Halka Dünya- Larry Niven

Louis Wu Beyrut, Münih ve Reşt’in hatta San Francisco, Topeka, Londra, Amsterdam’ın ne kadar birbirine benzediğini görüyordu. Yürüyen kaldırımların kenarlarındaki dükkanlar, dünyanın bütün şehirlerinde aynı malları satıyorlardı. Bu gece her şehirde, yanından geçtiği insanların tümü birbirine benziyor, aynı şeyleri giyiniyorlardı. Onlar artık Amerikalı, Alman, Mısırlı değil; sadece Dünyalılardı.

Tanj: There Ain’t No Justice (Haksızlık bu anlamında, kahretsin, kahrolası anlamında da kullanılıyor)

Puppeteer: 2 kafalı, her birinde 1 gözü var, 3 ayaklı, beyni sırtındaki kamburda bulunuyor.

Kizin: Turuncu kürklü, 2.5 metre boyunda, kedi benzeri bir ırk

Dali’nin Yanan Zürefa resmi

** Klemperer rozeti (genellikle yanlış olarak Kemplerer rozet olarak da geçer): Ortak bir yörünge etrafında düzenli bir model içinde dönen ağır ve hafif cisimlerin yerleşimidir. İlk WB Klemperer ( Wolfgang Benjamin Klemperer (1893 – 1965, havacılık bilimcisi ve mühendisi) 1962 yılında sistemi : “ Bu simetri, aynı zamanda ‘rozet’ olarak tarif edilebilir geometrik konfigürasyonlarda özgüdür. İki (veya daha fazla) türlü bir (ya da) diğer daha ağır, fakat eşit kütledeki tüm ‘gezegen’ bu eşit sayıda iki (veya daha fazla) çokgen köşelerine yerleştirilmiştir böylece hafif ve ağır olanlar (ya da bir siklik bir şekilde) birbirini takip eder. Tüm Klemperer rozetler istikrarsızlığa karşı savunmasız iken, altıgen rozetde L4 ve L5’de bulunan ‘gezegenler’ için ekstra stabiliteye sahiptir. Genellikle, bir noktaya göre ayarlanmış üç ya da daha fazla eşit kitlelerin bir konfigürasyonunu tanımlamak için kullanılmaktadır. ( https://tr.qaz.wiki/wiki/Klemperer_rosette)

Isı uygarlığın atık ürünü olarak üretilir.

Biz şaka yapmayız dedi Nessus. Benim türümün espri anlayışı yoktur. Ne garip! Espri yeteneğinin zeka ile ilişkili olduğunu sanırdım. Hayır. Espri, akışı bozulan savunma mekanizmasıyla ilgilidir. Hepsi aynı şey… Konuşmacı, hiçbir akıllı yaratık bir savunma mekanizmasının akışını bozmaz.

Tanrılar aptalları korumazlardı. Aptalları daha yetenekli aptallar korurdu.

Yıldızlararası telsiz, yıldızların sesleri nedeniyle çok gürültülüdür. Fakat 21 cm dalgası, sonsuz kübik ışık yılları boyunca uzanan yıldızlararası hidrojen nedeniyle oldukça sessizdir ve tertemiz bir iletişim sağlar. Bu nedenle bütün ırkların, yabancı ırklarla iletişim kurmak için seçeceği kanaldır.

** Hidrojenin 1s temel durumunda, nükleer spini ve elektron spiniyle alakalı geçiş sırasında 21-cm dalga boyuna (1420 MHz frekansa) denk düşen bir radyo dalgası üretilir. Evrende hidrojen en yaygın bulunan element olduğundan bunun gözlemi astronomide büyük bir öneme sahiptir. (https://rasyonalist.org/yazi/elektromanyetik-dalgalar-radyo-dalgalari/)

** Dyson küreleri: Freeman John Dyson (1923 -2020) İngiltere doğumlu Amerikalı teorik fizikçi ve matematikçi. Kuantum mekaniği, katı hal fiziği ve fütürizm konusundaki çalışmaları ve özellikle dünya dışı zeki varlıkların araştırılması da dahil olmak üzere bilimkurgu kavramlarına yönelik ciddi kuramsal eserleri ile ünlüdür. Dyson küresi, yıldızı çevreleyen yörüngelerde dönen, sık bir şekilde yerleşmiş platformlardan oluşan teorik bir mega mühendislik projesidir. Yaşam kurmak ve merkezdeki yıldızdan yayılan radyasyonları yüksek verimlilikle yakalamak için yaratıcılarına geniş yüzey alanı sağlayan, nihai uzayda yaşam ve enerji üretimi çözümüdür. 1960 yılında ilk kez bu varsayımsal yapılar hakkında kurguyu ortaya atan İngiliz-Amerikan asıllı teorik fizikçi Freeman Dyson’a göre, yerel yıldız mahallelerinde bazı uydulara ve gezegenlere yerleştikten sonra akıllı bir uzaylı türü, artan popülasyon nedeniyle çok daha fazla enerji tüketmeye başlayacak ve bunun sonucunda da böyle bir girişimde bulunmak isteyecektir. Bu uzaylı türünün endüstrisinin ve popülasyonunun her yıl düzenli bir şekilde %1 oranında büyüdüğünü varsayarsak, Dyson’ın hesaplamaları, türün işgal ettiği alanın ve enerji ihtiyaçlarının katlanarak artacağını, hatta 3000 yıl içerisinde trilyon katına çıkacağını ileri sürüyor. Güneş sistemleri Jüpiter büyüklüğündeyse türün mühendisleri, gezegeni nasıl parçalara ayıracaklarını ve gezegenin kütlesini nasıl küresel bir kabuğa yayacaklarını düşünmeye başlamalılar. Güneş ve Dünya arasındaki mesafenin 2 katı mesafede 2 ile 3 metre kalınlığında platformlar inşa etmek, platformların merkez yıldıza bakan kısımlarında yaşam için elverişli olacaktır. Ancak Dyson’a göre güneş enerjisi emildikten ve kullanıldıktan sonra yapının erimesini önlemek için enerjiyi geri yayması gerekir. Bu, uzaktaki bir gözlemci için yörünge ve platformların sıklığına bağlı olarak Dyson küresiyle sarılmış yıldızın ışığının çıplak gözle soluk ya da karartılmış görünmesine neden olacaktır. Kızılötesi radyasyonlardan dolayı Dyson kürelerini, uzaktaki astronotların evrendeki diğer varlıkları tespit etmek için kullanabilecekleri bir tür teknolojik imza olarak kabul edebiliriz. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Freeman_Dyson) (https://evrimagaci.org/dyson-kuresi-nedir-2020-yilinda-yitirdigimiz-freeman-dyson-uzayda-yasam-arayisi-konusunda-bize-neler-katti-1723)

Görkemli olaylara şahit olmak her zaman tehlikeli, genellikle acı verici, çoğunlukla da ölümcüldür.

İstenilen özelliklere göre yapılan bir dünyada böyle bir dağın bulunmasına gerek yoktu. Fakat her dünyada en az bir tane tırmanılamayacak dağ olmalıydı.

Doğa yasalarını hatırla. Evrenin bütün terslikleri sana karşı artma eğilimi gösterir. Evren düşmanca davranır.

İnsan bu parlak, beyaz yıldızlar arasında ruhunu kaybedebilirdi. O insan, aklı hatırlayamadığı diyarlarda dolaşırken, vücudunun onun yerine geçerek gemiyi yönettiğini çok sonra fark ederdi. Bu olaya uzak bakış denirdi. Tehlikeliydi, çünkü insan ruhu her zaman geri gelmezdi.

Sis beyazdı, hiçbir özelliği yoktu ve görüntüsü hiç değişmezdi. Dağın kıvrımlı gövdesinin yanından başlayıp gezegenin ufkuna kadar hiç değişmeden uzanırdı. Boşluk insanın ruhunu yakalar ve tutardı. Böylece, insan donmuş ve kendinden geçmiş bir halde, biri gelip onu oradan uzaklaştırıncaya kadar, sonsuzluğun kıyısında kalırdı. Buna Plato transı denirdi.

Ayna-çiçek müthiş bir silahtı. Ana amacı, güneş ışığını merkezindeki yeşil fotosentez noktasına odaklamaktı. Fakat aynı ışığı bitki yiyen bir hayvan veya böceğe de odaklayabilirlerdi. Günebakan çiçekleri bütün düşmanlarını yakardı. Yaşayan her şey, fotosentez yapan bu bitkinin düşmanıydı ve yaşamış olan her şey de günebakan çiçeklerine gübre olurdu.

Tıpkı meraklı küçük balıkların batmakta olan bir bira şişesini inceledikleri gibi…

** Bandersnatch: Lewis Carroll tarafından yaratılmış kurgusal yaratıktır. 1871’de Aynanın İçinde (Alis Harikalar Diyarında’nın devamı) ve 1874’de Jabberwocky adlı şiirde geçer. Her iki eser de bir bandersnatch’in görünümünü ayrıntılı olarak tanımlamasa da, uzun bir boynu ve çenesi var ve her iki eser de onu vahşi ve olağanüstü hızlı olarak tanımlıyor. (https://en.wikipedia.org/wiki/Bandersnatch)

Kendi sınırlarını tanımak, büyümenin bir parçasıdır.

Herkes tanrı olmak ister. Sorumluluk duymadan güç sahibi olmak ister…

Bir tanrı gerçek olduğu zaman bile, bir tür simgedir.

Büyük, etkileyici ve tehlikeli bir görünüşün var. Bu seni kendiliğinden eril bir simge yapıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: