Simyacı-Paulo Coelho

https://www.hepsiburada.com/simyaci-paulo-coelho-pm-kcan015

Düşler Tanrı’nın diliyle konuşurlar. Tanrı dünyanın diliyle konuşursa bunun yorumunu yapabilirim. Ama senin ruhunun diliyle konuştuğu zaman bunu yalnızca sen anlayabilirsin.

Basit şeyler, en olağanüstü şeylerdir ve yalnızca bilginler anlayabilirler bunları.

Her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, her zaman yeni dostlar ediniriz… her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. Yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır… Ne var ki hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.

Önemli bir kitap, ama çok sıkıcı… Bütün kitaplar gibi aynı şeyden söz eden bir kitap. İnsanların kendi yazgılarını seçmek şansından yoksun bulunduklarından söz ediyor. Ve sonunda da, dünyanın en büyük yalanına inandığını söylüyor. Peki dünyanın en büyük yalanı ne? Ne mi? Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur.

Şalem (İbranice): Esenlik

Melkisedek: Eski Ahit’te Salem/Şalem kralı ve rahip olarak adı geçen mitolojik kişi. Hazreti İbrahim’in Kedorlaomer komutasındaki birleşik Mezopotamya ordularını yenerek, kaçırılan yeğeni Lut’u kurtardığı ayette gerçek bir kişi olarak adı geçer.

Kişisel Menkıbe: Senin her zaman gerçekleştirmek istediğin şeydir. Hepimiz gençken bunu biliriz. Bu dönemde, her şey açık seçiktir, her şey mümkündür ve hayal kurmaktan, hayatında gerçekleştirmek istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz. Ama zaman geçtikçe, gizemli bir güç, Kişisel Menkıbe’nin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar… Olumsuz gibi görünen güçlerdir bunlar, ama aslında sana Kişisel Menkıbe’ni nasıl gerçekleştireceğini öğretirler. Zihnini ve iradeni buna hazırlar, çünkü dünyada bir büyük gerçek vardır: Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, Evren’in Ruh’unda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir.

dünyanın Ruhu insanların mutluluğuyla beslenir. Ya da mutsuzluklarıyla, arzuyla, kıskançlıkla. Kendi Kişisel Menkıbe’ni gerçekleştirmek insanların biricik gerçek yükümlülüğüdür. Her şey bir ve tektir. Ve bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.

İnsanın düşlediği şeyi gerçekleştirmesi için her zaman olanak bulunduğunu bir türlü anlamadı.

İnsanlar yaşama nedenlerini pek çabuk öğreniyorlar dedi yaşlı adam, gözlerinde beliren acıyla, Belki de gene aynı nedenle hemen pes ediyorlar.

Henüz sahip olmadığın bir şeyi vaat ederek gidecek olursan, onu ele geçirme arzusunu yitirirsin.

… bütün günler birbirine benzediği zaman da insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar.

Hep böyle olur, diye karşılık verdi yaşlı adam. Biz buna “lütuf kuralı” adını veririz. İlk kez kağıt oynadığın zaman, kesinlikle kazanırsın. Acemi talihi. Peki neden böyle oluyor? Çünkü hayat senin Kişisel Menkıbe’ni yaşamanı istiyor.

Tanrı, herkesin izlemesi gereken yolu yeryüzüne çizmiştir, yazmıştır. Senin yapman gereken, senin için yazdıklarını okumak yalnızca.

Karar göğüslüğü: 4 sıra taş her biri için altından yuvaları olan, her sırada 3 taşı bulunan toplamda 12 taşlı (12 İsrailoğlu oymağı) 1. sırada yakut, topaz, zümrüt; 2. sıra firuze, lacivert taşı, aytaşı; 3. sırada gök yakut, agat, ametist; 4. sırada sarı yakut, oniks, yeşim bulunur.

https://tr.pinterest.com/pin/424675439853347023/
https://thehebrewmessiah.com/2018/01/08/word-time-673/

Urim ile Tummim taşı: Siyah evet, beyaz hayır. (Harun’un karar göğüslüğünde durur)

https://www.goodsalt.com/details/smcas0239.html?__cf_chl_captcha_tk__=5e0bf6cc33d3962a40886d5755d264aec5eda306-1598601235-0-AX3Wmfn54DmZSj0l0LMEs_4-UlD4mqCFubHrO4PGk7_h6vNzA-hFCxfIPVn2-MLxPWpaxqlVEcx6rIYTBqU8FgMrew9EQPCQboFyot_uMfqDPqDDKfFEVEGNZqcguonmfy-_gpM3yYKlGLJ1j4FPI0SbvKn8IUR1-mAn5JIlXgnj78ebGHW1fdstdO9FZ7SUshgbwGyjLSavRctGd44-8Km45I_ffOwzDSYi0aU-6ZTqqAjZ5xEuVo2nXekpgfgc0j3Aac44ZCnJ3GEwfDDuiCIY0l89FQPsEAtdrCRIsRIUop-mw8t4R09Tcj5uOOnbM39t-pbY4OYk-_y_yJOP7boC5yqMXb6AaOrh6P1yzZya4xms275DndQjo43wxbi_1g2jFWtdOtF25nYIQUHY6rKBa99m3k8HVJ43PeKLjraT5CgTrwGuJrGUoB2h5_UB2xwNUcpA-wED9ehKGS24CSIRdJaK0TGW7diHgobwA5vlV2Ox7sB-HdCGWCr9c16Shplqs7CaTl-CKW2HfE5P-M1igZAZkCo0_ToEPBHOWBrhegUMg5NB–8CjpskIS9DeL2C4Co1EKajnQVijKGggxc

Şimdi kederli ve mutsuzum. Ne yapacağım? Daha katı olacağım ve bir insan bana ihanet ettiği için de artık kimseye güvenmeyeceğim. Kendi hazinemi bulamadığım için gizli hazine bulan herkesten nefret edeceğim. Ve bütün dünyayı kucaklayamayacak kadar küçük biri olduğum için, sahip olduğum az bir şeyi her zaman korumaya çalışacağım.

Ben de herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum.

Kendi yazgısından kaçmamak için bazı şeylerin sorulmaması gerektiğini öğrenmişti.

Sözcüklere gereksinim duymayan bu dili çözümlemeyi öğrenmeyi başarırsam, dünyayı kavramayı başaracağım.

Herkes kendi düşlerini aynı şekilde göremez; kendince görür.

Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşür.

Bir şeye karar vermek, başlangıçtan başka bir şey değildir. İnsan bir şeye karar verdiği zaman, karar verdiği sırada hiç öngörmediği, düşünde bile aklına gelmeyen bir yöne doğru, şiddetli bir akıntıya kapılıp gidiyordu.

Önsezilerin, içinde bütün insan hayatlarının bir bütün oluşturacak şekilde birbirine bağlandığı hayat ırmağının evrensel akışına ruhun yaptığı ani dalışlar olduğunu anlamaya başlamıştı. Öyle ki, her şey yazılı olduğu için, her şeyi bilebilirdik.

Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir.

Cellabya: Uzun kollu, başlıklı Kuzey Afrika giysisi.

https://www.galerie-artisan.com/en/clothes/168-djellaba-perle-flower-.html

Deveci yanlarından ayrılınca delikanlı İngiliz’e Kervanlara daha çok dikkat etmelisiniz, dedi. Dolambaçlı bir yol izliyorlar, ama hep aynı noktaya gidiyorlar. Siz de dünya konusunda daha çok şey okumalısınız, diye yanıtladı İngiliz. Kitaplar tıpkı kervanlara benzer.

Bir maden yıllarca ateşte pişirilecek olursa kendine özgü bütün niteliklerinden kurtulacağına ve onun yerine geriye Evren’in Ruhu’nun kalacağına inanıyorlardı. Bu Yüce Nesne, simyacıların yeryüzünde bulunan her şeyi anlamalarına olanak sağlıyordu. Çünkü bu Yüce Nesne, bütün nesnelerin kendi aralarında iletişim kurmalarını sağlayan dildi. Büyük Marifet ya da Büyük Yapıt adını verdikleri bu bulgu, iki parçadan oluşuyordu: sıvı ve katı.

Sıvı kesimine Ebedi Hayat İksiri adı verilir. Bütün hastalıkları iyileştirir, simyacıların yaşlanmalarına engel olur. Katı kesimine Felsefe Taşı denir… Ve sonunda bir gün madenleri arıtmanın aslında kendilerini arındırmak olduğunu anlıyorlardı.

Ama şimdi, şimdiki andı, devecinin sözünü ettiği bayramdı, bu anı geçmişin dersleri ve geleceğin düşleriyle birlikte yaşamaya çalışıyordu.

Çünkü insanlar resimlerin ve sözcüklerin büyüsüne kapılıp sonunda Evren’in Dili’ni unuturlar.

Ve bu kadına duyduğu aşk ona dünyanın bütün gizlerini açacaktı.

Yeryüzündeki herhangi bir şeyin, her şeyin yaşamını anlatabileceğini biliyordu.

Aslında nesneler kendiliklerinden hiçbir şey, açıklamaz; insanlar bu nesneleri gözlemleyerek Evren’in Ruhu’nu anlama yöntemini keşfedebilir.

… insanın ne zaman öleceğini önceden bilerek savaşa gitmesi olanaksızdır. Savaşçılar, savaştan haz almayı, bilinmeyen bir şeyden heyecan duymayı yeğler, gelecek, Allah tarafından yazılmıştır ve Allah ne yazarsa yazsın, insanların iyiliği içindir. Bu nedenle, savaşçılar yalnızca şimdiki zamanda yaşar, çünkü şimdiki zaman beklenmedik olaylarla doludur ve bir yığın şeye dikkat etmek zorundadırlar.

Çünkü gelecek, Tanrı’ya aittir ve yalnızca o açıklar geleceği ve yalnızca olağanüstü durumlarda… Gizin kökü şimdidedir, şimdiye dikkat edecek olursan, onu iyileştirebilirsin. Ve şimdiyi iyileştirebilirsen, daha sonra gelecek olan da iyi olacaktır… Hergün kendisiyle birlikte ebediyeti getirir.

Ve Tanrı geleceği pek ender açıklar ve bunu bir tek gerekçe için yapar: Değişmek üzere yazılmış bir gelecek söz konusu olduğu zaman.

Kötülük dedi Simyacı, insanın ağzından giren şeyde değildir. Kötülük oradan çıkandadır.

Haindir develer. En küçük bir yorgunluk belirtisi göstermeden binlerce fersah yol alırlar. Ve sonra birden diz üstü çöküp ölürler. Oysa atlar yavaş yavaş yıkılır. Ve sen onlardan neler isteyebileceğini ve ne zaman öleceklerini bilirsin.

Hayat, hayatı çeker.

Aşkın, bir erkeğin kendi Kişisel Menkıbesi’nin peşinden gitmesine engel olmadığını anlaman gerekiyor. Böyle bir şey söz konusu olduğu zaman bil ki Evren’in Dili’ni konuşan Aşk değildir bu, yani gerçek Aşk değildir.

İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.

Bir tek öğrenme yöntemi vardır, diye yanıtladı Simyacı. Eylem Yöntemi. Bilmen gereken her şeyi sana yolculuk öğretti.

Tek gerçek şudur ki, var olan bu dünya bundan daha mükemmel bir dünyanın var olduğunun güvencesidir. Tanrı bu dünyayı, insanlar, görülen nesneler aracılığıyla manevi öğretileri ile bilgisinin mucizelerini anlayabilsinler diye yarattı. Ben buna Eylem diyorum.

Kendi yüreğini dinle. Yüreğin her şeyi bilir, çünkü Evren’in Ruhu’ndan gelmektedir ve bir gün oraya geri dönecektir.

Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz.

Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar. Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek ama olamayan anlar, keşfedilmesi gereken, ama sonsuza kadar kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durumla karşılaşınca ölümcül acılar çekeriz.

Yüreğim acı çekmekten korkuyor… Yüreğine söyle, acı korkusu, acının kendinden de kötüdür. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek kesinlikle acı çekmez. Çünkü araştırmanın her anı, Tanrı ve Sonsuzluk ile karşılaşma anıdır.

Her mutlu insanın, içinde Tanrı’yı taşıyan insan olduğunu söyledi.

… mutluluğun, çöldeki küçük bir kum tanesinde bulunabileceğini söyledi. Çünkü bir kum tanesi Yaratılış’ın bir anıdır ve Evren, onu yaratmak için milyonlarca, milyonlarca yıl uğraşmıştır.

Ne yazık ki, kendisine çizilmiş yolu, pek az insan izliyor; oysa bu yol, Kişisel Menkıbe’nin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor.

Evren’in Ruhu, bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer… Düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra, ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi ister. Ama insanların çoğunluğu, işte bu anda vazgeçerler.

Araştırma her zaman acemi talihiyle başlar. Ve her zaman “fatihin sınavı”yla sona erer.

En karanlık an, şafak sökmeden önceki andır.

Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz anları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar.

Evrende her şey evrim geçirir. Ve bilenler, için en evrim geçirmiş madendir altın… Ve altın evrimin simgesi olacağına savaşların işareti oldu.

Bir şey evrim geçirdiğinde, çevrede bulunan her şey evrim geçirir.

… kimileri de yalnızca altın ararlar; bunlar sırrı hiçbir zaman bulamadılar. Kurşunun, bakırın, demirin de gerçekleştirilecek kendi Kişisel Menkıbeleri olduğunu unutmuşlardır. Başkasının Kişisel Menkıbesi’ne burnunu sokan kimse kendi Kişisel Menkıbesi’ni kesinlikle keşfedemez.

Umutsuzluğa teslim olma dedi Simyacı. Yoksa yüreğinle konuşmana engel olur.

Kendi Kişisel Menkıbesi’ni yaşayan kimse neye ihtiyacı varsa, hepsini bilir. Bir düşün gerçekleşmesinin tek bir şey olanaksız kılar: başarısızlığa uğrama korkusu.

… rüzgarlar her zaman her şeyi bilirler.

Ama rüzgar hiçbir yerden gelmiyor ve hiçbir yere gitmiyordu ve işte bu yüzden de çöl kadar güçlüydü.

Rüzgarlar, çöller, okyanuslar, yıldızlar var bende, Evren’de yaratılmış ne varsa hepsi bende var. Hepimizi aynı El yaptı ve hepimiz aynı Ruh’a sahibiz.

Sevdiğimiz zaman evren’in bir parçası oluruz. Sevdiğimiz zaman olanları anlamaya gereksinimimiz yoktur, çünkü o zaman olanlar bizim içimizde olur ve insanlar rüzgara dönüşebilir.

Evren’in Ruhu’nun en büyük sorununun şimdiye kadar yalnızca madenlerin ve bitkilerin, her şeyin bir ve tek olduğunu anlamış olmaları olduğunu söyledi. Ve bununla birlikte demirin bakıra benzer olması, bakırın altına benzemesi gerekli değil. Her şey, bu biricik şeyin içinde kendi gerçek görevini yerine getirmektedir ve her şeyi yazan El, beşinci gün durmuş olsaydı her şey bir Barış Uyumu olarak kalacaktı.

Herkesin kendi Kişisel Menkıbesi kendine çok doğru, ama bu Kişisel Menkıbe bir gün gerçekleşecek. Öyleyse daha iyi bir şeye dönüşmek ve Evren’in Ruhu gerçekten bir ve tek bir şey oluncaya kadar yeni bir Kişisel Menkıbe’ye sahip olmak gerekir.

Bunun için simya var, dedi delikanlı. Her insanın kendi hazinesini arayıp bulması ve daha sonra, daha önceki hayatında olduğundan daha yetkin olmayı istemesi için. Kurşun, dünyanın artık kurşuna gereksinimi kalmayıncaya kadar görevini yerine getirecek; o zaman altına dönüşmesi gerekecek. Simyacılar bu dönüşümü gerçekleştirmeyi başarıyor. Olduğumuzdan daha yetkin bir varlık olmaya çalıştığımız zaman, çevremizdeki her şeyin daha iyi olduğunu gösteriyorlar bize.

Aşk, ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne de rüzgar gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. Aşk, Evren’in Ruhu’nu değiştiren ve geliştiren güçtür. İlk kez onun içine girdiğimde, onun kusursuz olduğunu sandım. Ama daha sonra onun, yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu, onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm. Evren’in Ruhu’nu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Aşk’ın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.

El’in yazmış olduğu işaretlerin yeryüzünde ve uzayda dağılmış olduklarını, görünüşte hiçbir varlık nedenleri ve anlamları bulunmadığını ne çöllerin, ne rüzgarların, ne güneşlerin ve ne de insanların niçin yaratılmış olduklarını bilmediklerinin biliyordu. Ama El’in bütün bunlar için bir nedeni vardı ve yalnızca o, bu mucizeleri gerçekleştirebilirdi.

Ve delikanlı, Evren’in Ruhu’na daldı ve Evren’in Ruhu’nun, Tanrı’nın Ruhu’nun bir parçası olduğunu gördü ve Tanrı’nın Ruhu’nun, kendi ruhu olduğunu gördü.

Bir kere olan bir daha asla tekrarlamaz. Ama iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.

Kim ve ne olursa olsun, dedi yeryüzünde her insan, her zaman, dünya tarihinde başrolü oynar. Ve doğal olarak o bilmez bunu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: