Seçme Hikayeler- Sait Faik Abasıyanık

Bir balıkçı ne kadar ihtiyar olursa olsun, derisi ne kadar buruşuk bulunursa bulunsun her zaman kafası genç, dinç; boynu sağlam ve diktir.

Floka: Küçük yelken

Çapari: Her bir iğnesine çeşitli kuşların kanat ve tüyü takılan çok iğneli olta

Paraketa: Yüzlerce iğneli köstek bulunan uzun balık oltası. (Stelyanos Hristopulos Gemisi)

Tedai: Çağrışım

İnkisar: Kırgınlık

Hendese: Geometri

Müselles: Üçgen

Zaviye: Köşe

Müsavat: Eşitlik

Sevkitabii: İçgüdü

Nehari: Gündüzlü

İstikrah: Tiksinme (Zemberek)

Samiin: Dinleyiciler (Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri)

Muharir: Gazeteci

Tebşir: Müjde

O buhar içinde hatırlıyorum ki, o civarda insanlar korkunç şeylerdi. Garip gözleri vardı. Sabah sabah damlıyorlar; nasıl kazık atacağız birisine, diye fırıl fırıl, yalnız hamallarla çuvalların gezindiği sokaklarda dolaşıyorlardı. Bütün mesele bir yere mal yığmaktı. Bütün esele ötekini kafese koymaktı. Zamanlar normaldi ama bu normal zamanda da onlar, anormal zamanlar için pişiyorlar, sanki bugünü bekliyorlardı.

Tabilik: Yayımcılık (Ben Ne Yapayım?)

Yaşını almış bir adamın yirmi yaşındaki çocuk kederlerini, sevinçlerini yaşaması ne demektir, diye düşünüyorum: Belki, bir geç olma hadisesi. Belki de bir çeşit hazları, kederleri, çocuklukları uzatma eğilimi. Ama bu uzayan yaz, kışın gelmeyeceğine alamet değil. Kış müthiş olacak, kar yolları kapayacak, bembeyaz ovada ölülük uzayıp gidecek… Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dolacağım. İstediğim aleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım. Sonra çarşılardan çarşılara, insan sesleri arasında, her şeyi sizinle kurulmuş bir şehirde dolaşacağım. (Havuz Başı)

En uzunumuzdan bir metre daha uzun, en genişimizden yarım metre daha geniş, en şişkomuzdan 150 kilo daha ağır bir adam yaşıyor içimizde. Bereket, en kötümüzden daha kötü, en nankörümüzden daha nankör, en akıllımızdan iki misli daha akıllı değil! Yoksa halimiz nice olurdu? Aksine en iyimizden, en kendi halindemizden 5 defa daha iyi, daha mütevazı…(Uzun Ömer)

Bununla beraber güzellik bir vehim değildir. Hakikat olarak da vardır. Gençlikten; boydan, bostan; kaştan, gözden, halden, kanı sıcaklıktan bir şeyler alıp insanı sevgiye, hayata çağıran bir yaradılış mucizesidir.

Eskiden klişeler vardı… İnsan basardı klişeyi… Bugün gözlerimizle sözlerimiz klişelerden kaçınırlar ama yine de onların tesiri altındadırlar.

İnci Hanım’ın oturduğu ev, evden bozma bir apartman. Keşke beni apartman yapmasalardı. Apartmanlık benim neyime?! Apartman dediğin şey Talimhane’de olur. Ben bir aileyi ancak barındıracak bir evken, ne yapalım, 4 katlı bir apartman olduk. Ev sahibinin sayesinde! diyen evlerden biri.

Yine ne kızlar vardır ki talihleri onları sinema yıldızı yapacağına sinema delisi edip bırakıvermiştir.

Maruf: Tanınmış, ünlü (Kraliçenin Evinde)

Milyonluk şehirlerde de yaşasa insanoğlunun hayatında bir yalnızlık, bir kendi içine çekilme günleri doludur. İçimizdeki sevinçleri, kederleri paylaşacak insan nerede? En yakınlarımızdan bile uzaklaştığımız, derdimizi kimseciklere söyleyemediğimiz günlerimiz olmaz mı? Karı, koca, ana, oğlu, kardeş, baba hepsi ayrı ayrı kederlenir, ayrı ayrı üzülür. Kendi kendimiz kadar kim paylaşır derdimizi? Gün olur arkadaş, dost, sevgili, oğul, ana, baba, kardeş hepsi elimizi bırakıverir. Öyle günlerin en kaçılacak yeri neresidir? Ben kendi nefsime böyle günlerimde parklara giderim. Park ismi de güzel ya, millet bahçesi daha güzel ama.

Her zaman Şarlo ruhunda bir serseri düşünürüm. İnsanlardan korkar, insanları sever, onlardan kaçar, hep kötülük görmüştür onlardan, hep itelenmiş, hep kakalanmıştır.

Peyke: Genellikle dükkanlarda bulunan tahta sedir.

İçine evler, çorbalar, aileler yapışır yapışır koparılır. Sessiz ayaklarının altında çıtır çıtır çıtırdayan yollarda yalnızlığını gezdirir durur. (Açık Hava Oteli)

Anadan doğma körün dünyaya kendine göre bir şekil vermesi; hatta bir dünya görüşüne, bizim kavrayamayacağımız bir dünya görüşüne sahip bulunması, mümkün. Kim bilir güzellik dediğimiz garip, müdafaası müşkül, çoğu zaman haksız şey belki sesimizde, belki kokumuzda, belki ellerimizin sıcaklığında ve titreyişindedir. Herhalde anadan doğma bir kör kızın seçeceği erkek mühim bir adamdır. Gözlü kadınların anlayamayacağı bir güzelliğe, bir erkekliğe sahiptir.

Ferit Bey’in lügatında diş kelimesi yoktur. Ne kimseye diş biler, ne dişe dokunur, ne de dişi geçer.

Bidayet Mahkemesi: Davaların ilk görüldüğü mahkeme (Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam)

Fındık tekir kedi renginde bir kurt köpeği ile av köpeği piçidir. Aşk mahsülü olduğu için güzel olması lazım gelir amma güzel değildir. Büyük, kalın kuyruğunu oynatarak, kahverengi gözlerini kırparcasına yanınıza yaklaştığı zaman kafasını okşamazsanız şayanı hayret bir adamsınız, demektir. Bu kadar sevilmek ihtiyacıyla kendine yaklaşan bir hayvanı reddedebilmek için insanın ömründe hiç aşık olmaması, hiç sıkıntı çekmemesi, hiç kalp yumuşaklığı nedir bilmemesi lazım gelir.

Düsseldorf Canisi/Vampiri/ Peter Kurten (1883-1931): 9 kişiyi öldürmüş, yaralarından kan içmiş. Kriminoloji tarihindeki yerini “bir psikiyatrist tarafından sorgulanan ilk seri katil” olarak almıştır. (https://www.frmtr.com/garip-olaylar/134923-peter-kurten-1883-1931-seri-katil-dusseldorf-vampiri.html) (Fındık)

Münhani: Eğri

Mustatil: Dikdörtgen

Körlük ne kadar modası geçmiş bir edebiyata benziyor. Kılı kırk yaran bir edebiyata… (Eftalikus’un Kahvesi)

Pırıl pırıl eleğimsağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem, bir İlkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kim bilir?

Eleğim sağma: Gökkuşağı

Nikoli’nin oltasının yemini kuyruğuyla sarsmakta olan Sinağrit Baba, Nikoli’nin bir kusurunu arıyordu. Onda kusur mu yoktu. Evvela sarhoştu. Sonra da ahlaksızdı, kendini düşünürdü ama cesurdu, cömertti, hiç kıskanç değildi. Fukaraydı. Kibirliydi de. Sinağrit Baba kibirli fukarayı severdi ama Nikoli’nin kibrini beğenmiyordu. İnsanoğlunda o başka bir şey, gurura pek benzeyen şey, yerinde, vaktinde bir gurur, o da değil, insanoğlunun insanlığından ta saçının dibinden, oltasını tutuşundan beliren, isteyerek olmayan, ama pek istemeyerek de gelmeyen bir gurur isterdi.

** Sinarit (Dentex dentex): Sparidae (Mercan) balığının bir türüdür. Sinarit Akdeniz’de yaygındır, ama Karadeniz ve Britanya Adaları’ından Moritenya’ya, bazen Senegal ve Kanarya Adaları’na kadar Doğu atlas Okyanusu’nda da görülür. 200 m ye kadar kumlu veya taşlı derinliklerde yaşar, ve diğer balıklardan, yumuşakçalardan ve kafadan bacaklılardan beslenen etkin bir yırtıcıdır. Az bulunur ve eti çok lezzetlidir. Sinarit yılın çoğu döneminde yalnızdır, ama üreme süresince birkaç hafta gruplarda yaşar: tamamen büyümüş sinaritler ilkbahar boyunca, yüzeye yakın sıcak suda 2-3 hafta birlikte kalırlar. Yetişkin sinarit bir metreden fazla boya ve 20 kg ağırlığa erişebilir. Genç sinaritlerin mavi yüzgeçlerle birlikte kahverengi-mavi olmak üzere gri-mavi olan yetişkinlerden daha farklı bir yüzeyi vardır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Sinarit)

Sinağrit Baba onları kurtarmanın bu kadar kolay olduğunu biliyordu ama bildiği bir şey daha vardı, o da ister su, ister kara, ister hava, ister boşluk, ister hayvan, ister nebat aleminde olsun bir kişinin aklıyla hiçbir şeyin halledilemeyeceğini bilmesiydi. Ancak bütün balıklar oltaya tutulan hemcinslerini kurtarmanın tek çaresinin koşup o yakamoz yapan ipi koparmak olduğunu akıl ettikleri zaman bu hareketin bir neticesi ve faydası olabilirdi.

Bütün devirler ve seneler boyunca kendisini tutan oltanın sahibi ne cesaretini, ne cömertliğini, ne gururunu tecrübeye, bir imtihana tabi tuturmamış, her devirde talihi yaver gitmiş birisiydi… Ölmeden evvel adama bir daha baktı. Namuslu, cesur, cömert ölecek olan bu adamın hakikatte korkakların en korkağı, namussuzların en namussuzu olduğunu alnında okuyordu. Bu adam o kadar talihliydi ki daha, ikiyüzlülüğünü kendi kendisine bile duyacak fırsat düşmemişti. (Sinağrit Baba)

Maestro/Mistral: Adriyatik Denizi’nde kuzeybatıdan esen rüzgar. Akdeniz’de Sardinya ve Korsika’da da eser.

Dıramudana: Rumca bir rüzgar adı

Tirşe: Yeşil- mavi arası renk

Teşrin: Ekim ve Kasım aylarına verilen ortak ad

** Saka (Carduelis carduelis) : İspinozgillere ait bir kuştur. Kafeslerde de sıklıkla beslenen bu kuş türü, özellikle ötüşüyle ilgi çekmektedir. Görünüm itibariyle serçeyi andıran saka kuşu, tüylerinin deseni ve renkleriyle de ayrıca ilgi görmektedir. Farklı formları da bulunan saka kuşunun yaşam alanı Avrupa, Türkiye, İran, Orta Asya’nın batısı, Fas, Cezayir, İngiltere’nin güneyi, Rusya’nın Karadeniz’e bakan taraflarıdır. Saka kuşu ortalama 13 santimetre boylarında bir kuş türüdür. Hem ötüşü hem de renkleri nedeniyle çok uzun yıllar önce dahi kafeslerde beslenen saka kuşunun doğal bir özelliğinden dolayı bu ad ona verilmiştir. Saka kuşu doğal ortamda hem yuva yapmak için hem de beslenmek için küçük dalları iki ayağı ile kıstırarak kendisine çekebilmektedir. Bu olayı gören kişiler bu keşiften sonra olayı bir seyir haline getirmişlerdir. Bundan sonra kafese konulan saka kuşlarının da kafeste bulunan su kabından su içmek için tıpkı doğada olduğu gibi, dışarıda bulunan su kabını kendisine doğru çekmektedir. Bu özelliği nedeniyle su satıcısı anlamına gelen saka ismi bu kuşa verilmiştir. Saka kuşunun renklerine bakıldığında ana renkler göze çarpmaktadır. Gözünün arkasında bulunan kırmızılık, boynundaki esmer bant deseni, kanatların altında gövdeye uzanan sarı geniş bant, kahverengi sırt ve beyazımsı kuyruk sokumu saka kuşuna farklı ve güzel bir hava katmaktadır. Saka kuşu genellikle orman kenarlarında ve ağaçlık yerlerde yuva yaparak yaşamaktadır. Doğal ortamda deve dikeni tohumuyla beslenmektedir. Saka kuşu sürü halinde yaşayan bir kuş türüdür. Bahçe ve parklarda sıkça karşılaşılan bu kuş türü, yuvasını yerden ortalama 6 metre yüksekliğe yapmaktadır. Saka kuşunun dişisi üreme döneminde 6 adet yumurta bırakmaktadır. Dişi bir üreme mevsiminde ortalama 3 kere kuluçkaya yatabilmektedir. Saka kuşu gezici kuş grubunda yer almaktadır. Kısa süreli olarak göç eden saka kuşu, bir süre sonra tekrar eski yerine ve yuvasına gelmektedir. Saka kuşunun farklı formlarda, renklerde ve desenlerde birçok türü bulunmaktadır. Bunlardan en çok bilinen ve beslenenleri şunlardır; Kömürcü sakası (Saka ailesinin en küçük ve doğada en fazla bulunan türüdür. En çok evcilleştirilendir ve saka yetiştiricileri arasında en çirkin saka olarak da bilinir.) Ak gerdan Saka (Boğazında fasulye kadar bir beyazlık olduğu için bu adı almıştır. Kömürcü sakasına oranla biraz daha büyüktür. Aynı zamanda kuyruk tüylerinin iki yanında da beyaz lekesi vardır.) Kasım sakası (Saka kuşu türleri arasında en çok ilgi gören ve dikkat çeken türdür. Hem ötüşü hem de formuyla saka besleyenleri cezbetmektedir. Ancak bu saka kuşu türü aynı zamanda en vahşi türdür. Kasım sakasının kuyrukları daha uzun ve kafaları daha büyüktür.) Keneset (Ensesinde bulunan mercimek büyüklüğündeki kırmızılıktan dolayı bu ismi almıştır.) Mart Sakası (Mart ayında göç ettikleri için bu adı almışlardır. Kanarya ile çiftleştirilmesinden sedalı kuşlar elde edilebilmektedir. Tok bir sese sahip olan mart sakası, saka kuşu türleri arasında ötüşüyle dikkat çeken türlerdendir.) (https://www.kuslar.gen.tr/saka-kusu.html)

** İskete (Spinus spinus): İspinozgillerden yarı göçmen kuş türü. Asya ve Avrupa’nın bir bölümünde yaşayan bu kuş türü, Türkiye’nin sadece Karadeniz bölgesinde görülmektedir. Yaklaşık 11-15 cm arası değişen boyları, koyu renkli kanatları sarı renkleri vardır. Akışkan ve cıvıltılı ötüşe sahip İskete kuşları bu ötüşleri ile dikkatleri çekmektedir. Genellikle karışık ormanlarda yaşarlar. Çoğu zaman keten kuşu gruplarıyla birlikte sürü halinde yaşadıkları görülmektedir. Ortalama 12 cm civarında, kısa çatalkuyrukları olan ve küçük kafalı bir kuştur. Kanatları genellikle koyu renkli olur ve üzerlerinde sarı veya sarımtırak renkli motifler bulunur. Gövde kenarları boyuna doğru koyu renklerle işlenmiş ve kuyruk uçları sarı motiflerle bezenmiştir. Kanatlar açıldığında kanatlardaki sarımtırak motifler bir şerit gibi görünür. Erkek iskete kuşunun gaga altı ve başı siyahtır. Gerdan ve kaşı yeşilimsi sarıdır. Dişilerde ise takke yeşilimtırak gridir. İskete kuşları genellikle Mart aylarında, Karadeniz’in yüksek kesimlerinde ürerler. Mart aylarında yuva yapmaya başlayan bu kuşlar, ağaç tepelerine, gizli yerlere yuva yapmayı tercih etmektedir. Genellikle iğne yapraklı ve karışık ağaçlı ormanlarda yaşarlar. Ladin ormanlarında sık rastlanırlar. Kızılağaç ve huş ağaçlarına konarak keten kuşları gibi bunların tohumlarını yerler. Bu nedenle genellikle keten kuşlarıyla birlikte görülürler. Ağustos böceklerini, arıları, yaprak pirelerini, sivrisinekleri ve bunlara benzer birçok böcek türünü yiyerek beslenirler. İskete kuşları çoğu zaman atmacalara yem olurlar. Karabaşlı iskete kuşları yarı göçmen kuş gruplarına girerler. Kışı Güney Avrupa’da geçirir ve oldukça büyük sürüler halde bulunurlar. Oldukça hareketli bir kuş türü olup yuvalama dönemlerinde bile sıkça yer değiştirirler. Yuvalarını ladinlerin yüksek kesimlerine yaparlar ve ürkek bir kuş sayılmazlar. Yuvalara dişiler 4-5 yumurta yaparlar. Kuluçka süreleri değişse de, ortalama 13 gün sürmektedir. İskete kuşları kayın ağacı meyvelerini soymadan yerler. Ayrıca diken tohumlarını çok tercih ederler. Yemlerini ararken çok aktif görünürler. Küçük dallara tırmanarak, kafalarını aşağı doğru sarkıttıkları görülür. Türleri: Karabaşlı İskete (Yarı göçmen isketeler arasında yer almaktadır. Ötücü bir türdür. Ortalama boyları 12 santimetre olan karabaşlı isketelerin kafaları ufak ve kuyrukları çatal şeklindedir. Yarı göçmen olduklarından Kışları Orta Avrupa’da ve Güney Avrupa’da yaşarlar. Ancak genel yaşam alanları arasında Asya ve Türkiye de vardır. Türkiye’de de Karadeniz Bölgesinde yerleşik olarak yaşamlarını sürdürürler.) Çam İsketesi (Kuzey Amerika bölgesinde yaşamını sürdüren bu iskete türü genellikle sürü halinde dolaşan kuşlardır. Kış aylarında Kuzey Amerika’nın güney bölgelerine göç ederler. Ortalama boyları 14 santimetre olan bu iskete türünün rengi diğer isketelere göre daha sadedir.) Kara Kasketli İskete (Bu iskete türü adını kafasının üzerindeki kasket şeklindeki siyahlıktan almıştır. Kanat ve kuyruk tüyleri siyah olan kasketli isketenin vücudunun geri kalan kısmı zeytin yeşili renktedir. Kasketli isketenin genel yaşam alanı yüksek bölgelerdeki çamlık alanlardır. Guetamala ve Meksika bölgelerinde sıklıkla görünürler.) Siyah Başlı İskete (Bu iskete türünün kafasında, göğüslerinde, kanatlarında, kuyruklarında ve göğüslerinde koyu siyahlıklar bulunur. Kanatlarının ortası sarı renkli ve sırtı zeytin yeşili renktedir. Ortalama boyları 12 santimetredir. Çam ve meşe ormanlarının olduğu bölgelerde sıklıkla görünürler. Meksika, Honduras, El Salvador, Guetamala, Belize ve Kuzey Nikaragua genel yaşam alanlarıdır.) Sarı Yüzlü İskete (Brezilya ve Venezuela bölgesinde yaşamını sürdüren bu iskete türü tropik kuşlar arasında da sayılmaktadır. Ortalama 10 santimetre büyüklüktedirler. Yüzündeki ve karnının alt kısmındaki parlak sarı rengindeki tüyleriyle dikkat çekmektedir. Erkeklerinde siyah bir başlık da bulunmaktadır. Süs kuşu olarak da sıklıkla tercih edildiğinden bazı türler arasında çapraz çiftleştirme de yapılmaktadır.) Kalın Gagalı İskete (İsketelerin ötücü türleri arasında yer alan bu türün kafası, kanatları ve kuyruk tüyleri siyah renktedir. Sırtında zeytin yeşili tüyler bulunmaktadır. Omuzları, kanatlarının bandı ve vücudunun altı parlak sarı renktedir. Dişisinin renkleri ise bunlara göre daha mattır. Ortalama boyları 14 santimetre civarındadır. Genellikle 3000 metrenin üzerinde yaşayan bu iskete türünün yaşam alanı, Batı Arjantin, Batı Bolivya, Peru ve Şili’dir.) Kukutelalı İskete (Bu iskete türünün anavatanı Güney Amerika’dır. Erkeğinin kafası boynuna kadar koyu siyah renktedir. Kanatlarının da bir kısmı siyah olan bu türün vücudunun geri kalan kısmı parlak sarı renktedir. Bu iskete türü diğer türlere nazaran daha çok çalılık alanları tercih etmektedir. Arjantin, Uruguay, Brezilya, Paraguay, Guyana, Venezuela, Bolivya, Şili, Peru, Ekvador ve Kolombiya’da da farklı alt türleri görülmektedir.) Sarı Karınlı İskete (2000 metreden daha yüksekte olan yerlerde yaşayan bu iskete türü, ormanların kenarlarında bulunan çalılık ve az ağaçlıklı alanlarda yaşarlar. Kafa ve boyun kısmı kuyruğa kadar siyah olan bu türün, göğüs tüyleri de aynı şekilde siyahtır. Ancak kuyruk bölgesine yakın olan vücut bölgesinde küçük bir sarılık bulunmaktadır. Genel yaşam alanları arasında Kosta Rika, Panama, Venezuela, Kolombiya, Ekvador ve Bolivya yer almaktadır.) Safran İsketesi (Ötücü isketeler arasında yer alan bu türün kafası, kanatları ve kuyruğu parlak siyah renktedir. Kanatlarının ucunda beyaz renkte benekler bulunmaktadır. Sırtında ise yeşile dönük sarı renkte tüyler bulunmaktadır. Ekvador ve Peru’nun ormanlık alanlarında sıklıkla görünürler.) Zeytuni İskete (Safran isketesi ile hemen hemen aynı fiziksel özelliklere sahip olan bu iskete türünün boyu 11 santimetre kadardır. Genellikle 1200 metre ile 3000 metre arasındaki yüksekliklerdeki ormanlık alanlarda sıklıkla görünürler. Yaşam alanları Bolivya, Ekvador ve Peru’dur.) Kırmızı İskete (Rengiyle diğer iskete türlerinden farklılık gösteren bu tür, kuş meraklıları tarafından da sıklıkla tercih edilmektedir. Bu türün tüm vücudu koyu kırmızı renktedir. Başında ve boğazında siyah renkler bulunmaktadır. Ortalama boyları 10 santimetre civarındadır. Kolombiya ve Venezuela’nın ormanlık alanları ile birlikte ormanların yakınlarında bulunan otlaklarda sıklıkla görünürler.) Antiller İsketesi (Görüntüsüyle muhabbet kuşunu andıran bu iskete türü, parlak renkleriyle hoş bir görüntü ortaya koymaktadır. Baş kısmı koyu siyah renkte olan bu türün gagası limon sarısı renktedir. Vücudunun geri kalan kısmı ise zeytin yeşili ve siyah karışımı tüylerle kaplıdır. Ortalama boyları 12 santimetre civarıdır. Haiti ve Dominik Cumhuriyeti genel yaşam alanlarıdır. Bu bölgelerde bulunan yükseklerdeki iğne yapraklı ormanlarda yaşamlarını sürdürürler.) Kara Çeneli İskete (Renkleriyle Antillere benzeyen bu iskete türünün tüyleri daha ayrık durumdadır. Başının üst tarafı kül rengine dönük siyah renktedir. Gagasının altında çenesinde de aynı şekilde siyah renktedir. Sırtı ve kanatları zeytin yeşili ve siyah karşımı renklerden oluşan tüylerle kaplıdır. Göğüs ve vücudunun geri kalan kısmı zeytin yeşili renktedir. Ortalama boyu 12 santimetredir. Yaşam alanları 1500 metre ve üzerindeki alanlardaki ormanlık arazilerdir. Şili ve Arjantin en çok görüldükleri yerlerdir.) Siyah İskete (Vücudunun büyük bir bölümü kömür karası olan bu iskete türünün kuyruğunun alt kısmında limon sarısı tüyler bulunmaktadır. Aynı şekilde sırtında da küçük sarı tüyler bulunmaktadır. Boyları 13 santimetreye kadar ulaşabilen bu tür; 3000 metre ile 4500 metre arasında yükseklikte yaşamını sürdürmektedir. Peru, Bolivya, Arjantin ve Peru sıklıkla göründükleri yerlerdir.) Sarı Sağrılı İskete (Kanatları, kuyruğu ve kafası siyah renkte olan bu türün sırtında siyahla karışık sarı renkte tüyler bulunmaktadır. Bu türün ortalama boyları 13 santimetreye kadar ulaşabilmektedir. Peru, Bolivya, Şili ve Aarjantin’in 2000 metre ve 4000 metre arasındaki açık ve çalılık alanlarında yaşamlarını sürdürürler.) Alp İsketesi (Saka kuşuna benzetilen isketeler arasında yer alan bu tür Güney Avrupa ve sıklıkla İspanya’da yerleşik olarak görünmektedir. Bu bölgedeki Alp dağlarında yaşamlarını sürdüren Alp isketesi üreme dönemlerinde Kara Orman bölgesine göç etmektedirler. Ortalama boyları 12 santimetreye ulaşabilmektedir.) Kara İskete (Kanarya türleri arasında da gösterilen bir iskete türüdür. Ötücü türler arasında yer alır ve bu özelliği nedeniyle kafes kuşu olarak da tercih edilmektedir. Vücudunun büyük kısmı siyah renktedir. Ancak başının üzerinde ibiğe benzer turuncu tüyler bulunmaktadır. Türkiye, İran ve Kafkasya genel yaşam alanları arasındadır. Boyları 12 santimetreye kadar ulaşabilmektedir. Yunanistan’ın Ege adalarında da bu türe rastlanabilmektedir.) Küçük İskete (Avrupa ve Türkiye’de yaygın olarak görünen bu iskete türü, yaban kanaryası olarak da bilinirler. Boyları en fazla 11 santimetreye kadar ulaşabilmektedir. Vücudu altın sarısı ve kül rengi siyah tüylerle kaplıdır.) (https://www.neoldu.com/iskete-kusu-bakimi-10460h.htm) (https://www.kuslar.gen.tr/iskete-kusu.html)

** Florya (Carduelis chloris): Rumca yeşil anlamına gelen, floros kelimesinden gelir. Eski kuşçuların çoğu Florya yerine flürye de derler. İspinozgiller (Fringillidae) familyasından, ötücü bir kuş türüdür. 14 cm. uzunluğundaki Floryaların erkekleri, dişilerinden daha iridir. Renkleri de daha göz alıcıdır. Dişi olan bu genç kuşlar, daha soluk olmasından ziyade kahverengi tonlarına sahiptirler. Gagası kalınca olmakla koni şeklindedir. Ötüşleri de harika, güzel ve çok cıvıltılıdır. Erkek kuşun, “kelebek” gösterisi uçuşu da vardır. İriliğinden çok yeşil bir ispinozdur. Dişi melezler erkeklerine göre hiç denecek kadar az ötüm gösterirler. Erkek melezlerin rengi dişilerine göre daha canlı ve parlaktır. Erkek melezlerin kafa yapıları ve gagaları dişilere nazaran daha iridirler. Florya kuşun renkleri ise, gagası açık pembedir. El teleklerinin kenarları, kuyruk sokumu ve kuyruk dış teleklerinin kökü sarıdır. Genç olanlarda ise, daha çizgilidir, ve sarı kanat paneli ile ayırt edilebilir. Florya’nın ötüşü makara olduğu için hem ötüşün güzelliği, hem de uzunluğu önemlidir. Ötüşün uzunluğu, kuşçular arasında “sayı” ile ölçülür. Bir sayı yarım saniyedir. Kuş öterken kuşçular onar onar sayarlar. 50 sayının üzerinde öten kuşlara, uzun kuşlar denir. 200 sayı öten kuşlar, olduğu söylenmekteyse de bunu ihtiyatla karşılarız. Tabii kuşun uzun ötmesi yanında güzel ötmesi de gerekir. B bir kere makbul makaralarla ötmesi şarttır. Öterken makarayı devirmemesi, yani başka makaraya geçmemesi, indirme bindirme (yani volüm dalgalanması) yapmaması gerekir. Bunlara bozuk denir. Fakat makaraya başladıktan sonra kaldırırsa, yani volümü yükseltirse bu bozuk olmaz, ama ezerse bozuk olur.  Florya kuşu, ağaçlık çayırlarda, bahçelerde bulunduğu gibi orman kenarların da bulunur. Geniş bir dağılım gösteren Florya kuşları, Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgeleri dışındaki bütün yörelerinde ürerler. Kışın göç sırasında hemen her yerde çok sayıda görülebilirler. Florya yuvasını genellikle yükseğe yapmaz, fakat sık çalıların arasına yaptığı yuvasını iyi gizler. Seyrek ormanlar, zeytin meyve bahçeleri, yüksek ağaçların bulunduğu bahçeler ve parklarda yaşar, kışın diğer ispinozlarla karışık sürüler oluştururlar. Nisan ayında üreme başlar. Dişisi, 4-6 yumurta yapar ve bir mevsimde 2-3, ender olarak 4 kere kuluçkaya yatar. Kuluçka süresi, 12-14 gündür. Tüylenme dönemi, 13-16 gün arasındadır. (https://www.kuslar.gen.tr/florya-kusu.html)

** Serçe:  Passeridae familyasından göçmen olmayan kuş türü. Kuşlar grubundan, öten kuşlar sınıfı ve serçelerin familyasında olan bir gagalı kuş türüdür. Altın serçe Afrika’da ekilen tarlaları harap eden iri bir türüdür. Çevrede yaşayan evcil serçeler, sırtı ve kanatları kahverengimsi, karın bölgesi ise gri renklidir. Serçelerin otuza yakın türü bulunur. Küçük ve tınaz yapısı olan, kalınca gagası bulunan küçük bacakları siyaha benzer tüylü kuş türleridir. En çok bilindiği ve sürekli görülen türü olan bayağı serçenin hem büyük, hem de küçük alanlarda, tarla ve bahçelerde ufak sürü halinde yaşarlar. Önceden Avrasya’da görülürken zaman içinde yeryüzünün dört bir yanına yaygınlaşmışlardır. Bazen kuyrukları yelpazeye benzer açılır ve dövüşürler. Yaz aylarında kumda banyo yaptıkları görülür. Bayağı serçeler her daim kanatlarıyla tozu toprağa bulandığından, solgun renkli zannedilir. Ancak erkek serçe genelde üreme mevsiminde daha canlı renge bürünür. Bayağı serçe çalıdan çırpıdan yaptığı genişçe ve titizlik gösterilmemiş yuvasına kuştüyü, yün ve kıllarla döşer. Yuvayı duvarla örer, sarmaşıklar içinde boruların olduğu, ağaç parçacıkları ve çalılarda bulunur. Bayağı serçe diğer kuşların yuvalarında da yaşayabilir. Serçe kuşları ufak kuşlar grubundan takriben 10-15 cm boyunda olur. Başka kuşların özelliğinden anlaşılacağı gibi yumurtalarını benekli olarak yaparlar. Kuluçka dönemleri kümes hayvanlarından daha kısa zaman sürer. Genelde 1,5 hafta kuluçkada kalırlar. Buda demek, 10 gün süreyle kuluçkada yatarlar. Bu kuş türü her ne kadar doğada tahıl, böcek ve solucandan tohuma geniş bir yelpazede beslenmeye yatkınsa da, insan faktörünün değiştirdiği yaşam koşulları nedeniyle insanoğlunun ürettiği çeşitli yiyeceklerle de beslenebilme yeteneğini geliştirmiştir. Tahıl taneleri ve tomurcuklar besin kaynaklarının önemli bir bölümünü oluşturduğundan sadece Kuzey Amerika’da değil, sonradan götürdükleri Avusturalya ve yeni Zelanda’da tarlalar için zararlı kuşlar arasında sayılırlar. Serçe Kuzey Amerika’ya ilk kez on dokuzuncu yüzyılın ortalarında götürülmüş, bir yüzyıl geçmeden tüm kıtaya dağılmışlardır. Anavatanı Avrasya ve Kuzey Afrika olmakla birlikte, Güney Amerika dışında yeryüzünün hemen her yerine götürülmüştür. Avrupa, Asya ve genelde Afrika’da büyük gruplar halinde gezerler. Serçe Kuşlarının Diğer Türleri; Bayağı kar serçesi, bayağı serçe, kar serçesi, İtalya serçesi (melez), orman serçesi, sarı gerdanlı serçe, söğüt serçesi, çalı serçesi ve çöl serçesidir. (https://www.kuslar.gen.tr/serce.html)

Halbuki sonbahar kocayemişleri, beyaz esmer bulutları, yakmayan güneşi, durgun maviliği, bol yeşili ile kuşlarla beraber olunca insana sulh, şiir, şair, edebiyat, resim, musiki, mesut insanlarla dolu anlaşmış, sevişmiş, açsız, hırssız bir dünya düşündürüyor.

Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi. (Son Kuşlar)

Oksiya (Rumca): Sivriada

Livar: İçinde canlı balıkların saklandığı kap

Çapçak/Çamçak: Çamdan oyularak yapılmış su kabı (Sivriada Geceleri)

Kimin kimi kovaladığı, kimin kimi tutuğu belli değil. Belki de bir parmak kadar çaça, yunus balığını, belki de bir istavrit, bir kılıçbalığını yutuyordur. Bir kaynaşma, bir kıyamet… Hiçbir şey belli değil. Bir şıkırtı, bir oyun, bir bayram, bir savaş alanı…

Çaça balığı: Clupeidae familyasından olan çaça balıkları ılıman ve az soğuk olan denizlerde yaşarlar. Orta ve üst sularda büyük sürüler halinde dolaşıp zaman zaman dibe yakın gezerler. Denizlerimizde bulunan türünün bilimsel adı Sprattus sprattus’tur. Çaçaların ortalama boyları 7-8 cm olmasına rağmen Kuzey Batı Karadeniz’de 12-13 santime ulaşanlarına rastlanır. Genellikle Karadeniz’de bulunan çaça balıkları ocak ayında sürüler halinde İstanbul Boğazı’na girip oradan da Marmara’ya geçerek göçlerini tamamlarlar. Mayıs ayında ise Marmara’dan İstanbul Boğazı’na ve Karadeniz’e çıkış yaparlar. Soğuk sulara dayanıklı olduklarından Marmara’ya en son göç eden balıklardandır. Çaça balığı yanlarından yassı olup, füze biçimindedir. Pulları iri olup gövdesine iyice intibak etmemiştir. Sürü halinde giderlerken ani dönüş yaptıklarında suyun içinde dahi pul dökebilir. Alt çenesi üst çenesine doğru kıvrık, küçük bir ağızı vardır. Dişleri yoktur. Çaça balığının gözleri irice, kafası ise gövdesine göre normal büyüklüktedir. Sırtı lacivert, mavimsi ve yeşil, yanları gümüşi, karın ise beyazdır. Sırt yüzgeci tektir. Göğüs, karın ise beyazdır. Sırt yüzgeci tektir. Göğüs, karın ve anüs yüzgeçleri küçüktür. Kuyruk yüzgecinin büyüklüğü gövdesi ile orantılıdır. Yapı itibari ile narindir ve balıkların en küçüklerindendir. Çaçaların yüzme keseleri vardır, yanal çizgileri belirgindir. Palamut, uskumru, lüfer gibi balıklara kolay yem olan çaça balıkları, iri bir balık görünümünü verebilmek için birbirlerine çok yakın yüzerek kendilerini korumaya çalışırlar. Kendilerine yapılan bir saldırı anında suya küme halinde pul bırakıp saldıran balığı yanıltmaya çalışırlar. Türkiye’de çaça balığının iki türü yaşamaktadır. Bunlar acı çaça balığı ya da papalina, çaça balığı ya da platika adlarıyla bilinir. Bu iki tür çaça balığının boyları 15 santimi bulur. Ülkemizde profesyonel olarak avcılığı çok nadir yapıldığından ticari değeri yoktur. (https://www.yelkenci.org/icerik/747-balik-cesitleri-caca-baligi.html//) (http://www.bilgimanya.com/caca-baligi-ve-ozellikleri/) (Sivriada Sabahı)

Haritada bir ada görmeyeyim. İçimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmalar başlayıverir. Hemen gözlerimin içine bakan bir köpek, hemen, az konuşan, hareketleri ağır, elleri çabuk, abalar giymiş bir balıkçı, yırtık bir muşamba kokusuyla beraber küpeşte tahtaları kararmış, boyası atmış ağır ve kaba bir sandal, sandalın peşini bırakmayan bir kuş, ağ, balık, pul, sahilde harikulade güzel çocuklar, namuslu kulübeler, kırlangıç ve dülger balığı haşlaması, kereviz kokusu, buğusu tüten kara bir tencere, ufukları dar sisli bir deniz… Tabiat, çoğunca dosttur. Düşman gibi gözüktüğü zaman bile insanoğluna kudretini ve kuvvetini tecrübe imkanları veren, yüz vermez bir babadır; fırtınasında kayığını batırdığı zaman yüzmesini, rüzgarında kulübenin damını uçurduğu zaman daha sağlamı, daha hünerliyi bulmayı öğretiyor, canavarıyla karşı karşıya bıraktığı zaman adale kuvvetini sınıyordur. Orada, dört tarafı suyla çevrili yerde insanların büyük, sağlam dostluklar, sağlam adaleler, namuslu günler ve gecelerle birbirlerine sokulmalarını, yardımlaşmalarını buyuran rüzgarlar, fırtınalar, deniz canavarları, kayaları günlerce haftalarca döven dalgalara ancak tabiatın buyurduğu şekilde yaşanabileceğini; sıkı ve sağlam adalelerin çelimsizlere yardım için; keskin aklın daha kör, daha mülayim, daha gürültüsüz ve yavaş akla, hatta akılsıza arkadaşlık için verildiğini; çorbanın çorbasızlara taksim edilmek için mis gibi koktuğunu öğreten, belki de öğretmeden öyle iyi, öyle mübarek anadan doğulduğunu hayal ettiren bir düşünceyle haritalardaki maviliğin ortasında, kocaman kıtaların kenarındaki büyük denizlerin bir tarafına kondurulmuş adalara bakar, kurar dururdum.

** Kırlangıç (Trigüa lucema): Ekonomik değeri diğer balık türlerine nazaran, oldukça yüksektir. Bu nedenle, tüm avcıların rağbet gösterdiği balık türlerindendir. Triglidae familyasından olan Kırlangıçlar, bir deniz balığıdır. Ilık ve sıcak bölgelerde yaşantılarını sürdürmektedirler. Marmara, Akdeniz ve Ege denizinde bolca rastlanmaktadır. Karadeniz’in sert havasından dolayı da, çok nadir rastlanan bir türdür. Kırlangıç, çok fazla göç etmeyen bir balıktır. Kırlangıcın küçük yavru balıklarına da, derviş balığı denir. Vücutları ise yanlardan basık ve ağız kısmı oldukça vücuduna göre büyüktür. Vücudu ise sarımsı bir renk ile kaplıdır. Etinin oldukça lezzetli olmasından dolayı, oldukça pahalı bir balıktır. Yurt dışında da, sıcak ve ılık denizlerde rastlanmaktadır. Denizin 5 – 300 metre arasında değişkenlik gösteren, derinliklerde yaşantılarını sürdürmektedirler. Bir balığın yaklaşık ömrü ise, 15 – 20 yıl arasında değişmektedir. (https://www.hayvansitesi.com/balik-ozellikleri/kirlangic-baligi-ozellikleri/)

** Dülger Balığı/ Peygamber balığı/ Aziz Petrus balığı (Zeus faber ): Uluslararası literatürde John Dory olarak bilinir. Zeidae (Dories) ailesine ait olup, tropik ve ılıman sularda Norveç kıyılarında, Güney Afrika ucunda Hint okyanusunda ülkemizde ise, Akdeniz, Marmara, Karadeniz ve Ege olmak üzere bütün denizlerimizde yaşayan bir balık türüdür. Vücudu yassı, ağız derinliği ise oldukça geniş olan bu balığın yanak kısımları ve vücudu pullarla örtülüdür. Büyüklüğü 25-30 cm civarlarında olan dülger balığının rengi, baş kısımlarında açık kahverengi, arka kısımlarında ve yan taraflarında sarımsı, karın bölgesi ise beyazdır. Ağırlığı 300-500 gram arasında olan bu balık türü, kafa tasında bulunan kemiklerin yapısından dolayı bu ismi almıştır. Dülger balığı ana besinini, belirli bir takım bölgelerde yasaklanmış ufak balıkları avlamak ile temin eder. Aynı zamanda kafadan bacaklılar ve karides türündeki canlılar ile beslenen bu balık 1-400 metre arasında derinlerde yaşar. Dülger balığının üreme mevsimi, kış mevsiminin sonu ilkbahar başlangıcıdır. 4 yaşında üreme ergenliğini ulaşan bu balık türü, balıkçılık ve ticari bakımından oldukça lezzetli olmasından dolayı sık tercih edilen balıklar arasındadır ve dülger balığı avlanması oldukça zor bir balık olması nedeniyle oldukça kıymetli bir balık türüdür. Diğer balık türlerine göre farklı bir görüntüye sahip olan bu balığın yakalanması, oltaya yakalanan herhangi bir balığa dülgerin atlaması sonucu yada şans eseri oltaya gelmesiyle olur. Canlı bir yem avcısı olan dülger balığı, birçok efsaneye konu olmuş oldukça şöhretli bir balıktır. (https://www.hedefbalik.com/sayfa/dulger-baligi-av-teknikleri) (https://www.balik.web.tr/dulger-baligi.html)

Kaybettiğim her şeyi; insanlığı, cesareti, sıhhati, iyiliği, safveti, dostluğu, alınterini, sessizliği yeniden bulacak; belki yeniden bir adam olmasam bile bir temiz hayatın içinde hayran, meyus ve mahcup ölümü bekleyecektim… Hiçbir zaman yeniden damla damla, dakikaları duya duya, sıkıla patlaya; rüzgarı, balığı, denizi, ağı seve seve, ölümü beklediğimi bilemeyeceklerdi… Ben onları hayalimde adanın insanlarıyla ölçe ölçe, en büyük kusurlarını müsamahasızlıklarında bularak mahcup sevecek; bir sigara, bir adaçayı, bir kağıt oyunuyla rüzgarlı günü bitirdikten sonra yatağıma yeni doğmuşçasına günahsız, hatıraları kova kova; iyileri, kahramanları, namusluları, hak yemezleri, alınteri ile sert tabiattan kavga ve dostlukla ekmeğini çıkararak, birbirlerine fedakarlıklar ederek yaşayanları seyirden duyduğum hazla derin ve rüyasız bir uykuya dalacaktım.

Çevale: Tutulan balıkların konduğu sepet

Irıp: Kenarına ağırlık bağlanmış büyük balık ağı

Gülümseme birden bire yüzünde bir meyve gibi çürüyüverdi.

Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım: Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttu öptüm. Yazmasam deli olacaktım. (Haritada Bir Nokta)

Mücerret: Soyut

Müşahhasa: Somut

Sperka/ İskorpit (Scorpaena porcus): Scorpaenidea familyasından bir balık türü. Yaşamı aynı aileden olan Lipsos’un aynıdır. Farkları İskorpit’in Lipsos’a göre daha küçük olması (ortalama 20 – 30 cm.) ve renginin koyuluğudur. Eti oldukça lezzetlidir ancak dikenleri çok zehirli olduğundan yakalandığında dikkat edilmelidir. Ayrıca halk arasında bu balığa “çarpan” denmektedir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0skorpit_bal%C4%B1%C4%9F%C4%B1)

Hanos/ Hani (Serranus scriba): Yerli bir balıktır. Vücut yapısı yassıdır ve yüksektir. Boyu 25-30 santim arasıdır. Ağırlığı yarım kilodur. Daha da büyükleri vardır. Et yiyen bir balıktır. Yırtıcılığı da vardır. Rengi parlak kırmızı pembe sarı ve esmer renkleri arasında bir kaç renk taşır. Sırtındaki yüzgeçleri yanlara doğru kahverengi hareler iner. Hani balığı bu şekilde biraz zebraya benzer. Kulaklarının üzerinde arkaya doğru gri renkte üç yada dört çizgi vardır. Bunların arasında sivri dikenler olabilir bunlar zehirli değildir. Hani balığının ağzı büyükçedir, dişlidir gözleri irice olup etrafı da kırmızıdır. Sıcak denizlerin hayvanıdır. Çanakkale Ege Ve Marmara’da çokça bulunur. Akdeniz’de nadiren bulunabilir. Denizlerde taşlık yerlerde yaşar. Hani balığının olduğu yerlerde mercan da bulunur. Yaz aylarında taşlıkta kıyılara gelir. Kışınsa derin diplere gider. Hazirandan eylül ayının bitimine kadar kıyılara vuran hani balığı yumurtalarını bırakıp sonra derin sulara dönerler. Hani balıklarının bir özelliği de denizden birden yukarı çekilirse hava keseleri şişip balığın boğazını tıkar ve balığı boğar. Hani balığı biraz kılçıklı olmasına rağmen etinin tadı lezzetli rengi beyazdır. Antalya ve Alanya’da hani balığının bir adı da Ali Bereke’dir. Genel olarak pullu bir balıktır. Hani balığının alt çenesi üst çenesinden uzundur. Hani balıkları diplerde yaşadıkları için oltayla tutulabilir. Levrek ailesindendir. Kayalık yerlerde avlananlar hani balıklarının küçük bireylerini avlayabilirler. Değerli bir besin kaynağı olduğundan ticari açıdan kıymetlidir. (https://www.baliklar.gen.tr/hani-baligi.html)

( Bir Kaya Parçası Gibi)

Hrisopsaros/ Hristos balığı: Dülger balığı

Çektiri: Tek direkli, yelken ve kürekle giden tekne

Beniisrail: İsrailoğulları

Oltaya tutuldu muydu dünyasına, sulara küsüverir. Nasıl bir korku içine düşer kim bilir? Onun için dünya bomboştur artık. Oltadan kurtulsa da fayda yoktur. Suyun yüzüne yamyassı serilir. Kocaman gözleriyle insana mahzun mahzun bakar durur. Sandala aldığınız zaman dakikalarca onun sesini işitirsiniz. Ya, sesini! Bir o bir de kırlangıç balığı sandalda ölünceye kadar ikide bir feryada benzer, soluğa benzer acı bir ses çıkarır.

Vücutta, görünüşte hiçbir titreme yoktu. Yalnız bu zarlar zevkli bir ürperişle tatlı tatlı titriyorlardı. İlk bakışta insana zevkli, eğlenceli bir şeymiş gibi gelen bu titreme, hakikatte bir ölüm dansıydı. Sanki dülger balığının ruhu, rüzgar rüzgar, bu incecik zarlardan çıkıp gidiyordu; bir dirhem kalmamacasına.

Belki de bu harikulade tatlı bir ölümdü.

Artık her şeyi anlamıştı. Denizlerin dibi alemi bitmişti. Ne akıntılara yassı vücudunu bırakmak, ne karanlık sulara, koyu yeşil yosunlara gömülmek… Ne sabahları birdenbire yukarılardan derinlere inen, serin aydınlıkta uyanıvermek, günün mavi ile yeşil oyunları içinde kuyruk oynatmak, habbeler çıkarmak, yüze doğru fırlamak… Ne yosunlara, canlı yosunlara yatmak, ne akıntılarda aletlerini kekamozlara takarak yıkanmak, yıkanmak vardı. Her şey bitmişti.

Kekamoz: Teknelerin su kesimi altına yapışan deniz canlısı

Dülger balığının ölüm hali uzun sürüyor. Sanki balık, şu hava dediğimiz gaz suya alışmaya çalışmaktadır. Hani biraz dişini sıksa alışması bile mümkündür gibime geldi.

Onu atmosferimize (suyumuza) alıştırdığımız gün bayramlar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan birisi yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükutunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlkçağlardaki canavar halini bulacak. Bir kere suyumuza alışmayagörsün. Onu canavar haline getirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağız. (Dülger Balığının Ölümü)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: