuna komutanlık eden Pompeius ile girişilen bir savaştan sonra Sezar’ın ordusu bütün İtalya’yı egemenliği altına aldı. Pompeius’u Yunanistan’a kadar takip eden Sezar onu MÖ 48 senesinde Pharphalus’ta yapılan meydan savaşında yendi. Sonrasında Mısır’a gitti. Kleopatra ile kız kardeşi arasındaki taht kavgasını Kleopatra‘nın lehine halletti. Sonrasında Anadolu’ya geçerek burada Pontus Kralı Pharnakes’i mağlup etti. Zaferini senatoya “Geldim, Gördüm, Yendim” şeklindeki ünlü sözüyle bildirdi. İspanya’da Pompeius’un iki oğlunu yenilgiye uğrattı. Bu başarılarından sonra Sezar, Roma İmparatorluğu’nda bütün yetkinin tek sahibi oldu. Hükümdar ünvanından başka haleflerine geçmek şartıyla imparator ünvanını aldı. Sezar kazandığı yetkileri iyiye kullanarak devlet bakımından çok yararlı ıslahat yapmış, İtalya şehirlerinin hukuki durumunu bir düzene bağlamış, eyaletlerin idaresini düzeltmiştir. Bu sırada borçlara ait kanunları hafifletmiş, eyalet halkına vatandaşlık ve senatör olabilme yetkilerini tanımış, fakir olanların Kartaca’da ve Korent’te koloni kurmalarını sağlamıştır. Sezar’ın aldığı bu tedbirler, senatonun yetkilerini ve kuvvetini oldukça sınırlıyordu. MÖ 44 senesinde hayat boyu diktatörlük elde edince, cumhuriyet idaresi yerine monarşist bir rejim kuracağı fikri uyandı. Bunu kabul etmek istemeyen aristokratlar, başlarında Brutus ile Cassius olmak üzere, bir suikast hazırladılar. Roma İmparatorluğu 500 sene boyunca Sezar’ın fetihleri sayesinde gücünü korudu. Yaşadığı çağda en büyük imparatorluğu kuran Sezar’ın ismi, Roma’da “imparator” ile eş anlamlı olarak kullanıldı. İmparatorlara “sezar” denildi. https://www.timeturk.com/jul-sezar/biyografi-805220

Yahudi Joshua: Musa Peygamberden sonraki Yahudi lider.

Davud/David Peygamber: Sevilen kişi, göz bebeği anlamına gelir. İşboşet’den sonra gelip, üçüncü İsrail ve Yahuda Birleşik Monarşisi kralı olmuş ve din büyüğü. Bir müzisyen (Güzel sesinden dolayı Davudi ses denmiş), daha sonra düşman şampiyonu Calut’u öldürerek şöhret kazanan genç bir savaşçı olarak tanımlanmaktadır. Yeruşalim (Kudüs) şehrini kurmuş ve bu yeni şehre Ahit Sandığı’nı getirtmiştir.  Yahudi Kutsal kitabı Tanah’ın Mezmurlar (İslam’da Zebur) bölümünü oluşturan 150 şiirin Davud tarafından yazıldığı kabul edilir. Kur’an’a göre Zebur, Davud Peygamber’e Allah tarafından indirilmiştir. Birinci Yahudi kralı olan Şaul (Talut) Tanrı’nın takdisini kaybeder. Bunun üzerine Peygamber Şamuel (Samuel), Yahudaoğullarından koyun çobanı olan Yesse’nin (İngilizce: Jesse) soyundan krallar geleceğini bildirir. Yesse’nin sekiz oğlundan en küçüğü çoban Davud kralın sarayına alınır. Şaul’un Filistinlilere karşı yaptığı savaşta Davut tek başına dev Calud’a karşı savaşır; sapanıyla attığı taşla onu yener ve kafasını keser. Bunun üzerine Şaul damadı Davud’u kıskanır ve öldürülmesini emreder. Ancak Davut’a derin bir sevgi ile bağlı olan Şaul’un oğlu Yonatan (İngilizce: Jonathan), Davud’u korur ve kaçmasını sağlar. Davud yıllarca çölde yaşar. Daha sonra Araplara sığınır. Filistinlilerle yapılan bir savaşta Şaul ve Yonatan öldürülür. Davut pişmanlıkla onların yasını tutar. Yahudi ileri gelenleri tarafından kral seçilir. Kenanlılara ait olan Siyon (Kudüs) kalesini ele geçirerek burayı kendine başkent yapar. Tanrı’nın On Emri’ni içeren sandukayı buraya getirerek büyük bir tapınak inşa etmeye karar verir. Ancak Peygamber Natan onu bu kararından vazgeçirir. (Tapınağı, Davud’un oğlu Süleyman inşa edecektir.) Davud, tüm Yahudi aşiretlerine boyun eğdirir, Ürdün ve Suriye’yi fetheder. Davud evli bir kadın olan Batşeba’yı sever, kadının kocası olan Hititli Uriya’yı öldürterek Batşeba’ya sahip olur. Tanrı bunun üzerine kendisini lanetler; Batşeba’dan doğan oğlu yedi günlükken ölür. Son yıllarında Davud’un oğlu Abşalom babasına karşı isyan eder. Baba ile oğlun orduları karşı karşıya gelir; Abşalom öldürülür. Davud 36 yıl hüküm sürdükten sonra ölür. Yerine Batşeba’dan olan oğlu Şolomon (Süleyman) geçer. Davud’a demiri işleme sanatının bahşedilmiş ve bir gün oruç tutup bir gün tutmamaya da ”Dâvudi orucu” denmektedir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Davud

Judas Maccabeus/Makabi (?- MÖ 160-1): Suriye civarında geriila savaşları ile buradaki kutsal bölgeleri korudu. Savaştaki acımasızlığı veya kullandığı çekiç nedeniyle Makabi adını aldı. https://www.britannica.com/biography/Judas-Maccabeus

Kral /Prens Arthur: Efsanevi İngiliz kralı. Bu efsanelerin nasıl ortaya çıktığı ya da Arthur figürünün tarihi bir kişiye dayanıp dayanmadığı kesin değildir. Britanya mitolojisindeki efsanevi Camelot kralı. Hikâyeleri, 5. yüzyıl sonları ya da 6. yüzyıl başları Britanya’sında geçen Arthur, Britanyalılar için savaşta ve barışta ideal kralın simgesi olmuştur. Arthur’un, Sakson istilacılara karşı Kelt asıllı Britonların koruyucusu olduğuna inanılır. “Bu kılıcı taştan çıkaran kişi, tüm Britanya’nın hakimi olacaktır.” Aslında bütün hikâye bu sözle ve efsanevi kılıcı daha 15 yaşındayken taştan çıkarmasıyla başlar. Çocuk Arthur’un ailesinden olan (aslında evlatlık) Ector babası, Kay kardeşi idi ancak kılıcı çıkarsa bile İngiltere kralı olamayacağı çünkü ailesinin soylu bir aileden gelmediği öne sürülmüştü. Bunun üzerine Ector onu evlatlık edindiğini söylemek zorunda kalmıştır. O sıraların en büyük kahini (Druid’i) olan Merlin bu evlatlık olayını onayladı ve Merlin’in de yardımıyla Arthur tahta çıktı. Gerçekte ise babası Britanya Kralı Uther Pendragon, annesi ise Cornwal Düşesi Igraine idi. Tamamen kralın soyundan geliyordu. Arthur kral olduktan sonraki dönemler ise çok daha karanlıktır. Genel inanışa göre topraklarını genişletmiş ve halka kendini zamanla sevdirmiştir. Margawse ile evlendi, ancak İrlanda seferinden sonra evlilikleri tanrıları çok kızdırdı ve ikisini lanetlediler. Arthur’un bilmediği şey Margawse’nin aslında öz kardeşi olduğudur ve Merlin’in bununla ilgili de bir sözü vardır: “Bu birleşmeden doğacak çocuk sana elleriyle ölümü getirecek.” Arthur doğacak bütün soylu çocukları bir gemide topladı ve denizaşırı ülkelere yollanmasını emretti, bunun üzerine yalnızca bir oğlu kurtuldu. Kıyılarda bir adam buldu onu ve adını Mondred yaptı. Daha sonraları yeni bir yasal varis arayışına giren Kral Arthur Sör Leodegrance’nin kızı Guinevere ile evlendi, bu da onu hem yuvarlak masa şövalyelerinin en büyük söz sahibi hem de imparatorluğa yeni bir veliaht verme imkânı doğurdu. Kral Arthur bu sıralarda büyük Roma İmparatorluğu’na bile kafa tutacak bir hale gelmişti, nitekim de zaferle sonuçlamıştı. Yanında ise sadık dostu Lancelot vardı ancak zamanla bu yakın dost ona ihanet edecek ve Guinevere ile Lancelot arasındaki yakınlaşma aşka dönüşecekti. Arthur’un ve şövalyelerin güvenini kaybeden Lancelot’un en büyük destekçisi Gawain de artık onun düşmanıydı. Çünkü Lancelot’un gözünü bürüyen bu lanetli aşk, kraliçesini kaçırmaya çalışırken Gawain’in kardeşlerini de öldürmesine yol açmıştı. Mondred, kraliçeye ve tüm imparatorluğa sahip olacağını ve Arthur’un artık yaşamadığını söyledi herkese. Bunun üzerine tekrar İngiltere’nin korunması için bir sefer birlik verildi ve eski dostlar tekrar birleşti. Ancak Arthur ve Mondred çoktan savaşa başlamışlardı bile. Arthur’un, oğluna son kılıç darbesini vuracakken Mondred’den ölümcül bir darbe aldığı söylenir. Arthur sonunda son nefeslerini veriyordu. Son isteği olarak ölürken, yanındaki Bedivere’den Excalibur’u alıp göle atmasını istedi. Ancak bunu başaramadı. Kılıç göz kamaştırıcıydı ve bunu yapamadı, elleri titredi ancak 3. bir sefer denemesinde attı. Arthur artık ölmüştü, yuvarlak masa şövalyeleri dağılmıştı. Lancelot ise kralının kılıcının bekçisi olarak Excalibur’un taşının etrafına bir kilise yaptırıp o kilisede bir papaz olarak yaşadı, son nefesine kadar kılıcı korudu. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kral_Arthur

Charlemagne/ 1. Büyük Karl/ Carolus Magnus (742-814): Frank ve Lombard kralıdır. Karolenj Devleti’ni imparatorluk statüsüne yükselten hükümdardır. Şarlman’ın babası Kısa Pepin Franklar Krallığı’nın kralıydı. Öldüğünde krallığın topraklarını iki oğlu arasında paylaştırdı. Şarlman, kardeşi Carloman’ın ölümü üzerine tek başına Frankların kralı oldu. Ayrıca Lombardiya ve Saksonya’yı da topraklarına kattı. Batıda Endülüslülerle doğuda Avar ve Macarlarla çarpıştı. Şarlman büyük savaşlar kazandı ve birçok prensliği, dükalığı ve derebeyliği fethetti ya da yağmaladı. İlk önce Köln’e giderek kendini Alsace-Lorraine, Akitanya, Bretenya ve Cenova Kralı ve Bohemya Prensi ilan etti. Daha sonra yeni fetihler yaparak Aachen’de kendini Amsterdam, Rotterdam, Frizye, Gelderland, Frankfurt ve Münih Kralı ilan etti. Şarlman birçok Krallık ve Devleti egemenliğine aldı. Sonunda Papa III. Leo tarafından Roma’da Aziz Petrus Bazilikası’nda taç giydirilerek Kutsal Roma İmparatoru ve kurduğu devlet de Batı Roma İmparatorluğu’nun varisi sayıldı. Bugünkü Almanya’yı fethetti. Lombardlar’ı püskürttü, ardından Sakson, Anglo, Cermen ve Got kabilelerinden askerler toplayarak orta büyüklükteki bir orduyla Fransa ve Avusturya’yı fethetti. Böylece Şarlman Roma İmparatoru, Sakson, Frank, Lombard, Anglo, Cermen, Got ve Slav Kralı oldu. Hıristiyanlık dinini kılıç ve ateşle Saksonya’ya kabul ettirdi. Şarlman’ın iki büyük rüyası vardı: 1. Sezarların imparatorluk yönetimini yeniden kurmak. 2. Aziz Agustinus’un Tanrı Kenti’ni yeryüzünde inşa etmek. Bir süre için, din dışı güçlerle Papalık arasında yeni bir iş birliği gelişti. Kilise’den bağımsız bir yargı isteyen Şarlman bunun için İngiliz filozof Alcuin’i ülkesine çağırdı. Alcuin burada: sapkınlara karşı risaleler yazdı,imparatora methiyeler düzdü ve kutsal kitabı yorumladı. Fakat kral Şarlman’a hiçbir zaman okuma yazmayı tam olarak öğretemedi. Şarlman’ın ölümünden sonra Kilise ile sezar taklitleri arasındaki mücadele ve savaşlar tekrar başladı. https://www.wikizero.com/tr/Charlemagne

Bouillonlu Godfrey (1060-1100): Ortaçağ şövalyesi. Aşağı Lorraine Dükü (Anjou ve Maine Dükü). Birinci Haçlı Seferi liderlerinden birisi. Kutsal Kabir Koruyucusu unvanı ile ilk Kudüs Krallığı kralı. Boulougne Kontu II. Euctace’in ikinci oğlu olarak doğdu. Annesi İda Lorraineli Aşağı Lorraine Dükü III Godfrey ve karşı Doda’nın kızı idi. Dayısı olan Aşağı Lorraine Dükü “Kambur Godfrey” çocuksuzdu ve kendine varis olmak için ve Aşağı Lorraine Dükü unvanını da almak üzere kızkardeşinin ikinci oğlu Godfrey de Bouillon’u seçti. O zamanlar Aşağı Lorraine Düklüğü Batı Avrupa’da stratejik bakımdan Fransa Krallığı ve Almanya devletleri arasında bulunan bir tampon devlet olarak gayet önemli olan bir konumdaydı. Aşağı Lorraine Düklüğü’nün Almanya devletleri ve Kutsal Roma İmparatorluğu için gayet önemli stratejik durumundan dolayı Kutsal Roma İmparatoru olacak IV. Heindrich Godfrey de Bouillon’un yeteneklerini sınamak ve devlet yönetimi tecrübesi kazanması için ona dayısının ölümünden sonra hemen düklük bahşetmedi. Aşağı Lorraine Düklüğü’nü oğlu olan ve sonra Kutsal Roma imparatoru olacak V. Heinrich’i atadı ve Godfrey de Bouillon’ı sadece Bouillon Kontluğu ve Antwerp Margravlığı unvanları ve görevlerine atadı. Godfrey de Bouillon Kutsal Roma İmparatoru IV. Heindrich’e sadık bir asker olarak hizmet verip destek sağladı. Papa VII. Gregorius ile IV. Heindrich’in arasında çıkan “Papalık Ataması Çatışması”nda IV. Heindrich yanında İtalya’yı fetheden Alman ordusunda bulunarak İtalya’da yapılan muharebelerde savaştı ve Almanların Roma’yı Papalık elinden almasına katkıda bulundu. Bu sadık hizmeti dolayısıyla Aşağı Lorraine Dükü olarak atandı. Birinci Haçlı Seferi sırasında Baronların Seferi adı verilen etabında Fransa’dan Kudüs’e giden Haçlı ordusu içinde önemli bir rol oynamıştır. Papa II. Urbanus Hıristiyanlar için kutsal olan Kudüs şehrini ve kaleyi zaptetmiş olan Türk asıllı Artukluların elinden almak için Haçlı seferi yapmak için bir kutsal davet yapmaya başladı. Avrupa ülkelerinden gelen bu askeri saldırı ile Anadolu’yu istilaya geçen ve orada yerleşmeye başlayan Türkmen ve Selçuklular’ın bu arazilerden çıkarılması için Bizans İmparatorluğu’na destek sağlanmış olunacaktı. Bu Birinci Haçlı seferine katılan Avrupalı asillerin en yüksek ünvanlılarından biri Aşağı Lorraine Dükü Godfrey de Bouillon oldu. Bizans İmparatoru bu Haçlı ordusunun Orta Asya ve İran yoluyla Anadolu’ya göç eden Türkmenleri buralardan temizlemek ve Anadolu Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmak için kullanılmasını istemekte idi. Godfrey de Bouillon ve diğer Haçlı orduları ise Anadolu’dan biran evvel geçerek Filistin’e inip Kudüs’ü ellerine geçirmeyi istemekteydiler. İznik kuşatması ve fethinden sonra Haçlı ordusu, ordu idaresini ve iaşe toplamayı kolaylaştırmak nedeniyle, ikiye bölündü. Birisi Boemondo idaresinde Normanlardan ve kılavuz Bizanslılardan oluşmakta idi ve diğeri Godfrey de Bouillon ve Papa temsilcisi Adhemar idaresinde olup Frankları ihtiva etmekteydi. Dağlık araziden geçen iki ordu grubu Eskişehir yakınlarında Dorileon ovasında birleşmek kararlıydılar ve burada Birinci Dorileon Muharebesi yapıldı. Öncü Normanlardan oluşan grup Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan tarafından bir baskınla karşılandı. Selçuklu ordusunun çok oynak okçu süvarileri öncü Haçlı ordu grubunu sardı. Bu gruptan Franklardan oluşan ikinci gruba bir atlı haberci gönderildi. Godfrey’in komutasında ikinci grubun zırhlı şövalye ağır süvarileri, hücuma geçip Kılıç Arslan’ın çemberini yarıp iki Haçlı ordu grubunu birleştirdi. İkinci gruptan bir ayrı birlik başında bulunan Puy Piskoposu Adhemar ise savaşanların kenarından geçti ve Selçukluları arkadan vurdu. Kılıç Arslan’in Selçuklu ordusu epeyce kayıp vererek ve hatta devlet hazinesini de geri de bırakarak geri çekmek zorunda kaldı. Selçuklu orduları bu muharebeden sonra doğrudan doğruya Haçlı ordusu ile savaşa girişmekten kaçındılar. Kılıç Arslan gerilla tipi bir savaşa girdi ve yak-yık-boşalt tipi bir yıldırıcı ve yıpratıcı savaşa girişti. Haçlı ordusu ta Antakya’ya varıncaya kadar nerede ise hiç karşıtsız ilerledi. Anadolu’yu geçmekte iken Haçlı ordusu liderleri birbirleriyle başkomutan olmak için devamlı mücadele ettiler. Anadolu’yu geçişte Godfrey de Bouillon’ın bir ayının saldırısına uğradığı ve bu saldırıdan sonra, yarası iyileşene kadar sedye ile taşınarak yol aldığı bildirilmektedir. Haçlılar Selçuk emiri Yağı Sıyan tarafından savunulan Antakya Kuşatması’na başladılar ve bu kuşatma gayet uzun sürdü. Haçlılar Antakya kalesini ellerine geçirdikten sonra, Selçuklu Musul Atabeyi Kurboğa’nın ordusu Haçlı ordusunu kuşatmaya aldı. 12 gün Haçlılar yiyeceksiz kale içinde kapalı kaldılar. Antakya kalesi içinde beklenmedik bir mucize ortaya çıktı. Bir keşiş İsa’nın çarmıhta öldürülmesi için kullanılan Kutsal Mızrak’ın Antakya’da Katedralinin zemininde gömülü olduğunu ve bu mızrağı kullanarak Müslümanlara karşı galip geleceği rüyasını gördü ve Antakya Katedrali’nde yapılan kazıda bir mızrak bulundu. Haçlılar moral kazanıp başlarında Kutsal Mızrak taşıyan Le Puy Başpiskoposu bulunarak bir büyük huruç hareketi yapıp Kurboğa’ya saldırıya geçtiler. Şam Emiri Dukak ve diğer bazı emirler Kurboğa ordusundan kaçtılar ve Kurboğa’yla kalan müslüman ordusu büyük bir mağlubiyete uğradı. Tam bu sıralarda Kudüs ve Filistin’de büyük değişiklikler oldu. Mısır’da bulunan Fatımiler devleti, Selçuklu Devleti adına, Kudüs ve Filistin’i emir unvanı ile yöneten Artuklu kardeşler (Sökmen Bey ve İlgazi Bey) elinden tekrar Fatımiler halifeliğinin eline geçirmeye karar verdi. Fatımi Veziri Şahinşah El-Afdal, komutasındaki Fatımi ordusu ile Filistin’e girdi ve Kudüs’e yönelerek şehir kuşatmaya aldı. Kudüs kalesi kırk gün kadar süren bir direnmeden sonra Fatımiler eline geçti. Fatımiler Suriye’de ilerlemekte olan Haçlılarla anlaşma yapmayı denediler ama Kudüs’ten vazgeçmedikleri için bu imkânsız oldu. Bunun üzerine Fatımiler çoğu Arap asıllı olmayan Berberi ve Nübyeli siyahi askerlerden oluşan, Fatımiler ordusunun küçük bir kısmını, Kudüs’ü savunmaya bırakarak Mısır’a geri çekildi. İki hafta süren Kudüs kuşatmasında Godfrey de Bouillon büyük cesaret ve kahramanlık gösterip kendi hakkında bir efsane doğmasına neden oldu. Denizden Yafa yakınlarına gelen Cenevizliler karaya oturttukları gemilerini parçalayarak tahtalarını Kudüs önlerine getirdiler ve iki tane büyük kuşatma kulesi yaptılar. Bu kulelerden şehrin kuzeydoğu kapısı önünde bulunana Godfrey komuta etmekteydi. Askerlerinden iki Flandralı şövalye ilk defa kuleden şehre girmeyi başardı. Sonra Godfrey, kardeşi Boulogne’lu Eustace, Tancerd ve askerleri de şehre girdiler. Raymond komutasındaki ikinci kule bir hendek dolayısıyla ilerleyemedi. Haçlı ordusu Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları ve Yahudileri öldürmeye başlayıp dünya tarihinde eşine az rastlanır bir vahşet gerçekleştirdiler. Yeni bir Kudüs Krallığı kurulmasına karar verdiler. Bu krallık Hristiyanların kutsal saydıkları topraklarda dinsel olmayan devlet işleri ile uğraşmaya yetkili olacaktı. Kudüs Krallığı Kudüs şehri yanında Suriye’in güneyi ve Filistin’i de ihtiva edecekti. Bu devletin başına Toulouse Kontu Raymond St Gilles’in geçirilmesi bu toplantıya katılanların çoğunluğu tarafından beklenmekteydi. Raymond, ya kendi tutumunu mütevazı bir dindar göstermek için yahut ta katılan soyluların ne de olsa kendini seçeceklerini beklediği için önce bu hükümdarlığı kabul etmekte çekingen davrandı. Fakat ona rakip olan Godfrey de Bouillon böyle bir çekingenlik göstermedi ve Antakya Kuşatması ve fethine olan katkısı dolayısıyla Haçlı soylu komutanları arasında kazandığı popülerliği kullanarak kendinin kutsal Kudüs Kralı olarak seçilmesini sağladı. Bu görev için kendisinin seçtiği unvan “Kutsal Kabir Koruyucusu (Advocatus Sancti Sepulchri)” olmuştur. Mısır’da bulunan ve daha önce Filistin ve Kudüs’ü ellerinde bulunduran Fatımiler devleti ile silahlı çatışmaya girdi. Askalon Muhaberesi’nde Fatımi ordusunu yendi. Fakat Haçlı Franklar ordusu o yıl bu kaleyi eline geçiremedi ve bu kale Müslümanlara elinde kaldı ve yeni Hristiyan Kudüs Krallığı’nın yıllarca devamlı temkinli davranmalarına neden oldu. Kudüs krallığına yeni araziler katma politikası başarısız kalmıştı. Fakat ayni yıl yaptığı askeri seferlerin devam etmesi sonucu Godfrey Akka, Aşkelon, Yaffa ve Caesarea şehirlerini kendine yıllık tazminat veren şehirler haline dönüştürdü. Godfrey de Bouillion Şam Emiri Dukak’ın güçlerine karşı Askelon kalesinin kuşatılmasından sonra dönmekte iken ciddi olarak hasta olmuş ve Kudüs’e vardıktan hemen sonra ölmüştür. https://tr.wikipedia.org/wiki/Godefroy_de_Bouillon

Saturn: Yaşlılar Tanrısı

Öyleyse neşeli ol kuzen,

Çünkü içine hüzün çöktüyse,

Yarın güzel şeyler olacak demek bu.

*

Barış da bir tür zaferdir

Çünkü her iki taraf da onurlu bir şekilde boyun eğmiş

Ve kimse kaybetmemiştir.

*

Prens o arkadaşlarını inceliyor,

Bir yabancı dili öğrenmek için en kötü anlamlı kelimelerin bile

Tanınıp bilinmesi gereklidir.

Ama bir kere öğrenildikten sonra,

Artık bu kelimelerin kullanılmasına gerek kalmaz

Tanınır ve önemsenmezler, o kadar.

İşte prens de zamanı gelince,

Yandaşlarını, bu çirkin terimler gibi,

Atacak bir kenara; anılarını ise

Başka insanların yaşamını değerlendirmede

Bir ölçü ya da örnek olarak kullanmak üzere saklayacak.

Böylece, geçmişteki kötülüklerden

İyi yönde yaralanmış olacak.

*

Mevsimler birden huy değiştiriyor;

Sanki yıl, bazı ayları uykuda bulup atlamış gibi.

*

Senin de aklında olsun oğlum Harry,

Bu gibi huzursuz adamları

Dış çatışmalarla meşgul etmeye bak.

Bizden uzakta oyalanırlarsa,

Geçmiş günlerle uğraşmayı da bırakırlar.

*

Akıllılığın da aptallığın da hastalık gibi bulaşıcı olduğu kesin

Bunun için de, insan kiminle düşüp kalktığına dikkat etmeli.

*

Biliyorum. Ve yeni durumu karşılamak için de silahlanıyorum.

Ama gerçek durum hiçbir zaman

Hayalimde kurduğum kadar dehşet verici olamaz.

Alecto: Yunan mitolojisinde intikam Tanrıçalarından biri. Saçlarına yılanlar dolanmış ve gözlerinden kanlar akıyor olarak gösterilir. Erinyeler Grek ve Roma mitolojisinde evrendeki düzenin ve doğa yasalarının bekçileri olarak görülürler. Erinye’ler başkalarına zarar verecek şekilde haklarının dışına çıkan herkesi, insan veya ilah olduklarına bakmadan, evrendeki düzenin korunması için, merhametsizce cezalandıran ilaheler olarak tanımlanır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Erinyeler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: