Kükreyen Fare- Leonard Wibberley

Zaten şarabın %80’ini alan Amerikalılar. Onlar da herhangi bir şeyi tadından değil etiketinden ötürü satın alırlar.

Eğer onurla zorunluluk arasında bir seçim yapmaksa gereken, ruhsal yiyecekle bedensel doyum söz konusuysa, önce sağlığımızı düşünmek zorundayız. Zengin olduktan sonra oturup onurumuzu yeniden kazanmanın yollarını ararız. İnsanoğlu karnı doyduktan sonra onurunu aramaya çıkar efendimiz. Hele midesinin tok, sırtının da pek olacağına inanamadıkça onuru monuru düşünmez bile. Aç insanlar onurlarını düşünemeyecek kadar güçsüzdür.

Pinot Büyük Fenwick Şarabı, San Rafael, California, ABD’de yapılmıştır.

Dükalıkta içilen beher bardak şaraptan 1 kuruş alınırsa geminin kira bedeli karşılanacaktı. Herkes öylesine savaş severdi ki, 2 hafta içinde şarap tüketiminde son 500 yılın rekoru kırıldı.

Aslında başkanın mutluluk maskesi gibi senatörün bağırıp çağırması da gerekçeli bir davranıştı. Saldırmaya hazır seçmenleri ancak baştan sindirerek, palavralarını dilediği biçimde ardı ardına sıralayabiliyordu.

Kuadyum hidrojeni, Deteryum Hidrojen bombası, Trityum ağırsu.

New York kentlisi ülkenin en meraklı, en dedikoducu, en tez canlı insanıydı.

Anlayacağın barış silahını seven çok bu dünyada. Onlara sorsan atom bombasını ata ata barışı sağlayacaklarını söylerler. Hadi çabuk olalım. Barış’ın altında kalıp ezilmek istemiyorum.

Her şeyden önce bireysel özgürlüklerine yürekten bağlı kamuoyu belirsiz bir süre için bodrumlara, alt katlara, sığınaklara tıpkı bir davar sürüsü gibi tıkılamazdı. Radyo, televizyon, konserve kutularından sebze, soğutucularından et, midelerinde bol buzlu türlü içkiler olmaksızın Amerikan toplumunun yaşayamayacağını çok iyi biliyordu.

Efendimiz zafer beraberinde sorumluluk getirir bir ülkeye. Çünkü zaferle birlikte vicdan da geri gelir. Savaş sırasında herkes, vicdanını bir yana koyar. Ne var ki, barış geri geldiğinde vicdanına dört elle sarılmak zorundadır zaferi kazanan ülke. Oysa, yenik düşenin böyle bir kaygısı yoktur. O zaten yenilmiştir; ne vicdanı, ne onuru, ne de kendine saygısı kalmıştır.

Oysa bugün yarı uygar olmak yanlışlığının acısını çekiyoruz. Dövüşürken yurttaşlık maskesini suratımıza geçirip yabancılığın en ağıza alınmazını yapıyoruz. Savaş bitince de, insanlık adına diye bir yasa dolayıp dilimize, dipten doruğa uygar kesiliyoruz. Önce elimizdeki en güçlü silahları kullanıp düşmanın yarısını öldürüyor, sonra da paramızı pulumuzu döküp arta kalan yüzde elliyi kurtarmaya çabalıyoruz.

Eğer savaşın tümünü değil de yarısını kazanıp diğerini düşmana bırakmak olabilse bu saçma sapan alış verişten kurtuluruz.

Gerçekte bilim adamlığını kabullenmekle herhangi bir ülkenin malı olmaktan kurtulmuştu, kurtulmasına ama bunun bilincine varamıyordu bir türlü.

Siz yarı aydın bir zavallısınız. Dünyadaki insanları bir kalemde silip yurtseverlik kalkanının ardına sığınabilecek kadar yüreksiz, gerçek insanın ne olduğunu bilemeyen, kibirli bir aydın bozuntusu.

Onlara yararlı olmuşsak omuzlarda taşınır, kötülüğümüz dokunmuşsa çamurlara bulanırız. Biz karar vermeyiz. Onlar verir, onlar milyonlarca kişinin ölmesine neden olur, biz değil.

Bilimden önce savaş gene vardı. Ama şimdi bilim, savaşın tutsağı onun boyunduruğunda bir zavallı oldu.

Oğlumla birlikte bir ağacı kestiğimiz zaman yalnız bir meşeyi bir çamı devirmiyoruz. Onun geçmişle ilintisini koparıyoruz; gelecekte verebileceği mutluluğu yok ediyoruz.

Kavgada payı olmayanları, herkesle güle oynaya geçinip gitmek isteyenleri yalnız öldürmekle kalmıyor, onları bir daha dönemeyecekleri biçimde yeryüzünden silip atıyorsunuz.

Herkeste her yerde korku ve güvensizlik var. Siyasal inançları yüzünden komünistler kapitalistlere güvenmez, öte tarafta inandıkları sürdürdüğü yaşamın yıkılacağını bildiğinden kapitalistler komünistlere yaklaşamaz. Yıllardır sömürülen Asyalı, Avrupalıdan nefret eder. Avrupalıya gelince, Asyalının insan gücü, Hindistan, Afrika ve Çin’de gelişen teknik bilimini görür korkar, uzlaşamaz, yakınlık duyamaz.

Dünyada küçük ülkelerin yok olmalarına yüreği cız etmeden dayanırsa uygarlığın “U”‘sunu bile ağzına alamaz… Sizde kimin parası çoksa, kimin ardı arkası sağlamsa onun işi görülür, onun sırtı sıvazlanır. Uygarlık bir güç değil, eğreti sökülüp dökülmeye yüz tutmuş bir giysidir sizin sırtınızda. Ancak yoksulun, arkasızın zengin kadar saygı gördüğü bir toplum uygarız diye ortaya çıkabilir. Uygarlık bireysel özgürlüğün doruğa ulaştığı bir düzeydir. Onsuz ne kişi, ne de ülke güvenliğine kavuşabilir.

Amerikalı değil mi ya çiklet satıyordur ya da Koka Kola.

Şarap su demektir (David Banter). Su katmak ne demek. (Kont Mountjoy)

Bızdık 20’ler: Lübnan, İsrail, İrlanda, Danimarka, İzlanda, Ekvator, Guatemala, İsviçre, Türkiye, Yunanistan, Lihenştayn, Finlandiya, Portekiz, Meksika, Suudi Arabistan, Norveç, İsveç, Belçika, Panama ve Büyük Fenwick.

İrlanda temsilcisi söz alarak gündemi belirlemek için bir komite kurulmasını istedi. Ne var ki Türk temsilcisi ayağa kalkarak buna karşı çıktı.

Kadınları kendileriyle denk tutuyormuş Amerikalı erkekler. Onlara danışmadan hiçbir karara varamıyorlarmış. Kendilerine saklamaları gereken sürüyle derdi onlarla paylaşıyorlarmış. Eve yeterince para girmezse de kadınları işe yolluyorlarmış. Hatta parasız genç Amerikalı erkeklerin karıları çalışıyormuş kendileri üniversiteye gidiyorlarmış. Onlar erkek değil erkeksi kadın. Kadınları da kadınsı erkek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: