Buda’nın Bilgeliği- Jean Boisselier

https://www.hepsiburada.com/buda-nin-bilgeligi-jean-boisselier-pm-kyapi53491

Aryalı akıncılar İndus havzasına yerleşir ve Ganj’a ulaşır. Kültürleri Vedalara (Tanrısal esinle iletilen, gelenek üzerine yorumlara da yer veren kutsal metinler bütünü/Bilgi) dayanır. Toplum 1949’a kadar (İ.Ö. I. binyıl başından) 4 katmana ayrılmıştır. İlk üçü Aryaları kapsayan Hint-İran kökenlidir: 1- Rahipler/Brahmanlar, 2- Soylu savaşçılar/ Ksatriyalar, 3- Halk tabakası, çiftçi, hayvan yetiştirenler /Vaisya, 4- Köleler, yerliler, konumunu kaybedenler /Sudralar

İndra/Sakra/Savaş Tanrısı: Enerjinin hakimi, silahı yıldırım, çok gözlü alnında gözü var. Büyü, şehvet, sarhoşluk yapar.

https://www.ancient.eu/image/1374/indra/

33 tanrı bulunur.

Brahma/Brahman: Kişi olarak gösterilmez. Evren, bireysel ruh, Atman’ın özleşmeye çalıştığı ilahi Güç’tür.

Puja: Armağanlar, kutsal eşyalar ile tapınma

Agni: 2 başlı ateş tanrısı, koça biner.

https://www.ancient.eu/Agni/

Vedalar, dharma (Düzen, her şeyi belirleyen yasa) oluşturan kuralları içerir.

Şiva-Vişnu-Brahma üçlemesine göre, Şiva en yüce ortada, sağında Brahma, solunda Vişnu bulunur.

https://tr.pinterest.com/pin/734368282963299389/

Naga: Yarı yılan, yarı insan, sularda yaşayan ve hazine ile servetleri koruyan varlıklar.

Yoga: Dini yönelişe girmeden,beden hakimiyeti sağlayacak egzersizler ve meditasyon yoluyla nefis terbiyesine ve dış engelleri kaldırmaya yönelir.

Hathayoga: Güç yogası. Hareket ve duruşlar kas gücü ve irade gerektirir. Alınan nefesi tutma öğretisidir.

Samkhya/Sayma: Her şeydeki yapılandırılmış 25 gerçeğin çözümleyici açıklamasıdır.1- Doğa/Prakriti ve 25- Ruhsal bütünlük/ Purusha (İnsan) oluşur.

Çilekeşler: Keşiş yaşantısının 4. evresindedir. Toprak rengi/sarı giyer, saçları topuzdur ve sakallıdır. Budist rahipler ise saçlarını kazıtır.

Samsara: Sonsuz döngü, yeniden doğumun izlediği ölüm.

Karman: Önceden gerçekleştirilmiş ve birikmiş eylemlerin iyi ya da kötü koşullarda yeniden doğması.

Döngü kişinin ruhunun Brahman dünyasıyla bütünleşmesiyle kırılır. Buda bu yolu gösterir.

Himalayalar’daki Anavatapa gölü Budist kozmolojiye göre 5 efsanevi dağ zinciriyle çevrilidir. Gandhamadana/Baş döndürücü koku, cennetimsi bölgedir. Uyanmış Buda’lar bulunur. Gerçek Nirvana’yı beklerler. 3 mağara vardır. Ayın her bir evresinde arınma törenini eşsiz kokulu bir ağacın altında yaparlar. At ve filler bulunur.

https://tr.pinterest.com/pin/324892560588733650/

Meru Dağı: Merkez etrafında yükseklikleri azalan 7 sıradağ var. Güneyde Jambudvipa, Hindistan sınırında. Meru’nun tepesinde İndra’nın başkanlığında 33 tanrı var. Şiva/Maheçvara, insan dünyasının tanrısı.

Bodhisattva: Uyanışa adanmış

Budhavamsa: Buda’ların yaşam öyküleri

Cataka: Doğum öyküleri, Bharnut tarafından İ.Ö. II. yüzyıla dayanır.

Budhavaramsa’da Gotama’dan önceki 24 Buda hikayesi anlatılır. Gelecekteki Buda Metteyya (Maitreya)’nın habercisidir.

Buda Dipankara hayattayken bu 24 öncülden ilk Buda ola, Brahman Sumedha idi.

Geleceğin Gothaması bazen Brahman, kral, Yakşa şefi, kral Naga, hatta arslan olabilir.

Her Cataka Buda, olayın kahramanlarıyla özdeşleşmeleri gerektiği söylenerek iyi ya da kötü ruhsal durumların yükünü yeni bedenlenen varlığı nasıl koşullandırdığını anlatır.

Hinayana/Küçük Gemi: Eski Budizm

Mahayana/Büyük Gemi: Hıristiyanlık öncesi ortaya çıkan geliştirilmiş Budizm

Paramitalar: En yüce erdemler. Eski Budizm için bağış, ibadet, fedakarlık ve feragat, akıl ya da bilgelik, güç, sabır ve hoşgörü, doğruluk, azim, iyilik ve sükunettir. 10 erdem. Mahayana’da bağış ve ibadet aynı önemdedir. Sabır, güç ve bilgelik farklı yerdedir. Mahayana’da öğretilerin yönlendirmesine göre seçilen erdemlerin en yücesi 5 özel paramitayla sonlanır: Meditasyon, yeteneklerin doğru kullanılması, kararlılık ve bilgi. Tüm okullar bağışa özel önem verir. Bağışçının, bağışı kabul edenin niteliklerine, niyetin değerine ve bağışın en son noktada her türlü bağımlılıktan kurtarmasına bağlıdır.

547 numaralı Cataka en ünlüsüdür. (Vessantara Cakata) Kendi sınırlarının ötesine geçen bağışı anlatır. Vessantara/Viçvantara (Sanskritçe) Cakata: Sivi kralıdır. Beyaz filini, tüm parasını bağışlar. Sonra 2 çocuğunu ve en son karısı Maddi’yi bağışlaması istenir. Bu şekilde sınanır.

Tusita Tanrıları göğü/ Sükunete ve Doyuma erişenlerin göğü: 6 katlıdır. 4. kat arzuların alanıdır.

Svetaketu: Beyaz ve parlak varlık. Bodhisattva’nın Tusitalar arasındaki adı.

Buda, insanlar arasında doğmaya hazırlanırken kozmoloji metinlerindeki öncü belirtiler oluşur. Tam Uyanış’a yönlendirecek son doğuş olur.

Beyaz fil olarak doğar.

Buda’nın hayatındaki önemli her olayda yer sarsıntısı ve fırtına olur.

Buda’nın 5 büyük incelemesi: Doğacağı uygun zaman, kıta, yer, soy çizgisi (Kula klanı) ve taşıyacak anneyi kendi seçer.

Şakya/Kshatriya klanı: Saflıkları nedeniyle yöneticiler, sade hayat süren devletler birliğini ebeveyn olarak Brahman soyundan gelen Çuddhadana kralı ile eş olarak Mayadevi’yi seçer.

Bodhisattava tercihlerini belirleyince Tusita tanrının önüne dinin aydınlık 108 kapısını serer.

Bin ışınlı ışık çemberi: Bodhisattavanın Tusita tarnrılarından ayrılışı

Çocuksuz olan kral Çuddhadana ve kraliçe Maya cinsel perhizdeyken Bodhisattava’nın doğumu, günahtan arınmış kabul edilir. Kabileler halindeyken Şakya birliğinin hükümdarıdır. Soyları Brahman Gotama’ya uzanır. Annesi sağ böğründen içeri beyaz bir filin girdiğini rüyasında görür. Tabiri Cakravartin (Dünya hükümdarı) ya da bir Buda olacak erkek çocuktur.

Annesi Lumbini parkında bir ağacın dibinde ayakta dururken sağ böğründen Bodhisattava’yı doğurur. Sakra ve Brahma onu tutar. Hiçbir insan eli değmeden ilk tanrılar karşılar. Bir lotus çiçeğinin üzerinde ayağa kalkar, 2 Naga kralı yıkar. (Nanda Uphanishad) Önce kuzeye sonra diğer yönlere 7 şer adım atar. Hastalık ve ölümü yeneceğini ilan eder.

Doğuşundan 7 gün sonra annesi ölür. Kralın 2. eşi Maya’nın kardeşi Mahaprajapati onu büyütür.

Siddharta: Başarıya, refaha ulaşan

Ulu kişinin 32 belirtisi ve 82 işaretini (Bodhisattava’nın aşırı uzun kolları 32 belirtiden biri) Aslan bakışı gibi taşır.

Bilge Asita: Siddharta’nın en yüce Akıl’a ulaşıp adaletin çarkını harekete geçireceğini açıklar.

64 sanat var.

Devadatta: Kuzeni. Kıskanç ve rekabetçi

Gupa/Bimbo/Yasodhara: Eşi. Eşi için atadan kalma yayı gerip ok atar.

Kral, prensi tutmak için sefa bahçeleri yapar. 4 kapısı vardır. Doğuda düşkün, horlanan, korumasız, hareket edemeyen bir ihtiyarla; Güneyde tükenmiş, korunmasız, yersiz yurtsuz, ölümcül hastayla; Batıda ölüyü yakmaya götüren cenaze alayıyla karşılaşır ve ihtiyarlık, hastalık ve ölümden kurtuluşu arar. Kuzeyde dingin, kin gütmeyen, dilenerek, iç sükuneti içinde gezen dervişle karşılaşır.

Ben, kökleri erdem olan bütün dinlerin önünde yürüyen olacağım (Bodhisattava)

Rahula : Bağ demek. Bodhisattava’nın ilk oğlu.

29 yaşında şehri terk eder. Güneydoğuya gider. Anama nehrini geçer. Mara’nın karşı koymalarını atlatır.

Mara: Baştan çıkarma, kötülük ve ölüm tanrısı. Mri kökünden ölüm fikrini çağrıştırır. Şeytanla bir tutulur. Papiyon: En kötüsüdür. Arzular dünyası hakimi, çok güçlü, hayvanları, ölülerin ruhları, insanların duyusal hazlarının tatmininde 6 katın kötü kaderini yazar. Sonsuz yeniden doğuşların nedenidir.

Seçimini kesinleştirmek için saçlarını keser. Giysi, at, takılarını yollar.

Kanthaka: Atı. Üzüntüden ölür.

Arada Kalapa, maddesel olanın değersizliğini öğretir.

Udraka Ramaputra, şuur ya da şuursuzluğun olmadığı bir duruma geçmeyi öğretir.

Udraka Ramaputra’nın 5 öğrencisi ile mutlu topluluğa ait olanlar, Doğru Din Yasası’nın ilk dinleyicileri olarak Bodhisattava’yı takip ederler.

Şakyamuni: Şakya’ların bilgesi

Hathayoga, nefes tutma öğretisi ve oruç tutan Gautama’ya İndra 3 telli saz çalarak görünür. 1 tel çok gergin, 1 tel çok gevşek, 1 teli normal gerilidir. Yalnızca kendisini aşırılıktan uzak tutmayı bilen istediği hedefe ulaşır.

Bodhisattava, çilesini sonlandırır. Meditasyon için kutsal incir ağacı (Ajapala/Bodhi tree)’na yönelir. Burada Sujata (İyi yaratılışlı) ona besleyici yemekler sunar ve gücünü toplar.

https://www.exoticindiaart.com/index.php3?desktopversion=1&desktopurl=%2Fproduct%2Fpaintings%2Funder-bodhi-tree-BC48%2F

5 uyarıcı rüya ona Uyanış’a ulaşacağını gösterir: 1- Besleyici besin: Her bir gün için 49 parçaya bölünür. 2- Altın kasesini Nairanjana nehrine atar. Bu kase akıntıya karşı gider. Kral Naga Mahakala’nın sarayında daha önceki üç Buda’nın aynı şekilde attıkları değerli kaselere çarpar. 3- Nairanjana’da suya girer. 4- Ormanda Badhimanda (Uyanışın özü)’ya doğru gider. Dünyanın merkezidir. Kendinden önceki Buda’ların uyanış yükünü kaldırabilen tek yerdir. 5- Kuça ot demeti üzerinde doğuya dönük oturur.

Vaiçhakha (Nisan-Mayıs) ayının dolunay gecesinde, 35. doğum gününde Şakyamuni Gautama yüce uyanışa ulaşır ve o ondan sonra Buda olur. Uykusuz geçirdiği ilk gece, zihnini tüm bağımlılıklardan kurtarıp iç sükunetin ve zihin çevikliğinin getirdiği tam arınmışlığa; 2. gece duru görü (Tanrısal bakış) yeteneği ile kendisi ve diğer varlıkların geçmiş hayatlarını görmeye, 3. gece Tam ve yüce uyanış (Abhisambodhi) ise neden ve sonuçların sayıları 12’yi bulan ve birbirine bağlı karşılıklı üretim yasasının bilincine varır. Böylece 4 Yüce Gerçek (Acı, acının kökeni, acıya son verilmesi, acının durdurulması) ‘e götüren 8 yol hakkındaki gerçeğe ulaşır.

Sağ eli yere uzanan Buda, Mara’yı yenişini anlatır.

https://www.khanacademy.org/humanities/art-asia/beginners-guide-asian-culture/buddhist-art-culture/a/the-buddha-triumphing-over-mara

Gautama’dan önce 10 Buda vardır. Bodhi ağacının altında uyanmıştır.

Samsara (Ruhların bedenden bedene göçü) durdurmak için tüm varlıklara bu öğretiyi açıklar. Günahlardan uzaklaşma,iyi davranış, düşüncenin arındırılmasıyla Nirvana’ya (Yeniden doğuşun olmadığı durum) ulaşılacak doğru bilgiye meditasyonla ilerleyerek ulaşılır.

İlk bağış Kral Bimbisara tarafından Bambu Park’ta keşiş kulübesidir. Bağış, bağış yapanın bağışı kabul eden kişinin eline su dökerek kutsanır.

Mahabodhi: Bodh Gaya’da bulunan antik Uyanış kenti. Tüm geçmiş ve gelecek Buda’ların Mara ve kötülüğün güçlerini yenerek Tam Uyanış’a ulaştıkları yer.

https://www.holidify.com/places/bodh/mahabodhi-temple-sightseeing-1467.html

Buda 7 hafta boyunca meditasyon ve ibadet yapar: 1. hafta kralların kutsandıkları yeri, kutsanmalarını izleyen 7 gün boyunca terk etmemeleri gerekir. Burada Bodhi Ağacı (Açvattha) altında karşılıklı üretim yasası üzerine meditasyon yapar. 2. hafta, Tanrılara Uyanış’ı açıklar. Bodh Gaya gider. Bodhi ağacının kuzeydoğusuna gidip kımıldamadan ayakta durur, gözünü kırpmadan seyreder. 3. hafta, Eski kenti (Mahabodhi) gezer. 7 gün boyunca, 15 metrelik bir mesafeyi tekrarlar. (Lalitavistara’da/Gautama Buda’nın hayatını anlatan metine göre binlerce dünyanın 3 bin bölgesine gider.)

https://en.wikipedia.org/wiki/Mahabodhi_Temple

4. haftada, öğreti ve yerine getirmesi gereken görev üzerine meditasyon ve düşünmeyle geçer. Tanrılar kuzeybatıda mücevher yapıyı buraya inşa eder.( MÖ 250-233 yılları arasında Maurya İmparatorluğu’nun imparatoru Ashoka tarafından Bodh Gaya’ya, Buda’nın yaklaşık 200 yıl önce aydınlandığı noktaya yerleştirildiği düşünülmektedir. https://en.wikipedia.org/wiki/Vajrasana,_Bodh_Gaya )

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Diamond_Throne_Vajrasana.jpg

5. hafta, meditasyon için kutsal incir ağacının altına gelir ve Mara’nın 3 kızı yaşlılığı gösterirler. 6. hafta, Mucilanda ağacı altında aynı isimli gölün kıyısında meditasyon yapar. Mevsim normalin dışında soğuk ve yağışlıdır. Geri dönüşü tehlikeye girer. Mucalinda, gölün Nagası saygınlık kazanmak ve geçmiş Buda’ların sınavlarını hatırlayarak etrafına dolanarak korumaya çalışır.

https://stock.adobe.com/search?k=mucilanda

7. hafta, Rojatana ağacının altına, kraliyet kentine gider. 2 kervancı kardeş ona yiyecek sunar. Anayönlerin koruyucu tanrılarının her biri ona değerli malzemelerden oluşan birer kase verir. Buda sadece bağış kabından yemek ister ve reddeder. Taştan 4 kase sunulur ve Buda onları tek bir kasede birleştirir.

İlk inananları olan Trapusha ve Bhallika ‘ya saç ve tırnak kırpıntılarını verir. Bunlar Stupa (Buda ve Budizm’e ait kutsal kalıntıların olduğu çan şeklindeki bina) içinde korunur.

https://sanatsozlugum.blogspot.com/2013/11/stupa.html

İlk Vaaz/Benares Vaazı: Adalet çarkı ve ceylanlarla (Antik kentte ceylanlar ormanında verilmiştir) simgelenir. Yasa’nın öğrenilmesi için insanın kendi kendine yol göstermeye yönlendirir.

http://www.dinvemitoloji.com/2018/01/dharma.html

Varlıklar 3 gruptur: 1- Hatalar ve yanlış öğretilerin esiri olanlar, 2- Gerçeği bulanlar, 3- Doğru yolu arayanlar. Bunlardan 1 ve 2 . grup öğretiyi beklemez. Ama 3. grup kalabalıktır. Küçük bir çaba gerektirir. Yasa bu gruba öğretilir.

Lotus çiçeği hem nilüfer hem lotusu tarifler. Kalp ve dişil özelliklerle birleştirilir ve Buda’yı temsil eder. Nilüfer, kısa boylu, gündüz açar.

https://www.gezenadam.com/flora/AI.php?ID=264

Lotus, uzun boylu, büyük ve ortası parlaktır.

https://pixers.com.tr/posterler/ciceklenme-lotus-cicegi-54097668

Buda aydınlanınca Ganj kıyısından karşıya geçmek için doğaüstü güçlerini kullanır.

Mrigadava/Rishipatana: Çilekeşlerin düşüşü/Ceylanlar ormanı

Jina: Galip

Ayushmant: Saygıdeğer

Tathagata: Öyle giden (Geçmiş Buda’lar gibi), İşte böyle demeye gelen, Gerçeğe ulaşan

Adalet çarkı: Güneş tekerinin dünyayı aydınlatması gibi, Yasa’yı ve Buda’yı simgeleyen çark, yani dünyanın ışığı da tüm varlıkların üzerine ışır (Cakravartin)

Buda’nın büyük mucizelerinden 3. olan ilk vaazdır. Ashadha (Haziran- Temmuz) ayının dolunay akşamı, ilk gece Buda uyanık ve sessizdir. 2. gece aşırı çileciliğin neden uzak durulması gerektiği, aşırı uçlardan dindar kişinin uzak durup, orta yolu seçmesini söyler. 3. gece Doğru Yasa ile ilk Ajnata Kaudinya adlı müridi nirvanaya ulaşarak Arhant (Kusursuz) ermiş olur. 5 gün sonra geçicilik ve ben yokluğu vaazı ile kalan 4 kişi de öğretiyi anlar. Buda’nın küçük parmağını tutması ile ilk vaaz gösterilir.

http://www.buddhanet.net/e-learning/buddhistworld/sarnath.htm

Varsha: Yağmur mevsimleri (Haziran- Temmuz ve Ekim- Kasım arası)

3 Kaçyapa kardeş Brahmandır ve çok öğrenci getirirler.

Çariputra ve Maudgalyayana ilk önemli öğrenciler.

Seçkin insanın 32 belirtisinden bazıları, el içinde parmak içi kıvrım ve çark izidir.

Buda, çifte görünüm mucizesi yapar.

Jetavana: Prens korusu. En önemli manastırın olduğu yerdir.

https://www.outlookindia.com/outlooktraveller/photos/ruins-of-jetavana-monastery-in-sravasti/16648

Buda’nın mucizeleri: Hintkirazı (Mango) ağacı çıkarır, omzundan ateş, ayaklarından su fışkırır. Oturur, yatar, ayakta duru ve yürürken ki 4 görüntüsünü oluşturur. Bu görüntüler ağacın üstünde oluşur. Çravasti mucizesi denir ve Doğuş, Uyanış’a ulaşma, Adalet Çarkı’nın harekete geçişi ve acının tamamen sona erdirilmesi gibi 4 büyük mucizeden sonra gelir.

İndira cennetinde, İndira’nın tahtına oturup 33 tanrıya öğretiyi anlatır. Yağmurlar mevsiminin sonunda Sankacya kapıları önünde göksel merdivenden tanrılar eşliğinde iner. Yere ayak bastığında oradakiler Brahma’nın meditasyon dünyasının 3. katından, Avici’e ( Cehenneminin en dibi) kadar görünen dünyaların tümüyle ilgili içgörü edinir. 8 büyük mucize içinde yer alır.

Canavar Yaksha Alavaka ve haydut Agulimala tarikata katılır.

Parileyyaka ormanında inzivadayken bir fil ve maymun arkadaşlık eder.

Budizme göre, bir eylemin gerçekleştirilmesindeki niyet her zaman, çoğunlukla rastlantıya bağlı sonuçlarından daha önemlidir.

Devadatta, Gridhrakuta (Akbabalar tepesi)’dan geçerken Buda’ya taş yuvarlar. Nalagiri adlı savaş filini salar. Buda’nın dizginlenmiş merhameti ile evcil file döner. (Mucizelerden biri)

Buda tam bilinçlilik halinde şala ağaçları altına uzanır. Bedeni 5 renkli aura (Turuncu, kırmızı, sarı, beyaz ve mavi) ile kuşanır.

Sala or Cannon Ball, Cannon Ball Tree, Sal Tree, Sal of India, Couroupita guianensis Aubl. The plant in Buddhism history. https://www.123rf.com/photo_46493747_sala-or-cannon-ball-cannon-ball-tree-sal-tree-sal-of-india-couroupita-guianensis-aubl-the-plant-in-b.html

Vaiçali’de fahişe Amrapali’nin davetini kabul eder.

Papa’da Cunda domuz ziyafeti verir ve hastalığı kötüye gider. Bir rivayete göre buradaki bozuk yemekten dizanteri olur.

Altın renkli giysi hediye edilir ve ışıltısı söner. Bir Bodhisattava’nın Uyanış’a Ulaşması ve bir Buda’nın sönerek bütünüyle yok oluşu arifesinde bu durum olur.

İkiz şala ağaçları arasına başı kuzey, yüzü batıya dönük, sağ yanına uzanır. Tam bilinçlilik halindedir. Kuşinagar (Hindistan- Nepal sınırına yakın), Upavartana ve Beluva yakınındadır. Bu kent, eski zamanlarda dünya hakimiyken Malla krallığı ve Maurya İmparatorluğu’nun (MÖ 5-6 yüzyıl) başkenti olmuştur. 7. Buda Pushya’nın burada nirvanaya ulaştığı söylenir.

Birleşerek oluşmuş her şey çözülüp yok olmaya mahkumdur; kendi selametiniz için işlerinizi özenle sürdürün/ yorulmadan savaşın. (Gautama Buda son sözleri)

Tam bir meditasyon döngüsü ile bilinç ve duygu sonlandırma alanına adım adım ulaşarak, söner. Bu 80. yaş gününde olur. Yer sarsılır, tanrılar görünür hale gelir, ağaçlar çiçeklenir. (+. mucize) Arhant aşamasındakiler saygıyla içlerine dönerler, yolda olanlar acılarına hakim olamazlar.

Mahapurinirvana: Sönerek bütünüyle yok oluş

Nirvana: Son nefes, sükun, barış. Başlangıcı ve sonu olmayan, devinimsiz, değiştirilemez bu durum, bir yok oluş değil; yapılmamış, oluşturulmamış bir doğmamış olma, olmayış halidir. Ben’in ölümünden sonra elde edilir; sonsuz mekansız bir durumdur.

Başkalarına merhamet duyma (Maitri) uygulamasını, dikkatli farkındalık (Apramada) dan fazla yaptığı için öğrencisi Ananda, Arhant’a ulaşamaz.

Mahakaçyapa, bir brahmanın oğludur ve ilk Arhantlar Konsülünü (500 kişi) toplar. Rajagriha’da Vaihara dağında bir mağarada toplanırlar.

Sangha (Budist topluluk), keşişler (Bhikshu) ve laik öğrenciler (Upasaka)den oluşur.

Üçlü mücevher; Buda, yasa (Dharma) ve Sangha (Budist topluluk)dan oluşur.

5 Kural: Hayata kastetmemek, yalan söylememek, zina yapmamak, çalmamak, içki içmemek.

Hint inanışına göre ideal sayı 108’dir.

Kral Açoka, üç mücevherin koruyucu ve yayıcısı olan en seçkin laik inanandır.

Mahayana üzerine üretilen düşüncelerden yeni öğretiler oluşur. Meditasyona öncelik veren Çin Chansı, Japon Zeni ile tantraları (ilmik, büyü öğretisi) brahmanizmdeki gibi kullanan tantarik Budizm gelişir.

Tantarik Budizm, ayinsel, yoga, büyüden yararlanır. Endonezya’da cinsel simgeciliği ve erotik ikiciliği kabul eder. Tibet ve Moğolistan’da da yaygındır.

Mahayana, Kore ve Japonya’da, Hirayana Sri Lanka ve Çinhindi yarımadasında yaygındır.

8 Doğru: Doğru düşünce/görüş (Sammaditthi), doğru niyet/karar/tasarlama (Sankappa), doğru söz(Vaca), doğru hareket/eylem/davranış (Kammanta), doğru varoluş yolları/geçimini kazanma biçimi (Ajiva), doğru çaba/uygulama (Vayama), doğru dikkat/farkındalık/cevabı doğru hazırlama (Sati), doğru zihinsel yoğunlaşma/ ruhsal yaşamda doğru tavır/ aklı sakin tutma (Samadhi). Bunları uygulayarak acıdan kurtulunur.

4 Yüce Gerçek: Acının yüce gerçeği, acının kaynağının yüce gerçeği, acıyı sonlandırmanın yüce gerçeği, acıyı sonlandırmaya götüren yolun yüce gerçeği 1- Acının Yüce Gerçeği: Doğum, yaşlılık, hastalık, ölüm, nefret edilenle birliktelik, sevilenden ayrılık, istediğini elde edememek ile olur. 5 kural/kazanım (Upadanakkhandka) ile önlenmeye çalışılır. 2- Acının kaynağının Yüce Gerçeği/Samudaya: Doğuşların kaynağında olan, duyusal zevklerle bağdaştırılan ve zevk almamıza yol açan susuzluk ile olur. 3 susuzluk/açlık (Tanha) vardır: 1- Zevk,istekler (Kama), 2- Varlık (Bhava) İstekler için olur. 3- Yokluk (Vibhava) için özlem 3- Acıyı sonlandırmanın Yüce Gerçeği/Nirodha: Susuzluğun son buluşu, andan kopuş, onu terk ediş, ondan vazgeçiş, onu azat edip, onu siliş, onu dindiriş, onun artık barınağında olmayışı 4- Acıyı sonlandırmaya götüren yolun Yüce Gerçeği/ Dukkhanirodhagamini patipada : 8 doğrunun yüce yolu

4 Yüce gerçeğin, 3 döngülü 12 görünümü gerçeğin ışığında izlenir. Bir tathagata (Her şeyin gelip gitmenin ötesinde olduğunu ve tüm geçici fenomenlerin ötesinde olduğunu belirtir) vaaz ettiğinde onu anlayan olursa; Adalet Çarkı harekete geçer.

Dhammapada: Doğru sözler/Seçilmiş özlü sözler/Yasa üzerine dizeler, pada (4 heceli kıtalar) halindedir.

Buda (Gautama) MÖ 623-543 yılları arasında yaşadı.

Tüm zihin durumlarının öncü olma, başta gelme özelliği vardır ve bunlar düşünce tarafından yaratılır. Kötü bir düşünceyle konuşur ve davranırsa ıstırap onu izler. Saflaştırılmış bir düşünceyle konuşur ya da davranırsa mutluluk onu izler.

Beni aşağıladı, beni horladı, beni yendi, benden çaldı. Bunu benimseyende nefret yatışmaz. Benimsemeyende nefret yatışır.

Nefret, sevgiyle yatışır. Nefretle yatışmaz.

Uyanık dikkat (Apramada) ölümsüzlüğün yoludur.

Bilge kişi enerjik, özenli, dikkatli, kendine hakim, düşünerek hareket eden, doğru yaşayandır.

Sağduyusuz kişiler, kendilerini umursamazlığa terk ederler, duyusal zevklere dalarlar.

Kötülük yapanları ya da alçak kişileri arkadaş edinme; iyilerle arkadaşlık et, en iyilerin dostluğunu edinmeye çalış.

Bilge kişiler övgü ya da kınama karşısında kaya gibidir, sarsılmaz.

Öğretiyi dinleyen bilge kişiler derin, duru ve sakin bir göle benzerler.

Yolculuğunu tamamlayan, ölüm alanını aşar. Her türlü endişeden kurtulur, kendini özgürleştirir; tutku ateşinden eser kalmaz. Kibir ve aşırı isteklerden arınmalıdır.

Toprak gibi sabırlı ve iyi işlenmiş kişi alınıp gücenmez. Doğum ve ölüm döngüsü yoktur.

Doğru bilgiyle kurtuluşa eren kişinin düşünce, söz ve hareketleri sakin, huzurlu ve dengelidir.

Sutta Derlemeleri: Buda’nın ya da doğrudan onun öğrencilerinin sözlerini aktaran Nikayalar (Hacim, koleksiyon)dır.

Parya/Vesala: Öfkeli, hınçlı, kötü, ikiyüzlü, yanlış ve aldatıcı görüşlere kapılan kişi, canlı yaratıklara acı çektiren, merhameti olmayan, köyleri şehirleri yıkan, istila eden, düşmanca davranan, hırsızlık yapan, borç alıp borcunu inkar eden, soygun yapan, kendi ya da başkalarının çıkarı için yalancı şahitlik yapan, akraba ya da arkadaşlarının eşlerini zor kullanarak ya da rızalarıyla elde eden, olanağı varken ana- babasının ihtiyaçlarını yaşlılığında karşılamayan, ana, baba, kardeş, kayınvalide, kayınpederine vuran ya da sözle yaralayan, danışıldığında yanlış öğütler verip, gizlice tuzak kuran, kötülük yapıp bunun kimse tarafından bilinmemesini dileyen, gizlice kötülük yapan, sahtekarlıkla insanı aldatan yemek zamanı öfkeli sözler söyleyip bir şey vermeyen, sadaka vermeyen, alçakgönüllü bağışları hor gören, kibirli olup başkalarını aşağılayan, başkalarında öfke uyandıran, cimri, kötü tutkuları olan, kıskanç, kurnaz, utanmaz, kötülük yapmaktan çekinmeyen, hakaret eden, Arhant değilken öyle olduğunu iddia edenleri tanımlar. İnsan doğuştan parya ya da brahman olmaz. İnsan eylemleriyle parya ya da brahman olur.

Buda Öğretisi: Bir nedenden doğan şeyleri açıklayabilen kişi, nedeni söylemiş olur ve bunların son buluşu, bunu olduğu gibi söyleyen kişinin, dindar kişinindir.

3 pitaka (sepet), disiplin (Vinaya), metinler (Sutta) ve öğretinin özetleri (Abhidhamma) demektir. Buda’nın sözleri ve öğretilerini içerir.

Catakalar ile erdemlere ulaşmada tekamülün gerektiği ve kötü eğilimlerin varlıklarını yaşamlar boyu sürdürüşünü anlatır.

Pali derlemesinde 208 numaralı Timsah catakası Sumsumara’da, maymun olarak dünyaya gelen Bodhisattava ile timsah olan Devadatta ve eşi Cinca’yı anlatır.

Lalitavistara: Oyun/Gösteri. Buda’nın tanrılar arasında varoluşundan Adalet Çarkı’nın harekete geçirilişine kadar ki hayatını anlatan destansı bir sutradır. Eski Budizm ile Mahayana arasında bağ kurar. Buda’nın son enkarnasyonunun bu dünyadaki varlıkların yararına verilen bir “gösteri” veya “performans” olduğu şeklindeki Mahayana görüşüne atıfta bulunur. https://en.m.wikipedia.org/wiki/Lalitavistara_Sūtra

Annesi Maya-Devi, babası Kral Suddhodana’dır. Lumbini bahçesinde Plakcha ağacını sağ kolunu uzatıp tutar. Bu sırada ana rahmine düşer. 10 ay sonra annesinin sağ yanından çıkar. Ana rahminin lekesine bulaşmaz.

Bodhisattava doğar doğmaz yere iner ve lotus çiçeğinin üzerine basar. Nagaların Kralı Nanda ve Oupananda sıcak ve soğuk su dökerek yıkarlar. Diğer tanrı ve oğulları kokulu su, taze çiçeklerle yıkayıp, üstünü örterler. Havada 2 Tchamara (Yak kuyruğundan yapılan yelpaze) ve 1 değerli şemsiye belirir.

https://www.dreamstime.com/stock-photo-birth-buddha-kratie-cambodia-feb-life-series-paintings-langka-pagoda-temple-sambuk-mountain-image54606293

Yeryüzünün 10 noktasına aslan bakışıyla bakar. Bu sırada 3. gözü açılır. Bu göz tüm varlıkların düşünce ve davranış biçimlerini tam olarak anlar ve doğru davranış biçimi, gözlem yeteneği, erdemin kaynağını kullanışıyla eşiti olan var mı? diye bakar, göremez. Tüm varlıkların düşünce ve davranış biçimini öğrendiğinden iyi bir düşünceyi hatırlayarak ve iyice düşündükten sonra, hiç kimse tarafından tutulmadan, endişe ve korkudan uzak, bir aslan gibi yüzü doğuya dönük 7 adım atar. Kaynağında erdem olan tüm yasaların önünde yürüyecek kişi ben olacağım der. Yürürken başı üstünde havada beyaz bir şemsiye ve 2 güzel yelpaze ilerler. Adım attığı yerde lotuslar açar. Güneye 7 adım atar. Tanrıların ve inananların lütuflarına layık olacağım. Batıya 7 adım atar. Bir aslan gibi dünyada en mükemmel benim, dünyada en iyi benim! Benim son doğuşum bu; doğuma, hastalığa, yaşlılığa ve ölüme son vereceğim. tüm varlıklar arasında daha üstünü olmayan olacağım. Alt tarafa yönelip 7 adım atar. Şeytanı ve ordusunu alt edeceğim ve cehennemlerde olan varlıklar için, cehennem ateşini yok etmek amacıyla, onların içini sevinçle doldurarak yaşamın koca bulutundan yağmur yağdıracağım. Üst tarafa yönelip 7 adım atar. Tüm varlıklar için yukarıda görünür olacağım. Bunu der demez: İşte, tam olgunluğa ulaşmasından doğan bilimin özü ortaya çıkar.

Dört karşılaşma ile aylaklık, lüks ve zevkler gerçeğin gizlenmesine yol açar. Bunlar: Doğu kapısında yaşlılık, güney kapısında hastalık, batı kapısında ölüm ile karşılaşır. Sonra kuzey kapısında gezgin keşişi görür.

5 adam/ Mutlu topluluk: Bala, Utpala, Sundara, Kumbhakari ve Buda.

Aryasthavirah/Eskiler okuluna göre Bodhisattava, Çin’de 5. ayın 15. günü/ Uttarashadha ayının 30.gününün gecesinde yeniden doğmuş. Diğer okullara göre aynı ayın, bizde 5. ayın 8. gününe denk gelen 23. günün gecesinde yeniden doğmuş.

Rishi Asita’ya Bodhisattava malum olur.

Doğaüstü varlıklar: Hayat ve ölümün engin denizlerini aşmak için bize kim kayık ve kürek olacak?

Buda ölünce yakılır ve 8 kral kalıntı alır. Ayrıca tanrılar ve ejder kralları Anavatapa ve Elapattra’da pay alır.

Seçkin insanın sırasıyla artarak beliren işaretleri, birbirini izleyen hayatlar boyunca kazandığı geri döndürülemez erdemlerine tanıklık eder. Dalai Lama’nın halefi Tibet’te böyle seçiliyor.

Lalitavistara ve Mahavyutpatti’de küçük farklılıklarla ortaktır. Theravadin’de farklı sıralanır. Mahapadanasutta’ya göre sıralanmış liste: 1- Suppatitthapada ( Supratisthitapada,30) Yere sağlam basan ayaklar 2-Hettha padatalescu cakhani (Cakrankitohastapada, 29) El ve ayak tabanında tekerlek işareti 3-Ayahapankin (Ayatapadaparshmi, 31) Geniş topuklar 4- Dighangulin (Dirghanguli, 28) Uzun parmaklar 5-Mudutalunahathapada (Mrdutarunahastapada, 26) Yumuşak ve narin el ve ayaklar 6- Jalahatthapada (Jalavanaddhahastapada, 27) El ve ayakları ağla kaplı 7- Ussankhapada(Utsangapada, 25) Topukları çıkıntılı ayaklar 8- Enijangha (Aineyajangha, 32) Antilobun bacakları gibi bacaklar 9-Thitaka va anoramanta ubhohi paritalehi jannuhani parimasati parimajjati (Sthitanavant apralambabahuta, 18) Ayaktayken eğilmeden iki elini dizine değdiren 10- Kosohitavatthaguhya (Koçopagatavastiguhya, 23) Giysiyle örtünmesi gereken yeri bir kılıfa gömülü 11 ve 12- Suvennavanna kancanasannibhataca ve sukhumacchavin (Sukshmasuvarnacchavi, 17) İnce ve altın rengi cilt 13- Ekekaloma (Ekaikaromaprodokshinavarta, 21) Tek tek ayrılmış, sağa dönük tüyler 14- Uddhaggaloma (Urdhvagarama, 22) Uçları havaya dikili tüyler 15-Brahmujjugotta, Düzgün Brahman kol ve bacakları 16- Sattussada (Saptotsada,15) Yedi çıkıntı (Eller, ayaklar, omuzlar ve gövdenin kol ve bacaklara ayrıldığı kısımlar) 17- Sihapubhaddhakaya (Simhapurvardhakaya, 19) Ön yarısı aslan görünümünde 18-Citantaramsa (Citantaramça, 16) Dolgun koltuk altları 19-Nigradhaparimandala (Nyagradhaparimandala, 20) Bir banyanın tombulluğu 20- Samavattakkandha (Susamvritaskandha, 14) Gövdenin kol ve bacaklara ayrılan bölümlerinin düzgün yuvarlaklığı 21- Rasarasagrata (Rasaggasaggin, 10) İncelmiş tat duyusu 22-Sihahanu (Simhahanu, 11) Aslanın çenesi 23-Cattalisadanta (Catvarimçaddanta, 6) 40 diş 24-Samadanta (7) Eşit dişler 25-Aviraladanta (8) Aralıksız dişler 26-Susukkodanta (Suçuklodanta, 9) Bembeyaz dişler 27- Pahutajivha (Prabhutatanujihva,12) Geniş ve ince dil 28- Brahmassara (Brahmasvara, 13) Brahmanın sesi 29 ve 30- Abhinilanetta ve Gopakhuma (Abhinilane tragopakshma, 5) Simsiyah gözler ve bir ineğin kaşları 31- Unna (Urna, 4) Kaşlar arasında bir tutam beyaz 32- Unhisasisa (Ushnishaçirsha, 1) Çıkıntılı bir baş

Bazı kaynaklar bunlara 24 tamamlayıcı işaret ekler. bunlar sıradan güzellik belirtileridir. Ayak tabanındaki tekerlek, gamalı haç gibi işaretler Theravadin geleneğinde özellikle iyi belirti olarak bilinir.

Mudra (Mudda) : Hareketlerin listesi ve anlamı. Buda’nın özel bir anı ya da Mahayana’da diğer Buda’ların birini belirtmede kullanılır. 6 tanesi Buda’lara özgüdür: 1- Dhyana Mudru (Samadhi duruşu): Meditasyon, zihinsel konsantrasyon işaretidir. Dimdik bir beden, Hint oturuşu (Bacaklar kıvrık) her iki el yatay olarak birbirinin üzerinde kucağa yerleştirilir. Buda’nın tüm meditasyonlarında bu hareket seçilir.

https://china.lu/en/chinese-buddhist-art/254-dhyana-mudra-buddha.html

2- Varada Mudra: Birinden kabul edilen bağış, lütuf. Sağ kol aşağıya sarkıtılır, parmaklar bir miktar aralık, avucu açık el.

https://tr.pinterest.com/pin/307511480781935080/

3- Abhaya Mudra: Korkusuzluk işareti, sakinleştiren, yatıştıran. Sağ ön kol az çok dik açı yapacak şekilde kıvrılmış, avuç içi dışa dönük, parmaklar gergin ve yukarıya doğru uzanmış.

https://www.amazon.co.uk/Exotic-India-Buddha-Abhaya-Mudra/dp/B07M624R88

4- Vitarka Mudra: Düşünme, açıklama işareti. Abhaya Mudra’ya göre kol bedene daha yakın, parmaklar daha kıvrık ve baş- işaret parmağı bitişik. Bazen yere doğru yapılır. Sol el, etek kısmını tutar. Hint- Avrupa tarzı oturur veya ayakta iken yapar.

https://china.lu/en/chinese-buddhist-art/237-bronze-buddha-in-vitarka-mudra.html

5- Dharmachakra Mudra/Dharmacakra pravartana Mudra: Adalet Çarkı işareti/Adalet Çarkı’nı harekete geçirme işareti. Vitarka Mudra hareketini sağ el yaparken, sol el parmak ucuyla sağ elin avuç içine dokunur.

https://www.lotussculpture.com/Brass-Dharmachakra-Mudra-Buddha.html

6- Bhumisparça Mudra: Yere dokunma işareti. Mara’nın yenilgisine atfedilen mucizenin toprağı gösterme hareketi (Maravijaya Hareketi) Hintli oturuşunda, sol el kucakta, sağ el kasıktan sarkıtılır, parmak uçları yere dokunur.

https://www.invaluable.com/auction-lot/buddha-maravijaya-assis-en-bumishparsha-mudra-sur-154-c-d8b4319aec

Topluluğa giriş ve dine kabulde: Buda’ya sığınıyorum,Yasa’ya sığınıyorum, Topluluğa sığınıyorum açıklamasını (Çaranagamana) yaparak gerçek Budist olunur.

Canlı varlıklar, tüm cansız varlıklar, mineraller, bitkiler, düşünce ve zihin durumlarıyla vs… nirvananın dışında ortak özellikler paylaşır. Hepsi bileşiktir. Tüm bileşiklerin 4 ortak özelliği vardır: üretim, süre, düşüş/dönüşüm ve son. Bileşiklerin başlangıçları, kendisinin dışındaki koşullarla ve nedenlerle ortaya çıkar. Başlangıcı olanın bir de sonu vardır. Evrenin bile. Her varlık birbirini izleyen ve birbirini sıkı sıkıya koşullandıran gelip geçici olaylar zincirinden oluşur.

Birleşik şeyler gelip geçicidir. Bu yüzden acı çeker. Sonu ölümle, ayrılıkla biter. Mutluluklar ayrılık, hastalık, endişe ve kaygı tehdidi altındadır. Varoluş acı verir. Bu acı yüzünden boştur yani sonsuz mutluluk kurulabilecek sabit bir şey yok.

Nikaya (Farklı gruplar)’dan ayrılan öğretiden günümüze Theravadin (Sri Lanka, Güneydoğu Asya) bulunur.

Mahayana, Hıristiyanlık’tan hemen önce başlar. En önemlileri: Avelokiteçvara, Buda Maitreya Nagarjuna (Madhyamaka çağını başlatır), Asanga (Yogacana/Vijnanavadin ile yoga ve hareketleri ekler)

7. yüzyılda Vajrayana (Elmas/Yıldırım Gemisi) ve kutsal kitapları Tantra (Tantarizm) başlar. Yoga, büyü ritüelleri içerir.

5. yüzyılda Buddhaghasa, Theravadin’de kullanılan sözleri açıklayan Visuddhimagga (Saflığa Götüren Yol) yazmış. Çravaka Budizmi/ Özgür irade dışında her şeyi reddeder.

Mahayana (Büyük Gemi/Büyük İlerleme Yolu) Uzakdoğu, Orta Asya, Çin, Kore, Japonya, Çinhindi, Hindistan’da yaygın. Vaipulyasutra (Mahayanasutra) edebiyatına yol açtı.

Mahayana’da Bodhisattava’lar nirvanaya ulaşmayı geciktirir. Uyanış düşüncesi (Bodhicihotpada) oluşturmaya yoğunlaşılır. Her şeyi bilmeyle ilgilidir. Gelip geçicilik, acı ve kişisizlik değil, sayısız görünümleriyle bilmeye, bilim değil, durugörü, evrensel bilgi söz konusudur. Kişileri ve şeyleri görmezden gelir. Kendini evrensel iyilik ve mutluluğa adar.

Budizm, Yasa’ya hizmet görevi ve vaazlarda her dile çeviri yapıp yorumu koruduklarından tüm Asya’ya yayılmıştır. Hinduizm’de bu yoktur.

İmparator Ming zamanında (1368-1644) Altın Adam (Buda heykeli) ve Beyaz at Baimasi tapınağına yerleşen 2 din adamı ile Çin’e girer.

Zhu Shixing gezgin keşişliği başlatır. Xiyuji adlı Yogacarin öğretileri, seyahatini anlatır.

Bu sırada Konfiçyüs ve Taoculuk yaygındır.

Konfiçyüscülük: (M.Ö. 551-479) Çin’de Lu eyaletinin Tsou şehrinde doğdu. Konfüçyüs isminin Batı dillerindeki karşılığı olan Confucius, K’ung Futzu’nun (üstat, filozof Kung) Latince şeklidir. Çince’de K’ung Ch’iu diye bilinir. Onun hedefi yeni görüşler ortaya koymak değil eskilerin hikmetli sözlerini aktarmaktı. Konfüçyüs, eski bilgelerin faziletlerini yeni nesillere aktarmak suretiyle geçmişin seçkin idarecilerinin Çin’e barış ve huzuru nasıl getirdiğini göstermeyi amaçlıyordu. Bu sebeple kendini tanıtmak ve ülke yönetimiyle ilgili düşüncelerini pratiğe dönüştürmek için on üç yıl dolaşarak düşüncelerini anlatmış, 483’te Lu’ya dönmüş, ömrünün geri kalan kısmında araştırma yapmış ve öğrenci yetiştirmiştir. Bir eğitimci olarak son derece başarılı olan Konfüçyüs gençleri politik görevlere hazırlıyor, öğrencilerini edebiyat, tarih, felsefe ve ahlâk eğitimi almaya teşvik ediyordu. Konfüçyüs’ün ideal insan ve ideal toplum fikri kendisini ideal bir hükümet düşüncesine sevketmiştir. Çünkü onun zamanında iyi bir hükümet yoktu ve halk ıstırap içindeydi. Konfüçyüs’ün idealindeki hükümet, bütün insanların iyiliği için çalışan ve halkın güvenini kazanan bir yönetimdi. Aynı zamanda o, korku ile yönetilen devleti değil hükümdarla tebaası arasında karşılıklı anlaşma bulunan ortak bir idareyi savunmuştur. Konfüçyüs, yeni bir din ortaya koymayı düşünmediği halde Lu’nun prensi onun adına bir mâbed inşa etmiş ve ona kurbanlar sunulmaya başlanmıştır. Konfüçyüs’ün öğretileri daha sonra imparator tarafından Gök’e yapılan ibadetle irtibatlandırılmış, Çin yönetimine bağlı bütün bölgelerde Konfüçyüs’e de ibadet edilmesi emredilmiş ve Konfüçyüsçülük Çin’in resmî ve millî dini haline getirilmiştir. Bu gelişmede, imparatorun Gök’ün oğlu olduğu şeklindeki tasavvurunu dinin merkezine yerleştirmesi etkili olmuştur. Konfüçyüs, öğrencileriyle birlikte daha önceki Çin filozof ve bilginlerinin yazılarını bir araya getirip gözden geçirme işine girişmiş, özellikle yönetim, sosyal hayat ve törenlerle ilgili bilgileri derleyerek yaşayan ahlâk ve geleneklerin devamını sağlamaya çalışmıştır. Ayrıca öğrencileri de Konfüçyüs’ün konuşmalarını toplamış, böylece Konfüçyüsçülüğün kutsal metinlerini oluşturan ve “beş klasik” (Wou King), “dört kitap” (Se Chou) olarak bilinen iki koleksiyon ortaya çıkmıştır. Beş klasiği oluşturan kitaplar şunlardır: 1. Yi King (Değişiklikler kitabı). Chou I diye de bilinir. Eski bir kehanet el kitabıdır. Metnin orijinal kısmının Konfüçyüs’ten önceye, Chou hânedanlığının ilk günlerine (m.ö. 1000) ait olduğu söylenmekte, metin üzerinde yapılan yorumlar Konfüçyüs’e atfedilmektedir. Ancak Yi King’in uzun bir gelişim süreci sonunda bugünkü şeklini aldığı kabul edilir. Yi King çok sayıda dile çevrilmiş olup Çin klasikleri arasında Avrupa ve Amerika’da en çok tanınanlardan biridir. 2. Şu King (Tarih kitabı). Eski zamanlara ait belgeler (Shang Shu) diye de adlandırılan Şu King, Çin’in en eski tarih kitabıdır. Konfüçyüs öncesi dönemlere ait imparatorlar tarafından yapılmış konuşmalardan pasajlar ihtiva eder. 3. Şi King (Şiirler kitabı). Çin şiirinin en eski derlemesidir. Batı Chou hânedanlığı döneminde (m.ö. 1111-770) revaçta olan 305 şiiri ihtiva eder. 4. Li King (Âyinler kitabı). Muhtemelen ilk Han hânedanlığı döneminde yazılmıştır. Kırk altı bölümden oluşur. Bazı bölümler Konfüçyüsçülüğün incelenmesi açısından son derece önemlidir. Herkese ait görevleri ve bilhassa hükümdarlık âdâbını öğrettiğinden Çin’in birinci derecede kutsal metinleri arasında yer almıştır. Aynı zamanda ibadet, toplum ve aile ilişkileri hakkında yazılmış bir kurallar kitabı olan eserde dinî inançlara dair kesin esaslara rastlanmaz. Li King, Çin medeniyet ve ahlâkına dair etkili bir rehber olup asırlar boyunca hakkında ciltler dolusu yorumlar meydana getirilmiştir. 5. Ch’un Ch’iu (İlkbahar ve sonbahar vekāyi‘nâmeleri). İlk Konfüçyüsyen tarih olup Konfüçyüs’ün doğduğu yer olan Lu eyaletinde milâttan önce 480’de bizzat Konfüçyüs tarafından derlenmiş olduğu söylenmektedir. Milâttan önce 722-481 yılları arasında Lu’da görev yapan on iki idareci dönemindeki olayları kapsar; eser Lu eyaletinin bir tür vekāyi‘nâmesidir. Yazarın ahlâkî yargısını açıklayan üslûbundan hareketle metnin Konfüçyüs’e ait olduğu kanaatine varılmıştır. Çinliler tarafından çok itibar edilen bu kitap tarih ve politikada ahlâkî yargı için bir ölçü durumundadır. Dört kitabın isim ve özellikleri de şöyledir: 1. Lun Yü (Konuşmalar). Konfüçyüs’ün konuşmaları, öğretileri ve faaliyetleri hakkında başlıca bilgi kaynağıdır. Muhtemelen milâttan önce 400’lerde onun öğrencileri tarafından derlenmiş, bugünkü şeklini milâttan sonra II. yüzyılda almış, Sung hânedanlığı döneminden itibaren eğitimin esasını teşkil etmiştir. Sadece Lu eyaletine ait olanı zamanımıza kadar gelebilmiştir. 2. Tahsüeh (Büyük bilgi). “Yetişkin eğitimi” anlamına gelen Tahsüeh, Çin’deki eğitime dair sekiz asırlık temel dokümanları kapsamaktadır. Orijinal metnin kaynağı belli değildir. Geleneğe göre Konfüçyüs’ün Tsengtzū olarak da bilinen öğrencisi Tseng Ts’an’a (ö. m.ö. 436 [?]) atfedilmekte, Konfüçyüs’ün eğitim, ahlâk ve politikaya dair düşüncelerine de yer verdiği söylenmektedir. Konfüçyanistler VIII. yüzyıldan itibaren bu metne özel önem vermişlerdir. 3. Chungyung (Orta yol doktrini). Âyinler kitabının otuz birinci bölümüdür. Özlü metin sadece Konfüçyüs’e ait olduğu sanılan konuşmalardan meydana getirilmiştir. Pek çok bilim adamı bunun çok sonraki bir tarihe ait derleme olduğunu kabul eder. 4. Mengtzu. Konfüçyüs’ün en meşhur tâbilerinden Mensiyüs’ün (Mengtzu) (ö. m.ö. 289 [?]) üstadının öğretileri hakkında yaptığı felsefî yorumların derlemesidir. Bu dört kitap milâttan sonra XI. yüzyılda Sung hânedanlığı döneminde bir araya getirilmiş ve yönetici sınıfın eğitiminin temelini oluşturmuştur. Diğer taraftan Konfüçyüs’ün, ilkbahar ve sonbahar vekāyi‘nâmeleri dışında yazılı bir metin bırakmadığı ve ona isnat edilen beş klasikten çok azının kendisine atfedilebileceği belirtilmiştir. Konfüçyüs öğretilerini bir tanrı fikrine dayandırmamış, ancak zamanındaki yaygın inanca da saygılı olmuştur. Konfüçyüsçülük’te tanrı veya tanrılar panteonu, rahiplik, mâbed, inanç, kutsal kitap gibi konular yoktur. Bu sebeple Çinliler Konfüçyanizm’e “okul” ya da “bilginlerin doktrini” adını vermişlerdir. Çin’de yaygın olan ve Şangti diye adlandırılan yüce Tanrı inancı Konfüçyüs’te de devam etmiştir. Konfüçyüs bu yüce varlığı ifade etmek için T’ien kelimesini tercih etmiştir. Ona göre T’ien o zaman anlaşıldığı üzere gökte oturan, kötü hükümdarları cezalandıran, yeni hânedanlar kuran ve iyileri mükâfatlandıran atalara verilen bir ad değildir; T’ien tabiat düzeninin yöneticisi, her şeyin üstündeki varlık, yaratıcı kudretti. Böylece Konfüçyüs T’ien’i “her şeye hâkim olan Tanrı” anlamında kullanmıştır. T’ien’e iyiliğin kaynağı olarak saygı göstermiş, emrini öğrenmiş, onun da kendisini anladığına inanmıştır. Konfüçyüsçülük’te Tanrı düşkünleri korumak için hükümdarlar, Tanrı yolunda yardımcı olmaları ve ülkenin her yanında huzuru sağlamaları için öğretmenler göndermiştir. O yücedir, yerdeki insanlara hükmeder, kötüler çoğalınca hükmü amansızdır. Ölüm ve hayat göğün emridir, zenginlik ve şeref ise kaderin işidir. Tanrı her şeyi açıkça görür, bütün işlerde insanlarla beraberdir. Kanun ve şeriat Gök’ten gelir. O iyi insanlara uzun ömür bahşeder, fazilete mükâfat verir. Fazilet ise dört kısımdan meydana gelmektedir: İnsan sevgisi, adalet, emredilen merasime riayet ve bilgi. Konfüçyüsçülük’te ibadet göğe, yere ve atalara tapınma ile Konfüçyüs adına düzenlenen törenlerden ibarettir. Konfüçyüs, âyinlere büyük önem vermek ve her şeye hâkim olan tanrı T’ien’e inancı ön plana çıkarmak suretiyle zamanının geleneksel Çin dinini kabul ve tasvip etmekle birlikte bir din kurucusu olmaktan çok bir ahlâk öğreticisi olarak ün yapmış, Konfüçyüsçülük de dinden ziyade ahlâk ve hikmet yolu olarak gösterilmiştir. Aslında Konfüçyüs bir üstün insan, orta yolu takip edecek ve başkalarına da itidal yolunu gösterecek kültürlü, nazik insan yetiştirmeye yönelik hayat tarzını belirlemeye çalışan bir ahlâk öğreticisi idi. Onun sisteminin amacı milletini siyasî terbiye yoluyla mutluluğa kavuşturmaktı. Konfüçyüs’e göre soyluluk miras yoluyla devralınmadığından herkes soylu olabilir. Gerçek soyluluğun işaretleri ise insanları sevmek, atalara saygılı olmak, samimiyet, insanlarla iyi ilişki kurmak, doğruluk ve dengeli yaşamaktır. Konfüçyüsçü ahlâkın temeli “büyük bilgi”de kendini, ev halkını, milletini yönlendirme, barışı sağlamanın yolunu bulma şeklinde açıklanmıştır. Konfüçyüs konuşmalarında dünyada beş ilkeyi her şeye uygulayabilme yeteneğine “mükemmel erdem” demektedir. Bunlar ağır başlılık, cömertlik, samimiyet, doğruluk ve nezakettir. Konfüçyüs bir kimsenin bütün hayatına rehber olabilecek ilkeyi, “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma” diye özetlemiş, onun bu sözü “altın kural” olarak nitelendirilmiştir. Faziletin en yüksek derecesi bir insanın daima değişmez olan orta yoldan yürümesidir. Âlicenap ruhlu adam için en önemli şey adalettir; adaleti icra eden kişi ahlâk ve âdâba göre davranmış olur. Konfüçyüs ahlâkının temeli sevgidir. Konfüçyüsçülük’te evrensel veya en üstün erdem olarak bilinen bu sevgi anlayışı “jen” terimiyle ifade edilmiştir. Konfüçyüsçülük’te bütün ahlâkî faziletleri içine alan beş temel faziletin en üstünü jendir. Mensiyüs’e göre bu, başkalarının duygularını paylaşabilmek ve onlara şefkat göstermekle eyleme dönüşür. Buna kısaca iyilik severlik denilmektedir. İkincisi görevdir (yi). Yapılan bir yanlıştan sonra utanma duygusunda ortaya çıkar. Üçüncüsü âdetlere riayet duygusuyla dışa yansıyan görgü kurallarıdır (li). Dördüncüsü, doğru ve yanlışa karar verme duygusuyla dışa yansıtılan hikmettir (chih). Beşincisi ise doğru inançtır (hsin). Bu da güvenilirlik olarak açıklanmıştır. Konfüçyüsçülük’te felsefî sistem evrenin yaratılışı hakkındaki efsaneye dayandırılmıştır. Buna göre başlangıçta umumi bir kaos düşünülmüş, evrenin yaratılışı, bu kaos içindeki Yin ve Yang denilen iki asıl doğurucu ilkeye (logos spermetikos) isnat edilmiştir. Yin ile Yang birbirine karşılıklı tesir ederek elementleri meydana getirmiş, elementlerin birleşmesinden evren doğmuştur. Meselâ ateş Yang’dan çıkmıştır. Güneş de ateşin asıl cevheridir. Su ise Yin’den çıkmıştır. Güneş ateşin asıl cevheri olduğu gibi ay da suyun asıl cevheridir. Bu şekilde meydana gelen güneş ve aydan diğer yıldızlar doğmuştur. Yin ve Yang, esas itibariyle güneş altındaki bir setin karanlık ve aydınlık tarafları demektir. Fakat Konfüçyüs zamanında bu terimler, Çinli düşünürlerin her şeyde farkına vardıkları bir düalitenin zıt ve tamamlayıcı iki unsuru olarak felsefî bir anlam kazanmıştır. Buna göre Yin yeryüzüdür; olumsuz, pasif, karanlık, dişi ve tahrip edicidir. Siyahla sembolize edilir, aya bağlıdır, sonbahar ve kışta güçlenir. Aynı zamanda devler onun hükmü altında kalır. Hayatın devamı için gereken med ve cezir, çıkış ve iniş gibi olaylarda göze çarpan bu prensip eski Çin filozofları tarafından fikir sistemlerinin esası, fal sanatının da temeli sayılmıştır. Yang ise göktür; olumlu, aydınlık, erkek ve yapıcıdır. Yang’ın güneşe bağlı doğurucu gücü ilkbahar ve yazda artar; kırmızı renk ve tek sayı ile temsil edilir. Yin ve Yang’ın “büyük esas” veya “yaratıcı prensip”ten (T’ai Chi) çıkmış oldukları var sayılmıştır. Bunlar, birinin etkisi artarken diğerinin etkisinin azalması şeklindeki dâimî etkileşim içindedir. Bu nazariye, her şeyin karşılıklı olarak birbiriyle ilişki içerisinde olduğu ve sürekli bir değişim süreci yaşadığı şeklindeki görüşün geliştirilmesine yardımcı olmuş, insanla tabiatın birliğini açıklamada kullanılmış, ahlâkî ve sosyal öğretiler için de kozmolojik bir temel oluşturmuştur. Taoistler’in, her şeyin gerisinde bulunan evrensel birlik (T’ai I) düşüncesinden etkilenen yeni Konfüçyüsçü felsefe, “öz” (menşe) ve “nefes” adı verilen iki temel terimi benimsemiştir. Maddî dünya, kendisiyle katı şeylerin sıvılaştırıldığı ve içinde eritildiği nefesten ibarettir. Nefes, tıpkı nefes alıp verme gibi devamlı sükûnete doğru gider gelir; bu gidiş geliş esnasındaki hareket haline Yang, sükûnet haline Yin adı verilir. Aydınlık-karanlık, erkek-dişi, hükümdar-tebaa gibi her zıt çiftinde aktif üyenin nefesi Yang, pasif üyeninki de Yin’dir. Öz her şeyin içine nüfuz eden bir tane (tohum, zerre) olup onu takip etmek kolay, ona karşı gelmek zordur. Öz insanın içinde ahlâkî bir prensip olarak mevcuttur. Fakat insan onu her zaman takip edemez. Çünkü öz, insanın kendisinden ibaret olduğu nefes tarafından oluşturulan yoğunlukla insan için belirsiz hale getirilmiştir. Fakat ahlâk eğitimiyle nefes öze göre davranma kolaylaşıncaya kadar tedrîcî olarak netleştirilebilir. Yeni Konfüçyüsçüler’e göre yol ve gök öz için kullanılmış basit isimlerdir. İki tür ruh olan “shen” ve “kuei” (geleneksel olarak “uzatmak, germek” ve “geri gelmek” anlamında açıklanmıştır) nefesin verilip alınmasıyla özdeşleştirilmiştir. Buradaki eğilim, ruhu bir çeşit şahsî olmayan güç şeklinde düşünme yönündedir. Yeni Konfüçyüsçüler’in ölülerin ruhlarına dair şüpheciliklerine rağmen Konfüçyüsçüler, şahsî ruhlar hakkındaki yaygın inanca karşı çıktıkları zaman bile genel olarak ruhun bu anlamda gök cisimlerinde, dağlarda ve nehirlerde aktif olduğu konusunda şüphe etmemişlerdir. Bir çeşit tabii güç olarak ruhun rasyonelleştirilmesi bu şekilde anlaşılmıştır. Hem Konfüçyüs’ün hem Laotse’nin fikir sistemlerinin temelini oluşturan ve Yin ile Yang arasındaki tezadı birleştiren prensip olarak da ifade edilen Tao’nun tanımı ve özellikleri şu şekilde belirtilmiştir: Tao dünyayı yöneten sebeptir. O görülemez, duyulamaz ve kavranamaz. Ezelî ve ebedîdir. Kendiliğinden vardır. Her şeyde hâzır ve nâzırdır. Hiçbir tasvire sığmaz. Her şeyi yaratan ve besleyen odur. Bundan dolayı Tao bazan “ana” diye de adlandırılır. Tao’dan bir doğar, birden iki (Yin ve Yang), ikiden üç (Yin, Yang ve nefes), üçten yaratılmış evren doğar. Tao’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Başka güçlerle rekabet etmez. Dolayısıyla insanlar da hırstan uzaklaşırlarsa iyi bir hayata sahip olurlar. Konfüçyüs de Tao ile ilgili olarak şöyle demiştir: “Eğer bir kimse sabahleyin Tao’yu işitse akşama esef etmeden ölebilir. Tao’ya sahip bir bilgin kötü elbiselerinden ve fena yemeklerinden dolayı utanç duyuyorsa bu kimseye önem vermeye değmez” . Yine Konfüçyüs’e göre Tao erdemi, adaleti, nezaketi, samimiyet ve saygıyı da içine almaktadır. İnsanları kötü işlerden meneder ve insanlar arasında adaleti sağlar. Kısaca Konfüçyüs’ün ana düşüncesi Tao (göğün yolu) idi. Bu bütün insanların yürümeye çalışmaları gereken bir yoldur. https://islamansiklopedisi.org.tr/konfucyusculuk

Taoculuk (Taoizm, Daoizm): Konfüçyüsçülük’le birlikte 2000 yıldan fazla bir süredir Çin’de hayatın her alanını biçimlendirmiş iki büyük yerel dinî-felsefî sistemden biridir. Temelinde “yol” mânasında tao (dao) kavramının yer aldığı Taoculuğun Çince karşılığı Dao-cia’dır (yolun nesli). Kökeni eski Çin Şamancılığı’na dayanan Taoculuk tabiatla uyum halinde olmayı, müdahaleden kaçınmayı, basitliği ve sadeliği savunan bir düşünce ve inanç sistemidir. Gelenekte Taoculuğun başlangıcı milâttan önce VI. yüzyılda yaşayan Lao-tzu’ya (Laozi) dayandırılır. Taoculuk esasen bilgi ve hikmete ulaşmayı amaçlayan felsefî bir sistem olarak doğdu. Temel kavram ve ilkeleri sırasıyla Lao-tzu ve Zhuangzi’ye atfedilen Tao-te Çing (m.ö. VI-III. yüzyıllar) ve Zhuangzi (m.ö. 350) adlı klasik metinlerde yer alır. Taoculuk bu metinlerin yazarlarına atıfla Lao-Zhuang felsefesi diye de anılır. Felsefî Taoculuk milâdî XIII. yüzyıla kadar müstakil bir sistem halinde devam etmekle birlikte milâttan önce II. yüzyılda atalara tapınma, tabiat tanrılarına yönelik inanç ve ölümsüzlük arayışı gibi eski Çin inançlarını da içine alacak şekilde dinî Taoculuğun (Dao-ciav) doğuşunu hazırladı. Huangdi, Sarı İmparator (m.ö. 259-210) ve Han hânedanı (m.ö. 202-m.s. 220) dönemlerinde Taocu öğretiler rağbet gördü. Taoculuğun tam bir din haline gelişi, Zhang Daoling’in milâttan sonra 142’de, tanrılaştırılan Lao-tzu’dan vahiy/öğreti aldığını iddia etmesiyle başladı. Üstat olarak bilinen Zhang’ın kurduğu Tianşi Dao (semavî üstatlar yolu) ölümünden sonra oğlu ve torununun önderliğinde bağımsız bir dinî harekete dönüştü. Bu dinin rahiplerine yapılan bağıştan dolayı “beş ölçek pirinç yolu” olarak da bilinen bu örgütlenme sonucunda siyasî ve dinî güce sahip, Tao kavramını merkeze alan bir topluluk oluştu. Kuzey Çin’de Wei hânedanı döneminde (220-265) Taoculuk hânedan tarafından resmen tanınan bir inanç durumuna geldi. Semavî üstatlar yolu mezhebiyle Güneydoğu Çin’in yerel dinî gelenekleri arasındaki en önemli birleşme ise IV. yüzyılda gerçekleşti. Gelişerek devam eden bu dine, Shangqing ve Mao Şan (Mao dağı) adlarıyla bilinen Taocu ekol öncülüğünde geleneksel büyü teknikleri ve simya öğretisinin yanı sıra ölümden sonraki hayat ve cennete yükselip Tao’ya daha yakın olma fikri girdi. Zâhid keşişler sınıfı ortaya çıktı. Ayrıca başta cinsel törenler olmak üzere bazı uygulamaların önemi azaltıldı. Kuzey Çin’de resmî din statüsüne yükseldi. Song hânedanı devrinde (960-1279) imparatorlar Taocu metinlerin derlendiği, yaklaşık 5000 ciltten oluştuğu rivayet edilen Dao Zang’ı (Tao yasaları) bastırdı ve yeni birtakım mezhepler ortaya çıktı. XIII. yüzyıldan itibaren Taoculuk, Budist mezhepleri karşısında geriledi ve bölünmelere uğradı. Bu dönemde ortaya çıkan mezheplerden en önemlisi Şuan şen (yüce saflık/mükemmellik) ismiyle anılan mezheptir. Meditasyona ağırlık veren bu mezhep birçok Taoist ritüelini basitleştirdi. 1849’daki halk isyanı ülke genelindeki Taocu ve Budist mâbedlerinin yıkımıyla neticelendi. XX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve ülkeyi tekrar Konfüçyüsçü çizgiye taşımaya çalışan “yeni hayat” hareketi de Taocu merkezleri ortadan kaldırmaya çalıştı. 1949’da Mao Zedong liderliğindeki din karşıtı komünist devrimle birlikte diğer dinî unsurların yanı sıra Taoculuk da tamamen bastırıldı. Fakat 1982’de iktidara gelen Deng Xiaoping liderliğindeki yeni yönetimin hoşgörü yanlısı tutumuyla Taoculuk Çin’de yeniden itibar görmeye başladı. Taoculuğun Çin dışında başta Tayvan olmak üzere Malezya, Singapur, Kore, Japonya, Vietnam ve Tayland gibi Güney Asya ülkelerinde, ayrıca Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da mensupları bulunmaktadır. Taoculuğun en temel kavramı olan tao basit anlamıyla “yol” karşılığında kullanılmakla birlikte bu sistem içerisinde evrendeki dengeyi ve düzeni sağlayan yol, ilke veya ideali ifade eder. Tao’nun üç seviyesi vardır. Yüce Tao her şeyin kaynağı olan mutlak ilk bütün yaratılmışların ardındaki görülmeyen, yalnızca mistik yolla kavranabilen güce karşılık gelir. Tao-te Çing’de yer alan ifadeyle onun tek ismi vardır: “Her şeyin anası.” O boş bir kap gibidir. İçini hiçbir şey dolduramaz. Dibi yoktur ve her şey varlığını ona borçludur. Her şey ondan doğar. Tao’dan bir (Tai-çi), birden iki yani Yin ve Yang, ikiden üç yani su, toprak ve hava, üçten âlemdeki varlıklar doğar. İkinci seviyede yer alan tabiatın Tao’su tabiatın özünü oluşturan ve onu kontrol eden ritmi, üçüncü seviyedeki kişisel Tao ise her kişinin hayatında etkili olan Tao’yu ifade eder. Taoculuğun amacı yüce Tao ile bir olmaktır. Tao’ya bağlı diğer bir kavram, “erdem” veya “güç” şeklinde tercüme edilen Te’dir. Tao’nun görünüşü ya da yansıması olarak bütün varlıklarda bulunan Te görünmez Tao’nun doğadaki her şeyi değiştiren görünür yanıdır. Bu mânada Te, “Tao’nun gerçek varlığının aydınlığa çıkışı” veya “kişi tarafından algılanan biçimi” olarak tanımlanabilir. Varlığında bu yansımayı farkeden kişi aradığı huzuru yakalamış, eşyanın gerçek niteliğini kavramış ve her şeyi tabiilik içerisinde yapabilecek noktaya ulaşmıştır. Kısacası kişi, bu durumda içinde yaşadığı kültür tarafından şekillenmeden önceki ilk haline, yani yontulmamış taş veya ağaç (pu) durumuna dönmüştür. Bu durum zihnin bilgi ve tecrübelerle şekillenmemiş asıl halidir; her türlü tanımlama ve nitelemeden uzak salt tecrübe ve bilinç halidir. Bu hal Tao örnek alınarak ulaşılabilecek sadelik ve tabiilik halidir. Bundan dolayı Taocu büyük ustalar ve yöneticiler hiçbir zaman yontmaz yani yönlendirme yapmaz. Çünkü onlar bilirler ki evrenin tek yöneticisi Tao’dur. Tao’nun akışını yöneten ise özündeki tabiilik ya da kendiliğindenliktir. Dolayısıyla Taocu yaşam tam bir edilgenlik üzerine değil bu özü ifade eden tabiilik ve sadelik üzerine kuruludur. Taoculuk’ta her varlık mutlak gerçeklik olan Tao’dan kaynaklanır ve sonunda yine ona döner. Bu sistemde medenîleşme yaygın kullanımıyla tabii düzenin bozulması şeklinde yorumlanır ve gerçek toplumsal reform uzak geçmişe dönüş veya başlangıçtaki saflığa ulaşma şeklinde tanımlanır. Bir diğer temel kavram “wu-wei”dir. Sözlük anlamı “hiçbir şey yapmama, eylemsizlik” olan wu wei, eşyanın gerçek bilgisine ulaştığı için arzularının esiri olmaktan kurtulmuş Taocu azizin durumunu veya onun eyleme yönelme tarzını ifade eder. Bu kişi büyük bir sükûnet içindedir ve işin gereğine uygun davranır. Bu sebeple hayal kırıklığı ve hüzün yaşamaz, hatta zorluklarla karşılaştığında bile telâşa kapılmaz, gereksiz eylemlere girişmez. Lao-tzu azizin sakin ve dingin halini suya benzetir. Su yeryüzündeki en yumuşak ve içine girdiği kabın şeklini alan bir maddedir. Buna rağmen en sert taşa nüfuz edebilir ve onu sürükleyebilir. Eylem ve davranışlarını Tao’ya uygun hale getirenler de böyledir. Zhuangzi ise bu durumu işinin ehli olan ve bundan dolayı bıçağı hiçbir zaman körelmeyen bir kasaba benzetir. Kasap elindeki karkasın kemik yapısını iyi bildiğinden eti kemikten ayırırken gereksiz hareketler yaparak bıçağının körelmesine yol açmaz; elinin hareketini eklem yerlerine göre ayarladığından işini kolayca yapar. Dolayısıyla wu-wei, işi oluruna bırakma veya zor kullanmadan kolayca başarabilme ya da işin doğasına uygun davranma yöntemi şeklinde anlaşılmalıdır. Taocu düşüncenin bir diğer temel kavramı “ki” (çi) denilen evrensel enerjidir. Bu düşüncede asıl olan evrensel enerjinin farkına varmak ve onu koruma yollarını öğrenmektir. Zira bütün hastalık ve sıkıntıların sebebi insanda sınırlı olarak var olan bu enerjinin bedeni terketmesidir. Ki’nin kaybını önlemek ve geri dönüşünü sağlamak için diyet, meditasyon, doğru nefes alma ve duruş ağırlıklı bazı teknikler geliştirilmiştir. Geçmişte semavî üstatlar yolu mezhebinde uygulandığı şekliyle en önemli yol tövbe ve pişmanlıktır. Sessizlik hücresinde belli bir süre kalan ve secdeye kapanan kişi kaybettiği enerjiyi yeniden kazanabilir. Ayrıca belli yiyeceklerin üstat ve müridlerce paylaşıldığı ziyafetler de hem söz konusu enerjiyi kaybetmeme hem de Tao ile birleşme amaçlarına yönelik uygulamalardır. Nefeslerin birliği (He Ki) olarak bilinen tören ise bir rahip yönetiminde gerçekleştirilen toplu cinsel ilişki törenleri sonraki Budist metinlerinde ahlâk dışı uygulamalar olarak tanımlanmış ve reform sürecinde önemini kaybetmiştir. İnsanla evren arasındaki benzerlik Taoculuk’ta önemli yer tutar. Buna göre insan küçük bir evrendir ve bedeninde evrenin düzenini yansıtır. Bunun en belirgin görünüşü, Tao geleneğindeki beş ayrı yönde yer alan beş kutsal dağa, gökyüzünün beş bölümüne ve beş mevsime (dört mevsim ve yaz sonu) denk gelen insan bedenindeki beş bölgenin (karaciğer, kalp, dalak, akciğer ve böbrekler) yer aldığı inancıdır. İnsanla doğal düzenin birliği inancı açıklanamayan büyülü bir duygudan kaynaklanır; bu birliği kavramanın yolu da meditasyondur. Bunun yanı sıra oruç, riyâzet ve özel tantra uygulamaları ile simya ve tılsımlara da başvurulur. Ölümsüzlük iksirini bulmaya yönelik Taocu simyacılıkla hem kimyasal deneylere (yvaidari) hem de içsel simyaya (neidan) önem verilir. Neidan aracılığıyla normal yaşlanma sürecinin tersine çevrilebileceği, bunun ise kozmik dişi-erkek, edilgen-etken, karanlık-aydınlık karşıtlıklarını simgeleyen Yin ve Yang güçlerinin insan bedeninde birleştirilmesi ve beş unsurun (su, ateş, toprak, metal ve tahta) dengede tutulmasıyla sağlanacağı düşünülür. Beş unsur teorisi Çin akupunktur tekniğinin gelişmesinde etkili olmuştur. Taoculuğun en önemli eseri Lao-tzu’ya atfedilen Tao-te Çing’dir (Daodecing/Yol ve erdem kitabı). Toplam 5000 Çin yazı karakterinden oluştuğu için “Lao-tzu’nun beş bin kelimesi” diye de anılan bu kitap birçok uzmana göre bugünkü biçimini milâttan önce 350-250 yılları arasında almış derleme bir kitaptır. İki kısımdan oluşan kitabın ilk bölümünde (1-37), Tao ile Tao’yu hissedebilmek ve mahiyeti hakkında bilgi edinebilmek için gerekli ruhî dönüşüm konu edinilir. İkinci bölüm (38-81), Tao’nun tezahürü veya ona ulaşmanın yolu ya da mutlak arınmışlık halini ifade eden “te” hakkındadır. Tao-te Çing, esasen yöneticiler için tasarlanmış kısa ve özlü bir el kitabı niteliğindedir. Burada öngörülen ideal hükümdar/yönetici eylemleriyle emri altındaki insanlar üzerinde baskı ve korku oluşturmayan, işleri büyük bir sükûnet ve tabiilik içerisinde gerçekleştirdiği için varlığı bile hissedilmeyen bilge kimsedir. Böyle yöneticiler halkın eylemleri için hiçbir sınırlama ve yasak getirmez. Tabiiliği, sükûneti ve sadeliğiyle idaresi altındaki bütün canlıların huzurlu olmasını, dolayısıyla barışı sağlar. Yöneticiye tabiatla uyumlu olmanın önerildiği metinde Çin düşüncesinin çok eski kavramlarına yer verilir. Yin ve Yang örneğinde olduğu gibi bunların bazısını değiştirmeden kullanırken Tao’ya ayrı bir anlam ve işlev yükler. Nitekim Çin düşüncesinde evrenin, hükümdarın, insanoğlunun ve her felsefe okulunun bir Tao’su yani yolu, yüce ilkesi vardır. Tao-te Çing’de ise mutlak Tao’yu kavrama ve evrensel Tao’nun birliğine ulaşma toplumsal ve bireysel bir ideal olarak sunulur. Taoculuğun ikinci önemli kitabı eseriyle aynı adı taşıyan müellife atfedilen Zhuangzi’dir. Kısa ve özlü Tao-te Çing’den farklı olarak hikâyeler toplamından ibaret olan bu kitap kişisel hayat felsefesine yer verir. Toplumsal yaşama katılımın tümüyle reddedildiği Zhuangzi’nin Tao yorumunda Tao-te Çing’deki basit ve tabii toplumsal uyum düşüncesinden farklı olarak gelişmiş, aydınlanmış, metafizik bir kadercilik dikkati çeker. Meseller yoluyla bütün değerlerin aslında izâfî olduğunun ortaya konduğu eserde hayatla ölüm arasında ayırım yapılmaz; ölüm halindekiler yaklaşan dönüşümlerini Tao ile birleşme olarak sevinçle karşılarlar. Zhuangzi’de kusursuz veya üstün insandan söz edilir. İnsanoğlunun fırtınalı dünyasından ayrı yaşayan, uçarcasına hareket eden bu ruhanî varlıklar hiç çaba göstermez, hiç yaşlanmaz, her zaman özgürlüğün ve doğallığın verdiği mutluluğu temsil ederler. Bu ruhsal varlıklar sonraki kuşaklar tarafından ölümsüzler adıyla anılmış, çeşitli yöntemlerle onların niteliklerine kavuşmak pratik bir amaç olarak görülmüştür. Bir diğer temel eser de yine kitabıyla aynı adı taşıyan müellife ait olan Lie-tzu’dur (Liezi). Zhuangzi gibi bütün insanlara eksiksiz özgürlüğün yollarını gösteren Lie-tzu’da bireyin kendi yaşamını her şeyden üstün tutması ve topluma yarar sağlamak uğruna hiçbir fedakârlıkta bulunmaması gerektiği belirtilir. Milâdî II. yüzyılda ortaya çıkmış Taiping (büyük barış) akımının klasiği olan Taiping Jing’de ise ölümsüzlüğe ulaşmak için gerekli olan tekniklere yer verilir. Huai-nan-tzu (Huainanzi) usta büyücülerin yazılarından oluşan bir derlemedir. Taoculuğun ortaya çıkışından önceki dönemlere ait olan Çin klasiği I-Çing de (Yijing) Taocu gelenek tarafından gelecek tahmini için kullanılan bir kitaptır. Taoculuk mâbedleri, rahipleri, âyinleri ve tanrıları olan bir inanç sistemidir. Âyinler daha ziyade mâbedlerde rahipler eşliğinde veya evlerde ibadete ayrılmış mekânlarda icra edilir. Bu âyinlerde ilâhî tarzında şarkılar söylenir, çeşitli dualar okunur, Tao üzerine meditasyon yapılır, özel nefes alma teknikleri ve hareketler uygulanır, Tao-te Çing üzerine konuşulur, tütsü yakılır ve başta Şang-ti olmak üzere çeşitli tanrı ve tanrıçalara dua edilir. Bir Tao âyininin en temel özelliklerinden biri tanrılardan yardım istemek amacıyla sunulan şarap ve yiyecek takdimesidir. Takdimeler özellikle azizlerin doğum günleri veya tanrıların isim günlerine adanmış kutsal günlerde mâbedlerde yahut ata ruhları için evlerde sunulur. En önemli günlerden biri Çin ay takvimine göre ocak sonu veya şubat başına denk gelen Çin yeni yılının başlangıç günüdür. Bugün bütün tanrıların yeryüzüne inme günü diye de anılır. Bugünün evrendeki olumlu gücün (Yang) yeniden doğuşunu temsil ettiğine inanılır. Ruhun ölümsüzlüğü inancına sahip olan Tao geleneğinde ölen kişinin bedeniyle birlikte muhteris ruhunun da toprağa gömüldüğüne, saf ruhun ise yaşamaya devam ettiğine inanılır. https://islamansiklopedisi.org.tr/taoculuk

Pracna Paramita’nın Boşluğu (Kong) kavramı Laozi ve Zhvangzi’nin oluşturdukları kategorileri Budizmin yorumlanışına uygular.

Geyi (Duyulara uyarlama) evlat sevgi- saygısı (Xiao) ile Konfiçyüscülükle uyum sağladı.

Aydınlar Tao, Konfiçyüs ve Budizmi tek sistemde birleştiren Sanjiao Guiyi akımını oluşturur.

Tc’han (Chan) Dhyona: İç dünyaya yönelik uygulamalar ve gündelik etkinliklerde gerçekleşme biçimidir. Zihinsel tasavvur ve törenselliği dışlar. Hedefi anlık Uyanış’a en kısa yoldan ulaşmaktır. Yazılı metinleri sınırlar, tasvir ve put düşmanı hatta din karşıtıdır. Sadelik ve fakirliğe geri dönüştür.

Japonya’da Şinto dinini reddeder. Daha sonra Budizm, Şintoizm ata tanrıları ve kamilerden ( Hayat için önemli olan, rüzgâr, yağmur, ağaç, dağ, ırmak ve bereket gibi konsept ve şeylerin şeklini alan kutsal ruhlar) oluşan değişik mezhepler, en son Zen çıkar.

Şintoizm: Japonya’nın yerel dini olan Şinto (Şintoizm), tarih öncesi çağlardan kalma animistik inanç şekillerinin -Taoist, Budist ve Konfüçyüsçü unsurların da etkisiyle- Antikçağ’larda şekillenmeye başlayan modern biçimidir. Tarihî açıdan bakıldığında Ural-Altay halklarına ait animistik kökenli Şamanizm öğretisinin Japon adalarındaki uzantısı olarak da görülebilir. Şinto aslen Çince (şen-tao) bir kelimedir ve “tanrıların yolu” anlamına gelir. Japonca karşılığı kami-no-miçidir. Japon dinî metinlerinde, Japonlar’ın geleneksel dinlerini VIII. yüzyıldan itibaren Japonya’da hızla yayılan Budist inancından ayırmak amacıyla bu Çince söz benimsenmiştir. Şintoizm’in bir kurucusu ve peygamberi olmadığı gibi klasik anlamıyla bir kutsal metni ve dinî kodeksi de yoktur. Şintoizm, daha ziyade ataların ruhlarıyla ilişkilendirilen tabiat üstü varlıklara veya güçlere (kami) belli ritüeller çerçevesinde tapınma, Japon geleneğine ve aileye saygı gösterme üzerine kurulu bir dinî öğreti veya hayat biçimidir. Şintoizm, aynı zamanda ilkel bir tabiatçılık anlayışından beslenen ve tabiatla insan arasında mevcut, görünen ve görünmeyen her türlü ilişkiye önem atfeden güçlü bir ahlâk sistemi geliştirmiştir. Bu tabiatçı ahlâk anlayışı, Konfüçyüsçü sosyal ahlâkın da etkisiyle Ortaçağ’dan itibaren günümüz Şintoizm’inin temelini oluşturmuştur. Şintoizm’in bir diğer özelliği Japonya ve Japon halkıyla özdeşleşmesi, dolayısıyla dışarıya kapalı bir din olmasıdır. Dinî bir sistem biçiminde Şintoizm’in ortaya çıkışı Japon tarihinde Yoyoi adıyla bilinen döneme (m.ö. 300 – m.s. 300 civarı) rastlar. Bunu izleyen Kofun döneminde (m.s. 300-550) günümüzdeki haline yakın bir şekil almıştır. Bu dönemde (m.s. V. yüzyıl) yazının Çin ve Kore yoluyla Japonya’ya girmesiyle Şinto metinleri kayda geçirilmiş, bu durum merkezî bir Şinto sisteminin gelişmesine imkân hazırlamıştır. Milâttan sonra VI. yüzyılda Japonya’ya giren Budizm VIII. yüzyılda güçlenerek Şintoizm’i etkilemiş, Budizm’e karşı Şintoist çevrelerde oluşan tepki Şintoizm’in standart hale getirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu arada Ise’de bulunan Şinto tapınağı merkezî bir tapınak statüsüne ulaşmıştır. Aynı yüzyıllarda Japonya’ya giren bir başka yabancı öğreti olan Konfüçyüsçülük de Şintoistler tarafından benzer tepkiyle karşılanmıştır. Şintoizm modern yapısını büyük oranda 1600-1868 yılları arasını kapsayan Yedo döneminde kazanmıştır. Bu dönem için belirleyici olan en önemli değişimler Şintoizm’in millî bir din olarak algılanması ve devlet dini biçimine dönüştürülmesi, Budist ve Konfüçyüsçü etkilerden arındırma çabasına girilmesi ve birbirinden farklı Şinto gruplarının ortaya çıkması şeklinde özetlenebilir. Yedo dönemini izleyen iç savaşın ardından gelen Meiji restorasyonu döneminde Japonya’da Batı karşıtı ulusalcı bir anlayışın gelişmesine paralel şekilde Şintoizm de tamamen devletin kontrolüne girmiş ve 1871’de Din İşleri Bakanlığı kurularak Şintoizm devletin tek resmî dini (Şinbutsu bunri) haline gelmiştir. 1945’te Japonya’nın II. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasına kadarki dönemde millî Şinto anlayışının yapılanması hız kesmeden devam etmiştir. Bu çerçevede Şintoizm’in toplumu birleştirici bir unsur halinde kullanılması ve halkın kendisine kutsallık izâfe edilen Japon imparatorunun nüfuzu altında birleştirilmesi amaçlanmış, böylece koyu bir yurt severlik bilinci oluşturulmuştur. Savaş sonrasında -Amerika Birleşik Devletleri’nin isteği doğrultusunda- Şintoizm resmî din statüsünden çıkarılmış, daha ziyade halk inancı biçiminde devam etmiştir. Günümüzde gerek Budist/Konfüçyüsçü/Taoist etkiler gerekse Şintoizm’in iç dinamiklerinden kaynaklanan tarihî şartlar dolayısıyla birbirinden farklı dört ana Şinto yorumu bulunmaktadır. En eski Şinto geleneklerini koruduğu kabul edilen Jinja Şinto (tapınak Şinto’su); çoğunlukla folklorik inançlarla şifacılık, büyücülük gibi çok eski animistik uygulamaların karışımından meydana gelen Minzoku Şinto (halk Şinto’su); XVIII. yüzyılda ortaya çıkan modernist-yenilikçi, bazı spiritüel inançlardan oluşan Kyoha Şinto (mezhep Şinto’su) ve Şintoizm’den kaynaklanan, fakat daha da özelleşerek neredeyse yeni bir dinî harekete dönüşen Şintokei Şinşukyo’dur (Şinto’dan gelen yeni yollar). Vahye dayalı bir kavram çerçevesinde olmasa da Şintoizm’i çok tanrılı bir kutsallık doğrultusunda yorumlayan birtakım yazılı metinler Şintoistler arasında saygın bir yere sahiptir. Bunların başında Japon yazılı dinî edebiyatının ilk örneğini teşkil eden Kojiki gelir. Bugünkü haliyle VIII. yüzyılın başlarında meydana gelen Kojiki, Japon adalarının kutsallığı, Şinto tanrılarının öyküleri, dünyanın yaratılışı, Japonlar’ın mitolojik kahramanlarının hayatları gibi efsaneleri içerir. Benzer bir metin yine Japonlar’ın efsanevî tarihini anlatan ve kökeni VIII. yüzyıla kadar inen Nihongi’dir (Nihonşoki). Yazılış dönemlerinden çok daha eskiye uzanan şifahî gelenekleri derleyen bu metinler Şintoizm’in ana yazılı (kutsal) kaynaklarını oluşturur. Teorik inanç ve gelişmiş bir dinsel kurallar sistemine sahip olmayan Şintoizm’in temelinde, kamilerle insanlar arasındaki ilişkiyi ve hayatın her yönünü kapsayacak biçimde uyumu ve sadeliği esas alan bir öğreti yer alır. Animistik dinlerin çoğunda rastlandığı üzere tanrısal güçlere karşılık gelen ve “tabiat ruhları” (yaşam güçleri) şeklinde açıklanan kamiler tabiattaki her şeyde mevcuttur. Evrendeki her türlü düzen onların insanlarla ilişkisi çerçevesinde varlığını devam ettirir. Tabiattaki her şeyde, dağlarda, ormanlarda, mağaralarda, sularda ve gökyüzünde çok sayıda kami bulunur. Bitki ve hayvan gibi canlı varlıklarda da kamiler vardır. İnsanların ruhları öldükten sonra kami haline dönüşür. Japon imparatorları (mikado) yaşarken de kamidir. Japon ırkının kendisinden yaratıldığına inanılan güneş tanrıçası Amaterasu kamilerin en önemlisidir. Bir kami kendi başına ne iyi ne de kötüdür. İnsanların kamilerle olan ilişkisi kamiyi insanın lehine veya aleyhine çevirebilir. Bu ilişkinin ana unsurunu ritüeller aracılığıyla her kaminin insan tarafından tatmin edilmesi teşkil eder. Şinto ritüelleri ya kamilere adanmış tapınaklarda (jinja/jinsa) veya evlerdeki ibadete ayrılmış mekânlarda (kami-dara) icra edilir. En önemli Şinto tapınağı Honşu adasındaki Ise şehrinde bulunan Amaterasu Jinja’dır. Şinto ritüelleri günün belli vakitlerine göre düzenlenmiş değildir; daha çok herhangi bir kamiden şahsî bir talepte bulunmak amacıyla yapılır. Düzenli ritüeller bayram günlerinde (matsuri) uygulanır. Bunlardan biri her yıl ocak ayında yapılan ateş merasimidir. Düzenli ya da düzensiz bütün ritüeller kutsal mekânların bir köşesinde bulunan su havuzlarındaki arınma ritüeliyle başlar. El ve -artık pek uygulanmayan- ağız yıkama işlemiyle hem bedenî hem ruhî arınma gerçekleştirilir; ayrıca tapınakta yanan ateşin dumanı başın üzerinden geçirilir. Bu şekilde kişinin kaminin huzuruna çıkmaya hazır (günahlarından arınmış ve kutsanmış) hale gelmesi amaçlanır. İkinci aşama kamiye getirilen kurban veya takdimenin sunulmasıdır. Şinto takdimeleri pirinç rakısı (saki) ile pirinç veya başka bir şeyden yapılmış yiyecek takdimesinden (şinser) oluşur. Son aşama, el çırparak kamiyi çağırdıktan sonra kamiden talep edilen isteklerin söylenmesi ve belli duaların okunmasıdır. Tapınaklarda icra edilen ritüeller genellikle Şinto rahip ve rahibeleri tarafından yönetilir. Bazı özel günlerde ise din adamları müzik eşliğinde “kagura” adı verilen şamanik danslar yapar. Tapınağa girişte ayakkabılar çıkarılır ve “tori” denilen, sonlu âlemi tanrıların sonsuz âleminden ayırdığına inanılan kuş tüneği biçimindeki bir kapının altından geçilir. Tapınakların önüne asılan kutsal sicimler de aynı işlevi görür. Bayramlarda genellikle adına bayramın düzenlendiği kaminin heykeli bir tahtırevan üzerinde taşınır, sumo güreşi ve gösteriler yapılır. Oruç ve yemek bayram merasiminin diğer unsurlarındandır. Önemli bayramların başında 1 Ocak’ta kutlanan yeni yıl bayramı, ilkbahar (pirinç ekme) ve sonbahar (hasat şükranı) bayramları ile yılda iki defa Amaterasu adına ve yılda bir defa yerel kami adına kutlanan bayramlar gelir. Şinto inancında kutsallık atfedilen belli bir merkez yoktur; bunun yerine başta Japon toprakları olmak üzere bütün tabiat kutsal kabul edilir. Fakat dağlara, özellikle de Fuji dağına kamilerin meskeni olduklarına inanıldığından saygı gösterilir ve her yıl çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilir. Güneş Şinto sembolizminde önemli bir yere sahiptir. Japonya kelimesinin Japonca’daki karşılığı olan Nippon (Nihon) “Güneşin doğduğu ülke” anlamına gelir. Japon bayrağını oluşturan beyaz zemin üzerindeki büyük kırmızı nokta güneşi temsil eder. Ayna da güneş tanrıçası Amaterasu’nun ışığını yansıtması sebebiyle kutsal sembol olarak tapınaklarda ve evlerin ibadet mekânlarında bulundurulur. Ayrıca gerek tapınaklarda gerekse köy girişlerinde, köprülerde, yollarda ve dağ geçitlerinde koruyucu özelliğe sahip, hayvan veya insan şeklindeki bazı semboller kullanılır. Şinto öğretisinde temizliğe büyük önem atfedildiğinden evlerin girişine sabah akşam temizlik amacıyla su serpilmesi ya da girişe ve köşelere tuz konması âdeti vardır. Bu dinde oldukça güçlü mitolojik anlatımlar mevcuttur. Büyük oranda Kojiki ve Nihongi’de geçen bu anlatımlar çoğunlukla evrenin yaratılışı ve yapısıyla ilgili konuları içerir. Şintoizm, yaratılış konusunda diğer çok tanrılı dinlerdeki kavramlara benzer bir kavram kurgusuna sahiptir. Evrenin kendi başına var olan kaotik bir düzlemden çıktığı kabul edilir. Yaratılış noktasında kamilere düşen görev karmaşa (kaos) durumundan düzen (kozmos) durumuna geçişi sağlamaktan ibarettir. Her şeyden önce yer ve gök birbirinden ayrılarak üç temel kami olan Ame no minaka, Taki mi musubi ve Kami musubi ortaya çıkar. Bu üç kami evreni belli bir denge durumuna getirdikten sonra diğer sekiz çift kamiyi yaratmaya başlar. Bunların yarattığı kamiler kuşağının son çifti olan eril unsur Izanagi ile dişil unsur Izanami hem Japon halkını hem Japon adalarını meydana getirir. Japonlar’ın en gözde kamisi olan güneş tanrıçası Amaterasu, Izanagi’nin gözünden doğar. Kozmik düzeni temsil eden Amaterasu’ya karşı kaosun sembolü olan Susano-o (Susano-wo) ise Izanagi’nin burnundan yaratılır. Gökleri ve yeryüzünü kaplayan aydınlık bölge Amaterasu’nun, denizler ve gizli varlıklar bölgesi Susano-o’nun yönetimine verilir. Fakat gökleri de hâkimiyetine almak isteyen Susano-o, Amaterasu’ya saldırır. Kaosun bu saldırısı yüzünden Amaterasu bir mağaraya girer ve oradan çıkmaz. Amaterasu’nun mağaraya kapanması tabiattaki düzeni alt üst eder; bunun üzerine diğer kamiler onun mağaradan çıkarılması için bir plan yapar. Öncelikle Amaterasu’nun mağaradan dışarıya bakmasını sağlamak amacıyla mağaranın önüne bütün kuşların üstüne tüneyeceği bir iskele inşa edilir. Bu iskele Japon inancına göre, bugün Japon tapınaklarının girişinde bulunan bir nevi kapı konumundaki torinin aslını oluşturur. Buraya konan kuşların çığlığı Amaterasu’nun merakını uyandırır ve dışarıya doğru bakar. İkinci aşamada Uzama adlı bir kami mağaranın önünde dans ederek Amaterasu’nun dikkatini çeker. Bu dans geleneğe göre günümüzde tapınaklarda icra edilen kagura dansının kökenidir. Daha sonra mağaranın dışından tutulan bir aynada kendi sûretini olağan üstü bir ışık şeklinde gören Amaterasu aynaya doğru giderken kamiler onu mağaranın dışına çekerler, böylece kozmik düzen yeniden temin edilmiş olur. Birçok animist dinde olduğu gibi Şintoizm de ölüm sonrası hayat konusunda bir inanç sistemi geliştirmemiştir ve daha ziyade bu dünyayı vurgulayan bir anlayışa sahiptir. Bu konudaki temel öğreti bedeni terkeden ruhun kami haline geleceği şeklindedir. Bununla birlikte modern zamanlarda Şintoizm’de Budizm’in ruh göçü inancını benimseme eğilimi ortaya çıkmıştır. Günümüzde 127 milyon olan Japon nüfusunun sadece 4-5 milyon kadarı saf Şinto dinine mensuptur. Geri kalan nüfusun büyük kısmı Şintoizm ile Budizm’in karışımından oluşan (Şinbutsu şugo), ancak Budizm’in daha baskın olduğu bir geleneğe bağlıdır. Ayrıca Konfüçyüsçülüğe tâbi olanlar da vardır. https://islamansiklopedisi.org.tr/sintoizm

Zen: Çince Ch’an kelimesinin Japonca karşılığıdır. Hintçe dhyana kelimesinin Çince karşılığı olan Ch’an, kelime anlamı olarak meditasyon anlamına gelmektedir. Mahayana’nın bir kolu olan Ch’an Budizmi de 6. Yüzyılda Çin’de ortaya çıkmıştır. 12. Yüzyılda bu öğreti Japonya’ya gelmiş ve Zen adını almıştır. Bu öğreti Japon öğretmenler tarafından batıya aktarıldığı için genelde Zen olarak bilinir. Öğretiyi Hindistan’dan Çin’e getiren, Zen’in kurucusu sayılan Bodhidharma’dır. Bodhidharma’ya geçmeden önce şunu da söylemek gerek ki Zen Budistleri öğretilerini Siddhartha Gautama Buda’nın varisi Mahakasyapa’ya dayandırırlar. Rivayete göre Buda bir gün vaaz vermek üzere öğrencilerini toplar, fakat hiç konuşmaz. Bir süre sonra bir çiçeği sessizce kaldırır. Bütün öğrenciler şaşkındır, yalnız Mahakasyapa Buda’ya bakarak gülümser. Zen ustaları bu olayı, Buda’nın Mahaksyapa’ya aydınlanmayı zihinsel olarak aktarması olarak kabul ederler. Buda’nın varislerine patrikler denilmektedir ve Bodhidharma da 28. Patriktir. Zen Budizmi açısından ise ilk patriktir. Kelime anlamı olarak “Yolu Bilen” anlamına gelmektedir. Zen’in ruhunu Bodhidharma’nın hayatında bulabiliriz. Bodhidharma Çin’e geldiğinde Budizm Çin’de yaygındı ve dönemin imparatoru Wu-ti de çok inançlı bir budistti. Bodhidharma ülkeye gelince İmparator O’nunla tanışmak ister ve O’nu saraya davet eder. İmparator, Bodhidharma’ya Budizme yapmış olduğu hizmetleri sayar ve O’na yaptıkları karşılığında ne elde etmiş olduğunu sorar. “Hiçbir şey” der Bodhidharma. O halde Budist öğretinin ne olduğunu sorar İmparator. Bodhidharma koca bir hiç olduğunu ve özünün hiçlik olduğunu söyler. İmparator, her şey boş ise sen kimsin diye sorunca, Bodhidharma “Bilmiyorum” diye cevap verir. Tam bir Zen usulü diyalogdur imparator ile Bodhidharma arasında geçen bu konuşma. Anlatılmak istenen, fayda umularak yapılan hayır işleriyle aydınlanmaya ulaşılamayacağıdır. Aydınlanma, kişinin özündeki Buda-Doğası*’nı keşfetmesiyle olur ki, aslında her şeyin özünde Buda-Doğa bulunur. İmparator ile anlaşamayan Bodhidharma, öğretisini aktarabileceği bir varis bulana kadar bir mağaraya çekilir ve dokuz yıl boyunca burada duvara bakarak meditasyon yapar. Rivayete göre İmparator, Bodhidharma ile arasında geçenleri üstadı Chih’e anlatır. Üstad Chih, İmparator’a Bodhidharma’nın, Çin’e Buda Zihninin damgasını getiren Mahasattva Avalokitesvara* olduğunu söyler. İmparator da O’nu huzurundan uzaklaştırdığı için pişman olur. Bodhidharma’ya atfedilen bir şiir şöyledir: “Metinler dışında özel bir iletişim
Sözcükler ve harflere bağlı olmadan
İnsan zihnini dosdoğru gösterme
Ve Budalığın gerçekleşmesi”
Bu şiirin Bodhidharma’nın öğretisinin özeti olduğu söylenir. Bu şiirde Zen’in kutsal metinlere yaklaşımını da görürüz. Zen, kutsal metinlere dayanmak yerine kişisel aydınlanmaya dayanan bir yoldur. Bodhidharma’nın varisleri sırasıyla şunlardır: Hui K’e (ö. 593), Seng T’san (ö. 606), Tao-Hsin (ö. 651), Hung Jen (ö. 675) ve Hui Neng (ö. 713). 6. Patrik olan Hui Neng zamanında Zen, Çin’de etkili bir öğreti haline gelmiştir. Zen öğretisi, 6. Yüzyılın sonlarında Vietnam’a ulaşmış ve 7.yy-9.yy. arasında Kore’de yayılmıştır. Zen’in Japonya’ya aktarımı ise 12.yy.’da olmuştur. Japonya’da Zen, bir öğreti olmanın yanı sıra, yeni bir sanat/estetik anlayışı getirmiştir. Bugün Zen denince, şiir, hat, okçuluk, şiir, resim, dövüş sanatlarına kadar pek çok kavram akla gelir. 1893 yılında Dünya Dinleri Parlamento’sunda Batı dünyasında tanıtılan Zen, özellikle 1960’lardan sonra Amerika’da çok popüler olmuştur. “Zazen” adı verilen oturuş tekniği le yapılan meditasyonla kişi özündeki Buda-doğası’nı bulmaya yönelir. Zen öğretisinde ustalar çok önemlidir. Ustaların görevi öğrencilere aydınlanmanın yolunu göstermektir. Bununla beraber aydınlanmayı kendi özünde bulacak olan öğrencidir. Usta, öğrenciyi aydınlanma durumunda tasdik eder. Zen’in kullandığı metodlardan biri koanlardır. Koanlar, Zen öğrencilerine üzerinde meditasyon yapmaları için verilen sorular, anektodlar ya da hikayelerdir*. Koanların ortak özelliği mantıksal olmamalarıdır. Öğrenciler koanlara mantıkla cevap bulamayacakları için düz düşünmenin ötesine geçerler. Amaç kafalarındaki kalıpları yıkmaktır. Meşhur bir Zen anektodu der ki: “Başlangıçta dağ dağdır, taş taştır. Yolun ortasında dağ, dağ olmaktan, taş taş olmaktan çıkar. Yolun sonunda ise gene dağ dağdır, taş taştır.” Bu durumda değişen dağ ve taş değil, öğrencinin zihni olmuştur. Zen de en çok üzerinde durulan kavramlardan biri de anın içinde kalabilmektir. Aslında basit gibi görülen bu olay oldukça zordur. *Buda-Doğası: Mahayana öğretisinde tüm canlıların aynı doğaya sahip olduğu ve dolayısıyla tüm canlıların aydınlanma potansiyeli taşıdığı kabul edilir. *Mahasattva Avalokitesvara: Tüm Budaların merhametini temsil eden bodhisattva. *Koan: Koanların geleneksel olarak, usta ile öğrenci arasında geçen ve öğrencinin ani aydınlanma yaşamasıyla sonuçlanan diyaloglar olduğu kabul edilir. Zamanla, üzerinde meditasyon yapılan bütün soru, hikaye ve anektodlara koan denmiştir. Paradoks gibi görünen bir koanı, Zen ustası, öğrencisine üzerine düşünmesi için verir. Öğrenci soruya mantığıyla cevaplar arar ve bulduğu cevapları ustasıyla paylaşır. Usta, daha derin düşünmesini söyler. Bu süreçte, öğrencinin düz mantık kalıplarını yıkması ve bilinç atlaması yaşaması beklenir. Kendisi de aynı süreçten geçmiş olan usta, bu bilinç atlamasının yaşanıp yaşanmadığını anlar. Bu hali yaşamış olan öğrencinin vereceği cevap, dışarıdan bakıldığında mantıksız görünse de doğrudur. Çünkü cevabı aklından değil, özünden vermiştir.En meşhur koan örneklerine, “Soran kim?”, “Bir elin çıkardığı ses nedir?”, “Doğmadan önceki yüzün neye benzer?”, örnek olarak verilebilir. https://medium.com/t%C3%BCrkiye/ayd%C4%B1nlanman%C4%B1n-yolu-zen-bilgeli%C4%9Fi-782af440bb11

Zen okulu Çin’de gelişmiştir. Bodhidharma (Japonca Daruma) kurucusudur. Bu öğretiyi Houei-neng (6. Kurucu üstad) geliştirdi. Meditasyon (Çince Tch’an) Sanskritçe Dhyana anlamına gelir.

Eisai, Japonya’da Çin Zen’ini içerikte mükemmelleştirmeyi hedefler. Lintsi adlı Zen üstadına katılır. Japonya’da Rinzai mezhebini kuran Dogen, Çin’de Ts’ao dalından Zen’i inceler ve Japon Zen’ini kurar.

Zen okulu, içimizde olanı açıkça görmeye davet eder. Zihin uyanık olmalıdır. Satori (Anlayış) için gerekir.

Soto’ya göre rahat oturma (Zazen) pozisyonu olmalıdır.

https://en.wikipedia.org/wiki/Zazen

Ayrıca mantıksal çözümü olmayan saçma sorunlar (Koan) üzerinde düşünülür. Böylece Uyanış’ı elde etmeye yönelik bütünüyle yoldan çıkmış, kalıpları yıkmış bir zihinsel duruma ulaştırır. Soto halk arasında, Rinzai yüksek sınıflar ve Kamakura savaşçıları arasında yayılır. Kitap dua, tören istemeyen ciddi ruhsal disiplin isteyen bu din savaşçılara çekici gelmiştir.

Kamakura dönemi: Japon tarihinde, feodalizmin temelinin sağlam bir şekilde kurulduğu 1192’den 1333’e kadar olan dönem . Kanagawa’da Kamakura şehirinde kuruldu. Minamoto Yoritomo, genel olarak Kamakura şogunluğu olarak bilinen askeri hükümetinin karargahını buraya kurdu . Dannoura savaşında (1185) rakip Taira ailesine karşı kazandığı kesin zaferden sonra , Yoritomo kendi askeri yönetimini kurdu (Bakufu). 1192’de, kendisine resmi shogun (kalıtsal askeri diktatör)rütbesi verildiğinde, yetkisine imparatorluk yaptırımı verildi. 1199 yılında Yoritomo ölümünden sonra, ancak, gerçek güç bakufu üyeleri tarafından kullanıldı. Dönemin geri kalanında shogun vekili olarak hareket eden Hojo ailesidir. 1274 ve 1281’de Moğolların iki istila girişimi, Japon savaşçılar tarafından , düşman filosunu yok eden tayfunların “ilahi rüzgarı” ( kamikaze ) yardımıyla engellendi . Ancak Moğol saldırılarına karşı savunma çabalarının getirdiği mali baskı rejim içindeki zayıflıkları daha da arttırdı. İmparator Go’nun isyanı (Daigo), 1331’de Kamakura şogunluğuna karşı ve ardından gelen hizip mücadeleleri , 1333’te bakufunun çökmesine neden oldu . https://www.britannica.com/event/Kamakura-period

7. yüzyılda Tibet’e gelen Budizm, yükselişe geçer ve 16. yüzyılda Moğolistan, Yuanlar (Kubilay Hanlığı) ve Çin’e yayılır.

Tibet Budizmi’ni Santarakshita ve Padmasambhava, Mahayana ve Vajrayana (Tantrizm) yayarlar.

Atisa Budizm’i ikinci kez ve saflaştırarak yaydı. Avalokiteçvara kültüne eski şaşaasını kazandırdı. Onun mantrası “Om mani padme hum” (Ey lotus çiçeğinin içindeki mücevher)dur. Ona göre Hinayana orta yeterlilik, Mahayana yüksek yetenekli, Vaijrayana üstün yeteneklilerin yoludur.

Lamaizm, dinsel etkinlikleri rahiplere bırakır. İnananlar gizli, uzun ve karmaşık törenlere katılmak için izin ister. İnananlara sevap için bağış ve ahlaklı yaşam sürdürmeleri istenir. Ayrıca kutsal eşyaların etrafında dönmek, hac, kutsal heykeller önünde lamba yakmak, dua değirmenleri ile kutsal sözleri yinelemek sırasında yoğunlaşmaları istenir. Meditasyon, yoga gibi tantrik Hint uygulamaları içerir. En ünlü Tanrıça Tara başta gelir. Boşluktan onun görüntüsünü yaratıp, kendisiyle özdeşleşir ya da kendinde yaratır, karşıya yansıtır.

https://www.chineseart.de/de/beschreibung_tara

Tantrizm: Hint budist tantrizmde en ünlü Padmasambhava’dır (Lotus doğan). Budist havari Madhyamik üstadı Nalanda’nın rahibi Çantarakshita tarafından Tibet’e çağrılır ve burada ilk manastırı kurar.

Eski Budizm’de kadın yoktur. Cinsellik yasaktır. Tantrik Budizm’de ise cinsel simge ve dişi öge önemlidir.

5 Büyük Jina/Tathagata/Bilgelik Buda vardır. Bunlardan bedenleri sihirle yaratılmış (Nirmanakaya) 5 Buda çıkar. Diğerleri bunların altındadır.

1- Vairocana: Buda,beyaz, boşluk, tekerlek,merkezde, Dharma’yı öğretir, Dharma çarkını çevirir,Hokkai taishō chi: Dharma-alem meditasyon çamurunun özünün bilgeliği 2-Amoghassiddi: Karma, yeşil, hava, rüzgar,çift vajra, kuzey, tüm başarılar, zihinsel oluşumlar, korkusuzluk, koru, yok et, kıskançlık, yaz, Jōshosa chi: Mükemmel uygulamanın bilgeliği. 3-Amitabha: Padma, kırmızı, ateş, lotus, batı, meraklı, algı, meditasyon, etkilemek, boyun eğdirmek, bencillik, ilkbahar, Myōkanza chi: Gözlemin bilgeliği. 4-Ratnasambhava: Ratna, altın, sarı,toprak, mücevher,güney, sakin, duygu, verme, zenginleştir arttır, gurur, açgözlülük, sonbahar, Byōdōshō chi: Sakinliğin bilgeliği. 5-Akshobhya: Vajra, mavi, su, asa, vajra, doğu, ikili olmayan, tevazu, yatıştırmak, saldırganlık, kış, Daienkyō chi: Düşüncenin bilgeliği. https://en.m.wikipedia.org/wiki/Five_Tathagatas

https://www.zazzle.com/5_dhyani_buddhas_poster-228246002653947369

İnsanların inanışlarını değiştirmekten çok, bir düşünce yürütme yöntemi ve yaşam kuralı önerir. Kendi inancını yaymak değil, gerçeğin izini sürer.

Pali metinleri, Büyük İskender’den (M.Ö. 2. yüz yıl) söz eder. M.S. 2. yüz yılda Clemens, Buda adını anar. 3. yüz yılda İskenderiyeli Ammonios Sakkas Hint misyoneri olur.

Ammonios Sakkas: 175 yılında Hıristiyan bir ailede doğar. Yeni Platoncu olarak görülür. Öğretisi, Tanrı’nın mutlak bir ilke, tamamen aşkın, tarif edilemez ve anlaşılmaz olduğu önermesiyle başladı. Emesa’dan Nemesius, bu ilk varsayımdan Ammonius’un, insan ruhunun evrensel ruhtan veya Aether’den gelen ölümsüz bir radyasyon olduğu sonucuna vardığını yazdı, özünde onunla aynı ve bu nedenle yok edilemez. Ruh ölümsüzse ve ilahi kökene sahipse, o zaman teurji – ilahi çalışma, bütünüyle kendini dönüştürme sanatı ve tüm deneyimlerin dönüştürülmesi – mümkündür. Ammonius, her metafizik sistemin kalbinde evrensel bir etik temeli olduğu ve en yüksek soyut muhakemenin değerinin, insan doğasını ortaya koyduğu kutsal ışık aracılığıyla dönüştürme yeteneğinde yattığı konusunda ısrar etti. Her insanın ahlakını kendi halkının geleneğindeki hakikatin özünden alması ve meditasyon yoluyla zihnini yüceltmesi gerektiğini savundu. Kadimlerin evrensel bilgeliği, tüm hakikatlerin tek anasıydı ve mezhepsel çekişmeyi bir kenara bırakarak, insanlar karşılıklı saygı, insanlığa bağlılık ve tüm canlılara şefkat dolu bir hayat yaşayabilirlerdi. Plotinus’un da belirttiği gibi tefekkür uygulaması, duyu ve algı ile bağlantılı olarak fikir aşamalarından geçmelidir; diyalektiğe dayalı bilim; sonuçta sezgisel aydınlatmaya ulaşır. Ammonius, Olympiodorus ile de karakterize edilen hafızayı öğretti: düşlem, ruhun ilahi vecdinin düşmanı ve manevi basiretin önündeki başlıca engeldi. Ama dedi Ammonius, saf ruh için, diğer akraba ruhların bir dokunuşla ona asil vizyonları ve kavramları açığa çıkarması garip olmazdı. En değerli öğretileri Pisagor’un en iyi geleneğinde gizliydi ve müritleri bunları açıklamadılar.  Kendisinden önceki Apollonius gibi, Ammonius da en derin bilgeliğin Doğu’nun geleneksel felsefelerinde bulunabileceğini öğretti. Okulunun öğretilerini Platon ve Pisagor’unkilerle aynı kökene – Thoth-Hermes Kitaplarına kadar izledi. Bu Thoth’un veya okulun öğretilerinin , Hindistan’ın en eski Brahman Bilgeleri’nden kaynaklandığını söyledi. Ammonius’un evrensel hoşgörüsü, hiçbir zaman bir ‘tek tanrıya’ değil, her zaman tüm teogonilerin ‘Tanrı Birine’ tapmayan gerçek Hermetik geleneğin katenoteizminin karakteristiğidir. Müritlerine çeşitli tanrıların ekzoterik ve batıl inançlarına tapmamayı, hiponiyi bulmayı öğretti. Onun müritleri, tüm kutsal efsanelerin, mitlerin ve gizemlerin analoji ve yazışma ilkesi ışığında anlaşılması gerektiğini öğrettiği için Analogetikçiler olarak adlandırıldılar, burada tüm sözde dış olaylar ruhun içsel süreçlerini ve işlemlerini temsil ediyordu. Diogenes Laertius tarafından Ptolemaic Pot-Ammon’a kadar izlenen bu eklektizm, Ammonius Saccas için kadimlerin evrensel ilahi bilgeliği – Teosofi – arayışının merkeziydi . Ammonius, bu ilkeleri uygulayarak, örneğin Platon ve Aristoteles’in felsefelerinin doğru anlaşılırsa uyumlu hale getirilebileceğini ve Aziz John’a göre İncil’in felsefi temeli olarak alındığında, Hıristiyan öğretisi, yaşlanmayan bilgeliğin gerçek bir ifadesi olarak görülebilir. İsa’nın mükemmel bir insan ve “tanrı dostu” olduğunu öğretti, popüler dini kibir, yalan ve batıl inanç yığınlarından arındırarak ve felsefi olanı açıklayarak kadimlerin el değmemiş bilgeliğini eski bütünlüğüne geri getirmeye ve eski bütünlüğüne geri getirmeye çalışan saf adanmış bir yaşam için gerekli ilkeleri belirledi. Ammonius, batıl inanç ve insani kırılganlığın birleşmesiyle mezhepçiliğin ortaya çıktığını savundu. Felsefi yaşamı uygulamayan biri, hem felsefeyi hem de dini kişiselleştirerek ve somutlaştırarak değişmez bir şekilde bozacaktır. Ammonius okulu, zamanın moda çevrelerinin dışında bulunuyordu. Öğrenciler ona tek tek çekildi,sık sık başkalarının geleneksel öğretilerini kısır bulduktan sonra ve her biri onunla birlikte çalışır ve sonra öğrendiklerini kendi anlayışına göre uygulamak için dünyaya giderdi. Ammonius okulu üç dereceye ayrıldı – neofitler, inisiyeler ve ustalar – ve hepsi, derecelerinin öğretilerinin gizliliğini korumak için sözler ve yeminlerle bağlıydı. Okulun kuralları, Herodot’un Hindistan’dan getirildiği söylenen Orpheus Gizemlerinden türetilmiştir.  Ammonius’un en önemli müritleri arasında, daha sonra İskenderiye’deki ilmihal okulunun başı olan ve kendisini Akdeniz dünyasının yeni inanç için en yetenekli sözcüsü olarak öne çıkaran Hıristiyan Origen Adamantius da vardı. Eski ve Yeni Ahit’in kutsal yazıları üzerine yaptığı kapsamlı alegorik ve manevi yorumları, Pico della Mirandola da dahil olmak üzere Rönesans düşünürlerini güçlü bir şekilde etkileyen kutsal metinlerin – gerçek, sembolik ve manevi – üç boyutlu yorumlanmasına yol açtı. Origen ayrıca kendi tasarladığı araçlar ve çabalarla bir reenkarnasyon ve mükemmellik doktrini öğretti. Kilise, Origen’den Ammonius okulunun bir üyesi olan Celsus’un yazılarını çürütmesini istedi. Celsus, Hıristiyan doktrininin orijinal ve daha saf biçimlerinin Platon’un öğretilerinde bulunabileceğini göstermişti. Ayrıca popüler Hıristiyanlığı, putperest düşüncenin daha batıl inanç unsurlarını kabul etmekle ve Sibyls Kitaplarından yanlış anlaşılan pasajları doktrinlerine eklemekle suçlamıştı. Origen, Celsus’tan bolca alıntı yapmayı başardı, ancak onu çürütmek için çok az şey yaptı, böylece beşinci yüzyılda Kilise, Celsus’un tüm yazılarının yok edilmesini emretmekten başka çaresi kalmadı.  Ammonius’un müritlerinin çoğu, Ammonius altında okuyan ve Neo-Platonik bir filozof olan ve çeşitli diyaloglar üzerine yorumlar yazan ikinci bir Origen de dahil olmak üzere çeşitli geleneklerin altında yatan evrensel bilgeliği göstermeye çalıştı. Başka bir öğrenci olan Erennius, metafiziği doğa alanının ötesinde olan bir şey olarak tanımlamasıyla dikkat çekti. Bir filozoftan çok bir filolog olan Longinus, Palmyra Kraliçesi Zenobia’ya bakan olarak Ammonius’un fikirlerini siyasi alana taşıdı. On the Sublime’ın yazarı olarak tanımlanır ,estetik üzerine sağlam ve anlayışlı bir çalışmadır. Porfir, Plotinus’un öğrencisi olmadan önce Longinus’un altında çalıştı. Plotinus, Roma’da kendi okulunu kurmadan önce 11 yıl usta ile birlikte çalışan Ammonius’un en ünlü öğrencisiydi. Ammonius gibi o da sadelik, bütünlük ve saflık dolu bir yaşamla tanınıyordu. https://www.theosophytrust.org/228-ammonius-saccas

13. yüz yılda Barlaam ve Josaphat (Lalitavistana’da aktarılan Buda’nın hikayesini) Hıristiyanlaştırıp anlatır.

Astrologları, oğlu Josaphat’ın Hristiyanlığa dönüşeceğini önceden bildirdiklerinde, pagan Kral Avenir onu bir sarayla sınırlar ve ona yalnızca dünyanın zevklerini bilmesine ve hastalık, ölüm veya yoksulluk görmemesine izin verir. Kralın önlemlerine rağmen, keşiş Barlaam Josaphat’a gelir ve prense Hıristiyan inançlarını benzetmeler yoluyla öğretmeye başlar. Josaphat, oğlunu dinine geri döndürmeden önce dinine geri kazandırmaya çalışan babasını kızdırarak Hıristiyanlığa döner. Josaphat, babasının ölümünden sonra dünyayı terk eder ve öğretmeni Barlaam ile vahşi doğada bir keşiş olarak yaşar. Uzun süredir sekizinci yüzyıl keşiş ve bilginine atfedilen Şamlı Aziz John, Barlaam ve Josaphat dünya çapında sayısız dile çevrildi. Filologlar sonunda Josaphat ismini gelecekteki Buda için Budist terim olan Sanskritçe bodhisattva’dan türetilmiş olarak kabul ettiler. https://lsa.umich.edu/rll/people/faculty/peggymcc/Barlaam-and-Josaphat-A-Christian-Tale-of-the-Buddha.html

Hawaii, Amerika’da Budizm merkezi oldu. Japon misyonerler de buraya geldi. (1889 ve 1899) Challenger’da ölenlerden biri Budist tapınaktandı. Çoğu Japon kökenli Budizmdir.

Dharmapala, Büyük Britanya’ya taşıdı (1893). Burada Theravada, Zen, Tibet Budizmi yaygındır.

Almanya’da Georg Grimm, Aklın Dini Buda’nın Öğretisi’ni (1915) yayımladı. Eski Budizmi yaydı. Eugen Herrigel, 1948’de Okçuluk Sanatında Zen’i yayımladı.

Fransa’da Alexandra David- Neel ve Suzanne Karpeles 1929’da yaydılar. İlki münzevi, ikincisi topluma dönüktür.

Budistlere göre dünyayı yaratan karmadır. Bir nedensellik yasasına göre her eylem, önceki bir eylemden; her olay, önceki bir olaydan doğar. İçinde yaşanılan hayatı yaratan, varlıklara biçim veren, zihnin, duyguların ve duyarlılıkların gücüdür.(Dalai Lama)

Abhaya: Güvenlik, barış, endişe duymayan, kaygılardan kurtulmuş

Arhant: Değerli, kurtuluş yolunun 4. aşamasına ulaşan, nirvanaya bu dünyadayken ulaşmış ve artık başka hiç bir yerde de doğmayacak olan aziz, kutlu kişi, onda tüm tutku ve hatalar kesin olarak son bulmuştur.

Arya: Yüce, aziz

Atman: Kendisi, her varlığın ve her şeyin Budizm tarafından yadsınan bireylik ilkesini belirtmeye yarar.

Avlokiteçvara: Aşağı doğru bakan Tanrı, Mahayana’daki en önemli ve en büyük bodhisattvalardan.

Bodhi: Uyanış, 4 Yüce Gerçeğin keşfedilmesi. Bir bodhisattvanın Buda durumuna ulaşmasını sağlayan bilinçlenme.

Bodhisattva: Uyanış yolundaki varlık, geleceğin Buda’sı

Brahman: Kutsal, ayinsel sözler, varoluş ilkesi, başka Brahman mezhebine göre bireysel bilinçle özdeşleşen evrensel bilinç. Sofu, din adamı, ilk kasta ait oluşuyla Veda zilyeti.

Buda/Bouddha: Uyanmış, 4 Yüce Gerçeği keşfetmiş ve bu yolla henüz bu dünyadayken nirvanaya ulaşmış olan.

Cainizm/Jainizm: Budizmle aynı yer ve zamanda çıkmış, Budizm’e yakın bir din. Bombay’ın kuzeyinde halen var. M.Ö.4 yüzyılda ortaya çıkan dini akımlardan biridir.  Jainizm, Cainizm veya Caynizm, geleneksel anlamda Jain Dharma, Caynacılık veya Caynu Dini Hindistan ‘da ki dört büyük dinden biridir. Kurucusu Mahavira (M.Ö.599 -527) Benares’ de doğmuş, otuz yaşına gelince evini, karısını, ve çocuğunu terk ederek rahiplik elbisesini giymiş ve kendini dünyadan soyutlamıştır. Caynizm daha çok asiller ve halk arasında yayılmıştır. Mahavira ölünceye kadar doktrinini vaaz yöntemiyle yaymış ve Mahavira’nın Nirvana’ya kavuşması Caynist takvimin başlangıcı sayılmıştır. Caynacılık Hindistan’ın Kasi ve Kosola’ya kadar yayılım gösterdikten sonra M.Ö. 2. yüzyılda batı ve güneye yayılmaya başlamıştır. Caynacılığın ortaya çıkışından başlayan görülen bölünmeler MS.80 ‘de iki ayrı grubun doğmasıyla sonuçlandı. Bunlar Şvetambaralar (Beyaz Giyinenler) ve Digambaralar (Göğü Giyinenler-Çıplaklar-) Digambaralar kadının kurtuluşunun imkansızlığına inanıyorlardı. MS. 9. yüzyılda Rastrakütalar en parlak dönemlerini yaşadılar. Batıda Şvetambara Caynacılığı yaygınlaştı. 12 yüzyılda Cayna Dini’ni kabul eden Hükümdar Kumarapala Gucerat’ı örnek bir Cayna devleti yaptı. “Jain” terimi Sanskrit “Jina” (fatih) kelimesinden çıkarılmıştır ve bu fenomen dünyasında empoze edilen bu sınırların üstüne çıkmayı ima eder. Mürit konumundaki bir Jaine şravaka , “dinleyici”, denir. Jain Şangha dört unsurdan oluşur: rahipler, rahibeler, mürit erkek ve kadınlar. Palitana TirthaJainizm, mükemmel olan insandan daha yüksek bir varlığı ya da bir Tanrı’yı tanımayı gerekli görmez. Varlıkların ne başlangıcı ne de sonları vardır, hepsi ölümsüzdür. Varlıkları üç ana sınıfa ayırır: Henüz gelişmemiş olanlar; gelişme yolunda olanlar ve tekrar doğuş sürecinden kurtulup özgür hale gelenler. Geleneksel olarak, evren ve zamanımızda, hakikatı ilk fark edenin Lord Rişabha (??? veya ????) olduğu kabul edilir. Ardından sırasıyla Lord Parşva (M.Ö. 877-777) ve Lord Vardhaman Mahavira (M.Ö. 599-527) gelir. Jain inancında her insan eylemlerinden sorumludur ve her canlı, ölümsüz, sonsuz bir ruha, jiva’ya sahiptir. Bu ruh yaşamın ruhani doğasına uygun ve saygılı biçimde, doğru şekilde yaşamamızı, düşünmemizi ve hareket etmemizi sağlar. Jainizm’deki Tanrı ile kasıt her canlının saf ruhunun değişmez özellikleridir. Bunlar başlıca şöyle tanımlanabilir; Sonsuz Bilgi, Feraset, Şuur ve Mutluluk (Anant Gyän, Anant Darshan, Anant Chäritra, ve Anant Sukh). Jainizm’de diğer birçok dindekinin aksine her şeye kadir bir üst varlık veya yaratıcı anlayışı yoktur. Jainizm çok güçlü keşişlik ve çilecilik eğilimlerine sahiptir. En yüksekteki ideal Ahimsa’dır, yani her varlığa eşit saygı ve şefkat göstermektir. Jain Agamaları her yaşam biçimine büyük saygı gösterilmesini katı vejetaryen kurallarını, çileciliği, kendini savunurken bile şiddet uygulamamayı ve savaşa karşı olmayı öğretir. Jainizm sevgi ve merhameti yüceltir. Jain metinleri uzun bir zaman dilimi içinde yazılmıştırlar. En bilineni ve kullanılanı Umasvati (veya Umasvami) tarafından kaleme alınmış Tattvartha Sutra veya Gerçek(lik) Kitabı’dır. Jainlerin çoğu vejeteryandır. Şiddet karşıtlığı – şiddetsizlik temelinde yükselen bu vejeteryanlıkla gereksiz şiddet veya zulüm ile elde edilen her türlü gıda yenilemezdir. Örneğin ortodoks Jain diyetinde çoğu kök sebzeler bulunmaz zira bunun gereksiz yere canlılığı yok etmek olduğuna inanırlar. Bir diğer sebep de tüm bitkinin yok edilmesini önlemektir; eğer elma yerseniz, ağaçları yok etmezsiniz ama eğer kök sebzeyi yerseniz tüm bitki köksüz kalır, yok olur. Soğan ve sarımsaktan da sakınırlar, zira bunların tutku yani öfke, nefret ve kıskançlık yarattığına inanırlar. Kurallara sıkıca bağlı inananlar gün batımından sonra yemez, içmez veya seyahat etmez. https://www.dunyadinleri.com/dunya-dinleri/janizm-caynacilik/oku_jainizm-cayna-dini

Cataka: Doğum, Buda’nın hayvan, tanrı ya da insan olduğu eski varoluşları anlatan destansı öyküler.

Çakra: Çark, çember, tekerlek, hükümdarlık arması ve işareti, Buda’nın Yasası’nın simgesi.

Çakravartin: Hareket halindeki çarka sahip olan kral, gözettiği Yasa’nın rehberliğindeki dünya hakimi.

Şakyamuni: Bilge, Şakyalar kabilesinin keşişi Gautama Buda’nın sıfatı

Dharma: Düzen, kural, Yasa, bunları benimsemek yaymak, varlıklarını sürdürmek, Budist varlık, şeylerin tabii oldukları doğa yasaları ve bu yasalara tabii olan olaylar, şeyler, fikirler, zihin tarafından nesne olarak alınan şeyler.

Dhyana: Meditasyon

Gautama: Şakyalar soyundan gelen başkanın eski metinlerde Buda’nın adı.

Jina: Galip, Buda’nın Aziz Jaina’nın bazen Vişnu’nun sıfatı.

Karma: İyi, kötü ya da tarafsız bir manevi değere sahip eylem

Maitreya/Metteyya: Yüce gönüllü, sonraki Buda’nın adı.

Mudra: Tantrizm’de mistik ya da büyüsel değerler üstlenmiş, özel ikonografik anlamlı eylem, mühür, işaret.

Nirvana: Sönerek yokoluş, arzu yokluğu ile elde edilen, söze dökülemeyen durum, her türlü arzunun durdurulması, Buda ve arhantlar tarafından ulaşılan kurtuluş durumu.

Paramita: Bodhisattva tarafından en doğru biçimde uygulanan ve onun bir Buda olmasını sağlayacak en büyük erdemler.

Parinirvana: Tam ve mükemmel biçimde uyanmış bir Buda’nın ölümüyle oluşan sönerek yokoluşun tamamına erişi, kişiliğini oluşturan maddesel ve ruhsal tüm öge ve olguların bütünüyle ve kesin olarak yokoluşu. Bundan sonra artık hiçbir zaman hiçbir yerde doğmayacaktır.

Pracna: Tanıma ve anlama yetisi, zeka, bilgelik

Pracna paramita: Bilgeliğin mükemmelliği, tüm Budalar’ın manevi annesi kabul edilen genellikle Avalokitenvara ile özdeşleştirilen tanrıça Tara’nın biriyle kişileştirilen mahayana öğretisi.

Puja: Tapınma veya saygı gösterisi olarak, yalnız ya da toplu olarak törensel yapılan Brahman ayini.

Sangha: Budist keşişler topluluğu

Samsara: Ruhun başka bir varlığa geçişi, göçü; doğum ve yeniden doğumların birbirini izlemesi, dünya insanlık hali.

Satya: Gerçeklik, özellikle 4 kutsal gerçek, ıstırap, ıstırabın son buluşunun, ıstırabın sonlanmasına götüren yol.

Stupa: Buda, Yasa ve kutsanan kişilerin kalıntılarını barındıran çan biçiminde anıtsal büyük bina. Budizmin temel yapıları.

Sutra/Sutta: Akış, Buda’nın ya da 1. elden öğrencilerinin söylevlerini aktaran kitap

Sutrapitika: Metinler sepeti, Budist metinlerin vaazlar ve benzerlerini içeren bütün bölümleri.

Tantra: Zaman zaman gizli ve eril kutsallıkla bağlantılı dişil enerjiye özel önem yükleyen ayinlere yer veren, özellikle mistik ve büyüye ilişkin kumaş çözgüsü, süreklilik, düzge, yöntem, öğreti.

Tathagata: Gerçeğe doğru gelen ya da giden, böyle gelen ya da giden. Buda’nın başlıca sıfatlarından biri.

Uphanişad: Gizli öğreti,inançlar, Brahmanlardaki bazı tasavvurlar, sürdüren yapıtlar.

Urna: Tüy, kaşlar arasındaki tüy tutamı, seçkin insanın işaretlerinden biri.

Ushnisha: Türban. Budist ikonagrafisinde seçkin insanın belirtildiği kafatası çıkıntısı.

Vinyapitaka: Disiplin kuralları sepeti. Eski Budist metinlerin örgütlenmeye, hayata ve toplum kurallarına ilişkin yönergelerinin tümünü içeren bölümü.

Yoga: Bağlama, hayvan koşma olgusu, yöntem, yetenek, dikkat. Bunların sonucu oluşan zihin gücü ve zihin yoğunlaşması, felsefe sistemi, dinsel uygulama.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: