Gargantua- François Rabelais

Bir devrimcidir, ama kaçımız anlamışızdır gerçek devrimin yalnız var olanı yıkmakla değil, varlığın üstüne varlık katmakla başarıldığını?

** İsminin harflerinin yerini değiştirerek oluşturduğu Alcofribas Nasier mahlası veya Séraphin Calobarsy olarak da tanınır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Fran%C3%A7ois_Rabelais)

Antoine Rabelais: Grandgousier (Büyük ağız/gırtlak)

Gaucher de Sainte- Marthe: Picrochole (Yunanca) Acı safra

En ünlü eseri Gargantua ve Pantagruel 5 seriden oluşur: Pantagruel, La vie très horrifique du grand Gargantua, genellikle Gargantua, Le Tiers Livre, Le Quart Livre ve Le Cinquiesme Livre.

Fay ce que voudras (Latince): İstediğini yap

Enigme (Fransızca): Muamma

Gülmektir insanı insan eden. (Françoise Rabelais)

Pek ünlü ayyaşlar ve siz, pek değerli frengililer, -çünkü başkalarına değil, sizlere adanmıştır yazılarım- …

Silen: İlaç koymada kullanılan küçük kutu, üzerinde harpya,satyr vs.. bulunur.

Sokrates’i silenlere benzetiyordu Platon, çünkü ona dışarıdan bakıldığı, dış görünüşüne göre değerlendirildiği zaman bir soğan kabuğu kadar para etmezdi, öylesine çirkindi bedeniyle, gülünç halleriyle, sivri burnu, boğa bakışı, deli suratıyla, kaba davranışları, köylü kılığıyla, züğürtlüğü, kadından yana bahtsızlığı, devlet işlerine elverişsizliği, durmadan sırıtması, her önüne gelenle içki içmesi, boyuna maskaralık etmesiyle o Tanrısal bilgisini her zaman gizleyerek. Ama kutuyu açtınız mı, içinde göklerden inme paha biçilmez bir ilaç bulurdunuz: İnsanüstü bir anlayış, görülmedik erdemler, yenilmez yiğitlik, eşsiz bir azakanarlık, kesin bir yetinirlik, kendine şaşmazca güvenirlik ve insanların uğrunda sabahladıkları, koşuştukları, çabaladıkları, denizlere açıldıkları, savaştıkları her şeye karşı inanılmaz bir küçümseme.

Platon’un Devlet’inin ikinci kitabında söylediği gibi köpek dünyanın en filozof hayvanıdır, görmüşseniz, bilirsiniz ne hayranlıkla bakar ona, ne özlemle koklar onu, ne coşkunlukla yakalar, nasıl bir dikkatle dişler, ne sevgiyle kırar, ne heyecanla yalar onu. Ne diye yapar bütün bunları? Nedir umduğu bütün bu çabalardan? Nedir bulacağı nimet? Bir lokma ilik sadece. Ama doğrusu, bu azıcık şey başka her şeylerin çokluğundan daha lezzetlidir.

Revenons a nos moutons (Fransızca): Dönelim koyunlarımıza anlamında. Ortaçağın en ünlü güldürülerinden Farce de Maitre Pathelin’de sadede gelelim anlamında kullanılırdı.

Fanfreluche: 16. Yüzyıl şiir türünün adı, kadın giysisinde fırfırlı süsler.

** Roma Kumandanı Gaius Marius (M.Ö. 156-86): Soylu bir aileden gelmemesine karşın yedi kez konsül seçilmiştir (MÖ 104-100 arasında beş kez arka arkaya seçilmiştir). Jugurtha Savaşı’nı (MÖ 112-105), komutanlarından biri olan Sulla’nın katkısıyla, başarı ile tamamladı. Töton ve Cimbri (Kimberler) kabilelerinden oluşan Cermen orduları terör estirmekteydi. Marius, imperium yetkisiyle donatılarak önce Tötonları bugünkü Fransa’nın Aix- en- Province bölgesine denk düşen kesiminde karşılayıp bozguna uğrattı. Müttefikler Savaşı’nda (MÖ 91-87) yine Sulla ile birlikte savaştı. I. Mithradates Savaşı’nda ordunun komutasının Sulla’dan alınıp Gaius Marius’a verilmesi üzerine Sulla ordusuyla Roma ken­tini ele geçirdi ve isteklerini senatoya dayattı. Bunun üzerine Gaus Marius Af­rika’da bir kente kaçtı. Sulla’nın Mithradates VI üzerine sefere çıkmasından faydalanıp emekli askerlerden yeni kurduğu ordusu ile Roma’ya girdi, Sulla yandaşlarını öldürttü, fakat, muharebe meydanında Sulla ile kozlarını paylaşamadan, kısa bir süre sonra aniden öldü. Sulla Roma’ya dönüp kontrolü tek­rar eline geçirdiken sonra Marius yandaşlarını öldürttü fakat Marius’un eşinin yeğeni olan Julius Caesar’ın hayatını bağışladı. Cumhuriyetten imparatorluğa geçiş döneminde Roma’nın önemli şahsiyetle­rinden biri olmuştur. Hakkında, çoğu düşmanları tarafından yazılan eserler onu eğitim almamış asker-devlet adamı tipinin örneği olarak gösterirler. Topraksız vatandaşların ( proleter) askere alınması ve lejyonların piyade taburları şeklinde yeniden örgütlenmesi gibi çarpıcı yenilikleri içeren reformları ile tarihe geçmiştir. Ro­ma ordusunu geliştirmek için yaptığı yenilikler ordu ile komutan arasındaki bağı güçlendirmiş fakat ordu ile devlet arasındaki bağı zayıflatmıştır. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-marius-gaius-marius-10115/)

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Gaius_Marius#:~:text=Gaius%20Marius%20(d.,yedi%20kere%20Kons%C3%BCl%20se%C3%A7ilmi%C5%9F%20siyaset%C3%A7i.)

Ermiş Patricius’un deliği: İrlanda’nın Staten Island adasında bir mağara. Buradan Araf’a gidildiğine inanılıyor.

https://camminacammina.it/st-patrick-well/

Grandgouiser: Gargamelle (Boğaz) ile aynı anlama gelir.

Parpaillos/ Papillons : Kelebekler. Rabelais’ten sonra Protestanlara bu ad verildi.

Ben belli saatlerde içerim, papanın katırı gibi.

Ben içkimi dua kitabından içerim, başpapazlar gibi.

**

Dünyada ilkin susuzluk mu var idi, yoksa içki mi?

Susuzluk var idi, çünkü susamadan kim içebilirdi masumluğu da?

İçki var idi, zira “Yokluk varlığı şart koşar” (Rabelais’in içki için kullandığı hukuk kuralı)

**

Biz masumlar az mı içiyoruz susamadan?

Ben, günahkar kulunuz, susamadan içmem,

Şimdiki susuzluğum için değilse bile,

Gelecek susuzluğuma içerim.

Ebediyen içerim.

Benim için ebediyet içmedir ve içme de ebediyet.

Gırtlağınızı kurutmak için mi ıslatırsınız, yoksa ıslatmak için mi kurutursunuz?

Ben bir Malta şövalyesi kadar içerim.

Melinda: Vasco de Gama’nın Afrika’nın güney burnunu geçtikten sonra ilk uğradığı yerin adı. Melinda ülkesi, Uzakdoğu’daki hazineleri simgeler.

https://www.youtube.com/watch?v=qw5UnfDpsZE

Susuzluğun çaresi ne ola?

Köpek ısırmasına karşı çarenin tam tersi:

Köpeğin hep ardından koşun hiç ısırmaz sizi,

Susuzluğun hep önünden için,

O zaman susuzluk hiç yakalamaz sizi.

Briareus: Yunan mitolojisinde 100 kollu devlerden biri.

Lacryma Christi: Vezüv yanardağı eteklerinde bir manastırda yapılan şarabın adı. Burada İsa’nın gözyaşlarından biri saklanıyor.

Bacchus: Roma mitolojisinde Jüpiter’in baldırından doğdu.

Minerva: Roma mitolojisinde Jüpiter’in kulağından doğdu.

Adonis: Roma mitolojisinde arap zamkı (Senegal Akasyası) ağacının kabuğundan doğdu.

Castor ile Pollux: Leda’nın yumurtalarının kabuğundan doğar.

İyilik kendi çıkarına bakmaz. (Aziz Paulus’un Korinthoslulara 1. mektubu)

Physon: Cennet ırmağı

Beyaz: Sevinç, haz, keyif, cümbüş/ inanç

Mavi: Göksel şeyler/ direnç

Kendini beğenmişliği şurada ki, sebepsiz, nedensiz medensiz kendi kafasından renklerin ne anlama geleceklerini kestirip atmaya kalkmış; böyle davranan zorbalardır, kendi görüşlerini aklın ta kendisi sayarlar, bilgeler ve bilginlerse öyle davranmazlar, okuyucuları haklı nedenler göstererek inandırırlar.

Festina lente (Latince): Yavaşça acele et. İmparator Augustus’un armasıdır. Fransız Amiral Guillaume Gouffier de Bonnivet(1488-1525) bunu benimsemiş ve yunus balığı ve çıpa ile süslemiş.

https://displate.com/displate/1510632

Ius gentium (Latince): Evrensel kanun

Bona lux (Latince): Işığa şükürler olsun

Güneşin gücü, rengi, özelliği, türsel niteliği beyaz horozla simgelenir. Şeytanlar aslan kılığına girer ve beyaz horozdan kaçarlar. (Kurban ve Büyü Üstüne/ Proclus)

** Proclus (M.Ö. 412-485) geç antik çağın en yetkili filozofuydu ve Platon felsefesinin antik çağlardan Orta Çağ’a aktarılmasında önemli bir rol oynadı. Neredeyse elli yıl boyunca, Atina’daki Platonik ‘Akademi”ye baş ya da ‘halef’ oldu. Olağanüstü üretken bir yazar olarak, Aristoteles, Öklid ve Platon üzerine yorumlar, o zamanlar olduğu gibi felsefenin tüm disiplinlerinde sistematik incelemeler (metafizik ve teoloji, fizik, astronomi, matematik, etik) ve dini bilgelik gelenekleri üzerine dışsal çalışmalar yazdı. (Yetim ve Keldani Kahinleri). Proclus, geç Neoplatonik okulların gelişiminde sadece Atina’da değil, aynı zamanda öğrencisi Ammonius’un okulun başı olduğu İskenderiye’de de kalıcı bir etkiye sahipti. Hristiyanlığın egemen olduğu bir kültürde Neoplatonik filozoflar, Helen bilgelik geleneklerinin üstünlüğünü savunmak zorundaydılar. Iamblichus tarafından açılan hareketin devamı ve imparator Julian’ın karizmatik figürü ve Syrianus’un öğretisini takiben Proclus, Pisagor ve Platon’un felsefi geleneğinde antik dini vahiylerin (Homeros ve Hesiod’un mitolojileri, Orfik teogonileri ve Keldani Oracles) uyumunu göstermeye ve onları bütünleştirmeye hevesliydi. Bu amaçla, Platonik Teolojisi , pagan Helenik teolojinin muazzam bir özetini sunar.  (https://plato.stanford.edu/entries/proclus/)

Galyalılar: (Yunanca) Süt gibi beyaz (Gala) Başlıklarına beyaz tüy takmaktan hoşlanırlar, doğuştan neşeli, açık yürekli, zarif ve sevimlidirler ve simge olarak beyaz zambağı seçmişlerdir.

Sevinçten ölme olaylarının listesi, Ravisius Texor’un Officina adlı derlemesinde Rodoslu Diagoras, Khilon, Sophokles, Sicilya zorbası Dionysius, Philippides, Philemon, Polykrata, Philistian, M. Juventi vs… geçer.

** Jean Tixier de Ravisi (1470–1542) Fransız, humanist bilim adamı ve retorik profesörü. Çoğunlukla eğitim konulu çalışmaları Fransız akademisi tarafından geniş kabul gördü ve kullanıldı . Tixier, Latince yazılmış Johannes Textor Ravisius, Nivernensis adını benimsedi . (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Jean_Tixier_de_Ravisi)

**Tiberius Sempronius Gracchus (M.Ö. 169 veya 164 – 133), Romalı komutan, politikacı ve tribün. Gracchus kardeşlerin büyüğü. Agrarian Reformu da denen toprak reformunun mimarı. Büyük bir Romalı figür olan Scipio Africanus Major’un kızı Cornelia ile Tiberius Sempronius Gracchus’un en büyük çocuğu olan Tiberius Gracchus, Gaius Gracchus ve Sempronia’nın abisidir.Genç yaşında gördüğü savaşlar ve aldığı askeri görevler sonucu Tiberius Roma ekonomisinin mevcut düzene ayak uyduramadığını ve askeri insan gücünün sınırlı kaldığını düşünüyordu. Kısaca Roma askeri sisteminin toprak sahibi üreticilere dayandığını ve cumhuriyet dönemi başından beri orduya her toprak sahibinin kendi masraflarını ödeyerek katılırdı. Burada asıl sorun uzun süren savaşlar sonucunda Roma’daki aristokrat bir kesimin sivrilerek kapitallerini büyütmesi ve fakirleşen köylü sınıfınınsa zamanla topraklarını kaybedip büyük çiftliklerde yevmiyeyle çalışır hale gelmesidir. Topraksız kalan köylüler hem üretimin düşmesine hem de ordunun güç kaybetmesine neden oluyordu. Bu noktada özellikle Ager Publicus da denen Roma Cumhuriyeti’nin ilk kurulduğu yıllardan yakın zamanlara kadar fethettiği ve kamulaştırdığı toprakların son 30 yıl içinde bırakılmış olanlarına, bu topraksız köylüler yerleştirilecekti. Bu sayede tüm Akdeniz üzerinde hakimiyet kuran cumhuriyet, insan gücü sorunu yaşamayacaktı. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Tiberius_Gracchus)

Paulus Aemilius (M.Ö. 229-160): Makedon kralı Perseus’u Pydna’da yenen Romalı general ve hatip.

Cicero, Montaigne’e göre dünyanın en iyi hatibi.

** Marcus Tullius Cicero : (M.Ö. 106-43) Romalı devlet adamı, hatip ve yazardır. Cicero felsefe öğrenimini Epikürosçu Phaedros, Stoacı Diodotos ve akademiye bağlı Philon’dan almıştır. Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarması devlet adamını önemli kılmaktadır. Marcus Tullius Cicero Bilgi kuramı açısından kesinliğe bağlı kalmamış, olasılıklarının yolunu izlemeyi seçmiştir. Ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates’e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır. Roma’nın siyasal tarihinde “konsül” sıfatıyla çok önemli bir rol oynayan Cicero, aynı zamanda felsefe alanında da önemli bir yazardır. Cicero’nun eseleri, Yunan eserlerinin bir çeşit uyarlamalı çevirisidir. Buna rağmen Cicero, felsefeye, Latince felsefe terimlerini bir arada toplamakla, büyük bir katkıda bulunmuştur. Öyle ki birçok kuşak felsefeyi Cicero’nun eserlerinden öğrenmiştir. Yunanca orijinal metinlerin elde bulunmadığı ya da bulunan metinlerin de anlaşılamadığı dönemlerde, Cicero, Yunancadan yaptığı bu çevirilerle Batı dünyasına önemli bir katkı yapmıştır. Çocukluk yıllarından itibaren mükemmel bir öğrenci olmuştur.  Eğitime olan aşırı tutkusu ve sevgisi ile ün kazanmıştır. Sonra oldukça yoğun bir hukuk eğitimi almış, edebiyat ve felsefe ile de ilgilenmeye başlamıştır. Marcus Tullius Cicero savaşlardan nefret ederdi. Yinede orduya dahil oldu ve mahkemelerde başkanlık yaptı. Publius Clodius pulcher’in koymuş olduğu yasalardan dolayı aralarında ciddi bir muhalefet başladığında 1 seneliğine İtalyayı terk etti. Geri döndü ve Caesar’ın hükümranlığı altında asla sesini çıkarmadı ve kendini yazılarına verdi. Bir zaman sonra Cicero’yu devlet düşmanı ilan ettiler. Kaçtı fakat yakalandı. M.Ö. 43 yılında başı kesilerek idam edildi. Başı Forum Romanum’daki Rostra’da halka teşhir edildi ve elleri ise Seneto binasına çivilendi. Cicero’yu bu kadar güçlü ve ünlü kılan onun hatiplik özelliğiydi. Toplam’da 88 konuşması kayıt edilmiş günümüze sadece 58’i ulaşmıştır.  (https://kidega.com/yazar/marcus-tullius-cicero-137954#:~:text=Marcus%20Tullius%20Cicero%20M%C3%96%20106,aktarmas%C4%B1%20devlet%20adam%C4%B1n%C4%B1%20%C3%B6nemli%20k%C4%B1lmaktad%C4%B1r.) (https://www.felsefe.gen.tr/marcus-tullius-cicero-kimdir/)

Eudemon (Yunanca): Mutlu

Ponokrates (Yunanca): Ponos (iş) kratos (güç)

Par is (Fransızca): Gülerekten, şakacıktan

Lutetia (Latince)/ Leukos (Yunanca)/ Leucece (Strabon kullanmış): Beyaz, akça demek. Paris’in eski adı.

Parrhesia (Yunanca): Açık konuşma, konuşma özgürlüğü

Saint Antoine du Dauphine tarikatının papazlarının domuzlarını kırda, şehirde serbest bırakma hakkı vardı. Bundan vazgeçerlerse domuz eti, jambon dilenirdi. (Jamboncu papaz)

Valete et plaudite (Latince): Elveda ve alkış. Latin komedilerinin bitiş cümlesi.

Calepinus recensui (Latince): Ben Calepino bunu yazdım. El yazmalarının sonuna yazılır.

Herakleitos insanların aptallığına ağlar, Demokritos ise güler.

** Herakleitos: (M.Ö. 535-475) Efes’te soylu bir ailenin oğlu olarak doğdu. Tüm yaşamı boyunca demokrasiyi aşırı boyutta hor gören uzlaşmaz bir aristokrat olarak kaldı. Ciddi, eleştirel ve kötümser, insanlar ile ilgili düşüncelerinde bağımsız, inatçı, kibirli ve yanlış aramaya eğilimliydi. Hesiodos, Pisagoras, Xenofanes ve giderek Homeros’tan bile kötüleyerek söz eder ve kendi kendini eğitmiş olması ile övünür. ‘‘Çok-bilme,’’ (polymathy) der, ‘‘anlığı eğitmez, öyle olsaydı Hesiodos, Pisagoras ve Xenofanes’i bilge yapardı.’’ Biçemi karanlıktır, büyük olasılıkla bilinçli olarak öyledir, o denli ki Karanlık diye adlandırılır olmuştur. Herakleitos’un öğretisindeki temel düşünce, gördüğümüz gibi, evrenin sürekli bir değişim durumunda olduğudur; ‘‘aynı ırmağa iki kez giremezsiniz, çünkü her zaman başka sular akmayı sürdürür.’’ Bildiği en dinamik temeli, hiçbir zaman dinginliğe ulaşmıyor görünen bir şeyi, onun tarafından yapmak zorunda olduğu yaşamsal ilke ve ruhun özü olarak görülen her-zaman-yaşayan ateşi (kimi zaman ona buğu ya da soluk da der) ilk ilkesi olarak seçmesi bu ardı arkası kesilmez etkinlik kavramını gözler önüne sermek içindir. Ateş suya ve sonra toprağa değişir; toprak da geriye suya ve ateşe, ‘‘çünkü yukarıya yol ve aşağıya yol birdir.’’ ‘‘Tüm şeyler ateş ile değiştirilir ve ateş tüm şeyler ile; tıpkı malın altın, altının mal karşılığında değiştirilmesi gibi.’’ Şeyler kalıcı görünürler, çünkü onlardaki sürekli devinimleri algılamayız ve bir yolda yitirdiklerini başka bir yolda kazanırlar: güneş her gün yenidir, doğuşunda tutuşur ve batışında söner. Yaratılış yokoluştur, yokoluşu yaratılış. Her şey böylece karşıtına değişir; öyleyse her şey karşıt niteliklerin bir birliğidir; hiçbir şey niteliklerinde dayanıklı olamaz, kalıcı nitelikleri olan hiçbir şey yoktur. Bu anlamda, her şey hem var hem de yoktur; karşıtına yüklenebilen her şey aynı zamanda ona da yüklenebilir. Ve ancak böyle bir karşıtlık bir dünyayı olanaklı kılar. Başka bir deyişle, dünya çekişme tarafından yönetilir: ‘‘Savaş her şeyin atası ve her şeyin kralıdır.’’ Çekişme ya da karşıtlık olmasaydı dünya sona ererdi — durgunlaşır ve ölürdü. ‘‘Bir iksir bile çalkalanmadığında bileşenlerine ayrışır.’’ Karşıtlar ve çelişikler birleşir, sonuç uyum olur; gerçekten de çelişki, karşıtlık, devinim ya da değişim olmaksızın bir düzen olamazdı. En sonunda tümü de evrensel ilkede uzlaştırılacaktır; dünya aynı zamanda us da olan kökensel durum ya da ateşe dönecek ve süreç yeniden başlayacaktır. Bu anlamda, iyi ve kötü aynıdır; ‘‘Yaşam ve ölüm, uyanıklık ve uyku, gençlik ve yaşlılık aynıdır; çünkü sonrakiler değişir ve öncekiler olur, ve öncekiler yeniden değişerek sonrakiler olur.’’ Tanrı için her şey güzel, iyi ve adildir, çünkü Tanrı şeyleri olması gerektiği gibi düzenler, tüm şeyleri bütünün uyumunda eksiksizleştirir, ama insanlar kimi şeylerin adaletsiz kimi şeylerin adaletli olduğunu sanırlar. Kozmik süreç, öyleyse, gelişigüzel ya da başına buyruk değil, ama ‘‘değişmez ölçü’’ ile uyum içindedir; ya da yasa tarafından yönetilir. ‘‘Şeylerin bu tek düzenini ne tanrılardan ne de insanlardan herhangi biri yapmıştır; tersine, o her zaman değişmez ölçüye göre tutuşan ve değişmez ölçüye göre sönen sürekli-yaşamsal bir ateşti, öyledir ve öyle olacaktır.’’ Herakleitos ondan kimi zaman Yazgının ya da Adaletin işi olarak söz eder ve bu yolla zorunluk düşüncesini dile getirir. Tüm değişim ve çelişkinin ortasında süren ya da kalan tek şey tüm devinim ve değişim ve karşıtlığın altında yatan bu yasadır; bu şeylerdeki ustur, — logos. ‘‘Tüm şeyleri tüm şeyler arasından yönlendirip yönetenin us olduğunu anlamak,’’ der felsefecimiz, ‘‘ancak bu bilgecedir.’’ Herakleitos ruhbilim ve ahlak bilimi bu evren kuramı üzerinde temellendirir. İnsan ruhu evrensel ateşin bir parçasıdır ve onunla beslenir. Onu soluruz ve duyularımız aracılığıyla onu alırız. En kuru ve en sıcak ruh en iyisidir, kozmik ateş-ruha en benzeyeni odur. Duyu bilgisi usun altında durur; gözler ve kulaklar kötü tanıklardır. Düşünme olmaksızın algı bize ancak us tarafından bulunabilecek gizli gerçekliği göstermez.
İnsandaki denetleyici öğe tanrısal usa benzeyen ruhtur. İnsan kendisini evrensel usun, tüm şeylere yayılan yasanın buyruğuna uyumlu kılmalıdır. ‘‘Us ile konuşanlar için tıpkı bir kentin yasaya sıkıca sarılması gibi, giderek çok daha güçlü bir biçimde, tüm şeylerdeki evrensel öğeye sıkıca sarılmak zorunludur. Çünkü tüm insan yasaları tanrısal olan tek bir yasa ile beslenir.’’ Ahlaki bilinç tümümüz için aynı olan, tüm evren için aynı olan ussal bir yaşamı yaşamak, usun buyurduklarına boyun eğmektir. Yine de, ‘‘us ortak olsa da, insanların çoğu kendilerine özgü bir anlayış güçleri varmış gibi yaşarlar.’’ Ahlaksallık yasaya saygı, öz-disiplin, tutkuların denetlenmesi demektir; kendini ussal ilkelere göre yönetmektir. ‘‘Kişilik insanın koruyucu tanrısallığıdır.’’ ‘‘Densizliği söndürmek yangını söndürmekten daha gereklidir.’’ ‘‘Tutkuya karşı savaşmak zordur; çünkü istediğini ruh pahasına satın alır.’’ ‘‘Benim için bir kişi, eğer en iyisiyse, on bin kişi denli değerlidir.’’ Herakleitos ‘‘şairleri izleyen ve çoğun kötü ve azın iyi olduğunu bilmeyerek kalabalığı öğretmen edinen’’ ve ‘‘sığırlar gibi tıka basa yiyen’’ kitleleri aşağı görüyordu. Yaşam olsa olsa üzücü bir oyundur: ‘‘Ömür dama taşlarıyla oynayan bir çocuktur; krallık bir çocuğundur.’’ ‘‘İnsan, gecede bir ışık gibi, yakılır ve söndürülür.’’ Herakleitos din konusunda da küçümsemeden başka bir şey duymaz: ‘‘Kendilerini kanla arındırırlar, sanki çamura batan biri kendini çamurla yıkayıp arıtabilirmiş gibi. Eğer insanlardan herhangi biri onu bunu yaparken görseydi, çıldırmış olduğunu düşünürdü. Ve bu imgelere yakarırlar, tıpkı birinin insanların evleri ile söyleşiye girmesi gibi, çünkü tanrıların ve yarı-tanrıların ne olduklarını bilmezler.’’ (http://www.xn--ideayaynevi-5zb.com/adlar/herakleitos.html)

** Demokritos: (M.Ö. 460-370) Kendisinden önce neredeyse tamamen doğa sorunlarıyla ilgilenildiği hâlde Demokritos, doğa sorunlarından insan sorunlarına geçilen bir ara dönemde yaşamış bir düşünür olarak hem doğa hem kültür konularını ölçülü olarak işlemiştir. Bu bakımdan Demokritos, felsefe tarihinin kapsamı en geniş felsefelerinden birinin sahibidir. Bu geniş kapsamlı felsefenin temeli ise mutlu bir yaşam, bilgince bir yaşamdır. Demokritos’un eserlerinin önemli bir kısmı maalesef yok edilmiştir. Bunun başlıca sebeplerinden biri Yunanlı değil, Makedonyalı olmasıdır. Atinalı olmayanların genelde saygı görmemelerinden dolayı kendisi de Atina’da çok saygı görmemiştir. Mesela Platon onun görüşlerinden birçok şey esinlendiği hâlde eserlerinde adını bir kere bile anmamıştır. Demokritos “Gülen Filozof” olarak da bilinirdi ve Seneca onun halk arasında insanların aptallıklarını küçümsemek için her zaman gülerek dolaştığını söylemektedir. Buna uygun olarak yurttaşları arasında “Alaycı” olarak da ayrıca bilinmiştir. Leukippos’un öğrencisi olan Demokritos, Sokrates’ten sonra ölmüş olmasına rağmen, Sokrates öncesi doğa filozoflarından birisi olarak sayılır. Parmenides’in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles’in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, “Atom veya bölünmeyen öz” teorisi ile ünlenmiştir. Var oluş ile ilgili çok kesin bir görüş ortaya koyan Demokritos için evrendeki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile açıklamaya çalışmak saçmalıktır. “Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir.” şeklinde özetlenebilecek bir görüşle, materyalist doğa biliminin ilk temellerini atmıştır. Demokritos’a göre evren atomalar denen gözle görülemeyecek kadar küçük temel unsurlardan meydana gelmiştir. Bu unsurlar ezelî ve ebedîdirler ve sayıca sonsuzdurlar. Parçalanmazlar, kendi içlerinde boşluk içermezler, yekpare ve yalındırlar. Bu yüzden de dağılıp gitmezler. Bir anlamda Parmenides’in varlığa atfettiği tüm özellikleri taşırlar. Demokritosçu evren sonuçta iki şeyden, sonsuz sayıda atomdan ve sınırsız bir boşluktan oluşur. Demokritos’ta değişimin temeli atomların birleşmeleri ve ayrılmalarıdır. Atomlar asla yok olmazlar ama birleşerek sonradan ortadan kalkacak bileşik yapılar meydana getirirler. Bu tabloda tüm değişim nicel bir temelde gerçekleşir. Boşluk sınırsız, atomlar da sayıca sonsuz oldukları için bu sonsuz malzemeden sonsuz sayıda kâinatın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Demokritos’a göre ruh da atomlardan oluşmuş bir yapıdır ve bu yüzden bedenin ölümünden sonra dağılıp gider. Demokritos Antik Yunan dünyasında ruhun ölümlü olduğunu bu denli açık biçimde söyleyen ilk kişilerden biri olmuştur. Ona göre atomlar tıpkı Parmenides’in varlığı gibi asla yok olmasalar da nicel anlamda birbirleriyle birleşip dağılarak bir değişim meydana getirirler. Böylece her türden değişim bir anlamda nicel temelde olup biter. Tüm değişim de atomların yer değiştirmesinden ya da sayıca artmasından oluşur. Bu tabloda bütün olaylar fiziksel süreçlerdir. Yani evren olayları üzerinde herhangi bir akıl ya da iradenin etkisi yoktur. Tüm evren olayları atomlar arası etki ve tepki ilişkilerinden oluşmaktadır. O hâlde bunun mekanik bir evren tasarımına giden yolu araladığı söylenebilir. Bu düşüncenin Antik Yunan dünyası açısından önemli bir yenilik olduğu görülmektedir. Demokritos bu evren anlayışının yanı sıra idealist bir ahlak anlayışı ortaya koymuştur. Bilgeliğin insanı mutlu edeceğine inanmıştır. Hayatı bütün olumsuzluklarına rağmen sırtlayıp götürmeyi savunmuş, bilgece, ölçülü ve dengeli olmak gerektiğini söylemiştir. Atomcular, sadece bir hacim, bir şekil ve belki de bir ağırlık içeren bölünmez en küçük birim olarak tarif ettikleri atomun ve atomların hareket ettiği boşluğun (eter – ether – esir) ezelî, ebedî mevcudiyetini ortaya atmışlardır. Bütün bu materyalist görüşlere rağmen, “tek gerçek, atomlar ve atomların hareketidir” prensibini, ruhun açıklanması aşamasında da tutarlı bir şekilde kullanmışlardır. Bilinçli bir materyalist yaklaşımla, algılama ve düşünmeyi, vücuttaki en ince, en hafif ve en düzgün ateş atomlarının hareketi olarak izah eden Demokritos, kendisinden önceki düşünürlerin üzerinde durmadığı oranda, ahlâk (etik) ile de ilgilenmiştir. (https://www.felsefe.gen.tr/demokritos-kimdir/)

Doğa hiçbir şeyi ölümsüz yaratmaz, ürettiği her şeye bir son ve süre verir, çünkü “Omnia orta cadunt” (Doğan her şey batar.)

** Plinius: (M.Ö. 23-79) Büyük Latin doğa bilgini ve yazarı olan Plinius, şövalye sınıfından zengin bir ailenin oğludur. Roma’da şiir ve askerlik yönetimi dersleri almıştır. Plinius, dilbilgisinden savaş sanatına kadar her konuda birçok eser vermiştir. Bu yapıtlarından günümüze Doğa Tarihi “Histora Naturalis” ulaşmıştır. Otuz yedi kitaptan oluşan bu yapıt, beş yüz kadar Yunanlı ve Romalı yazarın iki bini aşkın kitabının özetinden oluşan ilk büyük ansiklopedidir. Yazar bu yapıtta Grek dilindeki bitki ve hayvan adlarının Latince karşılıklarını vererek terimleme çalışması da yapmıştır. Plinius’un büyük yapıtı antik sanat konusunda sağladığı bilgilerle de önem taşımaktadır. Eserin dağılımı şöyledir: 1. kitap, içindekiler ve yararlandığı kaynakların listesinden oluşmaktadır. 2. kitap, evrenin matematiksel ve fiziksel anlatımı; 3-6. kitap, Avrupa, Asya ve Afrika’nın coğrafya ve etnoğrafyası; 7. kitap, antropoloji ve insan fizyolojisi; 8-11. kitap, zooloji; 12-19. kitap, botanik; 20-27. kitap bitkilerden yapılan ilaçlar; 28-32. kitap, hayvanlardan elde edilen ilaçlar; 33-37. kitap mineraller, madenler ve güzel sanatlar üzerinedir. Ansiklopedi sözcüğü Yunanca kökenli olsa da, Plinius’un belirttiği gibi, Romalılardan önce bu tür çalışmalar yapılmamıştır. Plinius Doğa Tarihi’nin önsözünde, kitabının konusunun encyclios paideia olduğunu yazar, yani ‘genel eğitim’ veya ‘özgür bir insana yakışan bilgi’. Bu tür bir eğitim aritmetik, geometri, astronomi, müzik, diyalektik, dil bilgisi ve retoriği kapsar. Kelimenin kökeninin de gösterdiği gibi, ansiklopediler sadece bilgi -isim, yer, tarih- listelenen eserler değildir. Mühim olan, daha genel bir bakış verebilmek, bilginin üretilme yöntemi, dönemin kültürel yapısı, vb. üzerinde fikir yürütebilmektir. Dolayısıyla ansiklopedi yazarının neyi nasıl sınıflandırdığı, bilgilerin hangilerini alıp hangilerini almadığı büyük önem taşır, ki nihayetinde ortaya konan şey insan ürünüdür. Bilinen ilk ansiklopedi MÖ 33 veya 34 yılında, 9 kitap halinde yayımlanmış olup, bilge Marcus Terentius Varro’ya (MÖ 116-27) aittir: Disciplinae. Artes isimli ikinci ansiklopedi ise, Aulus Cornelius Celsus (yaklaşık MÖ 50-25) tarafından, ilkine yakın bir tarihte yazılmıştır. Her iki eserin ortak amacı, okuyucuyu mimari, tıp, savaş, tarım gibi farklı konularda geliştirmektir. MÖ 184 ve sonrasında, Büyük Cato’nun (MÖ 234-149) ilk ansiklopediyi (tarım, tıp, retorik, askerlik, hukuk, vb.) tamamlamış olduğu iddiası bir kesinlik taşımadığı için, bu alanın öncüsü olarak Varro kabul edilmektedir. Bununla beraber Plinius’un kapsamlı çalışması, Varro ile Celsus’un eserlerinin yerini almıştır, ancak onlardan farklı olarak, okuyucuyu belirli bir konuda uzmanlaştırmayı hedeflemez. Murphy’nin “Ansiklopedideki İmparatorluk” adlandırmasını uygun gördüğü yapıt, Roma’dan bize kalan, Latince yazılmış bir evrensel mirastır. Britanya İmparatorluğu’nu anlamak için Britannica Ansiklopedisi neyse, Roma İmparatorluğu’nu anlamak için de Doğa Tarihi odur. Plinius’a göre insan, hayvanlardan farklı olarak yaşamını güven altına almak için öğrenmek zorundadır. Yaşlı Pliny, bilgiye doymayan çok okuyan bir insandır. Çoğunlukla coğrafya, astronomi, tabiat bilimleri ve tıp kitapları okur. Amirallik gezileri de onun bilgi hazinesine çok şey katmıştır; kutuplarda güneşin yazın batmadığını, kışın doğmadığını, ışık hızının sesten hızlı olduğunu, deniz gel-gitlerinin güneşin ve ayın çekimlerinden olduğunu bilmektedir. Plinius, İmparator Vespasianus tarafından İspanya valiliğine atanmıştır. 79’da Vezüv yanardağının patlaması sırasında Misena donanmasının amirali olan Plinius, Gemileriyle halkı kurtarmaya çalışırken zehirli gazlardan boğularak ölmüştür. (http://www.cekmecedenoykuler.com/biyografi/BuyukPlinius.html) (https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2014/07/01/vezuvun-aldigi-can-plinius/)

**Athenaeus Naucratis: (170-223) Gramer, retorik. Bilginler Şöleni (Deipnosophistae) Yemekle ilgili konularda, ama aynı zamanda müzik, şarkılar, danslar, oyunlar, fahişeler ve lüks üzerine açıklamalar içeren muazzam bir bilgi deposu olan 15 kitaptan sadece ilk iki kitap ve üçüncü, on birinci ve on beşinci bölümler yalnızca özet şeklinde günümüze ulaşmıştır. (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Athenaeus)

** Dioscorides Pedanius: (40-90) Anadolu Kilikya bölgesinde, Anazarbos (Anazarva)’ludur. Hekim ve farmakoloji bilgini. Osmanlı dönemi kitaplarda adı Skoridos olarak geçmiştir. Roma ordusunda tıp bilimi üzerinde çalışmalar yapmış ve orduya bu alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde yaptığı çalışmaların özellikle tedavilerde kullanılan ilaçlarla ilgili kısmı üst düzeyde sınıflandırılmıştır. Modern botanik biliminin (bitkibilim) de kurucusu olarak kabul edilen Dioscorides, yaptığı çalışmalarla kendisinden sonra gelen bilim adamlarının çalışmalarına ışık tutmuştur. De Materia Medica (Latince) “Tıbbi Malzeme Üzerine” isimli büyük eseri, 5 bölümden oluşmaktadır. 660’den fazla bitkisel, 35 hayvansal ve 90 kadar madde ele alınmıştır. Eser ilerleyen yüzyıllarda Arapçaya Kitab-al Haşayiş olarak çevrilmiştir. Bu kitap 1500 yıl boyunca tedavi kitaplarının ana kaynağı olarak kullanılmıştır. Kitap 5 bölümden oluşur: Bölüm 1. Kokulu bitkiler, yağlar, merhemler ve ağaçlar. Bölüm 2. Canlılar süt ve süt mamulleri. Bölüm.3. Kökler, usareler ve otlar Bölüm.4. Otlar ve kökler Bölüm 5. Şaraplar ve anorganik maddeler. Kitapda geçen bitkilerin çoğu, Anadolu ve Akdeniz bölgesi bitkileri olup, halen tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Bu kitap Anadolu tıbbı bitkilerin ve florası hakkında en eski ve en önemli kaynaktır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Dioscorides_Pedanius)

** Porphyrius/ Porfirios : (233-305) Plotinos’un öğrencisi olan ve eserlerine yorumlar yazmış olan Porfiryus’un en önemli eseri, Aristo’nun Organon’una bir giriş olarak tasarlanmış ve içerisinde önermeler konusunu ele aldığı İsagoci’dir. Porfiryus, bu eserinde, beş önerme konusunu, cins, tür, ayrım (kısım), türsel ayırım (özellik) ve ilinek (kendi başına, bağımsız bir varlığı bulunmayan,bir nesneye zorunlu olarak bağlı bulunmayan, onun özünde yer almayan, onda rastlantısal olarak var olan nitelik) kavramlarını sistematik bir tarzda incelemiş ve bu yolla Orta Çağın ünlü önermeler kavgasına giden yolu açmıştır. Porfiryus, pratik ve dini öğelere, Plotinos’a kıyasla çok daha önem vermiş olan bir düşünürdür. Felsefenin nihai ve en yüksek gayesinin ruhun kurtuluşu olduğunu söyleyen filozofa göre, ruh, dikkatini aşağı olandan daha yüksek olana doğru çevirmek suretiyle arınmanın yollarını aramalıdır. Bu çerçeve içinde, arınmanın yolu, çilecilik ve Tanrı’ya ilişkin bilgidir. (https://www.felsefe.gen.tr/porphyrios-porfiryus-porfirios-kimdir/)

Oppianus: 2. yüzyılda Kilikya’da yaşamış, av ve balıkçılıkla ilgili şiirler yazmıştır.

Polybois/ Polybus: Hippokrates’in damadı ve öğrencisi

Claudius Aelianus: (170-235) Romalı yazar ve retorik öğretmeni, Yunancayı çok akıcı bir şekilde konuştuğu ve yazdığı için “Meliglōttos” (“Bal dilli”) lakaplı. Aelian, Platon, Aristotales, Isocrates, Plutarch, Homeros ve diğerlerinin yazılarının hayranı ve öğrencisiydi ve kendi eserleri daha önceki yazarlardan birçok alıntıyı içerir.  Aelian esas olarak Hayvanların Doğası Üzerine (De Natura Animalum), 17 kitapta, kuşların ve diğer hayvanların ilginç hikayeleri, genellikle ahlakı işaret eden anekdot, folklor ya da masal biçimindeki kitabı ile bilinir. Bu çalışma , Orta Çağ boyunca hayvan hastalıklarında ve tıbbi incelemelerde bir model oluşturdu. Çeşitli Tarihi (Varia Historia), insanlarla, geleneklerle ve mucizevi olaylarla  ilgili anekdotlarla ilgilidir.  (https://www.britannica.com/biography/Aelian)

** Milon: M.Ö. 6. yüzyılda yaşadı. Güney İtalya Krotona’lı atlet, Olimpiyat şampiyonu güreşçi. Milon hakkında birçok efsanevi hikaye bulunur. Çoğu kişi, bir narı o kadar sıkı ve dikkatli tutabildiğini, kimsenin ondan alamayacağını, ancak aynı zamanda narın zarar görmeden kaldığını anlatır. Olympia’daki heykeli, bu nedenle onu elinde bir nar ile tasvir eder. Başka bir hikayede muazzam bir iştahı olduğu ve yetişkin bir boğayı bir günde yediği anlatılır. Diğer bir hikaye onun ölümüyle ilgilidir. Bir gün Milon, ağacı ayırmak için takozların yerleştirildiği bir ağaç gördü. Milon, ağacın geri kalanını çıplak elleriyle ayırmak için ellerini yarığa koydu. Pervasızlığı için cezalandırıldı: elleri sıkıştı ve Milon orada sıkıştı. O gece kurtlar tarafından yutuldu. (http://ancientolympics.arts.kuleuven.be/eng/TP009EN.html)

Akşam eve döndüklerinde, başka günlerden daha ölçülü yemekler, daha az besleyici kuru etler yiyorlardı ki havadan bedenlerine ister istemez geçen nemli bozukluk bu yoldan düzelsin ve her zamanki gibi işletmemiş oldukları bedenleri rahatsız olmasın.

** Fouaces de Lerne: Hem tatlı hem de tuzlu olarak yenebilen bal ve fındık ile baharatlanmış bir elma büyüklüğünde (35 g ağırlığında yaklaşık 10 cm çapında) küçük bir çörek topudur.

https://www.cducentre.com/produit-fouaces_de_lerne

Zira içeride iyi bir yönetim olmayınca dışarıda silahlar nasıl güçsüz kalırsa, zamanında erdemlice uygulanmayan ve ereğine ulaşmayan okumalar ve düşünceler öylesine boş ve yararsızdır.

Isabella: Kristof Kolomb’un Haiti’de kurduğu şehir

Demek her şeyin bir sonu, bir süresi varmış! Her şey en yüksek doruğuna vardı mı, tepetakla düşüyor, o noktada uzun süre kalamıyor. Akılla, ölçüyle ikbal ve refahlarını dizginleyemeyenlerin sonu budur.

Satalya: Antalya

Castamena: Kastamonu

Sebasta: Sivas

Rüzgar nasıl bulutları çekerse, der Caecias cübbeli, keçeli papazların da herkesin nefretini, lanetini üzerlerine çektikleri gerçeklerin en gerçeğidir. Bunun su götürmez nedeni, papazların dünyanın kakasını yani günahlarını yemeleridir. Birer kakayiyici olarak inlerine, yani manastırlara, keşişhanelere sürerler onları. Medeni ilişkilerden uzak tutulur bu yerler, bir evin helaları gibi.

Hiç anlamadıkları ilahileri, mezmurları habire mırıldanır dururlar. Anlamını hiç bilmedikleri, üstünde düşünmedikleri “Pater Noster” dualarını uzun “Ave Maria”‘larla şişirip gevelerler. Ben buna dua demem, Tanrı’yı alaya almak derim. Tanrı biliyor ya, bizim için dua etmiyor onlar, yağlı çöreklerini, çorbalarını yitirmek korkusuyla dua ediyorlar.

** Pater Noster (Babamız/ Gerçek Dua): Matta 6:9 – 13’e göre, duanın tam olarak Türkçe karşılığı:

Göklerdeki Babamız,

Adın kutsal kılınsın.

Egemenliğin gelsin.

Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de

Senin istediğin olsun.

Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.

Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi,

Sen de bizim suçlarımızı bağışla.

Ayartılmamıza izin verme.

Bizi kötü olandan kurtar.

Çünkü egemenlik, güç ve yücelik

Sonsuzlara dek senindir!

Amin. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Babam%C4%B1z)

** Ave Maria (Selam Sana Ey Meryem): Luca 1:42’den alınmış, genellikle müzik eşliğinde söylenir.

Selam sana,
Allah’ın en sevgili kulu Meryem,
Rab seninledir.
Kadınların en mübareği sensin
ve mübarektir senin evladın İsa.
Aziz Meryem, Allah’ın annesi,
Biz günahkarlar için
şimdi ve ölüm saatimizde dua eyle.
Amin. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ave_Maria)

Saçma dedi Rahip Jean, gerçek manastır felsefesine göre, süt ninemin memeleri yumuşakmış da ondan. Süt emerken burnum yağa batar gibi giriyormuş memelerine. Böylece de burnum teknede hamur gibi kabardıkça kabarmış. Süt ninelerin memeleri sertse, çocukların burunları yassı olur.

Baylar dedi sabah duası öksürmekle, akşam yemeği içmekle başlar derler. Biz tersini yapalım: Duaya içmekle başlayalım, yemeğe başlarken de bol bol öksürelim.

Ben kendi iştahımla anlaşmışımdır: Hep benimle yatar, benimle kalkar, bütün gün bu anlaşmayı uygularız güzelce. Siz boşaltın içinizi dilediğiniz gibi. Ben de kendi müshilimi alırım bu arada. Neymiş o senin müshil? diye sordu Gargantua. Dua kitabım dedi Rahip Jean.

Ben kendimi duaların buyruğuna sokmam hiçbir zaman. Dualar insan için yapılmıştır, insan dualar için değil.

Gymnastes, Gargantua’ya düşmanın ardına düşmenin gerekli olup olmadığını sordu. Gargantua şöyle karşılık verdi ona: Hiç gerekli değil, çünkü gerçek askerlik sanatı gereğince düşmanı umutsuzluğa düşürmemeliyiz; bıçak kemiğe dayandı mı, düşman yıpranıp tükenmekte olan gücünü ve yüreğini yeniden toparlayıverir. Hiçbir kurtuluş umudu kalmaması, bitmiş tükenmiş insanları diriltip kurtaracak olan ilaçların en iyisidir. Nice zaferler, yenenlerin elinden kaçıp yenilenlerin eline geçmiştir, çünkü yenenler hak ettikleri kadarıyla yetinmeyip her şeyi çiğneyip yok etmeye, düşmanlarını haber götürecek tek kişi bırakmamacasına öldürmeye kalkışmışlardır! Düşmanlarınıza kapıları, yolları açın her zaman; hatta gümüşten bir köprü kurun onlara geçip gitmeleri için.

Strabon ve Plinius’a göre Nil’in suyu kadınları doğurgan kılıyor.

Bu işi daha başından oluruna bırakmamız gerekirdi; çünkü kavgayı çıkarmış olanlar, önemsenmekten çok küçümsenecek kişilerdi.

Efendimiz, Fransızların öyle yaradılışları ve huyları vardır ki, yalnız ilk atılımda yararlık gösterirler; şeytanlardan beterdirler o zaman; ama işe ara verildi mi kadınlardan beter olurlar.

Bizim babalarımız, dedelerimiz ve en eski çağlardaki atalarımız o düşünüş ve o huyla insanlardı ki, savaşlarda kazandıkları şanlı başarıların ve zaferlerin anısal kalıntısı olarak, fethettikleri ülkelerde mimarlık yapıtları bırakmaktansa yenilmişleri bağışlayarak yüreklerde angılar ve anıtlar bırakmayı yeğlemişlerdir.

Minnet duygusunun özü böyledir işte: Her şeyi kemirip tüketen zaman görülen iyiliklerin değerini arttırır, çünkü akıllı bir insana cömertçe yapılan bir iyilik onun soylu düşüncesinde ve gönlünde durmadan büyür.

Kötüleri kolayca ve gelişigüzel bağışlamak eğilimi onlara hep bağışlanacakları güvenini aşılayarak, yeniden kaygısızca kötülük yapma fırsatını verir.

Thelema (Yunanca): İrade, istek

Benim bildiğim asıl zaman kaybı saatleri saymaktır. Dünyadaki en büyük aptallık, insanın hayatını, sağduyusuna ve aklına göre değil de, bir çan sesine göre ayarlamasıdır.

Kalaer (Yunanca): Güzel, havalı

Arktika (Yunanca): Kuzeye bakan

Anatole (Yunanca): Doğuya bakan

Messembrine (Yunanca): Güneye bakan

Hesperie (Yunanca): Batıya bakan

Kryere (Yunanca): Dondurucu

Özgür, soylu, iyi yetişmiş kibar çevrede yaşayan insanların yaratılıştan içlerinde öyle bir içgüdü ve iti vardır ki, onları her zaman erdemli davranmaya ve kötülükten uzaklaşmaya zorlar. Onur dedikleri de budur. Aynı insanlar aşağılık baskılar ve zorlamalarla ezilip boyunduruk altına alınırlarsa, kendilerini açık yüreklilikle erdeme yöneltmiş olan o soylu duyguya başvurur ve bunu kölelik ve boyunduruğu atmak, kırmak için kullanırlar, çünkü bizler hep yasaklanan işlere girişir ve bizden esirgenen şeylere göz dikeriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: