Vahiy Kitapları- William Blake

Arzuların yangınları içinde yürür insan.

Vadideki zambak: Bekaret

Bulut: İlişki

Solucan: Gebelik

Bir avuç balçık: Annelik

Kuyunun dibindekini kartal bilir mi hiç?

Yoksa varıp köstebeğe mi sormalı?

Hiç saklanır mı hikmet gümüş asada?

Yoksa aşkı altın kaseye mi koymalı? (Thel’in Düsturu, Thel’in Kitabı)

Luvah: Aşkın efendisi. İnsanoğlunun gönlünde yatar ve aşkı temsil eder.

Ne muazzamdır varlığının sebebi, ne büyüktür inayetin!

Değil mi ki, yaşayan hiçbir şey

Yaşamaz sadece kendisi için yahut tek başına. (Thel’in Kitabı)

Oothoon: Los ve Enitharmon’un 3. kızı. Kadın olarak gösterilir ve bastırılmış aşkı temsil eder.

Los: Edebiyat ve şiiri temsil eder. Erkek olarak gösterilir ve yaratıcı hayal gücünü sembolize eder.

Enitharmon: Manevi ve tinsel güzellik. Los’un ikizi, yoldaşı ve ilham kaynağı olan kadın.

Albion: İngiltere’nin efsanelerdeki adı.

Bromion: Los ve Enitharmon’un 4. oğlu. Erkek olarak gösterilir ve akılı temsil eder.

Theotarmon: Arzu ve ihtirası temsil eder. Erkek olarak gösterilir ve bastırılmış arzulardan doğan kıskançlığı da temsil eder.

Göz daha fazlasını görür

Kalbin bildiğinden

Leutha: Töre ve ahlaka uygun cinselliği temsil eder. Bu yüzden günah anlamına da gelir.

Urizen: Akılı temsil eder. Erkek olarak gösterilir, düzeni, mimariyi, inşayı ve ufku sembolize eder. Tanrı’nın düşmüş, şeytanlaşmış dünyevi tezahürüdür.

Veba gibi yaşayan ve kayan yıldızlar gibi ölerek yok olup giden; (Albion’un Kızlarının Görüleri)

Orc: Maddi dünyadaki devrimi temsil eden ve aşk yüzünden dünyayı alt üst eden erkek.

Urthona: Birey olarak insanın yaratıcı hayal gücünü temsil eden Kutsal Ruh’a karşılık gelir.

Görüyorum bir yılan Kanada’da, sevgimi tavlamaya çalışan,

Meksika’da ise bir Kartal ve bir Arslan Peru’da;

Görüyorum Güney Denizi’nde bir Balina, kana kana içip tüketiyor ruhumu. (Girizgah)

** George Washington (1732-99): Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babası George Washington, Kıta Ordusu’nu Devrim Savaşı’nda zafere taşıdı ve Amerika’nın ilk başkanıydı. George Washington, Amerikan Devrim Savaşı sırasında kolonyal orduların generali ve başkomutanı olarak görev yapan ve daha sonra 1789’dan 1797’ye kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı olan bir Virginia plantasyon sahibiydi. Aile, Virginia’nın Westmoreland İlçesindeki Pope’s Creek’te yaşıyordu.  Virginia’nın “orta sınıf” ının orta derecede müreffeh üyeleriydi. Augustine Washington toprak sahibi olan ve insanları köleleştiren, değirmenler yapan ve tütün yetiştiren hırslı bir adamdı. Bir süre demir madenleri açmakla ilgilendi. Augustine, 1735’te aileyi Potomac Nehri’nin yukarısına, Washington’daki başka bir aile evine, Little Hunting Creek Plantation’a taşıdı – daha sonra Mount Vernon olarak değiştirildi.  Temmuz 1752’de Washington’un kardeşi Lawrence veremden öldü ve onu Washington topraklarının varisi yaptı. Washington, Virginia’nın en önemli mülklerinden biri olan Vernon Dağı’nın başına geçti. 20 yaşındaydı.  Hayatı boyunca çiftçiliği en onurlu mesleklerden biri olarak tutacaktı ve oradaki arazilerini kademeli olarak genişletti. 1750’lerin başında, Fransa ve İngiltere barış içindeydi. Bununla birlikte, Fransız ordusu, King’in toprak çıkarlarını, özellikle kürk tuzakçılarını ve Fransız yerleşimcileri koruyarak Ohio Vadisi’nin çoğunu işgal etmeye başlamıştı.  Ancak bu bölgenin sınır bölgeleri belirsizdi ve iki ülke arasında anlaşmazlığa meyilliydi. 1753’te Dinwiddie, Fransızları Britanya’nın sahip olduğu topraklardan çıkarılması konusunda uyarmak için Washington’u şu anda Waterford, Pennsylvania’da bulunan Fort LeBoeuf’a gönderdi. Fransızlar reddetti. Dinwiddie, Washington’u birlikleriyle birlikte geri gönderdi ve Great Meadows’da bir karakol kurdular. Washington’un küçük kuvveti, Fort Duquesne’deki bir Fransız karakoluna saldırdı, komutan Coulon de Jumonville ve diğer dokuz kişiyi öldürdü ve geri kalan mahkumları aldı. Fransız- Kızılderili Savaşı başlamıştı. Washington’a fahri albay rütbesi verildi ve 1755’te Virginia’daki İngiliz General Edward Braddock’un ordusuna katıldı. İngilizler, Fort Duquesne, Fort Niagara ve Crown Point’e saldıran Fransız kuvvetlerine üç uçlu bir saldırı için bir plan tasarlamıştı. Cesurca savaşmasına rağmen, bozgunu geri çevirmek için çok az şey yapabildi ve mağlup orduyu güvenliğe geri götürdü. Ağustos 1755’te Washington, 23 yaşında tüm Virginia birliklerinin komutanı oldu. 1757’nin son aylarında sağlığı bozuldu ve dizanteri ile eve gönderildi. 1758’de Washington, Fort Duquesne’i ele geçirerek ve Ohio Vadisi’nin kontrolünü alarak büyük bir zafer elde etmeyi başardılar.  Washington, Aralık 1758’de Virginia alayından emekli oldu.  Aynı yıl siyasete girdi ve Virginia’nın Burgesses Meclisine seçildi. Ordudan ayrıldıktan sonra Washington, kendisinden sadece birkaç ay büyük olan dul Martha Dandridge Custis ile evlendi. Martha, önemli bir servet getirdi: Washington’un şahsen 6.000 dönümlük bir arazi aldığı 18.000 dönümlük bir arazi.  Bu ve askerlik hizmeti için kendisine verilen toprakla Washington, Virginia’daki en zengin toprak sahiplerinden biri haline geldi. Washington, Virginia milislerinden emekli olduğu Devrimin başlangıcına kadar, kendisini topraklarının bakımına ve geliştirilmesine, çiftlik hayvanlarını yönetmeye ve en son bilimsel gelişmeleri takip etmeye adadı.  1790’larda Washington, Mount Vernon’da 300’den fazla köleleştirilmiş insanı vardı. Kölelik kurumundan hoşlanmadığı, ancak yasal olduğunu kabul etti. Washington, köleleştirilmiş tüm halkına karısı Martha’nın ölümü üzerine özgürlüklerinin verilmesini emrettiği için kölelikten duyduğu hoşnutsuzluğu duyurdu. Washington, henüz 24 yaşındayken bir dişi çekmişti ve 1789’da göreve başladığında, geriye sadece bir doğal dişi kalmıştı.  Alleghenies’in ötesindeki yerleşimi yasaklayan 1763 tarihli İngiliz Bildiri Yasası, Washington’u rahatsız etmiş ve 1765 Pul Yasası’na karşı çıkmış olsa da , 1767’de Townshend Yasası’nın yaygın protestosuna kadar İngilizlere karşı artan sömürge direnişinde lider bir rol üstlenmedi. 1769’da Washington, Burgesses Meclisine, Virginia’nın Kanunlar yürürlükten kaldırılıncaya kadar İngiliz mallarını boykot etmesi çağrısında bulunan bir karar çıkardı.  1774’te Zorlayıcı Yasalar’ın kabul edilmesinden sonra Washington, Fairfax Kararlarının kabul edildiği bir toplantıya başkanlık ederek Kıta Kongresi’nin toplanması ve silahlı direnişin son çare olarak kullanılması çağrısında bulundu . Mart 1775’te Birinci Kıta Kongresi’ne delege olarak seçildi. Kolonileri arasındaki siyasi anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya dönüştü. Mayıs ayında Washington, Philadelphia’daki İkinci Kıta Kongresi’ne askeri üniforma giyerek gitti ve savaşa hazır olduğunu belirtti. 15 Haziran’da Büyük Britanya’ya karşı sömürge güçlerinin Başkomutanı ve Başkomutanı olarak atandı. Devrim New England’da başlamıştı ve o zamanlar, İngiliz tiranlığının yükünü doğrudan hisseden tek kolonilerdi. Virginia, en büyük İngiliz kolonisiydi ve New England’ın Güney kolonyal desteğine ihtiyacı vardı. Washington ve küçük ordusu, 1776 yılının Mart ayının başlarında, Boston’un yukarısına Dorchester Tepeleri’ne toplar yerleştirerek İngilizleri geri çekilmeye zorlayarak zaferin tadına vardı. Washington daha sonra birliklerini New York City’ye taşıdı. Ancak Haziran ayında, yeni bir İngiliz komutan olan Sir William Howe, Britanya’nın bugüne kadar konuşlandırdığı en büyük keşif kuvvetiyle Kolonilere geldi. Ağustos 1776’da İngiliz ordusu bir saldırı başlattı ve savaşın en büyük savaşında New York’u hızla ele geçirdi. 1777 yazında Philadelphia’ya karşı bir saldırı düzenledi. Washington Brandywine Savaşı’nda yenildi. Philadelphia iki hafta sonra düştü. 1777 yazının sonlarında, İngiliz ordusu, New England ve güney kolonileri arasındaki isyanı bölmek için Quebec’ten güneye, Saratoga, New York’a John Burgoyne komutasındaki büyük bir kuvvet gönderdi. Burgoyne Horatio Gates ve liderliğindeki Amerikan orduları tarafından tuzağa düştü. Zamanında kendisine ulaşamayan Howe’un desteği olmadan Burgoyne, ordusunun tamamını teslim etmek zorunda kaldı. Zafer, Fransa’yı Amerikan bağımsızlık davasıyla açıkça ittifak yapmaya teşvik ettiği için savaşta önemli bir dönüm noktasıydı. Birleşik Fransız ve Sömürge orduları ve arkasında 29 savaş gemisinden oluşan Fransız filosuyla karşı karşıya kalan Cornwallis, elinden geldiğince direndi, ancak 19 Ekim 1781’de kuvvetlerini teslim etti. Washington, Kongre’yi Mart 1783’te askerler için beş yıllık bir ikramiye vermeye ikna ettiğinde neredeyse bir isyan önlendi. Aynı yılın Kasım ayına gelindiğinde, İngilizler New York’u ve diğer şehirleri boşaltmıştı ve savaş esasen sona ermişti. Amerikalılar bağımsızlıklarını kazanmıştı. Washington birliklerine resmen veda etti ve 23 Aralık 1783’te ordunun başkomutanı olarak görevinden istifa etti ve Vernon Dağı’na döndü. 1787’de Washington yeniden ülkesinin görevine çağrıldı. Ancak eyaletler birleşmedi. Sınırlar ve seyir hakları konusunda kendi aralarında savaştılar ve ulusun savaş borcunun ödenmesine katkıda bulunmayı reddettiler.  Ancak Massachusetts’te Shays’in İsyanı patlak verdiğinde Washington, ülkenin hükümetini iyileştirmek için bir şeyler yapılması gerektiğini biliyordu. 1786’da Kongre, Konfederasyon Maddelerini değiştirmek için Philadelphia’da yapılacak bir kongreyi onayladı. Washington oybirliğiyle başkan olarak seçildi. Washington, James Madison ve Alexander Hamilton gerekli olan değişikliklerin değil, ulusal hükümete daha fazla yetki verecek yeni bir anayasa olduğu sonucuna varmışlardı. 1789 cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, Amerikan tarihinde oybirliğiyle seçilen tek başkan olan Seçici Kurul’a her seçmen tarafından bir oy aldı. O sırada Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti olan New York City’deki Federal Hall’da yemin etti. (https://www.biography.com/us-president/george-washington)

** Benjamin Franklin (1706-87): Onyedi çocuklu bir ailenin oğlu olarak Amerika’da doğdu. Sabun ve mum imalatçısı olan babası Josiah Franklin’in onbeşinci, annesi Abiah Franklin’inse sekizinci çocuğuydu. Küçüklüğünde yüzmeyi çok seviyordu ve iyi bir yüzücü olarak bilinmekteydi. On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken basımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi James’in yanına çırak olarak girdi. Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730’da Philadelphia’da bir basımevi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac’ı (Fakir Richard’ın Almanak’ı) yayınlamaya başladı. 1732-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Almanac’da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp; kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı. 1736’da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750’de Pensilvanya meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerikası postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektrik yükünün korunumu ilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetti. Paratoneri keşfetti, güneş ışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını başlattı. 1757’de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin’i, şikayetlerini Londra’ya iletmekle; 1765’te de damga resmi kanununa karşı itirazları Lord Grenville’e bildirmekle görevlendirdi. 1772’de Massachusetts Valisi Hutchinson’un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresi’ne milletvekili seçildi. 1776’da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776’da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin’in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa’ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanı Charles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere’ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785’te Amerika’ya döndü. 1787’de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü. (https://www.sabah.com.tr/benjamin-franklin-kimdir-)

** Thomas Paine (1737- 1809): İngiliz-Amerikan yazar ve siyasi aktivist, devrimci. Common Sense (Sağduyu) broşürü ve Bağımsızlık bildirgesi ve Amerikan Devrimi üzerinde önemli etkiler yaptı. Tarihin en büyük siyasi propagandacılarından biri olarak ününe katkıda bulunan diğer eserleri, Fransız Devrimi’nin ve cumhuriyetçi ilkelerin savunması olan İnsan Hakları; ve toplumdaki dinin yerinin açıklaması olan Akıl Çağıdır. Thomas Paine, 1774’te, mağdur sömürgecilerle Britanya arasındaki çatışma doruğa ulaşırken, Amerikan kolonilerine geldi. 1775’teki Lexington ve Concord Savaşları’ndan sonra  Paine, sömürgecilerin davasının sadece vergilendirmeye karşı bir isyan değil, bağımsızlık talebi olması gerektiğini savundu.  1791-92’de İnsan Haklan (The Rights of Man) adlı kitabını iki bölüm olarak yayımladı. Bu kitapta cumhuriyet yönetimini savunarak İngilizler’i monarşiyi yıkmaya çağırdı. Halkın eğitilmesini, yoksullara yardım edilmesini, işsizlere devletin iş alanları açmasını, emekli aylığı verilmesini ve gelire göre artan oranda vergi alınmasını istedi. Bu kitabı yüzünden İngiltere’de vatana ihanetle suçlanan Paine, bu arada Fransa’da Ulusal Meclis’e seçilmişti. Fransa’ya giderek meclis çalışmalarına katıldı ve monarşinin kaldırılması yönünde oy kullandı. Ne var ki, Kral XVI. Louis’nin idamına karşı çıktığı için Maximilien Robespierre yönetimi sırasında gözden düştü ve bir yıla yakın süre hapsedildi. Paine’in hapisteyken yazdığı Age of Reason (1794, “Akıl Çağı”) adlı kitabının ikinci bölümü 1796’da yayımlandı. Bu kitapta Tanrı’ya inandığı, ama yürürlükteki dinsel uygulamalara karşı olduğunu belirttiği için dinsizlikle suçlandı. 1796’da yazdığı son büyük kitabı olan Tarımsal Adalet’te (Agrarian Justice) toprak mülkiyetindeki eşitsizlikleri eleştirdi. 1802’de ABD’ye dönen Paine yaşamının son yedi yılını bu ülkede geçirdi ve New York kentinde öldü. (https://delphipages.live/tr/edebiyat/gazetecilik/thomas-paine)(https://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Paine)

** Joseph Warren (1741 – 1775): Amerikan Devrimi’nin ilk günlerinde Boston’daki yurtseverlerin organizasyonlarında lider bir rol oynayan ve sonunda devrimci Massachusetts Eyalet Kongresi Başkanı olarak görev yapan Amerikalı doktor. Boston’dayken, John Hancock, Samuel Adams ve Özgürlüğün Oğulları olarak adlandırılan hareketin diğer liderleriyle ilişki kurarak siyasete dahil oldu . Warren , Şubat 1770’de genç Christopher Seider’in vücudunda otopsi yaptı ve bir sonraki ay da Boston Katliamı hakkında rapor hazırlayan Boston komitesinin bir üyesiydi . Daha önce, 1768’de, Kraliyet yetkilileri yayıncıları Edes ve Gill’i Warren’ın A True Patriot takma adıyla yazdığı yangın çıkaran bir gazete makalesi için yargılanmaya çalıştı , ancak hiçbir yerel jüri onları suçlamadı. 1774’te sömürge gazetelerinde yayınlanan “Özgür Amerika” adlı bir şarkı yazdı. Şiir, geleneksel bir İngiliz ezgisi olan “The British Grenadiers” a uyarlandı. Warren, 17 Haziran 1775 Bunker Hill Muhaberesi’nden kısa bir süre önce koloninin milis kuvvetlerinde asker olarak hizmet etmeyi seçti ve İngiliz birliklerinin Breed’s Hill tepesindeki baskın sırasında çatışmada öldürüldü. (https://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_Warren)

** Horatio Lloyd Gates (1727 – 1806): Amerikan Devrimi sırasında önemli bir general olarak hizmet etti. İngiliz doğumlu bir askerdi. 1777 Saratoga Çatışması’nda övgü aldı. 1780’deki  Camden Savaşı’ndaki yenilgiden sorumlu tutuldu. Gates, “Devrimin en tartışmalılarından biri olarak tanımlandı. Conway Cabal’da General George Washington’ı gözden düşürmeye çalışmakla suçlandı. Kıta Ordusu, Saratoga’daki önemli Savaşlarda İngilizleri yendi. Savaştan sonra, bazı Kongre üyeleri Washington’u Gates ile değiştirmeyi düşündüler, ancak sonuçta Washington, konumunu korudu. Camden Savaşı’ndan sonra komutanlığından çıkarıldı. Gates’in askeri itibarı savaş tarafından yok edildi ve savaşın geri kalanında başka komuta etmedi. Gates, savaştan sonra Virginia’da malikanesine emekli, olarak yaşadı. New York Eyalet Yasama Meclisi’nde tek bir dönem için seçildi ve 1806’da öldü. (https://en.wikipedia.org/wiki/Horatio_Gates)

** John Hancock (1737 – 1793): tüccar, devlet adamı ve Amerikan Devrimi’nde önde gelen kişilerden. Massachusetts Eyaleti’nin de ilk valisidir. Bildirgeyi imzalayan delegelerdendir. John Hancock, Bağımsızlık Savaşı’ndan önce on üç kolonideki zengin insanlar arasındaydı. Amcasıyla birlikte deniz ticareti ile uğraşırdı. Hancock siyasi kariyerine Boston’da başlamıştır. Daha sonra Amerikan Devrimi’nde etkin rol alarak devrimin kahramanlarından biri olmuştur. 4 Temmuz 1776 ise Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin hazırlanışında kongreye başkanlık yapmıştır. Bildirgeye ilk imza atan kişi Hancock olmuştur. 1778 yılında ABD Anayasası’nın hazırlanmasında da önemli rol almıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/John_Hancock#:~:text=John%20Hancock%20(23%20Ocak%201737,Bildirgeyi%20imzalayan%20delegelerdendir.)

** Nathanael Greene (1742 – 1786): Kıta ordusunda bir general. General George Washington’un  en yetenekli ve güvenilir subayıdır. Güneydeki bölgede savaştı. Rhode Island’da zengin bir Quaker ailesinde doğan Greene, 1770’lerin başında İngiliz gelir politikalarına karşı sömürge muhalefetinde aktif hale geldi ve bir eyalet milisi olan Kentish Muhafızları’nın kurulmasına yardım etti. Nisan 1775’de, Rhode Island yasama organı bir ordu kurdu ve Greene’i komuta etmesi için atadı. Greene, yeni kurulan Kıta Ordusu’nda general oldu. Greene , atanmadan önce Boston, New York, New Jersey ve Philadelphia Kampanyalarında Washington altında görev yaptı.1778’de Kıta Ordusu’nda general oldu. Ekim 1780’de General Washington, Greene’i güney bölgesinin Kıta Ordusu’nun komutanı olarak atadı. Greene, komutayı aldıktan sonra, General Charles Cornwallis’in sayısal olarak üstün gücüne karşı başarılı bir gerilla savaşına girişti. İngiliz kuvvetlerine büyük kayıplar verdirdiler. Cornwallis’in Yorktown Kuşatması’nda teslim olmasının ardından karadaki büyük çatışmalar sona erdi. Greene, Kıta Ordusu’nda 1783’ün sonlarına kadar hizmet etmeye devam etti. Savaştan sonra , Güney’de bir çiftçi oldu , ancak pirinç ekinleri büyük ölçüde başarısız oldu. 1786’da Georgia,’da öldü . (https://en.wikipedia.org/wiki/Nathanael_Greene)

** Zenit: Geniş anlamda, belli bir yerin üzerindeki bir noktayı doğrudan belirtmektir. Bu tanımın aşırı geniş olması sebebiyle astronomi, jeofizik ve meteoroloji gibi bilim dallarında, bir noktanın zeniti, o noktada yerçekimi gücünün gösterdiği yönün tersi olan yerel dikey yöndür. Buradan hareketle zenit günlük kullanımda, “zirve”, “doruk” gibi anlamlarda da kullanılır. Sözcüğün kökeni Latince “cenit“`dir ki terimin Batı dillerine temel geçiş noktası Arapça “samt“ yani “(başın üstünden doğru) yol”dur”. Bir astronomi terimi olarak zenit, göğün baş hizasında tam tepesinde bulunan noktadır. Belirli bir gök cismi tarafından gökte ulaşılan en yüksek noktaya verilen isimdir. Zaman zaman Türkçe gökbilim terminolojisinde “başucu noktası“ karşılığı ile yer alır. (https://www.turkcebilgi.com/zenit)

Orc: Maddi dünyadaki devrimi temsil eden ve aşk yüzünden dünyayı alt üst eden erkek.

Enitharmon: Manevi ve tinsel güzellik. Los2un ikizi, yoldaşı ve ilham kaynağı olan kadın.

Urizen: Akıl’ı temsil eder. Erkek olarak düzeni, mimariyi, inşayı ve ufku sembolize eder. Tanrı’nın düşmüş, şeytanlaşmış dünyevi tezahürü.

Zira yaşayan her şey kutsaldır, yaşam yaşamda bulur zevkini.

Ariston: Güzelliğin kralı. Karısı Anana kaçırılınca onun anısına bir saray inşa etmişti.

Bir bakmışsın merhametin adı olmuş ticaret, yüce gönüllülükse bir sanat

İnsanların zenginlik kaynağı, ve kumlu çöl terk edilmiş güçlülere

**

Hangi Tanrı ki bu, barış kanunları yazar ve fakat onları kasırgalara büründürür? (Amerika: Bir Vahiy)

Los: Edebiyat ve şiiri temsil eder. Erkek olarak yaratıcı hayal gücünü temsil eder.

Urthona: Bireysel olarak insanın yaratıcı hayal gücünü temsil eder. Kutsal Ruh’a karşılık gelir.

Rintrah: Los ile Enitharmon’un oğlu. Erkek olarak öfkeyi temsil eder.

Palamabron: Mazlumlara gösterilen merhameti temsil eder. Los ile Enitharmon’un 2. oğlu.

Elynittria: Los ile Enitharmon’un 2. kızı. Kadın olarak hoşgörülü eşi temsil eder.

Ocalythron: Los ile Enitharmon’un ilk kızı. Rintrah’ın (Öfke) tezahürü.

** Baron Verulam: İngiltere lordluğunda ilk olarak İngiliz filozof ve devlet adamı Sir Francis Bacon için kullanıldı. Daha sonra adı Vikount St. Albans oldu. (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Baron_Verulam)

**Francis Bacon (1561-1626): Soylu bir İngiliz ailesinin oğlu olarak Londra’da doğar. Önce Trinity College’de bilim üzerine eğitim alır, ardından Gray’s Inn’de hukuk öğrenimine başlar. 1582’de Gray’s Inn’de avukat olur. 1584’de Dorsetshire Parlamentosu’na, 1593’de Middlesex Parlamentosu’na girer. I. James zamanında Sir unvanını alır ve şövalyeliğe yükselir. 1613’de başsavcı olur. 1617 yılında babasının da bir zamanlar yürüttüğü görevi üstlenerek mühürdar olur. 1618’de başyargıçlığa yükselir ve Baron Verulam unvanını alır. 1621’de Viscount St. Albans unvanını alır. Kariyerinin zirvelerindeyken mahkemede yargılanan kişilerden rüşvet aldığı iddiasıyla suçlanır, hapse mahkûm olur ve bütün mevkilerini yitirir. Kısa bir süre sonra serbest bırakılır, ama bir daha herhangi bir devlet görevini üstlenmesine izin verilmez. Siyasi yaşamı sona eren Bacon kendisini tümüyle felsefe çalışmalarına verir. Ölümünden sonra, özel danışmanı ve sırdaşı Guillelmus Rawley, Bacon’ın önce İngilizce kaleme aldığı, ardından Latince yazılan eserlerin ölümsüzlüğüne olan inancıyla birçok ekleme ve değişiklik yaparak Latinceye çevirdiği Yeni Atlantis’i 1638 yılında yayımlar. Yeni Atlantis’ini yazarken Bacon’ın amacı yalnızca doğa felsefesiyle ilgili çalışmalar yapan bir enstitüyü tanıtmak değil, aynı zamanda bütün yaşamını felsefe ve bilime adamış bir filozofun düşüncesindeki ideal devlet yasalarını ve kurumlarını da belirtmek ve adeta felsefi bir devlet modeli yaratmaktır. Bacon’ın felsefe-bilim ütopyasını gözler önüne seren Yeni Atlantis, Platon’dan Thomas More’a uzanan ütopya geleneği içinde ölümsüz bir yer edinmiştir. (https://www.kirmizikedi.com/kitap/urun/9f9bdcb23492449287a4db0622592ed0)

Düşünceydi sonsuz olanı bir yılana dönüştüren, merhamet ise

Yutup tüketen bir alev; ve insanlar kaçıyorlardı onun çehresinden ve saklanıyorlardı.

**

Ardından yılanlı mabed kavuşmuştu kendi şekline, sonsuzluğun suretiydi o,

Sıkışıp kalmıştı sonlu tavaflar içine ve insanoğlu bir Melek olmuştu artık,

Gök döne döne dönen koca bir çember, Tanrı ise taç giymiş bir zorba.

Ethinthus: Enitharmon’un çocuklarından biri. Ölümlü ten.

Manathu-Varcyon: Ethinthus’un kocası. Bastırılmış cinsellik ve vehimleri temsil eder.

Leutha: Töre ve ahlaka uygun cinsellik. Günah anlamına da gelir.

Antamon: Erkek tohumunu temsil eder. Bulut olarak da adlandırılır.

Oothoon: Los ve Enitharmon’un 3. kızı. Kadın olarak bastırılmış aşkı temsil eder.

Theotormon: Arzu ve ihtiras. Erkek olarak bastırılmış kıskançlık.

Sotha: Beri dünyada kasıp kavuran savaş. Los ve Enitharmon’un 9. oğlu.

Thirolatha: Cinsel içerikli erotik rüyayı temsil eder. (Avrupa: Bir Vahiy)

Los’un Şarkısı: Amerika ve Avrupa başlıklı çalışmalarındaki olayların tarih öncesi arka planını temsil eden Afrika ve Asya’yı dile getirir. Urizen’in kendi düzenini dünya üzerinde kurmasından sonraki gelişmeleri Urizen’in Birinci Kitabı’nın sonlarında hikaye eder. Burada dinin Afrika’ya nasıl gelmiş olduğunu ve devrimi temsil eden Orc’un Asya’da nasıl ortaya çıktığını anlatır. Los’un Şarkısı’nda sahih (açık/net) olmayan bir dine ilkel biçimde teslim olmanın düşüşünü resmeder. Adem’den Kıyamet’e kadarki insanlığın hikayesini anlatır.

Aden bahçesinde duruyordu Adem

Ve Nuh Ağrı Dağı üzerinde;

Trismegistus: Hermes Trismegistus isminin anlamı “üç kere büyük/ermiş Hermes” demektir. Antik Mısır dilinde sıfattaki niteliğin en üst seviyesini gösteren en üstünlük derecesini ifade etmek için sözcükler üç kez yinelenirdi. Sözcüğün üç kere söylenmesiyle veya yazılmasıyla sözcüğün ifade ettiği isim yüceltilir (ululuğu ve kutsallığı artırılır) ve güçlendirilirdi. Thoth ve Hermes’in birleşmesinden türeyen bir figür olan Hermes Trismegistus, zamanla büyü ve simya alanında oldukça önemli bir hale gelmiştir. Öğretisine ait metinlerin derlenmesiyle oluşan Hermetika, nam-ı diğer Zümrüt Tabletler, Hermes Trismegistus felsefesi hakkında bilgi verici nitelikte diyaloglar içerir. (https://tersdergi.com/bir-hermes-trismegistus-felsefesi-sinirsizlik-sinirlilik-icinde-kavranamaz/)

Har: Dağ demek. Erkek olarak insanoğlunun atası. Karısı Heva (Havva).

** John Locke (1632-1704): 18. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biridir. Düşünce hürlüğünü, eylemlerimizi akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde yayan ilk düşünür olduğu için Avrupa’daki aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir. John Locke, Bristol yakınlarında, Wrington’da doğdu. Kumaş ticareti ile uğraşan bir aileden gelmektedir. Babası ticaretle uğraşmak yerine noterliği tercih etmiştir, ibadetle sadelik isteyen Püriten mezhebinin koyu bir tarafçısıydı. Locke yüksek öğrenimini Oxford Üniversitesi’nde yaptı. Hayata atıldıktan sonra hem yazar, hem de siyaset adamı olarak çalıştı. Önce Brendenbur Dükalığı’nda İngiliz elçiliği katipliği yaptı. İngiltere’ye döndükten sonra da 8 yıl Shaftsbury adında bir İngiliz aristokratının yanında özel hekimlik yaptı. 1683’te Shaftsbury’nin Hollanda’ya kaçmak zorunda kalması üzerine Locke da İngiltere’den ayrıldı. Ancak 1689’da İkinci İngiliz Devrimi Başarı kazanınca İngiltere’ye dönebildi. Mutlakiyet yönetimlerini ilk sarsan kişi olarak tarihe geçmiştir, mutlakiyet yönetimine açtığı sarsıntılar sonucunda zamanla derin yarıklar oluşmuştur ve üç büyük devrimin temelleri oluşmuş. İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin temelini oluşturan filozof olarak akıllara yer etmiştir. Doğal hukuk doktrinini savunanlardan biridir. Matematik öğrenimi görmeyerek kimya ve tıp öğrenimi görmüştür. Arkadaşları arasında, tıbbı yenileyen Sydenham ve tanınmış kimyager Boyle ve daha sonra Newton da vardır. 1688 devrimi sonucunda dostu ve koruyucusu Guilaume d’Orange’ın İngiltere Kralı olmasının ardından vatanına dönüyor. İngiltere’de, Torry’ler (Kralcılar) ve Whig’ler (Liberaller) o zaman iki siyasal grubu oluşturmaktaydı. Locke da, liberallerin safında yer almıştı. Locke, politikada ılımlılıktan yanaydı ve anayasal yönetimi tercih ediyordu. Cromwell’den sonra tahta yeniden geçen Stuart hanedanının bağnaz ve karanlık mutlakçılığına karşı koyan Locke, hoşgörüye, temsil sistemine, parlamentoya ve demokrasiye olan inancıyla, 1688 Kansız Devrimi’ni desteklemiştir. Orta sınıf çıkarlarının, tüccarların ve toprak sahiplerinin mülkiyet haklarının savunucusudur. Asıl ününü kazandıran politika ve devlet öğretisini açıklayan eseri olan “Two Treatises Of Government”ı 1690 yılında neşretti. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü “The First Treatise Of Government”, kısa bir süre önce Sir Robert Filmer tarafından yazılan ve Adem Peygamberin iktidarını doğrudan Tanrıdan aldığını, bu iktidarın babadan oğula geçerek yeni çağlardaki krallara kadar geldiğini göstermek istediği “Patriarcha or The Natural Power Of Kings” adlı eserine cevaptır. Locke, ilk İncelemesinde egemenliğin ele geçirilmesine yönelik metafizik ayrıcalıklar öğretisini çürüttükten sonra, ikinci İncelemede (The Second Treatise Of Civil Government), siyasal kurama kendi katkısını yapmakta, yönetimin kaynağı, niteliği ve alanıyla ilgili görüşlerini açıklamaktadır. İkinci İnceleme hem liberal siyaset felsefesinin en iyi işlenmiş ve etkili olmuş eserlerinden birisi olarak kabul edilmekte hem de siyaset teorisinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. John Locke, siyasal düşünce tarihinin en önemlilerinden birisi olma özelliğini, insan özgürlüğüne verdiği önemle ve bu özgürlükleri sınırlayıcı nitelikte karşımıza çıkan kurumların meşruluklarını sorgulamakla elde etmiştir. (https://e-okulbilgi.com/john-locke-kimdir-john-lockeun-hayati-ve-felsefesi-1313.html)

** Sir Isaac Newton (1643 – 1727): İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof, ilahiyatçı. 1687’de yayınlanan kitabı Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica, klasik mekaniğin temelini yaratmıştır ve tarihte en önemli bilimsel kitaplardan biridir. İngiltere’de sıradan bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha küçük yaşlarında ağaçtan mekanik modeller yapmaya koyulmuştu; eline geçirdiği testere, çekiç vb araçlarla ağaçtan yel değirmeni, su saati, güneş saati gibi oyuncaklar yapıyordu. Newton’un üstün öğrenme yeteneği amcasının gözünden kaçmaz. Bir din adamı olan amca aydın bir kişiydi; okumaya yatkın olduğunu fark etmişti. Amcasının sağladığı destekle Newton yörenin seçkin okulu Grantham’a verilir. Yine amcasının yardımıyla, 1661’de Cambridge Üniversitesi’nde öğrenime başlar. Matematik ve optik ilgilendiği başlıca iki konudur. Üniversiteyi bitirdiği yıl (1665), ülkeyi silip süpüren bir salgın hastalık nedeniyle bütün okullar kapanır; Newton baba çiftliğine döner. Doğanın dinlendirici kucağında geçen iki yıl, yaşamının en verimli iki yılı olur: gravitasyon (yerçekimi) kuramı, kalkülüs ve ışığın bireşimine ilişkin temel buluşlarına burada ulaşır. Newton Cambridge Üniversitesi’ne döndüğünde okutman olarak görevlendirilir; ama çok geçmeden üniversitenin en saygın matematik kürsüsüne, hocası Isaac Barrow’un tavsiyesiyle, profesör olarak atanır. Matematik çalışmalarının yanı sıra optik üzerindeki denemelerini de sürdüren Newton’un kısa sürede bilimsel prestiji yükselir, 1672’de Kraliyet Bilim Akademisine üye seçilir. Dostu Edmund Halley’in (Halley kuyruklu yıldızını bulan astronom) teşvik ve ısrarı olmasaydı, bilim dünyasının en büyük yapıtı sayılan Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri (1687’de yayımlanan kitap genellikle “Newton’un Principia’sı” diye bilinir) belki de hiçbir zaman yazılmayacaktı. Bu gecikmede bir neden de Robert Hooke adında dönemin tanınmış bilim adamlarından biriyle aralarında süren kavgaydı. Hooke, evrensel çekim yasasında kendisinin de öncelik payı olduğu savındaydı (Newton’un bir başka kavgası Alman filozofu Leibniz’leydi. Matematiğin çok önemli bir dalı olan kalkülüs’ü ilk bulan kimdi? Leibniz’i fikir hırsızlığıyla suçlayan Newton, filozofun resmen kınanmasını istiyordu) 1684’te Yerçekimi hipotezini yıllarca önce oluşturan Newton, hipotezin matematiksel yoldan kanıtlanmasını da gerçekleştirmişti. Bilim dünyası hayranlıkla karşıladığı bu ölmez yapıtta, ilk kez, mekaniğin diğer yasalarıyla birlikte yerçekimi kuramının, tüm kanıt ve içeriğiyle, matematiksel olarak işlendiğini bulur. Kitapta, ayrıca, sıvı deviniminden güneş ve gezegenlerin kütlelerinin hesaplanmasına, Ay’ın devinimindeki düzensizliklerden denizlerdeki gelgit olaylarına değin pek çok sorunsal konuya açıklık getirilmiştir. Bir kuramın gücü, kapsadığı olgu alanının genişliğine bağlıdır. Güçlü bir kuram başlangıçta açıkladığı olgularla sınırlı kalmayan, yeni ya da beklenmeyen gözlem verilerine açılabilen kuramdır. Bilim tarihinde bunun belki de en başarılı örneğini Newton mekaniğinin verdiği söylenebilir.  Ancak geniş kapsamına karşın bu kuramın bir eksikliği daha baştan belli olmuştu: yerçekimi gücünün uzay boşluğunda birbirinden milyonlarca mil uzaklıktaki iki nesne arasında bile varsanan etkisi nasıl bir düzeneğe bağlı olabilirdi? “Uzaktan etki” diye bilinen, Newton’un kendisini de rahatsız eden bu sorunun, Einstein’ın genel relativite kuramının sağladığı açıklamaya karşın, bugün bile doyurucu bir açıklığa kavuştuğu kolayca söylenemez. Latince kaleme aldığı kitabına yetkin örneğini geometride bulduğumuz aksiyomatik bir biçim verir. Şöyle ki, Newton “öncül” diye aldığı bir kaç temel ilkeden (devinim yasalarıyla yerçekimi kuramından) fizik ve astronominin gözlemsel veya deneysel olarak kanıtlanmış önermelerini (örneğin, Kepler’in üç yasası ile Galileo’nun sarkaç, serbest düşme vb. yasalarını) bir tür “teorem” olarak ispatlama yoluna gider. (https://www.labmedya.com/sir-isaac-newton)

**Voltaire/ Asıl adı François Marie Arouet (1694-1778): Fransız yazar ve filozof. Başvuru Kitapları, Bilim Kurgu & Fantastik, Çocuk & Gençlik kategorilerinde eserler yazmış popüler bir yazardır. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Bugün Voltaire’nin en tanınmış eseri Candide’dir. (https://kidega.com/yazar/voltaire-170117)

** Jean – Jacques Rousseau (1712- 1778): Fransız yazar, düşünür, filozof, politika ve müzik teorisyeni. İsviçre’nin Cenevre kentinde doğmuştur. Bir saatçinin oğludur. Babası Topkapı Sarayı’nda saat tamirciliği yapmıştır. On yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau, daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 1728-1738 yılları arasında, sekreterlik, müzik hocalığı ve tercümanlık yaparak, Fransa, İtalya ve İsviçre’de dolaşmıştır. Fransa’da yazıları yasaklanınca daha sonra aralarının açıldığı dostu David Hume’un daveti üzerine İngiltere’ye gitti. Daha sonra Batı İsviçre’de Neuchatel’e sığındı. Kalvenist olarak vaftiz olmuştu. Torino’da Katolikliğe geçti, daha sonra tekrar Kalvenist oldu. Bu sebeple doğduğu şehir olan Cenevre’de ateist suçlamalarına mâruz kaldı. 1749’da Ansiklopedinin müzik bölümünü kaleme almıştır. Jean – Jacques Rousseau’nun yapıtlarındaki karmaşıklık onun; birbiriyle çelişen ve çatışan çok karşıt düşüncelerle yorumlanmasına sebep olmuştur. Bu sebeple Rousseau anlaşılması güç bir düşünür olmuştur. Rousseau, doğru bir siyasal toplumun temellerini ortaya koyabilmek için olguların bir yana bırakılması gerektiğini belirtir. Çünkü ona göre salt olgulardan hareket edildiğinde, çıkarlar, yararlar ön plana yerleştirilmekte ve böylece adalet, hukuk ayaklar altına alınmaktadır. Rousseau, güçlünün haklı kabul edildiği, siyasal toplumun kökenine olguları yerleştiren, olgusal verileri ve kuramları eleştirmektedir. Yurttaşı, ortak benliği, halkı, devleti yaratan bir ‘toplum sözleşmesini ve bu sözleşmeye toplumdaki her bireyin dahil olması gerektiğini savunur. Halk olmanın temelinde egemenliğin var olması gerektiğini düşünür. Yasaların olmadığı bir yerde devletten söz edilemeyeceğini savunmuştur. Yasaların, halkın tümü için geçerli olması gerektiğini düşünmektedir. Halk sayısı arttıkça, yönetici sayısının azalması gerektiğini savunan Rousseau, ‘demokrasi, aristokrasi, monarşi’ şeklindeki sınıflandırmayı benimsemiştir. Rousseau’ya göre demokrasi biçimindeki hükümette yönetici, halkın tamamı ya da büyük bir kısmıdır. Aristokrasi biçimiyse küçük bir azınlığın yönetimidir. Monarşik hükümette ise yönetme yetkisi tek bir kişidedir. Rousseau’ya göre yurttaşlar olmadan erdem, erdem olmadan özgürlük, özgürlük olmadan devlet olamaz. Ayrıca devletin temelinde dinin de olması gerektiğini savunur. Rousseau; devletin iktidara değil, halka ait olduğunu savunmuş ve ulus-devlet anlayışını benimsemiştir. (https://www.idefix.com/yazar/jean—jacques-rousseau/s=263086) (Afrika, Los’un Şarkısı)

** Jakob Böhme, (1575 – 1624): Alman Hristiyan mistik, filozof. Doğu Almanya’da Görlitz yakınlarında dünyaya geldi. Luteryan olarak büyütüldü ve Görlitz’de kunduracılık yaptı. Gençliğinde mistik deneyimler yaşamış olan Böhme, 1600 yılında yaşadığı bir vizyoner deneyimde bir ışık süzmesi içine alındığını öne sürmüştür. Kendisi bu vizyonun dünyanın iyi ile kötü arasındaki ilişki kadar spiritüel yapıya sahip olduğunu da gösterdiğine inanmıştır. Zamanla yaşadığı deneyimleri açıkça paylaşmak yerine eserlerinde ifade etmeyi tercih etti. 1610’daki başka bir vizyon ile ilk risalesi olan “Aurora” veya “Die Morgenroete im Aufgang” adlı eserini yazmaya başladı.  Kendisine “Philosophus Teutonicus” (Almanya Filo­zofu) denmesine karşılık, Böhme, bir gizemcidir.  Böhme’nin yazıları,  Neoplatonik etkileri ve Paraselsus gibi simyacı yazarların etkisini yansıtmakla birlikte, sıkı bir şekilde Hristiyan geleneği içinde kalmaktadır. Böhme fikirleri Filadelfiyanlar (Philadelphians), Martinizm ve Teosofi hareketi gibi sonraki mistik grupları etkilemiştir. Böhme aynı zamanda Alman Romantik felsefesi ve Hegel’i de etkilemiştir. Böhme’nin, Tanrı özüyle ilgili görüşlerinin top­landığı, De Signatura Rerum (“Nesnelerin Belirtisi”) adlı yapıtında açıkladığına göre Tanrı bütün varlık türlerinin, evrenin temel ilkesidir, özüdür, sonudur. Varolma bakımından Tanrının önüne ön, sonuna son yoktur. Tanrının taşıdığı bu üçlü nitelik kendi özü gereğidir, başka türlü olamaz. Tanrı için biçim, nitelik, nicelik gibi sonlu, sınırlı varlıkla ilgili durum­lar söz konusu değildir. Tanrı bir başlangıçtır (principio), bu başlangıç sessizlik, karanlık ve dinginlik içindedir. Ancak, bu “var olma” nesneler ve evren için kullanı­lan anlamda değildir, Tanrı “kendiliğinden var”dır. “Baba-Tanrı’nın bulunduğu karanlıktan, karşıtı olan, bir “ışık” doğmuştur, parlamıştır. Bu ışık ise “Oğul- Tanrı’dır. “Oğul-Tanrı” salt varlıktır, ancak bu salt varlık “tanrısal istenç” niteliğindedir, nesnesi (objectum) gene kendidir, bu istenç kendi kendisinin özdeşidir. “Baba-Tanrı”, “Oğul-Tanrı” bir varlığın iki ayrı nitelenişidir. Öte yandan, bu tanrısal istencin nesnesi (konusu) özünde parlayan ışıktır. Bu da istençle ışığın özdeşliğinden dolayıdır. Işığın dışa vuruşu, parlayışı, yeni bir özdeşini, “söz”ü (Verbum’u) varlık alanına çıkarmıştır. Tanrı “önsüz bilge” olduğundan, kendi özünü bilendir. Onun kendini, özünü bilmesi “söz”de anlamını bulur. Bu bilme, anlamı bulma ile tanrısal ışığın sürekli yayılması arasında bir bağlantı vardır. Bilmek yayılmayı, açıl­mayı gerektirir. İşte tanrısal ışığın yayılması, “Baba- Oğul” İkilisinden, “Kutsal ruh”un doğmasını sağla­mıştır. Böylece “Baba-Oğul-Ruh” üçlüsü, kendi bü­tünlükleri içinde, birlik kazanmıştır. Tanrı ne iyidir, ne kötüdür, onun ne istenci, ne isteği, ne sevgisi vardır. O, bütün niteliklerin karışıp kaynaştığı bir “Bütün”dür. Tanrının iyi, kötü olma­ması, bir istencinin, sevgisinin bulunmaması, bu niteliklerin “bireysel”, ya da “tikel” oluşundandır. Oysa Tanrı “Bütün”dür, varlığı sözcüklerle anlatıla­mayandır. Bütün karşıtlıklar, çelişkiler, ayrılıklar, başkalıklar bu engin “Bütün”de birliğe ulaşmış, tanrı­sal özde “önsüz-sonsuz töz” durumuna gelmiştir. İnsan usunun, anlama yeteneğinin sınırlarını aşan tanrısal varlığı anlamak için önce onun özünü bilmek, yarattığı evreni tanımak gerekir. Evrenin tanınması da içedoğuşla olabilir. İçedoğuşla düşünme arasında iç­ten bir bağlantı vardır. Düşünmeyi sağlayan “ruh”tur. Ruh, yönetici, bilici, kavrayıcı, anlayıcı güçle donatılmış olan “tanrısal ışın”dır. Bu “tanrısal ışın” bütün diri varlıklara yayılmıştır. Kişide bulunan ruh, * düşünme eylemini gerçekleştiren “tanrısal ışın” denen Tanrı varlığı varlık, gerçekte, “Baba-Tanrı”dır. Kişinin kendini bilmesi, kendini bilişinden yola çıkarak evreni kavra­ması, bu ruhun ışığı ile sağlanabilir. Bu ruhun ışığı da “Oğul-Tanrı”dır. işte duyguların temeli olan, gövde­yi yöneten, ona devinme yeteneği sağlayan güç bu “tanrısal ışın”ın yayılmasıdır. “Ruh” denen varlığın gerçeği böyledir. Evren yaratılmıştır, ancak, bu “yaratılma” bir “yoktan var etme” değildir, Tanrının kendi kendini “doğuruşu”dur. Tanrının kendi kendini doğuruşu, özünü bir ışık niteliğinde “görünüş alanı”na çıkarma­sıdır. Tanrı, bir ışık olarak görünüş alanına çıkınca, evren denen bütün biçim kazanmıştır. Bu nedenle evrenin oluşu tanrısal ışığın yayılmasıdır, görünme­sidir. Tanrısal varlığın özünden çıkan ışınla oluşan evren iki ayrı nitelik taşıyan “doğa”dan biridir. Gerçekte iki türlü doğa vardır. Biri engin, görünme­yen, bütün varlık türlerinin oluşunu sağlayan, yaratı gücü olan doğadır. Buna yaratıcı doğa (natura natu­rans) denir. İkincisi duyularla algılanan, görünen, bütün nesneleri kuşatan, zaman ve uzamla bağlantılı diye nitelenen doğadır. Buna da yaratılmış doğa (natura naturata) denir, ikinci doğa olan evren, birinci doğanın özünden bir “ışık” niteliğinde fışkırmıştır. Bu fışkırma (emanatio) bütün varlıkların özü olan Tanrının göğsünden bir taşmadır. Böhme, tanrısal varlığa “ilk temel” adını vermiş, 4 onu “önsüz-sonsuz birlik” olarak nitelemiştir. Bu ilk temelin özüyle ilgili nitelikler sürekli dinginlik, ses­sizlik, yokluktur. Bu, karşıtlıkların birliğe ulaştığı varlık, görünüş alanına yansıyınca bütün nesnelerde iki ayrı durum ortaya çıkmıştır. Böhme buna “bütün nesneler bir evet, bir hayırdır” demiştir. Burada, oluş bakımından bir “diyalektik” söz konusudur. Böhme’ ye göre “gerçeklik kendi karşıtını da içerir.” Böhme, eski simyacıların düşüncelerinden de yararlanmış, varlık türlerinde yedi aşamanın bulun­duğunu ileri sürmüştür. Bu yedi aşamanın ilk dördü tanrısal evrenle ilgilidir. Onun özenle üzerinde dur­duğu son üç özdeksel ilkedir. Bunlar da kişide, belli durumları gösteren, belli niteliklerin oluşmasını sağla­yan tuz, cıva ve kükürt gibi nesnelerdir. Tuz, kişide istek denen eğilimin kaynağıdır, kişinin yapısında vardır. Direnmenin kaynağıdır, nesnelerin oluşundan önce istek vardı, onun gerçekleşmesi sonucu nesneler biçimlendi. ikinci ilke olan cıvanın özelliği devin­me, yoğunlaşma gibi oluşmalardır. Üçüncüsü olan kükürtün başlıca özelliği de yönlendirme, bir amaca göre eyleme geçirmedir. Bu üç ilke birbirinin karşıtı olduğu gibi, yarattıkları eylemler de çelişiktir. Böhme bilgi konusunda iki ilkenin bulunduğunu ileri sürmüş, bilme eyleminin kaynağını tanrısal varlığın özüyle bağlantılı görmüştür. Ona göre bilgi­nin iki kaynağından biri “Tanrı kayrası”, öteki “Kutsal ruh”tur. Bu iki kaynağın dışında bilgiyi oluşturabilecek bir güç yoktur. Öte yandan ahlakla ilgili sorunları da “tanrısal istenç” ortamında ele almıştır. Ona göre Tanrı özünde biri iyi, biri kötü olmak üzere iki karşıt nitelik vardır. Evrenin oluşu da bu karşıt nitelikler yüzündedir. Bu nedenle bütün varlıklarda iyi ile kötü bulunur. Bu durum, Tanrının kötüyü istediği anlamına gelmediği gibi kötüden kurtulamamış sanısını da gerektirmez. Bu karşıt nitelikler birbirinin anlaşılmasında birer “ölçü”dür. Böhme, felsefe alanında, yeni bir çığır açmamış, ancak felsefenin alanı içine sokulan, sonra yalnız tanrıbilimin konusu olan inanç sorunlarına içe doğuş ve sezgiye dayanan bir yorum getirmiş, bu yorumla kendinden sonra gelenleri derinlemesine etkilemiştir. Onun ortaya attığı gizemci düşüncenin izleri, değişik biçimlerde olmak üzere, Spinoza, Malebranche, Goethe, Hegel gibi birçok önemli düşünürde görülebilir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Jakob_B%C3%B6hme) (http://www.kimdirhayatieserleri.com/jacob-bohme-kimdir-hayati.html)

Urizen’in 4 oğlu: Thiriel (Hava) en büyükleri, Utha (Su), Gradna (Toprak), Fuzan (Ateş) elementlerdir.

Mücerret: Soyut

Pinhan: Gizli, saklı, örtülü. Sır. Gizemli.

Abus: Somurtkan. Çatık, asık yüz. Garip, acayip.

Furkan: İyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki farkı gösteren. Kur’an-ı Kerim’e verilen isim.

Rüyet Küreleri: Görme küreleri, göz küreleri

Neşet etmek: Bir şeyden ileri gelmek, doğmak, kaynağını bir yerden, bir şeyden almak.

Tefrik: Ayırım, ayırma

Çerge: Derme çatma çadır, otağ, göçebe çadırı, çingene çadırı

Fasık: Allah’ın emirlerini tanımayan, sapkın, günah işleyen. Kötülük eden, fesatçı. Neticesiz, sonucu olmayan.

Tesviye: Düzlemek, düzeltmek. Ödemek, vermek.

Şakül: Çekül. Yapılarda duvarı düzgün örebilmek için kullanılan araç.

Gönye:  Dik açıları ölçmeye ve çizmeye yarayan dik üçgen biçiminde araç.

İzaç: Bunaltma, tedirgin etme, baş ağrıtma, can sıkma.

Temessül: Benzeşme. Özümleme.

Ve ruhu hastalığa kapılır gibi oldu! Lanetledi

Hem oğullarını hem de kızlarını: Çünkü görmüştü ki

Ne ten ne de can sadık kalabiliyor

Demirden kanunlarına bir an bile olsa.

Çünkü görmüştü ki hayat ölümden besleniyor:

**

Ta ki bir Ağ: Karanlık ve soğuk, baştan sona

Mustarip elementleri kaplayana dek

Urizen’in kederli ruhundan beslenen,

Ve bu Ağ, bir Kadın’dı cenin halinde.

Kimse bu Ağ’ı yırtamıyordu, ateşten kanatlar bile,

O kadar sağlamdı ki iplikleri ve sıkıydı ki

Düğümleri: Bir insan beyni gibiydi kıvrımları

Ve herkesler ona Dinin Ağı dedi.

**

Artık istediklerinde yükselemiyorlardı

Sonsuz boşluğa doğru, çünkü bağlanmışlardı yere,

Dünyaya, daralmış algıları yüzünden. (Urizen’in Birinci Kitabı)

Ahania: Urizen’in kendisinden kopup ayrılan ruhunun adı. Kadın olarak zevki temsil eder.

Kurs: Yassı ve yuvarlak biçimli nesne. Bir gökcisminin teker biçiminde görülen yüzü.

Namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan. Sonsuz, ucu bucağı olmayan bir biçimde.

Asude: Üzüntü ve sıkıntılardan uzak, sessiz, dingin. Rahat, sakin. Huzurlu.

Hodbin: Bencil. (Ahania’nın Kitabı)

Eno: Edebiyat ve şiirin annesi. Her şeyin içindeki sonsuzluğu gören. (Los’un Kitabı)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: