Gömülü Şamdan- Stefan Zweig

http://www.kitaphaber.com.tr/dirilisten-kaybolusa-gomulu-samdan-k3256.html

Çünkü kuşaklardan beri öğrenmişlerdi ki, yaşadıkları kentin ve ülkenin başına felaket gelmesi demek, sonunda onlar için de mutlaka felaket demekti. Halklar, iyi günlerinde onları unutur ve dikkate almazdı. Böyle zamanlarda hükümdarlar kendilerini süslerler, binalar inşa eder, debdebe içinde yaşarlardı; aşağı tabaka da kendini heyecana, av ve kumara kaptırırdı. Ancak ne zaman zor durumda kalınsa bundan Yahudiler sorumlu tutulurdu. Düşmanların zafer kazanması tehlikeliydi, bir kentin yağmalanması tehlikeliydi, topraklara veba ya da başka bir hastalığın ulaşması tehlikeliydi. Öğrenmişlerdi, dünyadaki bütün kötülükler mutlaka onlara dönen bir kötülük oluyordu; ayrıca bu yazgılarına isyan edemeyeceklerini de çoktan öğrenmişlerdi; çünkü her bakımdan ve her yerde onlar azınlıktaydı, her bakımdan ve her yerde zayıf ve kudretsizdiler. Tek silahları duaydı.

Daima kaba kuvvetin galip geldiği adaletsiz ve gaddar bir dünyada adil kişi, bulunduğu yerden kopup Tanrı’ya yönelmekten başka ne yapabilirdi ki?

Bu bozuk dünyada tek sığınak, huzur ve avuntu duaydı. Çünkü dua olağanüstüydü. Korkuyu büyük bir vaatle uyuşturur, ruhun ürküntüsüne toplu dualarla uyku verir, yürekteki ağırlığı kendi kendine mırıldanan kanatlarla yukarıya, Tanrı’ya çıkartırdı; bu yüzden zor zamanlarda dua etmek iyiydi; birlikte dua etmek daha da iyiydi, çünkü birlikte omuzlanırsa bütün güçlükler hafifler ve iyilikler bağlılıkla yapılırsa Tanrı katında daha da iyi olurdu.

Menora: Hazreti Musa’nın şamdanı

Çoğu zaman saf altından, büyük, ağır bu şamdanın tehlike yarattığını düşünürüm. Servet her zaman kötülük getirir ve değerli olan şey haydutları cezbeder. Düşüncelerimin kibirli olduğunu, Tanrı’nın buyurduğunun bizim bilgimizin ve aklımızın ötesinde bir anlam taşıdığını bir kez daha kavrıyorum. Çünkü şimdi şunu anlıyorum: Bizim bu kutsal eşyalarımızın onca zamandır korunmasının tek nedeni değerli olmalarıdır. Eğer basit madenden yapılmış olsaydı, haydutlar bunları dikkatsizce kırıp döker, eritir ve bunlardan kılıçlar ya da zincirler yaparlardı. Oysa değerli olanı değerini bilerek, ancak kutsallıklarını sezmeden muhafaza ettiler.

… eşyaların her yolculuğu onları Tanrı’ya geri döndürüyor.

Tefilin: Yahudilerin dua ederken alın ve kollarına sardıkları dua yazılı bez.

https://www.tumblr.com/tagged/tefilin

Çocuk okuma ve yazma bilmiyordu henüz, ama şunu öğrenmişti: Yeryüzündeki her şeyden ve herkesten korkmak gerekirdi!

… kırılmış pencere camı gözleriyle körlerin mucizeye bakması gibi…

Bir insan için bilmemek sormaktan daha kötüdür. Çok soran insan çok şeyi anlayabilir ancak. Yalnızca çok şeyi anlayan biri adil bir insan olabilir.

Ne var ki yaşamı boyunca pek çok kitap incelemiş olan Haham Eliezer, sessizliğin karanlığında bile kalbin harflerini okumayı bilirdi.

… Tanrımız ve ona inancımız sayesinde yine de bir halk olarak kaldık, halklar içindeki tek ve kimsesiz bir halk. Bizi bağlayan görünmez bir şeydir, bizi tutan ve bir arada kalmamızı sağlayan görünmez bir şeydir ve bu görünmez şey Tanrımızdır.

Oysa biz, bir tek biz, görünmez olana bağlıyız ve amacımıza bir araç arıyoruz. Bizim bütün çilemizin kaynağı, elle tutulur olana tutunmamamız, daima arayanlar olarak kalmış olmamız ve sonsuza kadar görünmezin peşinden gitmemizdir.

Yalnızca bu görünmez Tanrıya, kendini asla meydana çıkarmayan ve hiçbir zaman bir resmi doldurmamış olan Tanrıya inandıklarını kendilerince kanıtlamak amacıyla, atalarımız kendileri için bir işaret yaratmışlar. Çünkü bizim aklımız sınırlıdır ve sonsuz olanı kavrayamaz. Yaşamamıza bazen Tanrı’nın yalnızca gölgesi vuru, ışığının yalnızca küçük bir parçası dünyevi günümüze ulaşır. Ancak yüreğinizin görevinden görünmez olana hizmetten- o ki adalettir, kalıcılıktır ve rahmettir- uzaklaşmaması için, hizmet edebileceğimiz ve sürekli göz açıklığı gerektiren eşyalar yarattık kendimize; üzerindeki mumların sonsuza kadar yandığı, adı Menora olan şamdanı ve üstünde sürekli ekmeklerin sergilendiği sunağı. Kutsal saydığımız bu eşyalar başka halkların cürüm işleyerek yaptıkları gibi Tanrının suretleri değildir, bizim sonsuz ve özenli imanımızın belgeleridir.

Neden yedi? Yedi sayılar arasında özel ve yüce bir sayıdır, Tanrı dünyayı ve insanı yedi günde yaratmıştır ve bizim bu dünyada olmamızdan, onu hissedip sevmemizden ve yoktan varedeni tanımamızdan daha büyük bir mucize olamaz. Duyulara bakmayı ve ruhtan haberdar olmayı Tanrı bize ışığın gücüyle öğretmiştir: Bu yüzden şamdan yedi koluyla dıştaki ve içteki ışığa övgüler düzer. Çünkü Tanrı bize Kitap sayesinde bir de içsel ışık bahşetmiştir ve orada nasıl bakarak öğreniliyorsa biz burada tanıyarak öğreniyoruz. Duyular için alev neyse ruh için Kitap odur, içinde her şey yazılıdır… Tanrının lütfu sayesinde dünyayı ışık ile iki kez, birincisi dışarıdan duyularla, ikincisi tin sayesinde görürüz ve bizi aydınlatması sayesinde Tanrının varlığını bile kavrayabiliriz.

Toprağın onu arzuladığı gibi insanoğlu toprağı arzular.

İnsanoğlu haiz olmanın tutmak olmadığını ve malik olmanın korumak olmadığını unutur her zaman.

Yahudilerin ilk şehri Moriya Dağı’nda Hazreti Süleyman Kudüs Tapınağı’nı yaptı.

Alınabilir ne varsa aldılar, taşınabilir ne varsa yok ettiler: Ama görünmez olanı, Tanrının sözünü ve varlığını bizden alamadılar.

Tanrı iradesi karşısında uzaklık yoktur. Ve Tanrı onun sözünün sürgünde de kutsal kaldığını gördüğünde- bizim bu yeryüzünün her yerinden sürekli sürgün edilmemizin anlamı, kutsal olanın uzaklaştıkça, bizim gözümüzde daha da kutsallaşması ve yüreğimizin çekilen aşırı çileden daha da alçakgönüllü olmasıdır belki de.

Roma’da Titus Kapısı: Kudüs’te kutsal emanetleri yağmalama anısı.

http://www.traveling-rebecca.com/gallery/

Kutsal olanı kutsal yere, eşyaları da altın uğruna değil, yalnızca kutsal oldukları için saygı gösterilen kendi yuvalarına iade etmeleri için Tanrının uyaran bir işaretiydi bu.

Gelgelelim bir haydutun peşinden bir başka haydut koşturur, birinin elinden şiddet kullanılarak koparılan bir şey, ondan da yine şiddetle alınır.

Belki de bilge Süleyman bilge değildi, çünkü sanki Tanrı insanmış ve tek bir mekanda, tek bir halkın arasında kalacak bir ev arzulamış gibi Kudüs’te tapınak inşa etti. Sanki altın dindarlıktan, mermer de içsel değerden daha üstünmüş gibi Tanrı’ya öylesine görkemli bir ev inşa etmesi günahtı belki. Biz Yahudi halkının diğerleri gibi vatanımız ve evimiz olsun istememiz, şurası bizim topraklarımız dememiz, bizim tapınağımız, bizim Tanrımız yani benim evim, benim barkım dememiz Tanrı iradesine aykırıydı belki de. Tanrı belki de bu yüzden, arzularımızı gözle görünen şeylere bağlamayalım: Ona ulaşılamaz ve görünmez olana yalnızca içsel bir bağlılıkla sadık kalalım diye tapınaklarımızı yıkıp, bizi vatanımızdan koparmıştır. Belki bizim gerçek yolumuz budur; hüzünle geriye ve özlemle ileriye bakarak huzuru arzulayarak ama daima huzursuzluk içinde sürekli yollarda olmamızdır, hedefi bilinmeyen ama ısrarla yürünen yoldur kutsal olan.

… babalarını yurtsuz bırakıp, tuz misali dünyanın her köşesine serpen…

Galibiyet sonrası her ayıp, onların zaferi sonrası her zorbalık gibi unutulup gitmişti.

Nasıl Roma’da Yahudilerin yalnızca nehrin kıyısına yerleşmelerine izin varsa, Bizans da Yahudilere yalnızca Haliç’in karşı yakasındaki Pera’da katlanabiliyordu; her yerde olduğu gibi burada da uzakta tutulmak yazgılarıydı, ama aynı zamanda da çağlar boyu var olmalarının sırrıydı.

Bu kayıp halk, saman çöpü gibi dünyanın dört bir köşesine saçılmış ve birçok dile parçalanmış olsa da, kutsal simgenin başına gelenlere birlikte sevinip, birlikte yanardı; çoğu zaman birbirlerine karşı katılaşsalar, birbirlerini unutsalar bile, her tehlikede kalpleri yeniden kardeşçe eriyip, bir bütün olurdu.

Bana böyle bakmayın ve beni kendimi koymadığım bir yere yüceltmeyin! Benden mucize beklemeyin! Sabırla bekleme tevazuu gösterin! Çünkü kesinlikmiş gibi mucize talep etmek günahtır.

Kendinden ziyade kendinin resmi gibiydi.

Sonsuzluğu tasavvur etme gücü insanoğluna ne zaman verilmiştir ki? Kendi vademi bilmezken bir nesneye nasıl vade biçebilirim?

Ancak inanmaktan vazgeçmeyerek dünyanın üstesinden gelebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: