Figaro’nun Düğünü/ Çılgın Gün- Pierre Augustin Caron de Beaumarchais

Corregidor (İspanyolca): Eskiden İspanya’da İspanyol hakimiyeti olan topraklarda kralın temsilcisi olarak atanan idari, adli yönetici.

** Dazincourt/ Joseph-Jean-Baptiste Albouy (1747-1809): 1776’da Comedie- Française ‘de Crispin(Des Folies Amoureuses) rolüyle başladı. 1778’de tiyatronun üyesi oldu ve ölene kadar da kaldı. 1793’de 12 diğer aktörle tutuklandı. Monarşiye sadık kaldı. En büyük rolü Figaro (Figaro’nun Düğünü ve Seville Berberi)’dur. (https://fr.m.wikipedia.org/wiki/Dazincourt)

** Ergenliğe adım atmakta olan Cherubin’in hayata dair hiçbir tasarısı, hiçbir bilgisi yoktur ve olaylara balıklama atlar. Cherubin en nihayetinde belki de her annenin bundan fena halde çekeceği de olsa kalbinin derinliklerinde sahip olmak istediği oğludur.

Alguacil (İspanyolca): Kolluk görevlisi

Crispiano: İtalyan Commedia dell’Arte geleneğine dahil, gülünç uşak tiplemelerinden biri.

Haklı olduğunu kanıtlamak yanılmış olabileceğini de kabul etmek olur.

Zeki insanlar ne kadar da ahmak oluyorlar!

İnsan Kont’u nasıl tanımlayacağını bilemiyor. Hem kıskanç, hem çapkın. Can sıkıntısından çapkın, kibrinden kıskanç.

Sevmiyoruz diye birbirimizden nefret mi etmeliyiz? (Nanine, Voltaire)

** François Marie Arouet (1694 – 1778): Fransız yazar ve filozoftur. Daha çok mahlası Voltaire olarak tanınmıştır. Fransız Devrimi’ne ve Aydınlanma hareketine büyük katkısı olmuştur. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Eserlerinde kilise dogmaları ve döneminin Fransız müesseselerini yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınır. Filozof, tarihçi, oyun yazarı, roman yazarı ve şair kimliğiyle bilindi. Tüm bu alanlarda yoğun biçimde yazmış, toplu yapıtları yetmiş cildi bulmuştur. Onu aydınlanma döneminin bir tür hümanisti olarak görebiliriz. Aydınlanmanın temel idelerini toplumdaki farklı insan gruplarına, farklı biçemler içindeki yazılarıyla kolayca ulaştırarak aydınlanma tinini en iyi temsil eden düşünürlerden biri olmuştur. Paris’de Louise-le Grand Jesuit kolejinde eğitim gördü. 1726’da İngiltere’ye giderek 1729’a dek orada kaldı. Locke ve Newton’un yazılarıyla tanıştı. İngiltere’deki göreli özgürlüğe hayran kaldı. Voltaire, oldukça etkilendiği Locke’un deneyci görüşlerinin Fransa’da yayılmasına yardımcı olmuş, onun toplumsal ve politik görüşlerinin çoğunu benimseyerek bireysel özgürlük kazanımı için Kilise ve devlet kurumuna karşı savaşmıştır. Kiliseyi bilginin, aklın, zihinsel aydınlanmanın önünde engel olarak görüyordu. Voltaire gerçekte bir tanrıtanır idi. O da Newton gibi evrendeki düzenin Tanrı inancını haklı kıldığını düşünmekteydi. Bu durum Kilise’ye karşı savaşını daha kolay ve inandırıcı biçimde sürdürmesini sağlamıştır. Mezun olduktan sonra Voltaire edebiyatta kariyer yapmaya başladı. Babası ise oğlunun hukuk eğitimi almasını istiyordu. Bu nedenle Voltaire, Paris’te bir avukatın asistanı olarak çalışıyormuş gibi gözüküp, zamanının büyük bir kısmını hicivsel şiirler yazmaya adamıştır. Babası bunu öğrendiğinde Voltaire’yi yine hukuk okumaya göndermiştir; yine de Voltaire yazmayı sürdürmüştür. Sivri dili ile aristokratik ailelerin beğenisini toplamıştır. Kral XV. Louis’in naibi, Orléans Dükü, II. Philippe’yi konu alan bir yazını nedeniyle Bastille’de hapsedilmiştir. Oradayken çıkış yaptığı piyesi Oedipe’yi kaleme almış ve Voltaire ismini almıştır. Oedipe’nin başarısı Voltaire’i etkili bir isim yapmakla beraber onu Fransız Aydınlanmasına dahil etmiştir. Voltaire’nin hazır cevaplılığı ve sivri dili başına bela olmayı sürdürdü. Genç bir asilzadeyi gücendirmesi onun mahkeme dahi olmadan sürgün edilmesine yol açtı. Voltaire’nin İngiltere’ye sürgünü, İngiltere’deki düşünsel durum ve yaşadıkları düşüncelerini büyük oranda etkilemiştir. İngiliz monarşisinden ve ülkenin din ve ifade özgürlüğüne verdiği değerden etkilenen genç yazar, ülkenin yazar ve düşünürlerinden de etkilenmiştir, Shakespeare gibi. Gençlik yıllarından Shakespeare’yi Fransız yazarlarına bir örnek olarak görse de, daha sonraları kendini ondan daha büyük bir yazar olarak görmüştür. 3 yıllık sürgünden sonra Paris’e dönmüş ve fikirlerini İngiliz hükümetini konu alan kurgusal bir metinde toplayarak bastırmıştır; Lettres philosophiques sur les Anglais (“İngiliz(ler) hakkında felsefi mektuplar”). İngiliz monarşisini daha gelişmiş ve insan haklarına daha saygılı görmesi nedeniyle yazınları Fransa’da büyük bir tartışmaya yol açmış ve sonunda öyle bir noktaya gelinmiştir ki evrağın kopyaları yakılmış Voltaire ise Paris’i terk etmeye zorlanmıştır. Bundan sonra sınırdaki Château de Cirey’e yerleşen Voltaire burada Marquise (Markiz) du Châtelet, Gabrielle Émilie le Tonnelier de Breteuil ile de bir ilişkiye başladı. Voltaire ile Markiz 21.000’den fazla kitap toplamıştırlar. Kuşkusuz Voltaire’nin 15 yıl süren bu ilişkisi entelektüel gelişimine yardımcı olmuştur. Yazmaya devam eden Voltaire Mérope gibi oyunları ve bazı kısa öyküleri yayımlamıştır. İngiltere’de geçirdiği zamanda onu en çok etkileyen şeylerden birisi Isaac Newton’un çalışmalarıdır. Eser ve düşüncelerinde bunun etkileri görülebilir. Markizin ölümünden sonra Voltaire Berlin’e, yakın arkadaşı ve hayranı olan Büyük Frederick’e gitmiştir. Kral zaten onu daha önce ısrarla saraya davet etmişti. Her ne kadar ilk zamanlarda buradaki yaşamı iyi gitse de, zamanla çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlamıştır. Sivri dili ile burada da haksız bulduğu durumları eleştirmiştir. Sonunda kızdırdığı Frederick, Voltaire’in tüm evrağının kopyalarını yakmış Voltaire’yi de tutuklatmıştır. Voltaire Paris’e doğru yola çıkmış fakat XV. Louis onun kente girmesini yasaklayınca, Cenova’ya gitmiştir. Her ne kadar iyi karşılansa da tiyatral performansları yasaklayan Cenova yasaları Voltaire’nin Candide, ou l’Optimisme (“Candide, veya İyimserlik”) isimli eserini yazmasına ve kenti terk etmesine neden olmuştur. Bu eser Gottfried Leibniz’in felsefesinin hicvidir. Bugün Voltaire’nin en tanınmış eseri Candide’dir. Fransız-İsviçre sınırında bir malikâne almış ve 1778’deki ölümüne kadar burada yaşamıştır. (https://www.felsefe.gen.tr/voltaire-kimdir/)

Ben olsam ondan elli kere kurtulurdum. Nasıl? Onunla evlenerek.

Bütün ciddi meselelerin içinde evlilik en büyük soytarılık olduğuna göre düşündüm ki…

Şimdi onun kadar metotlu hareket edebilmek için önce onun sahip olduklarımızı elde etme hırsını, kendisinin sahip olduklarını kaybetme endişesiyle dengeleyelim.

** Carle von Loo yada Carle Vanloo olarak da anılan Charles André van Loo (1705-65): Fransız bir ressamdı. Kendisi gibi sanatkar olan ve Flaman sanatçı bir aileden gelen (büyük babası Jacop van Loo’da (1614-1670) tanınmış bir ressamdı) Louis Abraham van Loo’nun oğluydu. Ağabeyi de, kendisinden 21 yaş büyük olan ressam Jean-Baptiste van Loo’ydu (1684-1745). Carle kendi zamanında parlak bir kariyer yapıp, 17. ve 18 yüzyılda Van Loo hanedanının en ünlü ressamı oldu. Yedi yaşındayken babasını kaybettiği için abisi Jean-Baptiste’nin yanında büyüdü ve iki kere İtalya seyahatinde Roma ve Turin’de abisine eşlik etti. Bu seyahatlerin ikincisinde ressam Benedetto Luti’den çizim dersleri aldı ve heykeltıraş Pierre Legros’un yanında eğitim gördü. XIV. Louis’in saray ressamı olan Pierre Goberts’in de öğrencisi olduğu söylenir.1720 yılında Paris’e giderek ilk yağlı boya resmi Good Samaritan’ı (1723) yaptı.  I. François’in Fontainebleu Sarayı’ndaki galerisinin restorasyonunda yardımcı oldu (1724). ilk siparişini 1725 yılında manastır kilisesi Saint-Martin-des-Champs’in toplantı odasına yaptığı ‘Mesih’in tapınağa sunumu’ ile aldı. ‘Yakup Bethel’e gitmeden önce evini temizliyor’ isimli eseri ile 1724 yılında Prix de Roma Akademi ödülünü aldı. Ödül, Roma’daki Fransız Akademi’sinde eğitim almakla bağlantılı idi. Fakat Akademi parayı vermeyince İtalya seyahatini portre yaparak ve Paris Operası’nın dekorasyonu yaparak kazanmak zorunda kaldı. İtalya’da tavanlara yaptığı mitolojik ve dini duvar ilizyonları (Trompe L’oeil) ile tanınındı (örn. La Glorification de Saint Isidore, 1729) ve Papa XIII. Benedikt’in dikkatini çekti. Onun bu dönemdeki en önemli eseri Énée portant Anchise’dir (1729)Floransa üzerinden 1732 yılında Torino’ya gitti ve orada Sardunya Kralı III. Charles Emmanuelle için, Stupinigi av köşkündeki kraliçenin odasının tavanına ‘Diana and her Nymphs resting’ isimli eseri ile Torino’daki Palazzo Reale için bir dizi yağlıboya tablolar yaptı.1733 yılında Lehistan Veraset Savaşından dolayı Paris’e geri döndü. 1734 yılında Kraliyet Sanat Akademisi’ne kabul edildi ve 1735 yılında üye oldu. Kariyerinde hızla ilerleme yaptı. 1737’de Akademide Profesör oldu ve Hotel de Soubise’nin kraliyet dairelerine mitolojik resimler (dessus-de-portre: duvar kaplamaları içine yapılan tuval resimleri) yapmak için görevlendirildi.1747’de Samuel-Jacques Bernard’ın (1686-1753) şehirdeki dairesine Asya temalı alegorik bir kompozisyon çizdi. Aynı zamanda da bir dizi dini resimler yaptı. Paris toplumunda Türk kıyafetleri içindeki kişilerin portresini yapmasıyla da çok popülerdi. Van Loo hem saray, hem de Madame de Pompadour tarafından destekleniyordu. 1736’da Versay Saray’ının kral daireleri için egzotik av sahneleri yaptı (Ayı ve Devekuşu Avı). Aynı zamanda da düzenli bir şekilde Madam Pompadour için çalıştı. Nisan 1749’da École royale des élèves protégés’in ilk müdürü oldu. 1754’de rektör, Haziran 1763’de Akademi Müdürü seçildi. 1750’de soylu oldu ve 1751’de Chevalier de l’ordre de Saint-Michel ünvanını aldı. Haziran 1762’de kralın baş ressamı oldu. 1764’de Londra’ya kısa bir yolculuk yaptı ve bir sene sonra kariyerinin doruğunda iken öldü. (http://www.forumgercek.com/yabanci-ressamlarin-biyografileri/78606-carle-charles-andre-van-loo-1705-1765-fransiz-ressam.html)

** İspanyol Sohbeti:

Marlborough s’en vaten guerre (Marlbrough Savaşa Gidiyor): Fransız halk şarkısı, 1785’de XVI. Louis ve Marie Antoinette’ın oğluna sütannesi söylemiş.

**XVI. Louis, (1754-93): Annesi Saksonyalı Prenses Marie-Joseph, babası Louis, Dauphin of France’dir. XVI. Louis, 10 yaşında iken 1765 yılında babası öldüğünde veliaht oldu.19 Nisan 1770 tarihinde Avusturya İmparatoru I. Franz Joseph ile Maria Theresa’nın kızı 15 yaşındaki Marie Antoinette ile evlendirildi. 1778′de ilk çocuğu Versay Sarayı‘nda dünyaya geldi. Çocuklarının adı; Marie Thérèse Charlotte , Louis Joseph , XVII. Louis Charles , Sophie Hélène Béatrix . 1774’te, 20 yaşında iken Fransız tahtının sahibi oldu. 11 Haziran 1775 tarihinde taç giymiştir. Zevk ve eğlence düşkünü güzel bir kadın olan Marie Antoinette, Fransızların sorunlarını bir türlü anlayamıyordu. Yirmi birinci doğum gününde, üç gün üç gece süren bir kumar partisi verdi. Bu süre zarfında el değiştiren paranın haddi hesabı yoktu. O güne kadar neden olduğu huzursuzluklar yetmiyormuş gibi, samimi arkadaşlarını, başkalarına ait mevki ve pozisyonlara atamaya başladı. Dışişleri bakanı Vergennes’in parlak diplomasisi Fransa‘ya birçok başarı kazandırdı; ABD‘nin bağımsızlığı desteklenerek İngiltere‘nin gururu kırıldı. Yalnız, içerideki büyük buhranı ne Başbakan Necker, ne de başka başbakanlar halledemedi. Maliye bakanlarının yardımıyla birtakım malî reformlar uygulamak istedi, ancak bunlar soyluların çıkarlarıyla çatışınca gerçekleşemedi. 1786’da imzalanan İngiltere-Fransa Ticaret Antlaşması, Fransız pazarlarını İngiliz mallarına açtı ve Fransa endüstrisi İngiliz endüstrisinin karşısında korunmasız kaldı. Bu yüzden fabrikalar, işyerleri kapandı. Buralarda çalışan işçiler işsiz kaldı. Bütün bunlara karşın soylular, en ılımlı malî reformlara bile yanaşmak istemediler. Tek çıkar yol olarak, yeni vergiler koyma yolunu seçtiler. Bu amaçla Etats-Généraux toplantıya çağrıldı. Bu, Fransız Devrimi’nin başlamasına işaret oldu. 14 Temmuz 1789’da, Paris‘te kalabalık bir grup, kraliyet otoritesinin sembolü haline gelmiş olan Bastil Hapishanesi’ne yürüdü ve kontrolünü ele geçirdi. Hapishane müdürü ve aşırı-sağ görüşlü iki politikacı linç edildi. Haberler gece yarısına kadar Versay Sarayı’na ulaşmadı. Olanları duyduğunda “Bu bir isyan mı?” diye soran kral XVI. Louis’ye dük Rochefoucauld-Liancourt şu cevabı verdi, ”Hayır efendim, bu bir devrim.” 1789 yılında başlayan Fransız Devrimi‘nde gücünü azaltacak hiçbir reformu kabullenmedi. XVI. Louis, Devrim’den sonra da burjuvaziyle uzlaşmak istemedi. Diğer Avrupa hükümdarlarının yardımıyla Devrim’i bastırabileceğini umdu ve bunu denedi. 21 Haziran 1791 tarihinde Marie Antoinette ve çocukları ile Avusturya‘ya kaçmaya çalışırken Varennes Köyü’nde ele geçirildi ve tutuklanarak Paris‘e geri getirildi. 10 Ağustos 1792 tarihinde kral ve kraliçenin yetkilerinin kalktığı ilan edilerek anayasal monarşiye son verildi; krallık ailesi hapsedildi. Cumhuriyet ilan edildi. 9 Kasım 1799 tarihinde hükümet darbesiyle Fransa tarihinde yeni bir dönem başladı. Birkaç hafta sonra, anayasada değişiklikler yapıldı ve yönetim üç konsülün eline bırakıldı. Napolyon Bonapart “Birinci Konsül” olarak, Fransa‘nın mutlak hakimi oldu. Fransız İhtilali (Fransız Devrimi) esnasında “Vatan Hainliği” suçlaması ile yargılandı. XVI. Louis, 21 Ocak 1793 tarihinde 39 yaşında Fransa‘nın başkenti Paris‘de, Concorde Meydanında giyotin ile başı kesilerek idam edilmiştir. Marie Antoinette ilk kez çocuklarından ayrılarak hücreye kondu. Marie Antoinette, devrim mahkemelerinde devletin parasını Fransa’nın içte ve dıştaki düşmanlarına dağıtmakla suçlandı. 16 Ekim 1793 tarihinde de o da giyotinle idam edildi. (https://www.biyografi.net.tr/xvi-louis-kimdir/)

** Marlborough Savaş’a Gidiyor

Marlborough savaşa gidiyor,

Mironton ton ton mirontaine,

Marlborough savaşa gidiyor,

Ne zaman döneceğini bilmiyor

Ne zaman döneceğini bilmiyor

Ne zaman döneceğini bilmiyor.

Paskalya için geri dönecek

Mironton ton ton mirontaine,

Paskalya için geri dönecek

Ya da Trinity Sunday için, (Trinity Sunday: Batı Hıristiyan ayin takviminde Pentecost’tan ve Doğu Hıristiyanlıkta Pentecost Pazarından sonraki ilk Pazar. Üçlü Pazar, Üçlü Birliğin Hıristiyan doktrinini, Tanrı’nın üç Kişisini kutluyor: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.)

Ya da Trinity Sunday için,

Ya da Trinity Sunday için.

Trinity Sunday bitti

Mironton ton ton mirontaine,

Trinity Sunday bitti

Marlborough geri dönmedi,

Marlborough geri dönmedi,

Marlborough geri dönmedi.

Hanımefendisi kulesine çıkıyor,

Mironton ton ton mirontaine,

Hanımefendisi kulesine çıkıyor,

Olabildiğince yükseğe,

Olabildiğince yükseğe,

Olabildiğince yükseğe.

Bir sayfanın geldiğini görüyor

Mironton ton ton mirontaine,

Bir sayfanın geldiğini görüyor

Tamamen siyah giyinmiş,

Tamamen siyah giyinmiş,

Tamamen siyah giyinmiş.

O sayfa,

Ey güzel sayfam,

Mironton ton ton mirontaine,

O sayfa,

Ey güzel sayfam,

Ne haberleri getiriyorsun?

Ne haberleri getiriyorsun?

Ne haberleri getiriyorsun?

Getirdiğim haberleri duyunca

Mironton ton ton mirontaine,

Getirdiğim haberleri duyunca

Güzel gözlerin ağlayacak

Güzel gözlerin ağlayacak

Güzel gözlerin ağlayacak.

Lord Marlborough öldü,

Mironton ton ton mirontaine,

Lord Marlborough öldü,

Ve ölü ve gömülü

Ve ölü ve gömülü

Ve ölü ve gömülü.

Gömülü gördüm

Mironton ton ton mirontaine,

Gömülü gördüm

Dört subay tarafından,

Dört subay tarafından,

Dört memur tarafından.

Biri göğüs zırhını taşıyordu.

Mironton ton ton mirontaine,

Biri göğüs zırhını taşıyordu.

Diğeri onun kalkanı,

Diğeri onun kalkanı,

Diğeri onun kalkanı.

Üçüncüsü kılıcını taşıyordu,

Mironton ton ton mirontaine,

Üçüncüsü kılıcını taşıyordu,

Dördüncüsü hiçbir şey taşımıyordu,

Dördüncüsü hiçbir şey taşımıyordu,

Dördüncüsü hiçbir şey taşımıyordu.

**********

Mezarının etrafında

Mironton ton ton mirontaine,

Mezarının etrafında

Biberiye ağacı diktiler,

Biberiye ağacı diktiler,

Biberiye ağacı dikmişler.

En yüksek şubesinde,

Mironton ton ton mirontaine,

En yüksek dalında,

Bülbül şarkı söyledi,

Bülbül şarkı söyledi,

Bülbül şarkı söyledi.

Ruhu uçarken görüldü

Mironton ton ton mirontaine,

Ruhu uçarken görüldü

Defne boyunca

Defne boyunca

Defne boyunca.

Herkes yere uzandı

Mironton ton ton mirontaine,

Herkes yere uzandı

Ve sonra tekrar ayağa kalktım

Ve sonra tekrar ayağa kalktım

Ve sonra tekrar ayağa kalktı.

Zaferleri söylemek için

Mironton ton ton mirontaine,

Zaferleri söylemek için

Marlborough kazandı,

Marlborough kazandı,

Marlborough kazandı.

Tören yapıldı,

Mironton ton ton mirontaine,

Tören yapıldı,

Herkes yatağa gitti

Herkes yatağa gitti

Herkes yatağa gitti.

Bazıları eşleriyle,

Mironton ton ton mirontaine,

Bazıları eşleriyle,

Ve diğerleri yapayalnız

Ve diğerleri yapayalnız

Ve diğerleri tek başına.

Sadece birkaç tane olduğu için değil,

Mironton ton ton mirontaine

Sadece birkaç tane olduğu için değil,

Çünkü çok şey olduğunu biliyorum

Çünkü çok şey olduğunu biliyorum

Çünkü çok şey olduğunu biliyorum.

Koyu saçlılar ve sarışınlar,

Mironton ton ton mirontaine,

Koyu saçlılar ve sarışınlar,

Ve kumrallar da

Ve kumrallar da

Ve kumrallar da.

Bunun hakkında daha fazlasını söylemeyeceğim

Mironton ton ton mirontaine,

Bunun hakkında daha fazlasını söylemeyeceğim

Bu oldukça yeterli,

Bu oldukça yeterli,

Çünkü bu oldukça yeterli. (https://www.mamalisa.com/?t=es&p=186)

Sizinle sonsuza kadar ihmale ve kıskançlık nöbetlerine maruz kalmak için mi evlendim ben? Şu dünyada ikisini birbiriyle bağdaştırmaya cüret eden bir siz varsınız.

Fakat kadınlar koşullara uygun tavrı ve ses tonunu nasıl oluyor da bu kadar çabuk ve isabetli şekilde benimseyebiliyorlar, ben hala onu merak ediyorum.

Fakat erkekler hakarete uğramış namuslu bir kadının öfkesini hak edilmiş bir ithamdan kaynaklanan kafa karışıklığından ayırt edecek kadar ince düşünceli mi ki?

Susamadan içmek ve her an sevişmek, Hanımefendi bizi diğer hayvanlardan ayıran sadece bu ikisi işte.

Sizde iyi bir hizmetkarı yanınızda tutacak kadar bundan olmayabilir (alnına dokunarak), ama ben bu kadar iyi bir efendiyi işten çıkaracak kadar ahmak değilim.

Ben tam o an sosyete alışkanlıklarının kibar bir hanıma nasıl hiçbir şey belli etmeden yalan söyleyebilme rahatlığı kazandırdığını gördüm.

Hay Şeytan, şu İngilizce kadar güzel bir dil olabilir mi? İnsan yolunu bulmak için o kadar az kelimeye ihtiyaç duyar ki! İngiltere’de “Goddam”(Allah kahretsin) demeyi bildin mi hiçbir yerde hiçbir şeyi ıskalamazsınız… Aslında İngilizler konuşurken şuraya buraya birkaç başka kelime daha serpiştiriyorlar tabii, ama dilin özünün “Goddam” olduğunu görmek için alim olmaya gerek yok!

… Bildiğini bilmiyormuş, bilmediğini biliyormuş, anlamadığını anlıyormuş, anladığını duymuyormuş numarası yapmak, fakat özellikle kendi gücünün çok ötesine muktedirmiş gibi görünmek, sır olmayanı sır gibi saklamak, sırf tüy kalem yontmak için kendini odalara kapatmak ve gerçekte içi bomboş olduğu halde çok derinmiş gibi görünmek, iyi kötü bir karakteri oynamak, etrafa casuslar yayıp hainleri maaşa bağlamak, mühürleri eritip mektupları ele geçirmek ve imkanların zavallılığını hedeflerin ehemmiyetiyle telafi etmeye çalışmak, işte siyaset denen şey bundan ibaret ya da ben hiçbir şey bilmiyorum! İyi de senin tarif ettiğin şey entrika! Siyaset, entrika, ne derseniz deyin. Şahsen ben onların yakın akraba olduklarına inanıyorum.

Don Gusman Brid’oison: Bu karakterin atası Rabelais’in Gargantua ve Pentagruel’deki bütün anlaşmazlıkları zorlanarak çözen Bridoie’dir. Burada Beaumarchais’e karşı açılan bir davada bilirkişilik yapan ve ezeli düşman haline gelen Goezman’ı temsil ediyor.

Benim yerimdeki kadınlar bayılacak gibi olurlar mı hiç? Bu asil hastalığı, sadece hanımefendi odalarında görülüyor.

Buradaki hizmetliler de… giyinmeleri efendilerinden uzun sürüyor! Kendilerine yardım eden uşakları yok da ondan.

Nasıl olur! Bizim davaya siz mi bakacaksınız? Ben bu mevkii bunun için satın almadım mı? Mevkilerin parayla satılması ne büyük bir istismar! Değil mi ya! Oysa bunları bize bedava vermeleri gerekirdi.

Hidalgo: İspanyol asilzadesi

Baron de Los Altos y Montes Fieros y Otros Montes (İspanyolca): Yükseklerin ve vahşi tepeler ve diğer tepelerin baronu

** Mültezim: Osmanlı toprak sisteminde açık arttırma usulüyle, belirli eyaletleri (Özellikle merkezden uzak olanları) kiraya vermeye iltizam, iltizam sahibi olan kişiye de mültezim denirdi. Bu yolla elde edilen para doğrudan devlet kasasına giderdi. İltizam usulü kiraya verilen eyaletlerde çalışan devlet görevlilerin maaşını devlet karşılardı. (https://www.turkcebilgi.com/m%C3%BCltezim)

Usul, Üstat Double- Main, çoğu zaman bir suistimaldir. Biraz bilgi sahibi müvekkil kendi davasını soğuk terler döken, avazı çıktığı kadar bağıran, asıl mesele hariç her şeyi bilen, dinleyenleri sıkmak, sayın beyefendilerin uykusunu getirmekten olduğu kadar kendi müvekkilini de mahvetmekten yüksünmeyen kimi avukatlardan çok daha iyi bilir. Hani yani bu adamlar Oratio- pro Murena’yı kaleme almış olsalar bu kadar şişinmezlerdi.

Oratio- pro Murena: Cicero’nun Murena Savunması

Onu ya hastalık öldürecek ya da hekim… Bir başka örnek: Ya okunası hiçbir şey yazmayacaksınız ya da ahmaklar sizi yerip duracak.

Virgül oradaydı beyler. Kaldı ki evlenen adamı borcunu ödemeye mecbur etmek niye? Edilir tabii. Evleniyoruz, fakat malları ayırıyoruz. O halde biz de bedenleri ayırıyoruz. Madem evlilik makbuz yerine geçmiyor.

Tutkularınızın oyuncaklarını, kurbanlarınızı tahkirle yaftalayan siz nankör erkekler! Bizim gençlik yıllarımızda işlediğimiz kabahatler için asıl sizleri cezalandırmak gerek. Bizleri yargılama hakkına sahip olmakla böbürlenen ve günah dolu ihmalkarlıkları yüzünden her türlü namuslu geçinme imkanından mahrum edilmemize göz yuman sizlerin ve bütün o hakimlerinizin cezalandırılması gerek.

En yüksek tabakalarda bile kadınlar sizden ancak cüzi bir saygı görüyor. Görünüşteki saygınlığa kanıp gerçek bir esaret içerisine giriyor, mal mülk söz konusu olduğunda küçük çocuk muamelesi görüyor, işlediğimiz kabahatlerde ise yetişkin gibi cezalandırılıyoruz! Ah! Nerden bakılırsa bakılsın bize karşı tutumunuz dehşet verici veya acınası!

Dünyayı ele geçirmek isteyen açgözlü fatihten tutun da köpeğinin kendisini yönlendirmesine izin veren uysal bir köre kadar herkes kaderin elinde birer oyuncaktır.

Zaman içinde eski çılgınlıkların bilgelik haline geldiği, öylesine ekilmiş eski küçük yalanlarınsa koca koca hakikatler doğurduğu görülmüştür. dolayısıyla bin çeşit gerçek vardır. İnsanın bildiği, fakat ifşa etmekten çekindiği gerçekler vardır; zira bütün hakikatlerin dile getirilmesi uygun değildir. Sonra insanın yücelttiği fakat inanmadığı gerçekler vardır; zira bütün hakikatlere inanmak olmaz.

Ben sizi üzüyorsam, bunu daima istemeden yapıyorum, oysa siz beni üzmek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

Panurge’ün koyunları: Rabelais’in Gargantua ve Pantagruel adlı eserinde; Panurge bir gemi seyahatinde kendine hakaret eden tüccar Dindenault’dan intikam almak için koyunlarından birini satın alıp denize atar. Bütün sürü peşinden suya atlar, onları tutmaya çalışan tüccar da denize düşer.

Folies d’Espagne/ La Folia: Avrupa’nın bilinen en eski müzik teması, 15. yüzyılda Portekiz’de ortaya çıkmış bir dans türü.

Vodvil: 17 ve 18. yüzyıllarda Fransa’da panayır tiyatrolarında söylenen ve çoğu zaman toplumsal sorunlara dair hiciv içeren şarkı veya şiirlere verilen ad; tiyatroda komedinin alt türlerinden biri.

Kişisel menfaatler birbirimize düşürmediği zaman biz kadınlar erkeklere karşı birbirimizi kollamaya nasıl da hazırız aslında… Kadın cinsini ezen o gururlu, o korkunç… Ama biraz da dangalak erkek milletine karşı.

… basılı saçmalıklar ancak basımı engellenen yerlerde önem kazanır, eleştiri olmayan yerde övgü de olmaz, önemsiz yazılardan ancak küçük insanlar korkar.

Bana ekonomik inzivam sırasında Madrid’de basılı ürünlerin satışına kadar uzanan bir özgürlüğün tesis edildiği ve yazılarımda yetkili makamlardan, dinden, siyasetten, ahlaktan, mevki sahiplerinden, nüfuzlu kurumlardan, operadan, diğer gösteri sanatlarından, herhangi bir şekilde saygınlığa sahip birinden bahsetmedikçe istediğim her şeyi iki üç sansürcünün gözetimi altında basabileceğim söylendi. Bu tatlı özgürlükten istifade etmek için yeni bir siyasi gazete çıkaracağımı duyurdum ve kimse kırılmasın diye adını “Gereksiz Gazete” koydum.

… yaya yol alan için fazla ağır olduğundan utancı da yol ortasında terk edip…

Aşk büyüsünü yaratan o adını koyamadığımız şeyi- Ara sıra reddedilmeyi belki, ne bileyim ben! Karılarımız bizi severek her şeyi yerine getirdiklerinin sanıyorlar. Bir kez sevdiler mi aynı şekilde sevmeye devam ediyorlar. Hem de ne sevmek! Sürekli olarak, bıkmadan usanmadan o kadar hoşgörülü, o kadar nazik davranıyorlar ki bir akşam bir de bakıyorsun saadet aradığın yerde bıkkınlıkla kalakalmışsın.

Şayet karılarımızda bulamadığımız hazzı başkalarında arıyorsak, bunun nedeni onların bizim ilgimizi devam ettirme, aşkı tazeleme, onlara sahip olmanın büyüsünü çeşitliliğin büyüsüyle canlı tutma becerisini yeterince taşımamaları.

Doğumdaki tesadüfle

Ya kralsındır ya çoban,

Kaderdir aradaki yegane fark;

Her şeyi salt akıl değiştirebilir.

Yirmi krala biat edilir de

Ölüm gelir yıkar mihrabını.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: