Atlıkarıncada Bir Tur Daha- Tiziano Terzani

https://www.kitapyurdu.com/kitap/atlikarincada-bir-tur-daha/75563.html

Artık her şeyin tartışma masasına yatırıldığı günümüzde resmi ağızlardan açıklanan her şeye kuşkuyla bakılıyordu; bütün otoriteler ayrıcalıklarını yitirmişlerdi ve herkes hiçbir dayanağı olmadan kendinde herkesi ve her şeyi yargılama hakkını buluyordu.

Yılların geçmesiyle birlikte, olayların asla gerçeği yansıtmadıklarını ve hepsinin ardında- bir başka gerçeklik düzeyi gibi- bambaşka bir şeyin, durumun var olduğunu bunu yakalayamayacağımı ve zaten gazeteciliğin, hele bugünlerde uygulandığı haliyle, bu gerçekle ilgilenmediğini öğrenmiştim.

Aynen gazeteciler gibi doktorlarım da olayları onlara göründükleri biçimiyle ele alıyorlar ve olayların arkasına saklanabilecek ve ele geçmesi kolay olmayan ötekinin peşine düşmüyorlardı.

İlk işim Hindistan’a, hayatın her daim doğal, insanlığın hala en renkli, zamanın en uzun olduğu, eskiyle yeninin yan yana yaşadığı, yaşamanın ve ölmenin dünyanın her yerine oranla çok daha kadim bir deneyim olduğu bilinen o topraklara dönmek oldu.

Başka kimseye açılamayacağım biçimde ona , Hastane hastane dolaştım. Kanserim deyiverdim. O mutlak doğallığıyla bana, Hayatının en ilahi dönemi olmuş olmalı dedi. Evet öyleydi. Ama o bunu nasıl bilebiliyordu? Camiden kovulunca merdivenlerden yuvarlanan Müslüman’ın öyküsünü biliyor musun? dedi. Hayır bilmiyorum. Sırtını vurduğu her basamak canını acıtıyormuş, acı çekiyor ve Tanrı’yı düşünüyormuş. Ama en aşağıya vardığında başka basamak olmadığına üzülmüş. Eminim senin için de aynı şey olmuştur.

Geçmişte yaşadığım hayat tarzı yüzünden yakalanmış olduğumu düşündüğüm bu hastalığın tedavi edilmesine yardımcı olmak istiyorsam, geçmişle bağlarımı keserek yepyeni bir hayata başlamam gerektiğine inanıyordum… insanoğlunun her zaman sormuş olduğu o tek ve en büyük soru üzerinde kafa yormaya kara verdim: Hindistan’ın en kadim ve kutsal yazıtlarının özü olan Vedalar’ın son bölümü sayılan Vedanta’nın merkezinde de aynı soru yer alıyordu Ben kimim?.. Bu nedenle- biçimsel olsa bile- artık bir zamanlar olduğum kişi olmak, özel adımla çağrılmak, bir geçmişe sahip olmak istemiyordum. En basit haliyle Anam yani Adsız olacaktım.

Sağlık, mutluluk ve bilgelik konusunda kestirme yol yoktur. Herkes kendi yöntemleriyle aramalı, kendi yürüyüşünü yapmalıdır zira aynı yerler ve olaylar, her ziyaretçiye göre farklı anlamlar barındırır.

Mucizeler var elbette ama bence herkes kendi mucizesinin yaratıcısı olmalı, özellikle inandığım şey, bizim, dünya ve kendimiz hakkındaki bilgilerimizin, hala inanılmaz derecede sınırlı olduğu ve görüntülerin, olayların arkasında bizden kaçan bir gerçekliğin bulunduğudur. Çünkü bu gerçeklik, bizim duygularımızın, bilimimizin ve sözde mantığımızın kriterlerinden oluşmuş ağ tarafından yakalanamaz.

Ömrünce hayatın anlamı üzerine düşünmekten başka hiçbir şey yapmamış ola bu bilge adam zamanının bütün büyük öğretmenleriyle tanıştıktan sonra orada yalnız başına yaşamaya başlamıştı, çünkü gerçek ve yüce öğretmenin herkesin kendi içinde bulunan olduğunu anlamıştı… Kendim olmayı aramak ve ezgiyi duyabilmek için gece sessizlikte bir mum ışığında birkaç saat otururdu. Hazırlanmak gerekir ve hazır olduğunda bazen işitebilirsin: Bu içimizdeki hayatın bütün hayatları ayakta tutan hayatın, her şeyin kendine ait bir yeri olduğu hayatın, her şeyin bütünleşmiş olduğu hayatın ezgisidir. İyiliğin ve kötülüğün, sağlık ve hastalığın, doğum ve ölümün yer almadığı o içsel hayatın ezgisi.

Önemli olan hayatın ve ölümün aynı şeyin iki ayrı görünüşü olduğunu anlayabilmektir.

İnsan kendi bedenine tutsakken ne kadar özgür olabilir?.. Özgürlük ilk karada olur. Sonrasında değil.

Deli Dana Hastalığı’nın ortaya çıkmasının altında, canlıların en vejeteryeni ve şiddetten en uzak hayvan olduğu için Hintlilerin gözünde kutsal sayılan ineği, her gün başka hayvanların kemik ve etlerinden yapılmış yapay bir besinle beslememiz yatmıyor mu?.. Başka canlıların dönüşüme uğratılmış cesetleriyle geviş getirmek, sonunda inekleri çıldırtmıştır.

Yine son derece Hintli bir inanışa göre kaderin bize biçmiş olduğu zaman; yıllar, günler ya da saatlerle değil- zaten bunların tümü bizim uydurmamızdır- sayılı olan soluğumuzla sınırlıdır.

Bir gizem, gücünü koruyabilmek için gizem, sır da sır olarak kalmalıdır.

Mükemmel bir sağlığın olmasını isteme, bu açgözlülük olurdu. Istırabını şifan yap ve engelsiz bir yol bekleme. O ateş olmasaydı ışığın sönerdi. Özgürlüğe kavuşmak için fırtınayı kullan.

Farklıdırlar ama birbirlerinden kolay ayrılamazlar, ayrıdırlar ama iki değildirler. Olağanüstü biçimde birbirlerinden farklı olan ama aşk içerisinde Bir olan kadın ve erkek gibi.

Rişi (Sanskritçe): Görenler

Amerikalılar zengin ve güçlü ama huzursuz ve doyumsuzdular hep.

Yeni tıbbın ilgi alanı, kişi olarak ben değil, benim hastalığımdı.

Beni inceleyen uzman ne bana dokunmuyor, ne de beni dinliyordu.

Modern tıp için yapılacak tek araştırma, hastanın öznelliğine değil, verilerin nesnelliğine yöneliktir. Tek gerçeklik budur.

İşte bilimdeki sorun budur: Doğrudur, kesindir, özgürdür ve hatta bir kuramı bir başkasıyla, eski gerçekliği yenisiyle değiştirerek inanılır bile olur ama bilim, bilim olduğu için, gerçekliğin anlaşılmasında düzeltilemeyecek biçimde sınırlıdır.

Ne yazık ki sadece konusunu değil, hayatı da çok iyi tanıyan, sağlam bir bilimsel donanımı olan ama tıbbı hala bir sanat olarak uygulayan doktor tipinden artık Batı dünyasında bulunmuyor ve üretilmiyor.

Alternatif tıp, hastaya kişiselleştirilmiş bir yaklaşım sunuyor, ona bütünlüğü içinde ele alacağı izlenimini veriyor, böylece kendi başına iyileştirici bir gücü olan gizem ve büyü unsurunu yeniden hasta- doktor ilişkisine sokmuş oluyor. Bu yaklaşım da hastaya çok daha fazla keyif veriyor.

Kimi zaman, konuştuğumuz dile,onun gücünü yok eden bir virüsün bulaştığını düşünüyorum. Bazı sözcükler defalarca ve hatta yersizce kullanılır oldular ve böylece anlamlarını yitirdiler.

Açık sağ elini kulağının arkasına götürmüş, dünyanın ıstıraplarına kulak veren Milarepa sık rastlanan bir figürdür tanka (antik Japon şiiri)larda.

https://www.shambhala.com/authors/g-n/milarepa.html

Bedenin rahatsız bir durumu vardır, bu rahatsızlığın belirtileri, bedenin onu kendine uyumlamaktaki çabasını gösterir.

Allopatik: Homeopatikin tersi, hastalıkları hastalığın ürettiği etkinin tersini üretmeye yönelik yoğun bir bakımla tedavi etmek.

Homeopati hastalıkla değil hastayla, belirtileriyle, hastalığı algılayış biçimiyle ilgilenir.

Christian Friederich Samuel Hahnemann (1755-1843): Materia Medica adlı eseri ve çalışmalarıyla Homeopati ve alternatif tıp üzerinde ilk çalışan doktor. https://tr.wikipedia.org/wiki/Samuel_Hahnemann

Hastalanan insanın kendisidir, organları değil.

Normal durumdaki insanda maddesel bedene can veren, ruhsal güçtür. Bu güç organizmanın bütününü yönetir ve bütün parçaları imrenilecek bir uyum içinde tutar, hedef, bedende yer alan zihnin, bu sağlıklı ve canlı aracı, varoluşumuzun üstün amacı için serbestçe kullanabilmesidir. (S. Hahnemann)

Deva ne kadar fazla miktarda suda çalkalanırsa, o kadar fazla etkili oluyordu, suyun içinde ana maddenin özüne rastlamak ne kadar zorlaşırsa iyileştirme gücü o kadar yükseliyordu.

Homeopati bedenin kendi kendini iyileştirmesi için içsel bir dürtüyü harekete geçirir. Terapi içeriden dışarıya, yukarıdan aşağıya, önemli organlardan ikincil olanlara doğru işler, yani belirtilerin kendilerini göstermekte sergiledikleri sıranın tam tersine. Böylelikle doğru tedavi önce hastalığın yarattığı en son belirtiden yola çıkar, geri geri gider. Bu nedenle hastada eski belirtilerin boy göstermesi iyiye işarettir.

Hintliler sabah uyanır uyanmaz, bütün gece bakır bir kapta durup yararlı bir enerjiyle yüklenmiş sudan bir bardak içerler.

Her büyük bilginin ilk adımı bilmemektir. En modern ve en önyargısız bilimin kendine göre atmakta olduğu bir adım, onun kaos teorisini kabul etmesidir.

Alfred Rupert Sheldrake (1942- ): Cambridge Üniversitesi biyoloji ve Harvard Üniversitesi felsefe bölümlerinden mezundur. Royal Society’de araştırma üyeliği ve Cambridge Clare College’de biyokimya ve hücre biyolojisi bölüm başkanlığı yapmıştır. 1974-78 yılları arasında Haydarabad’daki Araştırma Enstitüsü’nde baş fizyolog olarak çalışmıştır. https://www.babil.com/yeni-bir-yasam-bilimi-kitabi-rupert-sheldrake#:~:text=Rupert%20Sheldrake%20Cambridge%20%C3%9Cniversitesi%20biyoloji,h%C3%BCcre%20biyolojisi%20b%C3%B6l%C3%BCm%20ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20yapm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.

Morfik Rezonans denilen bütün canlı varlıklar ve büyük olasılıkla minerallerin, daha önce kendi benzerlerinin başlarına gelen olayları, aralarında bir iletişim olmamış bile olsa kendi belleklerine aktarabildiklerini öne sürer. Deneyimler bir türe bir biçimde uzaktan yüklenebilir. Zamansal ve mekansal uzaklık olsa da. Kağıda yazılan bir bilgi suya aktarılabilir. Su bunu anımsar. Bir belleği vardır. (R. Sheldrake)

Amerika kendini aynen hissettiği gibi göstermekte bir sakınca görmez olmuştu: Bu yoğunlaştırılmış küstahlığın yaratmakta olduğu uygarlık, başkaları üzerinde egemenlik kurmayı en doğal hakkı görüyor ve kurtarmak için yıkmaktan korkmuyordu.

Pek çok erkek önceki yüzünü gizlemek için sakal bırakmıştı.

Şifa bitkilerden gelir ve bıçaktan. Doğru ve ermiş bir insandan ve birinin mırıldandığı mantralardan. (Zerdüşt)

Bütün bu uygarlığın anlamı: Koşmak için koşmak, hiçbir yere varmamak için gitmek.

Hiçbir şeye ve hiç kimseye saygı duyulmayan bu toplumda herkes kendini özgür sanıyor, her şeye hakkı olduğunu düşünüyordu ama sonunda ellerinde kalan yalnızlık ve hüzünden başka bir şey değildi.

İnsan zamanın geçtiğini söyler, zamansa insanın!

Sevgili Virginia, arkadaşların yanılıyor. Onlar bu kuşkucu zamanların kuşkucu düşüncelerinin kurbanlarıdır. Sadece gördükleri şeylere inanırlar. Oysa sevgili Virginia, Noel Baba vardır. Nasıl ki aşk, cömertlik, saygı varsa o da vardır. Ve sen onların varolduklarını bilirsen onlar çoğalırlar, onlar insan hayatına güzellik ve neşe katarlar. Çünkü en gerçek olan şeyler, ne çocukların ne de büyüklerin görebildikleridir.

Bugün tek bir şeyden, yarın bir başka şeyden vazgeçersek, başarabiliriz. Aslında hiç de gereksinme duymadığımız sözde ihtiyaçlarımızı silip atmak yeter. Kurtuluşa böyle ulaşılır. Gerçek özgürlük budur, seçebilme özgürlüğü değil, olma özgürlüğü.

Her evin önünde görülen bu arka kasası açık kamyonetler benim için kimsenin doğduğu yerde yaşamadığı, kimsenin yaşadığı yerde ölmediği Amerika’nın bir simgesi haline geldi; bu ülkede herkes bağımsız ve öteki bağımsızlar arasında yabancıydı ama kısa bir süreliğine birbirlerinin en yakın arkadaşları rolünü oynuyorlardı.

Artık benim topraklarımda da güvensizlik bir özgürlük türü olarak sunuluyor. Düzmece bir özgürlük.

Tedavi sözcüğü, doktorlar, ilaçlar, bunların kullanımı ve hastalığı yenmedeki olası başarılarını içeriyordu. Ayrıca fiziksel bir sorun olup dışsal etkilere bağlıydı. İyileşme ise hasta insanın genel dengesinin yeniden kurulması süreciydi. Bu her şeyden önce içsel kaynaklardan, herkesin kendi hastalığıyla buluşma noktasından doğuyordu.

Arkadaşlarımın öykülerindeki öfke ya da keder hastalığın kendiyle değil, onların hayat tarzları, öteki insanlarla olan ilişkileriyle bağlantılıydı.

Bana kimse söylemedi,

Uçabileceğimi,

Bana kimse vaat etmedi,

Ölmeyeceğimi,

Yine de kanatlarım olmaksızın,

Uçtum,

Ve pişmanlık nedir bilmeden,

Tutulmamış sözler,

Yapılmamış işler için,

Ve şimdi pek acı duymadan,

Bir kez daha uçmaya hazırlanıyorum.

Ölüm korkusunu yenmek, insan için çok büyük bir özgürlük adımıdır. Onun daha iyi yaşamasına yarar.

Gerçekten dünyamız pek acayip bir hal aldı; doğmamıza yardım eden ebeler var ama bize ölümü öğreten kimsemiz kalmadı.

Bardo Thödol: Tibet’in Ölüler Kitabı, Padma Sambhava’nın yazdığı söylenir. “Lama, kendini oluşa bırak, ey soylu doğmuş kişi! Gerçek ışık sana doğru gelmektedir; onunla bir ol. Git. Yoluna git ey soylu doğmuş kişi, direnme.” Diyerek ölmekte olan kişinin kulağına fısıldanır.

Giuseppe Verdi’nin son sözü : “Bir düğme fazla, bir düğme eksik”

Bana bir elini uzatmış olan herkese teşekkür ederim. Ve iki elini de uzatmış olan Angela’ya.

En zoru, eski alışkanlıklardan sıyrılmak, her zaman ki tepkilerimizden kurtulmaktır. En zoru; bildiklerimizden olduğumuzdan… ya da olduğumuzu sandığımızdan özgürleşmektir.

Yoga, insanları daha iyi kılmaz. Yalnızca herkesin kişiliğini görünür hale getirir.

Aum (Om): A, ağızını açan kişiden çıkan ilk ses; U, kapanan dudakların sesi; M, kapalı ağızdaki yankı. Hıristiyanların dualarının sonundaki “Amen”‘in de kökenidir.

Kadim Çin’de müziğe atfedilen bir güç de toprağı bereketli kılacağı, bir insanın karakterini değiştirebileceğiydi.

Her canlı ve her nesne daimi bir devinimin parçası olduğu için (Eskilerin deyişiyle sürekli dans halinde) şu ya da bu varlığın doğasını yansıtan bir ses yayar. Bu sesteki her düzensizlik, her uyumsuzluk hastalık nedenidir. Hastalık, insanın özgün armonisinin dengeye kavuşmasıyla tedavi edilebilir, bu da, gerekli ses benzerliğini üretecek doğru sesin yardımı ile gerçekleşir.

Nada Yoga/Ses Yogası: Bilinci ile tanrı düşüncesinin söze dönüştüğü, yani ses ve yaratmanın bir olduğu ana yükselebilen yogi, fiziksel değil ama ruhun içsel kulaklarıyla tanrısal sesi işitebilir ve o aşkın gerçeklikle birleşebilir, bu da onun uygulamasının son amacıdır.

Benim artık zaman ihtiyacım yok. Yapmak istediğim her şeyi yaptım. Geriye kalan zaman, insanların zamanı. Sen de sahip olduğun zamanı başkalarına adayabileceğin yaşa yaklaşmaktasın.

Artık bütünlüğün sen olduğunu hissettiğinde, tam olduğunu bildiğinde, kimse senden bir şey çalamaz.

İlerlemeliydim, aramayı sürdürmeliydim… Hani hep söylenegeldiği üzere neyi aradığımı tam olarak bilmesem bile onun arayışında olmalıydım. Ama belki de önemli olan buydu; çünkü insan ne aradığını bilse, hep bilinenler dünyasında kalır ve asla yeni bir şey keşfedemezdi.

Anamji (Sanskritçe): Saygı eki almış, adsız demek.

Guru (Sanskritçe): Gu, karanlık; ru, kovmak. Bilgiye ışık taşıyan. Turuncu giysi, karanlıkta parlayan alevin, maddeyi yok eden ateşin gücünün rengini simgeler. Bir ilişkiyi gösterir. Bir insan, sadece öğrencileri için bir gurudur.

Ananda (Sanskritçe): Bütünlük, sannyasinlerin sonuna gelir. Dayananda gibi..

Arati: Ateş töreni. Tanrılara simgesel olarak 5 element (ateş, su, toprak, hava ve eter) sunulur.

Sannyasin: Vazgeçenler, ruhsal dilenciler

Swami: Sannyasinlerin gurukulamda yıllar süren eğitim sonrası öğretmen olmalarıdır.

Samsara: Değişimler dünyası, hayat ve ölüm, arzular dünyası.

Mokşa: Sannyasinin son hedefi, simgesel olarak ateşe verilen ve kendisinin üzerinden atladığı cenazesinden, yeni bir kişi olarak çıkar. Kast, aile, adına bağlı değildir. Turuncu örtüsü dikişsiz, düğümsüzdür. Ölünce ateşte yakılmaz, ırmağa atılır.

Aslında olduğumuz şeye ne kadar yaklaşırsak o kadar mutlu oluruz. Her yaşta önemli olan kim olduğumuzu anlamak.

Yaşlılık olağanüstü bir fırsattı. Düşünmek, hayat hakkında kafa yormak dahil daha önce yapılamayanları yapmak için harika bir fırsattı.

Modern insan iç dünyayı daha az düşünür. Buna zamanı yoktur fırsat bulamaz. Kentlerde yaşanan hayat, büyük düşünmekten alıkoyar, sürekli bir ayrıntı, küçük bir şeyin peşine koşulur. Her şeyin anlamını yitirmesine neden olur.

Hergün yeni kıyım, adaletsizlik, işkence haberleri çıkıyor ama dikkatimizi bile çekmiyor. Bıktık. Elimizden bir şey gelmediğini düşünüyoruz ve bu nedenle suçların en basitinin en büyük suç ortağı oluyoruz: Umursamazlık!

Artık kimsenin ciddi yanıtları yok, çünkü doğru sorular sorulmuyor. Batı’da büyük ekonomik çıkarlara yarayan ve dinin kürsüsüne oturtulmuş bilim bile işe yaramıyor. Bilim hayatı klonlamayı beceriyor ama hayatın anlamını dile getirmekten aciz. Tıp, ölümü geciktirebiliyor ama bize ölümden sonra ne olduğunu söyleyemiyor.

Oysa bilime duyduğumuz büyük güven sayesinde her şeye garanti gözüyle bakıyoruz. İnsanlar, bildiklerini sanıyorlar ama bilmiyorlar. Nasılsa pek yakında öğreneceklerine inandıkları için de bilmemekle yetiniyorlar. Elbette bu konuyla bir ilgilenen vardır!

Sanki olası dünyalardan bir tek bizimki varmış gibi yaşıyoruz; bu dünya bize daima herhangi bir mutluluk vaat etmektedir. Bu mutluluğa daha fazla eğitimle, daha fazla parayla ve elbette daha fazla bilimle ulaşabiliriz. Eninde sonunda her şey, bir organizasyon ve etkililik sorunudur… Ne büyük yanılgı! İşte biz, hayalin kanatlarını böyle budadık, yüreğimize tıkacı böyle tıkadık, bütün dünyayı yalnızca duyuların dünyasıyla sınırlandırdık ve böylece öteki yarımızı yadsımış olduk. Bilgeler için, özellikle de Hindistan’da bulunanlar için, gözle görülen dünya asla gerçekliğin bütününü oluşturmamıştır; çünkü değişkendir ve zamanın daimi aşındırmasına açıktır.

Güzellik dört bir yanımdaydı

Ama bir mumun ışığı bizi birbirimizden ayırıyordu

O minicik ışık engeldi

Ayın güzeller güzeli büyük ışığının bana ermesine. (Bengal şairi Tagore)

Rabindranath Tagore (1861-1941): Hintli şair, yazar, besteci, ressam ve mistik Tagore, Hindistan’ın önde gelen yaratıcı sanatçılarından biri olmuştur. Kalküta’da Ulu Bilge (Maharişi) Debendranath Tagore’un oğlu olarak dünyaya geldi. Yapıtlarını Bengal dilinde yazmıştır. Hint kültürünün Batı’ya, Batı edebiyatının da ülkesine tanıtılmasında önemli rol oynamış ve 1913’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülmüştür. 1880’lerde bir dizi şiir kitabının ardından, 1890’larda en tanınmış şiirlerinden bazılarını içeren Manasi’yi yayımladı. Bu kitapta, od gibi Bengal dilinde daha önce denenmemiş türlerdeki yapıtlarıyla, toplumsal ve siyasal konulardaki ilk şiirleri yer alıyordu. “Sıradan insanlar ve onların küçük acıları’nı anlattığı öykülerini Galpaguççha’da (1912) topladı. https://www.iskultur.com.tr/yazarlar/rabindranath-tagore

Gündelik yaşantımız daha büyük olanı görmemize engel olan pek çok minik ışıkla doludur. Zihnimizin alanı daraltılmıştır. Aynen özgürlüğümüzün daraltıldığı gibi. Bütün yaptığımız tepki vermektir. Başımıza gelene, okuduğumuza, televizyonda gördüğümüze, bize söylenene tepki duyarız. Önceden belirlenmiş kültürel ve toplumsal modellere göre tepkiler veririz.

Aşramda böyle değildi. Her anı dikkatle yaşamak için zaman vardı. Tepki vermek değil eylemde bulunmak için; zihnimizi tetikte tutmak için, her davranışımızın bilincinde olmak için alıştırma yapıyorduk.

Saatlerce, günlerce, haftalarca üzerinde kafa yoracağım tek bir soru kalmıştı: Ben kimim?

İnsan kendinin Bütün olduğunu keşfettiği, yaratan ve yaratılmış, gören ve görülen, kendi ve tanrı arasında bir ikilik olmadığını anladığı anda ona kopuk bir varlık gibi görülen varoluşun aslında ondan ayrı olmadığını, çünkü gerçekte hiçbir şeyin Bütünden bağımsız olarak var olmadığını fark eder. Sorun benim ve ben çözümüm. Bunu anlamak gerçek kurtuluştur: Kendi başına var olan bireysel bir varlık olduğu yanılsamasından kurtulan; mükemmel varoluşunun bütünle bir ve aynı olduğunun bilincine varan insan artık özgürdür. Önemli olan nokta dalganın okyanus haline gelmesine ihtiyaç yoktur, sadece okyanus olduğunun farkına varması yeterlidir. Olan olduğudur. Değişecek bir şey yoktur, sadece kim olduğunu anlamak yeterlidir.

Vedanta: Gerçeklik bilgisi. Hinduizm’deki vedaların son kısmı, Vedanta Uphanişad ve Bhagavad Gita (Tanrı’nın Şarkısı) dan oluşur. Uphanişad (Yakınında oturmak) Gurunun ayaklarının dibindeki şişalardan söz eder. 100 kadardır. Başlıcaları ilk 10 tanesidir. Nesir, düz yazı, diyaloglardan oluşur.

Veda: 4 tanedir. En kadimi Rig (Hint-Avrupa dilindeki en eski kitaptır), Soma, Yacur ve Atharva’dır. İlahi, büyülü formüllerden oluşan mantralardan Rişiler tarafından İ.Ö. 2000 yılında oluşturulmuştur.

Şastra: Yazı

Kendi ve dış dünya konusunda deneyimler edinmiş olan ve bunlar sayesinde bir mantık kurabilen insan bilen ile bilinen arasında bir ikilik olmadığını görür. Ben, Dünya ve Tanrı gibi değişik varoluş biçimleri olmadığını anlar. Her şey bir tektir, tek bir varlıktır ve bu Bütünlük Bilinci’nden başka bir şey değildir. Zaman ve mekandan bağımsız, sınırsız bilinç, her şeyi sarıp sarmalayan bilinç, her şeye destek olan her biçimde ortaya çıkan bilinç, bu saf Bilinç, her şeyin tanığıdır, sıradan bilincin arkasında duran Gerçekliktir. (Atman, Brahman, İşwara, Bhagavan, Tanrı, Bütünlük, Satçitenanda vs.. denir)

Bilgeler ona bin ad taksa da, Gerçeklik Birdir. (Veda)

Tat tuom asi (Sanskritçe): Sen bütün busun/ Sen tanrısın/Sen bütün evrenin Yaradanısın. Uphanişad’da geçen bu son, özü tanımlar. Değişmez, saf bilinç, asla doğmamış ve asla ölmeyecek öz.

Vedalara dayanan ve bu nedenle de Hint halkının ortak inancını ve görüşünü oluşturan, tanrının her formda bulunabileceği, yaşıyor olabileceği en sıradan gibi algılanan bir nesne de bile barınabileceği düşüncesi işte, bundan kaynaklanır. Pek çok değişik tanrı yoktur, tek bir tanrı da yoktur; çünkü her şey tanrıdır.

Öz de, Bütün ile karışmak, Bir olmak arzusunu taşır. Bu onun doğasında vardır. O özü bilmek onun Tanrısal doğasının farkında olmak: İşte insan hayatının asıl hedefi budur.

Uphanişadlar Om ile başlar, Om şanti (Huzur) ile biter.

Brihadaranyaka Uphanişad: Asata ma sadgamaya (Gerçek olmayandan Gerçeğe götür beni)

Tamaso ma jyotirgamaya (Karanlıktan, Işığa götür beni)

Mrityorma amritam gamaya (Ölümden, Ölümsüzlüğegötür beni)

Pandit: Yazı uzmanı

İşavasya: Om purnamadah purnamidam purnat purna mudacyate

Purnasya purmamadaya purnamevavasishiate

Om şanti, şanti, şanti-iii.

(O Bütündür, Bu Bütündür, O Bütünden bu Bütün doğmuştur.

Bu Bütünü çıkar o Bütünden geriye kalan Bütündür.)

Vedanta’nın tek bir ruhsal hedefi vardır: İnsanın kendi tamlığının farkında olması. Bu hayatta. Şimdi.

Madras’ta biri öldüğünde insanlar onun için “Yola çıktı” deyimini kullanırlar: Coimbatore’de (Kovai) biri doğduğunda insanlar şöyle der: Vardı.

Sorunlar olmazsa neşe olmaz. Sorunlar ruhsal arayışın yayları, itici güçleridir. İnsan kendini zavallı ve sınırlı hissetmezse, ne yapacağını araştırmaya başlamaz ki. İnsan çatışma içinde erişkin ve olgun olur.

Gerçek, çoğunluğun fikri değildir. Çoğunluk bir hükümet için oy verebilir ama Gerçek’in ne olduğuna karar veremez.

Jiva: Her canlıda bulunan, hayattan hayata geçen ama her zaman insan olması beklenmeyen birey..

Jagat: Dünya, Brahman’ın Brahman’dan ayrı olmayan belirtisi ve görüntüsü.

Dharma: Doğru yol. Benim başkalarından bekleyeceğim, benim başkalarına karşı görevimdir.

Karma: Bilinçli davranışlarımızın görünmeyen sonuçlarıdır. Şans ve şanssızlık bu veya önceki yaşantımızdaki davranışların meyveleridir.

Punya: Ödül

Tanrı senin içinde, sen Tanrısın. Bu nedenle Tanrıyı arama. Bunun yerine kendi kendini keşfetmen konusunda sana yol gösterecek bir guru ara.

Dışta olan her şeyi dışta bırakın: İnsanları, nesneleri. Koşullar oldukları gibidirler. Sizi kaygılandıranlar Ben’in dışındadırlar ve Ben hiçbir şeyi arzu etmemeli ve hiçbir şeyi yargılamamalıdır. Ben, taraf tutmayan bir derin düşünür olmalıdır ve herkese kendi kaderinin özgürlüğünü bırakmalıdır.

Dinlemede kalın, olup biteni fark edin ve bunun bilincine varın.

Yine de odaklanmak, zihni kendine döndürmek bana bir istek, kişilik gücü, her türlü çabayı göstermeye değecek bir şey gibi görünüyordu, çünkü insanın kendi zihnini denetim altına alması sonuçta kendi hayatını denetim altına alması demek oluyordu.

Dokşinamurti: Vedaların koruyucusu. Şiva’nın tanrıça hali.

108: Hindistan’da kutsal sayıdır. Klasik Uphanişadlar, mümin duaları, Hint tespihi (Mala) taneleri bu sayıdadır.

Darşan: Bakmak, bakılmak.

Bikşa: Kendini mokşa yani kurtuluşa adamış kişiye saygıyla sunulan yemek.

Yürekte yerleşmiş bütün arzular terk edildiğinde ölümlü, ölümsüz olur ve şimdi burada Brahman’a kavuşur.

Yurttaş katılımını sadece dört ya da beş yılda bir sandığa gitmekle sınırlayan ve dünyanın her yerinde yalnızca vasat, yolsuzluk peşinde ve beceriksiz adamları başa getiren sözde demokrasilere güvenim giderek sarsılıyordu. Demokrasi artık sadece banallığı ve reklam yalanlarını ödüllendiren; bilgeliğe ve ahlaki değerlere önem vermeyen bir sisteme dönüştü.

İşte Hintlileri bu sözcük iyi tanımlıyordu: Hoşnut. Onlar ellerindekinden hoşnut olan ve bununla yetinen insanlardı. Almanca “Zufrieden” diye söylenen bu sözcüğün açılımı, kendine huzur vermektir. Ve insanın kendine huzur verebilmesi için Uphanişad ve Gitaların anlattığı gibi, arzularını sınırlandırması gereklidir. Hindistan yoksul bir ülkedir, ama aynı zamanda, insanlarının daha az gereksinimi ve arzusu olan bir ülkedir. Bu nedenle de ötekilere oranla halinden çok daha hoşnuttur.

Tangali: Şifacı müslümanlar

Adbhuta roga: Sıradışı hastalık, kanser.

Davranışın, başta kanser olmak üzere, hastalıklarla savaşmakta inanılmaz bir önemi vardır. Bunu kimse bilimsel terimlerle açıklayamıyordu ama bence sakinleşen ve huzur bulan zihin, bağışıklık sistemine görevini yapması için sinyaller yolluyordu.

Bilginin amacı, onun kurallarını izleyebilmek ve daha iyi yaşayabilmek için doğayı anlayabilmek değilse, nedir? dedi. Bizim insanlar olarak evrendeki yerimizi, değişik kozmik olgularla ilişkimizi anlamamız gerekir; böylece disiplin içinde davranırız, felaketlerin önüne geçeriz ve bütün yaradılmışların iyiliği için işbirliği yaparız. Kendimizi tanımazsak dünyayı tanımamızın hiçbir yararı yoktur. Doğuda bilginin anlamı ezelden beri bu olmuştur. Bir zamanlar siz de, Batı’da da öyleydi. Ama bu, Michelangelo’ya kadar sürdü. Ondan sonra biliminiz dünyayı yalnızca maddi amaçları doğrultusunda kullanabilmek için anlamaya çalıştı ve yolunuzu yitirdiniz. Evet, günümüzde büyük araştırmalar yapıyorsunuz ama amacınız nedir? Doğanın gizli zenginliklerini keşfedebilmek, onları sahiplenebilmek ve yarara dönüştürebilmek. Batı’nın ilerlemesindeki mutlak dengesizliğin nedeni budur ve ruhsal çöküşünüze de bu yol açmıştır.

Evreni maddi terimlerle açıklamak gibi anlamsız bir çaba da Sanayi Devriminin meyvesi oldu.

Kathakali: Kerala’nın kadim tiyatrosu. Deva (İlahi varlık, kahramanlar) yüzü yeşil boyalı, kadın ve bilgelerin ten rengi, asura ( Alt evrenden gelen varlıklar) siyah veya kırmızı boyalıdır.

https://plugon.us/culturistic/indian-cultural-gala-7b027

Doğan her şeyin ölümü kesindir

Ölen her şeyin doğumu kesindir

Bu engellenemez ve senin ıstırap çekmene gerek yoktur.

Maya: Duyular dünyası. Gita’da yanılsama gerçek bilgiye engel görülmüyor. Vedanta dünyayı yadsımaz. Yalnızca onun bağımsız bir varlığı olduğunu yadsır.

Gita: Bhagavad Gita, kısaca Gita (Tanrı’nın ezgisi), kutsal bir Hindu metni ve edebiyat ve felsefedeki en önemli metinlerden biri kabul edilir.Kabaca Bhagavat Gita’da 700 vecize vardır ve Mahabharata destanının bir parçasıdır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Bhagavat_Gita

Vastu: Feng Shui’nin Hint versiyonu.

İnsanın ölçüsü ölümünde değil, hayatındadır.

İnsan Tanrıya inanmalıdır. Bütün hastalıklar iyileştirilebilir ama bütün hastalar değil.

Şifacı herkesin kendi içindedir ve en büyük şifacı odur!

Ayurveda: İnsanı bütünlüğüyle ele alır, parçalardan oluşmuş olarak görmez, sağlığının korunmasında sosyal, ruhsal duruşu ve kozmik bağlantısından bağımsız değildir. Batılılar holistik der.

Rişiler, ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmeyi değil, bedenin uyum, zihnin huzur içinde olduğu bir hayat sürdürerek hastalıkları önlemek olduğunu söylerler.

Ayurvedanın hedefi, hayvanlar dahil, bütün canlıların sağlık içinde yaşayabilecekleri bir dünya yaratmaktır.

Swasta: Uyum. Özün gerçekleşmesindeki denge. Gerçek sağlığın anlamı.

İnsanın ıstırabının sadece fiziksel olmadığını en büyük mutsuzluk kaynağının ruhsal cehalet, kendini bütünden kopuk hissetme olduğunu bildiler. Sadece Öz bilgisi, bütün sorunların çözümüdür.

Dharma patana mokşanam: Dünyadaki bütün görevlerini yerine getirmek istiyorsan, zenginleşmek, duygusal hazların tadını çıkartmak ya da Öz’ü tanımak istiyorsan, bedenin daima Sağlıklı olmalıdır. Bu Ayurvedik sistemin temelidir. Ayurvedaya göre bütün evren, insan dahil bütün canlı ve nesneler beş unsurdan oluşur. Toprak, hava, ateş, su ve eter. Bunlar tridoşa olarak bütün zihinsel ve fiziksel işlemlerimizi düzenleyen 3 ana sistemde ortaya çıkar: Vata (Eter ve hava) formsuz, bedende huzursuz olan, yerinde duramayan; Pitta (Ateş) ve Kafa (Su ve toprak) Bunlardan biri veya ikisi, diğerinden daha egemendir. Doğumla belirlenir, hayat boyunca değişmez. Kalıtım, astrolojik harita, fizyoloji ve karma etkiler.

Vata İnsanı: Zayıf,yağ oranı düşük, seyrek saçlı, kuru, kepekli, küçük gözlü, baygın bakışlı, çok yer kilo almaz, uzun boylu, kol ve bacakları uzun, bağışıklık sistemi zayıf, bazen çok iştahlı, barsakları bazen çok çalışır, bazen çalışmaz. Dengesiz, huzursuz, yerinde duramaz, kararsızdır. Uyumakta zorlanı, çok konuşur, parmakları çarpık olabilir. Ağırlıklı karabasan görür. Yenilikte ilk önce korkar, belleği zayıf, çok kazanır ama biriktiremez. Soğuğa dayanamaz. Hayali bir dünyaya inanır. Uzun meditasyon yapar.

Pitta İnsanı: Agni (Ateş) gibi enerjik, sıcakkanlı, entellektüel, çok iştahlı, uyumakta zorlanır. Çok terler, saçları gençken kırlaşır, sıcağa dayanamaz, güneşte durmayı sevmez, dondurmaya bayılır, çabuk sinirlenir, öfkelenir, çabuk unutur.

Kafa İnsanı: Vata’nın zııddıdır. Şişman, obur, dengeli,ağır hareketli, kırmızı suratlı, yağlı saçlı, gözlerinin akı bulanık, mükemmelci, sakin, hoşgörülüdür.

Bu üçünün dengesi bozulunca hastalık olur. Heyecanlar bu üç unsuru etkiler. Ağrı, acı, arzu tatlı; öfke biberli; açgözlülük tuzlu ve Kafa’yı arttırır.

Korkana çiş yaptırmak, sevdiğini kaybedip ağlayamana soğan kesmek, duman üflemek, dövmek vs… yapılır.

Kafa bir hastalık, kafa özellikli insanda ağır geçer.

Değişik yapılı insanlarda aynı hastalık değişik biçimlerde tedavi edilmelidir, yapısal elementlerden birinin fazlalığının değişik insanlarda değişik hastalıklara yol açması durumunda aynı tedavi yöntemi kullanılır… Dengeyi sağlamak için allopatik yaklaşım yapılır. Zıt elementlerle yapılır. Homeopati gibi benzeriyle tedavi edilmez.

Kafa tipi insanda nem ve soğuk egemendir. Sıcak, kuru ve biberle tedavi edilir.

Pitta tipi insanda sıcakkanlı ve ateşlidir. Serinletici otlarla şifa bulur.

Hastanın yapısal modeli saptandıktan sonra dengesini bozanın ne olduğu, hastalığın hangi mevsimde başladığı, bağışıklık durumu, iradesi, beslenme ve hayat tarzı incelenir. İki tür tedavi vardır: Artan azaltılır, azalan arttırılır.

Her şey işe yarayabilir, çünkü evrende hiçbir şey gereksiz değildir… Her şeyin kendine özgü bir değeri vardır. Hiçbir şey tam olarak kötü ya da iyi değildir. Evrende ona bilgelik katılması koşuluyla her şey bir zehir bile, ilaç olarak kullanılabilir. Bazı durumlarda hiçbir şey vermeyiz, çünkü hiçbir şey de bir şeydir.

Ayurveda doktorunun görevi insanlara dengeli, düşünceli ve bilinçli bir yaşamı öğretebilmektir.

Vata tipi insan kuru ve soğuk yemek yememeli.

Hücrelerin de bir bilinci vardır. Bedende yalnızca 2 şeyin bilinci yoktur: Tırnaklar ve saçlar. Bu nedenle acımadan kesilebilirler.

Swamiye göre, bütün evreni son derece zekice bir arada tutan ve insanda yaşama gücü, hayatta kalma içgüdüsü olarak ortaya çıkan şey, işte bu evrensel bilinçti.

Hastalık nesnel bir olay değildir, her şeyden önce kişisel bir deneyimdir ve böyle olduğu için de her birimiz için farklıdır.

İnsan 2 yolla aldanır; biri doğru olmayan bir şeye inanmakla, öteki gerçek olan bir şeye inanamamakla. (Soren Aabye Kierkegaard)

Anting- anting (Filipinler): Muska

Günümüz tıbbı, psikolojik boyutu bütünüyle görmezden gelmektedir. Bu koşullarda tıp, doktorlara bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir.

Duendes: Yeraltında yaşayan, geleceği bilen sakallı cüceler.Filipinler’de her evde yaşar. Varlıklarını anımsatmak için nesneleri yok eder, kendilerine yalvarınca bırakır.

Altanghap (Tatlogca): Kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri

İyi ama bir devlet, vatandaşlarını gerçekten korumak istiyorsa neden kanser yaptığı kesin olan sigara satışlarını engellemezdi de bunu iyileştirmeyi vaat eden – ve kimi zamanda başaran- büyücülerin sanatını yapmasını yasaklardı?

Biyolojik farklılık nasıl ki yeryüzünün hayatı için gerekliyse, kültürel farklılık da insanın ruhsal sağlığı için şarttır.

Ensaimada: İspanyol tatlısı

https://www.pinterest.co.kr/pin/480970435187189509/

… yapılacak tek şey farkındalıkla; en doğal yolla, en yalın biçimde, az ve temiz yiyerek, iyi soluyarak, gereksinmeleri aza indirgeyerek, tüketimi sınırlandırarak, arzuları kontrol ederek ve böylece hayatın sınırlarını genişleterek yaşamaktı.

Smya adını alan bu gizemli sanat, insanın kendi hakkında daha fazla şey bilmek istemesindeki sonsuz deneyimlerden bir başkasıydı sadece. Bir madeni bir başkasına dönüştürme bahanesinin arkasında, büyük olasılıkla ruhsal bir dönüşümün gizi vardı; ruhun dönüştürülmesi; uzun ve zorlu süreçlerden sonra elde edilebilecek ezoterik bilgilere bağlıydı. Bu sanatın terimlerinin hepsinin çift anlamlı olmaları boşuna değildi. Düşük bir maden öldürülür ve sonra altın gibi soylu bir madende doğardı. Bunun anlamı, Beni öldürmek ve saf bilinçten Öz’ü doğurmaktı.

Vaidya (Sanskritçe): Doktor

Bin kez arındırılan civa, her hastalığı iyileştirir; yeter ki hava cinsellikten, tuzlu ve ekşi yemekten uzak dursun.

Rasaşastra: Civanın Bilgisi. Ayurvedik metinlerdir.

Geleneklerine uydukları sürece, yoksullar daha az hastalanırlar. Ne yazık ki hepimiz giderek daha zenginleşiyoruz ve böylelikle daha aptal ve daha sağlıksız oluyoruz.

İlahi Sanatçı yaptı. Ve bunları hergün farklı bir renge boyuyor.

Gerçeklik, güzellik gibidir. Sınırları yoktur. Sözcüklere ya da biçimlere hapsedilemez. Gerçeklik sonsuzdur.

The Deodars: Tanrıların ağaçları

İnsanın kendisini tanıması, kendi olabilmesi için durması gerekir.

Gerçek bilgi kitaplardan gelmez; kutsal kitaplardan da elde edilmez; tek yol deneyimdir. Gerçeği anlayabilmenin en iyi yolu, duygulardan, sezgiden geçer; akıldan değil. Akıl sınırlıdır.

Tek dünya bu değil. Tek zaman bu değil. Tek hayat bu değil. Ve tek bilinç bu değil. Dışarıda olan, aynı zamanda içeridedir, içeride olmayan hiçbir yerdedir.

Öğrenci hazır olduğunda, öğretmen ortaya çıkar. (Hint Atasözü)

Hacı, Hac ve Yürüyüş:

Benden bana bir yürüyüşten

Başka nedir ki. ( Feridüddin Attar)

Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî/Feridüddin Attar (1142/5- 1221 ): Eczacılık ve tıp ile meşgul olduğu için “Attâr” lakabını aldı ve bu lakapla meşhur oldu. Küçük yaştan itibaren ve özellikle kendisini tasavvufa verdikten sonra birçok seyahatlerde bulundu. Irak, Şam, Mısır, Mekke, Medine, Hindistan ve Türkistan’a yaptığı bu seyahatlerden sonra Nîşâbur’a döndü ve orada inzivaya çekildi. Mesnevilerinde şiire ve edebî sanatlara hâkim üstün bir hikâyeci olarak görünür. Tasavvufî bir meseleyi ele alırken temsillere başvurması, çerçeve hikâyeler içinde açık ve anlaşılır bir plana göre iç içe daha küçük hikâyeler anlatarak konuyu sıradan biri için bile daha net bir hale getirmesi ve böylece mânaları ana hikâye ile birleştirmede büyük bir ustalık göstermesi ona has bir özelliktir.Kasidelerinde özellikle dünyanın geçiciliği üzerinde durarak insanoğlunun uyarılması gerektiğini dile getirir. Şiirlerinin hepsinde insana ömrünü nasıl geçireceği konusunda etkili hatırlatmalarda bulunarak onu fırsatı ganimet bilmeye, iyi iş yapmaya ve hak yoluna hizmete çağırır. https://islamansiklopedisi.org.tr/attar-feriduddin

Himalaya(Sanskritçe): Hima (Kar), alaya (Ev)

Sessizlik, insanoğlunun ilk deneyimidir. Sessizlik olmadan söz olmaz. Müzik olmaz. Sessizlik yoksa, işitilmez. Sadece sessizlik içerisinde kendimizle uyum içine girebilir, beden ve bütün onun içinde olanlar arasında bağlantı kurabiliriz.

Özün doğası sessizliktir.

Bir insanla iletişim kurmaya başlamak için değişik yöntemler vardır: Ona dokunmak, konuşarak ama en iyisi sessizlik kurarak.

Ruh bizim içimizde değildir, biz ruhun içindeyiz. Ruh her yandadır. Ruh bizi çevreleyen her şeydir. Evrenseldir. Ruh bir tektir.

Kendinizin ışığı olun. Öz’e sığının. (Buda)

Ve Öz’ün bilgisi olmadan bilgiye sahip olunmaz. Edinilen sadece, haberdir.

Gün gecenin, hayat ölümün gölgesidir. (Veda)

Batı uygarlığının üretmeyi başardığı en ileri noktayı temsil eden her şey: İnsan sorunlarına yanıtın, akıl yoluyla bulunamayacağı çünkü bizzat aklın bütün insani sorunların kaynağı olduğu biçimindeki düşüncemin güçlenmesine yardım etti.

Koan: Şaolin rahipleri, Zen meditasyon ustaları ile mantıklı zihnin kavrayamayacağı paradokstur. Sezgilerle anlaşılabilir. Sır çözümde değil, zihni meşgul eden süreçtedir. Çözüm ararken, değişik heyecanlarla yüzleşilir ta ki zihni sıradanlığın ötesine iten, belirli akıl yürütme yolundan saptıran huzura ulaşana ve ona değişik bakış açısını öğreten düşünme biçimine varana kadar. Önemli olan nesnelere oldukları gibi bakmamak ve düşünmemektir.

Zihin zamanın meyvesidir. Deneyimler deposudur, bildikleriyle işler, doğası gereği, tanımadığının daha ötesine gitmez. Bu nedenle mantık sınırına dayanan zihin, çözümü kendi içinde, biriktirdikleri arasında bulamayınca geriye çekilir ve çırağın öteye geçmesine, başka bir bakış açısına izin veren bilinç sıçramasını yapmasına izin verir.

Bu deneyim hayat içinde sık sık karşımıza çıkar. Bir sorun çözümü yokmuş gibi göründüğünde çözüm ansızın alışıldık mantıksal çözümlerin dışından fırlayıverir.

Ben kimim? Yanıt soruyu sormakta yatıyordu. Ben bedenim değilim, ben yaptıklarım, sahip olduklarım, ilişkilerim hatta düşüncelerim, deneyimlerim, pek bağlı olduğum Ben değilim. Yanıt, Ben’in sessizce Öz’ün içine batmasıydı.

Ben’i olgunlaştırmak gerekir. Bu dünyada ayakta kalabilmek için birazcık Ben işe yarar. Yeter ki Ben’i çok fazla dikkate alma ve onun bir maske olduğunu bil.

Yol’u bulmak için onu bitireceksin… ama önce yolunu yitirmeye cesaret etmelisin. (Urdu Atasözü)

Nihayetinde her şey bir sınava tabi tutuluyor. Düşünceler, amaçlar, anlaşıldı sanılan dersler, başarıldı sanılan ilerlemeler. Üstelik bu sınav tek bir kağıt üzerinden yapılır: İnsanın kendi hayatı.

Mutsuzluğumuzun kaynağı, sürekli olarak hoşumuza gidenler ve gitmeyenler arasında bir ayırım yapmamızdır. Ancak her şeyin Bir olduğunu kabullenirsek, hiçbir şeyi reddetmeden, zihnimizi dinginleştirmeyi ve endişelenmekten kurtulmayı başarırız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: