Seçilmiş Oyunlar 1- Arthur Miller

** The Story of G.I. Joe (Er Joe’nun Öyküsü) ve The Misfits (Uyumsuzlar) filmlerinin senaryolarını yazdı.

Keller, sağlam yapılı, vurdumduymaz bir adam; kaç yıllık bir iş adamı; ama fabrika işçiliğinin ve patronluğunun etkisi altındadır hala. Okurken, konuşurken, dinlenirken, bilinen şeylerde bile şaşırtıcı yanlar bulan cahil, okumamış insanların korkunç dikkatiyle hareket eder; kararları nice deneylerden ve köylülerinki gibi bir sağduyudan süzülmüş bir adam. Tam bir erkek.

Niye olduğunu bilmiyorum,ne zaman elimi bir şeye uzatsam, başkalarının zararına olacak diye geri çekmek zorunda kalıyorum… Saygılı ve düşünceli birisin de ondan; acayip bir şey yok ki bunda.

… ama bir arabayı kullandığın zaman, onun bir insanın bir başka insana sevgisinden doğduğunu bilmelisin; bu yüzden de daha rahat olmalısın biraz. Yoksa bütün edindiklerin hepsi yağmadır, çapuldur, kan vardır üstlerinde.

Herkesi seviyorsun, o yüzden de herkes seni sever sanıyorsun!

İnsanların nasıl nefret edebileceklerini bilmiyorsun, Chris. Öyle nefret ederler ki, dünyayı bile parçalarlar.

Bazı insanlar vardır hani, ne kadar çok hastalansalar o kadar çok yaşarlar.

Kocam beni plaja bile götürmez. Erkekler de küçük çocuklar gibidir tıpkı; iş komşunun çimenlerini biçmeye gelince dört elle sarılırlar.

Bir kadın, bir adamı geçindirmeye başladı mı, adam kadına bir sürü şey borçlanır. İnsan da alacaklısından nasıl nefret eder, bilirsiniz.

Ne bileyim ben, bu memlekette okumuşlar öyle çoğaldı ki, yakında çöpçü bile kalmayacak ortalıkta. Yaa, ne kadar boş adam varsa patron oldu çıktı.

Hukuk nasıl? Ne bileyim ben? Hastanede kendi kendime çalışırken pek saçma görünmüyordu, ama çıkınca, ortalıkta hukuk mukuk olmadığını anladım.

Bazı adamlar vardır dünyada, tek işledikleri suçu kabul etmesinler de, bütün dünya ipe çekilsin, razıdırlar.

Hepimiz döneriz, Kate. Bu özel, küçük isyanlar hep ölür. Hep uzlaşma yapılır sonunda. Garip de olsa Frank haklı her insanın bir yıldızı var. Doğruluk yıldızı. Hayatın boyunca ona erişmeye çalışırsın, ama bir kere söndü mü, bir daha yanmaz.

Hayatın boyunca ne zaman karşına bir zorluk çıktıysa bana bağırdın, bunun da meseleyi hallettiğini sandın.

Köpek gibi davranan adamları kurşuna dizerdik, ama orada gerçek olan şerefti, biz de bir şeyi koruyorduk. Ama burada? Koca köpeklerin yurdu bu; burada adamı sevmezler, ısırırlar!

Bir sürü insandan daha kötü olmadığını ben de biliyorum; ama daha iyi olduğunu sanmıştım. Bir insan olarak görmedim seni. Babam olarak gördüm. (Bütün Oğullarım)

Ömrünü törpü et, ev borcu öde. Sonunda senin olsun ama bu kez de içinde oturacak kimse bulunmasın!

Happy de kardeşi gibi kayıptır, ama başka bir alemde, çünkü yenildiği zaman yenildiğini kabul edenlerden değildir, bunun için de halinden memnun görünmesine karşın kafası daha karışık, kendi daha pişkindir.

Ne olur, ömrümde bir kerecik de bir şeyin parasını ödeyinceye kadar kırılmasa mübarek! Ne aldıksa doğru dürüst kullanmadan süprüntülük oldu! Otomobilin taksiti yeni bitti, kendi neredeyse işlemeyecek halde. Buzdolabının eskittiği kayışın sayısını ben artık sayamaz oldum. Herifler bu malların ömrünü hesaplı düşürüyorlar. Öyle hesaplıyorlar ki sen son taksiti verdiğin zaman malın da hayrı kalmamış oluyor.

Sen anlamıyorsun: Willy satıcı idi. Satıcı adamın yaşamında dayanılacak, temel olacak bir şeyi yoktur… öyle boşlukta giden bir adamdır… Gülümsemene karşılık gülümsemediler mi işte o zaman dünyanın sonu gelmiştir… Satıcı adam düş kurmak zorundadır, oğul. Mesleğin gereğidir bu. (Satıcının Ölümü)

Burada Salemlileri kötülükten kurtaran, dinden çok, sıkı çalışma idi. Çünkü, halk her buğday tanesi için kahramanlar gibi toprakla çekişmek zorundaydı.

Salem halkının aşırı softalığı Kızılderilileri Hıristiyan etmekteki başarısızlığın nedenleri arasındaydı. Belki de bu adamlar, Kızılderililerle din kardeşi olmaktansa, topraklarını almayı daha kazançlı buluyorlardı.

…her dönemde toplumsal kargaşalıklar mistik kuşkulara yol açar.

Ama her kurum, bir şeyin atılması, yasak edilmesi düşüncesi üzerine kurulur ve kurulmalıdır; çünkü iki şey bir arada aynı anda uzay içinde bulunamaz.

Cadı avcılığı, halkın bütün tabakalarında uyanan bir korkunun sapık bir belirtisi oldu. Bu korkuyu, teker teker herkeste gittikçe artamaya başlayan bir özgürlük isteği doğuruyordu.

Bununla birlikte, cadı avı sadece bir baskı değildi. Bu işe baskı kadar önemli bir gereksinim daha karışıyordu. Herkes, kurbanları suçlandırma bahanesiyle, içlerinde uzun zaman saklı kalmış suçlarını, günahlarını uluorta söyleme fırsatını buluyordu.

Öyle adamdı ki Proctor, insan deliyse onun karşısında hemen deliliğini anlar, işte onun için de bir Proctor her zaman iftiraya uğramak durumundadır.

Bir günah işlemişti Proctor, hem de yalnız zamanın ahlak modasına karşı bir günah değil, kendi dürüstlük anlayışına karşı bir günah. Bu adamlar günahlarını kilisede çıkarıp atamazlardı. Bu yanları bize de miras kalmıştır: Kendi kendimizi cezalandırıp adam etmeye yarayan bu özellik içimizde ikiyüzlülüğü de beslemiştir.

Hıristiyanlıkta dünyaya insanın değersizliği düşüncesi sürekli ve sistemli olarak aşılandı. Tanrının kurtaramadığı insan, yok olmuş demekti. Bütün bunlar düşünülecek olursa, şeytanın bir silah olarak gerekliliği anlaşılabilir: Öyle bir silah ki, her çağda insanları ikide bir kamçılamış, küçük büyük, bir kiliseye ya da bir din devletine teslim olmaya zorlamıştı…

Ama benim bildiğim din kitabında bir rahibin Allah’a dua etmek için altın şamdanlara da gereksinmesi yoktur.

Bir inanç ortalığı kana boyuyorsa, o inanca sarılıp kalmayın. İnsanı canından eden bir yasa yanlış bir yasadır. Yaşam, kadınım, yaşam. Tanrının en değerli lütfudur bize. Hiçbir ilke ne kadar yüksek, ne kadar parlak olursa olsun, kimseye can almak hakkını vermez.

İçinden geleni yap! Kimsenin ne diyeceğine bakma! Yeryüzünde Proctor’ı yargılayacak tek insan, Proctor’ın kendisidir.

Bu ad, benim adım da onun için! Yaşamda bir başka adım daha olamaz da onun için! Yalan, yalan söylüyorum, yalana imza atıyorum da onun için! Asılanların ayaklarının tozuna değmem de onun için! Adım olmadan nasıl yaşayabilirim? Ben size ruhumu verdim, siz de adımı bırakın bana!

Sizlere nasip olan tek mucize de bunu bana yaptırmış olmak! Siz de yaptınız yapacağınız büyüyü: Çünkü bir iyilik kıvılcımı parlar gibi oldu John Proctor’ın içinde! Bir bayrak olacak kadar büyük bir iyilik değil, ama böyle köpeklere atılmayacak kadar beyaz ve temiz bir iyilik! (Cadı Kazanı)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: