Gulliver’in Gezileri- Jonathan Swift

Scribler: Yazar bozuntusu

Scriblerus Klüp: Jonathan Swift, Alexander Pope, John Gay, John Arbuthnot, Henry St. John, Thomas Parnell’dan oluşan popüler kitapların edebiyatı istismarını hiciv yoluyla göstermek isteyen grup.

** Alexander Pope: (1688-1744) 18’inci yüzyılın başlarındaki en büyük İngiliz şair olarak görülmektedir. Hicivli dizeleriyle ve Homer’i tercümesi ile tanınmıştı. Kahramanlık beyitleri üstüne bir uzmandı. En önemli eserleri ‘Essay on Man’ (Tanrının her şeyi bildiğini, onun zalim olarak görülmemesi gerektiğini anlatır) ve ‘Essay on Criticism’dir. (Kötü eleştirinin kötü eserlerden daha zararlı olduğunu anlatır). ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_Pope)

**John Gay: (1685-1732) İngiliz şair ve oyun yazarı. Oyun yazarlığında da yergi gene ön plandaydı. Bu alandaki en büyük başarısını The Beggar’s Opera (“Dilenci Operası”) ile sağladı. İlk kez 1728’de, sergilenen oyun, izleyicilerin görülmemiş ilgisiyle karşılandı ve uzun yıllar afişte kaldı. Eser İngiltere yukarı sınıfı mensuplarının İtalyan operasına gösterdikleri aşırı tutkulu ilgiyi hiciv etmektedir. Bu arada başta o zaman İngiliz başbakanı olan Whig Partisi (Liberaller) başkanı Robert Walpole ve diğer iktidardaki idareci Whig politikacıları ile iyice alay edilmekte ve bunlar yanında o zaman İngiltere’de gayet azılı olarak tanınmış hırsızlar olan “Jonathan Wilde” ve “Jack Sheppard” hicivli olarak ele alınmakta idi. Bu eser ayrıca ülkede gayet büyük sosyal eşitsizlik olmakla beraber, hem yüksek idareci sınıftan kişilerin; hem de eşkıya, hırsız, hayat kadını gibi aşağı sınıftan kişilerin gayet birbirine benzer şekillerde alelade halkı soyup sömürmelerini gayet açıkça ortaya çıkartmakta idi. Bu oyun, ilk sergilenişinden iki yüz yıl sonra, 1929’da Brecht tarafından yeniden düzenlenip Almanca’ya uyarlanarak Dreigroschenoper (“Uç Kuruşluk Opera”) adıyla sahnelendi. Gay’in yergicilikte çok aşırı gittiği oyunlarından biri de, 1729’da yazdığı ve dönemin siyasal kargaşasını, haksızlıkları çok etkili bir biçimde eleştiren, bu nedenle de uzun yıllar sansürden geçemeyen ve ancak onun ölümünden kırk beş yıl sonra sahnelenebilen Polly’dir. (http://sosyolojisi.com/john-gay-kimdir-hayati-eserleri-hakkinda-bilgi/35372.html) ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Dilenci_Operas%C4%B1)

** John Arbunthnot: ( 1667 – 1735 ), genellikle sadece Dr. Arbuthnot olarak bilinir , Kraliyet Akademisi’ne seçilmiş, çok iyi eğitim almış, başarılı bir doktor, hicivci, matematik alanında katkıları olan ve hem Jonathan Swift’in Gulliver’in Seyahatleri kitabı ve Alexander Pope’ ın Peri Bathous, Ya Şiirde Batan Sanatı, Martin Scriblerus Anıları, ve muhtemelen The Duncaniad) ve John Bull ( Özellikle de siyasi karikatürler ve benzeri grafik çalışmalarda genellikle şişman, orta yaşlı, taşrada yaşayan, neşeli ve gerçek bir adam olarak tasvir edilir. ) figürünü icat ettiği için. Arbuthnot, kulübün kurucu üyelerinden biriydi ve grubun kalanı tarafından en komik olarak görüldü, ancak diğer üyelere göre daha az edebi kalıntı bıraktı. Onun hicivleri kolaylıkla, insancıl ve apaçık bir sempati ile yazılmıştır. (https://en.wikipedia.org/wiki/John_Arbuthnot)

https://en.m.wikipedia.org/wiki/John_Bull

** Henry St. John, 1. Viscount Bolingbroke : ( 1678-1751) Eski Whig-Tory ihtilaflarını sona erdirmeyi ve Walpole muhalefetinin farklı unsurlarını, yozlaşmış hükümeti Parlamentonun bağımsızlığını ihlallere karşı koruyacak yeni bir Ülke Partisine kaynaştırmayı amaçladı. Ara sıra elde edilen başarılara rağmen Bolingbroke, Walpole’u deviremedi veya birleşik bir muhalefet partisi oluşturamadı. 1735’te, Walpole’a karşı mücadelede vatandaşlarının vatanseverlikten yoksunluğundan yakınarak felsefe ve tarih çalışmalarına devam ettiği Fransa’ya çekildi . 1738’de İngiltere’ye kısa bir ziyaret yaptıktan sonra, Galler Prensi II. George’un oğlu Frederick’in etrafında toplanan yeni bir muhalefet partisini öğrendiğinde umutları yeniden canlandı . Bu grup için Bir Vatansever Kral Fikri’ni yazdı. Bu onun en ünlü eseriydi, ancak Walpole’u yenme veya bir “vatansever” partisi yaratma sorunlarına gerçek bir çözüm sunmadı. Whig üstünlüğünün siyasetinin en iyi çağdaş analistlerinden biri olarak kabul ediliyor. (https://www.britannica.com/biography/Henry-Saint-John-1st-Viscount-Bolingbroke)

** Thomas Parnell: (1679 -1718) Şair ve papaz. İlyada’nın çevrilmesine katkıda bulundu. Yaygın olarak ilk “Mezarlık Okulu” şiiri olarak kabul edilir ve “Ölüm Üzerine Bir Gece-Parçası”, ölümünden sonra Alexander Pope tarafından toplanıp düzenlenmiş Çeşitli Durumlarda Şiirler’de yayınlandı. (https://en.wikipedia.org/wiki/Thomas_Parnell)

Yahoo: Houyhnhnmların (Ata benzer yaratıklar) yönetimindeki insan benzeri yaratıklar. İngiliz Devlet adamları

Lemuel Gulliver: Lemuel (Tanrının sevgili kulu) Gull: Kandırmak, Vere: Gerçek (Gerçekler aracılığıyla kandırmak)

Avusturyalı dudakları, kemerli burun ve öne çıkık çene Habsburg hanedanının özellikleri

Büyük Britanya’nın şövalyelik sınıfları: 1- Dizbağı/Mavi: İngiltere, 2- Deve dikeni/Kırmızı (İskoçya), 3- St. Patrick/Yeşil (İrlanda)

… sağ ayağımı sol elimle tutup, sağ elimin orta parmağını başıma ve baş parmağımı da sağ kulağımın tepesine yerleştirerek yemin ettim.

Liliput: İngiltere

Blefuscu: Fransa

Tramecksan (Tory) İngiltere’de kiliseye yakın muhafazakar kesim (Yüksek)

Slameckson (Whig) Liberal kesim (Alçak)

Kral VIII. Henry Roma kilisesini (Katolik/ Büyük Endian) ayırıp, İngiliz kilisesini (Protestan/ Küçük Endian) başı olduğunu ilan eder.

** VIII. Henry:  (1491 – 1547): Babası VII. Henry’den sonra Tudor Hanedanı’na geçecek 2. prensti. Ama ağabeyi Arthur ölünce tahta o geçmiştir. En çok, altı kez evlenmesi ve İngiltere’yi Roma Katolik Kilisesi’nden ayırarak tamamen İngilizleştirerek Anglikan Kilisesi’ni kurması ile tanınır. Henry, 1494 yılında York Dükü ilan edildi. 1502 yılında ağabeyi Arthur ani bir şekilde bilinmeyen bir sebepten öldü. 1509 yılında VII. Henry ölünce VIII. Henry geçti. Birkaç ay sonra ise ölen ağabeyinin karısı Aragonlu Catherine ile evlendi. Diğer eş ve metresleri: Bessie Blount, Mary Boleyn, Ann Boleyn (2.eşi), Clevesli Anne (4. eşi), Madge Shelton (?), Jane Seymour(3. eşi), Katherine Howard (5. eşi) Catherine Parr (6.eşi). Anne Boleyn’e olan aşkının da etkisiyle Catherine’in erkek çocuk doğuramamasını evliliklerinin lanetli ve geçersiz olduğuna bağlayarak evliliklerini sonlandırmak istedi. Fakat, Catherine’nin yeğeni İspanya İmparatoru V. Karl (Şarlkent), Henry’nin bu isteğine şiddetle karşı çıktı. Yaklaşık altı yıl boyunca boşanmak için uğraşan Henry, İngiliz Reformu ile Anglikanizm kilisesini kurdu ve ilk evliliğinin geçersiz olduğunu ilan etti. 1533 yılında Anne ile evlendiler ve evlilikleri 3 yıl sürdü. Anne’in yaptığı doğumlardan sağ kalan tek çocukları I. Elizabeth’tir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/VIII._Henry)

Tutkularını tatmin etmeyi reddettiğiniz anda krallara yapılan büyük hizmetler dahi teraziyi dengelemekte çok hafif kalır.

Sahtekarlığı hırsızlıktan daha büyük bir suç olarak görüyorlar ve bu nedenle genellikle ölümle cezalandırıyorlar; çünkü genel olarak kabul gören bir anlayışla, dikkatlilik ve uyanıklığın kişinin mallarını hırsızlardan koruyabildiğine ama hilebazlığa karşı dürüstlüğün savunmasız olduğuna ve sürekli bir alım satım ilişkisi ve krediyle ticaret gerekli olduğu için, sahtekarlığa izin verilip göz yumulan veya onu cezalandıran yasası olmayan bir yerde, dürüst tüccarın hep mağdur olup düzenbazların kazanacağını ileri sürüyorlar.

Mahkeme salonlarındaki adalet simgesinde, dikkatliliği simgeleyen 2 önde, 2 arkada, 2 yanda 6 göz, ödüllendirmeye cezadan daha yatkın olduğunu göstermek için sağ avucunda bir torba altın, sol elinde kınında kılıç tutuyor.

İnsanları işe almak için değerlendirirken büyük yeteneklerden çok, iyi ahlaka önem veriyorlardı.

… gerçek, adalet, ılımlılık ve benzeri şeylerin herkesin gücü dahilinde şeyler olduğuna; bu faziletlerin uygulanmasının, beraberinde iyi niyet ve deneyim olduktan sonra ve özel bir öğrenim gerekmedikçe her insanın ülkesine hizmet etmesine olanak tanıyacağına inanıyorlardı.

Asalet sıralaması: Kral, prens, grandük, arşidük, dük, marki, kont, vikont, baron, baronet, şövalye

… mahkeme ya kralın kızgınlığını ya da gözdelerinden birinin hıncını tatmin etmek için zalimce bir hüküm verdikten sonra imparator bütün kurula kendi ılımlılığının ve yumuşaklığının bütün dünyanın bilip kabul ettiği özellikleri olduğunu anlatan bir konuşma yapardı… hiçbir şey insanları majestelerinin merhameti hakkındaki bu övgüler kadar korkutmazdı çünkü bu övgüler ne kadar abartılıp üzerinde durulursa, ceza o kadar insanlık dışı ve cezalandırılan da o kadar masum olurdu.

Quinbus flestrin: Dağ adam

Grildrig: Nanunculus, mannikin, cüce

Nicolas Sanson (1600-67): Fransız kartograf (Haritacı) ve tarihçi. Fransız haritacılığının temelini attı.

… ben de sanat ve silahların hamisi, Fransa’nın belası, Avrupa’nın yargıcı, faziletin, dindarlığın, şerefin ve gerçeğin yurdu, dünyanın hem guru duyup hem de kıskandığı soylu ülkem…

Brabdingnag: Devler ülkesi

İngiltere’de kuğular kraliçenin malı sayılır ve ancak kraliçenin özel izin verdiği kişiler kuğu yiyebilir.

… hiçbir ölçüde kendisiyle eşit veya kıyaslanabilir olmayan insanlar arasındayken, bir insanın saygın bir şeyler yapmaya çalışmasının ne kadar boşuna bir çaba olduğunu düşündürdü.

House of Peers: Lordlar kamarası (Peer: İngiliz soylusu)

Küçük dostum Grildrig, ülkeni öven çok hayranlık verici bir konuşma yaptın; bilgisizlik, tembellik ve ahlaksızlığın milletvekili olmak için en uygun bileşenler olduğunu; yasaların en iyi şekilde onları saptıran, şaşırtan ve ondan kaçan insanlar tarafından açıklanıp yorumlanıp uygulandığını açıkça kanıtladın. İçinizdeki bazı kurumların ilk kurulduğu zamanki halleriyle fena olmadığını gözledim; bunların yarısının ortadan kalktığını diğer yarısının ise tamamen yolsuzluklarla kirlenip lekelendiğini fark ettim… anlattıklarına bakılırsa sizin toplumunuzda herhangi bir mevkinin elde edilmesi için hiçbir yetkinlik gerekli gibi gözükmüyor… Ancak senin anlattıklarından ve büyük zorluklarla kerpetenle söker gibi ağızından zorla aldığım yanıtlardan çıkardığıma göre, soyunuzun çoğunluğunun, doğanın dünya üzerinde sürünmesine izin verdiği aşağılık haşeratın en tehlikelisi olduğu sonucuna varmaktan kendimi alamıyorum.

Doğanın kendi yasaları, ilk başta çok daha büyük ve sağlam yaratılmış olmamız yanında; en ufak kazadan, evden düşen bir kiremitten, küçük bir çocuğun fırlattığı taştan veya küçük bir derede boğulmaktan yok olacak kadar hassas olmamamızı gerektiriyordu.

… çağlar boyunca onlar da bütün insan ırkının karşılaştığı hastalıkla boğuşmuşlar: Soylular güç için, halk özgürlük için ve kral da mutlak hakimiyet için mücadele etmiş.

Yunan filozof Thales, evren hakkında konuşurken hendeğe düşmüş.

Laputa: Matematik, müzik ülkesi

Kürelerin Müziği: Pisagor, Platon’un ortaya attığı, Johannes Kepler’in başta olduğu matematikçilerin desteklediği kozmik uyum.

Günberisi: Bir gök cisminin güneşe en çok yaklaşıp yörüngesinde en hızlı döndüğü gün. Dünya için 3 Ocak (Periapsis)

Günöte: Bir gök cisminin güneşe en uzak olduğu yörüngesinde en yavaş döndüğü gün. Dünya için 4 Temmuz

Adamant: Sert, yüzeyler için hayali taş ismi, manyetik özelliği var. Diamond (Elmas) Adamastos (Yunanca) Ehlileştirilemeyenden türemiş.

Mars’ın etrafında dönen 2 küçük ay veya uydu 1707’lerde keşfedilmiş. Mars ise 1877’de keşfedilmiş. Mars’ın aylarından Deimos’un bir kraterine Swift adı verilmiş.

Lindalino: Dublin

Act of Settlement: 1701’de İngiliz Parlamentosu tarafından Protestanlara tahtı bırakmayı amaçlar. Tahta geçenler parlamento izni olmadan İngiltere, İrlanda, İskoçya dışına çıkamazlar.

Balnibarbi: Uçan ada kıtası, Lagado başkenti

Mundim odi: Dünyadan nefret ediyorum.

Kraliyet Akademisi: 1662’de resmi kuruluşu. 1645’de ilk toplantısını yapmış. Bacon deneylerle bilimsel gerçeği keşfetme yöntemiyle bilgiye ulaşmayı hedeflemiş.

Felsefi materyalizm: Madde her şeye dönüştürülebilir.

Phobos (Panik ve korku) ve Deimos (Terör ve dehşet) Ares ve Afrodit’in oğullarıdır. Deimos’daki bir kratere Voltaire (Micromegas’taki 17500 konuya itafen) adı verilmiştir.

Avrupa’da okumuşlarımız arasında herkesin birbirinden icatlarını çalması bir gelenek ve gerçek hak sahibinin kim olup kimin bundan yarar sağlayacağı itilaf konusu olmuşsa da…

Öğretmenin öğrencilerine bizim Avrupa’da hayal bile edemeyeceğimiz bir yöntemle ders verdiği bir matematik okulundaydım. Önerme veya kanıt ince bir yufka üzerine hafif bir şekilde sefalik tentürden oluşan bir mürekkeple yazılıydı. Öğrenci bunu aç karnına yuttuktan sonra üç gün ekmek ve su dışında bir şey yemeyecekti. Hamur sindirildikçe tentür beyine çıkacak ve beraberinde önermeyi götürecekti.

Kimera: Başı aslan, vücudu keçi, kuyruğu ejderha olan masal yaratığı, olmayacak hayaller için kullanılan bir benzetme.

Hiçbir şey filozofların gerçek olarak algılamayacakları kadar akıl ve mantık dışı olamaz.

Ulusun yüce meclisindeki her senatörün, görüşünü söyledikten ve savunduktan sonra oyunu doğrudan tam aksi görüşte kullanmaya mecbur edilmesini çünkü bu şekilde sonucun kaçınılmaz şekilde kamu yararına bağlanabileceğini belirtiyordu.

… ona göre, tek kafatası içinde konuyu tartışmak üzere baş başa kalan iki yarım beyin, kısa sürede birbirini anlayacak ve dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünenlerin kafasında yerleşmesi arzu edilen ılımlı ve düzgün düşünceler üretilecekti.

Vatandaşa eziyet etmeden para toplama yolu: 1- Ahlaksızlık ve aptallık vergisi, 2- Karşı tarafın en çok beğendiği erkekler (Akıl, kahramanlık ve nezaket) şeref, adalet, bilgelik ve eğitim vergilendirilmeyecek, çünkü insanın kendine has bireysel özellikleri, 3- Kadınlar güzellik ve kıyafet vergisi (Sadakat, namus, sağduyu ve iyi huyluluk değerlendirilmiyor9

Jacobitizm: II. James (Jacobus Latince) destekleyen, İskoçya ve İrlanda’da 1722’de politik hareket

Lagado/Langden: Londra

Tribnia: Birleşik Krallık

Lazımlıklı sandalye: Danışma meclisi (Privy Council/ WC anlamına da geliyor)

Kaz sürüsü: Senato

Topal köpek: Piskopos Atterbury’nin köpeği, istilacı anlamında

Veba: Daimi ordu

Akbaba: Başbakan

Gut: Yüksek dereceli papaz

İdam sehpası: Devlet bakanı

Lazımlık: Asilzadeler komitesi

Açık Tuvalet: Saray hanımefendisi

Süpürge: Devrim

Fare kapanı: Devlet dairesi

Dipsiz kuyu: Devlet hazinesi

Lavabo: Mahkeme

Kapak ve ziller: Saray gözdesi

Kırılmış düdük: Mahkeme

Boş fıçı: General

Akan yara: Yönetim

Maldonado: Londra

Glubbdubdrib: Dublin

Luggnagg: İngiltere

Arbela/Gaugamela Savaşı: (M.Ö. 331) Büyük İskender’in Persleri yendiği savaş.

**Gaugamela Savaşı: M.Ö. 331 yılında Büyük İskender (III. Alexandros) önderliğindeki Makedonlar  ve III. Darius önderliğindeki Ahameniş İmparatorluğu arasında yapılan savaştır. Savaşı Büyük İskender kazanmıştır. İki ordu Mezopotamya ovasındaki Arbela’da (bugünkü Erbil) karşılaştıklarından bu savaş bazen Arbela Savaşı olarak da adlandırılmaktadır. Savaş sonunda Büyük İskender “Asya Kralı” unvanını almıştır. Darius sayıca üstün olan kuvvetleri ile savaş düzeni oluşturmak için düzgün bir yer istiyordu. Fakat Gaugamela kesinlikle saptanmış bir yer değildi. Savaş bir deve hörgücü şeklindeki tepenin yanında oldu. Bundan dolayı bu savaşın ismi İbranice Tel Gomel veya Tel Gahmal, “Deve Dağı” olarak tercüme edilir. Bu savaş sonunda İskender, İran içlerine ilerleyerek Pers İmparatorluğu’nun başkentleri olan Babylon, Susa, Persepolis ve Ekbatana’yı (bugün Hemedan) ele geçirmiş, imparatorluğun hazinelerine el koymuştur. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaugamela_Muharebesi)

** Büyük İskender: (MÖ 356-323) İskender, Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan Makedonya krallığının varisi, kral II. Philip’in oğlu olarak dünyaya geldi.  Atina sonu gelmez Peloponez Savaşı sebebiyle istikrarsızlık yaşarken Philip önünde beliren fırsatı görerek MÖ 33’da Yunanistan’ı kontrol altına almıştı. Philip savaştayken, İskender de Aristo gibi ünlü öğretmenlerden felsefe, matematik, okçuluk, binicilik ve diğer dersler almıştı. Yunan tarihçi Plutarkhos İskender’in Homeros’un İlyada’sının bir nüshasını bulundurduğunu yazmıştı. Aristo’nun açıklamasına göre ise İskender, her gece yastığının altına bir hançer ve taşınabilir bir askeri erdem ve ilim hazinesi olarak büyük bir saygı beslediği bu eseri koyuyordu. Yaşıtlarından önce olgunlaşan İskender, MÖ 336’da, babasının suikastından sonra, henüz 20 yaşındayken kral tacını giydiğinde Makedonya ordusunda hali hazırda deneyimli bir komutandı.  Bu genç kral tahta çıkışının ardından kararlı bir hamleyle, isyanlarla çalkalanan Thebes kentindeki binlerce insanı katledip arda kalanları da esir alarak başkaldıranlar üzerindeki hâkimiyetini kanıtladı. İskender, MÖ 334’de, güç kaybeden fakat yine de büyüklüğünü koruyan Pers İmparatorluğu’nu fethetmek üzere yola koyuldu. Ordusu çoğu Makedon ve körü körüne sadık 40,000’den az askerden oluşuyordu. Elinden her iş gelen bu askeri güce atlılar ve mızrağı ustalıkla kullanan ve kalkanlarıyla çok sıkı biçimde saf tutarak falanks düzeni oluşturan ağır zırhlı piyade erleri de dahildi. İskender birliklerini büyük bir ustalıkla mevzilendirmiş, savaşa bizzat kendisi önderlik edip birkaç yara alarak sadakatlerini kazanmıştı. İskender, Boğaziçi’nden Anadolu’ya geçerken buradaki Pers kuvvetlerini bozguna uğratmış ve efsanevi Troya kentini de ziyaret etmişti. Anadolu’da Pers hakimiyetindeki Yunan kentleri İskender’i memnuniyetle karşıladı. Pers ordusuyla ilk kez, bugün Çanakkale’nin Biga ilçesinde bulunan bir akarsu olan Granikos’ta karşı karşıya geldi. Bu karşılaşmada İran’da Ahameniş İmparatorluğu’nun son hükümdarı olan III. Darius’u yenerek Pers hakimiyetini zayıflattı. Ayrıca, Milet ve Halikarnassos şehirlerinin de direnişini kırdı. M.Ö. 333 yılının kış aylarına kadar Batı Anadolu İskender’in eline geçmişti. Perslerle İssos’ta yaşanan ikinci çarpışmada, aceleyle geri çekilirken aile üyelerini rehin olarak bırakan Pers İmparatoru III. Darius’u mağlup etti. Darius kendisine imparator olarak teslim olmadıkça barış yapmayı reddeden İskender bu kez rotasını güneye, Mısır’a çevirdi. İskender bu zaferinden sonra Suriye ve Fenike’ye ilerledi. Önüne çıkan tüm Pers şehirlerini kolaylıkla fethetti ancak Tiros’ta (bugünkü Sur şehri) büyük bir direnişle karşılaştı. 6-7 ay boyunca direnen Tiros halkı sonucunda yenik düştü. Tiros kuşatmasından sonra daha da güneye giderek Gazze’ye varan İskender burada da direniş ile karşılaştı. Ancak 2 ay sonra bu direnişi de kırarak Mısır’a girdi. Perslerin baskısından bunalan Mısır halkı İskender’i sevinçle karşıladı. Büyük İskender Mısır’da kendi adını alan Alexandreya (İskenderiye) şehrini kurdurdu.   Fenike kentlerinden Sur da dahil birçok stratejik limanı kontrol altına aldı. Eski zamanın firavunları gibi bir tanrı-kral olarak yüceltildiği Mısır’da Anadolu’dakinden de fazla hürmet gördü. İskender, Akdeniz’den doğuya, Mezopotamya’ya ilerleyerek MÖ 331’de Gaugamela Muharebesi’yle Darius’un yenilenen birliklerini hezimete uğrattı. İskender uyum içinde savaşan küçük bir ordunun büyük ama uyumsuz bir orduya üstün geleceğini bir kez daha göstermişti. Pers saflarında bir açıklık oluştuğunda kendisi ve üstün atlıları bu boşluktan içeri dalıyor böylece karşı tarafın ordusunu ikiye bölüyordu. Nihayetinde Pers İmparatorluğu’nu fethetti. Günümüz Afganistan’ı içinde yer alan Baktriya’yı ele geçirerek, buradaki hükümdarın kızı Roxana ile evlendi. Ardından MÖ 327’de Hindistan’ı fethederek eski Pers İmparatorluğu’nun en uzak sınır olan İndus Nehri’ni geçti. Ancak, muson rüzgarları askerlerini hasta edip aralarında isyan çıkarınca MÖ 325’de geri döndüler. İskender politik veya diplomatik değil askeri bir dehaydı. Muazzam boyuttaki imparatorluğunu Pers modelinde organize etmek için çaba gösterdi: Pers memurlar tuttu ve birçok komutanının yaptığı gibi Pers prensesleriyle evlendi. İskender MÖ 323’de, Babil’de aniden (belki de tifoid ateşten) hayatını kaybetti. Kurduğu imparatorluk ölümünden sonra yıkılsa da fethettiği topraklar İskender’in meydana getirdiği daha geniş bir Yunan dünyasının kozmopolit ruhundan ve kültüründen derinlemesine etkilenerek sonsuza dek değişti. (https://arkeofili.com/dunyanin-cogunu-fetheden-buyuk-iskender-kimdi/) (https://kidega.com/blog/dunyanin-ilk-fatihi-buyuk-iskender)

**  Ahameniş Hanedanı (Pers İmparatorluğu): ( MÖ 550 – 30), . MÖ 550’de Persler Büyük Kiros (ya da II. Kiros ya da II. KYROS) önderliğinde birleşerek kuzeydeki Medler’i yıkmış ve bir devlet haline gelmişlerdir. Bundan sonra Kyros fetih hareketlerine girişmiştir. Bu fetihlerde ise Babil, Fenike gibi zengin yerleri fethedip ülkeyi zengin bir krallık haline getirmiştir. Urartu, Manna devletini, Lidya’yı ve Krezus’un servetini ele geçirip tüm Anadolu’yu hakimiyeti altında birleştirmiştir. Anadolu’yu ele geçirdikten sonra Babil’e saldırmış ve orayı da fethedip kendini Babil kralı ilan etmiştir. Bundan sonra ise Mısır’a saldırma hazırlıklarına başlamış, kuzeydoğuyu sağlamlaştırmak için İskit-Saka imparatorluğu ile savaş yapmış ve bu savaşların birinde Kraliçe Tomris’in ordusuna mağlup olarak hayatını kaybetmiştir.  Yerine ise oğlu Kambis geçmiştir. Kambis devrinde Mısır fethedilmiş, Kartaca’ya kadar Pers ordusu ilerlemiş ancak Kartacalıları geçememiştir. Kambis döneminde İranlı kabileler ayaklanmışlardır, bunlar Gomata isimli bir Med rahibinin başını çektiği Mecusilerdir.  Kambis Mısır dönüşü ölmüş, yerine ise ünlü Pers İmparatoru I. Darius geçmiştir. İlk olarak kabile isyanlarını bastırmış ve çeşitli alanlarda devrim niteliğindeki hareketlere girişmiştir. I. Darius da fetih hareketlerine girişmiş, İmparatorluk sınırları doğuda Hindistan’a dayanmıştır. Kafkasya’ya doğru İskitlere karşı da sefer yapmış ama başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Daha sonra batıya yönelip, Trakya, Makedonya ve Ege’ye saldırıp buraları ele geçirmiştir. Bunun üzerine Spartalılar, Darius ve oğlu I. Serhas’e karşı Salamis Deniz Savaşı’nı yapmışlardır. Salamis Deniz Savaşı’nda elde edilen ganimetlerin bütünü Büyük İskender’in fethinde ele geçirilmiştir. II. Artakserkes döneminde devlet hızla çözülmeye başlamış, İmparatorluk’ta ayaklanmalar olmuş, Mısır bağımsızlığını ilan etmiştir. İsyanlar güçlükle bastırılmış ama daha sonra III. Darius döneminde Pers İmparatorluğu’na Büyük İskender son vermiştir. Anadolu’ya hâkim olan Perslerin satrapları ülkeyi imar etmek için çaba göstermişlerdir. Bu çalışmalar sırasında Bodrum’da yapılan Mausoleum (Mozole kral mezarı) dünyaca ünlü eserlerden biridir.  Ahameniş imparatorluğu bugüne kadar Ortadoğu’da kurulmuş olan en geniş imparatorluk olmuştur. Ege’ye ve Hindistan’a uzanan, gerçek anlamda imparatorluktur. (https://worldarkeoloji.blogspot.com/2016/02/ahamenis-imparatorlugu.html)

** Tomris Hatun: MÖ 6. yüzyılda yaşadığı düşünülen ve bugün de Yakutlar olarak bilinen İskitlerin kadın Türk hakanıdır. Kocası öldüğü için İskitlerin başına geçmiştir. Birçok kaynak dünyada bilinen ilk kadın hükümdar olduğunu yazmaktadır. İsmi Öz Türkçedir ve günümüz kullanımıyla “Demir/Temir” anlamına gelmektedir. Pers Kralı Kyros, Yeni Babil Krallığı’na son verip Mezopotamya’yı hakimiyeti altına aldıktan sonra büyük olasılıkla Mısır’ı ele geçirmeyi planlamıştır. Ancak gerçekleştirdikleri yıpratıcı akınlarla imparatorluğun kuzeydoğu sınırını oluşturan yerleri tehdit eden İskitler, Kyros’un Orta Asya’ya ikinci bir sefer düzenlemesini gerektirmiştir. Kyros döneminde İskitlerin başında Tomris Hatun bulunmaktaydı. İskitlerin saldırılarını kesin şekilde durdurmayı amaçlayan Pers kralı, Tomris’e karşı sefer düzenleyerek Seyhun Nehri’nin ötesine geçmiş ve burada kendi ismine ithafen Kyropolis adında bir garnizon -askeri birliklerin bulunduğu- şehir inşa ettirmiştir. Kyros’un İskitlerle olan mücadelesi hakkında en ayrıntılı bilgiler Herodotos‘a aittir. Herodotos’a göre, Kyros Babil’i ele geçirdikten sonra İskitler üzerine sefere çıkmıştır. İskit hükümdarı Tomris’e elçi göndererek kendisiyle evlenmek istediğini bildirmiştir. Ancak onun asıl amacının İskitleri Pers egemenliğine katmak olduğunu anlayan Tomris onun bu isteğini kabul etmemiştir. Pers kralı ordusunu Aras Nehri üzerine getirmiştir. Ardından ordusunun nehri geçebilmesi için bir köprü inşa ettirmiş ve bu şekilde nehrin karşı tarafına geçmiştir. Bir süre sonra Tomris, Kyros’a elçi göndererek ona kendilerine saldırmaktan vazgeçmesini bildirmiştir. Pers kralı ve esir alarak beraberinde götürdüğü Lidya Kralı Kroisos, İskitlere boyun eğdirmek için bir plan kurmuştur. Bu plan doğrultusunda Kyros’a büyük bir ziyafet düzenlenmesini, ziyafet sona ermeden Pers ordusunun zayıf güçteki askerlerini bu ziyafetin başında bırakıp ordunun geri kalanıyla birlikte nehrin kıyısına geri çekilmesi söylenmiştir. Ziyafeti gören İskitlerin harekete geçip ziyafetten yararlanmak istedikleri esnada onların bu zayıf anını fırsat bilen nehrin kıyısındaki Pers ordusunun saldırıya geçmesi istenmiştir. Ziyafeti gören Tomris’in ordusunun üçte biri ziyafet alanına gelmiş ve buradaki Pers askerlerini öldürerek ziyafetteki yemeklerle karınlarını doyurmaya başlamışlardır. Yemek sırasında içtikleri şarabın etkisiyle sarhoş olan İskit askerleri bir süre sonra uykuya dalmıştır. Bu durumu gören beklemedeki Pers ordusu İskit askerlerinin üzerine saldırarak bir kısmını öldürmüş, bir kısmını ise esir almıştır. Esir alınanlar arasında Tomris’in oğlu Spargapises de vardır. Spargapises sarhoşluktan ayılıp aklı başına gelince ellerinin çözülmesi için Kyros’a yalvarmıştır. Bu isteği yerine getirilince Perslerin elinde esir olmaktansa ölmeyi tercih edip ani bir hareketle kendisini öldürmüştür. Oğlu ve askerlerinin bir kısmının öldüğünü haber alan Tomris, Kyros’a bir mesaj göndermiş ve oğlunun cesedini istemiş. Kyros, bu tehdide kulak asmayınca Tomris savaş hazırlıklarına başlayıp Kyros’un üzerine yürümüştür. MÖ 529 da Oxus Bölgesi’nde çok şiddetli bir savaş başlamıştır. Her iki ordu da uzun süre birbirlerine üstünlük kuramamıştır. Ancak savaşın ilerleyen anlarında Pers askerlerinin çok büyük bir bölümüyle beraber Kyros’da öldürülmüş ve böylece Pers ordusunu yenmeyi başarmışlardır. (http://www.antiktarih.com/2018/11/11/tomris-hatun-ve-iskitler/)

Hannibal, Alplerden geçerken önüne çıkan kayayı ateşle ısıtıp ekşi şarap/ sirke dökerek kırmış. (Livius, Romalı tarihçi)

** Hannibal: (M.Ö. 247- 183/2 ?) Tüm zamanların en büyük askeri dehalarından biri olan Hannibal Barca,  Kartaca’da dünyaya geldi. Birinci Pön Savaşı’nın ünlü kahramanı Hamilcar Barca’ın oğludur. Küçük yaşlarda babasıyla birlikte savaşlara katılmıştır. Babasının isteğiyle, Roma’ya karşı her zaman kin duyacağına dair yemin etmiştir. Hannibal Barca, MÖ 221 senesinde Kartaca’nın İspanya ordusunun komutanı oldu. MÖ 221 senesiden MÖ 219 senesine kadar Ebro’nun batısındaki topluluklar üzerine hakimiyet kurdu. Hannibal, I. Pön Savaşı’nın ardından Roma ile ikinci bir savaşın kaçınılmaz olduğunu biliyordu ve ilk darbeyi kendisi vurmak istiyordu. İspanya’daki konumunu sağlamlaştırdıktan sonra MÖ 219 yılında Roma’nın müttefiki olan Saguntum şehrini ele geçirdi. Roma’nın savaş ilan etmesi üzerine İkinci Pön Savaşı başladı. Hannibal kardeşi Hasdrubal’ı İspanya’da bırakarak İtalya üzerine yürüdü. Hannibal Barca’nın ordusunda yüz bin asker ve otuz yedi fil bulunuyordu. Ordusuyla kuzeye doğru yürüyen Hannibal, Pirene Dağları’nı Keltiber kabileleri ile savaşarak geçti ve Rhône Vadisi’ne vardı.Bölgedeki Romalılar ve müttefiklerini atlatmak için ”Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız” diyen Hannibal, vadinin yukarısından bir yay çizip Alp Dağları’nı geçti. Büyük bir ordu ve filler ile antik çağ koşularında yapılan bu yolculuk, büyük bir başarı olarak kabul edilmektedir. Pireneler ve Alp Dağları’nı geçerken ağır kış şartları sebebiyle ordusunun bir kısmını kaybeden Hannibal, kalan güçleriyle Po Ovası’nda ilerledi. Ordusuna Keltler’in 14 bin savaşçısı da katıldı. Hannibal’in güçleri, onları durdurmaya gelen bir Roma ordusunu MÖ. 218 senesinde Trebbia’da yok etti. MÖ 217’de Apenin Dağları’nı geçerek Roma’ya doğru ilerleyen Kartaca Ordusu, Trasimene Gölü Muharebesi’nde ana Roma ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Hannibal’in ilerleyişi, Romalıların vur-kaç taktiğine başvurmasıyla yavaşladı. Hannibal, bu gelişme karşısında Roma’yı kuşatmak yerine güneye inmeyi ve Latin şehirlerini isyana kışkırtmayı planladı. Hannibal, üzerine gönderilen son düzenli Roma Ordusunu Cannae Muharebesi’nde yendi. Bu savaşta Kartaca ordusu, “Hilâl düzeni” denilen taktikle Roma ordusunu tuzağa çekmiş ve tamamen yok etmişti. Cannae zaferinin ardından Güney İtalya Hannibal’in tarafına geçmişti. Fakat Hannibal’in artan prestiji Kartaca senatosunu korkuttu ve ona yeterli desteği göndermediler. Cannae Savaşı ile Roma’dan kopan Capua kenti, yeni bir ordu kuran ve güçlerini toplamaya başlayan Roma tarafından MÖ 211 senesinde yeniden ele geçirildi. Hannibal’in MÖ 207 senesinde Roma’ya yaptığı baskın geri püskürtüldü. Kardeşi Hasdrubal, İspanya üzerinden bir yardım ordusuyla gelmeye çalışırken Kuzey İtalya’da öldürüldü. İtalya’nın güneyindeki dağlara çekilen Hannibal, Scipio Africanus komutasındaki Roma ordusunun Afrika’ya çıkması üzerine başkenti korumak üzere MÖ 203 senesinde Kartaca’ya çağrıldı. Hannibal, Roma ordusu ile yaptığı Zama Muharebesi’nde yenilgiye uğradı. Kartaca, Roma ile şartları çok ağır bir barış anlaşması yapmak zorunda kalmıştı. Savaştan sonra maliye ve ekonominin başına getirilen Hannibal ülkeyi düzeni soktuktan bir süre sonra Romalıların baskısı üzerine görevinden alındı. Kendine karşı yükselen muhalefet sebebiyle gönüllü sürgüne giden Hannibal, önce Selevkos İmparatorluğu olmak üzere Ermenistan’a ve Bitinya’ya giderek buradaki saraylarda askeri danışmanlık yaptı. Pek çok kaynakta Bursa şehrinin kuruluşu Hannibal ile ilişkilendirilir. Bitinya Kralı Prusias’ın yanında iken Prusias’a bugünkü Bursa’nın olduğu yerde bir şehir kurmasını öğütlediği ve şehirdeki ilk içme suyu şebekesini kurduğu düşünülmektedir. MÖ 183 veya 182 senesinde Bitinyalı yetkililer tarafından Romalılara teslim edileceğini anlayınca yüzüğünde taşıdığı bilinen zehiri içerek hayatına son verdi. Mezarının yeri bilinmemekle beraber, ölüm yeri olan Gebze’de bulunan Tübitak yerleşkesinde anısına yapılan bir anıt bulunmaktadır. Hannibal Anıtı, Atatürk’ün dile getirmiş olduğu Hannibal’ın mezarının bulunması ve bir anıt yapılması isteği vasiyet kabul ederek 1981 senesinde yapılmıştır. Sonrasında Gebze yerleşkesine su getirme çalışmaları sırasında bulunan bir mezarın Hannibal’a ait olduğu zannedilmektedir. (https://www.timeturk.com/hannibal-barca/biyografi-799256)

Brutus’un görüntüsü karşısında derin bir saygı hissettim; bu görüntüde mükemmel bir erdemi, büyük bir yiğitliği, aklın kararlılığını, en gerçek vatan sevgisini ve insanlığa duyulan sevgi ve yardımseverliği yüz hatlarının her çizgisinde kolayca fark edebiliyordum.

** Lucius Junius Brutus (M.Ö. 545-509) Roma konsülü, Torquinlerin hükümdarlığını sona erdirip, Roma Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağladı. Roma tarihçisi Titus Livius’a göre savaşırken hayatını kaybetti. O ve eski kralın oğlu Arruns Tarquinius karşılıklı dövüşürken birbirlerini öldürdüler. Despot Etrüsk kralı Lucius Tarquinius Superbus’un devrilmesini sağladı. Kralın devrilmesinin ardından, Brutus Roma’nın soylu ailelerinden ve kendisinin uzak akrabası olan Tarquinlerin tahtta dönmek için düzenledikleri çeşitli saldırıları bertaraf etti. Efsaneye göre Brutus kendi oğulları olan Titus ve Tiberius’u dahi monarşiyi geri getirmek için hazırlanan bir komploya karıştıkları için idam ettirdi. Bunun ardından Brutus, Roma vatandaşlarını bir daha asla kral egemenliğini kabul etmemeleri için yemin etmeye zorladı. Monarşi karşıtlığı gelecekte de pek çok Romalının siyasal kimliğinin merkezinde yer aldı. Brutus’un hamurunu yoğurduğu Roma Cumhuriyeti, yüzyıllar sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin anayasasını yazanlara da bir örnek teşkil etti. Antik Roma’dan etkilenen anayasa komisyonunun delegeleri, yasama organının bir kısmını teşkil eden üst parlamentoya senato adını vermişlerdir. ( https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/lucius-junius-brutus)

** Epaminondos: (M.Ö. 418-362), Thebaili devlet adamı ve komutanı. Yoksul fakat soylu bir ailedendi. İyi bir eğitim görerek yetişti. Felsefe eğitimi gördü, Tarentum’lu Lysis’den ders aldı. Ünlü bir hatip oldu. Halk partisi saflarında politikaya atıldı ve bu partinin liderlerinden Pelopidas ile sıkı bir dostluk kurdu. O zamana kadar savaşan taraflar, düzenli saflar hâlinde karşı karşıya gelerek birbirine saldırırlardı. Epaminondas, bu savaş usulünü değiştirdi. Ordusunu iki kanada ayırdı. Önce bir kanadı saldırıya geçirdi, bu kanadın saldırısı başarılı olunca da diğer kanadı saldırıya geçirerek düşmanı iki kanat arasına alma usulünü (çapraz savaş usulü) uyguladı. Bu taktikle Spartalıları Leuktra Meydan Savaşı’nda yendi.(M.Ö. 371) MÖ 371 ’de Boiotia Konfederas­yonunun önderlerinden biri olarak, Sparta ile barış görüşmeleri yaptı. Yetkileri elinden alındı, orduda sıradan bir asker olarak savaşmak zorunda kaldı. Tekrar komutan se­çilmesini izleyen birkaç yıl içinde Sparta ve çevresini istila etti, Messene’yi öz­gürlüğüne kavuşturdu. Pelopones Yarımadası’nı istilâ etti. Amacı tüm Yunanistan’ı Thebai çevresinde birleştirmekti. Bu sayede Peloponnesos Birliği dağıldı. Sparta’nın gü­cü bu şekilde kırdıktan sonra komşuları üzerinde baskı kuracak kararlılığı gös­teremedi. Bunun sonucunda Sparta ile ittifak kuran komşularına karşı tekrar sa­vaşmak zorunda kaldı.Gene bu amaçla Mantinia Savaşı’nı kazandı, fakat bu savaşta aldığı yaraların etkisiyle öldü. Onun ölümüyle Thebai üstünlüğü de son buldu. ( https://www.dersimiz.com/bilgibankasi/epaminondas-kimdir-hakkinda-bilgi-7292) ( https://www.arkeolojikhaber.com/haber-epaminondas-10773/)

** Marcus Portius Kato/Yaşlı veya Bilge Cato: (M.Ö. 234-149) Roma Cumhuriyet hareketinin kahramanı, Utticalı Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip. Oldukça ahlakçı ve prensiplidir, bu yüzden Scipio ailesine tavırlı olmasıyla bilinir. Plep (Antik Roma’da ayrıcalıklı patriciler sınıfına üye olmayanlar) sınıfından bir aileye sahipti. Çocukluğunu ve gençliğini doğa ile iç içe taşrada geçiren Cato; kıvrak zekası, yasalar hakkındaki bilgisi ve hitabet yeteneği ile kısa zamanda ilgi odağı olmuş, bir avukat olarak kabul görmüştür. Siyasi alandaki ilerleyişi ise kendisindeki cevheri gören patrici kökenli Lucius Valerius Flaccus sayesinde olmuştur. Bu vesileyle önemli bir siyasi kariyerin inşasına başlamıştır. İkinci Pön savaşında askeri tribün (bir kabilenin başı) olarak görev aldı. Marcus Porcius Cato, evvela MÖ. 205’te atlı sınıfa seçildi (quaestor), MÖ 199’da aedile ( memuriyet, devlet binalarının yapılması ve halk festivallerinin düzenlenmesi ile ilgili ödeneklerden sorumludur. Halk düzeninin yürütülmesi konusunda da yetkisi vardır. ) ve MÖ 198’de ise Sardinya’da praetor (Eski Roma’da vatandaşlar arasındaki uyuşmazlıkları çözen yargıç ve yönetici konumunda olan yetkililere verilen isim) seçilmiştir ki, bu adı geçen şehirde vurgunculuk da denen fahiş faiz kazancıyla mücadele etmiştir. MÖ 195’te Flaccus ile birlikte konsül ( Antik Roma medeniyetinin cumhuriyet ile yönetildiği dönemdeki en üst düzey yöneticileri ifade eder. ) seçilmiştir ve Lex Oppia adlı kadınları kısıtlayıcı kanun ile lüks harcama miktarını sınırlayan yasayı nafile çabalarla engellemeye çalışıp başarısız olmuştur. Daha sonra Cato, geniş ve amansız bir sefer düzenlemek için yetkilendirildi ve İspanya’daki ayaklanmayı bastırdı, bu harekat sonucu merkezi otoriteyi sağlamak için yakın İspanya eyaletini kurdu. MÖ 191’de Manius Acilius Glabrio komutası altına atandı ve Thermopylaendeki bir savaşta Selevkos kralı III. Antiochus’u yendi. Kısa zaman sonra Scipio ailesinin destekçilerine yönelik ithamlarına komutanı Glabrio’yu dahil etmiştir. Politik anlamda saldırgan bir tavırla Lucius Scipio ve Scipio Africanus’un siyasi etkisini kırdı. MÖ 184’te iş arkadaşı Flaccus ile birlikte censorlük(denetçi) makamına seçilerek başarılarına devam etti. Censor Roma’daki nüfus kayıtları, ahlaki düzen ve bilirkişilik konularında görevli bir memurdu. Censor olarak yaptığı en önemli işler; mos majorum’u (ataların geleneği) korumak ve Roma’yı yozlaştıran bir etkiye sahip olduğuna inandığı Helen geleneğine karşı mücadele etmekti. Lüks tüketim malları için vergi koymakla kalmayıp senato üyeliklerinde yeniden değerlendirmeye gidip uygun olmayanları çıkardı. Vergi toplanması sırasındaki suistimallari araştırdı, kamusal binaların yapımına önem verdi ki, Basilica Porta (Roma’nın ilk sebze-meyve hali) onun döneminde yapıldı. Cato’nun censorlüğü oldukça etkin, sert ve marjinaldi; bu yüzden derin bir iz bıraksa da toplumdan fazla destek görmedi. Bu görevi sırasında çok fazla düşman kazanmıştı ve bunun bedelini de kendisini 44 kez mahkemelerde savunmak zorunda kalarak ödedi. Görevi sonrası bu ahlaki prensipleriyle ilgili vaazlar verdi ve özellikle kadınların ekonomik özgürlüğünü sınırlayan yasalardan yana tavır aldı. Cato, ömrünün son yıllarında çiftlik yöneticiliği, tefecilik ve borsa ile uğraştı ve aynı zamanda kitaplar da yazdı. MÖ 153’teki Kartaca elçiliği sırasında Roma’nın bu eski rakibinin küllerinden doğduğunu ve gelecek vadettiğini görüp Carthago delenda est yani Kartaca yıkılmalıdır deyişini şiar edindi ve her senato konuşması sonrası bunu ifade etti. İlginç şekilde Roma’nın Kartaca’ya savaş açtığı MÖ 149 yılını da görmüştü. Cato’nun en önemli özelliklerinden biri de Latin edebiyatına yaptığı tartışmasız katkıdır. Bilge ve nüktedan biri olsa da tavırlarında kaba bir köylüyü andırıyordu. Birçok kitap yazan, konuşmalarının çoğunu kaydeden biriydi; ancak bu konuşmaların salt yarısı hakkında parçalı bilgiler vardır. Eserlerinden günümüze yalnız De agricultura adlı kitabı tam olarak kalmıştır ve bu eser tam olarak korunmuş en eski Latince kitaptır. Tarımsal açıklamalar, küçük işletmelerin büyütülmesi ve hayvan otlatma ile ilgili ciddi bilgiler içermektedir. İlk Latince Roma tarihi Origines’in de yazarıdır. Tıp, hukuk, askeri bilimler vb. konularında da kitaplar yazmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Marcus_Porcius_Cato)

Swift için dünyanın en büyük altılısı: Sokrates, L.J.Brutus, Epaminondos, Bilge Cato, Hannibal, Thomas Moore

Sparta bulamacı: Besleyici ama tadı çok kötü

Nec vir fortis, nec faemina casta (Latince): Ne güçlü bir adam, ne erdemli bir kadın var bu evde. (Polydorus Vergilius)

** Publius Vergilius Maro (M.Ö. 70-19) Romalı şair. Roma İmparatorluğu’nun destanı kabul edilen Aeneis’in yazarıdır. Dante’nin İlahi Komedya’sındaki ana karakterlerden biridir. Vergilius bu eserde cehennemde Dante’yi gezdirmeye yardımcı olmuştur. Gündelikçi işçi, çiftlik yanaşması, tuğla ustası, çömlekçi gibi türlü işlerde çalıştığı sanılan bir baba ile Cremon’nın Magius soyundan Magia Polla isimli bir anneden dünyaya gelmiştir. Aynı anne ve babadan iki de kardeşi olmuş, biri çocuk yaşta diğeri genç yaşta ölmüştür. Babasının ölümü üzerine annesi bir kez daha evlenip bir erkek çocuğu daha dünyaya getirmiştir. Oldukça canlı bir doğada çocukluğunu babasının çiftliğinde geçiren Vergilius, ilk öğretimini Cremona’da tamamlayıp, on beş yaşlarında Milano’ya geçer. Sonra da Roma’ya gidecektir. Öğrenimini tamamladığında sıkılgan mizacı yüzünden hukukta ve devlet işlerinde kendini gösterememiştir. Tek bir davaya bakıp kaybedince oldukça çabuk vazgeçer. M.Ö. 19’da Aeneis destanının geçtiği İlion şehrini görmek üzere çıktığı yoldan, hastalanması nedeni ile geri dönerken, Brundisium’da ölür. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Publius_Vergilius_Maro)

Via Romana (Romalı Tarzı): Dürüstlük, çalışkanlık, gerçek gibi erdemler.

Dünyadaki büyük girişimlerin ve devrimlerin, gerçek kaynak ve güdülerini ve başarılarını borçlu oldukları aşağılık olayları öğrenince insan aklı ve dürüstlüğü gözümden düştü.

Burada anekdotlar veya gizli tarih yazdıklarını iddia edip birçok kralı bir tas zehirle mezara gönderen, bir kralla başbakan arasında hiç kimsenin şahit olmadığı konuşmaları aktaran, elçilerin ve devlet bakanlarının düşüncelerini gün ışığına çıkaran ve sonunda sürekli haksız çıkma felaketine uğrayanların sahtekarlıklarını ve cahilliklerini keşfettim.

… Kraliyet tahtının yolsuzluklar olmadan devam ettirilemeyeceği çünkü erdemlerin insana pompaladığı o olumlu, kendine güvenen ve yerinde duramayan ruh halinin kamu yararına yapılan işlere her zaman bir tıkaç oluşturduğu…

** Shimabara İsyanı (1637-8): Katolik Japon ayaklanması. Shimabara Bölgesi’nden Matsukura Katsuie’ye ve Karatsu Bölgesi’ndeki Terasawa Katataka’ya karşı bir köylü isyanıydı. Aslen Hıristiyan Arima ailesinin toprakları, Shimabara Yarımadası 1614 yılında Matsukura klanına verildi. Eski efendilerinin dini bağlılıkları nedeniyle, yarımadanın sakinlerinin birçoğu da Hıristiyan olmuştu. Yeni lordlardan ilk olan Matsukura Shigemasa, Tokugawa Shogunate’in saflarında ilerlemeye ve Edo Kalesi’nin inşasına ve Filipinler’in planlı bir işgali için yardım etmeye çalıştı. Ayrıca yerel Hıristiyanlara karşı katı bir zulüm politikası izledi. Hıristiyanlar Japonya’nın diğer bölgelerinde zulüm görürken, Matsukura’nın baskısının derecesi, yerel Hollandalı tüccarlar gibi yabancılar tarafından özellikle aşırı olarak kabul edildi. Yeni topraklarını devraldıktan sonra, Matsukura Shimabara’da yeni bir kale inşa etti ve Arima klanına ait Hara Kalesi’nin yıkılmış olduğunu gördü. Bu projeleri finanse etmek için Matsukura halkına ağır vergilerden yararlandı. Bu politikalara oğlu Matsukura Katsuie devam etti. 1637 sonbaharında, hoşnutsuz nüfusun yanı sıra yerel, usta samuraylar, bir ayaklanmayı planlamak için gizli olarak buluşmaya başladılar. Bu, yerel daikan (vergi memuru) Hayashi Hyôzaemon’un suikastının ardından 17 Aralık’ta Shimabara ve Amakusa Adaları’nda patlak verdi. İlk günlerinde bölge valisi ve otuzdan fazla soylu asker öldürüldü. İsyankarlar, Shimabara ve Amakusa’da yaşayan herkes isyancı ordunun saflarına katılmaya zorlandıkça hızla arttı. Karizmatik 14/16 yaşındaki Amakusa Shiro isyanı yönetmek için seçildi. İsyanı bastırmak için, Nagazaki, Terazawa Katataka valisi, Shimabara’ya 3,000 samuray gücü gönderdi. Bu güç, isyancılar tarafından 27 Aralık 1637’de yenilgiye uğradı ve vali, 200 kişisinin tümünü kaybetti. İnisiyatifi ele alan isyancılar, Teraiowa klanının Tomioka ve Hondo’daki kalelerine kuşatıldı. Bunlar, ilerleyen Shogunate orduları karşısında her iki kuşatmayı terk etmek zorunda kaldıkları için başarısız oldular. İsyancı ordu, Shimabara Kalesi’ni kuşatmıştı ama onu alamadı. Hara Kalesi’nin kalıntılarına çekildiklerinde, gemilerini yeniden takviye ettiler. Matsukura’nın Shimabara’daki depolarından ele geçirilen yiyecek ve mühimmatla, bölgeye gelen silahlı ordulara karşı 27.000-37.000 isyancı hazırlandı. Itakura Shigemasa liderliğindeki Shogunate güçleri 1638 Ocak’ında Hara Kalesi’nde kuşatıldı. Durumu ele alan Itakura, Hollanda’dan yardım istedi. Buna karşılık, Hirado’daki ticaret istasyonunun başı Nicolas Koekebakker, barut ve top gönderdi. Daha sonra kaleye yapılan başarısız bir saldırıda öldürüldü ve yerini Matsudaira Nobutsuna aldı. İnisiyatifi tekrar kazanmak isteyen isyancılar, 3 Şubat’ta Hizen’den 2 bin askeri öldüren büyük bir gece baskını başlattı. Bu küçük zafere rağmen, daha fazla askeri birlik geldi. Nisan ayında, 27.000 isyancı, 125.000’den fazla silahlı savaşçı kalmıştı. 12 Nisan’da Hara’nın dış savunmasını geçmeyi ve nihayetinde, üç gün sonra kaleyi almayı ve isyanı bitirmeyi başardılar. Silahlı kuvvetler hala hayatta olan tüm isyancıları idam etti. Bu, kalenin düşüşünden önce intihar edenlerle birleştiğinde, 27.000 kişilik garnizonun (erkek, kadın ve çocuk) savaşın sonucunda öldüğü anlamına geliyordu. Yaklaşık 37.000 isyancı ve sempatizan öldürüldü. İsyankarın lideri Amakusa Shiro’nun başı kesildi ve kafası sergilenmek üzere Nagazaki’ye götürüldü. Shimabara Yarımadası ve Amakusa Adaları aslında isyan tarafından yok edildiğinden, yeni göçmenler Japonya’nın diğer bölgelerinden getirildi ve topraklar yeni bir dizi lordlar arasında paylaştırıldı. Aşırı vergilemenin isyana neden olarak oynadığı rolü göz ardı ederek, muhalif Hıristiyanlar tarafından suçlandı. Japon Hıristiyanlar, 19. yüzyıla kadar kaldıkları yerden yeraltına zorlandılar. Buna ek olarak, Japonya kendini dış dünyaya kapattı, sadece birkaç Hollandalı tüccarın kalmasına izin verdi. ( https://tr.eferrit.com/tokugawa-shogunate-shimabara-i%CC%87syani/)

Sakoe: Shimabara isyanı sonrası Çinli ve Hollandalı tüccarlara ülkeye girmelerine verilen izin

Eğer Struldbrug (Ölümsüz) kendisiyle aynı cinsten birisiyle evlenecek olursa daha genç olan seksen yaşına gelince evlilik devlet kararıyla bozulurmuş. Çünkü yasa, kendilerinin kabahati olmaksızın dünyada sürekli var olmaya mahkum edilen bir insanın bedbahtlığının bir kadın eşin yüküyle ikiye katlanmamasının mantıklı bir anlayış olduğuna hükmetmiş.

Yedo: Tokyo’nun eski adı

… ama bir çok insanda olduğu gibi, sonunda yok olmasına yol açan aşırı iyimser görüşleri vardı.

İlk başta tuzun eksikliğini çok hissettim ama sonra gelenekler sayesinde tuz eksikliğine alıştım; bizim çok tuz kullanmamızın bir lüks düşkünlüğü olduğunu ve … ilk olarak yalnızca insanların iştahını canlandırmak için kullanıldığına kesinlikle inandım. Çünkü insan dışında hiçbir hayvanın tuzdan hoşlandığını gözlememişler.

Tanrı’yla İspanyolca, kadınlarla İtalyanca, erkeklerle Fransızca ve atlarla Almanca konuşurum. (V. Charles)

** V. Charles: V. Karl ya da Şarlken (Şarlken adı Fransızca “Charles Quint, İspanyolca Carlos ) (1500 – 1558): Kutsal Roma Cermen İmparatoru. Babası Habsburg Hanedanı’nından Güzel Philippe, annesi Kasttilya Kraliçesi Deli Juanna’ydı. Hem Alman Habsburg, hem de  Fransız ve İspanyol kanı taşıyordu ve bütün bu dilleri konuşabiliyordu. Dedesi İmparator Max, 1516 yılında ölünce Şarlken’in babası Arşidük Güzel Philippe daha önce öldüğünden kendisine büyük miras kaldı. Aynı yıl anne tarafından dedesi olan II. Fernando’nun ölümüyle Kastilya,  Aragon, Napoli ve Sicilya krallıklarının taçları şahsında birleşti. Şarlken, 1519’da Alman imparatoru seçilince, Avrupa’daki en büyük imparatorluğun sahibi oldu. Alman imparatoru olarak (1519-1556), İspanya kralı olarak (1516-1556),  Hollanda- Belçika kralı olarak (1516-1556) yılları arasında hüküm sürdü. İmparatorluğun sınırlarına İspanya ve ona bağlı sömürgeleri ile Avusturya- Almanya topraklarının hepsi dahildi. Avrupa’nın Osmanlı Devleti karşısında en çok yenilgiye uğrayan ve en çok bağlanmak zorunda kalan, en şöhretli ve en kudretli Hıristiyan hükümdarıdır. İmparator sıfatı asla tanınmadı, kabul edilmedi. Bu sebeple sadece İspanya Krallığı’nın verdiği krallık ünvanı tanınmıştır. Şarlken’in Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu dönemindeki en büyük düşmanları, sırasıyla Osmanlı Devleti, Fransa Krallığı, İngiltere Krallığı ve Hıristiyanlığın Protestanlık mezhebinin kurucusu meşhur Alman Papaz Martin Luther’di. İngiltere Kralı Tudor hanedanından VIII. Henry’nin karısı II. Fernando’nun kızı ve Juana’nın kardeşi Aragonlu Katherine’dir. Aragonlu Katherine VIII. Henry’nin ağabeyi Arthur Tudor’la evlenecekti; ama Arthur ölüce Henry ile evlendirildi. V. Karl, Kutsal Roma-Cermen İmparatoru olunca İngiltere’ye dostça yaklaştı. Çünkü İngiltere Kraliçesi Katherine Karlın teyzesiydi. Karl teyzesine çok düşkündü ve onu çok seviyordu. Henry ise Katherine’den boşanmak istedi. Amacı Anne Boleyn’le evlenmekti. Sonuçta İngiliz kilisesi bu davayı kabul etmedi. Boşanma davası Papa ve Kardinaller Meclisinde görüşüldü. Bu sırada V. Karl Roma’yı ve Papalığı işgal etti. Papaya evliliğin iptal edilmemesi için ısrarda bulundu. Papa evliliği iptal etmedi. Henry de Katolik Kilisesi’nden ayrılarak Anglikan Kilisesini kurdu ve Katherine’den boşandı. V. Karl ve İngiltere ilişkileri kesildi. Şarlken annesi Kastilya Prensesi Juanna’dan gelen bağlarla 1516’da Aragon, Kastilya, Napoli ve Sicilya krallıkları taçlarını giyerek Aragon, Kastilya, Napoli ve Sicilya Kralı ünvanını aldı. 1519’da dedesi İmparator Maximillan’dan kalan bağlarla Kutsal Roma-Cermen İmparatoru ünvanını alarak Avrupa’nın en büyük İmparatorluğunun sahibi oldu. Almanya, Sicilya ve Napoli sayesinde İtalya, Aragon ve Kastilya sayesinde İspanya taçlarını alarak Almanya, İtalya ve İspanya İmparatoru ilan edildi. Şarlken Avrupa’nın tamamını işgal ederek Avrupa-Almanya İmparatorluğunu ilan etmek istiyordu. Fransa kralı François’de Avrupa Hristiyan İmparatorluğu kurmak istiyordu. Böylece Şarlken ve François savaşa başladı. François Şarlken’e esir düştü bu da gösteriyordu ki artık Avrupa hakimi Şarlken’di. Öte yandan Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman ve Macaristan Kralı II. Lajos arasındaki gerginlik Balkan-Hıristiyan Birliğini tehdit ediyordu. Zaten I. Murad döneminden beri bu birlik iyice bozulmuştu.  Macaristan ve Bohemya Kralı ünvanıyla Lajos Tudor Hanedanlığı’nın temsilcisi durumundaydı. Şarlken’de Habsburg Hanedanlığı temsilcisiydi. Tudor ve Habsburg hanedanlıkları arasında bir bağ vardı. Böylece Lajos ve Şarlken yakınlaştı. I. François’in annesinin mektubunda Kanuni Sultan Süleyman’a oğlunu kurtarmasını, Fransa’ya yardım etmesini yazmıştı. I. Süleyman bu mektuba karşılık vermiş ve ordusuyla Macar seferine çıkmıştır. Mohaç’ta büyük bir savaş yaşanmış Lajos savaşta ölmüş tüm Macaristan, Transilvanya ve Bohemya feth edilmişti. Sultan Süleyman ve ordusu birkaç kaleyi daha fethetti. Bu da Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken ve Avusturya Arşidükü Ferdinand’ı korkuttu. İstanbul Antlaşması imzalandı.  Şarlken İspanya, Ferdinand ise Almanya, Avusturya ve yukarı Macaristan kralı sayılacaktı. Şarlken bütün bu başarısızlıklara rağmen 1530’da Papa tarafından Kutsal Roma Cermen İmparatoru olarak kutsandı. Fransa üzerine akınlar düzenlemeğe devam etti. Bu seferlerin sonuncusu da başarısızlıkla sonuçlanınca, İspanya ve Hollanda’yı oğlu Phillipe’e verdi.  İmparator unvanını da kardeşi Ferdinand’a bırakarak Yunte manastırına çekildi (1557). 1 yıl sonra, 1558’de öldü. Şarlken Avrupa’da kendi egemenliği altında Katolik bir imparatorluk kurmak istemişti. Ancak geniş bir alana yayılmış, farklı iktisadi, dinsel ve kültürel yapılara sahip krallıkları Katoliklik etrafında bir araya getirmeyi başaramadı. Kısacası Karl ne Türk yayılmasını engelleyebilmiş ne Fransa’nın artan gücünü durdurabilmiş ne de Alman halkları arasındaki anarşiyi durdurabilmiştir. ( https://www.turkcebilgi.com/v.karl(kutsal_roma_imparatoru)

Söylediklerimin, özellikle de son kısmının çok tuhaf olduğunu; çünkü doğanın neden bize kendi verdiği bir şeyi gizlememizi öğrettiğini; ne kendisinin ne de ailesinin vücutlarının hiçbir kısmından utanmadığını ama canımın istediğini yapabileceğimi…

Konuşmak, birbirimizi anlamak ve gerçekler hakkında bilgi edinmek içindir; eğer birisi gerçek olmayan bir şey söylerse, bu amaca ulaşılamaz çünkü söylenenleri anlayamaz ve gerçek bilgiden uzaklaşmış olurum ki, bu hiç bilmemekten daha kötüdür çünkü beyazın siyah, uzunun kısa olduğuna inanmaya başlarım.

Şayet yalnızca yahoo’ların mantık sahibi oldukları bir ülke varsa, kesinlikle onlar yönetici hayvanlar olmalılardı; çünkü akıl zaman içinde daima kaba kuvvete üstün gelecektir.

Orange Prensi (Güney Fransa) III. William ve eşi II. Mary, protestan olarak Katolik Fransa kralı XIV. Louis’e savaş açtı. II. James tahttan indirdi. (Büyük Devrim)

** III. William ( 1650-1702) 1672’den 1689’a kadar Hollanda genel valisi (Stadtholder), 1689’dan 1702’ye kadar eşi II. Mary ile birlikte İngiltere, İrlanda ve İskoçya kralı. Babası Hollanda Oranien- Nassau Hanedanı’ndan II. Wilhelm (Oranien), annesi ise İngiltere kraliyet ailesinden I. Charles’in kızı Prenses Mary’dir. III. Wilhelm, İngiliz kayıtlarında “III. William”, İskoç kayıtlarında ise “II. William” olarak kaydedilmiştir. Ayrıca Kuzey İrlanda ve İskoçya’da “Kral Billy” olarak da adlandırılmıştı. 1689’da düzenlediği ve sonradan Muhteşem Devrim olarak adlandırılan harekât ile Büyük Britanya’yı tamamen ele geçirdi. II. William, eşi ile birlikte 1689’da İngiltere ve İskoçya tahtlarına oturdu. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/III._William)

Ayrıca hiçbir savaş, görüş ayrılıklarının sebep olduğu, özellikle de önemsiz olanların sebep olduğu kadar şiddetli, kanlı ve uzun süreli olmadı.

Bir kral, insanların fakir ve cahil oldukları bir ülkeye kuvvetlerini gönderdiğinde, yasal olarak yarısını öldürüp öbür yarısını uygarlaştırmak ve barbar yaşamlarına son vermek için köleleştirme hakkına sahipti.

Kan bağı veya evlilik yoluyla ittifak, krallar arasında sık rastlanılan bir savaş sebebiydi, akrabalık ne kadar yakınsa savaş eğilimi de o kadar güçlü olurdu; fakir ülkeler aç, zengin ülkeler mağrurdu; kibir ve açlık hiçbir zaman birbiriyle uyuşmazdı. Bu nedenle asker ticareti hepsinden daha onurlu olarak kabul edilirdi; çünkü asker ona hiç zararı dokunmamış kendi türlerinden mümkün olan en fazla miktarını acımasızca öldürmek üzere tutulan bir yahoo’dur.

Ancak akıllı olduğunu iddia eden bir yaratığın bu alçaklıkları gerçekleştirmesinin, yeteneklerinin ahlaksızca yozlaşmasının vahşilikten daha kötü olduğunu düşündürüyordu.

Bu avukatlar daha önceden yapılmış bir şeyin yasal olarak tekrar yapılabileceğini düstur edinmişlerdir.

Savunma yaparken dava konusunun haklı taraflarına girmekten özenle kaçınırlar; yüksek sesle, şiddetle, usandırıcı bir şekilde doğrudan olayla ilgisi olmayan durumları uzatır dururlar.

Ayrıca bu topluluğun bütün yasaları yazıp katlanarak artmasına özen gösterdikleri, başka hiçbir ölümlünün anlamayacağı kendine özgü bir dili ve jargonu olduğu da gözlenir, böylece gerçek ve yalan, haklı ve haksızın özü tamamen birbirine karışır.

Erkeklerin lüks ve aşırılık, kadınların da gösteriş meraklarını besleyebilmek için lüzumlu şeyleri başka ülkelere gönderip kendi aramızda harcamak için hastalık, budalalık ve ahlaksızlık satın aldık. Bu nedenle insanlarımızın büyük çoğunluğu yaşamlarını dilencilik, soygun, hırsızlık, hilekarlık, pezevenklik, dalkavukluk, rüşvet, sahtekarlık, fuhuş, kumar, yalancılık, yalakalık, kabadayılık, seçim hileleri, baştan savma yazılar, hayalperestlik, insanları zehirleme, fahişelik, riyakarlık, iftiracılık, sefahat ve benzeri işlerle kazanmak zorunda kaldı.

Doğa (hekimlerin ileri sürdüğü gibi) yukarı ön deliği katı ve sıvıların sokulması ve aşağı arka deliğiyse boşaltmak amacıyla yarattığı için, bu zanaatkarlar dahiyane bir şekilde bütün hastalıkların temelinde doğanın yerinden oynatılmaya zorlanmasının yattığını, onu yerine koymak için vücuda tam tersi bir şekilde muamele etmek gerektiğini düşünerek, deliklerin kullanış şeklini değiştirip katı ve sıvıları anüsten içeri sokup boşaltımı ağızdan yaparlar.

… başbakanın her türlü neşe ve hüzün, sevgi ve nefret, acıma ve kızgınlık duygularına duyarsız, yalnızca son derece güçlü bir zenginlik tutkusu, güç ve ünvan hırsı dışında hiçbir tutkuya kapılmayan; söyledikleri kendi kafasından geçenler dışında her anlama gelen; yalan olarak algılanmasını sağlamadan gerçekleri söylemeyen, arkasından en kötü sözleri söylediklerinin yükselmesinin garanti, övdüklerinin ise o andan itibaren perişan olduğu bir yaratık…

Zayıf ve hastalıklı bir vücut, sıska bir çehre, soluk bir ten asil bir kanın gerçek göstergeleridir, seçkin bir insanda sağlıklı ve güçlü bir görüntü olması o kadar utanç vericidir ki, dünya alem bu insanın gerçek babasının bir uşak ya da arabacı olduğunu anlar. Aklının kusurları da vücuduyla eşdeğerlik gösterir ve melankolik, donukluk, cahillik, şımarıklık, şehvet ve kibrin karışımından ibaret olur.

… bizleri, tam olarak anlayamadığı bir şekilde kazara payına düşen mantık kırıntısını, doğanın bize verdiği kötülükleri arttırmak veya vermediği yenilerini kazanmak dışında kullanmayan bir hayvan olarak gördüğünü; doğanın bize verdiği sınırlı yetenekleri boşa harcadığımızı ve isteklerimizi katlayarak arttırmak konusunda çok başarılı olup onları kendi icatlarımızla doyurabilmek için bütün hayatımızı beyhude bir çabayla geçirdiğimizi…

Hükümet ve hukuk kurumlarımız, mantığımız ve buna bağlı olarak erdemlerimizdeki kusurlar nedeniyle son derece basitti; çünkü akıllı bir yaratığı yönetmek için tek başına mantık yeterliydi.

Yahoo’ların diğer bütün hayvan cinslerinden daha fazla birbirinden nefret ettiği bilinen bir şeydir; bunun tek açıklaması hepsinin başkalarında görüp kendilerinde göremedikleri çirkinlikleridir.

Akıl bize yalnızca emin olduğumuz zaman kabul etmeyi veya reddetmeyi öğretir, bilgimizin erişemediği yerde ikisini de yapamayız.

Doğa onlara tüm türleri sevmeyi öğretir ve yalnızca akıl, yüksek erdemler kişileri birbirinden ayırır.

Doğa çok kanaatkardır. Keşfin anası gereksinimdir.

Tümüne bir rüya veya hayalmiş muamelesi yapmasına çok alındım çünkü yahoo’lara ve onların hakim olduğu ülkelere özgü olan yalan söyleme işini ve bunun sonucu olarak da, kendi türlerinden diğerlerinin de gerçeği söylediklerinden kuşku duymalarına olan eğilimlerini çoktan unutmuştum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: