Bartleby- Hermann Melville

Sandığınızın aksine, gerçekler tersyüz edilemez. İçeri girebiliyor olmanız, dışarı çıkabileceğiniz anlamına gelmez. Girişler çıkışa dönüşmezler, az önce girdiğiniz kapının dönüp baktığınızda hala aynı yerde olacağını kesinleyecek bir şey yoktur. Yanıtı bildiğinizi düşündüğünüz her zaman, sorunun bir anlam taşımadığını fark edersiniz… Onlara bakmaktan vazgeçti, onlar da varolmamaya başladılar. (Paul Auster)

** Paul Auster(1947- ) Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak temsilcilerinden. Yazı yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi’nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca’dan çeviriler yaptı. 1971-75 yılları arasında Fransa’da oturdu, 1979’da babasının ölümünden sonra, onu konu aldığı yaşam öyküsel romanı Yalnızlığın Keşfi’ni yazdı. Denemelerini ve şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınladı. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınladı. 1986-1990 yılları arasında Princeton Üniversitesi’nde çeviri dersleri verdi. Romancılık, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo yazarlığı gibi çeşitli konularda yazdı. Varoluşçu felsefeye yeni bir bakış açısı, yeni bir çıkış noktası ve yepyeni bir yorum getirdi. Bu “post-varoluşçu” akımının öncülüğünü yaptığı ilk eseri bir üçlemenin, “New York Üçlemesi”nin ilk kitabı “City of Glass/Cam Kent’tir. Üçlemenin diğer kitapları ise, “Ghosts/Hayaletler” ve “The Locked Room/Kilitli Oda’dır. Eserleri 20’den fazla dile çevrilmiş ve kısa sürede “Okunmazsa olmaz” yazarlar arasına girmiştir.(https://www.idefix.com/yazar/paul-auster/s=215849) (https://www.kitapyurdu.com/yazar/paul-auster/4660.html)

** Imprimis (Latince): Özellikle

** John Jacob Astor (1763-1848): Almanya’dan Amerika’ya göç edip New York’da küçük bir dükkandan kürk ticaretinde ABD’de tekel olmuştur. Öldüğünde ABD’nin en zenginiydi.

Daha önce hiç karşılaşmadığı şiddetle ve saçma bir şekilde gözü korkutulmuş bir insanın en derin inançlarının bile sarsılmaya başladığı oldukça sık görülür. O zaman, bana olduğu gibi, her ne kadar şaşırtıcı görünse de, gerek haklılığın, gerek aklın ötekinden yana olduğunu sanmaya başlar. Doğal olarak da, yakınlarda konuyla ilgisi olmayan başkaları varsa, kendi karışık kafasına destek sağlayabilmek için onlara yönelir.

Ciddi bir insanı, pasif direnme kadar çileden çıkaran başka bir şey yoktur. Bu direnmeyle karşılaşan kişi insanlıktan uzak değilse, direnen ise pasifliğinde zararsızsa, ilki, en iyi zamanda tüm yardımseverliğiyle elinden geleni yapacak, hayal gücünü kullanarak usuyla çözmesi olanaksız olanı anlamaya çalışacaktı.

Yoksulluğu çok büyüktü, ama yalnızlığı çok daha korkunçtu!

** Marius Caius (M.Ö. 157-86): Romalı general ve siyaset adamı. Nubyan (Sudan-Mısır) kralı Yugurta’yı yenmiştir. Kendine karşı düzenlenen bütün komplolardan kurtulup, sefahatten ölmüştür.

Ah, mutluluk ışıkla flört ediyor, biz dünyayı neşe içinde sanıyoruz, ama sefalet uzakta saklanıyor, biz olmadığını sanıyoruz.

Acıyı görme veya düşünmenin bir noktaya kadar bizi etkilediği çok doğrudur, ayrıca korkunçtur da, ama bu noktanın ötesinde etkisini kaybeder. Bunu insan yüreğinin bencilliğine yıkanlar yanılgıya düşmüş olurlar. Duygu, ölçüsüz örgensel hastalığa çare bulamama umutsuzluğundan kaynaklanır. Duyarlı biri için, merhametin acı vermesi oldukça sık rastlanan bir olgudur. Acımanın bir yarar sağlamadığı kesinlikle algılandığında da, sağduyu ruhun başından atıp kurtulmasını buyurur.

İnsanın en dingin ve bilge olduğu saatlerden biri de sabah uyandıktan sonrasıdır.

** John Caldwell Colt (1810-42): Hartford, Connecticut’ta doğdu. Kardeşi Samuel dört yıl sonra doğdu. Ayrıcalıklı bir çocukluk geçirdiler ve şehrin önde gelen ailelerinden biriydiler. Ama sonra anneleri öldü ve babaları 1819 mali krizinde parasını kaybetti. Hartford’un sosyal seçkinleri tarafından dışlanan yeni üvey anneleri, çocukları çalıştırdı. John Colt, bir yetişkin olarak yaşamı boyunca dolambaçlı işlerde çalışan, pervasız, maceracı bir çocuktu. Bir kariyeri seçip diğerine yöneldi. Nehir teknesinde kumarbaz, içki içen, kaçak, kadın avcısı, hırsız ve aynı zamanda parlak bir muhasebeci idi. 1838’de çift girişli defter tutma üzerine bir ders kitabı yayınladı ve 45 baskıya çıktı. Manhattan’a taşındı ve ders kitabını basması için Samuel Adams adında bir yazıcı tuttu. 1841 Mayıs’ında güzel genç metresi onunla birlikte yaşamaya başladı. Eylül ayında hamileydi. John’un aksine Sam, erken yaşlardan itibaren belli bir amaca sahipti. Silah ve patlayıcı yapmak istedi. Babası silah yapma girişimlerini destekledi, ancak Sam’in geliştirme için daha fazla finansmana ihtiyacı vardı. Dönen silindire sahip bir tabanca olan silahını geliştirmeye geri dönecek kadar para biriktirdi. 1835’te bunun için bir patent almak üzere İngiltere’ye gitti. Oradayken, güzel, cahil, 16 yaşındaki Caroline Henshaw ile tanıştı. Daha sonra kızla evlendi. 1836’da Sam, silah yapmaya başlamak için çoğunlukla akrabalarından borç aldı. Ancak, neredeyse hiç kimse onları satın almadı. Sonra finansmanı ABD tarihinin en kötülerinden biri olan 1837 kriziyle bitmeye başladı. Samuel Adams, John Colt’u ofisine çağırdı. Adams, Colt’un kendisine borçlu olduğunu söylediği parayı talep etti. Colt, Adams’a karşı çıktı. Tartışmaya başladılar ve sonra kavga ettiler ve Colt Adams’ı öldürdü. Colt’un ofisinin köşesinde uzun bir tahta kutusu vardı. Kutudaki cesedi başka bir şehre göndermeye karar verdi ve kutuyu New Orleans’ta kurgusal bir Bay Gross’a yolladı. Jüri onu suçlu buldu ve yargıç onu asılmaya mahkum etti. John Colt, Samuel adında bir oğul doğurmuş olan Caroline ile infaz gününde, New York Mezarları hapishanesinde, evlendi. Hapishane yetkilileri, evlilik için onları bir saat yalnız bıraktı. İnfaz zamanı yaklaşırken çatısı alevler içinde kaldı. Hapishane gardiyanları yangını söndürmek için koştu. Colt’un hücresine döndüklerinde, onu kalbinde bir bıçakla ölü buldular. John Colt’un intihar ettiğine karar verip eşini serbest bıraktılar. Metresi Caroline’ın gerçekten Caroline Henshaw, yani Bayan Samuel Colt olduğu tahmin ediliyor. (https://www.newenglandhistoricalsociety.com/john-c-colt-samuel-colts-bad-brother-commits-a-macabre-murder/)

** Jonathan Edwards (1703-58): ABD doğumlu, İngiliz-Amerikan püritenliğinin en büyük ilahiyatçılarından ve filozoflarındandır. 19. yüzyılda Protestan misyonerlerin genişlemesinin öncülerinden biridir. 14 yaşında Yale’de öğrenim görürken filozof John Locke’un düşüncelerinden etkilenmiş ve ilahiyat alanına yönelmiştir. Edwards, Amerikan tarihinin en meşhur vaazlarından biri olarak kabul edilen “Öfkeli Tanrı’nın Elinde Günahkarlar”a katkıda bulunmuştur. Tutkulu üslubuyla Edwards, gerçek dinin, akıllarda değil, duygulanımlarda kökleştiğini savunmuştur. Kişisel dönüşümün ancak eleştirel bir bakış açısı ile yapılabileceğini öne sürmüştür. Massachusetts’te misyonerlik faaliyetleri yürüten bir papaz olarak çalışırken, ilahi egemenliğin parlak bir savunması olan “İrade Özgürlüğü”‘nü yazmıştır . İstediğimiz her şeyi yapmakta özgür olduğumuzu; ancak bu isteği, asla Tanrı’nın iradesine ve onun ilahi doğasına dair bir vizyon olmadan gerçekleştirmek istemeyeceğimizi öne sürmüştür. Newton fiziğinden etkilenen Edwards, Tanrı’nın takdirinin, kelimenin tam anlamıyla atomların bağlayıcı gücü olduğuna inanıyordu: Tanrı, varlığını bir andan diğerine sürdürmedikçe, evren çökecek ve yok olacaktı. New Jersey Koleji’ne (daha sonra Princeton) 1758’de başkan olarak atanan Edwards, kısa süre sonra çiçek hastalığından yaşamını yitirdi. (https://www.felsefe.gen.tr/jonathan-edwards-kimdir/#:~:text=1703%20ABD%20do%C4%9Fumlu%20Jonathan%20Edwards,John%20Locke’un%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncelerinden%20etkilenmi%C5%9Ftir.)

** Püriten: 16 ve 17.Yüzyıllarda I. Elizabeth’in İngiliz Kilisesinde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendini “”saflığı”“ aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir.  İngiltere Kilisesi’nin Roma Katolik Kilisesi’ne çok benzediğine ve İncil’de yer almayan törenleri ve uygulamaları ortadan kaldırması gerektiğine inanıyorlardı. Kilise ve kralın kuşatması altında kalan bazı püritenler grupları, kendi dini, entelektüel ve sosyal düzenlerinin temelini oluşturmak için 1620 ve 1630’larda Amerika’nın New England adı verilen bölgesine, yeni dünyadaki kuzey İngiliz kolonilerine göç ettiler.  (https://www.turkcebilgi.com/p%C3%BCriten) (https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2019/12/15/dunya-forum-puritenlik-ingiltere-ve-abdyi-sekillendiren-mezhep)

** John Locke (1632- 1704): İngiliz filozof. Akademisyen ve tıbbi araştırmacıydı. Locke’un “İnsan Anlayışı Üzerine Bir Deneme” eseri, modern deneyciliğin ilk büyük savunmalarından biridir ve geniş bir konu yelpazesine göre insan anlayışının sınırlarını belirlemekle ilgilenir. Böylelikle, bir kimsenin meşru olarak neyi bildiğini ve neyi bilemeyeceğini bazı ayrıntılarıyla anlatır. Locke’un Anthony Ashley Cooper (daha sonra Shaftesbury’nin İlk Kontu) ile olan ilişkisi, onu ticaret ve koloniler hakkında bilgi toplamakla görevli bir hükümet yetkilisi, ekonomi yazarı, muhalif siyasi aktivist ve nihayetinde amacı Glorious Revolution’da zafer kazanan bir devrimci haline getirdi. Locke’un siyasi çalışmaları arasında en ünlüsü ” The Second Treatise of Government” egemenliğin halkta olduğunu iddia ettiği ve meşru hükümetin doğasını doğal haklar ve sosyal sözleşme açısından açıklamasıdır.  Ayrıca “Hoşgörü Üzerine” Mektubunda Kilise ve Devletin ayrılmasını istemesiyle de ünlüdür. Locke’un çalışmalarının çoğu, otoriterliğe muhalefetle karakterize edilir. Bu, hem birey düzeyinde hem de hükümet ve kilise gibi kurumlar düzeyinde belirgindir. Birey için Locke, her birimizin sadece yetkililerin fikirlerini kabul etmek veya batıl inançlara maruz kalmak yerine gerçeği aramak için mantığı kullanmamızı ister. Gerçeği anlamaya çalışmak için aklı kullanarak, ve kurumların meşru işlevlerinin belirlenmesi, insan gelişimini hem maddi hem de manevi refah açısından birey ve toplum için optimize edecektir. Bu da doğal hukuku takip etmek ve insanlık için ilahi amacın yerine getirilmesi anlamına gelir. (https://plato.stanford.edu/entries/locke/)

** Joseph Priestley (1733-1804): İngiliz kimyager, filozof, papaz. Karbondioksit üzerine araştırmaları ve oksijenin bulunuşuna katkıları ile bilinir. Deneysel kimya alanında çok önemli katkılarda bulunmuş bir bilim ada­mıdır. Birkaç yıl papazlık ve öğretmenlik yaptık­tan sonra, Wiltshire’daki Calne’da Lord Shelburne’ın kütüphane müdürü oldu. Daha son­ra Birmingham’a taşındı. Priestley pek çok gaz keşfetmiş ve bunların özelliklerini belirlemiştir. Bilimsel bir eğitim görmemesine karşın son derece ilginç deney­ler yapmıştır. Yakınlardaki bir bira fabrika­sında, biranın mayalanması işlemi sırasında çıkan ve “sabit hava” diye adlandırdığı gazı toplayarak, bu gazı su ile karıştırmayı başar­mış ve sodayı elde etmiştir. (“Sabit hava” karbon dioksit gazıdır.) Priestley oksijeni buldu, onun solunum ve yanma için gerekli olduğunu gösterdi. Kükürt dioksit ile amon­yak da keşfettiği öbür önemli gazlardır. Priestley demokrasiden yanaydı. Amerikan kolonilerinin İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanma savaşlarında Amerikalılar’dan, Fran­sız Devrimi’nde de devrimcilerden yanaydı. 1791’de, bağlı bulunduğu derneğin Fransız Devrimi’ni kutlamak için verdiği yemek dola­yısıyla Birmingham halkı Priestley’in evini ya­kıp kilisesini ateşe verdi. Priestley 1794’te ABD’ye giderek Pennsylvania eyaletinin Northumberland kentine yerleşti ve yaşamı­nın sonuna kadar bilim ve din alanlarındaki çalışmalarını burada sürdürdü. Vaizlik, fizik, kimya ve dil öğretmenliği yaptıktan sonra “The History and Present State of Electricity” (Elektriğin Tarihi ve Şimdiki Durumu) adlı kitabı yayımlandı. Bu yapıtla iletkenlerin yüzeysel olarak elektriklendiğini doğruladı. Daha sonra kimya ile ilgilenmeye başladı ve karbon gazını inceleyerek “Experiments and Observations on Different Kinds Of Air” (Havanın Çeşitli Türleri Üzerine Gözlemler ve Deneyler) adlı yapıtı hazırladı. Kırmızı civa oksiti ısıtarak ilk kez oksijen elde etti. Daha sonra amonyak, karbon monoksit ve hidrojen sülfür gibi gazların varlığını, yeşil bitkilerin güneş ışığı alarak karbon dioksit gazı açığa çıkardıklarını buldu. (https://www.felsefe.gen.tr/joseph-priestley-kimdir/#:~:text=%C4%B0ngiliz%20kimyager%2C%20filozof%2C%20papaz.,%C4%B0ngiliz%20as%C4%B1ll%C4%B1%20bir%20bilim%20adam%C4%B1d%C4%B1r.&text=Priestley%20A%C4%9Fustos%201774’te%20oksijeni,yanma%20i%C3%A7in%20gerekli%20oldu%C4%9Funu%20g%C3%B6sterdi.)

Bazen, solgun memur, sahipsiz mektuplardan bir yüzük çıkarır- belki hazırlandığı parmak mezarda çürüyordur; ya da aceleyle yardım için gönderilmiş bir kağıt para bulunur- belki paranın kurtaracağı kişi artık yemiyordur, açlık da duymuyordur; üzüntüsünden ölenlere bağışlama, umutsuzluktan sönenlere umut, sonsuz felaketlerden boğulanlara iyi haberler; yaşamın elçisi bu mektuplar ölüme koşarlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: