Edep Ya Hu- Mehmet Anıl

Bizim Avliya’da herkes akraba. Her iş ortak görülür, her şeye birlikte karar verilir. Kimin kimle evleneceği, o kış kimin turşu kuracağı, kimin pekmez kaynatıp kimin şarap yapacağı oturulur tek tek yazılır. (Börek hariç, kimse kimsenin böreğini beğenmez…)

Avliya (Boşnakça): Avlu

Turnacıbaşı Ağa: Turna denen yabancı oğlanları devşiren kişi.

Konak hiç olmadığı kadar derin bir sükunete bürünmüştü. Bir şeyler oluyordu. Huzursuzluk, yanlış bir huzur gibi anlaşılıyordu.

Sana yemin ederim ki her şeyi eksiksiz ve doğru hatırlamak için elimden geleni yapıyorum Allahım. Bu gerçekten çok yorucu; çünkü üzerinden geçen yüzyıllar boyunca anımsamak istemediğim (belki de utandığım) anılar, yerlerini işime gelen yalanlara bırakmış olabilirler. Üstelik zamanla bu yalanların gerçekten yaşanmış olaylar olduğuna inanmaya başlamış da olabilirim.

** Çorbacı: Çorba, yeniçerilerin her gün yedikleri yemekler arasında önemli bir yer tutardı. Dîvân-ı Hümâyun toplantılarının yapıldığı gün verilen kahvaltı çorbasının ise ayrı bir önemi vardı. Zira bu çorbanın içilip içilmemesi yeniçerilerin devlet idaresinden memnun olup olmadıklarının bir göstergesiydi. Muhtemelen içtikleri bu çorbadan dolayı Yeniçeri ve Acemi ocaklarının bölük kumandanlarına çorbacı denilmiştir. Çorbacılar kumandaları altındaki orta veya bölüğün her türlü işinden sorumluydu. Askerle doğrudan temas etmelerinden dolayı ocağın yüksek rütbeli zâbitleri kendilerinden çekinirlerdi. Çünkü çorbacılar bir anlaşmazlık halinde yeniçerileri isyana teşvik edebilirlerdi. Kapıkulu ocağına eleman yetiştiren, 31 bölüklü acemi ocağı ile yaya askeri bölük subayıdır.(https://islamansiklopedisi.org.tr/corbaci)

** Subaşı: Osmanlılar’ın ilk devirlerinde şehir muhafızı konumundaydı. Bir şehrin fethinden sonra kadı ve dizdar tayin edilirken subaşı da görevlendirilirdi. Bu tayinler fethin tescili olarak düşünülürdü. Fâtih Sultan Mehmed devrinde subaşılık eski etkinliğini kaybetmeye başladı, ancak görev alanları daha basitleştirilip genişletildi. Bunda Bizans kurumlarının etkisinin olduğu iddia edilir. Osmanlılar’da subaşının görev ve yetkileri kanunnâme ve yasaknâmelerle tayin edilmiştir. Subaşının adı sancak beyi ve kadıdan sonra anılmaktadır. Mahallî konularda, kanun ve nizamların uygulanmasında söz sahibidir, ehl-i örf taifesindendir. Subaşı önce suçluyu arayıp bulur, adalet huzuruna götürür, gerektiği durumlarda teftiş görevini de yerine getirirdi. Taşrada görevli subaşılar inzibat işleri yanında ticaret işlerine de karışabiliyordu. Saray için yapılan mübâyaada görev alırlardı. Ayrıca taşrada bulunan konar göçer grupların subaşıları vardı. Bu gruplar onların nezâretinde kale ve köprü inşaatında çalışırdı. Subaşılar devşirme tesbitinde bulunur, bunların defterini tutardı. (https://islamansiklopedisi.org.tr/corbaci)

** Ortaağası: Yeniçerilerin İkinci Mahmud zamanında kaldırılmasından sonra, “çorbacı” yerine “ortaağası” tabiri kullanılmıştır. (https://www.turkcebilgi.com/%C3%A7orbac%C4%B1#:~:text=b%C3%B6l%C3%BCk%20zabitlerinin%20%C3%BCnvan%C4%B1.-,Cemaat%20denilen%20yeni%C3%A7eri%20ortas%C4%B1%20%C3%A7orbac%C4%B1lar%C4%B1na%20%E2%80%9Cyayaba%C5%9F%C4%B1%E2%80%9D%20veya%20%E2%80%9Cserpiyadegan%E2%80%9D,%E2%80%9Cb%C3%B6l%C3%BCkba%C5%9F%C4%B1%E2%80%9D%20ismi%20de%20verilirdi.&text=Yeni%C3%A7erilerin%20%C4%B0kinci%20Mahmud%20zaman%C4%B1nda%20kald%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1ndan,yerine%20%E2%80%9Cortaa%C4%9Fas%C4%B1%E2%80%9D%20tabiri%20kullan%C4%B1lm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.)

** Kapıkulu Ocağı: Osmanlı Devleti’nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen ad. I. Murad döneminde (1360-89) örgütsel kuruluşu tamamlanan kapıkulu ocakları, 16. yüzyılda yeniden düzenlendi. Bu yapıda, yaya ve atlı olarak iki ana sınıf vardı. Acemi oğlanları, yeniçeriler, cebeciler, topçular, top arabacıları yay sınıfını, sipahiler, silahdarlar, sağ ulufeciler, sol ulufeciler, sağ garipler, sol garipler de atlı sınıfı oluşturuyordu. Kapıkulu ocakları, Bektaşiliğin güçlü biçimde örgütlendiği Osmanlı kurumlarındandı ve bu nedenle ocağa Ocağ-ı Bektaşiyan, askerlerine taife-i Bektaşiye, ocak subaylarına sanadid-i Bektaşiyan, yükselme yoluna da ilsile-i Bektaşiyan deniliyordu. Bektaşilikteki alegorik simgeler de (örn. börk, kazan) aynen kapıkulu ocaklarına alınmıştı ve Bektaşi dervişleri ocak ortalarının üyesi sayılıyordu. Osmanlı Devleti’nin sınırları genişledikçe kapıkulu ocaklarında da yeni düzenlemelere gidildi. İstanbul’un alınışından sonra, Gelibolu’daki Acemi Ocağı dışında İstanbul’da ikinci bir Acemi Ocağı kuruldu. Ağa bölükleri de kapıkulu kısmına alındı; ocak subaylarının rütbeleri ve yetkileri belirlendi. Sınır boylarındaki kalelerin korunması için, kapıkulu kapsamında yerlikulu yeniçerisi (gönüllü yeniçeri), cebeci, topçu, lağımcı, humbaracı ortaları kuruldu. Kapıkulu ocaklarında, devşirme ve pençik yasalarına göre asker yetiştirilirdi. Adaylar (devşirmeler ve pençik oğlanlar) acemi ocaklarındaki eğitimden sonra “kapıya çıkma” denen işlemle ömür boyu asker olarak kapıkulu sınıflarına alınırlardı. Başka bir meslek edinmeleri ve evlenmeleri yasaktı. Bütün kapıkulu askerleri oda denen kışlalarda cemaatler oluşturur, her cemaat de kendi içinde bölüklere ayrılırdı. Savaşçı bir sınıf olan kapıkuluların görevleri katı ve ödünsüz kurallara bağlanmıştı. Bu kurallara kavanin-i yeniçeriyan denirdi. Kapıkulları kent güvenliğinden ve sınırların korunmasından sorumluydu. Silah olarak genellikle tüfek, kılıç, ok ve yay, kalkan, mızrak kullanırlardı. Osmanlı padişahının kapıkulu ocaklarının Birinci Ortası’nın yoldaşlarından sayılması, ulufe günü yeniçeri ağası giysisi ile kışlaya gelmesi ve ulufesini alması, at üstünde bir kase şerbet içmesi gelenekti. Ulufeleri üç ayda bir galebe divanında dağıtılan kapıkulları padişahların tahta çıkışları (cülus) ve sefere gidişlerinde de bahşiş alırlardı. Kapıkulu kışlalarının bir bölümü Atmeydanı’nda, bir bölümü Şehzadebaşı’ndaydı. Kapıkullarının disiplini 17. yüzyılda bozuldu. Devşirme ve pençik sistemleri işlemez duruma geldi ve ocağa rasgele asker alınmaya başlandı. İstanbul’da sık sık çıkan ayaklanmalar, genellikle kapıkullarınca yönlendiriliyordu. 1632’de IV. Murad’ın reform girişimi geçici bir iyileşme sağladı. Köprülüler döneminde de ocaklardaki disiplin yeniden kuruldu. II. Mustafa’nın, III. Ahmed’in, III. Mustafa’nın ve III. Selim’in bu konudaki reform çabalarının çoğu büyük ayaklanmalar karşısında başarısızlıkla sonuçlandı. II. Mahmud 1826’da ocağın humbaracı, barutçu, lağımcı gibi teknik sınıflarını köklü reformlarla yeniden örgütlerken, öbür kapıkulu ocaklarını kaldırdı. (http://www.osmanli700.gen.tr/olaylar/olayk5.html)

Aşiyan (Farsça): Kuş yuvası

Gülufdan: Gülfidan

Şikayet edilen kanunların sayısı arttıkça inandırıcılığı da ister istemez azalıyor.

Sekbanbaşı: Yeniçeri ağası olmadığında vekalet eder.

Solakbaşı: Padişahın özel koruma birliği, hepsi solak. Padişahın sağındakiler solak, soldakiler ise sağ elini de kullanır.

Başeski: Yeniçeride en kıdemsiz subay, erlerin en kıdemlisi.

Gülbeng çekmek: Mehter, davul veya boru eşliğinde tempolu nara, alkış, dua, nida. (Gül sesi)

Toplu acı çeken- ya da zafer kazanan- her halk gibi, İstanbullular da çareyi birbirlerine yanaşmakta buldular. Daha önce görülmemiş bir yardımlaşma ve anlayış duygusu kendiliğinden yükseldi.

Cündi (Arapça): Süvari asker

Karakullukçu: En kıdemsiz yeniçeri eri

Orta Çavuş: Baş çavuşun yardımcısı

Orta: Bölük

Aşiyan’a çıkmak: Hünkara karşı olmak

Bir yanlış, bir başka yanlışla düzeltilir mi?

Hilafeti getiren, Hicaz fatihi Yavuz Sultan Selim Han dahi, nizam alem için haccı terk edegelmişken dünkü çocuk Osman’ın haccetmesi bizden nefretinden ötürüdür, başka da sebebi yoktur.

Genç sultanın çizmeyi aştığını kabul etmesine ediyorlardı ama burası haritanın doğu tarafı. Burada halk her zaman hakanını güçlü görmek ister.

Katı ve acımasız ama aynı zamanda adil ve şefkatli olması gerektiğini kimsenin söylemesine gerek kalmadan biliyordu. Bunun için elinden geleni yapıyordu… Her şeyi bilen, geçmişin ve geleceğin sırlarına vakıf bir evliya kişi ona görünse ne yapması gerektiğini bir bir söylese ne iyi olurdu.

Kulkardeşi: Yabancı esnaf, oda kurucusu vs…, taşra kaleleri ve uç boylarında en az 3 yıl görev yapan geçici asker

Açıkça dile getirmiyorlardı ama sözlerinden sultana olduğu kadar kendilerine karşı da bir kızgınlık seziliyordu. Bu kızgınlığın nedenini tam olarak kestiremiyorlardı. Kararlı duruşları tereddütlerini örtmeye yetmiyordu. İçlerinde hem bir ümit, hem de pişmanlık vardı.

Ve sessizlik… Karanlık ve sessizlik zavallı ruhumu bir zar gibi sarıp kör ve sağır bir boşluğa mahkum ediyorlar. örmüyorum, duymuyorum, dokunamıyorum. Geride kalan yalnızca başıboş düşünceler. Düzene sokmaya çalıştıkça daha da uçuşup giden düşünceleri, eh işte, elimden geldiğince yakalamaya çalışıyorum. Ne olur söyle Allahım ben var mıyım?

Mücevveze: Resmi kavuk

**Cülus( Arapça): Oturmak anlamına gelir. Bir padişahın vefatı veya tahttan indirilmesi sonrasında yeni padişahın, tahta çıkma törenidir. Cülus, Babüssade önünde yapılan en önemli ve görkemli törendi. Taht ilk önce Babüssaade önüne çıkartılır. 2. avluda askerler, ulema ve devlet adamları olur. Taht kapının önüne çıktıktan sonra desturla padişah gelip kapının önündeki tahta oturur. Daha sonra devlet adamları kıdemlerine göre gelip padişahın eteğini öpüp padişaha bağlılığını bildirirler. İlk önce şeyhülislam huzura çıkar ancak edep ve gelenek icabı padişahın eteğini öpmez, yalnızca saltanatın devamı için dua eder. Şeyhülislamdan sonra veziriazam ve diğer vezirler, sonra kaptanıderya, defterdarlar, nişancılar, kazaskerler ve ulema padişahın eteğini öper, bağlılıklarını bildirirler. II. Mahmud’un cülusuyla beraber devlet adamları padişahın eteğini öpmez, yanına konulan bir örtüyü öperler. II. Abdülhamid ile beraber artık kimse padişahın eteğini öpmez, yakından veya uzaktan kişi kendisinin dört parmağını öpüp önce kalbine sonra alnına dokunup padişahı selamlarlar. Tören esnasında valide sultan veya haseki sultanlaradalet kulesinden töreni izlerler. Bu süre zarfında tören esnasında padişahın konuşması uygun değildir. Tören bittikten sonra Babüssaade’nin kapıları açılır ve padişah içeri girer. Böylece tahta çıkan kişi resmen padişah olur. Bu tören yapılmadan padişah olunamaz. Daha sonra tellallar bütün payitahtı sokak sokak gezip yeni padişahın tahta çıktığını halka bildirirler. Törenden sonra bütün vilayetlere yeni padişahın tahta çıktığı bildirilir ve ilk cuma namazında padişah adına hutbe okunur. Cülus merasiminin ardından kapıkulu askerlerine cülus bahşişi (cülusiye) dağıtılırdı. İki türlüdür, biri belli ve kanunda belirtildiği gibi bir defaya mahsus olarak verilir, diğeri ise askerlerin ulufelerine zam suretiyle verilmiş olurdu. Osmanlı tarihinde ilk defa cülus bahşişi, 1389 tarihinde Kosova’da padişah seçilen Yıldırım Bayezid tarafından kapıkullarına verilmiş ve bu usul, Vahdettin’in cülusuna kadar devam etmiştir. Cülus bahşişi verilmesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından kanun haline getirilmiş, Yavuz Sultan Selim de cülus bahşişinde ödenecek paraları tespit etmiştir. İlk zamanlar yeni padişahın bir iyiliği olarak dağıtılan bu bahşişler, ilerleyen dönemde devlet geleneği halini almış ve cülus bahşişi almak için padişah değiştirilmesini isteyen asker topluluğunun oluşması gibi sapmalar görülmüştür. (https://tr.wikipedia.org/wiki/C%C3%BCl%C3%BBs)

** Babüssade: Topkapı Sarayı’nın üçüncü kapısı. Akağalar Kapısı olarak da bilinir. Sarayın birun ve enderun denilen kısımlarını birbirinden ayırmaktadır. (https://www.turkcebilgi.com/bab%C3%BCssaade)

** Ulufe: Osmanlı Devleti’nde Kapıkulu askerlerine, Acemi ocağı mensuplarına, kimi saray ve devlet görevlilerine üç ayda bir verilen maaş. “Mevacib” adı da verilir. (https://www.turkcebilgi.com/ulufe)

… 65. Sekbanlar Ortası, cennetmekan Sultan II. Osman Han’ın rezilane katlinden sorumlu tutulup lağvedilmiş; kışladaki odaları da ibret olsun diye ahıra çevrilmiştir. O günden sonradır ki, her ulufe dağıtımında 65. Orta’nın adı 2 defa okundukta kimse cevap vermeyip, 3. keresinde Yeniçeri başçavuşunun, “Yoktur”, demesiyle askerin tamamı ayağa kalkıp; “Yok olsun!” diye yalnız 2. avluyu değil, bütün İstanbul’u sur dışına kadar inletegelmiştir.

** II. Osman / Genç Osman (1604- 22) Babası Birinci Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki Sultan Rum’dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan Birinci Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farşça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klasiklerinden tercüme yapabilecek kadar güzel öğrendi. Genç Osman, zeki, enerjik, atılgan, cesur ve gözü pek bir padişahtı. Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es’ad Efendinin ve Pertev Paşa’nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. Kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. Tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tahtan indirilerek, Yedikule zindanlarında boğularak şehit edilen Sultan Genç Osman, babası Sultan Birinci Ahmed’in Sultanahmed Camii’nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan alan Sultan Genç Osman çok yenilikçi bir padişahtı. Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini görüyordu. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişti. İşe Kapıkulu ocakları ile başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman’a düşman olmalarına yol açtı. Anadolu, Mısır ve Suriye askerlerinden oluşacak yeni bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşünceleri de vardı. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsızdı ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es’ad Efendi’nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikir belirtmiyordu.
Sultan Genç Osman’ın Haleb, Erzurum, Şam ve Mısır beylerbeylerine asker yazdırmak için gizli bir irade gönderdiğinin sarayda adamları olan yeniçeriler tarafından öğrenilmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Sultan Genç Osman asker toplamak için Anadolu’ya bizzat kendisi gitmek istiyordu. Bu arada İstanbul’a, Dürzi lider Maanoğlu Fahreddin’in Lübnan’da bir isyan çıkardığı haberi geldi. Sultan Genç Osman bunu bir fırsat bilerek, isyanı bastırmak için Anadolu’ya gideceğini söyledi. Ancak Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es’ad Efendi, koskoca padişahın küçük bir isyan için Anadolu’ya gitmesine gerek olmadığını söyleyerek, Sultan Genç Osman’ın Anadolu’ya geçmesini engellemeye çalıştılar. Başka bir çaresi kalmayan Sultan Genç Osman, hacca gideceğini ilan etti. Daha önce hiçbir padişah hacca gitmemişti. Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es’ad Efendi çok uğraştılarsa da Sultan Genç Osman fikrinde kararlıydı. Padişahın geçeceği güzergah üzerindeki vilayetlerin beylerbeyleri haberdar edildi ve hazırlık yapmaları istendi. Sultan Genç Osman’ın yanında 500 yeniçeri ve sipahi olacak, geri kalan asker İstanbul’un korunması için İstanbul’da kalacaktı. Padişah otağının Üsküdar’a kurulacağı günden bir gün önce Yeniçeriler Süleymaniye’de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine kardeşi Sultan Birinci Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı. İsyancılar o an için Sultan Genç Osman’ı öldürülmesini düşünmüyorlardı. Ancak Sultan Genç Osman’ın ne kadar dirayetli bir padişah olduğunu bilen isyanın elebaşları padişahın Yedikule zindanlarına götürülüp orada öldürülmesini istediler. Sultan Genç Osman sekiz tane cellata kahramanca karşı koymasına rağmen boğularak şehit edildi. Sultan Genç Osman’ın naaşı, ertesi gün Sultanahmed Camii’nde kılınan cenaze namazında sonra Sultan Ahmed Camii’nde babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman’ın şehit edilmesi Anadolu’da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu. Osmanlı halkı padişahın şehit edilmesini hiçbir zaman hazmedemedi. (http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=435)

** I. Mustafa/Mustafa bin Mehmet/Deli Mustafa/ Şehzade Mustafa (1591- 1639): Sultan III. Mehmet’in oğlu olan Mustafa, kardeşi I. Ahmet henüz 14 yaşındayken tahta geçince, hanedan mensupları içinde geriye kalan tek erkek evlat olduğu gerekçesiyle öldürülmedi. Şehzadelik döneminde sürekli öldürülme korkusu yaşadığı için zamanla aklî dengesini yitirdiği düşünülmektedir. Ayrıca I. Mustafa, Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak, kardeşinin ardından tahta çıkmış olan padişah olma özelliğini taşır. Sultan I. Ahmet, kardeş katli kanununu değiştirerek Ekber-Erşet sistemini getirmişti. Bu yeni kanuna göre, kardeş katlinin yaşanmaması için, hanedanın en büyük erkek mensubu kimse, o tahta geçecekti. Sultan Ahmet’in vefatından sonra, evladı II. Osman henüz 14 yaşında olduğu için, ailenin en büyük mensubu, Ahmet’in kardeşi I. Mustafa tahta çıktı. Devlet işleriyle ilgilenmemesi gerekçesiyle, saltanatının 96. gününde, 26 Şubat 1618 tarihinde devlet erkanı tarafından tahttan indirildi ve yerine II. Osman geçti. Genç Osman isyan eden yeniçeriler tarafından tahttan indirilip katledildikten sonra, ulema sınıfı tekrar I. Mustafa’nın tahta geçmesini kararlaştırdı. Genç Osman şehit edildikten sonra, ülkenin her yerinde kargaşa ve isyanlar patlak verdi. Bunun üzerine, Genç Osman’ı şehit eden Kara Davut Paşa, I. Mustafa tarafından görevinden alındı fakat bu isyanların durması için yeterli olmadı. Aklî dengesinin, halen padişahlık yapması için uygun olmadığı gerekçesiyle, Sultan I. Mustafa ikinci kez tahta çıktıktan bir buçuk sene sonra şeyhülislam fetvasıyla tahttan indirildi. (10 Eylül 1623). Hiçbir çocuğu olmadığı için tahta kardeşi IV. Murat çıktı.  (https://www.yeniakit.com.tr/biyografi/i-mustafa)

Sokaklar mahşer yerine dönmüş, bin ayaak bir ayak üstüne binmişti.

Önemli olayların gerçek değerlendirmesi zaman ilerledikçe yapılır.

Sahtiyan: Sepilendikten sonra boyanıp cilalanmış deri

Geysu Farsça): Uzun saç örgüsü

Erazil (Osmanlıca): Reziller, namussuzlar, yüzsüzler

Zend Avesta: Zerdüştlüğün kutsal kitabı. Gathalar denilen dörtlüklerden oluşur.

Leylek Çadırı: Karargahın ortasında cellatların oturduğu ve içinde savaştan kaçan yeniçerileri öldürdükleri yer.

Haile-i Osmaniye: 1622’de Genç Osman’ın tahttan indirilip, öldürülmesi

Gerçekler zamanla (ve istekle) hayallerle yer değiştirebilir. Çok tekrarlanan yalanlar, yalan olmaktan çıkıp hakikate dönüşebilir.

Hak ettiğim cezayı misliyle çekmeye çoktan razıyım ama bana ne zaman biteceğini söyle. Küçük bir ceza bile yıllar sürerse dayanılmaz hale gelebilir. Ama en ağır cezaya dayanma gücünü veren yalnızca ümittir… Ne olur söyle Allahım, ölmüşken yeniden ölmek mümkün müdür?

Fodla: İmarethanelerde yoksullara dağıtılan, kepekli undan yapılmış pide benzeri ekmek

Börk: Hayvan postundan başlık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: