Bir Genç Kız Yetişiyor- Betty Smith

Brooklyn’de yetişen Tuba ağacı süprüntülerde bile biter. Çimentoda bile yetişir. Güneşsiz, susuz adeta topraksız yaşar… ama lüzumundan fazla yetişir. Sadece fakir mahallelerde biterdi.

** Ailanthus altissima L. ( A. cacodendron (Ehrh.) Schinz & Thell., A. giraldii Dode, A. glandulosa Desf. A. peregrina (Buc’hoz) F.A. Barkley, A.sutchuensis Dode, A. vilmoriniana Dode, Albonia peregrina Buc’hoz, Pongelion glandulosum (Desf.) Pierre, Rhusca codendron Ehrh., Toxicodendron altissimum Mill.) Kokarağaç, Aylandız, Aylandoz, Cennet Ağacı, Osuruk Ağacı, Mundar Ağacı, Yalangoz, Yabanî Ceviz (İngilizce adları Tree Of Heaven, Chinasumac, Copaltree, Varnishtree): Anavatanı Kuzey ve orta Çin. Simaroubaceae familyasına dahil olan kokarağaç zarif bir şekilde kıvrılmış dalları ve çekici çiçekleriyle ilgi odağı olan  bir ağaçtır. Boyu genellikle 6-10 cm arasında değişen bitki 30 metreye kadar çıkabilmektedir. Tüysü bileşik yaprağı oldukça uzun olup 90 cm’ye ulaşabilmektedir. Yaprağın üzerinde hav olabileceği gibi hemen hemen tamamen tüysüz olarak da görülebilmektedir. En alt yaprakçıkta geniş bir kese ve küt bir diş bulunmaktadır.  Yumurtamsı sivri uçlu yaprakçıkları 25 cm kadar uzayabilmektedir. Yaprakçığın taban kısmında salgı kesecikli 1 – 3 çift diş bulunmaktadır. Bütün yaprak kenarı düzdür. Sarı renkli küçük çiçekleri büyük bir bileşik salkım oluşturur. Bitki iki evcikli bir ağaç türüdür, yani erkek ve dişi çiçekler farklı ağaçlarda bulunur. Erkek çiçekler tiksindirici bir kokuya sahiptir.  Meyveleri kanatlı, ince tek tohumlu ve tek bölmeli, kırmızımsı kahverengi renkte ve 3×0,8 cm ebatlarındadır. Mayıs ve Haziran ayında çiçeklenen bitkiler, sonbaharda meyveye durur. Kokarağacın anavatanı subtropikal ve sıcak iklime sahip olmasına rağmen bitki ılıman iklimlerden tropikal iklimlere kadar geniş bir alanda yayılmıştır.  Ülkemizin de sahip olduğu Akdeniz tarzı iklimlere iyi uyum sağlamaktadır. Bunun sebebi ise günün sıcak anlarında terlemeyi azaltmak suretiyle kurağa dayanıklı hâle gelebilmesi ve porlu odunuyla da köklerdeki suyun gerektiğinde yapraklara taşınmasını hızla sağlayabilmesidir. Sekiz ay kadar süren kurak dönemlere dayanabilmektedir. Farklı iklimlerin yanı sıra farklı yaşam alanlarında da bulunmaktadır. Şehirler, terkedilmiş araziler, çalılıklar, çam, meşe ormanları, orman kenarları, yol boyları nehir kenarları kokarağacın rahatlıkla yetişip gelişebildiği yerlerdendir. Nemden çok hoşlanmayan bir bitkidir. Amerika’da nemin müsaade ettiği her alanda yetişebildiği ifade edilmektedir. Bitki ağaçlık alanları işgal eden en yaygın odunsu türdür. 400-1400 mm arasında yağış alan bölgelerde rahatlıkla yetişen türün yayılımını orta Avrupa’da nemin, Akdeniz kuşağında ise toprak verimliliğinin belirlediği belirtilmektedir. Esasen hemen hemen her türlü toprakta yetişebilmektedir. En uygun gelişme sıcaklığı 7-18 °C olmasına rağmen -35 °C’ye kadar yaşadığı rapor edilmiştir. Çok farklı rakımlara uyum sağlayabilmekte ve 2400 m’ye kadar olan alanlarda yetişebilmektedir. ( http://i-bil.com/tur.aspx?id=17)

Manjer, Ten Eyck, Stagg sokaklarının önünden geçerlerdi. Güzel isimli çirkin sokaklar.

Annesi, Yahudilerin İsa’ya hiçbir zaman, marangozluk mesleğine yerleşmeyen ve evlenip aile kurmayan utanmaz bir çıfıt çocuğundan başka gözle bakmadıklarını söylemişti. “Yahudiler Mesihlerinin henüz doğmadığına inanırlar,” demişti… Herhalde Yahudiler onun için bu kadar çok çocuk doğuruyorlar, diye düşündü.

Çıfıt: Hileci, düzenbaz

Bence bizim gibi insanların arada bir bir şeyler israf edebilmesi iyidir. Böylelikle bir çok paraya sahip olmanın ve yetti- arttı meseleleriyle üzülmemenin nasıl olduğunu hissedebiliriz.

Ailelerinin sırtından geçinen ihtiyar adamlar alışveriş eder ve ufak çocuklara bakarlardı… Ekmek almazdan evvel bekleyebildikleri kadar beklerlerdi, çünkü fırında pişen ekmeğin aşina kokusu vardı ve pencereden giren güneş ihtiyar sırtlarına iyi gelirdi. Saatler geçerken oturup uyuklar ve zamanı dolduruyorlarmış gibi olurlardı. Bu beklemek onlara kısa bir süre için bir amaç verirdi ve kendilerini gene hemen hemen gerekli kişiler hissederlerdi.

İhtiyarı kimse istemiyor. Ölsün diye bekliyorlar. Ama o ölmek istemiyor. Çok ihtiyarlamış ve hayatında onu mutlu kılacak bir şey yok, ama o hala yaşamak istiyor.

Ve bir tane bile Brooklyn’li çocuk yoktu ki Brooklyn takımında oynamayı ABD’nin Cumhurbaşkanı olmaya tercih etmesin.

Flossie daima erkeklerin peşinden koşardı, erkekler de daima ondan kaçarlardı. Francie’nin Sissy teyzesi de erkelerin peşinden koşardı. Ama nedense erkekler de onu karşılamak için yolun yarısına kadar koşarlardı. Aradaki fark şuydu ki, Flossie Gaddis erkekler için ölüyordu, Sissy ise erkekler için tam manasıyla açtı. Bu da öyle büyük bir farktı ki …

Francie bütün bu şemsiyelere bakarken kendini mutlu hissetti. Fakir kimselerin fazla olan şeylere karşı sevgileri vardır.

İhtiyarlar mutsuz değildir. Bizim istediğimiz şeyleri arzulamazlar. Sadece vücutlarını sıcak tutmak, yumuşak şeyler yemek ve birbirleriyle eski zamanları anmak isterler. Kesin olan bir şey varsa o da şu: bir gün hepimiz ihtiyarlayacağız.

Goyem (İbranice): Uluslar, Yahudi olmayanlar

Anneleri kızlarının evde sadece İngilizce konuşmalarında ısrar etmişti. Almancayı ne kadar az anlarlarsa, babalarının zalimliğini de o kadar az anlayacaklarını düşünmüştü.

Anneannesi ırza saldırı yüzünden mahalleden kovulan bir delikanlının nasıl olup da gerçekte gene de iyi bir çocuk olabileceğini anlardı. İnsanların niçin yalan söylemeye, çalmaya ve birbirlerini incitmeye mahkum olduklarını anlardı. Bütün insani zaaflardan ve bir çok zalim kuvvetlerden haberdardı.

Çocukları kız doğduğu zaman ağlardı, çünkü kadın doğmanın bir yoksunluk hayatına mahkum edilmek demek olduğunu biliyordu.

Rommely ailesi kuvvetli kişiliği olan kadınlar yetiştirirdi, Nolan ailesi de zayıf ve yetenekli erkekler.

Katie, Johnny’le şarkı söyleyişini, dans edişini ve giyinmesini beğendiği için evlenmişti. Kadınlık gereği, evlendikten sonra Johnny’yi değiştirmek için işe girişti.

Burada eski ülkede olmayan bir şey var. Soğuk, yabancı şeylere rağmen burada … umut var… Eski ülkede bir adam geçmişe bağlıdır. Burada, geleceğin malıdır.

Bu çocuk okuma yazma bilen bir ana babadan doğdu. Bana göre bu büyük bir harika.

Ne yapayım, anne, ona daha başka bir dünya yaratmak için ne yapayım? Nereden başlayayım? Bunun sırrı okuyup yazmakta. Okumasını biliyorsun. Her gün çocuğuna iyi bir kitaptan bir sayfa okumalısın… Yükselmenin sırrı budur, anlıyor musun?

Hangi kitap iyidir? 2 tane büyük kitap vardır. Shakespeare büyük bir kitaptır. Duydum ki hayatın bütün sırrı o kitaptaymış. İnsanlar güzellik hakkında ne öğrenmişlerse, bilgelik ve yaşama hakkında ne öğrenebilirlerse, hepsi o sayfalardaymış.

Çocuğuna Noel Baba ve benim sana anlattığım efsaneleri anlat. Anne hortlak, peri gibi şeylerin olmadığını biliyorum. Çocuğa boş yalanlar öğretmiş olurum. Mary sert sert: Bu dünyada hortlak ve peri, öbür dünyada da melek var mı yok mu bilmiyoruz elbet.

Çünkü çocuğun hayal gücü denilen kıymetli bir cevheri olmalı. Çocuğun içinde hiç varolmayan şeyler yaşayan, gizli bir dünyası olmalı. Çocuğun inanması lazım. Bu dünyada olmayan şeylere inanmakla başlamalı. Sonra, dünya yaşanmayacak kadar çirkinleştiği zaman, çocuk içine çekilip kendi hayal dünyasında yaşayabilir.

Çocuk büyüyecek ve her şeyi kendi kendine anlayacak. O zaman benim yalan söylediğimi bilecek. Hayal kırıklığına uğrayacak. Buna gerçeği öğrenmek derler. İnsanın gerçeği kendi kendisine öğrenmesi iyi bir şeydir. İnsanın önce bütün kalbiyle inanması, sonra da inanamaması daha iyidir. Bu, hisleri besler ve geliştirir. Sonra bir kadın olduğu zaman insanlar ve hayat onu hayal kırıklığına uğratırsa, bunu önceden yaşadığı için o kadar zor gelmez. Çocuğunu yetiştirirken unutma ki acı çekmek de iyidir. İnsanın kişiliğini zenginleştirir.

Evet, o herkesin derdini dinlerdi ama kimse onun derdini dinlemezdi. Ama bu doğruydu çünkü Sissy vericiydi, asla alıcı değil.

Amaan, sen ne dediğini bilmiyorsun. Sade ses ve şiddet dolusun, hiçbir anlamın yok.

Ekseri Brooklyn’li Almanların canlarını sıkan herkese Yahudi demek adetleri vardı.

Acıklı olan taraf da bütün cesaretlerine rağmen hiçbir şey yapamayacaklarını bilmek, çaresizliklerini hissetmekti.

Çocuklar deniz kabuğunu candan severlerdi ve ona sevgi ifade eden bir de isim takmışlardı: Tootsy.

Sağlık memurları fakir ve cahillere aşının, kana öldürücü mikropla mücadele etsin diye zararsız çiçek mikrobu vermek demek olduğunu anlatmaya çalıştıkları zaman anne ve babalar buna inanmazlardı. Anlatılanlardan akıllarına sadece, sağlıklı bir çocuğun vücuduna mikrop aşılanacağı girerdi.

Kendini binbir çabayla aşağı bir muhitten çekip yükselten bir insan iki türlü hareket edebilir. Yükselince eski muhitini unutabilir; ya da yükselir ama muhitini asla unutmaz ve bin güçlükle yükseldiği sırada geride bıraktıkları için kalbinde bir şefkat ve anlayış saklar.

Kendi acıları onlara başkalarına merhamet etmeyi öğretmiyordu. Onun için çektikleri acılar boşa gidiyordu.

Nolan’lar bireyselciydiler. Dünyalarında yaşayabilmeleri için mutlak sert olan şeylerden başka hiçbir şeye boyun eğmezlerdi. Kendi kendilerinin yaşama tarzlarına uyarlardı. Hiç bir belirli grubun parçası değildiler.

Yağmurlu günlerde Miss Bernstone ders vermezdi. Bir tabaka kağıtla bir parça kömür alır ve sınıftaki en fakir, en düşkün çocuğun resmini çizerdi. Resim bittiği zaman pisliği yahut düşkünlüğü görmezdiniz; sadece masumiyetin ihtişamını ve bir de bebeğin vaktinden önce büyüyüşünün iç sızısını görürdünüz.

Kitaplar onun arkadaşları oldu. Her duyguya cevap veren bir kitap vardır. Sakin bir dostluk için şiir vardı. Genç kızlığa eriştiği zaman aşk hikayeleri olacaktı. Birisine karşı bir yakınlık duymak istedi mi o biyografi okuyabilirdi.

Francie rakamları ve sayıları severdi… Numaralar bir ailenin üyeleriydi ve mesele halledilince çıkan adet bir aile toplantısı oluşturuyordu… 0 kucakta bir bebekti. Hiç sıkıntı vermezdi. Meydana çıktığı zaman onu sadece taşırdınız. 1 yürümesini yeni öğrenen, çekip çevirmesi kolay cici bir kız çocuğuydu. 2 yarım yarım konuşup yürüyebilen bir erkek çocuğuydu. Aile hayatına (Toplamalara filan) pek az güçlük çıkararak karışırdı. 3’de anaokuluna giden daha büyükçe bir oğlandı. Ona biraz dikkat etmek lazımdı. Sonra 4 vardı, Francie’yle yaşıt bir kız. Bununla uğraşmak hemen hemen 2 ile uğraşmak kadar kolaydı. Anne olan 5, yumuşak huylu ve müşfikti. Büyük meselelerde gerçek bir anne gibi, her şeyi kolaylaştırırdı. Ailenin babası 6, ötekilerden daha sertti ama hakseverdi. 7 pek huysuzdu. Garip huylu bir ihtiyar dedeydi ve işin sonunda neler çıkacağı hiç kestirilemezdi. Nine olan 8 de sertti ama, 7’den daha kolay anlaşılırdı. Hepsinden güçtü de 9’du. 9 komşuydu ve onu aile hayatına sokmak o kadar güçtü ki!

Francie bu oyunu sonradan cebire de uyguladı. X, oğlanın hayatına giren ve her şeyi alt üst eden sevgilisiydi. Y, başlarına dert açan bir erkek arkadaştı.

Brooklyn ne kadar harikulade bir yer, diye düşünmüştü, sadece brooklyn’de doğmuş olmak bile insanı Amerikalı yapmaya yetiyor.

Fena bir kadın mıydı bu, baba? diye sordu. Hayır. Dünyada fena insan pek azdır. Yalnız kaderleri fena olanlar çoktur. Ama boyalıydı, hem de … İyi günler görmüş biriydi.

Örneğin kanuni bir sorun hakkında akıl danışmak istiyorsun. Avukata gerek yok. Sizin partinin milletvekiline sorarsın. Körün köre yol göstermesi. Böyle laflara inanma. Bir çok bakımdan aptaldırlar belki ama, hükümetin yasalarını ezbere bilirler.

Particiler güçlerini, çocukları küçükken elde edip parti prensiplerine göre yetiştirmelerine borçluydular. En aptalları bile, zamanın akıp geçtiğini ve bugünün çocuğunun yarının seçmeni olduğunu bilecek kadar zekiydi.

Kızlar ne kadar küçük olursa olsun ellerindeki şeye sıkı sıkı sarılırlar.

Micky: Közde pişen patates

Kadınların sırtlarında hep yen elbiseler vardı, eminim bugün için almışlardı. Katie o her zamanki açık sözlülüğüyle ekledi; En şık giyinmiş olanlar fahişelerdi, tabii ve her zamanki gibi, fahişelerin sayısı namuslu kadınların iki katıydı.

glase: Yumuşak deri

Francie: Para vermeye mecbur olduktan sonra bunun neresi hür? diye sordu. Şurası hür: Paran varsa, kim olursan ol, arabaya binebilirsin. Bazı ülkelerde insanlar, paraları olsa bile arabaya binemezler. Arabaya bedava binebilseydik daha hür bir ülke olmaz mıydı? diye ısrar etti. Hayır. Neden? O Bolşeviklik olur. Johnny sözünü şöyle bitirdi: Biz de ülkemizde Bolşeviklik istemeyiz. Neden istemeyiz? Çünkü biz Demokratız, Demokrasi de dünyanın en iyi şeyidir, diye kesti, attı.

Şükran Günü: Amerika’ya göçenlerin Amerika toprağında ilk defa ürün almalarını kutlamak için yapılan bayram. Kasım’ın 4. Perşembesi.

Öğretmeni, yalan söylemekle, hikaye uydurmak arasındaki farkı anlattı. Yalan, insanın fena kalpli ya da korkak olduğu için söylediği bir şeydi. Uydurma hikaye de insanın olabilecek bir şeyi anlatmasıydı. Yalnız insan olayı olduğu gibi anlatmaz, olmasını istediği gibi anlatırdı.

Gerçi Katie’de de olaylara renk verme alışkanlığı vardı ve Johnny yarı yarıya bir hayal döneminde yaşıyordu ama bu şeyleri çocuklarında görünce ezmeye çalışıyorlardı. Belki de haklıydılar. Belki de kendi hayallerinin, hayatlarındaki yoksulluğu lüzumundan fazla pembe göstererek bunlara dayanmalarına neden olduğunu biliyorlardı. Belki de Katie, bu özelliğe sahip olmasalardı zihinlerinin berrak olacağını, her şeyi olduğu gibi göreceklerini ve görünce de hayatlarından nefret ederek ne yapıp yapıp yaşayışlarını düzeltmek için bir çare bulacaklarını, biliyordu.

Francie yazı yazmaya başladığı sırada 10 yaşındaydı. Yazdığı şeylerin o kadar önemi yoktu. Önemli olan o, hikaye yazmak arzusunun, onu hayalle gerçeği birbirinden ayıran yoldan çıkarmamasıydı. Hayal gücü yazı yazmakta böyle bir yer bulmamış olsaydı, Francie büyük bir yalancı olarak büyüyebilirdi.

Francie kendini bildi bileli küfür işitmişti. Küfürbazlık ve pis ağızlılık bu insanların arasında kötü anlamlara gelmezdi. Bunlar, iyi konuşmasını bilmeyen insanların hislerini ifade etmek için kullandıkları usuldü. Bir lehçe gibiydiler. Cümleler, söylenirken kullanılan ifade ve ses tonuna göre bir çok şey ifade edebilirdi.

Francie beni anlamıyor. Sadece benim onu anlamadığımı anlıyor. Belki de yüksek tahsil yaparsa benden utanır… benim konuşmamdan. Ama karakteri çok sağlam olduğu için, bunu belli etmez. Onun yerine beni değiştirmeye çalışır. beni görmeye ve bana daha iyi bir hayat sürdürmeye çalışır. Ben de onun benden üstün olduğunu bildiğim için ona kötü davranırım. Francie büyüdükçe her şeyi fazla eleyip sık dokuyacak; o kadar çok şey bilecek ki, kendi mutluluğunu tehlikeye atacak.

Ölmek kolay iş değil.

Babaları onların yalan söylemesini rica etmiyordu. Sadece gerçeğe pek önem vermemelerini istiyordu.

Öyleyse kızlarla oğlanların arasındaki farkı söyle. Katie biraz düşünmüştü. Başlıca fark şudur: tuvalete girdikleri zaman kızlar otururlar, erkekler de ayakta dururlar. Francie, Ama anne, demişti. Ben o karanlık tuvalette korktuğum zaman ayağa kalkıyorum. Küçük Neeley, Ben de, diye itiraf etmişti, büyüğümü yaparken oturu… Annesi onun sözünü kesmişti. Her kadında biraz erkeklik, her erkekte de biraz kadınlık vardır.

Ama yoksulluk, açlık, sarhoşluk, çirkin şeylerdir. Konu olarak seçilmez. Bunların var olduğunu hepimiz biliriz. Ama bunlar hakkında yazı yazmayız.

Güzellik nedir? Keats’in tarifinden daha iyi bir tarif düşünemiyorum. Güzellik gerçektir, gerçek güzellik.

Herhalde beni artık sevmiyorsundur, ama emin ol kendi iyiliğin için söyledim. Bir gün bu sözlerimi hatırlayacak ve bana teşekkür edeceksin. Francie, büyükler hep bunu söylemekten vazgeçseler, diye düşündü.

Bazen düşünüyorum da, acı görmek, mücadele edip bağırmak, hatta bu müthiş acıyı bile çekmek, böyle bizler gibi, sadece güvende olmaktan daha iyi … O hiç olmazsa yaşadığını biliyor.

Miss Gardner’dan nefret etmiyordu artık. Miss Gardner’ı sevmiyordu ama ona acıyordu. Miss Gardner’ın dünyada hiçbir şeyi yoktu; kendisinin ne kadar haklı olduğuna dair inancından başka.

Evlendikleri zaman, başka bir erkek yüzlerine bakmasın diye Yahudi kadınlarının saçlarını keserler. Rahibeler, dünyayla alakalarını kestiklerini göstermek için saçlarını kestirirler.

Birbirimize gereğinden fazla benzediğimiz için birbirimizi anlamıyoruz, çünkü kendi kendimizi bile anlamıyoruz. Babamla ben ayrı ayrı kimselerdik ve birbirimizi anlardık.

İnsanlar daima mutluluğun uzakta olduğunu zannederler, erişilmesi güç bir şey sanırlar. Halbuki ne kadar küçük olaylar mutluluk verebiliyor; yağmurda sığınacak bir yer… sıkıntılı olduğum zaman bir fincan sıcak acı kahve; erkekler için sükunet verici bir sigara; yalnız olduğun zaman okuyasın diye bir kitap… sevdiğin birisinin yanında olmak. Bazen ufacık şeyler mutluluğun kapısı oluyor.

Ah, son defasında insan her şeyi ne kadar açık görüyor, büyütücü bir ışık tutulmuş gibi. Sonra da her gün gördüğü zamanlar buna daha sıkı sarılamadığı için yanıyor. Ninesi Mary Rommely ne demişti? Daima her şeye, ilk veya son defa görüyormuşsunuz gibi bakın. İşte böylece yeryüzünde geçen vaktiniz ihtişamla dolar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: