İbrahim Peygamber- Muazzez İlmiye Çığ

https://www.booktandunya.com/2018/08/muazzez-ilmiye-cg-sumer-yazlarna-ve.html#gsc.tab=0

Biliyorsun neden öğretmiyorsun?

Boş vakit geçirdin neye yaradı? (Sümer Atasözü)

Abram (İbrahim), babası Terah, kardeşleri Harram ve Nahor ile Ur’dan (Geldaniler) Kenan’a gitmek için Harran’a gelirler ve burada Tanrı ona göstereceği ülkeye gitmelerini orada büyük bir kavim olacaklarını söyler. 75 yaşındaki Abram, kısır karısı Saray ve ölen kardeşi Harram’ın oğlu Lut ile Kenan’a gider.

https://www.dhbt.gen.tr/3-unite-vahye-dayali-dinler/

Kıtlık yüzünden Mısır’a geçer. Karısını firavuna verir. Saraya felaketler geldiği için firavun karısını, cariye, hayvan ve altın, gümüş ile birlikte geri verir. Zengin olarak Kenan’a gider. Lut, Sodom ve Gomorra’ya gider.

https://seyler.eksisozluk.com/sodom-ve-gomorra-sehirlerinin-gunumuzde-hangi-bolgede-oldugu-dusunuluyor

Cariyesinden İsmail doğar. Karısı İshak’ı doğurur. Tanrı’yı tanımak adına sünnet olur. Cariye ve İsmail evden atılır. İshak kurban edilirken koç gönderilir. Lut’un olduğu yere düşman saldırır. Abram, Lut’u kurtarır. Sodom ve Gomorra eşcinsel olduğu için taş yağar. Lut ve ailesi kurtulur. Karısı arkasına bakınca tuz direği olur. Kızlarıyla mağarada yatar. Çocukları olur. Abram’ın karısı ölür. Hebron’da Makpela’da mağaraya gömülür. 175 yaşında Abram ölür. İshak’ın Esav ve Yakob adlı ikiz oğlu olur. Yakup, hile ile büyük kardeş hakkını alır. Dayısının iki kızını ve mallarını alır, aile tanrısını kaçırır. Gözleri görmeyen babasını kandırıp, kendini kutsatır. Sevdiği karısından olan oğlu Yusuf’u kardeşleri kıskanıp kervancılara satar. Mısır’da Yusuf’u efendisinin eşi suçlar, zindana atılır. Firavunun rüyalarını yorumlayarak yüksek mevkilere gelir. Babası ve kardeşlerini Mısır’a getirir. Yakup 135 yaşında ölür. Filistin’e mumyalanıp götürülür. Yusuf Mısır’da ölür.

İbrahim sünnetsiz iman ettiği için Hıristiyanlıkta sünnet kabul görmemiş. İncil’den Tevrat’taki şiddet ve cinsellik çıkarılmış.

Kuran’da ağırlık tek tanrı inanışı, Müslümanlar’ın atası olması, iman kuvveti, Hazreti Muhammed ve ailesinin cariyesinden olan oğlu İsmail’e bağlanmaktadır. Ama çöle atılmaları yazılmamıştır.

Hazreti İbrahim, M.Ö. 1300-1800 arasında yaşadı deniyor. O tarihte İbrani, Arap kavmi yoktu.

M.Ö. 1. yüzyılda Yahuda kralı Herod, İbrahim, İshak, Yakup’un Hebron’da Makpela mağarası’nda mezarı olduğunu açıklayıp; etrafını kapattırdı.

VLUU L100, M100 / Samsung L100, M100 https://tr.wikipedia.org/wiki/Atababalar_Ma%C4%9Faras%C4%B1

4. yüzyılda Konstantin’in annesi İmparatoriçe Helena, Kudüs Beytlehem’de İsa’nın mezarını aradı.

7. yüzyılda Emevi halifesi Abd al- Malik, Herod mabedinde kazı yaptı.

1099-1291’de Haçlı Seferleri’nde buralar araştırıldı.

1291-1517’de Memluklular zamanında İbn Batuta, Estori Haparchi gibi gezginler ülkenin durumunu tanımladılar.

**İbn Batuta (Ebû Abdillâh Şemsüddîn (Bedrüddîn) Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed b. İbrâhîm el-Levâtî et-Tancî (1304-1368/69): Fas’ın Tanca şehrinde doğdu. Ailesi Berberî Levâte kabilesine mensup olup Berka’dan buraya göç etmiş ve onun seyahatnâmesinde yer alan “Kazâ ve meşihat benim ve atalarımın mesleğidir” cümlesinden anlaşıldığına göre birçok kadı yetiştirmiştir. Nitekim kendisi de çeşitli yerlerde kadılık yapmış ve Tâmesnâ kadısı iken ölmüştür. İbn Battûta’nın hayatı ve şahsiyeti hakkındaki bilgilerin ana kaynağı kendi seyahatnâmesidir. Türkler’in, Moğollar’ın, Maldivliler’in hükümdarlarıyla tanışan İbn Battûta birçok ülkede kadılık makamına getirilmiş, Farsça ve Türkçe bilmesi ve yolculuklarında çeşitli siyasî tecrübeler kazanması dolayısıyla kendisine bazı diplomatik görevler verilmiştir. Derviş gibi giyinmesi ve dervişçe davranması sebebiyle de halk ve ulemâ tarafından seviliyordu. https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-battuta

https://kaynaklarlatarih.blogspot.com/2019/02/mecnun-hasann-ilginc-hikayesi.html

**Ishtori Haparchi/Estori Haparchi/ Ashtori ha-Parhi (1280-1355): Yahudi doktor, coğrafyacı ve gezgin Isaac Ha Kohen Ben Moses’ın takma adıdır. Fransa’nın Provence kentinde doğdu. Haparchi, bir bilgeler ve hahamlar soyundan geliyordu. Babası , seçkin bir Talmud alimi olan Haham Moshe HaParhi, büyükbabası, Shaar HiTefisa’nın yazarı Trinquetaille’li  Haham Nathan’dı . Büyük büyükbabası, Sefer ha-‘Ezer’in yazarı Carcassonneli Meir ben Isaac’dı . Yahudiler 1306’da Fransa’dan sürüldüğünde İspanya ve Mısır’a gitti ve ardından İsrail Ülkesine (İbranice Eretz Yisrael) yerleşti. 1355’te öldüğü Bet She’an’da doktor olarak çalıştı . Filistin coğrafyası üzerine basılmış ilk İbranice kitap Kaftor va-Ferach (Ampul ve Çiçek) İncil ve Talmud’da geçen 180 yer bulunur. Topoğrafya, isimler ve tarımdan bahseder.

https://seforimcenter.com/Product.aspx?ProductID=11884&L=1

1517-1917 Osmanlı devletinde modern kazılar başladı. (Osman Hamdi Bey’in Sayda kazısı)

Tell-al- Muqayyar: Ur şehrinin bugünkü adı (mabet, kral mezarı, ziggurat bulundu)

Tell Mardikh: Ebla (şehir beyliği) İdlib’e bağlı antik kent

1946’da Ölü deniz (Lut Gölü) civarında Kumran mağaralarında rulolar bulundu. Tevrat’a bazı açıklamalar getirdi.

**Ölü Deniz Parşömenleri olarak tanınan Kumran yazıtları Khirbet Kumran’da 1946 ve 1956 yılları arasında keşfedilen 981 metinden oluşan bir koleksiyondur. Ölü Deniz’in kuzeybatı kıyısından bir mil uzaklıkta bulunan mağaraların içinde keşfedilmişlerdir. Muhammed Ahmed El-Hamid adlı genç bir Bedevi keçi çobanı kaybolan keçisini aramaktadır. Kazara Kumran mağaralarında parşömenlerin bir kısmını keşfeder. Parşömenlerle ne yapacaklarını şaşıran Bedeviler ilk başta yazıtları çadır direkleri üzerine asarlar. Sonrasında koleksiyonu bir antikacıya günümüzün karşılığında 80 TL’ye satarlar. Elden ele dolaşan parşömenler en sonunda Profesör Dr. John Trever tarafından satın alınır ve böylece keşif dünyaya duyurulur. Parşömenlerin çoğu M.Ö. 3. ve 1. yüzyıllar arasında tarihlendirmektedirler. Yazıtların %40’ı Ester dışında mevcut Eski Ahit’in tüm kitaplarından nüshalar içermektedirler. Bunlar arasında en önemlisi hemen hemen tüm Yeşaya kitabını içeren büyük Yeşaya rulosudur. Yazıtların %30’u Eski Ahit’in Deuterokanonik ( Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trent Konsülü’nde bu apokrif kitapları Kutsal kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik” yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. ) ve Apokrif ( Apokrif (apocrypha) sözcüğü, Grekçe “saklı kitaplar” anla­mına gelen ‘”apocryphos” sözcüğünden gelmiştir. Orijinal metin Grekçe yazılmıştır Bu kitaplar İ.Ö. 3. yüzyıla tarihlenir. Apokrif Kitapları, Mesih İsa’dan önceki yüzyıllarda yaşa­yan Yahudiler’in tarihi, yaşamı, düşüncesi, ibadeti ve dinsel gelenekleri konusunda değerli bilgiler vermek açısından çok önemlidir.) yazıtlarını oluşturan Enok Kitabı, Tobit, Jübileler, Sirak gibi kitapların nüshalarını içermektedirler. Kalan %30 ise Kumran tarikatının (Esseniler) cemaat kuralları ve Eski Ahit yorum geleneklerini içeren yazılar mevcuttur. Ölü Deniz Parşömenleri iki nedenden dolayı çok önemlidirler: (1) Mevcut Eski Ahit’in doğru bir şekilde nesilden nesile aktarıldığını göstermektedir ve (2) Dönemin Eski Ahit ve Mesihsel peygamberlik yorumlarını yansıtarak Yahudilerin birçok Eski Ahit ayetinin Mesihsel olarak algılandığını altını çizmektedir. İkinci husus oldukça önemlidir çünkü bazı eleştirmenler Hıristiyanların Eski Ahit ayetlerini İsa’nın ilahi kimliğini meşru kılmak için sonradan bu şekilde yorumladıklarını iddia etmektedir. Halbuki Kumran’da keşfedilen yorum gelenekleri tam tersini göz önüne sermektedir.  https://www.ortodokslartoplulugu.org/kutsal-kitap/kumran-yazitlari/ https://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=3

1986’da bulunan mühür, M.Ö. 587’de yaşamış ve Jeremiah’ın kehanetlerini yazan Neriah’ın oğlu Katip Baroh’undur.

https://watchjerusalem.co.il/876-baruch-jeremiahs-scribe-proved

**Yeremya kitabı: Eski Ahit’te Son Peygamberler kısmının ikinci kitabı olup, Yeşeya kitabından sonra ve Hezekiel ile Oniki küçük peygamber kitaplarından önce gelir. Görümleri aktarıldığı için kitap adını, MÖ 7. yüzyılın sonları ve MÖ 6. yüzyılın başlarında Kudüs’te, Yehuda Krallığı Babillilere yenik düştüğü zamanki kral Yoşiya zamanında yaşamış peygamber Yeremya’dan alır. Kitap, karmaşık ve şiirsel olarak İbranice yazılmıştır (istisnadır çünkü ilginç bir şekilde Aramice yazılmıştır). Kumran’daki parşömenlerden bazıları bu kitaba ait kısımlar içermektedir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Yeremya_kitab%C4%B1

Ugarit/ Rasşamra tabletleri: Çivi yazısından geliştirilmiş, Batı Sami dilinde ve kelimelerin çoğu İbrani kelimelere paralel. Sesli harf var. İbranice ve Arapça’da yok. (Lazkiye yakınında antik liman şehri)

Eski Tevrat M.Ö. 3. yüzyılda İskenderiye’de Yunanca’ya çevrildi. Kitap haline M.Ö. 4. yüzyılda Babil tutsaklığından sonra getirildi. Yaratılış, Adem, cennet, Tufan efsaneleri Kenan’da yok. Babil tutsaklığından sonra yazılmış.

Bazılarına göre İbrahim, İshak ve Yakup kabilelerin hikayesidir… İbrahim’in ataları olarak verilen adlar şehir isimleridir. Gittikleri söylenen şehirler ise o çağda ve orada yoktur.

Evren, insan yaratılışı, Hava’nın Adem’in kaburgasından var edilişi, cennetten kovulma, Habil-Kain hikayesi, Tufan, Babil kulesi, tek dil, İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban edişi, İbrahim’in eşini firavun/başka krala kardeşi deyip bırakması Sümerlerden alıntıdır.

Abraham’ın Tanrı ile konuşması, Yahudi tarihinin başlangıcıdır. Yahudileri birleştiren Abraham’ı ata kabul etmeleri, sünnet olmaları ve tek tanrıya inanmalarıdır.

Bap 1: Önce su üzerinde kubbe yaptı. Sularla ayırıp gök ve yeri oluşturur. Bitkiler, hayvanlar ve kendi suretinden erkek ve dişi insanları yaratır. 6 gün sürer. 7. gün dinlenir.

Bap 2: Yer- gök yaratıldıktan sonra bitki yok, insan yok. Yerden buğu yükselerek yeri suluyor ve yer toprağından Adam’ı yapıyor, Aden’deki bahçeye koyuyor. Görünüşü ve yemesi güzel ağaçların ortasında hayat ağacı var. Bir ırmak 4 kola ayrılıyor. 2 tanesi Fırat ve Dicle. Adam’ı oraya baksın diye koyuyor ve iyilik- kötülüğü bilme ağacından yeme diyor. Tanrı:Rab: Efendi, yalnız kalmasın diye bitki, hayvanları topraktan yapıyor ve adlarını Adam koyuyor. Uyurken kaburgasından kadını yapıyor.

Bap 3: Yılan kadına yasak ağaçtan yediriyor. O da kocasına veriyor. Yılan yerde sürünüp, insana düşman oluyor. Kadın doğum ağrısı, Adam’da toprakla uğraşsın diye lanetleniyor ve bahçeden atılıyor. Adam karısına Havva adını veriyor. Rab, giyinmeleri için deri giysi veriyor.

Bap 4: Havva önce Kain, sonra Habil’i doğuruyor. Kain çiftçi, Habil çoban oluyor. Rab Habil’in ürününü kabul edince kızan Kain, Habil’i öldürür. Kain, Nod diyarında oturur, torunları olur. Havva Şit’i doğurur.

Bap 5: Allah, Adam’ı kendine benzer yapıyor ve adını koyuyor. Kutsuyor. 130 yaşında Şit doğuyor. Şit 105 yaşında Enoş, Enoş 90 yaşında Kenan, Kenan 70 yaşında Mahalalel, Mahalalel 65 yaşında Yared, Yared 160 yaşında Hanok oluyor. Hanok 65 yaşında Metuşelah oluyor. Hanok Allah ile yürüdüğü için 365 yaşında ölüyor. Metuşelah 187 yaşında Lamek, Lamek 182 yaşında Nuh ve sonra Nuh’un Sam, Ham ve Yafet diye 3 oğlu oluyor.

Bap 6: Bu sırada adamlar çoğalıyor. Dev adamlar var. Eski zamandan kalma zorba, ünlü adamlar. İnsanların kötülüğünden dolayı yarattığına pişman oluyor. Sadece Nuh, Allah yolunda iyi adam. Allah ona gofer ağacından (Selvi ile Lübnan sediri benzeri bir ağaç olduğu düşünülüyor.) gemi yapmasını, insanları yok edeceğini söylüyor. Ayrıntılı bir gemi tarifi var. Seninle olan oğulların, karıları, karın gelecek. Her yaşayandan erkek ve dişi 2’şer tane al. Yemek al diyor.

Bap 7: Temiz hayvandan erkek ve dişi 7’şer, temiz olmayandan 2’şer, kuşlardan 7’şer alıyor. Tufan başladığında Nuh 600 yaşında, 40 gün Tufan oluyor, yaklaşık 140 gün sürüyor.

Bap 8: Önce rüzgar geliyor, sular çekiliyor.7. ayın 17’de Ararat dağı üzerine oturuyor. 10. ayın 1’de dağın tepeleri görülüyor. 40 gün sonra kuzgun yolluyor, geri geliyor; güvercin salıyor, geri geliyor. 7 gün sonra yolladığı güvercin gagasında zeytin yaprağıyla geliyor. 7 gün daha bekliyor, gönderdiği güvercin gelmeyince sular çekilmiştir. 601 yılının 1. ayının 1. gününde sular kuruyor. 2. ayın 17. gününde gemiden çıkıyorlar. Rabbe kurban sunup, yakıyorlar.

Bap 9: Nuh ve oğullarını kutsuyor. Çoğalın yeryüzünü doldurun. Hareket eden her hayvan size yiyecek olacaktır. Eti, onun kanıyla yemeyin. Her kim adam kanı dökerse, onun kanı adamın eliyle dökülecektir. Bir daha tufan vermeme sözünü söylüyor. Yayımı buluta koydum. Bu benimle yerin arasında bir ahit. Yerin üzerine bulut gelince yay da bulutta görünür.

Bap 9: 18-28: Ham, Kenan atası oluyor. Nuh şarap içip sarhoş ve çıplakken Ham, onu görüyor. Diğerleri üstünü örtüyor. Kenan lanetli olsun, kardeşlerine kullar kul olsun. Sam’ın Tanrısı Rab mübarek olsun, Kenan ona kul olsun. Allah Yafet’e genişlik versin ve Sam’ın çadırlarında dursun ve Kenan ona kul olsun. Tufandan sonra 350 yıl yaşadı ve 950 yaşında öldü.

Bap 10-11: Nuh’un oğlu, torunlarından Kuş’un oğlu Nimrod kuvvetli, kudretli avcı deniyor. Krallığı Şinear diyarında Babil ve Erek, Akad ve Kalne, oradan Aşur’a çıkıp Nineve, Rehobot-iri, Kalah ve Resen’i yapıyor. Oğulları yok, yazılmamış. Mitsraim ile devam ediyor. Eber ve Peleg var. Bunların Nuh’un oğullarından gelen kabileler ve Tufan’dan sonraki milletleri oluşturdular. Adları Babil/Babel/Babilu/Babylon (Kargaşa), çünkü tüm dünya dili orada karıştı ve dağıldı. Sam’dan gelenlerden Peleg 109 yıl, Nahor’un babası Serug 200 yıl, Nahor 119 yıl yaşıyor.Nahor’un oğlu Terah 70 yaşındayken Abram, Nahor ve Harran oluyor. Harran’ın oğlu Lut doğunca, Harran Geldanilerin Ur şehrinde ölüyor. Abram Saray, Nahor Milka ile evleniyor. Saray kısır. Terah, Abram, Saray, Nahor, Milka ve Lut Kenan’a gitmek için Harran’a geliyorlar. Terah burada 205 yaşında ölüyor.

Bap 12: Rab, Abram’a babanın memleketinden çık. Göstereceğim yere git, kutsayıp büyük adam yapacağım diyor. Abram 75 yaşında (?) karısı, Lut ile Kenan’da Şekem’e ve oradaki More meşesine geliyor. Rab görünüp buraları sana vereceğim diyor. Kurban veriyor. Güneyde, batıda Beyt-el, doğuda Ay olan yere çadır kuruyor. Adak yapıyor. Daha güneye iniyor. Kıtlık olunca Mısır’a gidiyor. Burada eşine güzel olduğu için kız kardeşi diyor. Firavun onu saraya alıp, Abram’a deve, koyun, eşek, cariye veriyor. Saraya felaketler geliyor. Abram’ın karısının neden olduğu söyleniyor. Firavun onun eşi olduğunu öğrenip geri veriyor, çok para veriyor. Eskiden çadır kurduğu yere çok zengin dönüyor. Lut, Erden havzasına Sodom ve Gomorra’ya gidiyor. Sodom halkı çok günahkar ve Rab’e karşılar. Rab, Abram’a: Sülalen çok kalabalık olacak doğudan batıya, kuzeyden güneye toprakları vereceğim, diyor. Adak yapıp, Hebron’da Mamre meşeliğine gidiyor.

Bap 14: Şinar Kralı Amrafelin başta, Mezopotamyanın 4 kralı Sodom ve Gomorra’ya saldırıyor. Siddim vadisi (Tuz Gölü) birleşiyorlar ama yeniliyorlar. Gelenler saldırıp mallarını, yiyeceklerini çalıyor. Lut’a saldırıyorlar, Abram oraya 318 adamını yollayıp koruyor.

Bap 15: Rüyasında Rab: Ben senin kalkanınım, diyor. Zürriyetim yok, diyor. Rüyasında zürriyetin senin olmayan bir yerde 400 yıl kulluk edip, 4. nesil buraya zengin gelecek, Mısır ırmağından Fırat’a kadar senin, diyor.

Bap 16: Saray, Mısırlı cariyesini eşine veriyor ve gebe kalıyor. Üstünlük taslayınca, Saray eziyet ediyor ve cariye çöle kaçıyor. Burada melek görüp, geri dönüyor, adını İsmail koyduruyor. Bunlar çölde kuyunun yanında oluyor. Beer-lahay-roi (Allah işitir, beni görenin, Hay olanın kuyusu, Tanrıyı görüp sağ kalanın kuyusu) Abram 86 yaşında.

https://wol.jw.org/tr/wol/d/r22/lp-tk/1102003104

Bap 17: Abram 99 yaşında, Rab ona Abraham diyor. (Abram Aramice, Abraham İbranice: Yüce baba, cemaatin babası) Sana ve zürriyetine ebedi mülk olarak Kenan diyarını vereceğim, karşılığında zürriyetin gelenlere beni Allah olarak tanıtacak. Bu sözü sünnet olarak kanıtlayacaklar ( 8 günlükken olacak) İsmail 13 yaşında bu sırada. Eşine Sara (Prenses) diyeceksin, oğluna İshak diyeceksin. İsmail de Semereli 12 beyin babası olacak.

Bap 18: İbrahim’in çadırına insan görünümlü 3 melek gelip seneye baba olacağını söylerler. Sonra Sodom’a yönelip yok etmeye gidiyorlar. Bu sırada İbrahim, Rab ile iyiler var yapma diye önce 50 kişi sonra 10 kişiyi pazarlık ediyor.

Bap 19: Lut melekleri evine alıyor. Kaçarken karısı arkasına bakınca tuz direği oluyor. (Kuran’da eşini alma diyorlar?) Kızlarıyla bir dağa kaçıyor. Kızları babalarını sarhoş edip gebe kalıyorlar. Biri Maablıların, diğeri Amonoğullarının atası.

Bap 20: Abram güneyde Kadeş ve Sur arasına yerleşir. Gerar’a misafir olur. Kral Abimelek’e karısını kız kardeşi diye veriyor. Rab, krala görünüp dokunmamasını söylüyor. Kral mal ve para veriyor. Halkı ölüm ve kısırlıktan kurtuluyor.

Bap 21: Sara bir oğlan, İshak’ı doğuruyor, sünnet ediyorlar. Sütten kesilince ziyafet veriyorlar. Cariye Hacer’in oğlu İsmail güldü diye dışarı atılıyorlar. Çölde dolaşıyorlar, su arıyorlar. Paran Çölü’nde büyüyor ve Mısır’dan eş alıyor. Abimelek ve kumandanı Fikol Abraham’la tartışıp, anlaşıyorlar. Abraham 7 dişi kuzuyu veriyor. (Beer- Şeba/7 kuzu) buranın adı ve Ilgın ağacı dikiyor.

https://tr.pinterest.com/pin/400116748123418013/

Bap 22: Rab İshak’ı kurban etmesini istiyor. Kesecekken, Rab kesme diyor. Koç bulup onu kesiyor. Beer-Şeba’ya yerleşiyor. Kardeşi Nahor ile Milka’nın oğlu Betuel’in kızı Rebeka İsahak’ın eşi, Laban kayınbiraderi oluyor.

Bap 23: Sara 127 yaşında Kiryat-arba (Hebron) ‘da ölüyor. Het oğullarından yer istiyor. Hitti olan Efron mağara ve tarlasını veriyor. Karısını Kenan diyarında Mamre (Hebron’da) karşısında Makpela mağarasına gömüyor.

Bap 24: İshak için kölesinden kadın getirmesini istiyor. Nahor’un oğlu Betuel’in kızı Rebeka’yı getiriyor. Deve üstünde ? Peçeli?

Bap 25: Ketura adlı cariye ile evleniyor. 1 çocuğu oluyor. 175 yaşında ölüyor ve karısının yanına gömülüyor. İshak ve İsmail kutsanıyor. İsmail’in 12oğlu, 12 kızı oluyor. 137 yıl sonra ölüyor. İshak 40 yaşında evleniyor. Karısı kısır. Rabbine yakarınca ikiz çocukları oluyor. İlk doğan Kızıl (Esav/ Edom), ikinci Yakup (Yerini alan, topuğu tutan). Esav acıkınca, Yakup yemek karşılığında ilk oğulluk hakkını alıyor.

Bap 26: Kıtlık oluyor. İshak Gerar’daki Kral Abimelek’e gidiyor. Karısını kardeşi olarak tanıtıyor. Burada zengin oluyor. Halk kıskanıyor. Açtığı su kuyularını dolduruyor. Beer- Şeba’ya gidiyor. Kral’la dost oluyor. Esav 40 yaşında Hitti Beeri ve Hitti Elon’un kızlarını eş olarak alıyor. Anne ve babası üzülüyor.

Bap 27: İshak yaşlı, gözleri görmüyor. Esav’dan avlanıp yemek yapmasını istiyor ve kutsayacağını söylüyor. Annesi Yakop için keçi pişirip sunuyor. Anne ve Yakop babayı Esav’mış gibi tanıtıp kandırıyor. Esav duyunca kızıp, öldürmeye karar veriyor. Anneleri Yakop’a Harran’a dayısı Laban’ın yanına gitmesini söylüyor. Het kızlarından bıktım diyor.

Bap 28: İshak, Yakob’a Kenan kızlarıyla evlenmemesini, Paddon- Aram’a gidip Betuel’in evine gitmesini ve Laban’ın (dayısı) kızlarından birini almasını söylüyor. Esav, Kenan kızlarını istemediklerini duyunca İsmail (amcası) kızı Nebayot’un kardeşi Mahalat’ı eş alıyor. Yakop Harran’a giderken rüyasında Rab ona gözüküyor. Gerçek Rab bu yerdedir. Bu yer Allah’ın evi göklerin kapısıdır diyerek başını koyduğu taşı dikiyor, tepesine zeytinyağı döküyor (Beyt-el/ Allahın evi). Önceden adı Luz.

Bap 29: Harran’da dayısının güzel olan kızını istiyor. 7 yıl çalışıyor ama öbürünü ve bir cariyeyi alıyor. 7 yıl daha çalışırsa diğerini de veririm diyor.

Bap 30: İlk eşinden 5 oğlu oluyor. En küçüğü Yahuda. Cariyeden 2 oğlu oluyor. Kısır Rahel’in de bir oğlu Yusuf oluyor. 20 yıl Laban’ın yanında kalıyor. Güçlü hayvanları kendine, güçsüzleri dayısına verip zengin oluyor.

Bap 31: Rab artık dön diyince gizlice yola çıkıyor. Rahel babasının aile putunu(terafim) çalıyor. Laban fark edip geliyor ama bulamıyor. Taşlardan tanıklık taşı (Aramice Yegar- sahaduta/ İbranice Galed) yapıyorlar. Kenan’da Tanrının erkeklik sembolü.

Bap 32: Yolda melekler Esav’ın 400 kişi ile geldiğini söylüyor, sürüyü ikiye ayırıyor. Yarısını Esav’a vermek için. Yabbok geçidinde yalnız kalıyor. Bir adamla sabaha kadar güreşiyor, yenilmiyor ama uyluk başı inciniyor. Buraya Paniel (Allah’ın yüzü) adını veriyor. Adam ona adının İsrail (Allah’la uğraşan / Allah uğraşır) olacağını söylüyor. İsrailoğulları uyluk başının üstündeki adaleyi yemezler.

Bap 33: Esav’la Yakop barışır. Yakop Şekem’de El- Elohe- İsrail (İsrail’in Allahı) adlı adaklık yapıyor.

Bap 34: Şehrin beyinin oğlu Yakop’un kızına tecavüz ediyor. Şehrin beyi kızı alalım deyince Yakop, bütün erkekler sünnet olsun diyor. Oluyorlar ama Yakop’un oğulları saldırıp erkekleri öldürüyorlar.

Bap 35: Rab, Yakup’a Allah için adak yap der. Kendiyle beraber olanlara yabancı ilahları atıp, bana yardım edin adaklık yapalım diyor. Hepsi yabancı ilahları, kulaklarındaki küpeleri Yakup’a veriyorlar ve göç ediyorlar. Paddon- Aram’dan dönünce Rab yine ona İsrail adını veriyor. Taş dikip, yağ döküyorlar. Göç ediyorlar. Rahel oğlan doğururken ölüyor. Adı Benyamin (sağ elimin oğlu/gözde oğul) oluyor. Beytlehem’e gömüyorlar. İshak 180 yaşında ölüyor.

Bap 36: Esav, Edomluların atası oluyor.

Bap 37: Yakup, Yusuf’u çok sevdiği için diğer kardeşleri kıskanıyor. Yusuf’un rüyalarında üstün olacağını anlıyorlar. Babası kardeşleriyle yolladığı bir gün kuyuya atıyorlar. Sonra bir kervana satıyorlar. Giysilerini hayvan kanına bulayıp babalarına veriyorlar. Yusuf’u Firavun’un koruyucu başı Potifar’a satıyorlar.

Bap 38: Yusuf’u öldürtmeyen Yahuda’nın 3 oğlu oluyor. İlki Tamar’la evleniyor. Rabbin gözünde bu oğul iyi olmadığı için onu öldürtüyor. İkinci oğluna Tamar’ı gelin alıyor. Bu da zürriyet olmasın diye uğraşıyor buna kızan Rab, onu da öldürüyor. Üçüncü oğluna almayınca kızan gelin dulluk elbisesini çıkarıp, peçe takıyor (fahişe gibi gösteriyor) ve kaynatası ile yatıyor. Karşılığında mühür kuşak ve değneğini alıyor. Gebe kalıyor. Zina yaptı yakılsın denince, bu eşyaları gösteriyor. İkiz çocukları oluyor.

Bap 39: Yusuf çok becerikli ve yakışıklı. Efendisinin karısı onunla yatmak istiyor. Razı olmayınca kadın iftira ile zindana attırıyor. Zindan müdürü ona önemli işler veriyor.

Bap 40: Mısır’da krala karşı gelen içkicibaşı ile ekmekçibaşı zindanda Yusuf’a teslim ediliyor. Onların rüyalarını yorumluyor. Doğru çıkıyor.

Bap 41: 2 yıl sonra Firavun 2 rüya görüyor. 7 yıl bolluk, 7 yıl kıtlık yılı olarak yorumluyor. Firavun Yusuf’a mevki veriyor.

Bap 42: Yusuf’un kardeşleri Mısır’a buğday almaya geliyorlar. Tanımıyorlar, yardım edip paralarını geri veriyor. En küçük kardeşi gitmek istiyor. Babaları göndermiyor.

Bap 43: Kıtlık artıyor. Yakup en küçüğü yolluyor. Beraber yemek yiyorlar. Mısırlılar İbranilerle birlikte yemek yemez (Mekruh).

Bap 44: Yusuf buğday ile parayı geri koyuyor. Benyamin’in çuvalına gümüş kase koyuyor. Yusuf’un adamları peşlerinden gelip yakalıyorlar, kaseyi buluyorlar. Benyamin alıkonuluyor.

Bap 45: Yusuf kimliğini açıklıyor. Firavun da duyuyor. Onlara hediyeler veriyor. Benyamin’e daha fazla veriyor. Firavun babalarını çağrıyor.

Bap 46: İsrail (Yakup) kurbanlar kesiyor, rüyasında Rab Mısır’a git diyor. Mısır’a göçüyor. Orada çoban değil (mekruh) davar adamıyım diyor, zengin oluyorlar.

Bap 47: Firavun Goşan’da oturmalarını öneriyor. Yusuf Ramses’de yer veriyor. Kıtlıkta para bitince halktan hayvan, at alıyor. Bitince tarla karşılığı veriyor. Halk böylece Firavun’a köle oluyor. Ürünün 5/1’i Firavun’a veriliyor. Bu yasa haline dönüyor. Sadece kahinlerin mallarına dokunulmuyor. Yusuf kendi ailesi ve Firavun’u zengin ediyor.

Bap 48: Yakup hasta, Yusuf’un 2 oğlunu istiyor. Onları kutsuyor. Büyüğe sol, küçüğe sağ elini koyuyor. İkisi de büyük millet olacak ama küçük daha büyük olacak diyor. Büyük Menasse, küçük Efraim.

Bap 49: İsrail (Yakup) oğullarını anlatıyor:” Büyük Ruben, itibar ve güçte birinci; Simon ve Levi zorba (bir şehri yağmalayıp insanları öldürüyorlar) vahşi, gaddar. Yahuda aslan yavrusu, milleti itaat ediyor. Naftali geyik, güzel sözler söyler. Yusuf meyveli dal, filizleri duvarları aşar, yayı kuvvetli. Benyamin yırtıcı bir kurt.” Cesedi Makpela mağarasına gömülsün istiyor.

Bap 50: Yakup 17 yıl Mısır’da yaşayıp, 147 yaşında ölüyor. Yusuf mumyalatıp 40 gün bekletip, Erden’in öte yanı Atad harmanına gidiyorlar. Kenanlılar buraya Abel- Mitsraim (Mısır yası) diyorlar. İstediği yere götürüyorlar. Yusuf 117 yıl yaşıyor. Ölünce mumyalanıyor. (Gömüldüğü yer belli değil)

İncil, Resullerin İşleri Bap 7: 1-20: İbrahim’in Rabbi görüşünden başlıyor. Yakup’un ölümü var. Mısır’da Yusuf’u tanımayan başka kral çıkıyor ve soylarına ihanet ediyor. Mısır’dan sürüyor. Musa o zaman doğuyor.

Romalılara Göre Bap 4: 1-14: Sünnetsiz olan İbrahim’in dünya varisliği vaadi şeriat yolu ile değil iman yoluyladır. Şeriatten varislere iman boş, vaat hükümsüzdür.

Galatyalılara Göre, Bap 3: 7-12: İmanda olanlar İbrahimoğullarıdır. Allah indnde kimse şeriatle salih sayılmaz. Çünkü salih, iman ile yaşayacaktır ve şeriat imandan değildir.

Kur’an’da: 1- İsrailoğulları ile ilgil ayetlerde İsrailoğulları alemlere üstün kılındığı, kitap ve peygamberliği verildiği, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin onlar birbirinin dostudur. Zalimler topluluğudur. Allah yol göstermez. İman edenler Yahudi, sabii ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp iyi işler yapanlara günah yok.Ehli kitaptan inkar edenler sürgüne yollandı. İnsanlara en şiddetli düşman olarak Yahudiler ve Allah’a eş koşanlar bulunur. Din uğruna savaşan, yurdumuzdan çıkaran ve yardım edenleri dost edinmeyin. 2- İbrahim’in üstün ve önder olup Allah’a itaat ettiği 3- İbrahim Yahudi, Hıristiyan değil. Hanif, Müslimdi. Puta tapmazdı, müşrik değil. 4- Peygamberler ve kitap indirilenler: Nuh, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, torunları, İsa, Eyyüb, Yunus, Harun ve Süleyman’a vahip, Davud’a Zebur verildi. El-Yesa (İlyas peygamberden sonra gelmiştir), Lut hidayete erdi. Musa doğru yola iletildi. Meryem oğlu İsa’ya İncil verildi. İdris doğru yola girdi. Zülküfl iyilerdendir. 5- İbrahim, putlar ve ateşe atılması: Putperestlere benim Rabbim güneşi doğudan getiriyor, sizinki batıdan getirsin, diyor. En büyük put dışında hepsini kırıyor. Sen mi yaptın deyince, en büyükleri yapmıştır belki, ona sorun diyor. İbrahim’i yakmak istediklerinde odunlar tutuşmuyor. 6- Ölüleri diriltme: 4 kuşu parçalayıp ayrı yerlere koyuyor, diriliyorlar. 7- İbrahim ve babası Azer putperestti, mağfiret istedi. 8- İbrahim ve Kabe: İbrahim ve İsmail yaptı (Beyt). 9- İbrahim ve Kurban: Oğlunu kurban edecekken, kurbanlık gelir. 10- İbrahim ve oğul müjdesi: Melekler geliyor. 11- İbrahim ve Lut: Karısı hariç kaçıyorlar. Şehir yıkılıyor, üstüne taş yağıyor, üzerine yağmur yağıyor. 12- Yusuf: Rüya yorumlamayı biliyor. Gömleği ile babasının gözlerini açıyor.

Yaratılış: Sümer efsanesine göre her yer su. Nammu adlı tanrıça sudan dağ çıkarıyor. Hava tanrısı Enlil onu ikiye ayırıyor. Üstü gök, altı yer oluyor. Bilgelik tanrısı Enki ile Enlil, yeri bitki, hayvan ile doldurup, hepsini yönetecek tanrıları oluşturuyorlar. (Tevrat ve Sümerlerde önce yer ve gök yaratılıyor, sonra bitki ve hayvanlar)

İnsanın yaratılışı Bap 1’de 6 günde erkek ve dişi insan; Bap 2’de topraktan Adam, kaburgasından kadın. Tevrat tekvinde 3-17 kadar Adam, sonra Adem. (Amoritçe Adamu, İbranice Adam veya Ha/ İnsan doğrusu kırmızı toprak demek. Ebron’da kırmızı toprağın güç verdiğine inanılır ve yenir; hatta satılır. Adem burada yaratıldı?) Kur’an’da 6 günde çamurdan yaratılıyor. Sümerde Enki yumuşak kilden yapıyor ana Tanrıça can veriyor. (Yer, Doğum Tanrıçası) Tevrat’ın 2. yaratılış hikayesi Sümer efsanesine dayanıyor. Dilmun adlı Tanrıların yaşadığı saf ve temiz ülkede hastalık, ölüm yok. Su da yok. Su Tanrısı, Güneş Tanrısına yerden su çıkarıp tatlı su ile doldurmasını söylüyor. Böylece ağaç ve çayırlarla Tanrıların cennet bahçesi oluyor. Yer Tanrıçası 8 bitki yetiştiriyor. Şifalı ve rastgele yenmiyor. Bilgelik ve su tanrısı Enki, 2 yüzlü vezirine toplattırıp yiyor. Tanrıça kızıp, tanrıyı ölümle lanetliyor. Enki hasta olunca yer tanrıçasını bulup yalvarıyorlar. 8 organı için 8 Tanrı ve Tanrıça yaratıyor. Biri kaburgasını iyileştiren Tanrıça Nin (Hanım)-ti (Kaburganın/Yaşam)

Dilmun: Aden (İkisinde de su yok, yasak bitkiler var)

Havva: Yaşamın Hanımı (Tevrat)

Kur’an’da Havva, kaburga yok. Yasak ağaç (Sonsuzluk ağacı/Elma), Adin cennetinde ırmaklar şarap, su, süt ve baldan yapılmış. Adem için Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail’den 7 kat yerden 7 avuç toprak isteniyor. Azrail zorla alıyor. Melekler yoğuruyor. Allah şekil veriyor. 80 yıl şekilsiz, 120 yıl ruhsuz bekliyor.

Habil ve Kain Hikayesi: Tevrat’ta isimleri var. Kur’an’da yok. Sümer’de 2 hikayede var: 1- Çoban Tanrısı Dumuzi ve Çiftçi Tanrısı Enkimdu, Aşk ve bereket Tanrıçası İnanna’ya aşık olur. Kendi ürünlerini getirirler. Tanrıça Çoban Tanrısını seçer. 2- Hava Tanrısı Enlil’e Enten (Kış) hayvanlar, yağ ve süt getiriyor. Emeş (Yaz) ağaçlar, meyveler, bitkiler ve değerli taşlar sunuyor. Tanrı Kış’ın sunduklarını alıyor. Yaz razı oluyor. (Kur’an yorumcusu, Taif soğuğunu gidermek için Lat eliyle yazı, Tihame sıcağını gidermek için Uzzi eliyle kışı gönderir.)

Tekvin’de Adem’den sonra Şit, Enoş, Kenan, Mahalal, Yared, Hanok (Allah aldı, kayboldu), Metuşelah, Lamek, Nuh gelir (9-1==8) Sümerlerin 8 kralının adıdır.

Tevrat’ta Havva için 4 melek yaratılışa yardım eder. Sümer’de 4 önemli tanrı var. Elma ağacı Sümer’de İnanna ile ilgili. Yasak meyveyi Sümer’de Bilgelik Tanrısı’na 2 yüzlü veziri, Tevrat’ta yılan, Kur’an’da şeytan yediriyor. Adem’i Cebrail affettiriyor. Sümer’de tanrıların yalvarması ile iyileşiyor. Yılan, deve gibi 4 ayaklı iken, şeytan yılanın azı dişine saklanıp cennete giriyor.

Tufan: Tevrat’ta Nuh (Rahatlık/dinlence anlamına geliyor) tanrı korkusu biliyor. Sümerde insanlara kızan tanrılar tufan yapmaya karar veriyorlar. Enki bunu Ziusudra’ya bildiriyor. Gemi ve içine gerekenleri alıyor. Tufan 7 gün 7 gece sürüyor. Sonra ölümsüz olup, Dilmun’a gidiyor. Akadlar Gılgameş’de tufanı eklemişler. Utnapiştim’e Ea bildiriyor. Gemi Nizir Dağı’na oturuyor, ölümsüz oluyor. Kur’an ve Tevrat’ta Nuh’a 950 yıl ömür veriliyor.

Kuş’un oğlu Nimrod: Sümer Savaş ve Avcı Tanrısı Ninurta olmalı.

Tek Dil: Sümerlerde geçiyor. Tevrat ve Kur’an’da da var.

Babil Kulesi: Mezopotamya’nın basamaklı kulesi Ziggurat. Tevrat’ta var. M.Ö. 1700’lerde Hitit kralı I. Murşil yıktırdı. Marduk mabedi alanında Hz. İbrahim’in bunu görmesi imkansız.

**I. Murşili: I. Hattuşili’den sonra Hitit krallığının başına geçmiştir.  Murşili, Hattuşaş’ta kral olunca tüm akrabaları çevresinde birlik oluşturmuş ve birlikte hareket etmişlerdir. Murşili en önemli, seferini güneye, Çukurova’ya (o zamanki adıyla Kizzuvatna) gerçekleştirmiştir. Kizzuvatna’yı tekrardan Hitit egemenliğine alan Murşili, büyükbabası I. Hattuşili’nin göze alamadığı Halpa (Halep) şehrine saldırmış ve umulmadık bir başarı sağlayıp şehri yok etmiştir. Kazanmış olduğu bu zaferin ardından Murşili gözünü daha da yükseklere dikti. Sıradaki hedef Babil’di. Murşili büyükbabasının uyguladığı “vur-kaç” taktiğini M.Ö. 1531 yılında Babil şehrine de uygulamış ve başarılı olmuştur. (http://www.anadoluuygarliklari.com/hititler/mursili/)   MÖ 1620-1590 yıllarında hüküm sürmüş.  Önce Halep şehrini ele geçirerek  Suriye’deki  Yamhad  krallığını yıkmış, ardından Babil şehrine kadar giderek MÖ 1595 yılında Hammurabi sülalesini sona erdirmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Mur%C5%9Fili)

İbrahim’in Ailesi ve İlk Göçleri: Eber: İbrani adı geliyor (?) İbranice metinde şehrin adı Ur- Kasdim (Sümer Ur’u değil) Burası Harran civarında.

M.Ö. 2400’lerde I. Sargon ( annesi Musa gibi onu nehire atıyor. Bahçıvan buluyor. Kiş kralının içkicibaşı oluyor. Kral hastalanınca yerine geçiyor.). Sümer Kralı Urzababa’ya başkaldırıp kral oluyor. Kendine Sümer ve Akad Kralı diyor. Sonraki kral Naramsin, Diyarbakır’a kadar geliyor. I. Sargon, Sümer halkını bağlamak için Ay Tanrısı adına Ur şehrinde kızını başrahibe yapıyor ve bu gelenek oluyor. M.Ö. 2000’lerde III. Ur çağında Nuzi (Nineve’nin güneydoğusunda bir şehir, Hurriler/ Tevrat’a göre Horitler yaşıyordu. Sümer ve Amorit kültüründen etkilenmişler.) Mari (Tell- Hariri, Fırat’ın üst kısmında, Gemi şehri demek, Kral Zimrilim’in sarayı var. Hammurabi’den önceki kral), daha geç çağda Ur, Ur-a, Ur-ha adı verilen koloniler var. Urfa’nın adları Ur, Urha, Ur-hai, Al Ruha, Edessa, Antioktea, Kallirhoe, Roha, Orroes, Khurrai. M.Ö. 5-6 yüzyılda Urfa’ya giden Abtissen Aeteria, burada balıkların Atargadis (Venüs) gezegenine ait oldukları için yenmediğini yazmış.

** Büyük Sargon (MÖ 2334 – MÖ 2279; Akad İmparatorluğu’nun ilk hükümdarı. Akad sülalesinin kurucusu, Kral Urzababa’nın baş muhasebecisi olan ve Sami halkına mensup olan Sargon, MÖ 2350 yılında bir savaştan yenik dönen kralına darbe düzenleyerek tahta geçmiştir. Kral Sargon; Elam, Suriye, Lübnan ve Toroslar’a kadar topraklarını genişletti. Kral Sargon, kurduğu merkezi devletiyle asırlar boyu Mezopotamya’da süren teokrat tapınak şehir yönetimine son vermiş ve yerine güçlü bir memur mekanizmasıyla idare edilen bir devlet kurmuştur. Sargon, Mezopotamya’da iktidarı ele geçirmekle beraber sosyal, siyasal ve ekonominin yanında sanatta da değişiklikler yapmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Sargon_(Akad_kral%C4%B1) ** Akadlar, medeniyetleri Akad’ın hemen güneyinde bin yıldır büyüyüp gelişen Sümerlere uzun süre destekçi olmuştu. Güçlü bir rakip ve nihayetinde yöneticileri olarak karşılarına çıkmadan önce Sümerler’den çok şey öğrenmişlerdi. Sargon hâkimiyeti ele geçirmeden önce, önde gelen Sümer şehirleri Ur ve Uruk, kuzeylerinde yer alan Kish’le mücadele etmekteydi. Sargon, yükselişine en nihayetinde tahtından edeceği Kiş kralı Ur-Zababa’ya  sakilik ederek başlamış, daha sonra birliklerini güneye, tüm Sümer’e hükmeden büyük rakibi Lugalzagesi’ye çevirmişti. Sümer şehir devletleri arasındaki düşmanlık Lugalzagesi’ye kendisini yakalayıp boyunduruğa vuran Sargon’a karşı savaşında köstek olmuştu. İleri tarihli bir kutlama yazıtında Sargon’un  “silahlarını denizinde yıkadığı” Basra Körfezi’ne doğru ilerleyişinde, 34 savaşta zafer kazandığından bahsedilir. (https://arkeofili.com/dunyanin-ilk-imparatoru-sargon-kimdi/)

https://arkeofili.com/dunyanin-ilk-imparatoru-sargon-kimdi/

Urfa’nın temeli İdris Peygamber tarafından atılmış (?). Sümer veya Asurlular kurmuş. Adem ve Havva burada oturmuş. Hz. İbrahim’i annesi burada mağarada doğurmuş. Kral Nimrod burada ateşe atmış. Ateşi söndüren su, göl olmuş, odunlar da balık.

** Kral Nimrod: Keldânî kabîlesinin hükümdârı olan Nemrut, ilk zamanlarda âdil ve insaflı bir kimse idi. Kavmi, yıldızlara ve putlara tapardı. Daha sonraları Nemrut, saltanatı genişleyince kibre kapıldı ve heykellerini yaptırarak kavmine taptırdı. Yahudi kutsal metinlerinde geçen Nimrod isminin İbrânîce marad (isyan etmek) kökünden türediği ve “isyan edeceğiz”  anlamına geldiği ileri sürülür (Pesahim, 94b; Dictionary of Deities and Demons in the Bible, s. 627). Ayrıca Talmud’da Nimrod kelimesi Amrafel (Amraphel) ismiyle özdeşleştirilirken (Erubin, 53a) başka kaynaklarda Eski Mezopotamya tanrısı Ninunta’nın isminden çıkarılmış olabileceği hususu tartışılır. Tanah’a göre Nemrut, Nûh’un oğullarından Hâm’ın torunu ve Kuş’un (Cush) oğludur (Tekvîn, 10/1-8; I. Târihler, 1/10). Hâm’ın soyundan gelenlerin tarihin erken dönemlerindeki en sert ve saldırgan insanlar olduklarına, krallıklar kurup insanlığın kaderine hâkim olmaya çalıştıklarına ve Mısır, Libya, Arabistan, Hindistan gibi ülkelerin oluşumuna öncülük ettiklerine inanılmaktadır. Aynı soydan gelen Nemrut’un Bâbil’in yanı sıra Ninevâ ve Kalah’ı inşa ettiği söylenir, krallığının başlangıcı Şinar diyarındaki Bâbil, Erek, Akkad ve Kalde olarak gösterilir. (Tekvîn, 10/10-12) Tekvîn’de Nemrut’dan “yeryüzünde kudretli adam” ve “Rab indinde kudretli avcı” (Tekvîn, 10/8, 9) şeklinde söz edilir. Tekvîn yorumcularına göre Nemrut karanlık fakat güçlü bir figürdür ve dünyanın ilk ve en büyük emperyalistidir (Phillips, s. 99-101, 107; Brett, s. 46-48). Talmud metinlerinde ise Nemrut’un, Hz. Hz. İbrahim’i ateşe atan ve bütün insanları Tanrı’ya isyana teşvik eden kötü yönetici olduğu üzerinde durulur. (Erubin, 53a; Pesahim, 94b, 118b) Ayrıca Nemrut ile Buhtunnasr (Nebukadnezzar) arasında bir soy ilişkisi kurulur. (Hagigah, 13a) Geleneksel Yahudi düşüncesine göre Nemrut kurnaz bir astrolog, putperest, çeşitli şehirleri kuran ve mâsum bebekleri katleden bir yönetici ve et yiyen ilk insandır. (Ginzberg, I, 186-187; V, 199, 209) Bundan başka vahşi hayvanlara hükmeden bir kişi olarak da tanımlanır, Tanrı’nın Âdem ile Havvâ için yaptığı deri kaftanı aracı kılarak hayvanlara hükmettiği ifade edilmiştir. Ayrıca Nemrut’un, içinde yaşadığı toplumda bir tanrı muamelesi gördüğü ve karısı Semiramis’in tapınılan bir ilâhî varlık olarak öne çıktığı ileri sürülür. (Ginzberg, I, 188; Seiss, s. 389; Shubin, s. 31) Nemrut ile Hz. Hz. İbrahim arasındaki mücadeleyi konu alan hikâyeler hem Yahudi hem İslâm kaynaklarında yer alır. Bu menkıbevî rivayetlere göre Nemrut, Hz. İbrahim’in dünyaya gelişiyle ilgili olarak rüyasında yeni doğan bir yıldızın parlaklığının ay ve güneşi bastırdığını görür. Rüyayı yorumlayan kâhinler, ona ülkesinde doğacak olan bir erkek çocuğun halkın dinini değiştireceğini ve kendisini öldüreceğini söyler (Taberî, I, 220-221). Bunun üzerine Nemrut, doğan erkek çocukların öldürülmesini emreder ve şehirdeki bütün erkekleri şehir dışına çıkararak hanımlarıyla ilişkiye girmelerine engel olur. Ancak Âzer’e (Terah) olan güveni sebebiyle onu hanımıyla görüşmemek şartıyla bir iş için şehre gönderir. Bu arada Âzer hanımıyla ilişkide bulunur ve bunu gizler. Eşi hamile kaldığında onu şehir dışında bir mağaraya saklar (Köksal, s. 143). Sonuçta Hz. İbrahim bir mağarada olağan üstü ışıklarla aydınlanmış olarak doğar. (Klinghoffer, s. 1-2) Hz. Hz. İbrahim ile Nemrut arasındaki mücadele ve Nemrut’un Hz. İbrahim’i ateşe atması konusunda Yahudi geleneğinde Bâbil Kulesi öyküsü ön plana çıkarılmıştır. Geleneksel olarak Bâbil Kulesi’nin Nemrut’un krallığı döneminde inşa edildiğine inanılır (Abodah Zarah, 53b; The Old Testament, I, 297). Milâttan sonra I. yüzyıla ait apokrif metin Pseudo-Philo’ya göre Nemrut devrinde göklere kadar uzanan kulenin inşası sırasında insanlar hazırladıkları kerpiçlere isimlerini kazırlar ve onları pişirerek inşaatta kullanırlar. Ancak Hz. İbrahim ve yanındaki on bir kişi buna karşı çıkar, bunun üzerine tutuklanıp işkence görürler. Sonunda Hz. İbrahim ateşe atılır, fakat yanmaktan mûcizevî şekilde kurtulur. (a.g.e., II, 310-312; ayrıca bk. Pesahim, 118a; Teugels, s. 175; Evans, s. 152-153) (https://www.islamveihsan.com/nemrut-kimdir.html)

Güneş, Ay, Jüpiter, Merkür, Satürn ve Mars’a tapılıyor. Kapılardan birinin adı Beth-Şemeş (Güneş Kapısı) Hıristiyanlık öncesi paralarında hilal şeklinde ay var. Harran’da Ay Kültü var. M.S. 3. yüzyılda Harran-Harranu (Yol) Paddam- Aram (2 nehir arası) deniyor buraya. Tufan’da Mezopotamya’nın doğusunda Zağanos Dağı (Babil Tufan Efsanesi) Tevrat’ta ise Ararat Dağı var. M.Ö. 2400’lerde Ebla çağında Zugalum adlı kraliçe yönetiyor. Ay Tanrısı Sümerce Nanna, eşi Ningal; Akadlar Sin ve eşi Ningal/Nikkal. Bu yörede kehanet, her şeyi gören, koruyucu, antlaşmaları koruyan bir tanrıdır. Burada E. HulHul mabedi (Neşe Evi) varmış(?). Babil kralı Nabonid burayı yenilemiş.

** Nabonidus/Nabonid: Babil’in son kralı, M.Ö. 556-539 yılları arası hüküm sürdü. Hükümdarlığı sürecinde politika ve din konularına önem vermeyip, onun yerine bölgesinde bulunan eski tapınak ve yapıtları incelemeyi tercih etmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Nabonidus) ** Pers kralı Kyros II(büyük) Medleri yendikten sonra Lidya’yı ele geçirmiş ve Babil ülkesine yönel­mişti. Nabonidus Kyros’un ilerleyişini durduramadı. MÖ 539’da Babil Persle­rin eline geçti, Belşazar öldürüldü, Nabonidus tutsak edildi. Böylece Yeni-Babil Devleti tarihten silindi. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-nabonidus-babil-krali-nabu-naid-9348/)

M.Ö. 9. yüzyılda Salmauasar III bu mabedi yenilemiş.

**III. Şalmanezer/Salmauasar: ( “Tanrı Şulmanu seçkindir”), MÖ 859-824 yılları arasında hüküm süren Asur kralı. Önceki hükümdar II. Aşurnasirpal’in oğludur. Saltanatı boyunca Babilliler, Kizzuvatna, Urartu gibi doğudaki kabilelere, milletlere bir dizi sefer düzenlemiştir. Ordusu Van gölü ve Toroslar’a kadar ilerlemiş, Karkamışlı Hititler’i haraç ödemeye zorlamıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/III._%C5%9Ealmanezer)

2000 yıl sonra Kral Asurbanipal kardeşini buraya başrahip yapıyor.

** Asurbanipal Neo-Asur imparatorluğunun kralıydı. Asurbanipal’in hükümdarlığı süresince (MÖ 668-631 dolayları), dünyadaki en büyük imparatorluk olan Neo-Asur imparatorluğu batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanıyordu, hatta bir dönem boyunca Mısır’da imparatorluk toprakları içindeydi. Günümüz Irak’ında yer alan başkent Ninova dünyanın en büyük şehriydi. Tüm bunlar olurken Atina ve Sparta gibi Yunan şehir devletleri hala çocukluk dönemlerini yaşamaktaydı, Roma ise yalnızca küçük bir yerleşimdi. Tahtın asıl varisi olan erkek kardeşi ölünce, babası Esarhaddon diğer büyük kardeş Shamash-Shum-ukin’i es geçerek Asurbanipal’i veliaht prens yaptı. Bu cüretkar, hatta belki de aptalca bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, Esarhaddon’u yani en küçük oğlunu veliaht ilan edince diğer oğulları tarafından vahşice katledilmişti! Shamash-shum-ukin bu karar üzerine oldukça sinirlenmişti. Esarhaddon ise teselli olarak onu Babil kralı ilan etti. Babil kralı olmak kulağa hoş gelse de Babil o dönemde Asur imparatorluğunun bir parçasıydı dolayısıyla Shamash-shum-ukin küçük kardeşine hesap vermek zorundaydı. Bunun yarattığı gerilim sonucunda topyekun bir savaş patlak verdi. Asurbanipal veliaht prens ilan edildiğinde, kral olmak için eğitimine başladı. Görgü kurallarını öğrendi, önemli askeri beceriler edindi ve âlimlerden ders aldı. Sarayda nasıl kral olunacağına dair çok şey öğrenerek babasını gölgede bıraktı. Ayrıca, babası için istihbaratçı olarak da çalıştı, imparatorluktaki ajanlardan bilgiler alarak istihbarat raporları topladı. Bu iş, Asurbanipal’in imparatorluk hakkında bildiklerini geliştirmesine ve olası düşmanlarını öğrenmesine olanak tanıdı. Genç prense askeri taliminin bir parçası olarak savaş arabası sürmek, süvari atlara binmek ve okçuluk gibi beceriler kazandırıldı. Bu amaçla, aslan avlamayı da öğrendi. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları da ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğü söylenir. Düşmanlarını alt etmediği ve aslan öldürmediği zamanlarda, Asurbanipal belki de genel tavrıyla uyuşmaz bir şekilde ilmi uğraşlar peşindeydi. Okuyabiliyor ve yazabiliyordu, bu bir kral için alışılmışın dışındaydı. İlmi becerilerini geliştirmeyi seviyordu öyle ki sarayındaki rölyeflerde kendini kılıcının yanı sıra belinde bir stilusla (tablet üzerinde yazı yazmakta kullanılan kalem) tasvir ettirmişti. Dünyada sistematik olarak toplanmış ve listelenmiş ilk kütüphaneyi Asurbanipal kurmuştur. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istemiş ve emri altındakileri dünyanın tüm bilgilerini toplamak üzere imparatorluğun çeşitli yerlerine göndermişti. Asur kitapları kağıt üzerine değil, çoğunlukla kil tabletlere, semboller oluşturmak için ufak bir kamanın kullanıldığı çivi yazısıyla yazılmıştı. Toplamda yüz binlerce tablet Asurbanipal’in kütüphanesinde toplanmıştı, bunlardan 30.000’i günümüzde British Museum’da bulunmakta. (https://arkeofili.com/asurbanipal-kimdi/)

Sabiiler: Ay, Güneş ve Yıldızlara tapıyor. Safvel el-ukala ve Makalat-ı Hermes adlı 2 din kitapları var. 2 peygamberleri var. Hermes (İdris) ve Agarhademon (Şit) Kur’an’da bu ırktan söz ediliyor.

** Sâbiî/Mandaizm: (subbâ, subbî) ve sâbiîlik terimleri, Arap komşularınca Güney Mezopotamya’da yaşayan bir topluluk ve onların dinleri için kullanılmaktadır. Genellikle İslâm âlimleri sâbiî kelimesinin Arapça asıllı olup sab’ (dönme, değişme) veya sabv (meyletme, çocukluğa dönme) kökünden geldiğini ileri sürmüşlerdir. Araplar sab’ masdarını din değiştiren kişinin davranışını ifade etmek için de kullanırlardı (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, I, 318-319; Zemahşerî, Esâsü’l-belâġa, s. 345). Diğer bir görüşe göre sâbiî, Sâbiîler’in kendi dilleri olan Mandence’deki sabaa (vaftiz olmak, yıkanmak) kökünden alınmış ve Arapça kurallara göre türetilmiştir. Araplar’ın, sıkça vaftiz ritüelini yerine getiren Sâbiî komşularını bundan dolayı mugtesile (suya dalanlar, yıkananlar) diye adlandırdıkları bilinmektedir (İbnü’n-Nedîm, s. 340). Sâbiîler kendileri için Mandaye ve Nasuraye isimlerini kullanırlar. Ârâmîce’nin diyalektlerinden biri olup Sâbiîler’ce kutsal metin ve ibadet dili olarak kullanılan Mandence’de manda (bilgi, hikmet) kelimesinden türetilen  mandayuta  Sâbiîliği ifade eden ve Sâbiîler arasında yaygın olan bir terimdir. Bundan hareketle Batılı araştırmacılar Sâbiîliği Mandeizm diye adlandırır. Sâmî dillerdeki  nasara  (Arapça nazara [korudu, gözetti]) kökünden gelen nasaruta, Sâbiî literatüründe erken dönemlere ait metinlerde Sâbiîlik için kullanılan ve Nasuraizm anlamına gelen bir isimdir. Sâbiîler kendi dinlerine mensup olan sıradan cemaat üyelerine Mandaye (Mandenler “bilenler, ârifler”), cemaat içerisinde ilmi ve otoritesiyle ayrıcalıklı yere sahip olan kimselerle atalarını da Nasuraye (Nasuralar “doğru inancı koruyup gözetenler”) ismini verirler. Batılılar, Sâbiîler’le ilk karşılaşmalarında onları Hıristiyanlığın uzantısı bir mezhebin mensupları olarak değerlendirmiş ve Vaftizci Yahyâ hıristiyanları diye anmıştır. Ancak Sâbiî inanç ve geleneği daha iyi tanındıkça onların farklı bir dinî cemaat olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar Sâbiîler kendi dinlerinin Hz. Âdem’le birlikte başlayan ilk din olduğunu iddia etseler de gerçekte Sâbiîliğin tarihçesi günümüzden yaklaşık iki binyıl önce başlar. Sâbiîlik, milâttan önce son iki yüzyıl içinde Filistin-Ürdün bölgesinde mevcut olan heterodoks yahudi akımları arasında filizlenmiştir (Gündüz, The Knowledge of Life, s. 83-101). Sâbiîler tarafından büyük bir önder ve ışık peygamberi diye adlandırılan Hz. Yahyâ yahudi olarak doğmuş, ancak peygamber olunca Yahudiliğe karşı çıkıp Kudüs dışında kendi cemaatini kurmuştur. Yahyâ’nın faaliyetlerinden telâşa kapılan resmî Yahudilik taraftarları Roma’nın bölgedeki valisi Herod Antipas’ı kışkırtarak onu tutuklattılar. Yahyâ başı kesilmek suretiyle idam edildi, taraftarları da sıkı bir takibata ve katliama tâbi tutuldu. Olaya geniş yer veren Sâbiîliğin kutsal kitaplarından Ginza’ya göre (s. 341) yahudiler aralarında 365 ileri gelenin de bulunduğu binlerce nasurayı katlettiler. Katliamdan kurtulanlar Arsakid kralının himayesinde Kuzey Mezopotamya’ya doğru kaçtılar. Sâbiî kutsal kitapları bunların sayısının 60.000 civarında olduğunu kaydeder. Bir müddet sonra Nasuralar/Sâbiîler Güney Mezopotamya’ya göç edip buraya yerleştiler. Mecûsîliğin İran’da resmî din olarak kabul edildiği milâttan sonra III. yüzyılın ilk yarısına kadar Sâbiîler bu bölgede huzur içinde yaşadılar. Sâbiîler’in kutsal kitapları yazılı metinler ve sır metinleri şeklinde iki grupta toplanabilir. Yazılı metinler de temel kutsal kitaplar, ezoterik (gizli) özelliğe sahip metinler, divan, şerh ve tefsirler, astrolojik metinler, büyü ve sihir yazmaları diye ayrılabilir (Gündüz, Sâbiîler: Son Gnostikler, s. 53-63). Sâbiî kutsal kitapları arasında temel kitaplar Ginza, Draşya d Yahya ve Kolasta’dır. Ginza (hazine) yaklaşık 600 sayfadan oluşur. Âdem’in kitabı şeklinde de adlandırılan bu kutsal kitap çeşitli dualar, teoloji, mitoloji, ölüm ve ölüm sonrası hayat vb. konuları ihtiva eder. Draşya d Yahya büyük ölçüde Yahyâ’yı ve öğretilerini konu alır. Kolasta (koleksiyon ya da övgü) gusül, âyin yemekleri vb. ibadetlerle ilgili dua ve uygulamaları içerir. Sâbiîler’in kutsal metinleri Mandence’dir. Günlük hayatta Arapça konuşan Sâbiîler, Mandence’yi genelde yalnız ibadet dili olarak kullanırlar. Bu dili okuyup yazabilme ayrıcalığı ise yalnızca rahiplere aittir. Baştan sona Sâbiî öğretilerine metafizik evrenle içinde yaşanılan evrenin oluşturduğu bir düalizm hâkimdir. Gnostik karakterli bu düalizme göre bir tarafta ışık ve nur âlemi, diğer tarafta karanlık âlemi bulunur. Işık âleminin başında “yüce hayat, kudretli ruh, yüceliğin efendisi” gibi isimler de verilen Malka d Nhura (ışık kralı) vardır. Onun etrafında sayısız nûrânî varlık yer alır. Bu âlem yokluk, eksiklik, fânilik ve yanlışlık gibi olumsuz sıfatlardan tamamen uzak olup hayat prensibinden oluşur. Karanlık âlemi de ışık âlemine benzer bir yapılanmaya sahiptir; ancak ışık âleminin aksine yokluk, eksiklik ve düzensizliği sembolize eden kaos veya “kara su”dan oluşmuştur. Karanlık âleminin başında “ur” ya da “büyük canavar” diye de isimlendirilen Malka d Hşuka (karanlıklar kralı) bulunur. Malka d Hşuka karanlık âlemindeki sayısız kötü varlığın yaratıcısı ve yayıcısıdır. Sâbiî ilâhiyatına göre Malka d Nhura gibi Malka d Hşuka da ezelî ve ebedîdir. Dünyanın sonunda bütün kötü varlıklar yok edilecek, ancak karanlık ve kaos prensibiyle karanlık tanrısı Malka d Hşuka varlıklarını ebediyen sürdürecek, fakat bunlar Malka d Nhura tarafından kendi âlemleri içine hapsedilecektir. Yüce Tanrı insanı (Âdem) kötü varlıkların eline bırakmamış, ruhun bedene konuluş anından itibaren onu eğitmesi için Manda d Hayye’yi ve onu korumaları için üç ilâhî muhafızı (Hibil, Şitil ve Anuş) yeryüzüne indirmiştir. Böylece ilâhî yolu tanıyan ilk insan yüce Malka d Nhura’ya itaat eden bir varlık haline gelmiştir. Ayrıca Âdem’in yeryüzünde yalnız kalmaması için Havvâ da yaratılmıştır. Sâbiîler’e göre beden bu süflî dünyaya ait olup kurtuluş yalnızca ruha mahsustur. Kurtuluş için ruhun doğru inanç ve ibadetlere bağlanması gerekir, asıl kurtuluş yolu ise kurtarıcı ilâhî bilgiye sahip olmaktır. Bu, kazanılan veya öğrenilen bir bilgi değil iman ve ibadet sayesinde bahşedilen bir bilgidir. Sâbiîlik’te ibadetlerin en önemlisi boy abdestine benzer şekilde tüm vücudu suya sokup çıkarmak şeklinde yerine getirilen vaftizdir. “Masbuta, tamaşa, rişama” diye adlandırılan üç çeşit dinî yıkanma/temizlenme âyini vardır. Masbuta, rahip gözetiminde bir akarsuya her hafta pazar günü dalıp çıkma şeklinde yapılmaktadır. Tamaşa, dinî kirlenmeler sonrasında bir Sâbiî’nin nehre üç defa dalıp çıkmasıyla yaptığı bir tür gusüldür. Rişama ise İslâm’daki abdeste benzer. Sâbiî ibadetleri arasında çeşitli sebeplerle düzenlenen âyin yemeği törenleri de önemli yer tutar (Drower, s. 88-90). Sâbiî bayramlarının en önemlisi bir çeşit bahar bayramı olarak kutlanan beş günlük Panja’dır. Parvania da denilen bu bayram Sâbiî ay takviminin son ayı ile yeni yılın başlangıcı arasında kutlanır. Sâbiîler’in Mandi adını verdikleri kutsal binaları tapınaktan ziyade ilâhî âlemin yeryüzündeki bir timsali gibi görülür. Yönü kuzeye doğru olan bu basit binanın içerisine girilmez; avlusunda bulunan ve arklarla nehre bağlanmış olan havuzda vaftiz ibadeti yapılır. Sâbiîlik’te başrahiplere “ganzibra”, sıradan rahiplere “tarmida”, rahip adaylarına “aşganda” adı verilir. Harranlılar’ın Sâbiî adını almaları bir dönüm noktası olmuş, özellikle IX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Sâbiî lakaplı ve Harran menşeli âlimlerin tıp, felsefe, edebiyat ve tercüme sahalarında şöhret kazanmasıyla Sâbiîler konusunda bütün gözler Harran’a çevrilmiştir. Bu dönemde İslâm âlimleri, Harranlı Sâbiîler olarak adlandırılan Harrânîler’le Irak’ta yaşayan gerçek Sâbiîler’in arasındaki farka dikkat çekseler de eserlerinde Sâbiîlik başlığı altında Harranlılar’ın dinî geleneklerini tanıtmışlardır. Bütün bunlardan Harranlılar’ın Sâbiî ismini benimsemeleri sonrasında dikkatlerin onların üzerine çevrildiği ve Harrânîler’deki yıldız ve gezegen tapıcılığına dayalı paganizmin Sâbiîlik olarak tanımlandığı anlaşılmaktadır. Günümüzde 80-100.000 civarında bir topluluk olan Sâbiîler gnostik öğretileri ve kendilerine has dilleriyle oldukça zengin bir dinî literatüre sahiptir. Genellikle Güney Irak’ta Fırat ile Dicle’nin birleştiği bataklık bölgelerde, Basra ile Bağdat gibi şehirlerde ve İran’da Kârûn nehri boyunca yer alan yerleşim birimlerinde yaşarlar. Ayrıca başta İsveç, Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Kanada olmak üzere birçok Batı ülkesinde yerleşmiş Sâbiî cemaatleri bulunmaktadır. (https://islamansiklopedisi.org.tr/sabiilik)

** İbni Nedimi, Saabilerin iki önemli din kitapları bulunduğunu söylemiştir: “Malakatu Hermes (Hermes’in Deyişleri)” ve “Safvet el Ukala.” El Kindi, Saabilerin kutsal kitabı Malakatu Hermes’i gördüğünü, bu kitabın Tek Tanrı inancına tam anlamıyla uygun olduğunu ve hiçbir düşünürün bu kitapta bir eksik bulamayacağını yazmaktadır. El Kındi’nin talebesi Tayyib el Serahsi’nin, Saabiler hakkında verdiği bilgiler şöyledir: “Işık küresi olan ilahi kata ulaşmak için, başlangıçtan kemale doğru, bireyin ruhunu temizlemek üzere çalışması esastır. İlahi Varlık, her şeyin hakimidir. Canlı, cansız her şeyin bir ruhu vardır. Güneş, Ay ve diğer beş gezegenin ruhları, Tanrı huzurunda şefaatçidir. İnsanlar, kendi ruhlarını tekâmül ettirmek için, bu şefaatçi ruhlarla, onlara adanan mabetlerde ilişkide olmalı, ibadet yoluyla ruhlarını temizlemelidir. Cansızdan canlıya, canlıdan da kemale doğru, bu şefaatçi ruhlar vasıtasıyla ilahi ışığa ulaşılmalıdır. Ateş, su, hava ve toprak kutsal olarak kabul edilir. Gök katındaki şefaatçi ruhlara “Yüksek Babalar”, dört temel elemana ise “Aşağıdaki Anneler” denilir. Yüksek Babalar, Aşağıdaki Annelere etki ederek, Üç Doğmuşlar denen Cansızlar, Bitkiler ve Hayvanları meydana getirmiştir. İnsanların davranışlarını etkileyen; fırtınaları, depremleri, her türlü dünya olayını yaratan Yüksek Babalardır. Onun için insanlar, göksel kuvvetler olan 7 gezegene ve diğer göksel unsurlara ibadet etmelidir.” Bu nedenle Astroloji, Saabi kültüründe önemli bir yer tutar. Astroloji ve fizik kanunları üzerinde çalışmalar yapılmış, Aristo’nun fizik kuralları benimsenmiştir. Güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken olmak üzere üçer rekatlık, üç namaz kılınır. Kadınlar, düzenlenen sır törenlerine hiçbir şekilde katılamazlar. Kıble, kutup yıldızıdır. İbadet için kullanılan dil Süryanicedir. Her namaz öncesi abdest alınır. Sünnet yasaktır. Saabiler, vücudun doğal yapısını bozması nedeniyle sünnet uygulamasına şiddetle karşıdır. Kadınların adet halini ve cinsel ilişkiyi birer kirlenme sebebi görürler ve kirlilikten arınmak için su ile boy abdestini mecburi tutarlar. Cinsel temastan sonra ya da bir ölüye dokunmaları halinde mutlaka yıkanılır. Âdet gören kadın ile cinsel ilişki yasak tır. Kadın ve erkek eşittir. Tek eşle evlilik zorunludur. Akraba evliliği yapılmaz. Boşanmaya, ancak rahip kararı ile izin verilir. Boşanılan eş ile tekrar evlenilemez. Kadın erkek eşit miras alır. Her yıl, 30 gün oruç tutulur. Yüce Babalara kurban kesilir. Kurbanın mutlaka şah damarı kesilmelidir. Sığır, koyun ve keçi kurban edilebilir. Kesilmeyen hayvanın eti yenmez. Domuz, köpek, yırtıcı kuşlar ve güvercin eti de yenmez.” El Bruni, Saabiler için, “Bunlara Harranlılar da denir. Allah’ın birliğine, noksan sıfatlardan münehhez olduğuna inanırlar. Allah, iyi ve kötüyü ayırdetme yeteneği verdiği insanlara, Tanrılığını kabul ettirmek için, rehber olarak peygamberler göndermiştir. Bu peygamberleri aracılığıyla, iyilik yapmaları, kötülükten uzak durmaları emredilmiştir. Saabi peygamberleri, Allah’a itaat edenlere nimetler verileceğini, asi olanların ise cezalandıracağını söylemişlerdir. Bu inançlar, Allah ve Haniflik yolunda olanlara hastır. Peygamberleri, Arani, Agathedemon ve Hermes’tir”  demektedir. Nedimi, bazı Saabilerin, Platon’un ana tarafından dedesi olarak kabul edilen Solon’u da peygamber olarak gördüklerini söyler. Şehristani, Saabilikte yeniden doğuşa inanıldığını söylemektedir. Şehristani, “El Milel Vel Nihal” adlı eserinde Saabilik’le ilgili şu bilgileri verir: “Saabiler üçe ayrılır; Ruhaniler, Mabetçiler ve Harraniler. Saabiler arasında bazı fikir ayrılıkları meydana gelmiştir. Bu fikir ayrılıklarından Saabiliğin çeşitli kolları kurulmuştur. Yaratıcı Tanrı birdir ve çoktur. Varlığı, ezeli ve ebedi olması, zatı itibarıyla birdir. Diğer taraftan çoktur; zira insanlarda çoğalır. İnsanlar, tüm canlılar içinde en değerliler, bilenler ve faziletlilerdir. Tanrı, bunlarda görünür. Onların varlıklarında, şahıs haline gelir. Bununla, varlığındaki birlik bozulmaz. Harran teolojisinde, bütün tanrısal varlıkların önünde Üstün bir Güç fikrine önem verildiği görülmektedir. Onlara göre bu üstün varlık, her şeyin ilk nedenidir. İnsanlar tarafından tam olarak anlaşılamaz ve kavranamaz. Her şeyi yaratan ve düzenleyen odur. İşini bitirdikten sonra kendi köşesine çekilmiş ve insanlardan uzak kalmayı tercih etmiştir. Onun köşesine çekilmesinden sonra diğer işleri, ikincil dereceden tanrısal varlıklar yürütmeye başlamışlardır. Bu tanrısal varlıklar, Üstün Güçten ortaya çıkmışlardır. İlk beş varlık akıl, nefs -ya da ruh, düzen, şekil ve zaruret’dir. Görüleceği üzere bu tanım, yüzyıllar sonra Deizm olarak adlandırılacak felsefenin erken bir anlatımıdır. Allah, kötülükleri, çirkinlikleri yaratmaktan uzaktır. Bütün bunlar, yıldızların uğursuz ilişkilerinin, bulanık birleşmelerin sonucudur. Yaradılışın gayesi hayır ve saflıktır. Allah, gökyüzünü, orada olan cisimleri ve yıldızları yaratmıştır ve bunları âlemin yöneticileri yapmıştır. Gökteki varlıklara Babalar denir. Yerdeki unsurlar ateş, su, hava ve toprak ise Analardır. Babalar ile Anaların birleşmesinden meydana gelen cansızlar, bitkiler ve hayvanlara Doğmuşlar denir. Bu Doğmuşlardan, tam saf ve mürekkep bir şahıs oluşunca, bu şahısın yüksek kabiliyetli bir mizacı meydana gelir. Bu Kâmil İnsanın varlığında Allah, bu dünyada ortaya çıkar. Dünyanın her devri 36 bin 425 yıldır. Her devrin sonunda, kıyamet kopar ve yeni bir devir başlar. (Bu inanış Stoacılar tarafından da benimsenmiştir.) (https://ekstrembilgi.com/din/saabilik-3/)

İbrahim’in Tevrat’ta atası olan Harran ve Nahor (Til- Nahiri) yer adları (Nahor’un yeri belli değil) Terah (Tilşa, Turah, Torah/ Keçi tepesi, Til- Turakki) Serug (Sarugi şehri) Peleg (Bölme demek, Paliga) Kabile başkanları veya adları şehirlere verildi.

Kökenleri: Geç çağlarda babaları göçebe bir Arami diye öğretilmiş. Aram arazisi (Paddan-Aram) iki nehir arası (Mezopotamya)

M.Ö. 2000’lerde Sami kökenli Amoritler batıdan Mezopotamya ve Kuzey Suriye’ye akınlar yapıyorlar. Mısır’a kadar gidiyorlar. Gittikleri yerlere şehir kuruyorlar (Mari, Harran, Nahor, Qatna, Ugarit, Amorit). Babil başkentleri M.Ö. 1750’lerde Kral Hammurabi bu sırada, çöl kenarında batı Mezopotamya’da göçebeler, yerli halkla savaş halindeler. Harran civarı merkezleri olunca Sümerler zayıflıyor. Mari metinlerinde Abam-Ram (Abram) Yakob- el (Yakup) Benyamin (kabile de var bu isimde/ sağ elin oğlu/ Güney anlamına geliyor) Yahuda ve Naftali dağ isimleri.

Amoritleri aşağılayan metinlerde savaşçı, boyun eğmez, çiğ et yer, evleri yok, ölüleri gömmez deniyor.

Filistin’e Gidiş: Tevrat’ta İbrahim tüccar, onun için gidiyor.

Pers Kralı Kambises, Mısır’ı aldığında Nil’de Elephantine adası garnizonunu Yahudiler koruyor.

** II. Kambises: Ahameniş hanedanından Pers İmparatoru, Büyük Kiros’un oğlu ve halefidir. Şehzadeliği sırasında Babil kralı ilan edildi. MÖ 530’da babasının doğu seferinde öldürülmesi üzerine şah oldu. Babasının yarım kalan Orta Doğu istilasını tamamladı,  Mısır’ı işgal etti. Afrika içlerine düzenlediği sefer fiyaskoyla sonuçlandı, Libya’ya doğru yolladığı keşif birlikleri başarısız oldu ve Kartaca’yı işgal planları Fenikeli denizciler tarafından engellendi. Mısır’da kutsal sayılan Apis boğasını öldürtmesi yerli halkı öfkelendirdi. Rivayete göre bu saygısızlığı yüzünden delilikle cezalandırıldı. Cinnet geçiren Kambises, kardeşlerini öldürttü. Mısır’da çakılıp kalması muhalefeti harekete geçirdi, İran’da ortaya çıkan biri kendini şah ilan etti. Bu kişi Kambises’in öldürülmekten kurtulan kardeşi Smerdis olduğunu iddia ediyordu, sonraları ise Gaumata adında bir Mecusi büyücüsü olduğu söylenecekti. Kambises bu rakibiyle savaşmak için İran’a dönmeye yeltendiyse de cinnet anında intihar etti. (https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Kambises)

M.Ö. 2000-1700 arasında Filistin’e tüccarlar geliyor. Beer-Şeba (Allah Seninledir), Beth-el (Allah’ın evi), Şekem, Dotham, Hebron’a yerleşiyorlar. Şekem’de Yakub’un su kaynağı var ve kutsal.

https://docplayer.biz.tr/51272565-2008-kutsal-kitap-rehberi-istanbul-baskisi.html
https://tr.pinterest.com/pin/425660602262127023/

Hebrev/Hibri (İbranice): Karşı tarafın, öteki tarafın insanı. Mısırlılar Yahudilere diyor (?) Hapirular/Apiru (Mısır) da deniyor. Göçebe aşiret demek.

Zoan: Nil deltasında şehir adı, başka adları Roamses gibi var.

İbrahim’in Saray’ı kardeşi olarak tanıtması: Sümer efsanesinde güzel, fettan ve akıllı Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna, Çoban Tanrısı Dumuzi ile evlenir. Kardeşi yeraltı tanrıçasını ziyarete gider. Oradan yerine birini bırakmadan çıkamayacağı söylenir. Buna üzülmemiş görünen kocasına kızar ve cinlere onu kaçırtır. Güneş Tanrısı Dumuzi’yi kaçırır. Kırlarda uyurken rüyasında yan yana 2 kamıştan bir tane çıkar. Tekrar yeraltına götürülür. Kız kardeşi Rüya Tanrıçası tanrılar meclisine yarım yıl kendisinde kalmasını kabul ettirir. Dumuzi yeraltından çıkınca karısı ile birleşir, bereket olur.

Ugaritlerin, Kret efsanesine göre Kret kahraman bir kral, karısı Hurrai çok güzel, evinden kaçırılıyor. Kral ağlıyor. Rüyasında Tanrı Bel, Udun’a git oranın kralından karını iste diyor.

** Ugarit Krallığı’nın hükmettiği alan günümüzün Lazkiye kentinin kuzeyinde ve güneyinde sahil boyunca uzanan dar bir ovayı ve bölgeyi Asi vadisi ile iç bölgelerden ayıran, Suriye Alevileri’nin kutsal dağı Cebel Ansariye’nin yamaçlarını kapsamaktadır. Bu alan, kuzeyde yerel mitolojide tanrı Baal’in yaşadığı yer olan Cebel Akra Dağı’nın yüksek kayalıkları ve güneyde de ovanın deniz ile yalıyar arasındadır. Ras Şamra; ılıman Akdeniz iklimi sayesinde Suriye’nin iç bölgeleri gibi kurak olmayıp bol yağış alan ve bunun sonucunda da verimli toprağa sahip bir coğrafyada yer almaktadır. Bundan kaynaklı antik çağlarda üzüm ve zeytin yetiştiriciliği gibi tarımsal faaliyetlerde de gelişme gösterir. Yakınındaki dağdan elde ettiği orman zenginliği ile de bu uygarlık ahşap ve ahşap oymacılığında gelişme göstermiştir. Ancak asıl zenginliğinin ve gelişmişliğinin altında yatan ana etken kuşkusuz coğrafi konumudur. Çünkü burası Kuzey Suriye’nin tek önemli limanıdır ve Lübnan ile Filistin sahil kentlerinden daha büyük bir hinterlanda sahiptir. Ayrıca Mezopotamya’dan başlayarak Halep, Kargamış ve Emar üzerinden gelen yolların doğal son durağını oluştururken Kıbrıs aracılığı ile de Ege dünyasıyla kolay bir iletişim noktasını meydana getirir. Özellikle 2. binyılın ortalarından itibaren ticaret ve uluslararası diplomaside Yakın Doğu’yu da içine alan atılımları sonucu, Ugarit Bölgesi, gerek kara gerekse de deniz yolu ile Mısır’ı Hitit İmparatorluğu’na, Mezopotamya’yı da Miken Uygarlığı’na bağlayan geniş bir alışveriş ağının merkezi konumuna gelmiştir. Bu bölgede M.Ö. 8. binyılda bir köy kurulmuş ve bu köyün yerini M.Ö. 3. binyıla doğru bir kent almıştı. En güzel konutların, Tanrı Baal ile Tanrı Dagan’a adanan büyük tapınakların ve yaklaşık bir hektarlık alan kaplayan krallık sarayının inşa edildiği 15. yüzyıl, kentin en parlak dönemi olmuştur. Kenan diline yakın bir lehçeyle konuşan Sami’lerin yaşadığı Ugarit kenti; Mısır, Hitit, Hurri ve Mezopotamyalı tüccar, memur ve askerlerin yollarının kesiştiği bir ticaret alanıydı. Ancak bağımsızlığına sahip değildi. Diğer Kenan siteleri gibi zamanın dev imparatorlukları arasında sıkışmış ve hepsine bağlılıklarını bildirmişti. Ugarit, M.Ö. 1299’da Kadeş’te II.Ramses’le karşı karşıya gelen Hitit kralı Muvatalli’ye asker sağlamış, fakat aynı dönemde kendi sınırları içinde yaşayan Mısırlıları rahatsız etmekten de kaçınmıştı. Ticaretteki usta manevralarıyla da bu alanda ne denli becerikli olduğunu gösteriyordu Ugaritliler. Akdeniz’in tüm ürünleri, ihraç edilen Lübnan kerestesi, denizcilerin dönüşte getirdiği maden cevherleri ve köleler de Ugarit’ten geçiyordu. Kendine özgü bir alfabe geliştiren bu kentte, Doğu’da kullanılan bütün dillerde yazılır, bilim adamları Sümer metinlerini kopya eder, yazıcılar Kenan ülkesinin mitolojik ve edebi metinlerini Ugarit diline aktarırdı. Ticari becerilerinin yanında, Hitit ve Mısır yetkililerine karşı politik cambazlıklarıyla da tanınan Ugarit, M.Ö. 13. yüzyıla gelindiğinde, Hitit egemenliğindeki çok önemli ve zengin bir vasal şehirdi. Ancak Ugarit’in yıkımı bu zenginliği de beraberinde götürmüştü. Bu yıkılışın sadece Ugarit’i etkilemediği, Anadolu, Suriye, Filistin, Yakın Doğu ve Mısır ‘a dek uzanan bir etkileşim sürecini de beraberinde getirdiği görülür. Çünkü M.Ö. 1200 ‘lerde, yeni yurt bulma amacını güden ancak daha sonraları bir yağma hareketine dönüştüğü anlaşılan denizden gelen halklar, bu coğrafi bölgelerde gerek siyasi gerekse de ekonomik, kültürel ve teknolojik birçok değişimin de nedenini oluşturmuşlardır. Kuzey Suriye kent devletlerinin en önemlilerinden biri olan Ugarit kenti, ticari önemi ve faaliyetlerinin yanı sıra birçok alanda da kendini göstermiştir. Gelişmiş mimari yapısı, kendine özgü dili ile yazısı, ahşap ve ahşap oymacılğındaki becerileri, mitolojisi, tanrıları, cam işçiliği ve müziği ile de ayrı bir özgünlüğe sahiptir. (http://mezopotamya.tripod.com/ugarit_kenti.html)

** Vasal: Avrupa feodal sisteminde, derebeyine (feodal lord) hizmet karşılığında, kendisine toprak ve köylü (yurtluk) tahsis edilen kişi. Bununla birlikte bazı vasallara yurtluk tahsis edilmezdi ve bunlar efendilerinin şatosunda ikâmet ederdi. Bunlara örnek olarak sarayda yaşayan şövalyeler gösterilebilir. ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Vasal)

** Keret destanı olan Ugarit destanı, kaçırılan bir kadının kurtarılması için bir düşman kentin kuşatmasının Hint-Avrupa temasının Fenike versiyonu olarak yorumlanır. Bu tema aynı zamanda Yunan efsanesi Truva Savaşı ve Hint destanının da konusudur. ( https://www.britannica.com/art/Keret-Epic)

Sodom ve Gomorra’nın yok edilişinde Kur’an’da Cebrail kanadı ile ülkeyi yükseltip yere çarptı deniyor. Sümer kralı Etana’nın kartala binip çıkışına benziyor.

** Etana Destanı: Sümer kral listelerinde de adına rastlanan eski bir Kiş şehri kralı ile alakalıdır. Aynı ağaçta yaşayan bir kartal ile yılan ve çocuğu olmayan bir kral bu efsanenin ana konusunu oluşturmaktadır. İlk tablet, Kiş şehrinin kuruluşu ile başlar. Bunda tanrılar Annunaki ve ve İgigi büyük rol oynarlar. Tablet kırık olduğu için, destan burada tam olarak anlaşılamamaktadır. Ancak sonradan İştar ve Enlil’in tahta Etana’yı geçirdiği öğrenilir. İkinci tablette ise aynı ağaçta yaşayan bir yılan ile bir kartal konu olur. Bunlar, tanrı Şamaş tarafından belirlenen sınırları geçmeyecek şekilde, birlikte ve barış içinde yaşamaktadırlar. Fakat, zamanla, yavruları büyüyünce, kartalın içine şeytanca bir düşünce gelir ve yılanın yavrularını yemeyi düşünür. Ancak yavrusu bunu yapmaması konusunda kartalı uyarır. Fakat kartal bunu dinlemez ve yılanın yavrularını yer. Yılan yiyecekle yuvasına geldiğinde durumun farkına varır ve sabah olduğunda Şamaş’a dua eder. Şamaş da ona bir boğanın içine girmesini ve ve kuşlar onu yemeye geldiğinde kartalla orada karşılaşacağını söyler. Yılan denileni yapar. Kartal yavrusunun uyarılarına rağmen gider ve yılan onu yakalar, kanatlarını keserek kör bir kuyuya atar. Bu kez kartal Şamaş’a yalvarır. Şamaş, günah işlediği için kartala yardım edemeyeceğini ancak ona yardım edebilecek birini göndereceğini söyler. Yardım edecek kişi, Şamaş’a, gece gündüz, çocuğu olması için dua eden Etana’dır. Etana, Şamaş’a yalvarmakta ve doğum bitkisini vermesini istemektedir. Şamaş, Etana’ya terkedilmiş bir kuşu bulmasını ve ona sormasını söyler. Üçüncü tablette, Etana kuşu kuyuda bulur ve bitkiyi sorar. Kartal bitkiyi bulup ona vermeyi kabul eder ancak karşılığında kuyudan kurtarmasını ister. Etana kuşa bu haliyle, yeniden uçmasını öğretmeye başlar. Aradan aylar geçer ve ve kartal sonunda uçmayı başarır ve sekizinci ayda kuyudan kurtulur. Çıktığında, Etana’ya dost olduklarını ve ne diliyorsa yapacağını söyler. Etana derdini anlatır. Kartal bitkiyi dağlarda arar, ancak bulamaz. Sonunda Etana kartal ile birlikte uçmaya karar verir. Şehri ufacık görene kadar yükselirler. Ancak bu kez de Etana dönmek ister. Kiş’e dönerler. Etana burada bir dizi rüya görür. Kartal onu bir kere daha götürür. Bu kez Anu’nun gökteki ülkesine giderler. Sin, Şamaş, Adad ve İştar gibi tanrı/tanrıçaların kapısından geçerler. Bundan sonra tablet kırıktır. Neler olduğu bulunamamıştır. Ancak Sümer kral listelerine baktığımızda Etana’nın Balih isimli bir oğlu olduğunun ve tahta geçtiğini görürüz. ( http://mitolojik.tripod.com/etana.htm)

Tevrat’ta Lut’un kızlarından olan Moab (Moablılar), Benamni (Amonoğulları) atası. Moab babadan gelen; Benamni (Ammon) kendi halkının oğlu demek. Bunlar İbrahim’den 5 yüzyıl sonra doğu çöllerinden geliyor ve İsrailliler Kenan’ı ele geçirince düşman oluyorlar.

Kenan Tanrısı El, yarattığı 2 kadınla birlikte oluyor (Lut efsanesi gibi). Önce çocuklar, sonra devler oluyor. 7 oğlu vahşi doğada 7 yıl dolaşıp (Hint efsanesi) geliyorlar. (7 yıl bolluk, 7 yıl kuraklık Mısır efsanesi). Sümerlerde 7 dağ aşmak, 7 kapı geçmek. (Güneş, Ay ve 5 gezegen anlamında)

http://ozhanozturk.com/2018/03/18/el-mitoloji/

Tevrat’ta Sara’ya oğlu olacağını söyleyen Rab, Vaftizci Yahya’nın doğumunda da babası Zekeriya’ya ve eşine söylüyor.

Sünnet: Eski Mısır’da erkek cinsel organı bereket sembolü ve kutsal. Bir parça kesip tanrılara sunmak saygı ve bağlılık işareti. İbrahim de sünneti Mısır’dan dönünce yapıyor.

Tevrat’ta geçen Baal adı, Sümer’den Kenan’a geçen külte ait. (İnanna’nın kocası Dumuzi, güvey tanrı) Baal ve karısı Anath Sümer’den gelme.

** Baal (Bel/Balu/Belu) efendi, sahip, koca, kral (Molek) ve tanrı anlamlarına gelir. Bir başka ifadeye göre o bağ ilahı anlamına gelir. (Ba bağ, bahçe, al ilah’tır). Eski Ortadoğu bölgesinin ve Kartacalıların baş tanrısıdır. Antik İsrailde Molek adını alır ve uğruna insan (özellikle küçük çocuklar) kurban edilir. Fırtına ve yağmur tanrısı olan Baal verimlilik tanrısı olarak da görülür ve yaygın bir biçimde tapınılan bir tanrıdır. Diğer adı Tammuz/Dumuzi olan Baal, Marduk’un güneş olma özelliğini de taşır. Merodak-Baladan adı Babil’in bir kralının adı olup, adı aynı zamanda Merodak olarak da adlandırılan Marduk’tur. Baal ilk olarak Babil’in baş tanrısı olan Marduk olarak ortaya çıkmıştır. Babil krallarından bazıları kendileri de bir tanrı olarak görülürler ve tanrılarının adlarını taşırlardı. Marduk adının Babil’in kurucusu olarak gösterilen Nimrod’dan geldiği düşünülür. Marduk ve Nimrod sözcüklerinin içeriğinde isyan etme anlamları bulunur. Baal ya da Tammuz bulunduğu yer ve zamana göre farklı adlar almakla birlikte aynı rolünü yerine getirir. Eski Yunan’daki karşılığı Dionysos’tur. Dionysos’un eşi-sevgilisi de Afrodit’tir. Tammuz’un Roma’daki karşılığı Adonis ve Afrodit’in karşılığı’da Venüs’tür. Simgeleri : 1- Marduk: Güneş, hilal ve yıldız olarak farklı tanrı özellikleriyle kendini gösteren Baal, gerçekte tek bir tanrı olup Marduk’tur. 2- Hilal-Pentagram; Seherin oğlu hilal, parlak yıldız: Hilal (Helel Ben Shachar-İbr., Helel → Hilal → Lucifer) sözcüğü Şeytan için kullanılır. Hilal olarak kullanılan sözcük aynı zamanda yıldız anlamına gelir. Bu şekliyle Baal hem hilalle, hem de beş köşeli İştar yıldızıyla (pentagram) simgelenir. Anlatımda İştar ayrı bir tanrı olarak sunulsa da, özde Lucifer olarak tek bir kişi vardır. Baal’ın simgesi hilal boyunduruk anlamında kullanıldığında insanlara yapılan baskıyı simgeler.

Ugarit’te bulunan Baal heykeli, Gökgürültüsü ve şimşek ile birlikte 3- Güneş çemberi; Baal’ın bir diğer simgesi güneş (Tammuz adıyla) çemberidir. Sarı renk güneşin rengi olarak Tammuz’a aittir. Genellikle uzak doğuda kullanılır. Ancak Baal adıyla rengi yeşildir. Üçüncü renk olan kırmızı ise İştar’a ait bir renktir. 4- Haç; T şeklindeki haç sembolü Baal’ın diğer adı olan Tammuz’un baş harfidir. Haç’ın çeşitli şekilleri bulunur. Gamalı Haç (Svastika) uzak doğu dinlerinde kullanılan şeklidir. 5- Altı sayısı Baal’le ilgili olarak kutsal önem taşır. Altı sayısının iki ya da üç kere yinelenmiş şekilleri de (6, 66, 666) Baal’la ilgilidir. 6- Altı köşeli yıldız güneşle ilgili olarak bir semboldür. Pergel ve gönye olarak gösterilen Mason sembolü, gerçekte ters yönlü olarak iç içe geçmiş iki piramit şekliyle Altıgen yıldız sembolüdür ve pergel ve gönyenin ortasında eski şekliyle Baal’ın simgesi hilal bulunur. Günümüzde hilal yerine Gematria sözcüğünün G’si vardır. (Gematria: Kabbala’yı esas alarak sözcükler ve sayılar üzerine yapılan kabalistik çalışmalarla ilgili bir uzmanlık alanıdır. Gematria’da, ebced hesabında olduğu gibi, alfabenin (İbrani alfabesinin) her harfine nümerik bir değer verilir. Böylece her sözcüğün belirli bir sayısal değeri olmasının yanı sıra, sayısal değeri birbirine eş olan birçok sözcük olabilir, yani herhangi bir sayı birkaç sözcüğü temsil edebilir. Aynı sayısal değeri taşıyan sözcükler birbirine eş olarak kabul edilirler ki, Gematria çalışmalarındaki temel yöntemlerden biri bu sayısal değeri aynı olan sözcükleri birbirlerinin yerine kullanmaktır. https://tr.wikipedia.org/wiki/Gematria) 7- Piramit: Ziggurat biçiminde inşa edilen Babil Kulesi, Nimrod tarafından yapılan ilk piramit benzeri yapıdır. Yandan bakıldığında üçgen şeklinde görünen piramitin üstünde piramitin ayna görüntüsü bulunur. Görünmeyen ters piramit yerdekinin üstüne ya da içine gelecek şekildedir. Biri yere, diğeri göğe ait kısmı simgeler. Her ikisi yandan altı köşeli yıldız resmini verir. Geometri (Gematria) yerle ilgili, Astronomi (gerçekte Astroloji anlamındadır) gökle ilgili olup 33 + 33 = 66 şeklinde, yer ve gökle ilgili toplam sayı olarak Baal’ın (Marduk → Şeytan) kutsal sayısını verir. 33’lük tesbihler iki kez çevrildiğinde Baal’ın 66 sayısını simgeler. 8- Lale; Baal’la ilgili bir başka simge laledir. Aynı zamanda hilali temsil eden lalenin özellikleri Baal’ın özellikleridir. Lalelerin altı yaprağı bulunur ve bu sayı Baal’la ilgili kutsallığı simgeler. Lalenin içi siyahtır; bu özelliğiyle ön planda Baal ve Marduk’la simgelenen tanrının içindeki kötülüğü simgeler. Lalenin içinin tersine ferahlatıcı bir renk ve parlaklıkta olan dış yüzü ile, Baal’ın simgelediği Şeytan’ın dışardan kendisini nurlu bir varlık gibi gösterme özelliği simgelenir. Günümüz inanç ve sembollerinde Baal tapınması Ortadoğu kaynaklı birçok din, inanç ve sembole kaynaklık oluşturur: Bunlar üçleme, haç, nevruz, hilal gibi figür ve inançlar olarak sayılabilir. Hırıstiyanlık; Kutsal anne figürü olarak, Marduk Semiramis’in oğludur. Semiramis gök kraliçesi ve kutsal anne olarak görülen bir tanrıçadır. Kutsal Anne Semiramis ve oğlu Nimrod (Marduk) inancı bu şekliyle Babil’den gelir. Hıristiyanlık bu eski putperest inanç biçimini İsa’nın annesi Meryem’le çocuk İsa’ya uygulamıştır. Hıristiyanlığın ilk zamanlarında olmayan, Kutsal anne Meryem ve bebek İsa inancı buradan doğar. Marduk güneş tanrısı olduğundan, kundaktaki ve beşikteki çocuğun başucunda bir güneş çemberi (Halo, Nimbus) resmi bulunur. Çocuğun bulunduğu kundak beş köşeli İştar Yıldızı (Pentagram) olarak resmedilir ve İştar yıldızına benzeyen Christmas rose çiçeğiyle simgelenir. Marduk reenkarnasyon ile yeniden dünyaya geldiğinde annesiyle evlenerek, bu kez oğlu olmak yerine, kocası (Baal: koca) olur. Annesinin adı da değişir ve İştar adını alır. Bundan böyle Marduk (Nimrod), Baal ve Tammuz olarak varlığını sürdürür. Fırtına ve yağmur tanrısı olarak bitkileri sulayan bir tanrı olarak görülen Baal (Tammuz)’ın, yazın kurak mevsimi geldiğinde öldüğü kabul edilir. Kadınlar Tammuz’un arkasından yas tutar ve ağlarlar. Tapınma olarak sürdürülen bu geleneğin, bir şiddet sonucu öldüğü sanılan Nimrod’un arkasından tutulan yasla ilgili olduğu düşünülür. Ölen Tammuz yeraltı dünyasına gider ve bütün bir kış boyunca beklemeye başlar. Tammuz’un ölümüyle yağmurlar kesildiğinden bitkiler giderek solar ve doğa kışa kadar yavaş yavaş ölür. Güneşin yeniden gücünü kazanmaya başladığı 22 Aralık’ta (Noel) Tammuz yeniden doğar. İlkbaharda gece ve gündüzün eşit olmaya başladığı 21 Mart’ta sevgilisi-eşi İştar’la (bitkilerin tanrıçası-verimlilik tanrıçası) cinsel ilişkiye girer. Bu tarihten itibaren yağmurlar yağacak ve doğa ürün vermeye başlayacaktır. Bu nedenle ilkbahar sevinçli kutlamalar yapma zamanıdır. Tapınılan yerlerde Tammuz’a ait sembol bir dikilitaş idi. İştar’ınki ise dikili odundan bir kazık (Kutsal odun → Holywood) veya bol yapraklı ağaçlardan çoğunlukla meşe ağacıydı. Eski Mısır’da bulunan Tammuz sembollerinden biri olan crux ansata ( halkalı haç ) Tammuz’la İştar’ın cinsel birleşmesini simgeler. Bunun şekli, büyük T harfinin üzerine kondurulmuş oval bir çemberdir. Haç sembolü Hıristiyanlığa gerçekte Hıristiyan olmayan, fakat siyasi amaçlarla Hıristiyanlığı devlet dini haline getiren Roma İmparatoru Konstantin ile Hıristiyanlığın kutsal bir simgesi haline getirilip kullanılmaya başlanmıştır. Roma imparatoru Konstantin imparatorluk sınırlarındaki putperest ulusları dışlamamak adına, bunlara ait inanç ve gelenekleri Hıristiyanlıkla birleştirmiştir. Üçlü birlik, üçleme ve hilal, lale; Baal, İştar ve Tammuz Babil’in üçlü tanrıları olan Sin, İştar ve Şamaş’ın devamıdır. Babil kökenli üçlük inancındaki temel, üç tanrıyla gösterilen tek tanrı inancıdır. Bu özelliğiyle Baal, İştar ve Tammuz şeklinde görünen üç tanrı aslında Baal’de tek bir tanrı olarak bir araya gelir. Ancak asıl olarak Baal Marduk’tan geldiğinden, bu tek tanrı Marduk’tur. Üç farklı sembolle simgelendiğinden, bunlardan Seherin oğlu Hilal (Heylel Ben Shachar-İbr.), Heylel sözcüğünün hem hilal, hem de yıldız anlamlarını içermesinden dolayı, hilal ve beş köşeli yıldız sembolleri genel olarak bir karı-koca gibi (Baal: koca) bir arada bulunur. Baal’ın (Marduk) aynı zamanda güneş olma özelliği olduğundan, bu da ayrı bir tanrı gibi gösterilen Tammuz’la ve Tammuz’un baş harfi olan haç işaretiyle, ya da güneş çemberiyle simgelenir. Sözcük anlamı bakımından düşünüldüğünde Marduk, Baal’dan üstün başka bir tanrı değildir. Marduk sözcüğünde isyan etme anlamı, Baal sözcüğünde ise bu tanrının efendi (Baal: efendi, rab, lord) olma anlamı öne çıkar ve Baal’ın efendi olarak egemenliği vurgulanır. (https://ipfs.io/ipfs/QmR1gzPYUwxEUWHbeRggZzfYy5Fxsd8Qc7hXUUnJQwxrZq/wiki/Baal.html)

http://www.lawofonesociety.com/index.php/the-meaning-behind-the-symbol-or-shape-of-crux-ansata-or-the-ankh

Kurban: Batı Samilerde Tanrı Baal’e oğul kurban etme var. İlk oğul ve yakılıyor.

İshak’ın ikiz oğullarından Esav avcı (Habil) ve Yakup çoban (Kain).

İshak’ın Yakup’u kutsaması Sümer babanın oğlunu kutsamasına benziyor.

Yakup, Paddam- Aram’a giderken gördüğü rüyada merdivenle göklere çıkıyor (Babil Zigguratı ?) Mezopotamya’da yeraltı tanrısı Nergal ve eşi yeraltından göğe merdivenle çıkıyor.

Yusuf’un hikayesinde firavunun 2 rüya görmesi Akad kralı I. Sargon’un hasta Kiş kralına 2 rüyasını anlatması, Gudea’nın Eninnu (Ningirsu/Ninurta) mabedini yapmadan önce 2 rüya görmesi, Gılgameş’de Enkidu ile karşılaşmadan 2 rüya görmesi.

** Gudea (yaklaşık M.Ö. 2150-2125) Gudea tarafından inşa edilmiş Uruk, Nippur, Adab, Ur tapınakları ve Lagaş en parlak dönemini yaşadı. (http://sumerliler.com/sumerin-rahip-krali-gudea-heykeli/)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Gudea

Yusuf ile patronunun karısına benzer hikaye Mısır’da Anubis ve Bata (Bitis) kardeşler arasında var.

** İki Kardeşin hikayesi: Büyük kardeş Anubis ve küçük kardeş Bata, aynı evde yaşamaktadır.  Anubis, evlidir. Fakat karısının ismi papirüste belirtilmemiştir. Bata, onlarla birlikte yaşamakta, fakat ahırda uyuyup Anubis için elbiseler dikmekte ve tarla işlerinin yükünü taşımaktadır. Sahip olduğu sığırlarla anlaşabilme yeteneği sayesinde ün kazanmıştır. Sığırlar, ona “Şu bölgenin otu lezzetlidir.” dediği zaman; Bata, onları o bölgede otlatırdı. Bu, sığırların daha fazla buzağı doğurmalarını sağlıyordu. İki kardeş, bir gün ekim zamanında arpa ve buğday ekerken tohumları biter. Anubis, Bata’yı tohum getirmeye gönderir. Eve gelen Bata, karısının saçlarını örerken görür ve kendisine hemen tohum getirmesini söyler. Kadın, Bata’ya saçlarını örmekle meşgul olduğunu ve ambara gidip tohumları kendisinin almasını söyler. Bata, daha faza tohum götürebilmek için büyükçe bir kap alır. Kardeşinin karısı, ona ne kadar tohum aldığını sorar ve “Üç torba arpa ile iki torba buğday tohumu.” cevabını alır. Bu, oldukça fazla bir miktardır. Çünkü on bir kile etmektedir. Bata’nın gücünü gören Anubis’in karısı, ondan oldukça etkilenir. Bata’nın yükünü tutar ve ona birlikte olmak için bir saat vakitlerinin olduğunu söyler. Kadın, bunun ona iyi geleceğini ve kendisinin ona güzel keten elbiseler yapacağını belirtir. Bata, bunu ahlâkî olarak dehşet verici bulur. Bu, büyük bir günah olacaktır. Çünkü abisi ve karısının yanında onların çocuğu gibi büyümüştür. Yine de bu olanları kimseye anlatmayacağına söz verir ve tarlaya, Anubis’in yanına döner. Akşam olunca Bata, sığır ahırındaki yerinde uyur. Bata, abisinin karısının uygunsuz teklifini geri çevirmenin bedelini öder. Anubis gelmeden önce, karısı, kendisini saldırıya uğramış bir hale sokar. Işığı yakmak yerine evi karanlık içinde bırakır ve bu da Anubis’in kafasını karıştırır. Normalde Anubis eve geldiğinde ellerini yıkaması için su getiren karısı, bu geleneği bozar. Anubis, karısını yatakta perişan bir halde kusarken bulur. Hemen konuşmaya başlayan karısı, Anubis’e yaşanan olayın tam tersini anlatır ve Bata’yı öldürmesini ister. Kocasına, kardeşinin kendisinden saç örgülerini çözmesini ve kendisiyle bir saat yatmasını teklif ettiğini söyler. Ayrıca kendisi, Bata’ya bugüne kadar bir anne ve bir baba gibi davrandıklarını, Bata’nınsa korkup olup biteni Anubis’e anlatmaması için kendisini dövdüğünü, Bata’yı öldürmesi gerektiğini, yoksa kendisinin öleceğini söyler. Öfkeden deliye dönen Anubis, henüz sığırları eve getirmemiş olan Bata’yı öldürmek için mızrağını alarak ahır kapısının arkasına saklanır. Ama Anubis’ten önce ahıra giren ilk sığır, Bata’ya Anubis’in elinde mızrakla kapının arkasında saklandığını söyler. Anubis’in ayaklarını fark eden Bata, hızla kaçar ve kovalamaca başlar. Bata, Güneş Tanrısı Ra-Horakhti’ye adalet için dua eder ve Tanrı, timsahlarla dolu bir göl yaratır. Böylece Bata’nın diğer seher vaktine kadar gücen içinde kalmasını sağlar. Bata, suyun diğer tarafından kardeşine masum olduğunu haykırır ve olayın gerçek yüzünü anlatır. Güneş Tanrısı’na ettiği yemini tutmak zorunda hisseden Bata, elindeki yontma bıçağı ile erkeklik organını keser ve suya atarak kedi balıklarına yem eder. Bata’nın kan kaybından bitkin düşmesi üzerine Anubis, gözyaşlarına boğulur; fakat timsahlar yüzünden kardeşinin olduğu tarafa geçemez. Bata, sözlerinin sonunda Anubis’e orada kalamayacağını, Çam Vadisi’ne gideceğini, kalbini kendi elleriyle çıkaracağını ve bir çam tepesine asacağını söyler. Anubis’ten gelip ağacın kesilip kesilmediğini kontrol etmesini ve kalbini kurtarmasını ister. Çünkü ağacın kesilmesi, onun ölümü anlamına gelmektedir. Anubis, Bata’nın kalbini alıp su dolu bir kâseye koyarsa; Bata, gerçek kâtilinden intikam almış olacaktır. Eğer Bata’nın başına felaket gelecek olursa, bunun habercisi olarak bir testi bira, Anubis’in ellerinde mayalanacaktır. Bata, Çam Vadisi’ne doğru yola çıkarken; onuru lekelenen Anubis, eve doğru yola koyulur. Eve vardığında karısını öldürür ve herhangi bir dinî tören yapmadan cesedini leş yiyici köpeklere atar. Bu arada kalbini söküp Çam Vadisi’nde bir ağaca asan Bata, kendine yalnız yaşayacağı bir ev yapar. Yaşadığı bölgenin ve Mısır’ın hükümdârı olan Güneş Tanrısı Enneadı’na rastlar. Ennead, Bata’yı suçsuz olduğu ve yanlış bir şey yapmadığı konusunda bilgilendirir. Üstelik Anubis, tüm bu olayların sorumlusu olan karısını öldürmüştür. Bata’nın yalnızlığını gidermek için Ra-Horakhti, Tanrı Khnum’a onun için bir eş yaratmasını emreder. Bunun üzerine Khnum, Bata için tanrıların özünü barındıran büyüleyici güzellikte bir eş yaratır. Khnum, Bata’nın eşini yarattığında; kader tanrıçaları olan Yedi Hathor’lar, onun şiddetli bir ölüm yaşayacağı kehanetinde bulunurlar. Bata, bir gün karısına kalbinin bir çam ağacının tepesinde bulunduğu sırrını açıklar. Bata’nın karısına bunu anlatma nedeni, deniz kıyısında yürüdüğü takdirde dalgalar tarafından yutulmaktan korkuyor oluşudur. Bu uyarıyı yapmasının üzerinden çok geçmeden, Bata, birgün ava çıkar ve karısı dışarıdayken deniz kabarmaya başlar. Kadın, eve girer; fakat evin arka tarafında bulunan çam ağacına takılan bir tutam saçı, suya düşer ve dalgalarla firavunun çamaşırcılarının işlerini yaptıkları Mısır kıyılarına kadar sürüklenir. Kadının saçındaki koku, yıkanan bütün elbiselere siner ve firavun, bundan rahatsız olur. Baş çamaşırcı, uzun bir arayıştan sonra saç tutamını bulur. Tanrıların kokusunu taşıyan bu saç, Ra-Horakhti’nin kızına aittir ve Mısır’a kadar firavunun gidip onu Çam Vadisi’nden getirmesi için sürüklenmiştir. Kadını getirmek için yollanan ilk gruptakiler, Bata tarafından öldürülür. İkinci kafile, atlı savaş arabaları ve Bata’nın karısını değerli mücevherlerle süslemekle görevli bir kadından oluşmaktadır. Bu kurnaz plan işe yarar ve Bata’nın karısı, saraya gelmeyi kabul eder. Firavun, kadını çok sever ve ona sarayda yüksek bir rütbe verir. Bata’nın sırrını öğrenen firavun, onun kalbinin asılı olduğu çam ağacının kesilmesini emreder ve ağaç kesilir-kesilmez Bata ölür. Ertesi gün Anubis, testideki biraların aniden mayalandığını fark eder ve Bata’nın bahsettiği felaketi hatırlar. Bunun üzerine Çam Vadisi’ne doğru yola çıkan Anubis, Bata’nın ölmüş olduğunu görür. Anubis, Bata’nın intikamını almak için yola koyulur ve 3 yıl sonra bir meyve şeklinde saklanarak muhafaza edilen kalbi bulur. Kalbi su dolu bir kâseye koyan Anubis, Bata’nın bedeninin canlanmaya başladığını fark eder. Kardeşinin dudaklarını ıslatıp ona su içirir ve kalbi bedenine tekrar yerleştirir. Karısının intikamını almak isteyen Bata, oldukça dikkat çeken renkli bir boğa kılığında Mısır’a doğru yola çıkar. Anubis, boğanın sırtına biner ve birlikte kraliyet sarayına giderler. Boğanın güzelliğine hayran kalan firavun, Anubis’i altın ve gümüşle ödüllendirir. Boğa bedenindeki Bata, firavun tarafından oldukça iyi ağırlanır. Kendisi için ziyafetler verilir. Bir gün boğa, eski karısıyla karşılaşır. Kendisinin Bata olduğunu ve çam ağacının kesilmesine yol açtığı için intikam almaya geldiğini söyleyerek eski karısını korkutur. Bata ayrıldıktan sonra kadın, kendini sağlama almak için plan yapmaya başlar. Bir gün kadın, lezzetli bir ziyafetten sonra içkisini içmekte olan firavundan boğanın ciğerlerini yiyebilmek için söz alır. Firavun, sözünü tutmaz. Fakat tıpkı Vaftizci Yahyâ’nın idam emrini kaldırmaya çalışan Heroidas’ın Salome tarafından alıkoyulması gibi o da çaresizdir. Ertesi gün boğa, adak olarak kesilir. Bata, firavunun adamları tarafından büyük geçitte taşınırken; kesilen boğazından iki damla kanın damladığı yerde iki büyük avokado ağacı çıkar. Firavun, bunun hayra alamet olduğunu düşünür ve kutlama yapılmasını emreder. Uzunca bir süre sonra firavun, “Selamlama Penceresi”nden resmî selamlama yapar. Artık kraliçe olan Bata’nın eski eşiyle altın bir atlı araba içinde avokado ağaçlarını ziyaret ederler. Ağaçların gölgesi altında dinlenirken, Bata, eski karısının kulağına fısıldayarak avokado ağaçlarına dönüştüğünü ve hâlâ eskisi kadar canlı olup intikam alacağını söyler. Cazibesini tekrar kullanan kadın, firavunu ağaçları keserek mobilya yapımında kullanmaya ikna eder. Marangozlar, işe koyulur. Kadın da onları bizzat izlemekteyken, fırlayan bir kıymık ağzına girer hamile kalmasına yol açar. Tahmin edileceği gibi doğacak çocuk, Bata’dan başkası değildir. Firavun, sevincinden havaya uçmaktadır.
Yeniden doğan Bata, biraz büyüyünce kendisini Nübye’deki altın madenlerinin sahibi ve meşru veliaht kılan “Kral’ın Oğlu Kush” adını alarak onurlandırılır. Firavun öldüğünde tahta geçen Bata, Mısır’ın önde gelen yöneticilerini çağırır. Başından geçen maceraları ve geçirdiği dönüşümleri onlara anlatır. Bunun üzerine karısı ve annesi olan kraliçe getirilir ve yargıçlar, onu yargılamayı kabul ederler. Anubis, veliaht olur ve Bata’nın 30 yıllık saltanatının ardından başka bir formda tekrar canlanmayacağı ölümüyle Mısır krallığının idaresi, büyük kardeşi Anubis’e geçer. ( https://www.gizliilimler.org/Iki-Kardesin-Hikayesi–k1-Eski-Bir-Misir-Papir.ue.s.ue.-k2-.htm)

7 yıl bolluk ve kıtlık, Mezopotamya’da İştar ve Gılgameş arasında evlenme olmayınca Gök tanrısı An’dan gök boğasını (7 yıl sürecek kıtlık olur) öldürtmesini istiyor. Kenan’da Bolluk ve Bereket tanrısı Baal ile Ölüm tanrısı Mot savaşıyor. 7 yıl biri, 7 yıl öbürü kazanıyor.

Kıble Yahudiler için Kudüs, Müslümanlarda Kabe olmuş.

Azer/Azar: Farsça’da ateş, yıldırım, şimşek; Eski Türkçe’de kibar, koruyucu demek. Elizer Hz. İbrahim’in kahyası.

Apilu: (Mezopotamya) Erkek peygamber

Apiltu: (Mezopotamya) Kadın peygamber

Musa’nın yazdığı söylenen Tevrat’ın ilk beş kitabını İsrailliler, Babil tutsaklığından kurtulup yazmışlar. İlk ikinci bölüme kadar olan konular Sümer efsaneleri. Tarihsel olayların yazılmasını da Hititlilerden almışlar. (İlk yıllıklar Hititlilere ait)

Kur’an’da İsmail peygamber kabul ediliyor ve Hz. Muhammed’in soyu bağlanıyor.

Hacer ve İsmail çöle atılır. Susuz kalınca 7 kez Sefa ve Merve tepeleri arasında koşar. Sonra Cibril/İsmail yere ayağını vurur ve zemzem suyu çıkar. Buraya Cürhum (Yemenli bir kabile atası) gelir. Oraya Mekke’yi kurarlar.

Eyüp peygamberin Tevrat’ta ki bilge sözleri Sümerlerden alınmış. İnsan başına gelen felaketler için Tanrıyı suçlamak yerine sabredip, dua ve yakarmalıdır.

İdris peygamber, Kur’an’da ölmeden cennete giden kişi, Tevrat’ta Hanok, Sabiilerde Hermes, Batı dillerinde Enoch. Kur’an yorumcularına göre önce adı Uhnuk. İnsanlara elbise dikmeyi, kalem kullanmayı, yıldızları ve hesaplamaları yapmayı öğretmiş. 30 sayfa vahiy gelmiş.

Makalatu Hermus (Sabiilerin kutsal kitabı): Sümerlerde Şurupak’ın oğluna yazdığı öğütler.

Süleyman ve Davud, Tevrat’ta kral (peygamber değil). Bu sırada Natan peygamber, Davud mabet yapmak isteyince karşı çıkıyor. O her yerde, evi yok, diyor. Süleyman’a da karşı çıkmış ama o dinlememiş. İsrail peygamberleri, kral olmayı reddediyorlar. Kargaşalık olunca peygamber Samuel, Saul’u kral seçiyor.(İlk kral) M.Ö. 1050-20, sonra 3 oğlu ölünce M.Ö. 1002-962’de Davud sonra oğlu Süleyman (M.Ö. 962-22) oluyor.

Peygamber olan Zülkifl ve Elyese/Elişe tartışmalı. Elyese, Şit’in arkadaşı, Zülkifl ise Hezekiel/Adubad/Eyüp’ün oğlu (?)

İsrail’de kabileler arasında başlayan krizde, özel gücü olan bir kişi ortaya çıkıyor, kehanetler yapıyor ve krizi atlatıyor. Yunanlılar buna Charisma (Karizma) diyorlar ve adama da Charismatic deniyor. Bu kriz sonrası güç o kişinin oğluna geçmiyor. Tüm güç Tanrı’da. Davud ile bu bozularak krallık insan ve sülaleye geçiyor.

Kabe bekçiliği İsmailoğullarındaymış (Kureyş kabilesi).

Kenan dininde baştanrı El, simgesi boğa. Sümerlerde tanrıların babası Enlil.

Sonraki yakın güçte tanrı Baal (Fırtına ve Yağmur Tanrısı), yaşam ve bereketin tanrısı, yerin beyi. Sümer ve Akadlarda Göktanrı An, Anu. Sümerlerde bilgelik tanrısı Enki, yerin beyi.

Baal’ın üç kızı Pidai (Işık), Arsa (Yer ve Toprak) ve Tallai (Nem ve Toprak). İslam öncesi Araplarda Lat, Uzza ve Menat.

Mot (Ölüm tanrısı) İbranilerde Azmavet, Sümerlerde Nergal, İslamda Azrail. Baal ile savaşıyor 7 yıl Baal kazanıyor bolluk, 7 yıl Mot kazanıyor kıtlık oluyor.

Baal’ın karısı Anath, Aşk ve Savaş Tanrıçası. Sümerlerde İnanna, Akadlarda İştar,Kenan’da Anat/Astarte, Güney Arabistan’da Athor (Erkek), Habeşistan’da Astar (Erkek)

Fırtına Tanrısı Hadad, elinde şimşek ve boğa üstünde temsil edilir. Sümerlerde ve Akadlarda Adad, Hititlerde Teşup.

Hadad ve Atargathei/Astarte evlenmelerine hazırlık olarak her yıl bir gölde heykelleri yıkanıyor. Bu göldeki balıklar onların kutsal hayvanları sayılıyor. (Urfa’da Balıklı Göl ?)

Astarte’nin mabedini erkeklerle doldurup kanla boğması, İnanna’nın tecavüz eden bahçıvan Şukallituda’ya kızıp suları kana çevirmesi ve Musa’nın Nil’i kana çevirmesi benziyor.

Kenan Tanrısı El, İbranilerde Elolain (Ebedi Tanrı), El Eliyon (En büyük tanrı), Elroi (Görüş tanrısı), El Şadday (Dağların tanrısı) Elohim (İlani, Evin tanrısı, Terafim)Akadca İlu, Kenan’da ve Güney Araplarda İl, Aramice El/Elah

İsimlerde geçiyor: İsra-El: El ile güreşen, Jocop-El: El korusun (Yakup), Jisma-El: El işitsin (İsmail), Jishak-El: El bana gülsün (İshak), El-ezer: el yardımcım olsun (Elizer)

Tevrat’ta Molek/Baal, körpe et seviyor denerek çocuklar yakılıp, kurban edilirmiş. İsrailoğullarında Musa gelene kadar bu gelenek var. Sonra yabancı tanrı olduğu için yasaklanıyor. Tevrat’ta Yeftah hikayesinde tanrıya istek yapılıp, ödeme olarak kurban yakılıyor. (Savaştan zaferle dönersem ilk karşıma çıkan kişiyi adak yapacağım der ve tek kızı ilk karşısına çıkar)

Çocuk kurban ve zina Tevrat’ta yasaklanıyor.

Batı Samilerde felaketler olunca ilk doğan erkek çocuk kurban ediliyor, bu Romalılara kadar sürüyor.

Hıristiyanlıkta, İsrailoğulları Rab ile anlaşmayı bozdukları için İsa, insanlık namına kendini kurban ediyor. (Tanrının kuzusu)

Tanrılara taş, tanrıçalara ağaç kazık dikiliyor. Sonra tapınaklar yapılmış. Sümerce Egal (Büyük ev), İsmailliler Hegal demiş.

Dumuzi (Sümer) ve Tammuz’un (Tevrat) ölüp dirilmesi hikayesi benzer ve bol kurban yapılıyor.

Mezopotamya’da Sümer’de her ailenin/şahsın bir Tanrısı var. Büyük Tanrılarla bireyler arasında elçi. İslam öncesi Araplarda da var. Önce kurban verilerek tanrıya bağlanıyorlar. Hıristiyanlıkta haç İsa, Meryem resim ve heykelleri ile bu sürüyor.

Bu Tanrı, kabile göçerken yerinde kalır. Yeni gelenler onu benimser. Ayrılanlar yılda 1 kez bayramlarda gidip ziyaret eder.(Hacer-i Esved’in kutsal kabul edilişi ?)

Musa Aton dinine inanmış bir Mısırlı mı? (Thut-Mose/Musa ?)

Kur’an’da Yakup, İbrahim’in oğlu olarak yazılmış.

Hay: İbrahim’in kabile Tanrısı (?) Hacer ve İsmail çöle atılınca kuyuya Beer La Hay (Hay olanın kuyusu)/ Tevrat’ta Hay olan Rabbin hakkı için diye geçiyor.

Kur’an’da Hayy: Diri ve canlı (Allah’ın niteliklerinden biri) Arapça’da yılan ve hayat demek.

Hay/Hayya Ugarit dilinde, Sümerdeki Enki (Yerin beyi) anlamında.

Şaddai: Dağlı (Güçlük sembolü, Akadca) Şaddai ile isimler yapılmış.

İbrahim’in ailesi gelirken Ay Tanrısı Sin’in eşi Ningal’i/Nikkal getirmiş. Kenan’da Ay tanrısı Yarih olarak geçiyor.

İbrahim’in koruyucu tanrısı var. Çocuklarına geçiyor. İsrail’in tanrısı olarak kabileye geçiyor. Kenan Tanrılarından etkileniyor.

Baal, eski adı Baalzebul, İncil’de cinlerin kralı olarak geçiyor.

İzebel/Anath/Aşerah: Baal’ın eşinin adı.

İlk tek tanrıyı Babilliler Marduk (50 Sümer Tanrısı) olarak, sonra M.Ö. 13. yüzyılda Mısır’da IV. Amenofis (Ekaneton), Aton (Güneş Tanrısı) ile öne sürmüş.

İslam: Kökü Silim, müsalemet. Kendini vermek, bağlanmak, barış anlamında

Hanif: İslamiyet öncesi Hicaz’da tek tanrıya inananlara deniyor. Sabii dininden kalma kökeni Arami-Süryani. Putatapar, Sabii anlamında. Tek tanrı ve yıldızlara, ay ve güneşe tapıyorlar. Hz. İbrahim Sabii mi (?)

Aptest, namaz, oruç Sabiilerde var.

Sümerlerin Av ve Savaş tanrısı Ninurta/Nemrod/Nimrud, Musul’un 50 km. güneyinde Asur şehri Kalah’a verilen ad. Asurnasirpal Ninurta için ziggurat yaptırdı (M.Ö. 883-859)

https://www.britishmuseum.org/collection/object/W_1851-0902-32

Kraliçe Sammu Ramat (Yunanca Semiramis) M.Ö. 798’de Yazı tanrısı Nebo ve eşi tanrıça Taşmetum için burada mabed yaptırmış.

Kral Nemrut rüyasında Urfa’da doğacak bir erkek çocuğun kendisini öldürüp hükümdar olacağını görür. İbrahim putları kırdığı için ateşe atılır ama alevler su, odunlar balığa döner. Nemrut kulağına sinek girince acıdan Ur, Ur, Urh, Urha, Urhai, Orha gibi sesler çıkarır.

Hz. İbrahim her gün inanılamayacak kadar büyüyor. Kufe- Basra arasında Evr adlı köyde mağarada doğuyor. (Hitit destanındaki Ullikummi gibi)

** Ullikummi Destanı: Efsanenin başlangıcında Kumarbi’nin Fırtına Tanrısı’na düşmanlığından dolayı ona rakip olacak bir çocuk istediği, Soğuk Pınar ile birleşmesinden Ullikummi adı verilen bir taş yaratık vücuda getirdiği ve ona Tanrıların Kenti Kummiya’nın yıkıcısı anlamına gelen Ullikummi adını verdiği belirtilmektedir. Kumarbi yerine tahta oturan Teşup’tan intikam almak için Ullikummi’den Fırtına Tanrısı’nı alt etmesini istemektedir. Fırtına Tanrısı’na düşmanlık besleyen Ullikummi tanrılar tarafından büyütülür ve hızlı boy atar. Öyle ki denizler onun ancak onun beline ulaşabilmektedir. Dünyayı sırtında taşıyan Upelluri’nin sağ omzunda hızla büyüyen Ullikummi, kısa sürede Fırtına Tanrısı ile baş edebilecek duruma gelir. Ubelluri, dünyayı sırtında taşıyan bir devdir. Ullikummi onun omzunda ve denizin içinde hızla büyür. 70 Tanrı Savaşı olarak adlandırılan bu savaşı Ullikummi’nin kazandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu yenigi sonrası İştar başta olmak üzere diğer Tanrıların da Teşup’a yardıma gitmesi ile dengeler değişir. Teşup’un diğer tanrılarla bir olarak, Ullikummi’yi bacaklarını kesmek suretiyle etkisiz bırakmayı başarır. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-ullikummi-sarkisi-ullikummi-efsanesi-23387/)

Tevrat’ta Babil kralı Nabukadnetsar, İsrailoğullarından akıllı ve bilgilileri Babil yazısını öğrensinler diye Babil’e getiriyor. Daniel ve 4 kişi öne çıkıyor. Bir tanrı heykeline secde etmeyi kabul etmeyince ateşe atılıyor ama yanmıyorlar.

Anadolu efsanesine göre Pers kralı Kurus, Lidya kralı Kresus’u (M.Ö. 560-47 krallık dönemi) yener ve kutsal olduğu söylendiği için yakmaya çalışır. Kresus zengin ve mutlu olduğu ile övününce Atinalı Solon ” Bir insanın sonu gelmeden mutlu olup olmadığı anlaşılmaz” der. Kurus, Apollo’ya söndürmesi için yakarır ve bulutsuz gökten yağmur yağar.

2500 yıl önce İran’ın batısında sihir ve büyü ile uğraşan Magiler (İslamda Mecusiler) yaşıyor. M.Ö. 683’de soylu bir aileden Zarathushtra doğuyor. 2 yaşında ateşe atıyorlar, yanmıyor. Büyüyünce halkının acılarını sonlandırmak ve dünyayı anlamak için bir dağa çıkıyor. Uyurken gökgürültüsü sonra mırıltı duyuyor. Üstüne ışık çöküyor ve Tanrı Ahura Mazda insan şeklinde görünüyor. Hayatta kelamı (ateşe daldırmak) yazıyor. Yasa, dua ve ibadet içeriyor. Avesta deniyor. Bir sandığa konuyor.

Tevrat’ta İbrahim’in ateşe atılması yok.

Ölü hayvanları diriltme: Tavus, horoz, karga, güvercin/ tavus, horoz, güvercin, turna/ tavus, horoz, hindi, kaz/ tavus, karga, horoz, doğan/ tavus, horoz, karga, ördek/ horoz, ördek, karga, güvercin farklı kitap ve efsanelerde farklı hayvanlar.

Mısır’da Osiris’in kardeşi Seth tarafından parçalanması, sonra eşi İsis ve Anubis’in onu toplamasına benziyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: