Çavdar Tarlasında Çocuklar- Jerome David Salinger

Bir okul ne kadar pahalıysa, orada o kadar çok hırsız olur.

Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.

İnsanlar bazen, bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar.

Bir öğretmen kafasını bir şeye taktıysa, onu durduramazsınız. İlle de yapar yapacağını.

Bir öğretmenle çene çalarken kendinizi fazla zorlamanıza gerek yoktur.

Bu, çok yakışıklı veya kendisini gerçekten bir şey sanan herifler, kalkıp durmadan onlara böyle büyük bir iyilik yapmanızı isterler. Tabii, kendilerine felaket aşık olduklarından, sizin de onlar için deli olduğunuzu ya da onlara bir iyilik yapabilmek için can attığınızı filan sanırlar.

Kızıl saçlı insanlar çok çabuk kızar derler ama Allie hiç kızmazdı ve kızıl saçlıydı.

Bana birisi bir armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum.

O iki gudubeti, Marty ile Laverne’ü kardeş sandım, ama bunu onlara sorduğumda sanki hakaret etmişim gibi baktılar bana. İkisinden hiçbirinin diğerine benzemeyi istemediğini anlayabiliyordunuz.

Benim derdim de bu işte; bir şeyim kaybolunca hiç umursamıyorum; küçükken annem buna çok kızardı. Bazı herifler kaybettikleri bir şeyin peşinde günlerce koştururlar. Kaybedince üzüleceğim bir şeyim olmadı hiç.

Bir aktör iyiyse, hep anlıyorsunuz, iyi olduğunu biliyor ve bu da her şeyi berbat ediyor.

O müzeye yüz bin kez gidebilirdiniz. Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz… Diyeceğim değişik bir şey olurdu sizde… Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elimizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz.

Bir kız sizinle buluşmaya geldiğinde felaket güzelse, kimin umurunda, ha geç gelmiş, ha erken gelmiş, yani?

Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.

Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?

Ama, sizi pek fazla ilgilendirmeyen bir şeyi anlatmaya girişmeden önce, en çok neyin ilginizi çektiğini bilemiyorsunuz çoğu zaman. Bence, birisi bir şey hakkında en azından ilginç bir şey söylüyor ve bunu heyecanla yapıyorsa, bırakacaksınız, anlatsın.

Başına bela sarıp düşmeye başlayan birine dibe vardığını anlama şansı verilmez. Düşer düşer, düşer ama düştüğünü anlayamaz. Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. Onlar da, aramaktan vazgeçerler.

Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir. (Wilhelm Stekel)

Wilhelm Stekel (1868-1940): Sigmund Freud’un ilk takipçilerinden biri ve bir ara hastası olan ve bir zamanlar “Freud’un en seçkin öğrencisi” olarak tanımlanan Avusturyalı bir doktor ve psikologdu. https://en.wikipedia.org/wiki/Wilhelm_Stekel

Bir kez, tüm bu Bay Vinson’ları atlattıktan sonra, gönlünde yatan türden bilgiye adım adım yaklaşmaya başlayacaksın; yani istiyorsan, arıyorsan ve bekliyorsan onu. Diğer pek çok şeyin yanında, insanların davranışları karşısında aklı karışan, korkuya kapılan, hatta hasta olan ilk kişinin sen olmadığını anlayacaksın o zaman. Bu konuda hiç de yalnız değilsin. Heyecan ve dürtüyle öğrenmek isteyeceksin. Aynı senin şimdiki durumunda, pek çok, pek çok insan ahlaksal ve ruhsal sorunlarla karşılaşmış. Ne mutlu ki, bazıları bu sorunları yazmışlar. Onlardan öğreneceksin bunları; eğer istersen. Aynı biçimde bir gün senin önereceğin bazı şeyleri başka birinin gelip senden öğrenmesi gibi. Ne güzel bir düzen bu, sırayla, karşılıklı. Ve eğitim de değil, bu. Tarih bu. Şiir bu.

Bu dünyaya, dedi, yalnızca iyi eğitilmiş insanların ve bilim adamlarının değerli katkıları olabilir demeye çalışmıyorum. Ama diyorum ki, iyi eğitim görmüş insanlar ve bilim adamları, başlangıçta zeki ve yaratıcı iseler- ne yazık ki, bu ender bir durumdur- yalnızca zeki ve yaratıcı olan insanlara kıyasla arkalarında sonsuza kadar kalabilecek çok daha değerli şeyler bırakıyor gibiler. Kendilerini daha açık seçik ifade edebiliyor gibiler ve genellikle, düşüncelerini sonuca ulaştırmak gibi bir tutkuları var. Ve -en önemlisi- yüzde doksan olasılıkla bilim adamı olmayan düşünürlerden daha alçakgönüllü oluyorlar.

Akademik eğitim sana bir şeyler kazandırıyor. Biraz yol alırsan, zihninin boyutları hakkında bir fikir veriyor sana bu eğitim. Zihninin neye uyup neye uymadığı hakkında. Bir süre sonra da, zihninin yapısına hangi düşüncelerin uygun olduğu hakkında bir fikrin oluyor. Her şeyden önce, sana uymayan, sana yakışmayan düşüncelerle uğraşmaman için olağanüstü bir zaman kazandırıyor bu. Gerçek boyutlarını, gerçek ölçülerini alıp, zihnini ona göre giydirip kuşandırıyorsun.

Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu. Var sanıyordunuz, ama siz oraya varır varmaz, sizin bakmadığınız, bir sırada biri gizlice gelip, burnunuzun dibinde, “seni……..” diye yazıveriyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: