Yahuda İskaryot-Leonid Nikolayeviç Andreyev

İyiler çıkarcı, sinsi, numaracılığa ve yalancılığa yatkın olduğunu söyleyerek onu kınarken, hakkındaki fikirleri sorulan kötüler Yahuda’yı en acımasız sözlerle yerin dibine batırıyorlardı. Bizi hep birbirimize düşürmeye çalışıyor, diyorlardı kötüler tükürerek, aklındakini kendine saklıyor, evlere akrep gibi sessizce giriyor, ama dışarı çıkışı patırtılı oluyor. Hırsızların bile arkadaşı var, soyguncuların bile yoldaşı var, hatta yalancıların bile kendilerine doğruyu söyledikleri karıları var; Yahuda ise dürüst insanlara nasıl gülerse, hırsızlara da öyle güler, halbuki kendi de bilir maharetle çalmasını. Üstelik görünüş itibarıyla Yahudiye’nin bütün sakinlerinden daha çirkindir. Hayır, bizden biri değil şu Keriyotlu Kızıl Yahuda, diyordu kötüler…

Çocuğu yoktu ve bu bir kere daha işaret ediyordu ki, Yahuda kötü bir insandı ve Tanrı Yahuda’nın soyunun devam etmesini istemiyordu.

O’nu dışlanan ve sevilmeyenlere çeken o aydınlık itiraz merakıyla kararlılıkla kabul etti Yahuda’yı ve seçilmişlerin arasına kattı.

Cam gibi donup kalan bu sesler yüzünden hava öylesine ağırdı, ürkütücüydü ve göze görünmeyen yaşamla öylesine dolmuştu ki.

… sesi de değişkendi: Bazen erkeksi ve kuvvetli, bazen kocasını azarlayan yaşlı bir kadın gibi yaygaracı, usandıracak kadar cansız ve kulak tırmalayıcı; pütürlü ve çürük bir kıymık gibi kulaklarından çekip çıkarmak istiyordu sık sık insan Yahuda’nın sözlerini.

Sanki ense kökünden itibaren çifte kılıç darbesiyle bölünmüş ve yeniden bir araya getirilmiş gibiydi, basbayağı dört parçaya ayrılıyordu ve insanda güvensizlik, hatta endişe uyandırıyordu: Böyle bir kafatasının ardında sükunet ve ahenk olamaz, böyle bir kafatasının ardında kanlı ve acımasız çarpışmaların gürültüsü işitilir hep. Yahuda’nın yüzü de ikiye bölünmüştü: Sürekli bir şeyler arayan kara gözün olduğu taraf canlı ve hareketliydi, hevesle bir sürü eğri kırışık meydana getirecek şekilde toplanıyordu. Öbür tarafta ise kırışık yoktu, bu taraf ölü gibi pürüzsüz, düz ve donuktu, büyüklüğü diğer tarafla aynı olmasına rağmen geniş açılmış kör göz yüzünden kocaman görünüyordu.

İsa’nın en sevdiği öğrenci Yuhanna…

Petrus bir şeyler söylerken kelimeler ağzından, sanki onları çiviliyormuş gibi sert çıkardı. Petrus hareket eder ya da bir şeyler yaparken uzaktan bile duyulan bir gürültü çıkarır ve en sağır şeylerden bile cevap alırdı: Taş zemin ayaklarının altında uğuldar, kapılar titreyip çarpar ve havanın kendisi bile korkuyla irkilip uğuldardı. Tepelerin yarıklarında sesi sinirli bir yankı uyandırırdı, sabahları gölde balık yakaladıkları sırada ise bu ses uykulu ve parıltılı suyun üstünde yuvarlanır ve güneşin ilk ürkek ışıklarını gülümsetirdi. Ve muhtemelen bu yüzden seviyorlardı Petrus’u: Bütün diğer yüzlerde daha gecenin gölgesi uzanırken, onun kocaman kafası, geniş ve çıplak göğsü, sere serpe atılmış kolları gün doğumunun kızıllığında çoktan yanmaya başlamış olurdu.

Sürekli her konuda sorular sormasına ve arkasındaki duvarı ve duvara bağlı boynu bükük eşeği Fenike camı gibi gösteren saydam ve berrak gözleriyle dosdoğru bakmasına rağmen hiçbir şey bilmiyordu şu Tomas.

Ama yalan söyledin!- dedi Tomas. Evet, söyledim, -diyerek sakince kabul etti İskariot. -Ben onlara istediklerini verdim, onlar da bana lazım olanı. Yalan dediğin nedir ki, benim akıllı Tomas’ım? İsa’nın ölümü daha büyük bir yalan olmaz mıydı?

Sanki bir zamanlar bir taş yağmuru geçmişti buradan ve yağmurun ağır damlaları sonsuz düşüncelere dalmışçasına donup kalmıştı. Koparılıp ters çevrilmiş bir kafatasına benziyordu bu olabildiğince ıssız hendek ve içindeki her taş donup kalmış bir düşünceyi andırıyordu, sayıca çoktular ve hepsi düşünüyordu, efkarla, sınır tanımadan ve inatla.

İşte uçurum kenarı. Taş son kez muntazam bir hareketle yükseliyor ve ağır bir efkarla sakin sakin ve yusyuvarlak aşağıya, görünmeyen uçurumun dibine uçuyordu.

Yumuşak bakan affedilecek, kapıda karşılayansa başkalarına darlık verir (Eski Ahit, Süleyman’ın sözleri)

Senin benim diye bir şey yokken çalmak nasıl mümkün olabilir ki? Ne kadar lazımsa alacaksın, kardeş, hepsi bu. Peki yalnızca O’nun sözlerini tekrarlaman ne kadar zamanını aldı? Zamanın kıymetini bilmiyorsun, akıllı Tomas.

… Bir düşün, ey faziletli Tomas; O’nun sözlerini tekrarlamakla iyi mi, yoksa kötümü yapıyorsun. Ne de olsa O kendi düşüncesini söyledi, ama sen değil.

Bilmez miyim ben bütün öğrencilerin belleğinin kötü olduğunu? Ve öğrencilerin öğretmenlerini her zaman kandırdığını?

Akılsız olan yakınına küçümseyici şeyler söyler; ama akıllı olan susar. (Eski Ahit, Süleyman’ın sözleri)

Aptal her söze inanır, aklıselim sahibi ise yürüdüğü yollara dikkat eder. (Tomas’a)

Yeme içme konusunda bir miktar aşırıya kaçan ve bundan utanan Matta’ya ise, büyük saygı beslediği bilge Süleyman’ın sözlerini örnek göstermişti. Doğru yolu bulan doyana kadar yer, kutsal yasayı çiğneyenlerin ise karnı boş kalır.

** Sadukiler: İsa’nın yaşadığı dönem ve Yeni Ahit döneminde Sadukiler aristokrat idi. Varlıklı olmak ve haham ve hahambaşı gibi güç sahibi mevkilere gelmek için çalışmakta ve yönetici konsey olan Sanhedrin’de 70 koltuğun çoğunluğunu elinde bulundurmaktaydılar. Roma’nın kararlarına katılarak barışı sağlamak konusunda çok çalışmışlardır (İsrail o zamanlar Roma İmparatorluğu’nun kontrolü altında bulunmaktadır) ve politika ile dinden daha fazla meşgul olmuş gibi görünmektedirler. Çünkü Roma ile uzlaşı içindeydiler ve varlıklı üst sınıftılar. Dini açıdan Sadukiler doktrinel bir ana konuda daha tutucuydular. Ferisiler Tanrı Sözü ile sözlü geleneğe eşit derecede otorite verirken, Sadukiler sadece yazılı olan Söz’ün Tanrı’dan olduğunu kabul etmişlerdir. Sadukiler yazılı Tanrı Sözü’nün, özellikle de Musa tarafından yazılan kitapların (Yaratılış’tan Yasa’nın Tekrarı’na kadar) otoritesini korumuşlardır. Kutsal Yazılar ile inançları bakımından çeliştikleri konular: 1. Tanrı’nın gündelik hayata katılımını inkar etme 2. Her türlü ölümden dirilişi inkar etmişlerdir 3. Ölümden sonra yaşam olduğunu inkar etmiş, ruhun ölümle yok olduğuna inanıp dünyevi yaşamdan sonra herhangi bir ceza veya ödül olduğunu reddetmişlerdir. 4. Ruhsal bir dünyanın, yani melekler ve iblislerin varlığını inkar etmişlerdir. Sadukiler siyasete dinden daha çok ilgi duyduklarından, Roma’nın ilgisini çekebileceğinden endişe duyana kadar İsa’ya ilgisiz kalmışlardır. Bu noktada Sadukiler ve Ferisiler Mesih’i öldürmek için bir araya gelmiş ve komplo kurmuşlardır. Yuhanna’nın kardeşi Yakup’un öldürülmesiyle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca, tarihçi Josephus tarafından İsa’nın kardeşi Yakup’un ölümüyle de ilişkilendirilmektedirler. Bu parti siyasi ve dini bağları nedeniyle varolduğu için Roma, M.S. 70’de Kudüs’ü ve tapınağı yok ettiğinde, Sadukiler de yok olmuştur.

** Ferisiler: Sadukilerin aksine, Ferisiler çoğunlukla orta sınıf işadamlarıydı ve bu nedenle sıradan vatandaşlarla temas halindeydiler. Ferisiler, sıradan vatandaşlar tarafından Sadukilerden daha yüksek saygı görmüştür. Sanhedrin’de azınlık oldukları ve papaz olarak azınlıkta bir dizi görevde bulundukları halde, halkın desteğini almış oldukları için Sanhedrin’in karar verme sürecini, Sadukilerden çok daha fazla kontrol ediyor gibi görünmektedirler. Dini olarak, yazılı Söz’ün Tanrı tarafından esinlenildiğini kabul etmişlerdir. Mesih’in dünyevi görevi zamanında bu, şu an Eski Ahit olarak bildiğiniz kitap haline dönüşmüştür. Fakat aynı zamanda sözlü geleneklere de eşit otorite vermişler ve bu durumun Musa’ya kadar geri gittiğini söyleyerek savunmaya çalışmışlardır. Yüzyıllar boyu gelişen bu gelenekler, yasak olmasına rağmen Tanrı Sözü’ne eklenmiştir ve Ferisiler Eski Ahit’le birlikte bu geleneklere de sıkı sıkıya uymaya çalışmışlardır. Sadukilerin aksine, şunlara inanmışlardır: 1. Tanrı’nın her şeyi kontrol ettiğine, ancak bireylerin verdikleri kararların da bir kişinin hayatının seyrine katkıda bulunduğuna inanmışlardır. 2. Ölülerin dirildiğine inanmışlardır. 3. Kişisel uygun ödül ve cezayla ölümden sonra yaşam olduğuna inanmışlardır. 4. Meleklerin ve iblislerin varlığına inanmışlardır. Ferisiler Sadukiler’in rakipleri olsalar da, tek bir konuda farklılıklarını bir kenara bırakmayı başarmışlardır- Mesih’in yargılanması. Bu noktada Sadukiler ve Ferisiler Mesih’i öldürmek için birleşmişlerdir. Sadukiler, Kudüs’ün yıkılmasından sonra ortadan kalksalar da, din ile siyasetten daha fazla ilgili olan Ferisiler var olmaya devam etmişlerdir. Aslında, Ferisiler M.S. 70’te Kudüs’ün yıkımını getiren isyana karşı çıkmış ve daha sonra Romalılar ile barış yapan ilk kişiler olmuşlardır. Yahudiliğin tapınağın yıkılmasının arkasından devam etmesine sağlayan önemli bir belge olan Mişna’nın derlenmesinden de Ferisiler sorumludur. Hem Ferisiler hem de Sadukiler İsa’dan çok sayıda azar işitmişlerdir. (https://www.gotquestions.org/Turkce/ferisiler-sadukiler.html)

** Obolos: Yunan parası Drahmi’nin 1/6’sı gümüş metelik.

Günahtan onu henüz işlemeyen korkar. Günahı zaten işlemiş olan niye korksun? Ölümden ölü mü korkar, yoksa canlı mı? Canlı olana da, korkusuna da güler ölüler.

Hoşana (İbranice): Kurtarıcıya övgüler olsun!

Ve düşünceye daldı akşam sessizliği, uzun gölgelerle uzanıp karadı ve birden içini çekti üzüntüyle savrulan yaprakların hışırtısıyla, çekti içini ve geceyi karşılayarak taş kesildi.

Kimi öpersem O’dur. Alın ve dikkatli götürün.

Evet! Sevgi öpücüğüyle ihanet ediyoruz Sana! Sevgi öpücüğüyle teslim ediyoruz Seni horlanmanın, eziyetin ve ölümün kollarına! Sevgi dolu bir sesle çağırıyoruz cellatları karanlık deliklerden ve bir haç dikip dünyanın en tepesinde yükseğe kaldırıyoruz haçın üzerinde sevgiyle çarmıha gerilmiş sevgiyi. Öylece dikiliyordu Yahuda ölüm gibi suskun ve soğuk, ama İsa’nın etrafında yükselen feryat ve patırtılar cevap veriyordu ruhunun çığlığına. Silahlı bir kuvvetin kaba tereddütü ve bulanık kavranan bir amacın sakarlığıyla askerler O’nu kollarından yakalamış bir yerlere sürüklemeye başlamışlardı bile kendi tereddütlerini direniş, korkularını da alay ve küçümseme zannederek. Bir avuç korkmuş kuzu gibi birbirine sokulmuştu öğrenciler…

** Sanhedrin: M.Ö. 165’ten psikoposluğun bitimi olan M.S. 425′ kadar Roman Filistin’de çalışan Yahudi Konseyi. İncil’in birçok kitabında da İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ve Petrus ile Yahya Peygamber hakkında hüküm verilmesiyle ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Talmudların kaynaklarına göre Sanhedrin 71 bilgeden oluşan ve bunların belirli zamanlarda Kudüs Tapınağı’nda, yasama, yargı, diyanet ve tören işlevlerini yerine getirdiği bir kuruldu. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Sanhedrin)

** Baş Kohen: Rahip, kahin. Yhaudiler’de baba tarafından Tora’daki Aaron (Harun)’un torunlarıdır. Tora’da Yahudi olsun veya olmasın rahiplere verilen isimdir. Kudüs Tapınağı döneminde Kohenlerin gerek günlük gerekse kurban festivallerinde kendilerine düşen özel görevleri vardı. Yaşça en büyük olana Baş Kohen denir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Kohen)

Hanna önceki başkahin, Kayafa damadı ve başkahin İsa’yı Sanhedrin’de yargılayanlar.

İstediğin zaman ateşe atma cesaretini gösteremeyeceksen ruha neden ihtiyacın var?

Kurban bir kişi için ıstırap, kalan herkes için utançtır.

Mahvetmek istediniz dünyayı, İsa’yı üstüne gerdiğiniz haçı öpmeye başlarsınız yakında!

Ne yapmalı, diye mi soruyorsunuz Yahuda2ya? İşte cevap veriyor Keriyotlu, cesur ve muhteşem Yahuda: Ölmeli. Yola yatıp askerlerin kılıçlarını, kollarını tutmalıydınız. Onları kendi kanlarınızda boğmalı, ölmeliydiniz, ölmeliydiniz!

Ayağıyla kenardan kendini ittirip sallanmadan önce Keriyotlu Yahuda dikkatle bir kere daha uyardı İsa’yı: Beni şefkatle karşılamayı unutma, çok yoruldum, İsa.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: