Metro 2035- Dmitry Glukhovsky

** Metro 2033 ile başlayan serinin son kitabı.

Zaman, kendisini sayacak kimse olmadığında durmuş demektir.

Tarih, kazananlar tarafından yazılır, ama burada yazabilecek kimse yok ve yakında okuyacak kimse de kalmayacak.

Ölümün de bir sesi olmalıydı. Herhalde bir fısıltı olabilirdi. Pssst gibi mesela. Gürültü yapma. Sessiz ol. Sessiz ol.

Şeref sözünün değersiz olduğu ve devletin bulunmadığı bir dünyada onları güvende tutacak hiçbir şey yoktu. Ama mermiler işe yarayabilirdi.

Bir rejimi öldürmek mümkündür, imparatorluklar yaşlanır ve yok olurlar, fikirler ise veba mikrobu gibidir. Cesetlerde kuruyup kalırlar, böylece beş asır boyunca rahatça varlıklarını sürdürürler. Sonra birileri bir yerlerde tünel kazmaya kalkar ve vebalıların mezarlığına rastlar… Eski kemiklere dokunur. Artık hangi dili konuştuğu veya neye inandığı değildir önemli olan. Mikrop için hepsi birdir… Bazı ölüler, hayattakilerden daha dinçtir.

Tüfeği omzuna astı, ellerini birleştirip bulutlara açtı, biraz da Artyom’un avuçlarına ağladılar; kör olmak ama kalbiyle görebilmek için gözlerini zehirle yıkadı.

Şöyle; eğer Tanrı yoksa bu metroda tutunacağımız hiçbir şey yok demektir. O zaman tamamen bitmişsindir. O ise… Affedicidir. Tanrı şöyle der: Sabret. Sabırlı olman gerek, ama bunun bir anlamı var. Evet, insanlar eziyet görür ve ölürler. Ama bu öylesine olmaz. Bu bir imtihandır. Var olmak zorundasın.

İnsanlar yaptıkları için, savaşlar, mahvolan yeryüzü ve tüm ölenler için onu affetmemiz gerek. Bunu yapan o değil, bizleriz. O bize, çukurdan çıkmamız için yardım eli uzattı. Ama biz o eli ısırdık. Onun bizi bağışlaması gerekir. Ama bağışlar mı?

İnsan doğası gereği korkak ve karamsardır. Karar vermek kolay ama cesaret etmek zordur.

Pindos: Rusya’da Amerikalılar için kullanılan aşağılayıcı bir tabir.

Düşmanların bize ihtiyacı yok Letyaga, bizim düşmanlara ihtiyacımız var.

Çocuklarınızı yemek isteyen biz değiliz, sizsiniz. Kendi çocuklarınızı yemeniz bizim de hoşumuza gitmiyor. Biz sadece yönetmek istiyoruz. Ama sizi yönetmeye devam etmek için de kendi çocuklarınızı yemenize izin vermek zorundayız.

Halkımız başka nasıl yönetilebilir? Onları sürekli bir şeylerle oyalamak gerekiyor. Gem vurmak gerekiyor. Tabiri caizse, yönlendirmek beyinlerine bazı fikirleri yerleştirmek gerekiyor. Din veya ideoloji gibi. Bunun için de düşman icat etmek gerekiyor. Düşmansız yapamazlar! Düşmansız kendilerini kaybediyorlar! Daha kendilerini tanımlayamıyorlar. Kendileriyle ilgili hiçbir şey bilmiyorlar.

Elbetteki sizin bu unutkanlığınız bizim için bir nimet. Hiç kimse hiçbir şey hatırlamıyor. Halk günü birlik yaşıyor. Sanki dün hiç varolmamış gibi. Yarını da kimse düşünmek istemiyor. Varolan sadece bugün.

Hangi yarın?! Bugün yemek bulamayan yarını nasıl planlayabilir?

Yemek daima, sadece bugün yetecek kadar ve kısıtlı olmalı. İnsan boş mideyle daha net hayaller kurar. Dengeyi tutturmak gerek. Fazla yemek verirsen hazımsızlık yapar ve kim bilir neler düşünürler. Besin miktarını doğru hesaplamazsan iktidarı alaşağı ederler.

Gerçekten de ne biz ne de onlar diye bir şey var. İşte çok başlı ejderha. Biz o ejderhanın ta kendisiyiz. O tamamen bizden ibaret.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: