İsa’ya Göre İncil- Jose Saramago

Yüzündeki acı ifadeye ve göğe dönük gözlerine bakılırsa, bu İyi Hırsız olmalı. Kıvırcık saçları da güvenilir bir işaret, çünkü melekler ve baş meleklerin saçlarının hep kıvırcık olduğu bilinen bir şeydir…

Bu vakur duruş, bu kederli ifade, ancak Aramatyalı Yusuf’un olabilir, gerçi akla gelebilecek bir isim daha var, Kireneli Simun, ama o, idamlar gerçekleşmeden önce, iradesi dışında da olsa suçluya haçı taşımakta yardım etikten sonra kendi işlerine döndü, acı çeken, çarmıha gerilmek üzere olan bir zavallıyı düşünecek hali yoktu, ticari kaygıları ağır basıyordu.

Diz çökmüş şu kadın Meryem olmalı, malum, birisi dışında buradaki kadınların hepsinin adı Meryem, o birisi de adının önüne konan Mecdelli lakabıyla diğer Meryemlerden ayrılıyor.

Mecdelli Meryem’in sarışın olduğunu ispata çalışmıyoruz, sadece sarışın kadınların, saçları ister boya, ister doğal renginde olsun, günahın en baştan çıkarıcı aracıları oldukları yönündeki yaygın inanca parmak basıyoruz.

Kimliğini ele veren şey de şu ki, bu üçüncü Meryem, İsa’nın anasının dermansız koluna isteksizce destek olurken, göğe bakıyor, o baygın bakış öyle bir yükseliyor ki, sanki tüm varlığı göğe çekiliyor, bu bakış bir ışık adeta ve başını çevreleyen haleden daha çok parlıyor, bir ışık ki, her düşünce ve duyguyu kat kat güçlendiriyor. Ancak ve ancak Mecdelli Meryem kadar sevebilen bir kadın böyle bir ifadeye sahip olabilir…

Daha bir saniye önce İyi Hırsızı övüp Kötü Hırsıza söven bu adam, ikisi arasında bir fark olmadığını anlayamadı. Belki ikisi birbirinden farklıydı ama, bu onun sandığı gibi bir fark değildi, çünkü iyiyle kötü kendi başlarına var olamazlar; iyi kötünün, kötü de iyinin yokluğudur.

… hatta gökten, adına Man denen, kişniş tohumu gibi beyaz, ballı yufka gibi lezzetli yemekler yağdığından bahsederlerdi.

… günün patırtısı olanca gücüyle sessizliği bastırdı, gürültülü ormanlar arasında saklı kalan küçük bataklıklar ve benzeri sınırlı alanlar dışında huzura hemen hiç yer kalmadı, hayatın şamatası tüm çatlakları kapadı, yırtıkları yamadı.

Yusuf adanın ortasında durdu, ellerini havaya açtı ve tavana bakarak Tanrı’ya en içten şükranlarını sundu, bu erkeklere özgü bir duaydı, Şükür olsun sana her şeye gücü yeten Tanrı, evrenin hükümdarı, beni kadın yaratmadığın için sana şükür olsun. Bu arada Tanrı orayı terk etmiş olmalı, çünkü duvarlar ne titredi ne de yıkıldı, yer de yarılmadı. Tüm duyulabilen, Meryem’in bir kadına yaraşır biçimde, boyun eğer bir sesle söyledikleriydi: Sana şükürler olsun yüce Rabbimiz, beni dilediğince yarattığın için.

Yusuf’un aksine Meryem ne dindar ne de dürüst biri, ama kabahat onda değil, konuştuğu dili icat eden erkeklerde, çünkü bu dilde dindar ve dürüst kelimelerinin dişil hali bulunmaz.

… ama Yusuf, o zamanlar ve o bölgede yaşayan her adam gibi, gerçek bilgenin onu kadınların oyunları ve aldatmacalarından korumak üzere yanında olduğuna inanıyordu. Onlarla az konuşmak ve onlara olabildiğince az konuşma şansı tanımak, Kahin Yoşafat bin Yohanan’ın bilgece nasihatinden haberdar olan her ihtiyatlı kocanın izleyeceği yol olmalıydı, ölüm saatinde her adam karısı ile arasında geçen her lüzumsuz konuşma için hesap verecekti.

** İbranice Ay isimleri: Tişri (İlk ay/Ekim), Heşvan (Kasım), Kislev (Aralık), Tevet (Ocak), Şevat (Şubat), Adar (Mart), Adar II (Artık ay), Nisan (Dini açıdan ilk ay), İyar (Mayıs), Sivan (Haziran), Tamuz (Temmuz), Av (Ağustos), İlul (Eylül). Kameri aylardır. Ayın hareketlerine göre düzenlenmiştir ve her biri 29 veya 30 gün sürer. Her ay, Yeni Ay’ın (Molad) ilk görünüşüyle başlar ve bir sonraki yeni Ay’ın görünüşüne kadar geçen süreyi kapsar. Güneş takviminde 12 ay olarak hesaplanan bir yıl, kamerî esaslı takvimde 12,4 ay olarak hesaplanır. Bu farkın kapatılması için İbrânî takvimine belli aralıklarla bir ay ilâve edilir. Artık Ay olan Adar II her 19 yılda 7 kere eklenir. Her 19 yılın 12’sinde 12 ay varken 3., 6., 8., 11., 14., 17. ve 19. yıllara Adar II ilave edilir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0brani_takvimi) (https://onedio.com/haber/bilmekte-fayda-var-ay-isimlerinin-nereden-geldigine-dair-12-degerli-bilgi-728375)

** Purim Bayramı:  Mart-Nisan arası Babil’de zamanın Musevi Düşmanı (Antisemit) Haman tarafından Yahudilerin kıyıma uğratılması olayının son anda Ester tarafından engellenmesinin anısına 2 gün kutlanır. (http://www.turkyahudileri.com/index.php/tr/yahudilik/109-yahudi-takvimi-ibrani-takvim)

Yohakim ve Anna, Meryem’in anne babası çok yaşlıyken doğurmuş.

… çölde aç kalınca çekirgeyi hurma gibi yiyen peygamberlerin torunları olduklarını biliyorlardı.

** Fısıh/ Pesah/ Hamursuz Bayramı: İbrani takvimine göre Nisan ayının 15. günü kutlanmaya başlanan ve sekiz gün süren Pesah, ilk İbranilerin “İsrail Oğulları” kolunun Mısır köleliğinden tanrısal irade gereği kurtulmalarının yıldönümü olarak kutlanan ve Musevi inanç sistemiyle toplumsal yapılanmasının ekseni niteliğini taşıyan bir bayramdır. Mısır’dan acil çıkış nedeniyle halkın hamurlarını mayalayamadan fırınlamak zorunda kalmış olmaları anısına Pesah bayramı süresinde sekiz gün boyunca mayalı hamur ürünleri yenmediği gibi bu tür gıda malzemelerinin ev ve çalışılan yerlerde bulundurulması dini kurallar gereğince men edilmiş bulunmaktadır. (http://www.turkyahudileri.com/index.php/tr/yahudilik/106-musevi-dini-bayramlari-ve-kutsal-gunleri)

Yola koyulmadan önce erkekler bir araya gelerek koro halinde, duruma uyan bir dua okudu, kadınlar da mırıldanarak onlara eşlik etti, çünkü bir şey istemeyip yine de sana bağışlanan her şeye şükrediyor olsan bile, dinleyen kimse yoksa yüksek sesle konuşmanın bir anlamı yoktur.

… Onları duyan erkekler, bekliyormuş gibi değil de, soluklanmak için durmuş gibi yapıyorlar, çünkü yol herkesin yolu ama, horozun öttüğü vakit, tavuğun gıdaklama vakti değil, tavuğun ancak yumurtlarken ses çıkarmaya hakkı var, içinde yaşadığımız dünyanın hükmü bu.

… ev karşı yamacın eteğinde, yerden yorgun bacaklar gibi fırlayan kayaların ortasındaydı.

Çünkü size doğrusunu söyleyeyim, kocalar ve karılar birbirlerine kocalar ve karılar gibi açılabilseydi, bu dünyadaki pek çok şey çok geç olmadan fark edilebilirdi.

Jül Sezar örneğin, bir keresinde tüm haşmetiyle demiştir ki: Geldim, gördüm, yendim, sonunda kendi oğlu katili oldu, tek gerekçesi öz oğul değil evlatlık olmasıydı. Baba ile oğul arasındaki çekişme, miras kalan suç, mirasın reddi ve masumların katli dünyamızda öteden beri yer etmiştir ve sonu gelecek gibi değildir.

Aslında mucize, gerçek mucize, kim ne derse desin iyi değildir, çünkü gerçek mucize düzeni, onu geliştirmek amacıyla da olsa sarsmak demektir.

Bünyamin (İbranice): Sağ kolumdan olan oğlum (Gözde oğul)

Benoni (İbranice): Kederimin oğlu

Dünyanın başlangıcından beri, doğan her insan için bir diğeri ölür.

Mika Peygamber: Peygamber Yeşaya’yla aynı dönemde yaşadı. Yahuda’nın kırsal bir kentinde doğmuştu. Amos’un kuzey krallığına bildirdiği ulusal felaketin bir benzerinin aynı nedenle güney krallığı Yahuda’nın da başına geleceğinden emindi. Tanrı adaletsizlikten ötürü halkı cezalandıracaktı. Buna karşın Mika’nın peygamberliği geleceğe ilişkin açık ve net bir umut vaat ediyordu. (https://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=1&sc=929)

İtalya’nın Viterbo kenti Calcata Kilisesi’nde İsa’nın sünnet derisi bulunur. 1983’de saklayan papaz kaybettiğini söyler. (https://www.scmp.com/magazines/post-magazine/travel/article/2027766/calcata-italian-town-lost-jesus-foreskin)

… karşılığında ruhani ya da cismani hiçbir şey almadan, vücudundan ufak bir parça vermiş olan çocuk…

Kim bilir belki de sol göğsü kalbine daha yakın olduğu için, onu önce sol göğsünden emzirdi.

… loğusalığın geçmesi ve kanının paklanması için sünneti takip eden 33 gün boyunca beklemesi gerekiyor.

… oturup düşünmeye pek vakit ayırmayanlar için bile, çözüm bulmanın en iyi yolu düşünceleri doğru zaman gelinceye kadar serbest bırakmaktır, doğru zaman gelince kişi çözüm yolunu karşısında bulur…

Hereal: Kutsal mekan

Debir: Son oda

… şimdi bir-iki şey dışında her şey eskisi gibi, dünya iki güvercininden oldu ve karşılığında bunların ölümüne neden olan bir çocuk aldı.

Mümkün mertebe görünmemeye çalışıyor, elbisenin dikiş yerine sığınan bit gibi, kalabalığın arasına karışıyor…

Gelgelelim tecrübe ve insanlar arası iletişim, çağlar boyunca biriktirdikleriyle, tanımların hayal olduğunu birçok kez ispatlamıştır, dilsiz olup, aşk demek istemek ama bir türlü o kelimeyi seslendirememek, ya da daha iyisi, dili bilip konuşabilmek ama aşık olamamak gibi bir şey.

İsa’nın kardeşleri: Yakup, Lisya, Yusuf, Yahuda, Şimon, Lidya, Yustus, Samuel

Tanrı’nın Eyüp’den aldığını fazlasıyla geri vererek adil davrandığı doğru, ama isimlerini hiçbir kitabın yazmadığı, her şeylerini kaybeden ve karşılığında hiçbir şey almayan, her şeyin vaat edildiği ve vaat edilen hiçbir şey verilmeyen diğerlerine kim ne diyecek.

Gad Peygamber: Davud’un kahini, bilici veya peygamber

Ama Yahudi olsun olmasın her adam, savaşa barıştan daha kolay hazırlanır, özellikle de başında onunla aynı fikirleri paylaşan bir önder varsa.

… kaderin eşi benzeri bulunmaz bir kutu olduğunu unutmamalıyız, o aynı zamanda hem açıktır hem de kapalı. İçine baktığımızda olmuş olan her şeyi, kaderin ağlarını ördüğü koca bir geçmişi görebiliriz.

… hiç kimse yarın kimin galip geleceğini bilemez, kimi Tanrı’nın zaferine inanır, kimi kimsenin kazanamayacağını söyler, ama ikisi arasında bir fark yoktur, çünkü dünden, bugünden ve yarından konuşmak, hep aynı hayale başka isimler uydurmaktır.

İnsan ne rüya göreceğini seçemez, öyleyse rüyalar insanları seçer.

Erkekler içeri girdiğinde Şua gözyaşlarını siliyordu, gözyaşı dindiğinden değil, kadın onları ne zaman gizlemesi gerektiğini bilir de ondan. Bir ağlamayı bilirler bir de gülmeyi, bu yüzden ya ağlarlar ya da gülerler deriz ama, aslında gözyaşlarını çoğunlukla kendilerine saklarlar.

Nasıl ki sen bana bütün soruları soramıyorsan, ben de sana bütün cevapları veremem.

… zaman karış karış ölçüsü alınabilecek bir sicim değildir, dalgalanan katmanlı bir yüzeydir ve ancak anılar aracılığıyla içine girilebilir.

… yangınlar dünya var olalı beri insan için karşı konulmaz biçimde çekici olmuştur. Küllerde yanandan geriye bir şey kalabilirmiş gibi, alevin bir tür içsel çağrı, ilk ateşin bilinçsiz hatırasını taşıdığı bile iddia edilmiştir, işte kamp ateşine bakarken ya da karanlık odada yanan mumun titrek alevini seyrederken yüzümüzde beliren hayret de bu teoriye göre bu biçimde açıklanır.

Ölümden sonra hayatın acılarına, hele şu can çekişme anlarındaki acılara ne oluyor bilemiyoruz, her şeyin ölümle son bulduğuna inanabiliriz, ama acının anısının cansız dediğimiz bedende, en azından birkaç saat, kalıp kalmadığını bilemez, etin acıdan kurtulmak için son çare olarak kendini çürümeye teslim ettiğini söyleyemeyiz.

Adamı oğlu gömecek, oğul gömülmeyecek. Bir sırrı açıklıyor gibi görünse de, aslında bu malumu ilan etmek, çünkü yaşayan son adamın, son olması sebebiyle, kendisini gömecek kimsesi olmayacak.

… insanın en büyük düşmanı bugüne dek hep insan olduysa, eğer insanın celladı yine insansa, bugünden sonra da insana mezar kazmaya değer.

Nereye gideceksin oğlum. Bilmiyorum, belki Kudüs’e, belki Beytüllahim’e, doğduğum yeri görmeye. Ama orada tanıdığın kimse yok. Tanıdığım yok ama, bir düşünsene anne, ya onlar beni tanıyorsa.

Kocanı yok yere çarmıha germiş olabilirler, ama onun hayatı lekesiz değildi. İsa, oğlum, senin ağzından şeytan konuşuyor. Konuşanın Tanrı olmadığını nereden biliyorsun. Rabbin adını boş yere ağzına alma. Tanrı’nın adının ne zaman boş yere anıldığını ne sen ne de ben bilebiliriz, bunu ancak Tanrı’nın kendisi bilir, ayrıca onun da neyi hangi sebeple yaptığını anlayabileceğimizden şüpheliyim. Oğlum, bu yaşta bunları nasıl akıl ediyorsun. Kim bilir, belki insan doğduğunda gerçekle doğuyor, ama onun gerçek olduğundan emin olmadığı için söyleyemiyordur.

Ruhu kendisinin de itiraf ettiği gibi derinden yaralı, düşünmeye ve sorgulamaya hevesli bir insan olduğu için de yarasının iyileşmesi uzun zaman alacak, o da, büyük ihtimalle yara izlerini bir son acıda bütünlemek için, yuvasını bırakıp yollara düşüyor.

** Ferisiler: Bu mezhep Yahudiliğe yön ve şekil veren önemli bir mezheptir. Bu mezhebin mensupları Tevrat ile birlikte Talmut’a da itibar ederler. Yahudi hükümlerinin, yasalarının tartışılıp, değişik şekillerde yorumlanabileceğini kabul ederler. M.S. 70 yılına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Tevrat âlimlerinden (soferim) teşekkül eden ve sayıca en büyük grubu meydana getiren Ferîsîler’in, mâbed hizmetiyle görevli din adamı sınıfının oluşturduğu aristokrat-muhafazakâr Sadûkīler ile münzevi-apolitik karakterli Essenîler’in aksine mâbedin yıkılmasından sonra da varlığını sürdürdüğü ve Rabbânî Yahudiliğin teşekkülünde önemli rol oynadığı bilinmektedir.  (https://www.davamizkudus.org/kudus-kavramlari/yahudi-mezhepleri-nelerdir/) (https://islamansiklopedisi.org.tr/yahudilik)

Kırda ıslık çala çala dolaşır, yüreğinde Tanrı korkusu olan, Tanrı sözünden çıkmayan emekçilerden geriye kalanın peşine düşersin, Ektiğini biçerken, arkanda bir demet kalırsa, geri dönüp onu alma, Zeytin topladıysan, erişemediğin dallarda kalanı orada bırak, Bağından üzüm toplarken, dönüp unuttuğun salkımları alma, bırak onları yolcular, yetimler, dullar toplasın ve bir zamanlar Mısır diyarında köle olduğunu asla unutma.

Bu toprak kaplar hemencecik kırılıyor, ne de olsa hepsi talihin risk alarak şekillendirdiği çamurdan yapılıyor, tıpkı insanoğlu gibi.

… eğer yasalarımız ve tanrılarımız arasındaki farklar üzerine boş yere tartışıp durmasaydık, belki Romalılar da bizi kendilerinden sayabilirdi, öyle değil mi… Tam tersi yabancıları, yurdumuza yabancı oldukları için değil dinimize yabancı oldukları için kendimizden saymayan bizler…

Çok şey söyledik hayattaki tesadüfler hakkında, ama hayata yön veren sıradan karşılaşmaları ya pek az andık, ya da tümden gözden kaçırdık, gerçi karşılaşmaların da birer tesadüf olduğu söylenebilir, ama bu bizi tüm tesadüflerin birer karşılaşma olduğu sonucuna götürmez.

İsa ayağa kalktı ve aslında o kadar da iri olmayan, Nasıra’nın en uzun boylu adamından en fazla bir karış uzun olan bu devi daha iyi görebilmek için mağaranın duvarına doğru geri çekildi. Bu tür optik yanılsamalar çağlar önce keşfedildi, onlarsız ne masallar olurdu ne de mucizeler, Goliat’ın bir basketbol yıldızı olamamasının tek sebebi yanlış çağda yaşamasıdır.

Peki neden Tanrı’nın tek gözü, tek kulağı olduğunu söylüyorsun da bizler gibi 2 gözü, 2 kulağı olduğunu söylemiyorsun. Çünkü böylece bir gözü diğer gözü, bir kulak diğer kulağı aldatmaz, dile gelince, burada sorun yok, çünkü hepimiz tek dilliyiz. İnsanın dili çataldır, biri doğru söyler, biri yalan. Tanrı yalan söyleyemez. Onu kim durdurabilir. Kendi kendisini durdurur, yoksa kendisini çiğnemiş olur.

İsa soruyu sormasa da, esrarengiz yoldaşının Rabbin bir meleği olmadığını biliyor, çünkü Rabbin melekleri dur durak bilmeksizin Rabbi överler, insanlar ise bunu yalnızca zora düştüklerinde ve dini kutlamalar sırasında yapar.

Tanrı kendi iradesiyle gerçekleşeni bozamaz. Ağır ağır başını sallayan çoban şöyle dedi, Senin tanrın içinde yalnız kendisinin bulunduğu hapishanenin tek gardiyanı.

Öldürdüğün hayvanı yemen ona saygı göstermenin tek yoludur, yanlış olan başkalarına zorla öldürtülenleri yemek.

Anam, düşünce gölge gibidir, kendi başına iyi yahut kötü değildir, iyi mi kötü mü olduğunu yapıp ettiklerin belirler…

Ama yağmur yağmıyor, kuru şimşek çakıyor ve bu insanı daha çok korkutuyordu. Çünkü şimşekler çakıp ve yarılan gök kubbeyle titreyen ve aldığı darbelerle sinen toprak arasındaki savaşta yağmur ve rüzgar bize kalkan olmadığında, kendimizi daha kırılgan hissederiz.

Sonra gök gürültüsü yavaş yavaş uzaklaştı, sonunda sakin bir mırıltıya, gökle yer arasında samimi bir sohbete dönüştü.

Gelgelelim, mantık her şey değildir. Olması gerektiği düşünülen ya da belli koşullar sebebiyle, gerçekleşmesi en muhtemel görünen şey, çoğunlukla tersi bir olayın meydana gelişini haber veren bir işarettir.

Kendini sevmediğin sürece hiç kimse değilsin, bedeninin sevmediğin sürece Tanrı’ya ulaşamazsın.

İsa elinin tersiyle göz yaşlarını ve kim bilir nereye burnunu sildi…

Böyle bir şey olursa, sorumlusu ona büyü yapıp bizden ayrılmasına sebep olan o şeytandır, doğrusu anlamıyorum, Tanrı bir baba olarak nasıl olur da onu bu kadar başıboş bırakır, haytalığına göz yumar. Hangi şeytandan bahsediyorsun. Oğlumun dört yıl yanında gezdiği çobandan bahsediyorum. İsa’nın dört yıl boş yere güttüğü sürünün Çobanından. Haa, şu çoban. Onu tanır mısın. Onunla aynı okula gittik.

Oğlum, koşullar ihtiyaçları doğurur, ama yeterince kuvvetliyse ihtiyaç da koşulları doğurabilir.

Savaşı kaybedeceksin ama her döğüşten galip çıkacaksın.

Ama İsa hepsine birden diyordu ki, Kulağı olan sözlerimi işitsin, eğer paylaşmazsanız, çoğalamazsınız.

Yanından ayrılmayan Mecdelli Meryem, dedi ki, ihtiyacı olana ver, ama verecek bir şeyi olmayandan hiçbir şey isteme.

… iriyarı, yaşlıca bir adam, koca sakalı koynuna kadar uzuyor, başı açık, saçları düz, uzun, geniş ve güçlü bir yüzü ve konuştuğu zaman hareket ettiği zor seçilen etli dudakları var. Varlıklı bir Yahudi gibi giyinmiş, eflatun rengi uzun bir mintan, mavi altın sırma işlemeli uzun kollu bir pelerini var, kalın tabanlı sandalları çok yürüyenlerden, boş durmayı sevmeyenlerden olduğunu gösteriyor.

Düşmanı sürekli adıyla anmamak için bazen çoban diye andığınız şeytan…

Şehit rolü, evladım, kurban rolü, bir inancı yaymak, vicdanlara dokunmak için bu rolden iyisi yoktur. Tanrı süt ve bal der gibi, şehit ve kurban diyor, şeytan acıma, bilimsel merak ve tiksinti arası acayip bir ifadeyle İsa’yı süzüyor…

… mesela kilise ve sunaklarda seni el üstünde tutacaklar, o kadar ki sonunda benim senden önce geldiğimi unutacaklar, ama dert değil, bollukta paylaşılır, kıtlıkta ne mümkün. İsa çobana baktı, güldüğünü gördü ve o an anladı, Şimdi şeytanın neden burada olduğunu anladım, eğer gücün başka diyarlarda yaşayan başka halklara yayılacaksa, onun gücü de yayılacak, çünkü onun sözü senin ülkende geçer.

… çünkü insanlar çoğu zaman bir dinin cinlerinin başka bir dinde etkisiz olduğunu görmezden gelirler, tanrılar için de hal böyledir, bir tanrı ile kapışan bir tanrı, ne onu yenebilir ne de ona yenilebilir.

Şehidin ölümü acılı, ve eğer mümkünse yüz kızartıcı olmalıdır, öyle ki inananlar kendilerini her şeyleriyle adayabilsin.

… insan her işe yarayan bir odundur, doğduğu andan ölümüne kadar her zaman boyun eğmeye hazırdır, gönderirsen gider, dur dersen durur, çekil dersen çekilir, tanrılar için en büyük nimet savaş zamanında da barış zamanında da insandır.

… şimdi benim gibi düşündüğüne göre ırkı, rengi, inancı ya da hayat felsefesi ne olursa olsun her insanda ortak bir şey olduğunu biliyorsun, öyle bir şey ki ister bilge olsun ister cahil, ister genç olsun ister yaşlı, ister zengin olsun ister fakir, hiç kimse, Beni ilgilendirmez, diyemez… Kim olursa olsun, nerde olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın her insan günahkardır, çünkü günah insandan insan da günahtan ayrılmaz, insan gümüş para gibidir, çevir arkasını günahı göreceksin.

Ben geleceği kendi başıma görebiliyorum, ama orada gördüğüm gerçek mi değil mi her zaman ayırt edemiyorum, başka bir deyişle kendi yalanlarımı oldukları gibi, yani doğru görüyorum, ama başkalarının doğrularının ne kadarının yalan olduğunu kestiremiyorum.

Neden bildiğimi bilmezden geliyorsun, bu soruyu soracağımı biliyordun, ve bana duymak istediğimi söyleyeceğini de, öyleyse ölüm saatimi daha fazla erteleme. Doğduğun an ölmeye başladın. Doğru, ama şimdi daha hızlı ölüyorum.

Katolik (Yunanca): Evrensel

… ama ben senden önce buradaydım ve burada olmaya devam edeceğim, sen olduğun şey olmaktan vazgeçtiğin zaman ve hatta olacağın şey olduğun zaman bile ben buradayım.

… insanın sözü gölge gibidir, ve gölge ışığı açıklayamaz, ve gölgelerle ışıklar arasında, sözleri doğuran o ışık geçirmez beden bulunur.

İnsanlar tanrılar için hep ölür, sözde tanrılar ve yalancı tanrılar için bile.

… bahsettiğim kilisenin temeli, sağlam olsun diye, ete atılacak, duvarlarının harcına yas, gözyaşı, acı, çile ve ölümün her biçimi karıştırılacak.

Hıristiyanlığı seçip işkence ile öldürülenler: Praglı Adalbertus (7 dişli mızrakla), Adrianus (Örs üzerinde çekiçle), Ausburglu Afreat (Yakılarak), Romalı Agnes (Karnı deşilerek), Praenesteli Agapitus (Ayaklarından asılıp yakılarak), Bolonyalı Agricola (Çarmıha gerilip, çivilere yatırılarak),), Sicilyalı Agueda (6 bıçak yarası), Canterburyli Alphege (Bir öküzün incik kemiğiyle dövülerek), Sirmiumlu Anastas (Göğüsleri deşilip yakılarak), Salonalı Anastasyus (Ağaca asılıp, kafası kesilerek), Sienalı Ansanus ( Barsakları deşilerek), Parmiesli Antonius (Boğulup 4 parçaya ayrılarak), Rivolili Antonio (Taşa tutulup, canlı yakılarak), Ravennalı Apollinanis (Sopalarla dövülerek), İskenderiyeli Apollania (Dişleri sökülüp, yakılarak), Trevisolu Augusta (Başı kesilip, yakılarak), Ostialı Auera (Çivili sandalyeye oturtularak), Auta (Okla vurularak), Antakyalı Babylas (Başı kesilerek), İzmitli Barbara (Başı kesilerek), Kıbrıslı Barnaba (Taşa tutulup, yakılarak), Romalı Beatrice (Boğularak), Dijonlu Benignus (Mızraklarla), Sivaslı Blaise (Demir kazıklara atılarak), Lyonlu Blandina (Vahşi bir boğanın boynuzlarıyla), Kallislus (Boynunda Değirmen taşıyla), Imolalı Cassianus (Yandaşları tarafından hançerlenerek), Castulus (Canlı yakılarak), İskenderiyeli Katerina (Başı kesilerek), Romalı Çeçilya (Başı kesilerek), Bolsenalı Kristina (Değirmen taşıyla ezilerek, mızraklarla ve yılanlara sokturularak), Nastesli Klarus (Başı kesilerek), Viyanalı Klarus (Başı kesilerek), Klemens (Boynuna çapa bağlanıp suya atılarak), Krispin ve Soissonslu Krispinian (Başları kesilerek), Barselonalı Kukufas (Barsakları deşilerek), Kartacalı Kiprianus (Başı kesilerek), Tarsuslu genç Cyricus (Yargıç tarafından kafası mahkeme merdivenlerine vurularak), Arezzolu Donatus (Başı kesilerek), Rampillonlu Eliphius (Kafa derisi yüzülerek), Emerita (Canlı yakılarak), Trevili Emilianus (Başı kesilerek), Regensburglu Emmeramus (Merdivene bağlanarak), Saragosalı Engratia (Başı kesilerek), Gaetalı Erasmus/Elmo (Çıkrığa gerilerek), Escubiculus (Başı kesilerek), İsveçli Eskil (Taşlanarak), Meridah Eulalia (Başı kesilerek), Kalkedonlu Euphemia (Kılıçla), Saintesli Eutropius (Balta ile başı kesilerek), Fabian (Mızrak ve hançerle), Agerli Faith ( Başı kesilerek), Felicita ve 7 oğlu (Kılıçla başları kesilerek), Felix ve kardeşi Adauctus (Kılıçla başları kesilerek), Besançonlu Ferrecolus (Başı kesilerek), Sigmaringenli Fidelis (Çivili sopalarla dövülerek), Pampodonlu Firminus (Başı kesilerek), Domitillalı Flavia (Başı kesilerek), Evorah Fortunos (Başı kesilerek), Tarnagonlu Fructoasus (Yakılarak), Fransız Gaudentius (Başı kesilerek), Gelasius (Hançerle başı kesilerek), Burgundyli Gengalf (Karısının aşığı tarafından), Budapeşteli Gerard Sagreda (Mızrakla), Kölnlü Gerean (Başı kesilerek), İkizler Gervase ve Protase (Başları kesilerek), Godleva ve Ghistelles (Boğularak), Aostah Gratus (Başı kesilerek), Hermenegild (Delik deişk edilerek), Hera (Kılıçla), Hippolitus (Atın peşinden sürüklenerek), Azevedolu Ignatius (Kalvanistler tarafından), Napolili Januarius (Yakılmadan önce vahşi hayvanlara atılıp, başı kesilerek), Arklı Joan (Yakılarak), Briltolu Jean (Başı kesilerek), John Fisher (Başı kesilerek), Nepomuklu John (Vitava nehrinde boğularak), Pradolu John (Başından hançerlenerek), Korsikalı Julia (Çarmıha gerilmeden önce göğüsleri deşilerek), İzmitli Juliana (Başı kesilerek), Sevilleli Justa ve Rulfina (İlki boğularak, diğeri ipe gerilerek), Antakyalı Justina (Kaynar katrana atılıp, başı kesilerek), Justus ve Pastor (Kafaları kesilerek), Würzburglu Kilion (Başı kesilerek), Lawrence (Izgarada yakılarak), Autunlu Leger (Dili kesilip, gözleri oyulup, başı kesilerek), Toledolu Leocadina (Uçurumdan atılarak), Ghentli Livinus (Dili sökülüp, başı kesilerek), Longinus (Başı kesilerek), Siraküslü Lucia (Gözleri oyulup, başı kesilerek), Praglı Ludmilla (Boğularak), Tarragonlu Maginus (Başı testere dişli tırpanla kesilerek), Kapadokyalı Mamasin (Barsakları deşilerek), Manuel (2 göğsüne çivi çakılıp, kulağının birinden girip diğerinden çıkan demir sokulup, kafası kesilerek), Sabel ve İsmail (Başları kesilerek), Antakyalı Margarita (Kızgın demir ve tırmıkla), Maria Goretti (Boğularak), İranlı Marius (Elleri kesilip, kılıçla), Romalı Martina (Başı kesilerek), Faslı şehitler, Carbiolu Berard, Gimignanolu Peter, Otto, Adjuto ve Accursio (Başları kesilerek), Japonya’da 26 kişi (Çarmıha gerilip, delik deşik edilip, yakılarak), Agauneli Maurice (Kılıçla), Meinradlı Einsiedeln (Hançerlenerek), İskenderiyeli Menas (Kılıçla), Kapadokyalı Merkürüs (Başı kesilerek), Rheimslı Nicasius (Başı kesilerek), Huylu Odilia (Oklarla), Paneras (Başı kesilerek), İzmitli Pantaleon (Başı kesilerek), Paphnutius (Çarmıha gerilerek), Troyesli Patroclus ve Soest (Çarmıha gerilerek), Tarsuslu Pavlus (Çarmıha gerilerek), Pelagius (Boğulup, 4 parçaya bölünerek), Perpetua ve kölesi Kartacalı Felicita (Boğanın boynuzlarıyla), Ratesli Peter (Kılıçla), Veronalı Pietro (Kafası yarılıp, göğsüne hançer saplanarak), Philomena (Oklar ve zincirle), Tournaili Piaton (Kafa derisi yüzülerek), İzmirli Polikarpos (Hançerlenip, canlı yakılarak), Romalı Prisca (Aslanlara atılarak), Prokesus ve Martinian (Aslanlara atılarak), Qintinus (Kafa ve vücuduna çiviler sokularak), Rouenli Quirinus (Kafa derisi yüzülerek), Coimbralı Quiteria (Babsı tarafından başı kesilerek), Aliseli Reine (Kılıçla), Dortmundlu Renaud (Tokmakla), Napolili Restituia (Yakılarak), Ronaldinio (Kılıçla), Antakyalı Romanus (Dili koparılıp, boğularak), Sensli Sabinian (Başı kesilerek), Assisli Sabinus (Taşlanarak), Tunuslu Saturninus (Boğa tarafından sürüklenerek), Sebastian (Oklanarak), Astili Secundus (Başı kesilerek), Tangresli Servetius ve Maastricht (Nalınla kafalarına vurularak), Barselonalı Severus (Kafasına çivi çakılarak), Exeterli Sidwell (Başı kesilerek), Burgundy Kralı Sigismund (Kuyuya atılarak), Sixtus (Başı kesilerek), Stefanus (Taşlanarak), Autunlu Symphorianus (Başı kesilerek), Taresius (Taşlanarak), Konyalı Thecla (Bacakları kırılıp, canlı yakılarak), Teodoros (Yakılarak), Canterburyli Thomas Becket (Kafasına kılıçla vurularak), Thomas More (Başı kesilerek), Thyrsus (Bedeni 2 parçaya ayrılarak), Tiburtius (Başı kesilerek), Efesli Timoteyus (Taşlanarak), Torquatus ve yanındaki 27 kişi General Muça tarafından Guimaraes kapılarında, Pisalı Trapes (Başı kesilerek), Urbanus, Limogesli Valeria ve Camerinolu Valerian ile Venantius, Victor, Marseillesli Victor (Başları kesilerek), Romalı Victoria (Dili kesilip, idam edilerek), Saragossalı Vincent (Değirmen taşı, ızgarar ve mızraklarla ölümüne işkence edilerek), Trentli Virgilius (Kütükle), Ravennalı Vitalis (Kılıçla), Wilgefortis, Livrade, Eutropia/Sakallı Bakire (Çarmıha gerilerek)

** Sir John Schorne (?-1313): Buckinghamshire’da Kuzey Marston’un rektörüydü. Çok dindar bir adamdı ve gut ve diş ağrısına pek çok mucizevi tedavi uyguladığı söyleniyordu. Diz üstüne çökerek dua etmekten dizlerinin nasır tuttuğu söylenir. Bir kuraklık sırasında, sularının mucizevi özelliklere sahip olduğu söylenen bir kuyu keşfetti. Kutsallık konusundaki ünü, şeytanı bir botun içine attığına inanılır.  Sık sık içinde şeytan olan bir çizme tutarken resmedilir; bu, kutudan fırlayan oyuncaklarının kaynağı olduğu düşünülürdü. Ancak oyuncak, Schorne’nin zamanından 500 yıl sonrasına kadar ortaya çıkmadı. Öldüğünde, Kuzey Marston’daki kilisedeki tapınağı popüler bir hac yeri haline geldi ve birçok kişi tarafından bir aziz olarak kabul edildi. Kalıntıları daha sonra İngiliz hükümdarlarının mezar yeri olan St George Şapeli, Windsor’a taşındı. Orada gömülü olan VIII. Henry, 1511 Temmuz ve 1521 Mayıs tarihlerinde Schorne Kuyusu’na hac ziyaretine gitti. Kutsal Kuyu 2004/2005’te yenilenmiştir ve hala Kuzey Marston’da görülebilmektedir. (https://peoplepill.com/people/john-schorne)

Teni kanlarını akıtarak, acı çekerek, kir bağlayarak ve kendilerine sayısız cezalar vererek aşağılayacaklar, başörtüsü takanlar var mesela, kendilerini kırbaçlayanlar da, asla yıkanmayanlar olacak, bazısı cinsel arzularını bastırmak için kendini çalılara atacak ya da karda yuvarlanacak… çünkü şehvet ve korku şeytanın yoldan çıkmış insana işkence ettiği silahlardır.

Sonra şeytan söz aldı, Onca kanın hesabını verebilmek için, gerçekten Tanrı olmak lazım.

Çünkü benim sunduğum iyilik senin sunduğun kötülük olmadan var olamaz, eğer sen bitersen, ben de biterim, şeytan şeytan olmadıkça, Tanrı da Tanrı olamaz.

İmkansız olanı diliyorsun, çünkü Tanrı’nın yapamayacağı tek şey kendisini sevmemektir.

İsa havarilerine yaraları iyileştirmeyi ve ölülere can vermeyi, cüzzamlıları paklamayı ve cin çıkartmayı öğretti, ama muhtelif rivayetler dışında, elimizde bu tür mucizeler yaptıklarını gösteren hiçbir kanıt yok, bu da bize Tanrı’nın, referansları ne kadar kuvvetli olursa olsun öyle herkese güvenmediğini gösteriyor.

Bu hayatta hiç kimse iki kez ölmeyi hak edecek kadar günah işlememiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: