Cennet Çayırları- John Steinbeck

1776 yılında bir vakit, Yukarı Kaliforniya’daki Carmel Misyonu kurulduğu sırada, Hıristiyanlaştırılmış 20 kadar Kızılderili bir gecede dinlerini terk etmiş ve sabah olduğunda yaşadıkları kulübeleri bırakıp bölgeden ayrılmışlardı.

Allen’in kullandığı “Diyorlar ki…” ifadesi, gerçekte bir çeşit korunma yöntemiydi. Bunu aynen, gazetelerdeki” iddia edildiğine göre” ifadesi gibi kullanıyordu.

Vukuatı olan arkadaşlar edinmekten hoşlanırdı. Onların anlattıklarını dinlemek, kendi yaşamının suçsuz geçmesinden duyduğu pişmanlığı gideriyordu.

Anne ve babasının yanındayken suratsız davranır ve pek konuşmazdı. Çünkü anne ve babasının onun dünyasını anlayamayacaklarını, bu konuda onlara güvenemeyeceğini düşünürdü.

Bir çok iş kurmayı denemiş ve hepsinde başarısız olmuştu. Kendi hatası olmasa da başına hep çeşitli aksilikler gelmişti; tek başına değerlendirildiklerinde bunların hepsi birer kazaydı.

Kırsal kesimlerde bir insanın kendisini çabucak kabul ettirmesi zordur ve yetenek ister.

Tilki Wicks’in karısına karşı davranışları ne yumuşak ne de sertti. Atlara karşı uyguladığı aynı sakin kararlılıkla davranırdı ona. Ona göre zalimlik de şımartmak gibi budalacaydı.

Bir köylü kızı için güzel olmak da çirkin olmak kadar büyük dezavantajdı.

Cenazeden memnun kalmıştı… Hiç kimsenin hiçbir zaman anlamadığı ve dinlemediği dinsel tören bile, onun bedeni ve beyni üzerinde gizemli bir ilaç etkisi yapmıştı.

Bebeğin kısa, tombul kolları, uzun, gevşek bacakları vardı. Kocaman kafası, biçimsiz omuzlarının üzerinde orada boynu olmadan oturtulmuş gibiydi. Yayvan yüzü bu garip vücuduyla bir araya gelince, ona Tularecito, yani Küçük Kurbağa denmesine neden olmuştu. Yine de Franklin Gomez ona Çakal derdi çünkü çocuğun yüzünde çakallarda görülen yıllanmış bir bilgelik vardı.

Bayan Morgan kendi yakın çevresindeki bilgili ve deneyimli dostları arasındaki güvenli ortamlarda, Amerika’nın kültürel yoksulluğunun, perilerin varlığını batıl inanç gibi reddetmesinden kaynaklandığını söylerdi.

… yerden gizlice yükselen neşeli kokuların farkına varabilirdi.

Yaşamak ve üretmek için gerekli olanları elde etmekten başka, insanoğlunun en çok istediği şey, geriye kendisinden bir iz bırakmaktır. Belki de, kendisinin gerçekten var olduğunu ispatlayacak bir kanıt bırakma peşindedir. Bu kanıt bir tahta üzerine, taş üzerine ya da diğer insanların yaşantıları üzerine bırakır. Bu derin istek herkeste vardır; tuvalet duvarlarına ayıp ifadeler yazan çocuktan, kendi imajını insan soyunun zihnine kazıyan Budhha’ya kadar. Yaşam öylesine gerçek dışı ki… Var olduğumuz konusunda ciddi kuşkularımız olduğunu ve bunu kanıtlamaya çalıştığımızı düşünüyorum.

Tepelerden şeker gibi bir ay yükseldi. Tularecito, yarı akıllılara özgü o kağıt sesine benzer fısıltıyla…

Helen, kedisinin ölümünden 6 ay sonra babası ölünce, yas kesintisiz devam etti. Helen üzüntüye açlık duyuyor gibiydi; hayat da onun bu isteğini ziyadesiyle karşılıyordu.

Bir ağacın altında son nefesini verirken, arkadaşlarından biri ona karısına bir mesajı olup olmadığını sordu. Evet, dedi Hubert. Beni doldurtup kütüphanenin bulunduğu duvara, Amerikan geyiğiyle Kanada koyununun arasına koymasını söyleyin.

San Francisco Russian Hill, Lombard Street’in bulunduğu yer.

Doktor Philips içinde bir kızgınlık duygusuyla evden ayrıldı. Kadının açıkça görülen gereksiz dayanma gücü onu hep öfkelendirmişti. Ben kader olsaydım, diye geçirdi içinden, onun u sakince direnme gücünü yıkmaya çalışırdım.

Gün boyunca ağzında kürdan olurdu. Bu da en tembel adamların davranışlarından yalnızca birisiydi.

İlk başlarda tembelliğinden ve kılıksızlığından dolayı kadın onun epeyce başının etini yedi. Fakat sonraları kadını hiç dinlememe yeteneğini geliştirdi. Bir kadın hanımefendi gibi davranmadığında onunla ilgilenmek kabalık olur diye düşünüyordu. Bir sakata bakıp durmak gibi olurdu bu.

Vadi halkı Junius hakkında pek çok hikaye anlattı. Bazen çalışan insanların tembellere karşı duydukları tiksintiyle nefret ettiler ondan; bazen de onun tembelliğini kıskandılar. Fakat daha çok acıdılar; böylesine budalaca davrandığı için. Vadide kimse onun aslında mutlu olduğunu anlayamadı.

Karımı ve çocuklarımı fazla tanımıyordum, sanırım. Belki de fazla yakınımdaydılar. Bu tanıma işi garip bir şey. Ayrıntıları bilmekten başka bir şey değil. Bazı zihinler uzağa yönelik, kimisi de yakına. Ben kendime yakın olan şeyleri hiçbir zaman iyi göremedim.

Bana öyle geliyor ki, iyi ya da iyi yürekli şeylerin hayatta kalabilmesi için çok büyük olmaları gerekiyor. Küçük iyi şeyler, her zaman küçük kötü şeyler tarafından yok edilir. Büyük bir şeyin zehirli ya da hain olması enderdir. Bu nedenle, insan düşüncesinde, büyüklük iyiliğe, küçüklük ise kötülüğe yorulur.

Hayatı da düşünceleri kadar gerçek dışı, romantik ve önemsizdi. Güneşte oturup ayaklarını dereye sallandırmaktan memnundu. Güzel kıyafetleri yoktu ama, en azından güzel giyinmesini gerektirecek yerlere gitme zorunluluğu da yoktu.

Yemek yemek gibi dinle ilgili olmayan bir konuda kendilerini feda edemeyecek kadar şişman ve neşeli insanlardı.

Tamale: İçinde çeşitli malzemeler olan hamurun muz veya mısır yaprağına sarılarak pişirildiği bir Orta Amerika yemeği

Bir gün sonrasında bile, tortillaları pişirirken, bu gülünç olayı hatırlayıp yine gülüyorlardı. Çünkü bu kız kardeşler gülmeyi içlerinde saklıyorlardı, onu nasıl okşayıp tatlı tatlı yeniden canlandıracaklarını biliyorlardı.

Tortilla: Bir çeşit mısır ekmeği

** General Vallejo /Mariano Guadalupe Vallejo (1807-90): Monterey’de doğdu. Ebeveynleri Ignacio Vallejo ve Maria Lugo Vallejo idi. Bölgenin saygın bir İngiliz asıllı sakini olan William Hartnell tarafından eğitildi. Henüz çocukken Arjantinli korsan Hippolyte Bouchard’ın Monterey’i işgaline ve yağmalamasına tanık oldu. 15 yaşında Vali Arguello’nun kişisel sekreteri oldu. Aynı yıl (1821) Meksika, İspanya’dan bağımsız hale geldi. 1824’ün başlarında, Mariano Vallejo, bir öğrenci olarak Monterey’in askerlik hizmetine kaydoldu. Rütbelerinde hızla yükseldi ve 1829’da ikinci teğmen olarak, Monterey’in doğusundaki büyük bir asi Miwok Kızılderilileri grubuyla savaşan bir orduya komuta etti. 1830’da San Francisco Presidio’nun askeri komutanı oldu. İki yıl sonra, San Diego ziyareti sırasında Francisca Benicia Carrillo ile evlendi. Yeni Vali José Figueroa yönetiminde Vallejo, Fort Ross’u ziyaret etmek ve San Francisco Körfezi’nin kuzeyinde bir merkez için uygun bir yer bulmak üzere 1833’te kuzeye gönderildi. Vallejo, Sonoma’da on yıllık Mission San Francisco de Solano’nun yerinde bir askeri karakol açma yetkisine sahipti. Vallejo daha sonra, Sonoma’daki Misyonun sekülerleşmesinin yöneticisi, Kuzey Sınırının Kolonizasyon Direktörü ve Körfez’in kuzeyindeki tüm Kaliforniya’nın askeri komutanı olarak atandı. Teğmen Vallejo, Pueblo de Sonoma’yı kurmak için Vali Figueroa’dan 24 Haziran 1835 tarihli bir emir aldı. Kısa süre sonra Sonoma’nın ana caddelerini düzenledi ve misyonun batısında bir kışla binası ve büyüyen ailesi için 10 çocuklu Casa Grande adlı büyük bir konut inşa etmeye koyuldu. Yeğeni Juan Alvarado’nun 1836’da Vali Gutierrez’e karşı başarılı isyanının ardından, yeni Monterey hükümeti Mariano Vallejo’yu süvari albay, Başkomutan ve “Alta California’nın Özgür Eyaleti” nin askeri valisine terfi etti. 1840’ta Vallejo, yeni valiyi devirme planının şüpheli Amerikalı ve İngiliz komplocularının toplanmasında şimdi yeni sivil vali olan yeğenine yardım etti. Böylece yabancılar ve Kaliforniya hükümeti arasına hoşnutsuzluk tohumları ekildi.  1841’de Vallejo, Kuzey Kaliforniya’daki tüm Rus mallarını satın almaya çalıştı: Bodega limanı Fort Ross ve çiftlik hayvanlarının çoğu, tarım arazileri. 1840 olayındaki rolüne rağmen, Komutan General Vallejo Amerikan göçüne karşı değildi. Karadaki ilk Amerikan göçmenlerini, 1841 Bidwell-Bartleson partisini karşıladı. Son katı Meksika göçmenlik yasalarına aykırı olarak, bu göçmenlere pasaport teklif etti. Aynı zamanda, Kaliforniya’nın savunma ihtiyaçlarını korumak için Meksika’dan ihtiyatlı bir şekilde daha fazla asker talep etti ve 1842’de Meksika’ya yeni bir Vali göndermesi için çağrıda bulundu. Meksika, Manuel Micheltorena’yı 300 kişilik asi bir kalabalıkla birlikte göndererek yanıt verdi. Vali Micheltorena boş nakit rezervlerini tamamlamak için General Vallejo’ya 80.000 dönümlük, Carquinez Boğazı’ndaki Suscol Rancho’ya ve Petaluma Vadisi’nde 40.000 dönümlük başka bir arazi sattı.  Los Angeles bir Californio, Pio Pico, yeni Vali olarak seçildi ve California’ya göreceli bir birlik dönemi geri döndü. 1845’in sonlarında, 200’e yakın göçmenin gelişi ve Albay John C. Fremont liderliğindeki 60 topografik mühendisten bir grupla, Californios ve Amerikalı yerleşimciler arasında huzursuzluk arttı. Hem Fremont’un meydan okuması hem de Vallejo’nun tepkisi yerleşimciler arasında isyankâr bir tavrı artırdı. Ama daha da önemlisi, şimdi yeni komutan general olan General Castro’nun çıkardığı tehditlerdi. Castro, Kuzey Kaliforniya’ya daha fazla Amerikalının girişini engelleyeceğini ve tabiiyetsiz yabancılara arazi satışını yasaklayacağını belirtti. Birkaç hafta sonra General Vallejo, Monterey’deki bir konseyde, Amerika Birleşik Devletlerin Kaliforniya için en iyi seçenek olarak ilhak edilmesi lehinde güçlü bir konuşma yaptı. Konsey, kendi askeri zayıflıklarını, Meksika ‘dan gelen desteğin pek olası olmadığını ve topraklarına yabancı ülkeler tarafından imrenildiğini tamamen kabul etti. Yine de en iyi hareket tarzı konusunda anlaşmaya varılmamışlardı. 14 Haziran’da şafak vakti Sonoma’ya gelen Vallejo, artık Ayılar olarak bilinen adamların amacının bağımsız bir demokratik cumhuriyet kurmak olduğu ve hükümet silahları tedarik eden büyük nüfuzlu bir adam olduğu hakkında bilgilendirildi. Uzun bir tartışmanın ardından, Ayılar arasında en iyi eğitimli kişi olan Dr. Robert Semple ve Vallejo’nun kayınbiraderi olan Jacob Leese tarafından teslim makaleleri kaleme alındı. Yüzbaşı Fremont’un kampına vardığında, General Vallejo resmen teslim olmaya çalıştı, ancak Yüzbaşı Fremont, onu esir alan Bear Flaggers ile herhangi bir bağlantısı olduğunu reddetti ve daha sonra, açıklama yapmadan General Vallejo’yu Sutter’ın Kalesi’nde hapsedildi. Bu arada, Sonoma’nın üzerine Ayı Bayrağı dikildi, diğer yerleşimciler silahlandı ve hem General Castro hem de Vali Pio Pico Meksika’ya kaçtı. General Vallejo, Ağustos ayı başlarında Sutter Kalesi’nden serbest bırakılıp Sonoma’ya döndüğünde, Amerikan bayrağı Ayı Bayrağının yerini almıştı. Vallejo, California’da köleliği yasadışı ilan eden ve ayrıca kadınlar için mülkiyet haklarını koruma önerisini destekledi. 13 Kasım 1849’da Kaliforniya seçmenleri Kaliforniya anayasasını onayladı ve General Vallejo ilk eyalet senatörlerinden biri seçildi. 9 Eylül günü, 1850 Kongresi nihayet anayasasını kabul ve Kaliforniya 31. eyalet olarak kabul edildi. İlk eyalet başkenti olan San Jose’de bir üniversite inşa etmek için para sözü verdi.  1851’de Vallejo, Benicia’nın 7 milyon civarı başkenti inşaat etmek için arazi bağışladı. Ayrıca bir üniversite de dahil olmak üzere kamu binaları için 370.000 $ nakit teklif etti. Seçmenler bu teklifi onayladı. General’in bu site için Eureka adını önermesine rağmen, şehir Vallejo olarak adlandırılacaktı. 1852’de başkent, Vallejo’ya taşındı, ancak inşaatın tamamlanmasından çok uzak olduğu için Sacramento’ya kısa bir süreliğine alınıp sonra, başkent Vallejo’ya geri döndü, ancak Thomas Larkin yasalarla Benicia’ya çekti. Generalin damadı John Frisbie tarafından ortaya çıkan davalar ve mali kötü yönetim, General Vallejo ‘nun arazisinin neredeyse tamamının kaybından sorumluydu. Vallejo fakirleştikçe Frisbie daha da zenginleşti. Pueblo de Sonoma’nın kuruluşunun 182. yıldönümü olan 24 Haziran 2017 Pueblo Günü’nde General Vallejo, tarihi Sonoma Plaza’nın kuzey bölgesinde gerçek boyutlu bir bronz heykelinin ithaf edilmesiyle onurlandırıldı. (https://www.sonomacity.org/general-vallejo/)

Şöminenin etrafında, deri püskülleri olan büyük deri koltuklar duruyordu. Hepsi de, üzerine oturduğunuzda şarkı söylercesine gıcırdayan türden sallanan koltuklardı.

… ince bacaklarındaki pantolonun paçaları trompet gibi aşağıda genişliyordu.

Yapılı kısa kolları, geniş omuzları ve kalçaları, kalın bacakları hatta tulumundan taşan karnı, onu itmeye, çekmeye ve kaldırmaya, kısacası her şeye gücü yeten bir adam olarak gösterirdi.

Bayan Banks çok gülerdi; kimi zaman konudan hoşlandığını, kimi zaman da pek dikkat etmediğini gösteren tatlı bir kahkahası vardı.

Onu idama izlemeye yönelten, ne zulüm duygusunun baskısı ne de acıyı izlemekten alınan zevkti. Onda yoğun duygulara karşı bir tür istek gelişmişti ve zayıf hayal gücü bu isteğini besleyemiyordu.

Çiftçiler bir araya geldiklerinde ender olarak evin içine girerlerdi. Onun yerine, yavaş yavaş arazi üzerinde yürürler, yanlarından geçerken tarlaların üzerindeki otları yolarlar, ya da ağaçlardan yaprak kopararak konuşmayı sürdürürlerdi.

Yetişme döneminde, annesiyle babası genç olduğu için kendisinin düşüncelerini önemsemez, küçümserlerdi. Bizim kadar çok yaşadığında, her şeyi farklı göreceksin, derlerdi. Daha sonra onun gençliğinden nefret ettiler; çünkü ağrıları yoktu, acı çekmiyordu. Onlara göre, yaşlılıkları üstün bir durumdu, kutsal bir saygınlığı ve yanılmazlığı vardı. O yaşın getirdiği bilgeliğe ulaşmak için insan romatizmaya bile razı olurdu.

** Jean François Millet (1814-75): Fransız Barbizon ekolü ressam . Sanatçı gençliğini tarla işlerinde çalışarak geçirdi. 19 yaşına geldiğinde Cherbourg’da sanat eğitimine başladı. 1837’de Paris’e geldi ve 1839 sonlarına kadar Paul Delaroche‘in atölyesinde çalıştı. 1840 Salon sergisi için girişimde bulundu ancak reddedildi. Bunun üzerine sanatçı Cherbourg’a döndü ve 1841 yılı boyunca burada kaldı. Bu sürede portre üzerine çalıştı. Sütçü tablosu ve büyük boy pastel çalışması binicilik dersi tablosu ile 1844 yılında ilk çıkışını yakaladı. Bu çalışmalarında 1840’larda kullandığı tipik bir şehvetli karakterin önemli izleri bulunmaktadır. 1850’li yıllardaki ana teması olan çiftlik yaşamı ve köylüler konulu tabloları ile 1848 salonunda ilk önemli sergisini yaptı. Bu eserlerin önemli bir kısmı daha sonra bir yangında tahrip oldu. 1849 yılında, büyük bir sıkıntı döneminden sonra, Fontainebleau ormanında yerleşmek üzere Paris’i terk etti. Köylü resimleri sergilemek devam etmesi ve sosyalistliği periyodik bir baskı ile karşı karşıya kalmasına neden oldu. Millet’in pozisyonunu savunan dönemin yazarları, onun resimdeki yaklaşımının temel olarak klasik doğasını vurgular. 1860’ların ortalarında tablolarına talep başladı.  Resmi tanınma, 1867 sergisindeki dokuz büyük tablosundan sonra 1868 yılında gerçekleşti.  (https://www.istanbulsanatevi.com/sanatcilar/soyadi-m/millet-jean-francois/jean-francois-millet-hayati-ve-eserleri/)

** Barbizon ekolü:  (1830 – 1870),  Fransız bir ressam grubu tarafından uygulanan manzara resmi tarzını tanımlamak için kullanılır. Ekol ismini ressamların bir araya geldikleri Fontainebleau yakınlarındaki Barbizon köyünden alır.

Ayrılmak zor, Bay Allen. Bu bazen hatırlamak bazen de unutmak isteyeceğiniz bir şey sanırım. Fakat ayrılmak zor, çünkü o zaman insan tümüyle bittiğini anlar… Sonsuza kadar.

Sonbaharda ölmek iyi şey, dedi. İlkbaharda ölüp yağmurları görmemek, ekinlerin nasıl olacağını bilmemek güzel değil. Fakat sonbaharda her şey zaten bitmiş oluyor.

Hiçbiri onun yüzüne bakmıyordu. Çünkü yas tutan bir adam, toplumda bir sakata gösterilen anlayışı aynen hak ederdi.

Independent Order of Odd Fellows/ Bağımsız Aykırı Dostlar Tarikati: İngiltere’de kurulan sosyal ve gizli bir hayır cemiyeti. Odd Fellowship’in ilk kuruluşunun kesin tarihi antik çağın sisleri arasında kaybolmuştur. Bazı tarihçiler onun kökleri 12 ile 13. yüzyıllarda olduğunu söylerler. Diğerleri 1650’den önce var olduğunu tahmin ediyordu. Açık olan şey, 1700’lerde İngiltere’de bir dizi Odd Fellow grubunun olduğu. Loca subaylarının unvanlarının 1736 yılının Mayıs ayında St.Albans’ta toplanan ” Gregoryen Tarikatı ” ndan alındığı söyleniyor. Ya da 18. Yüzyılda İngiltere’de gelişen ve amblemi olarak boynuzları ile iç içe üç papele sahip olan Bucks Tarikatı. Liderleri olarak “En Soylu Büyük” ünvanına sahipti ve kulüp odaları ve tavernalarda buluştular. Başlıca amblemlerinden biri, modern Odd Fellows’un birlikteki gücü ifade ettiği için aşina olduğu “bir grup sopa” idi. 1745’te Daniel De Foe, Society of Odd Fellows’tan bahseder ve Gentleman’s Magazine’de Odd Fellows ‘Lodge, “çok keyifli ve eğlenceli akşamların geçirildiği bir yer” olarak anılır. Diğer kaynaklardan, Locaların başlangıçta işçiler tarafından sosyal amaçlarla ve kardeşlere yardım etmek ve işsiz kaldıklarında iş bulmalarına yardımcı olmak için kurulduğu bilinmektedir. Bir erkek kardeş iş bulamayınca ona bir Kart ve onu bir sonraki Locaya taşıyacak kadar para verildi ve orada başarısız olursa, Loca aynı şekilde ilerlemesini kolaylaştırdı. İş bulduğu yerde Kartını orada bırakırdı. Başlangıçta Ritüel çok azdı veya hiç yoktu ve Loca’nın işlerini yürütmenin resmi bir yöntemi yoktu. Bugüne kadar bile, Tarikat’ın bazı özgün ve karakteristik özellikleri, kardeşliğin İngilizce şubesinde hâlâ uygulanmaktadır. İngiltere Kralı IV. George, halen Galler Prensi iken, 1780 civarında üyeliğe kabul edildi. Hayatta kalan en eski gözden geçirilmiş inisiyasyon ritüeli, 12 Mart 1797’de “Vatansever Tek Dostlar Tarikatı” kapsamındadır. 1798 yılında, orijinal “Birleşmiş Garip Dostlar Düzeni” nin İngiltere ve çevresinde toplam 50 locadan oluştuğu belirtildi. Bir süre İngiltere’de Odd Fellows gibi kardeşçe ve arkadaşça toplumlar bastırıldı. Üyelik ceza gerektiren bir suç haline geldi ve bu tür örgütler yeraltına sürüldü ve kodlar, şifreler, özel tokalaşmalar ve benzeri mekanizmaları kullanmaya zorlandı. Zulmün tek nedeni devrim korkusu değildi; Odd Fellows gibi Kardeş ve Dost Dernekler, günümüz sendikalarının öncülüydü ve tüm üyelerini hayırsever fonları için ek katkılar için toplayarak etkili yerel grev eylemini kolaylaştırabilirlerdi, bunlardan üyelerin ailelerine ödeme yapılabilirdi. 1803’te Odd Fellows, daha sonra kendisini “İngiltere’nin Büyük Locası” ilan eden ve o ülkedeki tüm Odd Fellow locaları üzerinde yetki sahibi olan “London Union Odd Fellows” adlı bir organizasyon tarafından yeniden canlandırıldı. New York City’de 1806-1818 arasında birkaç Odd Fellow locası varken, Independent Order of Odd Fellows 26 Nisan 1819’da Baltimore, Maryland’de Thomas Wildey ve İngiltere’den kardeşliğin diğer dört üyesi tarafından resmen düzenlendi. O zamandan beri, Bağımsız Tek Grup Üyeleri, şu anda Avustralya, Avusturya, Belçika, Belize, Kanada, Şili, Küba, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, İzlanda, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Nijerya, Norveç, Polonya, Filipinler, Porto Riko, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Uruguay ve Venezuela, Almanya’da bulunan yaklaşık 10.000 Locaya sahip olduğu dünyaya yayıldı. 2001’den beri, IOOF tamamen ortaklaşa çalışıyor ve tüm cinsiyetler Odd Fellows Lodges’a katılabilir. (https://odd-fellows.org/history/)

Arduvaz Taşı: Damlarda kullanılır.

John Whiteside, babasının ona üç büyük yazarı, Herodot’u, Thucydides’i, Xenophon’u nasıl okuduğunu hep hatırladı… Bütün tarih burada, diyordu Richard. İnsanoğlunun yapabileceği her şey burada yazılı. Aşk, hile, budalaca sahtekarlıklar, dar görüşlülük, cesaret, soyluluk, hüzün. Bu kitaplara bakarak geleceği görebilirsin, John. Çünkü daha önce olmamış hiçbir şey bu kitaplara giremez, olup da bu kitaplara girmeyen de olamaz.

** Herodot/Herodotos (M.Ö. 484-425): Halikarnassos’da (Bodrum) doğan, dünyanın ilk araştırmacı tarihçisi ve yazarıdır. Onu ünlü yapan Historia adlı eserini düzyazı yani nesir olarak yazmıştır. Romalı devlet adamı, bilgin ve yazar Cicero tarafından Latince “Pater Historiae” (Tarihin Babası) unvanı yakıştırılan Herodot’un mezarı Thurium kentinin agorasındadır. Latince adı Thurii olan kentin bugünkü İtalyanca adı Thurio’dur ve İtalya’nın güneyinde Taranto Körfezi’nde yer alır. Herodot Karyalı’dır. Doğduğu kent olan Halikarnas, Karya’nın başkentidir. Babası Lyxes, annesi Dryo, erkek kardeşi Theodoras ve amcası da Panyassis’dir. Bu adlar da Grek dilinden değil öz Karya dilindendir. Fakat Herodot, anadili olan Karya dilinde değil, Halikarnas’ın kuzeyine düşen İyonya dilinde yazmıştır. Bunun sebebi ise; O çağda bu dilin, eğitimli bilginlerin kullandığı bir dil olmasıdır. Herodot, Anadolu’da sözü geçer büyük bir ailenin üyesiydi. O çağda Halikarnas’ı korkusuz savaşçı ve dünyanın ilk kadın amirali olan, Karya Kraliçesi Artemisia yönetiyordu. Heredot genç bir delikanlı olduğu dönemde, Artemisia’nın yerine torunu II. Lygda’mis kral olmuştu. Pers Kralı Artaxerxes’e bağlı olan bu yeni yöneticiye, özgürlüğüne düşkün halk, bir tiran gözüyle bakıyordu. Bu sebeple Herodot’un amcası ve tanınmış bir şair olan Panyassis’in önderliğindeki devrimci bir grup, ülkelerini Pers boyunduruğundan kurtarmak üzere ayaklandı fakat bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. Amcası Panyassis bu ayaklanma sonucu öldürülünce, Herodot çok sevdiği Halikarnas’tan, Samos’a sürgüne gitti. Bu ayrılışının ardından, onun bugün bile tüm dünya tarafından tanınmasını sağlayacak olan kitabını yazdıracak birikime ulaştığı, büyük keşif seyahatlerine çıktı. Trakya’yı, Lidya ve Frigya gibi tüm Anadolu kentlerini, Karadeniz ve Doğu Akdeniz kıyılarını, Mısır’ı, Fenike’yi, İran’ı, Makedonya’yı, Yunanistan’ı gezmiş ve Sicilya’ya kadar varmıştır. Zaten kitabını da burada yazmış ve yaşama burada veda etmiştir. Yolculukları esnasında hem karadan hem de denizden seyahat etmiş ve buralarda karşılaştığı kim varsa onlarla sohbetler ederek bu kentlerin tarihi, coğrafyası, kültürü, inanışları, efsaneleri, yaşam biçimleri hakkında bilgiler toplamıştır. Şehrin yöneticileriyle de görüşmüş ve bulunduğu bazı yerlerde resmi evrakları incelemiş böylelikle doğru bilgilere ulaşmayı amaçlamıştır. Herodot’un bu kadar etkileyici olmasının nedeni, tarihi olayları içerisindeki karakterleri de konuşturarak hikâyeleştirmesi ve böylelikle anlatı gücünü zenginleştirmesiydi. Anlattığı hikâyelerin çok beğenilmesi ve özellikle o çağda gündem olan Perslerin Anadolu’ya ve Yunanistan’a saldırışları konusunu belki de bu yüzden yazmaya karar verdi. Ayrıca kendisi de bizzat bu tarihi olaylara tanık olmuştu. Herodot ilk kitabında eserini neden yazdığını kendisi açıklamış ve şöyle yazmıştır: “İnsanoğlunun yaptıkları zamanla unutulmasın. Yunan ve yabancıların yaratığı harikalar isimsiz kalmasın. Amacım bir de bunlar neden savaşırlardı, anlaşılsın.” Herodot, Atina’dan sonra yine Atinalıların kurmakta oldukları Thurium kentine onlarla birlikte gitmiş ve burada Historia adlı eserini yazmıştır. Kitabın esas konusu, Pers İmparatorluğu ile Antik Yunan kent devletleri arasında geçen kara ve deniz savaşları ve bu savaşları doğuran sebeplerdir. Fakat Herodot’un bu eseri, aynı zamanda; Anadolu, Pers, Mısır, Yunan coğrafyaları, tarihi, folkloru, sanatı, mimarisi ve mitolojisi ile ilgili seyahatleri esnasında öğrendiği, gözlemlediği ve araştırdığı bilgileri de içermektedir. Herodot mümkün olduğunca bilimsel ve tarafsız bir şekilde yazmaya çalışmış ve tüm görüşleri aktarmıştır. Zaten hiçbir zaman anlattıklarının tümüyle doğru olduğunu savunmamış sadece kendisine böyle aktarıldığını söylemiştir. Anlattıklarını kesin olarak biliyorsa kendi ifadeleri ile eğer bilmiyorsa duyduklarını olduğu gibi yorum yapmadan aktarmayı tercih etmiştir. Bu eserin, tarafsız ve bilimsel bir şekilde yapılan ilk tarih araştırması olduğu söylenebilir ve bu bağlamda tarih biliminin doğmasına neden olmuştur. Tarihsel bilgilerin yanında o döneme ait kültürler ve sosyal yaşam hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi ve bu bilgileri aktarırken, eserini kısaltmak adına kesitler yapmayarak ayrıntılı şekilde yazması, günümüzde o çağa ait çok önemli görülen bilgilerin aktarımını sağlaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Troya savaşının nedenlerinden, Yunanlılar ile Doğu ülkeleri arasında geçen kız kaçırma efsanelerinden, Lidya Kralı Krezüs ve yurdunun Pers işgaline nasıl uğradığından ayrıca Lidyalılar ile Medler arasında geçen bir savaşta güneş tutulmasının gerçekleştiğinden bahseder. Mısırlıların ölü gömme adetlerinden, piramitlerin nasıl yapıldığından ve Nil’in aşağıdan yukarıya akışından bahseder. Pers-Mısır savaşlarından, Pers ülkesindeki kentlerden, örgütlenişinden ve fethediliş sırasından, Pers krallarının yolculuklarında kaynamış su içtiğinden, Pers hükümdarı Xerxes’in ordusunun hangi uluslardan oluştuğundan ve sayısından, Karya Kraliçesi Artemisia’dan ve onun Salamis Deniz Savaşı’nda yaptıklarından bahseder. Hindistan’da koyun yününden daha beyaz bir yün yapan ağaçlardan yani pamuktan, İllirya yani Arnavutluk’ta güzel kızların pazarda açık artırma usulü satılarak evlendirilip bu para ile çirkin kızlara çeyiz yapıldığından bahseder. Skyth’leri (İskit) “hayalet atlılar” olarak tanımlar ve kısraklarını nasıl sağdığından, Amazonlardan ve nasıl ortaya çıktıklarından bahseder. Historia, yazılışından yüzyıllar sonra dokuz kitapta toplanmıştır. Bu dokuz kitap üçerli bölümlere ayrılmıştır. Her kitap, Musalar’ın isimleriyle başlamaktadır. Musalar Zeus ile bellek tanrıçası Mnemosyne’in kızlarıdır ve ilham perileridir. Kitaplara birinci kitaptan başlayarak sırasıyla; Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene, Terpsikhore, Erato, Polymnia, Urania ve Kalliope isimleri verilmiştir. (http://www.antiktarih.com/2019/07/24/tarihin-babasi-herodot-kimdir/)

** Thucydides/ Thukydides (yaklaşık M.Ö.460 – M.Ö.400): En büyük antik tarihçilerden biridir. Atina ile Sparta arasındaki yaklaşık 30 yıllık savaşı ve gerilimi anlatır. “Peloponnesos Savaşı Tarihi”, tarihsel türün tanımlayıcı bir metni haline gelmesi ile, kesinlik ve doğruluk için bir standart olarak kabul edildi. Yakın çağdaki Herodotus’un (diğer büyük antik Yunan tarihinin yazarı) aksine, Thukydides’in konusu kendi zamanıydı. Görgü tanıklarının ifadelerine ve savaş sırasında bir general olarak kendi deneyimlerine güvendi. Ayrıntılı ve spesifik olmasına rağmen, sorduğu sorular zamansızdı: Ulusları savaşa götüren nedir? Siyaset bir toplumu nasıl yükseltir ya da zehirleyebilir? Büyük bir liderin veya büyük bir demokrasinin ölçüsü nedir? Babasının adı Olorus’du ve ailesi, Thukydides’in muhtemelen tarihsel çalışmalarını finanse eden altın madenlerine sahip olduğu kuzeydoğu Yunanistan’daki Trakya’dan geliyordu. Atina’nın Halimos banliyösünde doğdu ve savaşın başlamasından bir yıl sonra MÖ 430 civarında veba sırasında Atina’da bulundu. 424’te kendisine bir filonun komutanlığı verildi, ancak daha sonra Spartalılar tarafından ele geçirilmesini önlemek için Amfipolis şehrine zamanında ulaşamadığı için sürgüne gönderildi. Sürgünü hakkında şunları yazdı: “Kaderim… Amfipolis’teki emrimden sonra yirmi yıl ülkemden sürgün olmaktı; ve her iki tarafla da [Atina ve Sparta] ve özellikle sürgün olmam nedeniyle özellikle Peloponnesoslular ile birlikte bulunduğum için, işleri daha yakından gözlemlemek için boş zamanım oldu. ”  20 yıllık sürgün boyunca tarihi üzerinde çalıştı – bilgi topladı, yazdı ve gözden geçirdi.  411’den sonraki olaylardan hiç söz edilmediği için, muhtemelen 404’te Atina’nın son teslim olmasından önce öldüğü tahmin ediliyor. O zamanlar Atina, demokratik bir siyasi sisteme ve onu zorlu bir güç haline getiren yenilikçi liderliğe sahip büyük bir deniz gücüydü. Peloponnese’de (Yunanistan anakarasının güney yarımadası ) bulunan Sparta, kara gücü olarak en güçlüydü. Hükümet sistemi, katı militarizmi ve geleneğe bağlılığı destekliyordu. Thucydides’e göre Spartalıların Atina korkusu, onları 430’da ilk saldırıyı yapmaya yöneltti. Çatışmanın ilk 10 yılında, Atina’nın deniz saldırılarına karşılık Spartalı kara akınları yaptı. 422 yılında, liderleri Cleon yönetimindeki Atinalılar, Amfipolis’i geri almak için başarısız bir girişimde bulundular. Hem Cleon hem de Spartalı general Brasidas savaşta öldüler ve savaştan bıkmış tarafları bir anlaşma müzakere etmeye zorladı. Ardından huzursuz bir barış geldi, ancak altı yıl sonra Atina, uzak Sicilya’da Sparta’nın müttefiki olan Syracuse’ye karşı bir deniz seferi başlattı. Bu felaket oldu ve Atinalılar, birleşik Sicilya ve Spartalı kuvvetler tarafından 413’te adadan sürüldü. Thukydides, “Söylendiği gibi, tam bir yıkımla, filolarıyla, ordularıyla yok edildiler – her şey yok edildi ve birçok kişiden birkaçı eve döndü.” der. “Peloponnesos Savaşları Tarihi” nin son bölümü, cümlenin ortasında kesilen isyanların, devrimlerin ve Spartalı kazanımların eksik bir tasviridir. Savaşın kapanış yılları, Atina’nın yalnızca kalan filosunun Aegospotami’de Lysander komutasında Spartalılar tarafından tahrip edilmesini anlatır.  Atina, 404’te Sparta’ya teslim oldu. Thukydides birden fazla kaynağı tek bir noktada birleştirdiği için “Peloponnesos Savaşı Tarihi” kronolojileri ve anlatımıyla doğrudan bir düzyazı harikasıdır. Çalışmanın tamamlanan bölümlerinde anlatı, savaşan tarafların önde gelen liderlerinin konuşmalarıyla kesintiye uğrar. Thukydides, zaman zaman söylenenlerin ya da söylenmesi gerektiğini düşündüklerinin yalnızca özünü kaydettiğine dikkat çeker. Bu konuşmaların en önemlisi, örneğin Atina lideri Perikles’in savaşta ölümüyle ilgili konuşmasıdır, savaş siyaseti ve insan doğasının karmaşıklığına kalıcı bir bakış açısı sunar. Diğer zamanlarda, daha güçlü ve daha zayıf taraflar savaş etiğini tartışırken, konuşmalar diyalog şeklindedir. Çatışmanın başlarından itibaren Mylitene konuşmaları, Atina’nın bir isyanı bastırırken merhameti seçme yeteneğini gösteriyor. Melian diyaloğu, sadece birkaç yıl sonra, tarafsız bir adanın liderlerinin Atina’ya hayatta kalmaları için yalvardıklarını kaydediyor. Atinalılar, Melos’un onları kırmak için hiçbir şey yapmamasına rağmen, onları sadece yapabildikleri için yok etmekte haklı olduklarını söylüyorlar: “Doğru, dünyada, yalnızca iktidardakiler arasında eşitlik söz konusudur.” Thukydides, Herodot’tan farklı olarak, Yunan Tanrılarına tarihte aktif olarak çok az atıfta bulunur ve olayları insan nedenleri açısından anlamayı tercih eder. Yine de, Atina’nın Sicilya’daki kaybının hem zayıf liderliğin mantıksal sonucu hem de bir toplumun ahlaki çöküşünün neredeyse kozmik bir cezası olduğuna dair tutarlı bir anlatı oluşturur. (https://www.history.com/topics/ancient-history/thucydides)

** Xenophon (M.Ö. 430- 3500) Yunanistan, Attika doğumlu. Geç Klasik Yunan hayat tasvirleri, tarihçi ve filozof.  Xenophon, Peloponnesos Savaşı’nın ilk yıllarında, Atina’nın Erchia adı verilen dış cephesinde doğdu. ” Mesogeia ” olarak bilinen verimli ovada yer alır.”(Kelimenin tam anlamıyla“ orta dünya ”) ve güzel Hymettus ve Penteli dağları tarafından gözden kaçan Erchia, Atina’nın hareketli merkezinden yaklaşık 20 kilometre (12 mil) – yaklaşık üç saatlik bir yürüyüş ya da bir saatlik hızlı at gezintisi. Babası Gryllus, geliri esas olarak çiftçilikten elde edilen bir mülkün sahibi ve yöneticisiydi. Özellikle Anabasis adlı eseri, antik çağda oldukça saygı gördü ve Latin edebiyatı üzerinde güçlü bir etkiye sahipti. Xenophon’un 401’den önceki yaşamı hakkında bilgiler yetersizdir. Boeot’lu bir arkadaşının yönlendirmesiyle, savaş sonrası Atina’yı terk etti, Achaemenian prensinin Yunan paralı ordusuna katıldı. Genç Cyrus ve kardeşi Pers kralı II. Artaxerxes’e karşı Cyrus’un isyanına dahil oldu . Cyrus’un Cunaxa’daki yenilgisinden sonra (şimdi Irak’ta Babil’den yaklaşık 80 km uzakta), Yunanlılar (daha sonra On Binler olarak biliniyordu) Mezopotamya, Ermenistan ve Kuzey Anadolu üzerinden Bizans’a döndü . Xenophon, Persler tarafından ele geçirilip idam edilen beş generalin yerine seçilen adamlardan biriydi. Yunan askerlerinin ısrarı ve becerisi, Panhellenizm savunucuları tarafından Perslerin savunmasız olduklarının kanıtı olarak kullanıldı. Başlangıçta Sparta tarafından düşmanlıkla görülen paralı askerler, Trakya prensi Seuthes ile 400-399 kışında iş buldular, ancak daha sonra Anadolu Yunanlarını Pers yönetiminden kurtarmak için bir savaş için Sparta hizmetine girdiler. Seuthes’in kızına toprak ve evlilik teklifleri karşısında ikna edilmeyen ve açıkça (aksi yöndeki itirazlara rağmen) eve dönme eğiliminde olmayan Xenophon, yoldaşlarıyla kaldı. Her ne kadar Anabasis  bu noktada durur ve daha fazla ayrıntı eksikse de, özellikle üst düzey Spartalılar, ile ilgilidir. Spartalılar ona Scillus’ta ( Olympia’dan Alpheus Nehri’nin karşısında ), Sparta’nın Elis’i 400 yılında yenmesinden sonra kurulan Triphylia eyaletinde küçük bir şehir olan Scillus’ta yaşayacak bir yer verdiler. Lacedaimonian zaferinde yaptığı hizmet için minnettarlık duyan Spartalılar, Xenophon’a, eşsiz güzelliği ve zenginliği ile tanınan bir Mora bölgesi olan Olympia’ya yaklaşık 2 mil uzaklıktaki Elis’te bir mülk verdi. Xenophon, önümüzdeki 23 yıl boyunca Elis’te yarı emeklilik ve sessiz kırsal uğraşlarla dolu bir hayat yaşayacaktı. Burada ayrıca eserlerinin çoğunu yazacak, bir aile kuracak ve Atina’nın siyasi kaderine mesafeli ve düşünceli bir tarihsel göz atacaktı. Karısı hakkında adı dışında hiçbir şey bilinmemektedir: Filezya. Gryllus ve Diodorus adında iki oğlu oldu. Orada yaşadığı yıllarda, Xenophon Sparta’nın Olympia’daki temsilcisi olarak görev yaptı. Xenophon bir Yunan filozof, asker, tarihçi, anı yazarı ve binicilikten vergilendirmeye kadar pek çok konuda pratik çalışmaların yazarıdır.  Xenophon’un Antik Çağ, Orta Çağ ve Erken Modern entelektüel çevrelerdeki etkisi dikkate değerdi; askeri anıları da dahil olmak üzere çeşitli edebi türlerde öncüydü (Anabasis ), biyografik roman (Cyrus’un Eğitimi ) ve devam eden tarih ( Hellenica). Uzmanlık alanlarının çeşitliliği ve gerçekçi yazı stilinin göz alıcı cazibesi, büyülemeye devam ediyor. Ahlak felsefesindeki çalışmalarının bir örneği olarak, Yunan halk ahlakının temel erdemlerinden birini oluşturan özdenetimin önemini vurguladı. Bu, Xenophon tarafından birçok yönden vurgulanmaktadır. Xenophon tarafından Sokrates’in bunu en üst düzeyde örneklediği söylenir.  (https://www.britannica.com/biography/Xenophon) (https://iep.utm.edu/xenophon/)

John, etrafındaki hayata eğlenceli bir alayla bakardı. Bu yüzden de, genellikle kırsal bölgeleri zehirleyen o şiddetli siyasal çatışmalarda ve aşırı dinsel düşünceler, vadide ortaya çıkmadı.

** Rochester Lamba

Bir çok hayat bir grafik eğrisi gibi şekillenirdi. Önce ihtiras yükselir, sonra yuvarlak bir olgunluk doruğu olur, ardından yaşanan hayal kırıklığıyla aşağı doğru iniş başlar, sonunda da ölümün beklendiği düzlüğe girilirdi.

Batıda, bir ailenin iki kuşağı aynı evde yaşayınca, orası eski bir ev, aile de öncü ailelerden sayılırdı. Eski evlere karşı, küçümsemeyle karışık bir tür tuhaf saygı duyulurdu. Batıda çok az eski ev vardır. O yerinde duramayan Amerikalılar, bir yere yerleşip orada uzun süre kalamıyorlardı.

Yaşlı adam, istekli gözlerle vadiye baktı. Sessizlik, artık duymayan kulaklarından bir selvi ağacından esen hafif bir rüzgar gibi yükseldi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: