Mutlu Prens- Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde

** Carlos Paton Blacker (1895-1975): Babası Carlos Blacker ve annesi, Amerikan İç Savaşı’nda seçkin bir asker olan St. Louis, Missouri’de ikamet eden ABD Ordusu General Frost’un kızı Caroline’dı. Paris’te, Anatole France ve Oscar Wilde’ın mahkumiyetinin ardından ailesinin sıkıntılarına yardım ettiği Oscar Wilde ile dostça davrandı. Babanın büyükannesi Perulu bir bayandı ve ailenin Peru tarafı ülkelerine devlet adamları ve diplomatlar yetiştirdi, Dr. Blacker’in kuzenlerinden biri Peru Başbakanı Pedro Beltran’dı. Fransızca C.P. Blacker’ın ilk dili ve iki dilli kaldı. O ve erkek kardeşi Eton’a gönderilmiş, aile bu dönemde Torquay’e taşınmış, ardından küçük erkek kardeşinin öldürüldüğü Birinci Dünya Savaşı sırasında Paris’e dönmüştür. Coldstream Muhafızları’nda bir subay olarak, bu savaşın deneyimleri, hayatının son birkaç yılını yaşam öyküsü (yayınlanmamış – el yazması) yazarak geçiren Blacker’a kalıcı bir iz bıraktı. Askeri Haç ile süslendiği ve iki kez yaralandığı savaşın sonunda Balliol Koleji’ne girerek üstün başarı derecesini alarak Guy’s Hastanesi’ne geçti. Oxford’da 1920 ve 1922 yıllarında Oxford Üniversitesi Boks Kulübü’nün kaptanıydı ve 1920’de Üniversite temsilcisini temsil etti. İkinci Dünya Savaşı çıktığında, Soğuk Akım Muhafızları’na yeniden katıldı, bu sefer 2. Tabur’da Alay Sağlık Subayı olarak. 1940’ta ağır yaralı bir subayı mayın tarlasından kurtardı ve cesaretinden dolayı George Madalyası ile ödüllendirildi. İleride ihtiyaç duyulacak psikiyatri tesisleri ile ilgili bir araştırma yapmak üzere 1944 yılında Nüfus ve Mediko-Sosyal Sorunlar Danışmanı olarak Sağlık Bakanlığı’na atandı. 1948’de hastaneler birleştiğinde, Maudsley Hastanesi ve Bethlem Royal ve Maudsley Hastaneleri’nde art arda Danışman Psikiyatrist oldu. Aynı zamanda, Eski Hizmetler Zihinsel Refah Derneği Danışmanı, Simon Population Trust Başkanı ve Öjenik Sekreteri idi. Toplum. 1949’da Cemiyetin Galton Madalyası ile ödüllendirildi. Uluslararası Planlı Ebeveynlik Derneği’nin çalışmalarında aktif rol aldı. Blacker’in yayınları şunları içeriyordu: Doğum Kontrolü ve Devlet (1926), Psikolojik Tıpta İnsan Değerleri (1933), Gönüllü Kısırlaştırma (1934), Nüfus ve Doğurganlık (1938) ve Neurosis ve Ruh Sağlığı Hizmetleri (1946). Uzun boylu ve 65. yaş gününe kadar her sabah kahvaltıdan önce beş mil koştu. Hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmayan, temel ilgi alanları – kuş gözlemciliği ve doğa tarihi gibi konulardı. İşine yaklaşımı doğrudan bir yaklaşımdı; zorluklarda bireyin kendini disipline etmeyi ve kendini kontrol etmeyi öğrenmesi gerektiğine inanırdı. Binbaşı A.J.’nin kızı Helen Maud ile evlendi ve bir oğlu ve iki kızı oldu. (https://history.rcplondon.ac.uk/inspiring-physicians/carlos-paton-blacker)

** Öjenist: İnsan ırkının genetik özelliklerini düzeltmek amacıyla bilimsel olarak yönetilen ayıklama olayının araştırılması ve uygulanmasıdır. Öjenik denetim ilk kez 1883’te Francis Galton tarafından ileri sürülmüştür. Bu görüşü destekleyenler “iyi” özellikleri olan insanların çocuk yapmaya teşvik edilmelerini; “kötü” özellikleri olanlarınsa aile kurmaktan kaçınmalarını önerirler. Ancak hangi özelliğin “iyi” ya da “kötü” olduğuna objektif olarak kimin karar verebileceği de ayrı bir sorundur. Yakın zamanlarda ‘Eugenics’ Avrupa’da ve ABD’de uygulanmıştır. Benito Mussolini de İtalya’yı emperyalist ve faşist temeller üzerine oturtmak için aynı Darwinist kavramlardan ve iddialardan faydalandı. 1935 yılında Etiyopya’yı işgal ederek 1941 yılına kadar 15 bin insanı katlettirdi. Etiyopya işgalini, ırkçı görüşleriyle destekleyerek makul göstermekten de geri kalmadı. Mussolini’ye göre Etiyopyalılar siyah ırktan oldukları için aşağıydılar ve İtalyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmek onlar için bir şeref olmalıydı. 1900’lü yıllarda Fransız hükümeti, psikolog Alfred Binet’e zihinsel özürlü çocukları diğerlerinden ayırma görevi verdi. 1907’de İndiana eyaletinde kabul edilen bir kanunla zekâ özürlü, sağır ya da körler zorla kısırlaştırılmaya başlanıyor. Benzer bir yasayı 1909’da Washington ve Kalifornia eyaletleri kabul ediyor. 1927’de Virginya eyaletinde zekâ özürlüler kısırlaştırılmışlardır. Yasa, Amerika’nın pek çok eyaletinde 1960’lara kadar yürürlükte kalmıştır. (https://evrimagaci.org/ojenik-5637) (https://ojenizm.nedir.org/)

Garip şey dedi, içim sımsıcak, oysa hava ne kadar soğuk. İyi bir davranışta bulundun da ondan dedi Prens.

Sevgili küçük kırlangıç, dedi Prens, bana akla hayale sığmaz şeyler anlatıyorsun, ama erkeklerle kadınların çektikleri acılardan daha akla hayale sığmaz bir şey yoktur. Yoksulluktan daha büyük bir sır yoktur.

Artık güzel olmadığına göre yararlı da değil dedi Sanat Profesörü Üniversitenin.

Bana şehirdeki en değerli iki şeyi getir, dedi Tanrı, meleklerden birine; Melek de ona kurşun kalbi ve ölü kuşu getirdi. Doğru olanı seçtin, dedi Tanrı, çünkü Cennet Bahçemde bu küçük kuş sonsuza kadar şakıyacak, altın şehrimde de Mutlu Prens beni övecek. (Mutlu Prens)

Mutlu ol; kırmızı gülüne kavuşacaksın. Onu geceleyin ay ışığından yapacağım ve kendi kalbimin kanıyla boyayacağım. Senden bunun karşılığında sadece aşkına sadık olmanı istiyorum, çünkü Aşk, en bilge Felsefe’den daha bilge, en güçlü Güç’ten daha güçlüdür.

Öğrenci başını otlardan kaldırıp baktı ve dinledi ama Bülbül’ün ona dediklerini anlayamıyordu, çünkü o sadece kitaplarda yazılı olan şeyleri bilirdi.

Bülbül’de biçim var, dedi kendi kendine, koruluğun içinden yürüyüp giderken, orası inkar edilemez; ama duygu var mı? Korkarım hayır. Aslında o da bütün sanatçılar gibi; baştan aşağı içtenliksiz üslup. Kendini başkaları uğruna feda etmez. Tek düşündüğü şey müzik ve herkes bilir ki sanat bencildir. Gene de, sesinde güzel notalar gizli olduğunu itiraf etmek gerek. Ama o notaların bir anlam taşımamaları ne yazık; ya da pratik bir işe yaramamaları!

Solgundu önce Gül, nehrin üzerine asılı olan sis gibiydi… Sabahın ayakları gibi solgun, şafağın kanatları gibi gümüşsüydü. Gümüş bir aynadaki bir gülün gölgesi gibi, bir su birikintisindeki gülün gölgesi gibi …

Ama diken henüz Bülbül’ün yüreğini bulmamıştı, o yüzden de Gül’ün yüreği hala beyazdı, çünkü ancak bir bülbülün yüreğinin kanı kızıla döndürür bir gülün yüreğini!

Ne saçmalık şu Aşk denen şey! dedi Öğrenci, yürüyüp giderken. Mantığın tırnağı bile olamaz, çünkü hiçbir şeyi kanıtlamaya yaramıyor ve insana hep gerçekleşmeyecek şeylerden bahsediyor ve insanı gerçek olmayan şeylere inandırıyor. Hatta, gayet işe yaramaz bir şey, felsefeye geri döneceğim. (Bülbül ve Gül)

Seni yaralamaya kim cüret etti? dedi. Çünkü çocuğun avuçlarında iki çivi izi vardı, ayaklarında da. Seni yaralamaya kim cüret etti? diye bağırdı Dev; söyle bana, koca kılıcımı alıp onu öldüreyim. Hayır! dedi çocuk; Bunlar Sevgi’nin açtığı yaralar. (Bencil Dev)

Çatapat, Roma Kandili’ne sordu: Hassas mizaçlı ne demek? Kendi ayağında nasır olduğu için hep başkalarının ayağına basan kişiye hassas mizaçlı denir.

Pardon neye gülüyorsun sen? diye sordu Fişek. Ben gülmüyorum. Mutlu olduğum için gülüyorum, diye cevap verdi Çatapat. Çok bencilce bir sebep, dedi Fişek öfkeyle. Mutlu olmaya hakkın var mı? Başkalarını düşünmen gerekir. Daha doğrusu, beni düşünmen gerekir. Ben daima kendimi düşünürüm ve başkalarından da aynı davranışı beklerim. Duygudaşlık denen şey budur işte. Yüce bir meziyettir ve bende çok gelişmiştir.

Hayal gücü olmayan herkes sıradan bir zekaya sahip olabilir. Ama benim bir hayal gücüm var, hiçbir şeyi olduğu gibi görmem; olduğundan çok farklı görürüm… Hayatta insana destek olan tek şey, diğer herkesin müthiş düşük seviyede bulunduğunu bilmektir ve bu duygu da bende çok gelişmiştir.

Onunla konuşmanın bir faydası yok… hiç faydası yok, çünkü çekti gitti. O kaybeder, beni ilgilendirmez diye cevap verdi Fişek. Sırf o dinlemiyor diye onunla konuşmaktan vazgeçecek değilim. Ben kendi konuşmamı dinlemekten hoşlanırım. En büyük zevklerimden biridir. Çoğu kez kendi kendimle uzun uzun sohbet ederim; o kadar akıllıyımdır ki, bazen kendi söylediklerimin tek kelimesini bile anlamam. O zaman kesinlikle felsefe dersleri vermelisin dedi Kızböceği…

Fişek son derece kibirli bir tavırla, Vah zavallıcık! diye haykırdı. Görüyorum ki sen aşağı tabakaya mensupsun. Benim mevkimdeki kişiler asla yararlı olmazlar. Bizim sahip olduğumuz yetenekler tek başlarına yeter de artar bile. Ben şahsen işin hiçbir türünü, özellikle de senin önerdiğin işleri tasvip etmem. Hatta çok çalışmayı, yapacak şeyi olamayan insanların kaçışı olarak görmüşümdür öteden beri. (Harika Fişek)

** Lady Margaret Brooke/ Sarawak’lı Leydi Margaret Brooke, Ranee de Windt, Margaret Lili Alice (1849-1936): Blunston Hall’dan Yüzbaşı Joseph Clayton Jennyns de Windt ve Elizabeth Sarah Johnson’ın kızıydı. Viktorya döneminin ortalarındaki çoğu kız gibi, Margaret de müzik, dans ve iki ila üç Avrupa dili derslerini içeren sınırlı bir eğitim aldı. Margaret, 1868’de kuzeni olan annesini ziyaret ettiğinde Charles ile tanıştı. O sırada, Sarawak’ın (Malezya2nın bir eyaleti) ilk Beyaz Rajah’ı James Brooke vefat etmişti ve Charles, yeğeni ve halefi olarak, Sarawak’ın ikilemini çözmek için muhtemel bir gelin arayışıyla İngiltere’ye döndü. Bir yıllık bir kur yapmanın ardından Margaret, 28 Ekim 1869’da Wiltshire, Highworth’ta Charles ile evlendi. Evlilikten sonra Ranee of Sarawak unvanını aldı ve önceki Rajah evli olmadığı için bu görevi elinde bulunduran ilk kadın oldu. Çift, birkaç yıl sonra birlikte Sarawak’a ilk seyahatlerini yaptı. Çift, Singapur’da kısa süre kaldıkları süre boyunca Validen ve koloninin önde gelen sakinlerinden davet aldı. Margaret, bu işlevlerden birinde tropikal meyveleri tatma fırsatı buldu. Çoğu hoş olsa da, soursop’u (Graviola) sirke ve şekere batırılmış pamuk yünü gibi tadı olarak nitelendirdi!

Singapur’dan ayrılmadan önce Margaret, sıcaktan hoşlanmamaya başladı ve tropikal ülkelerde asla mutluluk bulamayacağı sonucuna vardı. Bununla birlikte, Rajah’ın 250 tonluk ahşap gambotu Heartsease’den görülen ilginç manzaralar , kısa süre sonra aklını nemli tropikal hava koşullarından aldı. Margaret, mangrov ağaçları ve nipa palmiyeleri gördü. İkincisini devasa at tüylerine benzeyen bir şey olarak tanımladı. Sonra hayatında ilk kez, tekne yaklaştığında çamur düzlüklerinde tahta kütükler gibi yüzen timsahları gördü.

Mürettebatın yerel üyelerinden yanıt alamaması, Malay dilini anlama ve insanlarla arkadaş olma kararlılığını artırdı. Gemi, Sarawak Nehri üzerinde iki buçuk saat boyunca ilerledikten sonra nihayet Kuching’e ulaştı.  Neredeyse tüm yerel şeflerin eşleri ve çocukları olduğunu öğrenen Margaret, onları Astana’daki bir resepsiyona davet etmeye karar verdi. Malayca kelime bilmemesine rağmen Margaret, William Marsden’ın sözlüğünün kopyasıyla salona güvenle girdi. Varışta kendisine şeref yerine kadar Malay şeflerinin eşleri Datu Isa ve Datu Siti eşlik etti. Kadınlar Margaret’e Rajah Ranee olarak hitap ettiler, hepsine anne gibi olduğunu ve ona her zaman değer vereceklerini söylediler. Yemek sırasında, Margaret’in alışılmadık bir sıtma hastalığına yakalandıktan sonra üç ay boyunca ateş ve rahatsızlık nöbetleri yüzünden acı çekti ve neredeyse hayatını kaybediyordu. Margaret’in hastalığını hiç anlamayan İngiliz doktor, onu daha da kötüleştiren sülükler, bardaklar ve çeşitli kümes hayvanları reçete etti. Karısının sağlığından endişe duyan Charles, onu ve Sarawak’ta dört yıllık ikametleri sırasında doğan üç çocuğunu İngiltere’ye götürmeye karar verdi. 3 yaşındaki Dayang Ghita Brooke ve aynı yaştaki ikiz kardeşleri James Harry Brooke ve Charles Clayton Brooke, altı gün içinde öldüler ve Kızıldeniz’e gömüldü. Çocuklarının ani ve beklenmedik ölümü Margaret ve Charles’ı mahvetti. Neyse ki, hoş İngiliz havası Margaret’i hızla sağlığına kavuşturdu ve çiftin siyasi meşguliyetleri akıllarını üzücü anılardan uzak tuttu. Charles Vyner de Windt Brooke’un 26 Eylül 1874’te Londra’da doğması çifte büyük bir neşe getirdi. Mart 1875’te Sarawak’a giden ve 6 aylık Charles Vyner’ı iyi arkadaşları Bishop ve Bayan MacDougall’ın gözetiminde bırakmaya karar verdi. Plan, bebeğin ilk doğum gününü kutlayana kadar İngiltere’de kalmasıydı. Karısının yokluğunda Kuching’deki yalnızlığının farkında olan Charles, Margaret’in erkek kardeşi Harry de Windt’i özel sekreteri olarak atadı. Bu, Harry’nin seyahat ve keşfe büyük bir ilgisi olduğu için onu çok mutlu etti. Üstelik Astana’daki varlığı onun için güven verici olacaktı. Sarawak’dayken, Harry ilk kitabını yazdı ve hayatının ilerleyen dönemlerinde başarılı bir yazar oldu. Brooke’un ailesi için işler çok iyi gidiyordu. 1875 Noel’inde Margaret tekrar hamile olduğunu fark etti. Sarawak’ın Tuan Muda’sı Bertram Willes Dayrell Brooke 8 Ağustos 1876’da doğdu. Üç yıl sonra, ailenin en küçük çocuğu Harry Keppel Brooke, Tuan Bongsu’nun gelişiyle aile tamamlandı. Zaman geçtikçe Margaret, çocuklarının eğitimi için Sarawak’tan uzakta vakit geçirmeyi gerekli gördü. Bertram Cambridge’e gitmeden hemen önce hayatının en mutlu dönemlerinden biri olmuştu. Hem anne hem de oğul, Malay arkadaşlarıyla bağlarını yenilemek için Sarawak’a geri döndü. Margaret, Londra sosyal çevresinde belirgin bir şekilde yer aldı ve Oscar Wilde ve Henry James gibi 1890’ların önde gelen edebi yeteneklerinden birkaçıyla arkadaş oldu.  (https://www.nst.com.my/lifestyle/sunday-vibes/2018/05/368979/queen-mother-sarawak)

** Joyeuse(Fransızca): Neşeli, Charlemagne’nın kılıcı

Paj: Fransa’da kral, prens gibi soyluların hizmetine verilen genç soylular

… ama çoğunlukla tek başına dolaşır, neredeyse kehanet sayılabilecek, keskin bir içgüdüyle, sanatın sırlarının ancak gizlilik içinde çözülebileceğini ve Bilgelik gibi Güzellik’in de, yalnız başına ibadet edenleri sevdiğini hissederdi.

Savaşta zayıflar güçlülerin kölesi olur, barışta da yoksullar zenginlerin kölesi olur.

Yoksulluk aç gözleriyle güneş girmeyen sokaklarımızda kol gezer, onu donuk yüzüyle Günah izler. Sabahları bizi Sefalet uyandırır, geceleri Utanç başımızı bekler.

Efendi bilmez misin ki zenginin şatafatı yoksula hayat verir? Biz sizin ihtişamınızla beslenir, ekmeğimizi sizin ayıplarınızdan çıkarırız. Kalpsiz bir efendi için çalışmak zordur, ama çalışacak efendisi olmamak daha da zordur. (Genç Kral, Nar Evi)

Mi reina (İspanyolca): Kraliçem

**Sophonisba trajedisi: Kartaca prensesi Sophonisba M.Ö. 206 yılında Kral Masinissa’yla nişanlıydı. Doğu Numidians Roma içinde Hispanya’yı Kartaca ve Massylii arasında diplomatik ittifak için. Ancak, Kartaca Senatosu düğünü yasakladı ve Sophonisba’ya o zamana kadar Roma’nın müttefiki olan batı Masaesyli’nin reisi Syphax ile evlenmesini emretti . Cassius Dio, Syphax’ın daha iyi bir müttefik olduğu düşünüldüğünü öne sürerken, Appian, Syphax’ın Sophonisba’ya aşık olduğunu ve evlilik için baskı yaptığını, Kartaca’yı isyanlarla taciz ettiğini ve kabul edilene kadar Roma güçleriyle birlikte saldırılarla tehdit ettiğini söylüyor. Her durumda, Sophonisba 206 yılında Syphax ile evlendi ve onu Kartaca’nın Afrika bölgesindeki en büyük müttefiki haline getirdi. Bu arada, koşullardan hoşnut olmayan Masinissa, Scipio Africanus ile gizlice ittifak kurdu. Klasik tarihçiler, Sophonisba’yı erdemleri ve becerileri için övüyorlar. Diodorus Siculus ona “görünüşte güzel, çok çeşitli ruh hallerine sahip bir kadın ve erkekleri hizmetine bağlama yeteneğine sahip bir kadın” olarak nitelendirirken, Cassius Dio müzik ve edebiyat alanında yüksek bir eğitim aldığını ve “zeki, sevecen, ve büsbütün öylesine çekiciydi ki, sırf onun görüntüsü, hatta sesinin sesi bile herkesi, en kayıtsızları bile alt etmeye yetiyordu. ” Polybius, Diodorus’un da bahsettiği, ona “çocuk” gelin diyerek gençliğini vurguluyor. Bununla birlikte, bu özellikler modern tarihçilerin onu savaşın bir piyonu yerine Kartaca için gerçek bir siyasi ajan olarak görmelerine yol açtı. Şehrine sadık olan Sophonisba , Syphax’ı Hasdrubal ile güçlerini birleştirmeyi başardı ve Bagradas’taki Great Plains Savaşı’nda Scipio ve Masinissa ile yüzleşti , ancak Punic kuvveti sonunda yenildi. Syphax daha sonra yenildi ve M.Ö. 203 yılında Cirta Savaşı’nda ele geçirildi . Sophonisba Masinissa’nın eline düştüğünde, onu serbest bıraktı ve onun isteği dışında Syphax ile evlenmeye zorlandığını kabul ederek onunla evlendi. Ancak, Syphax’ın Sophonisba’nın etkisi altında Roma’ya karşı davrandığına dair iddiaları ( Gaius Laelius’un soruşturmalarıyla onaylanan) duyduktan sonra , Scipio, Masinissa’yı da ona karşı çevireceğinden korkarak bunu kabul etmeyi reddetti. Roma’ya götürülmesi ve zafer töreninde görünmesi için prensesin derhal teslim olması konusunda ısrar etti . Öte yandan Plutarch , Scipio’nun Sophonisba’nın teslimini güvenlik nedenleriyle istediğini düşünür, Masinissa’nın Syphax’la evliliğinin intikamını almak için ona işkence edebileceğinden korkar. Masinissa, Sophonisba’yı sevmesine rağmen, Roma’ya düşman ilan edilmeden önce onu terk etmeyi kabul etti ve Sophonisba’ya gitti. Onu esaretten kurtaramayacağını ya da Roma gazabından koruyamayacağını söyledi ve bu yüzden gerçek bir Kartaca prensesi gibi ölmesini istedi. Büyük bir soğukkanlılıkla, ona teklif ettiği bir bardak zehir içti ve Masinissa’yı evliliklerini kısa ve sert yaptığı için azarlayarak öldü. Daha sonra Masinissa, Scipio’ya cesedini verdi. Krallığı ve Roma, Masinissa’nın M.Ö. 148’deki ölümünden sonra uzun süre müttefik olarak kaldı. ( https://tr.qaz.wiki/wiki/Sophonisba)

** Menüet: 17. ve 18. yüzyıllarda, her ölçüye üç vuruşun düştüğü eski, zarif bir Fransız saray dansı. Rokoko zamanında toplantı ve balolarda oynanırdı. Menuet, klasik müzikte de rol oynadı. Özellikle üç büyük Viyana klasiği Haydn, Mozart, Beethoven ayrı menuet’ler yazdıkları gibi her tür eserlerinde özellikle senfonilerinde kullandılar. (https://www.dersimiz.com/terimler-sozlugu/menuet-fr-nedir-ne-demek-2449)

** Zither:  Avusturya ve Bavyera’nın geleneksel ulusal çalgısı. Ataları Ortadoğu kaynaklı (psalterium)a uzanır. Zither dize ya da masaya konarak mızrapla çalınır. Gelişimi Ortaçağ sonlarında başlayan çalgının 30-45 teli vardır, bunlardan ancak dördü ya da beşi (melodi) için geçerlidir. (http://www.kokeymusic.com/bizden-haberler_11/zither)

Kuşlar Cüce’nin söylediklerinin tek kelimesini dahi anlamadılar, ama bunun hiç önemi yoktu. Çünkü başlarını yana yatırıp bilmiş bir tavır takındılar, bu da bir şeyi anlamak kadar işe yarar ve çok daha kolaydır.

Herkes bir kertenkele kadar güzel olamaz ki! diye haykırdılar. Bu kadarını beklemek haksızlık olur. Hem kulağa saçma gelse de, aslında pek o kadar çirkin sayılmaz; gözünü kapatıp ona bakmazsın, olur biter. Kertenkeleler doğuştan filozofturlar; yapacak başka şey bulamadıklarında veya çok yağmur yağdığı için dışarı çıkamadıklarında, bir anda oturup saatlerce düşünürlerdi.

Sahtiyan: Sepilendikten sonra boyanıp cilalanmış deri. Özellikle keçi ve dana derisi ve bundan yapılmış olan.

Hans Holbein /Genç Holbein (1497-1543): Reform hareketinden sonra Kuzey Avrupa’da portre ve manzara ressamlığı sıkça tercih edilir olmuştur. Portre dendiğinde akla gelen ilk sanatçılardan biri olan Hans Holbein, ilk eğitimini yaşlı Holbein olarak bilinen babasından almış Alman ressamdır. 16. yüzyılın en büyük portrecilerinden biri olan Holbein, önce Basel’de çalışmış daha sonra Erasmus tarafından İngiliz Sarayı’na tavsiye edilerek yaşamını İngiltere’de sürdürmüştür. Sanatçının yaptığı portrelerde Kral ve ailesinin yaşamı, ve çeşitli tüccar resimleri yer almaktadır. Holbein eserlerinde ayrıntılara önem vermiş, onları ince ince işlemiştir. Doğayı gözlemlemiş ve bunu en gerçek haliyle eserlerinde sunmaya çalışmış, insan bedenini organik haliyle resmetmiştir. Yüzleri en ince ayrıntısına kadar betimlemesi babasının yanında gravürcü olarak yetişmesinden gelmekte ve bu özellikte onun resimlerinde ayrıntı olarak yansımaktadır. Holbein, Basel’de başlık sayfaları ve kitap illüstrasyonları için gravür tasarımında da aktifti. Sanatçının bu alandaki en ünlü eseri, Ortaçağ alegorik kavramını gösteren 41 sahneden oluşan bir seri olan Dance of Death/ Danse Macabre (Ölüm Dansı) onun tarafından tasarlandı ve 1523-1526 gibi bir tarihte başka bir sanatçı tarafından kesildi, ancak 1538’e kadar basılmadı. Sahneleri kusursuz bir düzen duygusu sergiliyor, Ölüm kurbanlarının yaşam tarzları ve alışkanlıkları hakkında birçok bilgiyi küçük formatlarda içeriyor.(https://www.tarihlisanat.com/hans-holbein-ve-elciler-tablosu/) (https://www.britannica.com/biography/Hans-Holbein-the-Younger)

Lucca Damaskosu/İpeği (Prenses’in Doğum Günü)

** Mrs. William Henry Grenfell/ Ethel Anne Priscilla Fane ( 1867-1952): Julian Fane ve eşi Adine’nin (7. Earl Cowper’ın kız kardeşi) kızı olarak dünyaya geldi. 1887’de Buckinghamshire, Taplow Court’tan William Henry Grenfell (daha sonra Lord Desborough’u oldu) ile evli olan “Ettie”, popüler bir ev sahibesiydi, The Souls (etkili bir aristokratlar grubu ve politik ve edebi çıkarları ve estetik eğilimleri önde gelir ) ve uzun yıllar Kraliçe Mary’ye Yatak Odası Leydisi oldu. Ettie, 1913’te Kontes Cowper’ın ölümü üzerine Hertfordshire, Kent ve Londra’daki diğer Cowper ailesi mülkleriyle birlikte Panshanger’ı miras aldı. Kocası ve üç oğlunu geride bırakarak 28 Mayıs 1952’de öldü ve iki kızı Monica Margaret, Lady Salmond ve Alexandra Imogen, Viscountess Gage hayatta kaldı. Cowper arazileri daha sonra satıldı ve Panshanger’in kendisi yıkıldı. (https://discovery.nationalarchives.gov.uk/details/r/577e24e5-a3bf-4e70-a7af-c73ac48294b0)

** Monaco Prensesi Alice Heine (1858- 1925): New Orleans’ın Fransız mahallesinde varlıklı bir ailede doğdu. Annesi Fransız-Alsace kökenliyken babası Michel Heine, bankacı, emlakçı ve Alman şair Heinrich Heine’nin kuzenidir. Alice Heine’nin Louisiana’da kalması kısadır (3 yıl).  Amerikan iç savaşı patlak verdiğinde aile Fransa’ya geri döner. Heines, Fransa’ya döndüklerinde Napolyon III’ün mahkemesinde etkili figürler haline geldi ve Michel Heine firması Fransa-Prusya savaşını bile finanse etti. 17. yaşından bir kaç hafta sonra Richelieu Dükü ile evlenir. Evlilik, ailesi için sosyal statüde bir adımdır. Ancak Alice Heine’nin evliliği de beklenmedik bir şekilde yarıda kesilir. 1875’te Richelieu Dükü Atina’ya yaptığı bir gezi sırasında ölür. 22 yaşında, Alice Heine iki küçük çocuğu ile dul kalır. Alice Heine, ilk olarak 1879’da Madeira’da Monako’lu Albert I ile tanışır. O sırada, Prens, Leydi Mary Victoria Douglas-Hamilton ile başarısız bir evlilik yapmıştır. 1880’lerin başında bir ilişkiye başlarlar ve 1889’da evlenirler. Albert I, babasının isteklerine karşı Alice Heine ile evlenir. Richelieu Dükü’nün dul eşi olsa bile, aynı zamanda Yahudi oluşu, bu son derece dindar bir adam olan Prens Charles III’ün tahtın varisi için dilediği şey değildi. Çift, sonunda 1902’de çocuk sahibi olmadan ayrılır. Bununla birlikte, evlilik asla iptal edilmez ve çift, Albert I’in 1922’de ölümüne kadar yasal olarak evli kalır. Alice Heine çağdaşlarını büyüler. İngiltere Kraliçesi Alexandra ve yazar Maupassant da dahil olmak üzere ünlü arkadaşları olur. Mektuplarını kırmızı mürekkeple yazar. Proust’un ilham perisi olduğu söyleniyor. Fransızlara göre transatlantik kökleri onu neredeyse egzotik kılar. Alice Heine, Monako’da yıllık bir sanat sergisi kurar ve yakın zamanda oluşturulan Monte-Carlo Operası’nı tanıtarak Prensliği sanat için önde gelen bir merkez haline getirir. Paris’te, Sarah Bernhardt, Oscar Wilde ve Marcel Proust’un beğendikleri, Geneviève Straus’un ünlü Belle-Époque salonunun müdavimidir. (https://www.monaco-tribune.com/en/2021/01/alice-heine-life-and-myth-of-monacos-first-american-princess/)

İnsanların, bedenin gölgesi diye adlandırdığı şey, aslında bedenin gölgesi değil, ruhun bedenidir.

Bütün bilgelikler Doğu’dan çıkar.

… yaşlı doğan, her yıl biraz gençleşen ve küçük birer çocuk olunca ölen Magadha’lar…

Bütün değerli şeyler Güney’den çıkar.

Ne kadar garip olduklarını tahmin edemezsin. Sevindikleri zaman kuşçuya gidip kafes içinde bir kuş satın alırlar, mutlulukları artsın diye kuşu serbest bırakırlar; üzüldüklerinde de, üzüntüleri azalmasın diye kendilerini dikenlerle kırbaçlarlar. (Balıkçı ile Ruhu)

** Margot Tennant/ Margaret Emma Alice Tennant(1865-1945) İskoçya, Peebleshire’da Sir Charles (sanayici) ve Emma (Winsloe) Tennant’ın 12 çocuğundan altıncı kızı olarak doğdu; 10 Mayıs 1894’te Herbert Henry Asquith ile evlendi ; çocuklar: beş çocuğundan sadece ikisi, Anthony (1902-) ve Elizabeth Bibesco (1897-1943), bebeklik döneminde hayatta kaldı; (beş üvey çocuğu) Raymond (1878–1916); Herbert (1881–1947); Arthur (1883–1939); Cyril (1890–1954); Violet Bonham-Carter (1887–1969), Yarnbury’den Lady Asquith olarak da bilinir. Zengin sanayici Charles Tennant’ın kızı Margot Tennant Asquith, Edinburgh’a 48 km mesafedeki İskoç bozkırlarında bir kalede büyüdü. Kendisine “fundalıkların çocuğu ve oldukça evcilleştirilemez” diyen Asquith gelişigüzel bir eğitim aldı. 15 yaşına kadar mürebbiye vardı, daha sonra Londra’da bir okulda birkaç ay geçirdi ve daha sonra Dresden, Almanya’da okudu. Asquith moda sosyeteye takılan ve korkusuz bir avcıydı; 30 yaşında evlenmeden önceki hayatı, kalp meseleleri ve sonsuz bir sosyal eğlence girdabı etrafında dönüyordu. Asquith, bir parçası olduğu zengin ve sıkılmış Viktorya dönemine ait seçkinlere bir yaşam coşkusu ve beklenmedik bir unsur getirdi. Güzelden daha ilginç görünen, hafif bir çerçeve ve bir zamanlar “şahin” burun olarak tanımlanan, keskin zekası ve manyetik kişiliği , Oxford Şansölye Yardımcısı Benjamin Jowett ve başbakan dahil olmak üzere geniş bir akıllı ve etkili arkadaş çevresini cezbetti. Bakan  William Gladstone’un yanı sıra yazarlar John Addington, John Symonds ve Virginia Woolf. Asquith, entelektüel ve edebi uğraşlara ek olarak, özellikle kendini ifade etme ve giyinme konusunda kadınlar için daha fazla özgürlüğü savunan bir grup estetisyen olan The Souls’un bir üyesiydi. 1894’te Liberal içişleri bakanı  Herbert Henry Asquith ile  olan evliliği , Londra toplumunda büyük bir heyecan yarattı. İlk karısı Helen Melland’ın 1891’de öldüğü beş çocuklu dul , Herbert modaya uygun ya da zengin değildi,. Hatasız içgüdüleri ve derin alçakgönüllülüğü olan bir adam olarak seçkin bir siyasi kariyeri vardı, 1906’da maliye bakanı ve 1908’de başbakan oldu. Ulusun savaş sicilinden memnun olmadığı için 1916’da istifa etmeye zorlanan Herbert, 1926’ya kadar Liberal lider olarak kaldı. Violet Bonham- Carter’da dahil olmak üzere yeni edindiği üvey çocukları, yaşları dört ila on beş arasında değişiyordu ve Asquith’i tam bir hayal kırıklığı ile tam bir huşu arasında bir yerde tutuyordu. Sınırlı resmi eğitimine rağmen, Asquith hevesli bir okuyucu ve üretken bir yazardı, günlükleri erken yaşlardan itibaren tutuyor ve aktif olarak mektupla yazışıyordu. 1920’de 56 yaşındayken yayınlanan iki ciltlik otobiyografisinin ilki, ailesi ve arkadaşları tarafından büyük bir utanç ve eleştirmenlerin şoku ve kınamalarıyla karşılandı. Daha sonra, Asquith daha az tartışmalı birkaç kitap yazdı: biri seyahat, Yerler ve Kişiler (1925), Lay Sermons (1927) başlıklı makaleler , biyografik bir roman, Octavia (1928) ve iki ek anı kitabı. (https://www.encyclopedia.com/women/encyclopedias-almanacs-transcripts-and-maps/asquith-margot-tennant-1864-1945)

Tory: Muhafazakar Partili

** Pentateuch: Eski Ahit’in ilk 5 kitabı. Pentateuch, İncil’in ilk beş kitabını ifade eder (Genesis, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye). Çoğunlukla hem Yahudi hem de Hıristiyan geleneği,Musa’yı  Pentateuch’un ana yazarlığına borçludur. Bu beş kitap İncil’in teolojik temelini oluşturur. Pentateuch kelimesi iki Yunanca kelime, pente (beş) ve teuchos (kitap) tarafından oluşturulmuştur. “Beş gemi”, “beş konteyner” veya “beş ciltli kitap” anlamına gelir. İbranice’de, Pentateuch “yasa” veya “talimat” anlamına gelen Tevrattır. Neredeyse tamamen İbranice yazılmış olan bu beş kitap, Kutsal Kitap’ın Musa tarafından verilen yasa kitabıdır. Pentateuch için bir başka isim “Musa’nın beş kitabı” dır. (https://tr.eferrit.com/pentateuch-nedir/) (Sırrı Olmayan Sfenks, Lord Arthur Savile’in Suçu)

Korkarım, Hortlak gerçekten var, dedi Lord Canterville, gülümseyerek… Üç asırdır, tam tarih vermek gerekirse 1584’ten beri gayet iyi tanınıyor ve tam aile fertlerinden birinin ölümünden önce ortaya çıkıyor. eh, ona bakarsanız aile doktoru da öyledir, Lord Canterville.

Ülkelerini terk ettiklerinde pek çok Amerikalı hanım müzmin hastalıklı görünümüne bürünür, çünkü bunu Avrupalı inceliğinin bir gereği sanır.

** Lacrosse: Kuzey Amerika’da gelişmeye başlayan bir spor dalıdır. Kanada’nın en popüler spor dalıdır. Gençlerin aşırı ilgisi ile bu ülkenin Ulusal sporu olarak kabul edilmiştir. Zamanla diğer ülkelere de yayılmaya başlayan ve ABD’de hızla gelişmeye ve popüler olmaya başlamıştır. Geçmişi eskilere dayanan bu spor dalının gelişimi çok hızlı olmuştur. “Lakros” olarak da adlandırılmaktadır. Kuzey Amerika’da yaşayan yerliler, bu sporun kendilerine Tanrı tarafından gönderildiklerini düşünürler ve bunu inanç haline getirerek çok hızlı bir şekilde yaymaya başlarlar. Hatta eski çağlarda birbirleri arasında çıkan savaşları ve sorunları çözüme kavuşturmak için bu sporu tercih etmişlerdir. Kim başarılı olursa onun istedikleri gerçekleşiyor ve sorunlar çözüme kavuşuyordu. Zamanla Fransızlar tarafından ilgi gören Lakros, bu ülkede “La Crosse” adını alıyor. Bu spor dalının en dikkat çekici özelliği, diğer spor dallarından daha hızlı duyulmaya ve gelişmeye başlamış olmasıdır. Montreal Lakros takımı ilk kurulan kulüptür. 1700 yılında kurulmuş ve yeni teknikler ile geliştirilmiştir. Türkiyede Lacrosse sporunu bilenler ve oynayanlar azınlıktadır. Lacrosse sporu, genellikle saha içerisinde oynanmaktadır. Belirli bir mekanı yoktur. Müsabakalar futbol sahalarında gerçekleştirilmektedir. Basketbol ve futbol dallarına ait teknikler, bu spor dalında da görülmektedir. Dirseklik, kask, omuzluk, ağızlık, eldiven gibi objeler, takımların güvenliği için gereklidir. Bayan ve erkekler bu oyunu oynayabilir. Erkeklerin takımı 10 oyuncudan oluşuyor iken bayanların takımı 12 kişiden meydana gelmektedir. Fakat kapalı alanlarda erkeklerin takım sayısı 6’ya düşmektedir. Bir gol, diğer oyunlar gibi tek sayı olarak nitelendirilir. Fakat 15 yard (yaklaşık 13,7 m) uzaklıktan atılan gol, hakemler tarafından 2 sayı olarak da sayılabilmektedir. Sayısı fazla olan takım kazanır ve berabere biten durumlarda maç süresi uzatılır. Takımda bir kaleci görev almakta diğer oyuncular ise farklı pozisyonlara ayrılmaktadır. Bayanlar ve erkekler için kurallar aynı değildir. Erkeklerde sopa ile vurmak ceza sayılmamaktadır. Belden, arkadan ve kafadan vurmamak şartı ile serbesttir. Bunun için mutlaka güvenlik için gerekli objeleri takmak şarttır. Fakat bayanlar sadece ağızlık ve gözleri kapatmaya yarayan gagle adında bir obje takmaları yeterlidir. Çünkü bayanlarda sopayla dokunmak ya da vurmak yasaktır. Takım hücum oyuncusu, defans oyuncusu, orta saha oyuncu olarak eşit bir şekilde sahada yerini almaktadır. Lakros oyununda sert ve ufak yapıdan oluşan top vardır. Ve her oyuncuda topu sürüklemek ve ele geçirmek için ucu ağ ile kaplı bir sopa vardır. Bu sopa yardımıyla topu karşı tarafın kalesine atıldığında sayı elde edilmiş olunur. (https://www.bilgiustam.com/lacrosse-sporu-nedir-nasil-oynanir/)

Euchre: ABD, Kanada, Yeni Zelanda ve Büyük Britanya’da, özellikle Cornwall  ve West Country of England’da popüler olan kart oyunu. 24, 28 veya 32 kağıtla oynanan bir koz oyunudur. Normalde her takımda ikişer olmak üzere dört oyuncu vardır, ancak iki ile dokuz oyuncu arasında değişen çeşitleri de vardır.19. yüzyıldan Alsas oyunu denilen juckerspiel kaynaklanmaktadır Jucker / Jack (Joker) . Almanca Bauer’den geliyor , kelimenin tam anlamıyla “çiftçi” ama aynı zamanda “jack” anlamına geliyor. Bu nedenle Euchre, jokerin icat edildiği oyundur. (https://www.britannica.com/topic/euchre)

Bir şey bildiğin yok, sana tavsiyem Amerika’ya göç et de, zihnin açılsın. Babam seve seve biletini öder, ister ispirto ruhu ister başka ruh, hepsi için ağır vergiler ödemek gerekiyor ama gümrükte sorun olmaz, çünkü bütün gümrükçüler Demokrattır. New York’da büyük sükse yapacaksın. Orada bir büyükbaba edinmek için yüz binlerce dolar verecek insanlar tanıyorum, bir aile hortlakları olsun diye bundan çok daha fazlasını vereceklerdir. Amerika’dan hoşlanacağımı sanmıyorum. Harabelerimiz, tuhaflıklarımız yok diye herhalde, dedi Virginia alaylı bir sesle. Harabeymiş! Tuhaflıklarmış! diye yanıtladı Hortlak; Donanmanız ve Amerikan terbiyeniz var ya.

Ölüm kim bilir ne kadar güzeldir. Yumuşak kahverengi toprakta yatmak, insanın başının üzerinde dalgalanan otlarla. Zamanı unutmak, hayatı bağışlamak, huzur bulmak. (Canterville Hortlağı)

Trevor ressamdı. Aslında günümüzde pek az kişinin kaçınabildiği bir durum. Ama Trevor aynı zamanda sanatçıydı; sanatçılara ise oldukça ender rastlanıyor.

Senin paçavra dediğin şeye ben şiirsellik diyorum. Sana yoksulluk gibi görünen şey, benim için özgünlük.

Sanatçının kalbi beynidir, diye cevap verdi Trevor; ayrıca bizim işimiz, dünyayı gördüğümüz gibi betimlemektir, bildiğimiz gibi düzeltmek değil. A chacun son metier. (Fransızca): Herkes kendi işine bakmalı.

Mesel: Atasözü, ders alınacak söz (Mesel Milyoner, Lord Arthur Savile’in Suçu)

Ebediyen Süren Keder heykelinin tuncundan Bir An Süren Zevk’in heykelini yarattı. (Sanatçı, Mensur Şiirler)

Narkissos öldüğünde, zevk pınarı bir tatlı su havuzundan tuzlu gözyaşı havuzuna dönüştü.

Pınar şöyle cevap verdi: Ama ben Narkissos’u toprağa uzanıp bana baktığı zaman, onun gözlerinin aynasında hep kendi güzelliğimin aksini gördüğüm için severdim. (Çırak)

Ve Tanrı İnsanoğlu’nun Hayat Deferi’ni kapatıp dedi ki: Seni Cehennem’e göndereceğim. Cehennem’e gideceksin. İnsanoğlu haykırdı: Gönderemezsin! Tanrı sordu: Niçin gönderemezmişim seni Cehennem’e, hangi sebeple? Çünkü ben zaten hep Cehennem’de yaşadım, diye cevap verdi İnsanoğlu. Ve Hüküm Evi’ne sessizlik çöktü. Bir süre sonra Tanrı konuştu ve İnsanoğlu’na dedi ki: Seni Cehennem’e gönderemediğime göre, Cennet’e göndereceğim. Cennet’e gideceksin. İnsanoğlu haykırdı: Gönderemezsin! Tanrı sordu: Niçin gönderemezmişim seni Cennet’e, hangi sebeple? Çünkü Cennet’i hiçbir zaman, hiçbir yerde hayal edemedim, diye cevap verdi İnsanoğlu. Ve Hüküm Evi’ne sessizlik çöktü. (Hüküm Evi)

Bilgeliği dağıtan kişi, kendinden çalar.

** Sur firfiri: (Sur/ Şur/ Tzor/ Tyros/ Tyre/Sour) Lübnan’ın Akdeniz kıyısında yer alan tarihi bir liman kentidir. Şehir ilk kurulduğunda bir ada üzerinde yer alıyordu. Sonradan dolgu bir yol ile anakaraya bağlanmıştır. Bugün ise Sur bir yarımada üzerindedir. Sur kenti, aynı Cadiz ve Kartaca gibi çok gelişmiş bir Fenike kolonisi idi. Sur kentinin bu kadar gelişme nedeni Sur firfiri denilen bir boya maddesi idi. Erguvan renkteki bu madde Murex türü bir salyangozdan (Bolinus brandaris) elde edilen, ancak o dönem için son derece pahalı bir boya idi. (http://www.mapnall.com/tr/Harita-Sur_264871.html)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: