Homeros’un Kızı- Robert Graves

Nausikaa (Gemilerin yanışı): Odysseia’da Skherie (Korfu Adası olduğu düşünülüyor) isimli bir adada yaşayan Phaiak’ların Kralı Alkinoo ile kraliçe Arete’nin kızı.

** Odysseia: Homeros tarafından M.Ö. 800 ila 600 yılları arasında yazıldığı düşünülmektedir. Manzum eser İlyada’nın devamı niteliğindedir ve Yunan kahraman Odysseus’un Truva’nın düşüşünden sonra vatanı İthaka’ya yaptığı maceralarla dolu uzun yolculuğu anlatır. 10 yıl süren savaştan sonra Odysseus’un İthaka’ya dönmesi 10 yılını alır, ve bu 20 yıllık uzaklığında oğlu Telemachus ve karısı Penelope ülkeyi yönetmek ve Penelope ile evlenerek (Odysseus’un öldüğü iddia edilmektedir) İthaka’nın hükümdarı olmak isteyen bir grup soylu ile mücadele etmek zorundadırlar. Batı edebiyatının ve kültürünün temel eserlerinden sayılır, ve antik Yunan kültürüne ışık tutan en önemli kaynaklardan biridir. (https://www.turkedebiyati.org/odysseia-destani.html)

Homeridai: Homeros’un oğulları. Biyolojik olarak Homeros’un soyundan geldiklerini öne süren, gezginci ozan topluluğu. Yunanistan, Sicilya ve Kuzey Afrika gibi yerlerde Homeros’un destanlarının yayılmasında rol aldıkları söylenir. Bazıları bu ozanların kendi ürettiği metinlerdir.

** Homeros: ( M.Ö. 750?-?) Halk ozanı. Yunanlılar kör olduğuna inanıyorlardı. Doğum yeri için; Argos, Atina, Sakız Adası, Kolophon (İzmir-Selçuk arasında), Rodos, Salamis Adası ve Smyrna (İzmir Merkez)’nın adı geçiyor. Ancak tarihçiler onun doğum yeri konusunda henüz bir fikir birliğine varabilmiş değil. Epik şiirleri olan İlyada ve Odysseia’nın her biri yaklaşık 12.000 satır uzunluğundadır. Bu iki şiirde, Truva Savaşı ve sonuçları anlatılır. Yunanların Truva’da elde ettikleri zafer, hem Yunan uygarlığı için önemli bir olaydı hem de Roma’nın kuruluşunu hızlandırdı. Şiirlerin bu çok önemli tarihsel olayın çevresinde yoğunlaşması ve Homeros’un çok yetenekli bir öykücü olması nedeniyle bu destanlar Yunan kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Hatta Yunanların M.Ö. 400 civarında bu eserleri okullarda ders olarak okutmaya başladıkları söylenir. (http://www.antiktarih.com/2018/11/20/halk-ozani-homeros-kimdir/)

Herakles’in oğulları: Dorlar.

** Dorlar: Dor halkı geleneksel olarak Peloponnese’nin  fatihleri ​​olarak kabul edilir (M.Ö. 1100-1000) . Adını yerleştikleri Doris adlı bölgeden alır. Herakles’in oğulları Herakleidae, Mycenae Eurystheus tarafından Mora’daki anavatanlarından sürülmüştür. Herakleidae, Doris’in kralı Aegimius’a sığındı. Birkaç nesil sonra, Herakleidae’nin kardeşleri Temenus, Aristodemus ve Cresphontes, Peloponnese’yi başarılı bir şekilde işgal ederek “Dorlar” a geri döndüler ve böylece miraslarını geri kazandılar. Gerçekte, Dorların kökenleri belirsizdir, ancak kuzey ve kuzeybatı Yunanistan’da – yani Makedonya ve Epir’de ortaya çıktıkları görülüyor . Oradan ,  Tunç Çağı’nın sonunda M.Ö. 1100’lerde başlayan ardışık göçlerle güneye doğru Yunanistan’ın merkezine ve daha sonra güney Ege bölgesine geçtiler. İstilacı Dorlar nispeten düşük bir kültürel seviyeye sahipti ve tek büyük teknolojik yenilikleri demir kesen kılıçtı. Dorlar, Yunanistan’ın güneyindeki çökmekte olan Miken ve Minos uygarlıklarının sonuncusunu da süpürüp attılar ve bölgeyi karanlık bir çağa sürüklediler. Şehir devletler neredeyse üç yüzyıl sonra ortaya çıkmaya başladı. Göç eden Dorlar esas olarak güney ve doğu Mora’ya yerleşerek Laconia (ve başkenti Sparta’da), Messenia, Argolis ve Korint Kıstağı bölgesinde güçlü merkezler kurdular. Ayrıca Melos, Thera, güney Ege adaları Rodos, Kos ve Girit’e de yerleştiler. Dorlar , anakara Anadolu’nun kıyısındaki Halikarnas ve Knidus şehirleri kadar doğuya ulaştılar.  M.Ö. 8. yüzyılda başlayan büyük bir yeni kolonizasyon dalgası Corcyra (bugünkü Korfu), Syracuse, Gela ve Acragas (şimdi Agrigento olarak) Sicilya, Taras (şimdi Taranto ), Cyrene gibi Kuzey Afrika, Kırım Yarımadası ile Karadeniz’e kadar yayıldı.  Sparta, Korint ve Argos , Dor kökenli en önemli şehirler arasındaydı. Dor halkları , Yunan sanatının sonraki gelişimi üzerinde çok önemli etkiye sahipti. Nitekim, M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren Yunan sanatı ve mimarisinde, Dor halklarının sanatı (sadeliği, gücü ve anıtsallığı ile) ve İyon halklarının sanatının (zarafeti ile) birleşiminden süssüz, sade ve anıtsal bir tarz doğmuştur. (https://www.britannica.com/topic/Dorian)

Alkinoos: Azimli

Arete: Güvenirlilik

Thebaili Eriphyle’nin gerdanlığı: Argoslu kral Amphiaraus’la evliydi. Takan kişiyi karşı konulamaz çekicilik veren Afrodit’in gerdanlığını alması için kocasını Thebai’ye ölüme gönderdi.

Gerçi zaman zaman herkes gibi benim de abarttığım oluyor; epik gelenek gereği, olayları uyarlamak, gizlemek, değiştirmek eksiltmek veya genişletmek zorundayım.

İthake (Hiera), Buccina (Same), Aigusa (Zakynthos), Motya (Dulikhion)

** Sülüğen/Sülyen boya: Erimiş kurşunun, bir hava akımında yükseltgenmesiyle üretilen, çok yoğun ve zehirli, pas önleyici astar boyaların hazırlanmasında kullanılan kırmızı boya (Kurşun oksit) (https://www.nedemek.net/s%C3%BCl%C3%BC%C4%9Fen-nedir-ne-demek)

** Yılanyastığı (Arum Maculatum), yılanyastığıgiller (Aracaeae) familyasının en yaygın görülen üyesi olan, Kafkaslar, Türkiye ve Avrupa’da yetişen, kötü kokulu bir yabani otsu bitki. Bizde “yılan yastığı, yılan bıçağı, panca, yılanekmeği, filkulağı, Mersin’de kabarcık, Antalya yöresinde acısoğan, Sivas’ta livil, Samsun-Tokat yöresinde nivik olarak anılır. Bitki Nisan-Mayıs aylarında mor benekli yapraklarını oluşturup daha sonra da çiçeğini açıyor. Fakat bitkinin çiçeği olarak algıladığımız kısım aslında çiçek değil, bitkinin gerçek çiçekleri yen denilen zar yaprağının iç kısmında ve çubuk benzeri, sarı ya da mor renkli spadiksin dibinde yer alıyor. Bitkinin erkek organlarının hemen üzerinde yer alan kıllar bitkinin kokusuna çekilen meyve sineklerini bir gece boyunca içeri hapsederek polenlerin onların üzerine iyice yapışmasını sağlıyor. Yılan yastığının hapsinden kurtulan zavallı böcek bir başka yılan yastığına yakalanıyor ve böylece onun dişi çiçeklerini tozlaştırmış oluyor. Bitki sonbaharda zehirli olan kırmızı meyvelerini böyle oluşturabiliyor. Ciltte kızarıklık, şiddetli acı, boğazda şişme, nefes alma güçlüğü ve mide bozulması gibi zehirlenme belirtilerine yol açan meyveler ölümcül dozda yenebilecek kadar lezzetli olmadıklarından çoğunlukla ölümle sonuçlanan vakalar görülmüyor. Yumrular, kurutularak veya pişirilerek yenmelidir. Tedavi amacıyla müshil söktürmede ve balgam söktürmede, yaraların iyileştirilmesinde, dışkılamayı kolaylaştırmada faydalanılır. Yaprakları, yaraları iyileştirmede yararlanıldığı gibi yöresel olarak hazırlanan değişik yemek yapımında da değerlendirilir. (http://bitkiavcilari.com/bitki/yilanyastik.html) (https://www.xn--neieyarar-22b.com/yilan-yastigi-ne-ise-yarar/)

** Yaban havucu (botanik adı, Pastinaca sativa) temelde havuçla yakın ilişkisi olan bir kök sebzedir. Yaban havuçları havuçla benzerlik gösterse de, daha açık tonları vardır, ancak özellikle pişirildikten sonra daha tatlı bir tada sahiptirler. Aslında, olgun yaban havuçlarının pişmiş aroması tereyağı, biraz baharatlı ve tatlıdır, bu da balın, karamela ve kakule tadını hatırlatır. Genellikle, yabani havuçlar sezonun ilk donu geçtikten sonra hasat edilir. Havuçlara benzer şekilde, yaban havuçları da Avrasya’ya özgüdür ve tarih öncesi çağlardan beri insanlar tarafından tüketilmektedir. İki yılda bir bitki olan yaban havucu, beyaz veya sarımsı bir renk tonuna sahip basit veya biraz dallı, tıknaz bir köke sahiptir. Kökün etli dokusu sulu ve belirli bir tada sahiptir. Bu bitkinin yaprakları bir tarafı parlak, diğer tarafı soluktur. Havuç veya maydanoz yapraklarına kıyasla yaban havucu yaprakları daha büyüktür. Yaban havucu çiğ halde tüketilebilse de, genellikle pişirildikten sonra servis edilir. Yaban havuçları çeşitli şekillerde tüketilebilir – onları kaynatabilir, kızartabilir veya çorba, güveç ve güveçte kullanılabilir.   (https://www.bitkiseldogal.com/yaban-havucunun-faydalari?amp)

** Mercanköşk (Origanum majorana): Ballıbabagillerin kekik ailesine mensup bir minik bitki. Görüntüsü kekiğe benzerse de aroması kekikten hayli farklıdır. Akdeniz’in güneşine bayılan bitkinin adı, Yunancadaki “oros” ve “ganos” sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. Oros dağ, ganos ise sevinç ve güzellik anlamına gelir. Yani dağların sevinci, güzelliği. Anavatanı Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Hindistan’ın bir bölümü. Genelde 25-60 santimetre civarında, çalımsı görünüşlü, grimsi yeşilimsi yapraklı, tatlımsı aromaya sahip bir bitki. Yaz sonu, sonbahar gibi dallarının uçlarından beyazla pembe arası renkte çiçekleri çıkar. Pek çok bitkinin aksine, saksıda da kolayca yetişir. Mercanköşkü taze veya kuru olarak kullanılabilir. Körpe filizleri salatalara konabilirken taze veya kuru olarak başta havuç, mantar, karnabahar, bezelye, ıspanak, kabak ve lahana olmak üzere pek çok sebzeyle uyum sağlar. Pizza soslarında, domatesle hazırlanan soslarda, etli böreklerde, çorba ve türlülerde, deniz mahsulleri ve kümes hayvanlarının etlerini pişirirken kullanılabilir. Fransa’nın Provence bölgesiyle özdeşleşen “Provence otları”nda kekik, biberiye, defne yaprağı ve mercanköşk bulunur ve bu bölgede hemen her türlü yemeğe aroma vermek için bu karışım kullanılır. (http://bitkilerimiz.com/mercankosk-bitkisi-nedir-faydalari-neler-nasil-kullanilir-nerede-yetisir/)

** Yabani marul (Lactuca serriola L.):  Acı marul, yağ marulu, haz marul, dikenli yabani marul, yaban marulu.  Hafif asidik ve alkali, azot ve humusça zengin kurak topraklarda yetişir. Tarım alanları ile boş alanlarda, açık ve güneşli alanlarda, yol kenarları ile harabeliklerde yaygın olarak bulunur.  Yaban marul, boyu 30-150 cm civarında, bir veya iki yıllık, dallanma eğiliminde olan, otsu bir bitkidir. Dik gelişen gövde üzerinde dikenimsi tüyler vardır. Yapraklar gövdeden sapsız bir şekilde çıkar. Yapraklar alt ve üst kısımlarında tüm, orta kısımlarda parçalıdır. Yaprakların orta damarları alt kısımda oldukça belirgindir. Çiçekler toplu halde (8- 15 adedi birlikte) bulunur. Renkleri açık sandır. Haziran-Ekim aylarında çiçek açar. Meyveler parlak, grimsi- siyah renklidir. 1000 tane ağırlığı 1 g’ın altındadır. Rozet devresinde veya çiçeklenmeden daha evvelki devrede hasat edilir. (https://www.xn--neieyarar-22b.com/yabani-marul-ne-ise-yarar/)

** Çiriş otu (Asphodelus aestivus L.): Halk arasında çiriş otu, hıdırellez kamçısı, kiriş, güllük, dağ pırasası ve yabani pırasa olarak da bilinen bitki geleneksel olarak hemoroid, peptik ülser, deri hastalıkları (egzema, çıban, akne), yanıklarda, böbrek hastalıkları (nefrit),saçkıranda, süt arttırıcı ve adet söktürücü olarak da kullanılmıştır.
Bunun dışında sağlık dışı maya endüstrisi, ciltcilik, ayakkabı endüstrisinde yapıştırıcı ve kumaşlara sertlik, parlaklık vermek amacıyla da kullanımı bilinmektedir. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde bol bol yetiştiriliyor. Çiriş ya da Çiriş otu Asphodelaceae familyasından Asphodelus cinsinin oluşturan bitki türlerinin ortak adıdır. Mart ve Nisan aylarında yeşil yaprakları topraktan yeni çıkarken dağlardan toplanan çiriş otu sebze olarak satılır ve çok miktarda tüketilir.  
(https://www.drnatureco.com/ciris/) (https://www.star.com.tr/saglik/ciris-otu-nedir-ciris-otu-faydalari-nelerdir-nasil-kullanir-haber-1325502/)

Bir koca karısının evlilik yatağına sadık kalacağını umabilir, ama karısı için tam olarak ne ifade ettiğini asla bilmemelidir.

Güzel Helena’nın üvey babası Kral Tyndareos tanrılara kurban sunarken Aphrodite’yi atlar. O da kralın üç kızı Klytaimnestra, Timandra ve Helena’yı zina yüzünden rezil ederek intikam alacağına yemin eder.

** Güzel Helena/Helen (Helene)/ Truvalı Helen: Menelaos’un karısıdır. Yunan mitolojisine göre Truva savaşına neden olan dünyanın en güzel kadınıdır. Çeşitli efsanelere göre Zeus’un fani bir kadından olan tek kızıdır. Sparta kraliçesi Leda ile kuğu kılığına girmiş tanrı Zeus’un kaçamağından doğan bir kızdır. Ve Truva’dan kaçabilmeyi de Zeus ve Aphrodite’e borçlu olduğu söylenir. İlyada’nın ve çevrim şiirlerinin başlıca kahramanlarından biridir. Helen daha çocukken Yunan kralı Theseus tarafından kaçırılır ancak daha evlenecek yaşta olamadığı için kral onu annesi Aethra’nın yanına Aphidnae’ya yollar. Fakat Helen, ağabeyi Dioscuri tarafından kurtarılır, Dioscuri aynı zamanda Aethra’yı da esir alır. Helen evlenecek yaşa geldiğinde Yunanistan’daki bütün güçlü ve nüfuzlu erkekler onun peşine düşer fakat kalbi kırık damat adaylarının çıkaracağı sorunları düşünen babası kral Tyndareos, Odysseus’u dinler ve kızını istemeye gelen herkese Helen kimi seçerse seçsin, onun evliliğini ve mutluluğunu korumaya yemin ettirir. Daha sonra kral, Menelaus’ta karar kılar ve Helen onunla evlenerek ona Hermione isminde bir kız çocuğu verir. Ancak, on sene kadar süren mutlu bir evlilikten sonra Helen, bir gece Truva prensi Paris ile kaçar. Bunun üzerine kocası Menelaus diğer damat adaylarını, onlara yeminlerini hatırlatarak bir araya toplar ve tarihteki en büyük Yunan ordusu, Agamemnon komutasında efsanelere konu olacak savaş için Truva’ya gider. (https://www.mitolojisi.com/helen/)

** Klytaimnestra: Sparta Kralı Tyndareos ile Aitolia Kralı Thestios’un kızı Leda’dan doğma kadın. Çünkü Leda ile kralın birleşmesinden doğan Klytaimnestra ile Kastor ölümlü; aynı gece Leda’nın Tanrı Zeus ile birleşmesinden doğan Helena ile Polydeukes ölümsüz tanrı soyundan sayılmış. Agamemnon ile zorla evlenmiş, geçimsiz ve birbirini sevmeyen bir çift olarak yaşamışlar. Troya’ya gidebilme için büyük kızı Iphigenia’yı kurban eden Agamemnon, eşinin sonsuz kinini beslemiş olur, yanı sıra savaştaki başka kadınlarla ilişkileri (Khryseis, sonra Briseis, en son Troya Kralı Priamos’un kızı Kassandra) Klytaimestra’nın yaratılıştan kıskanç mizacını kışkırtır. Eşini aldattığı Aigisthos ile birlikte Agamemnon’u öldürerek öcünü alır. Zeus; Aiakos Ocağı’na güç, Amythaon Ocağı’na bilgelik, buna karşın Atreus Ocağı’na (Agamemnon’un soyu) ise, zenginlik vermiştir. Agamemnon, Klytemnestra ile evliydi. Bu evlilikten Orestes adında bir erkek çocuk ile Elektra, İphigeneia ve Khrysothemis adında üç kız çocuğu dünyaya geldi. Agamemnon’un atalarından olan Zeus’un oğlu Tantalos, tanrılarca sevilir ve sofralarına çağırılırdı. Daha sonra Tantalos bağışlanamaz bir suç işledi. Bu suçla ilgili iki farklı hikaye anlatılmaktadır. Birincisinde, Tantalos ölümlülere tanrısal sırları açıklamıştır; diğer anlatımda ise, öz oğlu Pelops’u öldüren Tantalos, tanrıların öngörü yeteneğini sınamak için oğlu Pelops’u onlara yemek olarak sunmuştur. Tantalos’un torunları ve torunlarının çocukları da bir çok trajik olay yaşamıştır. Tantolos’un torunları Atreus ile Thyestes, Mykenai(Miken) Krallığının hakimiyeti üzerine çekişirler. Agamemnon’un babası olan Atreus favoridir ama bu önceliği onu, Thyestes’in çocuklarını öldürtüp babalarına yemek olarak sunmaktan alıkoymaz. Thyestes’in kendi kızı Pelopia ile zinasından, Agamemnon’u öldürecek olan Aigisthos doğar. (https://www.nkfu.com/klytaimnestra-efsanesi/) (https://okuryazarim.com/miken-krali-agamemnon/)

** Timandra: Arcadia kralı Echemus ile evlendi ve Ladocus adında bir oğlu oldu. Dulichium kralı Phyleus için eşini terk etti. (https://tr.qaz.wiki/wiki/Timandra_(mythology))

Peleus ve Thetis’in düğününde Tanrıça Eris (Fitne ve fesat Tanrıçası) “En güzele” yazılı altın elmayı ortaya atar. Hera, Athena ve Aphrodite arasında çıkan tartışmaya Zeus hakemlik etmek istemez. Hermes onlara İda dağında Priamos’un uzun zamandır kayıp oğlu Paris’in hakemlik yapmasını sağlar.

** Thetis: Bir deniz tanrıçası olan Thetis, Nereus ile Doris’in kızıdır. Thetis, aynı zamanda büyük  Yunan kahramanı Akhilleus’un da annesidir. Çok güzel bir tanrıça olan Thetis’e, tanrılar tanrısı Zeus ve deniz tanrısı Poseidon aşık olur.  Ancak bir anlatıma göre tanrıça Themis, bir başkasına göre ise ateş hırsızı Prometheus, Zeus’a Thetis’ten doğacak çocuğun babasından üstün olacağını söyler. Kendilerinden daha üstün bir gücün ortaya çıkışını engellemek isteyen tanrılar dikkatle plan yaparak Thetis’in bir ölümlüyle (Peleus) evlenmesini ayarlarlar. Thetis ile Phtya Kralı Peleus’un evliliğinden 7 çocuk dünyaya gelir. Thetis, Peleus gibi ölümlü biriyle evliliğe katlanamaz ve çocuklarını da kendi gibi ölümsüz kılmak ister. Geceleri uyanarak, çocuklarını ateşin üzerine tutar ki gövdelerindeki ölümlülük tohumları yok olsun. Birçok çocuğu bu şekilde yanarak öldükten sonra sıra Akhilleus’a gelir. O gece Peleus uyanır ve Thetis’i Akhilleus’u topuğundan tutarak aleve verirken görür. Çocuğu son anda kurtaran Peleus, Thetis’i evden kovar. Tanrıça da denize dalarak uzaklaşır ve bir daha dönmez. Akhilleus kurtulur ama dudakları ve sağ ayağının aşık kemiği yanar. Peleus, Akhilleus’u hekimlikte usta olan yarı at-yarı insan Kheiron’a götürür. Kheiron, o yanan kemiği, koşmakta üstüne olmayan bir devin iskeletinden aldığı bir kemik ile değiştirir. Akhilleus, bu sayede hızlı bir koşucu olur. Bu konuyla ilgili başka bir efsaneye göre; Thetis, Akhilleus’u ölümsüz kılmak için, ölüler diyarından geçen Styks nehrine bırakır. Thetis, bebeği suya daldırırken topuklarından tutuğu için bebeğin bedeninin o bölümü zayıf noktası olarak kalmıştır. Gümüş ayaklı tanrıça Thetis, Hephaistos’a da yardımda bulunmuştur. Hera’nın çirkin diye Olimpos(Olympos)’tan aşağıya attığı ünlü topal tanrıyı Thetis’le kardeşi Eurynome kurtarır. Hephaistos’u Okeanos ırmağının bir mağarasında dokuz yıl saklarlar. Bu şükran borcunu ödemek için Hepaistos, Akhilleus’a göz kamaştırıcı silahlar yapar. (https://okuryazarim.com/deniz-tanricasi-thetis/)

** Peleus:  Aiakos’un oğlu Peleus, Telamon’un kardeşi ve Akhilleus’un babasıdır. Ömrü olaylarla dolu geçmiştir: Telamon’la birlikte üvey kardeşleri Phokos’u öldürdükleri için yurtlarından sürülürler (Aiakos). Peleus Tesalya’ya Phthia kralı Eurytion’un yanına sığınır. Kral onu suçundan arındırdığı gibi kızı Antigone’yi de ona karı olarak verir. Ama Peleus’un başına bir bela daha gelir: Kalydon avı sırasında kaynatasını istemeyerek öldürür ve gene yollara düşer. Bu kez İolkos’ta kral Akastos’un sarayına gider, ama orada da kralın karısıyla başı derde girer (Akastos). Karısı ölünce tanrılar onu Thetis’e koca olmak için seçerler. Peleus’la evlenmemek için bin bir kılığa girer, ama Peleus, arkadaşı olan at adam Kheiron’un yardımıyla onun hakkından gelir. Düğün yapılır, pek uğurlu olmadığı hemen meydana çıkar. Akhilleus Troya savaşına gittiği zaman Peleus Phthia’daki sarayında onu uzun zaman bekler. Akhilleus Troya’dan dönmez, orada ölür. Bir efsaneye göre Peleus’un Akhilleus Troya’dayken öldürdüğü Akastos’un oğulları onu tahtından atıp İstanköy adasına sürerler. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-peleus-16200/)

Bütün iç savaşlar hanedan savaşlarıdır Kral Efendimiz; bütün denizaşırı savaşlar da ticaret savaşlarıdır.

Troya kralları Frigya kökenli oldukları için, Yunanların ve Giritlerin Karadeniz milletleriyle doğrudan ticaret yapmasına izin vermezlerdi. Bir kuşak evvel, Priamos’un babası Laomedon, Minya gemisi Argo’nun Kolkis’te bir tapınakta serili olan Altın Post’a ulaşmasını engellemeye çalışmış, ama gemi aradan sıyrılmıştı.

**Laomedon: Kral Laomedon, verdiği sözde durmazlığın, dönekliğin ve güvenilmezliğin simgesidir. Bu tutumu hem kendisine, hem çocuklarına hem de kralı olduğu Troia’nın başına felaketler getirmiştir. İlos ölüp de yerine oğlu Laomedon kral olduğunda, Troia (İlion) şehrinin çevresinde şehri koruyacak surlar yoktu. Bunun üzerine Tanrıların tanrısı Zeus, kardeşi Poseidon’la Oğlu Apollon‘a karşılığını almak şartıyla Kral Laomedon’un hizmetinde çalışmayı buyurur. Poseidon, şehrin etrafını sağlam, geniş surlarla çevirir. Apollon ise İda dağının ormanlık alanlarında Laomedon‘un sığırlarını güder. Böylece mevsimler geçer. Nihayet ücretlerin ödenme zamanı gelir. Gelgelelim Laomedon, tanrıların emeklerinin karşılığını vermeye yanaşmaz. Ücretlerini ödemek şöyle dursun, bir de küstahça çıkışarak onları aşağılar. Bununla da yetinmez, “şimdi sizin ellerinizi ayaklarınızı bağlar, tunç kılıcımla kulaklarınızı keser, uzak adalarda köle diye satarım” diyerek bir de gözdağı verir. Apollon, hedefini şaşmaz oklarıyla şehre veba yağdırır. Poseidon da denizden ejderha gönderir Troia‘ya. Ejderha, şehir halkına aman vermez. Tanrıların sözcüsü bu beladan kurtulmanın tek yolunun, Laomedon’un kızı Hesione’nin canavara sunulması olduğunu söyler. Kral çaresizlik içinde razı olur buna. Kızını bir kayaya bağlayıp gider. Tam bu sırada yiğit Herakles de Troia kıyılarına ayak basar. Olanları öğrenince Laomedon‘a kızını kurtaracağını söyler. Ama kraldan bu hizmetine karşılık değerli atlarını vermesini ister. Laomedon, Herakles‘in yardım önerisini kabul eder, atları vereceğine dair yemin de eder. Herakles atları dönüşte alacağını söyleyerek yoluna gider. Dönüşte, kralın yeminle söz verdiği atları alıp getirsin diye arkadaşı Telamon’u gönderir. Ne var ki, söz verip de caymak kanına işlemiştir Laomedon‘un. Atları vermek şöyle dursun, bir de üstelik Telamon’u zindana attırır. Bu davranışı da onun sonunu getirir. Herakles şehri basar, altını üstüne getirir, hem Laomedon‘u hem de biri hariç bütün oğullarını öldürür. (https://epochtimestr.com/index.php/tanrilara-verdigi-sozde-durmayan-kral-laomedon)

Odysseus’un bir gizemci gibi keçe başlık takması, bir kehanette bulunduğunu ve bütün davranışlarının simgesel olduğunu anlatıyor. Öküz ve eşek, Zeus ile Kronos’u veya bakış açınıza göre yaz ile kışı temsil ediyor; tuz ekilen her karık da boşa giden her yılı. Odysseus, çağrıldığı savaşın anlamsızlığını gösteriyordu; ama daha üstün kehanet yetenekleri olan Palamedes, bebek Telemakhos’u önüne koyarak sabanı onuncu karıkta durdurdu ve Telemakhos isminin anlamı (Savaştan uzak) olan nihai savaşın 10. yılda yapılacağını gösterdi…

Homeros, Olymposluları hor görmede benden daha ileri gidiyor: Onları, insanoğlunu ahlaken hak ettiğine göre değil, bir kapris uğruna cezalandıran ya da koruyan ve kendi aralarında kepazece kavga eden bir güruh olarak anlatıyor.

… Olymposlular annesi Hera’yı üvey babasının zalimliğine karşı savunan ve bu yüzden topal kalan demirci Tanrı’yla hanice alay ediyorlar.

Homeros, İlyada’da barbar Dorların yeni ilahiyat anlayışını hicvediyormuş. Çünkü bir zamanlar Dünyanın Hakimi olan Yüce Tanrıça Rhea’yı tahtından indiren bu Herakles oğulları, Rhea’nın saltanat asasını Gökler Tanrısı Zeus’a vermiş ve Zeus’u her biri kendi tebaaları tarafından yaratılan tanrılardan oluşacak bir tanrılar ailesinin reisi yapmışlardı. Argos’tan Hera, Euboea’dan Poseidon, Atina’dan Athena, Phokis’den Apollo, Arkadia’dan Hermes gibi isimler bu aileye dahildi.

Yunan liderlerin utanmaz, gaddar, hain, şehvet düşkünü, tafracı kişilikleri o Dor reislerin bir karikatürüymüş.

Libya’nın Nasamonları, Pontos’un Moesynoechianları, Balear adalarının Gymnasları ve onlar gibi rastgele cinsel ilişkiye giren diğer halklar, ahlaken tutarlı olarak Aphrodite2ye tapabilir; ama yasalara saygılı hiçbir Yunan bunu yapamaz.

** Nasamon: Anaerkil Berberilerin geleneksel irfanının önemli bir kısmı hala Atalar ve Ölüler ibadetine dayanmaktadır. Berberilerin atalara ait doktrinlerinin çoğu aynı zamanda cin bilgisinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Westermarck, Berberi dini ve mitolojik ilkelerinin çoğunun, kadınların düzenli olarak mezarları ziyaret ettiği ve kutsal kabul gibi eski atalar ve ölülerle bağlantılı olarak çeşitli ritüelleri gerçekleştirdiği Mezar İbadeti kisvesi altında Berberi kadınlar tarafından uygulandığına işaret etmişti (Kutsal ataların mezarlarında uyuyarak elde edilen rüyalar aracılığıyla kehanet). Herodot’a göre bu mevcut uygulama, eski Libyalı Nasamon Berberilere kadar uzanıyor.  Eski Libya Nasamonları, adalet ve şeffaflıkla tanınan kişilerin mezarlarında yemin ettiler. Mezar ibadetine ek olarak, Berberilerin önceki mitolojisinden gelen gelenekler çeşitli gelenek ve festivallerde canlı kalmaktadır. Sahra tarih öncesi sanatı, Berberi takıları, Berberi folkloru ve müziği, Berberi inancının ve mitolojisinin diğer parçalanmış unsurlarını korumuştur. Buna ek olarak, Amon, Ament, Antaeus, Bast, Nit, Poseidon ve Shu’ya ibadet gibi Libya mitolojisine çeşitli referansların korunduğu belgelenmiş bir kaynak olarak Mısır ve Yunan mitolojileri de var. (https://www.temehu.com/imazighen/tamazight-mythology.htm)

O zaman, rahibeleri ve hadım hizmetkarları onun sedir ağacından bir sandığa konmuş heykelini, Daidalos’un Elyme’ye adak sunusu olduğu söylenen altın bal peteğini ve kutsal güvercinlikleri yanlarına alarak…

** Daidalos: Mitolojide icatlarıyla ünlü bir karakter olan Daidalos, heykelden mimariye, matematikten mühendisliğe eli her türlü sanata yatkın Atinalı bir sanatçıdır. Başta matkap, tesviye aleti, balta olmak üzere pek çok mekanik aleti ve hatta yelkenliyi de onun icat ettiği söylenir. Daidalos kelimesi ”iyi çalışılmış”, ”ayrıntılı”, ”ustaca işlenmiş ya da işleyen” anlamına gelir. Atina’da atölyesinde kendisine yardım eden çırağı Talos’la yapmaktadır işlerini. Kız kardeşi iki yaşındaki oğlunu çırak olarak verir dayısı Daidalos’un yanına. Adı ”Acı çeken” anlamına gelen Talos, yetenek ve beceride Daidalos’u aratmaz olur. Teknolojinin atalarından biridir mitolojide Daidalos ve yeğeni. Teknoloji (Tekhnologia) Yunanca ”zanaatkarlık, el becerisi, yetenek” anlamına gelen ”Tekhne” isim kökünden türeyen bir kelime. Tekhne aynı zamanda ”kurnazlık, hilekarlık, dalavere” anlamlarına da geliyor. Doğanın yarattıklarına karşılık insanın yarattığı bir şey olan teknoloji; insanın hileyle doğayı kandırması ve kendi lehine işleri kolaylaştırması anlamını içeriyor. Talos kimine göre ölü bir yılanın dişinden, kimine göre dikenli balık pullarından esinlenip testereyi icat eder. Buluşlarının arasına pergel ve çömleği de ekler. Ufak yaşına rağmen bunlar yetmezmiş gibi bir de hareketli kapı çengelini icat edince Daidalos deliye döner kıskançlıktan. Yeğen falan dinlemez kaptığı gibi fırlatır Akropolün tepesinden Talos’u. Aşağı ölüme uçan çocuğu gören el sanatlarının öğreticisi ve zanaatkarların koruyucusu tanrıça Athena acır küçük çocuğa.. Kanatlarının gövdesini çekmekte zorlandığı, bu nedenle hep alçaktan uçan, eski düşüş anısından korktuğu için yuvasını ağaç dallarına değil eşelediği toprağa kuran bir kuşa; kekliğe dönüştürür Talos’u. Her ne kadar tanrılar becerikli çocuğa acıyıp kekliğe dönüştürse de ortada Daidalos’un işlediği bir cinayet vardır ve mahkemeye çıkartılır. İşlediği suça karşılık Atina’dan sürgün edilir Daidalos ve Girit adasına gidip kral Minos’a sığınır. Kral Minos iki kardeşinin arasından sıyrılıp Girit’e kral olabilmek için deniz tanrısı Poseidon’a yalvarır. Kendisine güzel bir boğa vermesini kral olunca bunu tanrıya kurban edeceğini söyler. Poseidon Minos’a güzel bir boğa gönderir. Boğanın güzelliğini gören Minos bunu tanrıya kurban etmekten vazgeçer. Sözünü tutmayan krala öfkelenen Poseidon Minos’u cezalandırmak için karısı Pasiphae’yı boğaya aşık eder. Boğayla birleşmek için Daidalos’tan yardım isteyen kralın karısına, tahtadan bir inek yapar becerikli sanatçı. İneğin içine girip boğayla birlikte olan Pasiphae hamile kalır ve kralın Minotauros isimli yarı insan yarı boğa bir oğlu olur. Et yiyen çılgın bir canavar olan Minotauros’u zapt etmek için bir yer yapmasını ister Daidalos’tan kral Minos. Ve günümüzde içinden çıkılması ve anlaşılması zor yer anlamında kullanılan ”Labirent” kelimesinin kökeni olan ünlü Labirentos’u inşa eder Daidalos. Minos’un oğullarından biri Atina kentinde katıldığı bir yarışma sonrasında öldürülür. Atina’ya karşı açtığı savaşı kazanan Minos, oğlunun diyetini her yıl kentten yedi kız yedi erkek 14 delikanlıyı Girit’e göndermeleri şartını koyarak ödetir Atinalılara. Gönderilen delikanlıları insan eti yiyen oğlu Minotauros’u sakinleştirmek için yem olarak kullanır kral Minos. Son gelen on dört gencin arasında Atina kralı Aegeus’un oğlu Theseus da vardır. Labirentos’a diğer gençlerle birlikte girip Minotauros’u öldürmek niyetiyle gelmiştir Girit’e. Theseus’u gören kral Minos’un kızı Ariadne delikanlıya aşık olur ve  Daidalos’un yardımıyla Labirentos’dan kurtulmasının yolunu gösterir Theseus’a. Genç kızın eline tutuşturduğu ip yumağıyla delikanlı, içi dehlizlerle dolu bin bir odalı karmakarışık koridorlu yere girip, Minotauros’u öldürdükten sonra ipi takip ederek çıkışa ulaşır. Yanına diğer gençleri ve kralın kızı Ariadne’yi de alarak yelken açar kenti Atina’ya doğru. Kral oğlunun öldürülüp kızının kaçırılmasının faturasını Labirentos’dan çıkış yolunu gösteren mucide keser tabii. Daidalos’u ve oğlu İkarus’u Labirentos’a hapseder. Buradan çıkmanın en iyi yolunun uçmak olduğunu bilen Daidalos kapalı kaldığı sürede kuşların camına bıraktığı tüyleri biriktirir. Daha sonra bunları uzundan kısaya doğru sıralayıp ortasını ketenle, uçlarını balmumuyla birleştirerek oğlu ve kendisi için birer kanat yapar. Kanatları balmumuyla omuzlarına yapıştırdıktan sonra İkarus’a kendisini takip etmesini, gökle yer arasında orta yoldan gitmesini, alçaktan uçup denize yaklaşırsa nemin kanatları ağırlaştıracağını, çok yükselirse güneşin balmumunu eriteceğini söyleyerek havalanır Labirentos’dan. Özgürce uçmanın sevincine kapılan İkarus, gökleri aşmak, daha da yükselmek; belki de güneşi yakından görmek isteğiyle babasını takip etmeyi bırakır. İkarus bütün hızıyla çakılır denize. Daidalos oğlunun cansız bedenini sürükleyip çıkarır göz yaşlarıyla kıyıya. Geriye kalan kanatları ve oğlunu çalılığa tünemiş bir kekliğin sevinç çığlıkları arasında gömer toprağa. Tekrar kanatlarını çırpıp adadan ayrılıp Sicilya’ya Cumae kentine gidip orada kral Kokalos’un hizmetine girerek devam eder sanatına. Ege Denizinde İkarus’un düştüğü bölge İkaros Denizi, gömüldüğü Samos Adasının yakınanındaki küçük ada ise İkaria Adası adıyla anılır günümüzde hala. (http://www.arkeorehberim.com/2018/04/daidalos-ve-ikaros-kendi-kanatlariyla-ucmak.html)

Kadınlardan biri, o kadar kocaman bir devin bizim sarayın boyunu geçmeyen mağaraya nasıl sığdığını sorunca, Gorgo Konturanos’un belli bir mantarı yiyerek boyunu değiştirebildiği büyülü bir gücü olduğunu açıkladı.

** Prokne: Atina Kralı Pandion’un iki kızından biri. Trakya Kralı ve Ares’in oğlu Tereus ile evlenir. Daha sonra Tereus karısının kız kardeşi Philomela’yı baştan çıkardı. Suçluluğunu gizlemek için Philomela’nın dilini kesti. Ama olayı nakışla işleyerek suçu kız kardeşine açıkladı. Procne, Tereus’a akşam yemeği için oğlu Itys’i pişirerek yedirdi. Procne’nin ne yaptığını öğrenen Tereus, baltayla iki kız kardeşin peşine düştü. Ama tanrılar merhamet ettiler ve hepsini kuşlara, Tereus bir ibibik (hüthüt kuşu veya şahin), Procne bir bülbül (veya kırlangıç) ve Philomela bir kırlangıç (veya bülbül) yaptılar. (https://www.britannica.com/topic/Tereus)

Oidipais: Kabaran dalgaların çocuğu

Oidipus: Şişmiş ayak

Kraliçe Periboia’nın çocuğu olmuyor. Bir gün Korinthos sahilinde derede bir sandıkta 8 günlük bir bebek bulup adını Oidipais koyuyor.

** Oedipus/ Oidipus: Thebai kralı Laios ve kraliçesi İokaste’nin oğludur. İokaste hamileyken bir düş görür ve kahin Teiresias bu düşü şöyle yorumlar: Kraliçenin karnında taşıdığı çocuk babasını öldürecektir. Doğar doğmaz bebek dağa bırakılır, ayak bilekleri delinmiş, içinden bir kayış geçirilmiştir. Ayağı şiş anlamına gelen Oedipus adı da buradan gelir. Çocuğu Korinthoslu bir çoban bulur, götürür Korinthos kralına verir. Çocukları olmayan Korinthos kral ve kraliçesi Oedipus’u öz evlat gibi büyütürler. Yıllar sonra bir sarhoş, Oedipus’a gerçek ailesinin onlar olmadığını söyler. Onu büyüten aile bunu inkar eder, bunun üzerine Oedipus, yıllar önce öz anne-babasının danışmış olduğu kahine gider. Kahin gerçeği açıklamaz, ancak ona kaderinde babasını öldürmek ve annesiyle evlenmek olduğunu söyler. Bunun üzerine kaderinden kaçmak için, Oedipus, Thebai şehrine gitmek üzere yola çıkar. Bir yol ayrımında, başka bir arabayla yol hakkının kimin olduğuna dair bir kavgaya tutuşur ve diğer arabadaki yolcuyu öldürür. Ölen kişi ise, Thebai’nin kralı, yani öz babasıdır. Bu olaydan sonra Thebai’ye varır. Sphinks denilen canavar şehirde korku salmakta, sorduğu bilmeceye cevap veremeyenleri parçalayıp yemektedir. Bilmece ise şöyledir: “Sabah dört, öğleden sonra iki, geceleri ise üç ayakla yürüyen şey nedir?”. Oedipus doğru cevabı veren ilk kişi olur: “İnsan. Çünkü bebekken emekleyerek dört, yetişkinken iki, yaşlıyken de baston yardımıyla üç ayakla yürür.” Doğru cevaba çok şaşıran Sphinks, kendisini uçurumdan atarak intihar eder. Onları Sphinks’ten kurtardığı için kendisine minnettarlık duygusu besleyen Thebai halkı, Oedipus’u kral yapmaya karar verir. Teb halkının, kralın katilinin, “yeni kral” olduğundan haberi yoktur, bundan Sphinks’i sorumlu tutmaktadırlar. Oedipus da öldürdüğü kişinin kral olduğunu bilmemektedir. Bu evlilikten çiftin, iki kız, iki de erkek çocuğu olur: Eteokles, Polyneikes, Antiogne, İsmene. Yıllar sonra, Theabai şehrinde bir bereketsizlik baş gösterir. Oedipus, kraliçenin erkek kardeşini kahine yollar bir çözüm bulması için. Kreon adlı bu kişi, dönüşünde eski kralın katilinin bulunup cezalandırılması gerektiğini anlatır. Bu öneriye kulak veren Oedipus, kahini çağırtır. Kahin, ona katili araştırmaması gerektiğini söyler, bunun üzerine tartışma yaşarlar ve kahin, Oedipus’u kralın katili olduğunu ve anne-babasını bilmediğini halka söylemekle tehdit eder. Kahin yüzünden Kreon’u suçlayan Oedipus ve Kreon arasında tartışma başlar. Bu sırada Korinthos’tan bir haberci gelir, Korinthos kralının öldüğünü, Oedipus’un kral olmak üzere Korinthos’a çağırıldığını bildirir. Babasının ölümü kendi elinden olmamıştır, ama annesi hayatta olduğu için kehanetin ikinci parçasının gerçekleşmesinden korkan kahramanımız Korinthos’a gitmek istemez. Bunun üzerine haberci, ona aslında evlatlık alındığını, saraya bir çoban tarafından getirildiğini söyler. Çoban da getirilip gerçeği açığa vurunca Oedipus’la İokaste’nin artık şüpheleri kalmaz. Kraliçe sarayın içine sığınıp canına kıyar, Oedipus da annesi ve karısı olan kadının iğnesiyle gözlerini kör eder. Oedipus’un Thebai’den sürülmesi, kızı Antigone’ye yaslanarak Kolonos iline gelmesi ve orada ölmesiyle sonuçlanır. (https://www.perspectivedergisi.com/single-post/2017/11/05/oedipus-ve-elektra-kompleksi#:~:text=Buyrunuz%20hikayesi%3A,ve%20krali%C3%A7esi%20%C4%B0okaste’nin%20o%C4%9Fludur.&text=Bunun%20%C3%BCzerine%20kaderinden%20ka%C3%A7mak%20i%C3%A7in,ve%20di%C4%9Fer%20arabadaki%20yolcuyu%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BCr. )

Kottabos oyunu: Kadehte bulunan şarabı, 10 adım ötedeki leğende yüzen ufak gümüş kaselere atarak batırmaya dayanan oyun.


Phokia’lı Autolykos çok usta bir hırsızmış; çünkü Hermes ona çaldığı tüm hayvanların şeklini değiştirme gücü vermiş. Komşusu Korinthos kralı Sisyphos’un sürülerini çalarmış. Toynakların altına ( ) (Autolykos çaldı) monogramını yapmış. Sisyphos’da Autolykos’un kızı, Argoslu Laertes’in karısı Antikleia’yı ayartıp, Ulysses’in (Yaralı kalça) babası olmuş. Hypsipylon (Yüksek kapıdan gelen) lakabını almış. Apollon’un yaban domuzuna dönüşüp Ulysses (Odysseus) saldırıp kalçasından yaraladığı söylenir. Büyük büyükbabası Hermes’in armağanı molü (şifalı bir bitki) ile kendini iyileştirir. 7 kez ölümden döner. Bunlar: Ogygie adası kraliçesi Kalypso’nun zehirli elması, Kimmerlerin adası Uzakkapılar limanında yamyam kralın kızı Kharybdis, Ağlama adasında kraliçe Kirke, Siren adasının kuş kadınları, Aiolia adası, Köpekler adasında Skylla, Beyaz Tanrıça Ino, Ogygie’de Güneşin kutsal sürü çobanı Nympha Lampetie.

** Autolycos: Hesperus’un oğlu Daedalion’un Chione (Philonis olarak da bilinir) adında çok sayıda talipleri olan güzel bir kızı vardı; Onunla evlenmek için muhtemelen bin kadar erkek sıraya girdi, güzelliği sadece ölümlü insanları cezbetmekle kalmadı, çünkü tanrılar Hermes ve Apollo da onu beğendi. Apollo geceye kadar beklemeye karar verirken, Hermes beklemedi ve Chione, Hermes’in oğlu Autolycus ile Apollo’nun oğlu Philammon adlı iki oğluna hamile kaldı. Autolycus ve Philammon kısa bir süre sonra annelerini kaybedeceklerdi, çünkü Chione Artemis’e olan üstünlüğüyle övünüyordu, çünkü pek çok kişi tarafından arzu ediliyordu ve kızgın Artemis, Chione’yi oklarıyla öldürdü. Autolycus’un babası Hermes’ten birçok beceriyi miras aldığı söylenir, çünkü Autolycus usta bir hırsız ve hilekarlıkta çok usta oldu. Hermes’in ayrıca Autolycus’a kendi görünüşünü değiştirme yeteneği ve ayrıca çaldığı herhangi bir şeyin görünüşünü de değiştirebiliyordu. Parnassus Dağı’nda yerleşti. Autolycus’un karısı için Amphithea, Neaera ve Mesta da dahil olmak üzere çeşitli isimler verilir, ancak her durumda Autolycus, Anticleia ve Polymede olmak üzere iki kızının babası olacaktı. Herakles,Iole’nin evlenmesi konusunda Eurytus ile tartışmaya girdi. Kralın sürüsünden bazı sığırlar kayboldu ve Eurytus hırsızlıktan Herakles’i sorumlu tuttu, ancak büyük olasılıkla çalan Autolycus’du.  Eurytus’un oğlu Iphitus, Herakles’ten sığırları aramaya yardım etmesini istedi, ancak Autolycus izlerini çok iyi saklamıştı. Autolycus, Kral Sisifos’un komşusuydu ve Autolycus’un sürüsü büyüdükçe Sisifos’un ki azaldı. Autolycus, çalınan sığırların görünümünü değiştirdi ve bu nedenle hırsızlık kanıtlanamadı. Yine de Sisifos, Autolycus kadar kurnazdı ve kral kalan sığırlarının toynaklarına kesti ve daha fazla sığır kaybolduğunda, Sisyphus onları görünüşteki değişikliğe rağmen Autolycus sürüsünde buldu. İntikam olarak Sisyphus, Autolycus’un kızı Anticleia ile birlikte oldu. Anticleia kısa bir süre sonra Cephallenians kralı Laertes ile evlenirdi ve bu yüzden Anticleia’nın oğlu Odysseus’un babasının kim olduğu konusunda bir tartışma çıktı, Laertes mi yoksa Sisifos mu? (https://www.greeklegendsandmyths.com/autolycus.html)

** Kalypso: Yunanca gizlemek anlamına gelen kalyptein den türetilmiştir. Homeros ona Olympos  tanrıçalarının en büyüklerine verdiği dia theaon (yüce tanrıça) unvanını vermiştir ve Odysseia destanının unutulmaz kadın karakterlerinden biridir. Bir nympha veya bir pleiad olduğu da söylenen Kalypso’nun güneş tanrısı Helios ile Perseis’in kızları olduğundan da bahsedilmektedir. Kalypso, diğer tanrılardan uzakta ıssız bir adada oturur. Yaşadığı Ogygie adlı ıssız adanın Malta- Gozo adası olduğu varsayılmaktadır. Kalypso, Homeros’a göre, deniz perisi ve Atlas’ın kızıdır. Odysseia’da anlatılan; Tanrıça Kalypso, gemisi batan Odysseus’a aşık olur ve adasında onu bir süre alıkoyar. Bu adadaki esareti, Athena’nın Zeus’a yalvarması üzerine sona erer. Zeus tarafından Hermes, Kalypso’ya Zeus’un emrini iletir ve Kalypso Odysseus’u serbest bırakır. Bir diğer hikâyeye göre Kalypso ilk titan savaşında babası Atlas’ın yanında olduğu için Ogygia’ya sürgüne yollanır. Bu adada yaşamak zorundadır ve belirli zaman aralıklarıyla dönemin kahramanları onun yanına gönderilir. Bu kahramanlar Kalypso’nun aşık olacağı kişilerdir. Kahramanlar onu terk ederek adadan gidebilirler. Kalypso cezasını böyle çekmiş olur. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Kalipso#:~:text=Kalypso%20Kalups%C5%8D)%20(Calypso%2C%20Yunanca,destan%C4%B1nda%20ad%C4%B1%20ge%C3%A7en%20gizemli%20tanr%C4%B1%C3%A7a.&text=Kalypso%2C%20Homeros’a%20g%C3%B6re%2C,adas%C4%B1nda%20onu%20bir%20s%C3%BCre%20al%C4%B1koyar.)

** Kirke/Circe: Hyperion oğlu Helios’un kızı olduğu ve Odysseus (Odisseas / Ulysses)  ile sevişerek sonradan İtalya’ya egemen olacak Latinos ile Agrios’u doğurduğu rivayet edilir. Okeanos kızı Perseis’ten doğmadır denir kimi efsanelerde, kimine göre de Hekate’nin kızıdır ve büyücülüğü ondan almıştır. Kirke yalnız Odysseia’da değil, Argonaut’lar destanında da söz konusu olur, Kolkhis kralı Aietes’in ve Giritli Minos’un karısı Pasiphae’nin kız kardeşidir. Odysseus’la arkadaşları Kirke’nin Aiaie adasına varırlar. Odysseus ava gider, çıktığı tepeden Kirke’nin konağını görür uzakta, birkaç arkadaşını gönderir oraya. Başlarında Eurylokhos vardır. Odysseus’un arkadaşları dışarıya çağırırlar Kirke’yi, oysa tanrıça onları içeri alır, yalnız Eurylokhos kuşkulanıp dışarda kalır. Yemek verir ve domuza çevirir. Tanrı Hermes Odysseus’un yardımına koşar; büyücü Kirke’yi nasıl alt edeceğini söyler ona: Kirke ona zehirli şarabı içireceği anda, içine tanrının onun için kopardığı “malü/molü” diye sihirli bir bitkiyi atacak ve kılıcıyla saldırıp tanrıçayı alt edecek, kendisine ve arkadaşlarına bir kötülük yapmayacağına ant içirecektir. Kirke Odysseus’un gücü karşısın de şaşakalır, yoldaşlarını da insan kılığına sokar. Odysseus böylece Kirke’nin konağında bir yıl kalır, yiyip içip keyif sürmektedir, Odysseus’un arkadaşları onu uyarırlar, yurda dönmek gerektiğini hatırlatırlar. Kirke razı olur, ama önce ölüler ülkesine gidip Teiresias’ın ruhuna danışmasının gerektiğini bildirir. Dönüşte Odysseus gene Aiaie adasına uğrar, bu kez, Kirke ona ilerdeki yolculuğun nasıl düzenlenmesi gerektiğini, Sirenlerden, Skylla ve Kharybdis’ten nasıl korunabileceğini bildirir. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-kirke-circe-16110/)

** Sirenler: Sirenum scopuli denen bir adada yaşadıklarına inanılan deniz yaratıklarıdır. Bazı farklı öykülerde ise Cape Pelorum’da ya da Anthemusa adasında yaşamış olduklarından, bahsedilir. Bu yerlerin tamamı uçurumlarla ve kayalıklarla çevrili olarak betimlenmiştir. Buralarda dolaşan denizciler, sirenlerin söylediği şarkıdan büyülenip gemilerini kayalıklara doğru sürmüşler ve sirenlere yem olmuşlardır. Sirenler,  deniz kızlarından farklı olarak iki kuyruğa sahiptirler. Achelous’un kızları olarak betimlenmişlerdir. Bazen Aglaopheme, Ceysi ve Thelxiepeia adlı üç taneden bahsedilmiş; Peisinoe, Aglaope, ve Thelxiepeia adlı üç tanesinin de sözü geçmiştir. Sayıları genellikle iki ile beş arasında, isimleri de genellikle Thelxiepia/Thelxiope/Thelxinoe, Molpe, Aglaophonos/Aglaope, Pisinoe/Peisinoë, Ceysi, Parthenope, Ligeia, Leucosia, Raidne, ve Teles’tir. Bazı hikâyelere göre, genç Persephone’un oyun arkadaşları olduklarından da bahsedilmiştir. “Siren şarkısı” terimi ise, sirenlerin çok güzel sesleriyle söyleyip denizcileri büyüledikleri, böylece büyülenen denizcileri yedikleri şarkılardır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Siren)

Skylla/ Scylla: Sicilya ve İtalya arasındaki Messina Boğazı`nın durgun tarafından yaşayan Canavar. Scylla, altı uzun bacağa ve her bir bacağın ucunda ağzında üç sıra keskin diş bulunan korkunç bir başa sahiptir. Vücudu on iki köpek ayağı ve bir kedi kuyruğundan oluşur. Hekate, Crataeis, Lamia ya da Ceto gibi Phorcys`in çocuklarından biridir. Bazı kaynaklar ise ailesinin Triton ve Lamia olduğundan bahsetmişlerdir. Üst gövdesi kadın, alt gövdesi ise balık kuyruğundan ve boğazlarında halkalar bulunan dört ile altı arasında köpek başından oluşan bir canavar şeklinde resmedilmiştir. (https://www.turkcebilgi.com/scylla)

** Ino/ Leukothea/ Leucothea: Tehlikede olan denizcilerin yardımına gelen bir deniz tanrıçasıydı. Bir zamanlar Thebes Kralı Kadmos’un (Cadmus) kızı olan Ino adında ölümlü bir prensesdi. O ve kocası Athamas , bebek tanrı Dionysos’u büyütürken Hera’nın gazabına uğradılar . Ceza olarak tanrıça Athamas’ı ölümcül bir öfkeye sürükledi ve en büyük çocuğunu öldürdü. Ino daha sonra diğerini yakaladı ve bir uçurumdan denize atladı. Çift, deniz tanrılarının yanında karşılandı ve Leukothea (Beyaz Tanrıça) ve Palaimon (Palaemon) olarak yeniden adlandırıldı. Leukothea daha sonra salı Poseidon tarafından yok edildiğinde Odysseus’un yardımına geldi ve onu yüzen şalıyla sardı. Romalılar onu tanrıça Mater Matuta ile özdeşleştirdiler. (https://www.theoi.com/Pontios/Leukothea.html)

** Nympha Lampetie:  Helios’la Neaira’nın kızı. Lampetie kız kardeşi Phaethusa ile birlikte babaları Helios’un Thrinakie adasındaki kutsal sığırlarına bekçilik etmektedirler. Odysseus’un arkadaşlarının kutsal sığırları kesip yediklerini Helios’a haber veren onlardır. (https://www.arkeolojikhaber.com/haber-lampetie-17553/)

Molü: Sarı çiçekli bir tür sarımsak. Ay küçülürken daha hızlı büyür. Ayın durumundan etkilenmeyen sardalye balıkları da ona benzer.

** Tanrıça Cerdo: Yunan mitolojisinde Argos kralı Phoroneus’un nymph karısı, Apis ve Nobe’nin annesi. Kazanç, kar, kurnaz, gelincik, dişi tilki anlamları var. (https://en.wikipedia.org/wiki/Cerdo_(mythology))

** Molos köpeği: Molossus , Epirus bölgesinde yaşayan antik Yunan kabilesi ve Molossian krallığı tarafından tutulan köpeklerdi. Molossus tazısı, bir tür mastiff cinsi.(https://tr.qaz.wiki/wiki/Molossus_(dog))

** Lento: Yapılarda kapı ve pencere gibi dikey boşlukların üzerine yatay olarak konulan ve duvarın devam etmesini sağlayan mimari bloktur. Lentolar yandaki duvarlara oturacak şekilde yerleştirilen taş, beton ve yahut ahşaptan da yapılabilmektedir. Dekoratif mimari bir element olarak da kullanılan lentolar, daha ziyade portaller, kapılar, pencereler ve şömineler üzerinde bulunur. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Lento)

Kan kadar bereketli şey yoktur- kurban sunağını yıkadığımız suyu asla boşa harcamayız. O gün narların ve ayvaların dibine dökülen kova kova koyu kırmızı su, 3 ay sonra müthiş bereketli mahsüllerle kendini gösterdi.

Çok beğendiğim İlyada, bir erkek tarafından erkekler için tasarlanmış; bu epik şiir, yani Odysseia, bir kadın tarafından kadınlar için tasarlanmış olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: