Kitapları Kurtaran Kedi- Sosuke Natsukawa

Yaşamdan rahat ayrılmış. Ölüm sözcüğünün “yaşam” ve “ayrılmak” sözcükleriyle bir arada anılmasını tuhaf bulan Rintaro’nun…

Kitapların gücü vardır… Yılları aşarak gelen kitapların, o zaman ölçüsünde gücü olur. Bu güçlü öyküleri ne kadar çok okursan, o sayıda güçlü dostlar edinmiş olursun.

Kedinin tok sesi, usulca konuşan Rintaro’nun cılız sözcüklerini boşa çıkartıyordu. Yumuşak bir tonu vardı, ama insanı köşeye kıstıran bir sesti. Söylediklerinin anlamı belirsizdi, ama kararlılığı ve özgüveni sorulara yer bırakmıyordu.

İkinci, bana bak; önemli şeyler daima zor anlaşılır, dedi kedi… Çoğu insan gayet normal olan şeylerin farkına varmadan yaşamlarını sürdürür. Olgulara yüreğinin penceresinden bakmazsan tam olarak göremezsin. En önemli şeyler de gözle görülemez.

Dünya mantık yürütemeyeceğin, aklının almayacağı şeylerle dolu. Böylesine sıkıntıyla kaplı bir dünyada yaşam sürebilmek için en iyi silah, mantık ya da kas gücü değil, mizahtır.

** Pamuk Ağacı/ Kapok/ Java kapoğu/ Ceiba pentandra: Kapok lifleri, kapok ağacının,  pamuk  gibi bitki tohumundan elde edilen bir elyaf türüdür. Kapok ağacı; Tropik Amerika, Doğu Afrika, Batı Afrika, Hindistan, Seylan, Java Adası, Sumatra, Filipinler ve Endonezya’nın doğal bitkisidir, bunlar gibi tropik iklimin hakim olduğu bölgelerde de yetişir. Genel olarak ekvatorun 15 derece kuzey ve güneyinde kalan bölgeler iyi kapok ürünü elde edilen bölgelerdir. Deniz seviyesinden 450 metreye kadar yükseklikte yetişenleri en fazla verim ve en iyi kalite ürün verenlerdir. Kapok lifleri son derece parlak, krem- sarı renkte, ipeğimsi bir görünüşe sahiptir. Yumuşak, elastik ve dayanıksız bir elyaftır. Kapok lifleri tek hücredir mikroskopta, uzunluğuna ince kurdelalar şeklinde görülür. Enine kesiti ise oval veya yuvarlaktır. Olgun olmayanlar, pamuk liflerinin olgun olmayanları gibi, yani çubuk şeklinde görülür. Olgun liflerde dahi lümen geniş, çeper dardır. Özgül ağırlığı 30 derecede sıcaklıkta 0.0388 gr/cm³ olup çok hafiftir. Ağacın kapsül şeklindeki meyvesi içinde tohumu ile birlikte bulunan lifler kapsüllerden elle veya makinelerle ayrılır. Tohumlar, liflerden pamuğa nazaran çok daha kolay ayrılır. Lif uzunluğu 1-3,5 cm.’dir. Yapısında % 63 selüloz, % 13 linyin bulunur. Pamuğun altıda biri kadar ağırlıktadır. Hafif olduğundan, yatak, yastık yapımında ve dolgu maddesi olarak kullanılır. Ayrıca pilot elbiselerinin yapımında da kullanılmaktadır. Lifin yapısındaki gözenekler yüzünden iyi bir hava ve ısı izolasyonu sağlanır. Ayrıca bilinen en iyi ses tutucudur. Hafifliği ve ses izolatörü olması nedeniyle uçaklarda bu özelliklerinden yararlanılmaktadır. Suda uzun süre ıslanmaz, ıslandığında çabuk kurur. Çabuk ıslanmaması, elyafın yüzeyinin vaks ile kaplı olmasındandır. Nem ve su çekme özelliği çok az olduğundan, can yeleklerinde ve can simitlerinde kullanılır. 1 kg kapok, 35 kg’lık bir ağırlığı su üzerinde rahatça tutar.  (https://tekstilsayfasi.blogspot.com/2013/01/kapok-lifleri.html)

Kapısı görkemli, ama ana yapısı zavallı halde olan insanlara bu dünyada istemediğin kadar çok rastlarsın.

Blöf yapıldığında blöfle karşılık vermek gerekir.

Japon tarzı kiremitler:

Çin tarzı korkuluk:

Her şey varmış gibi görünür, aslında hiçbir şey yoktur.

Şu dünyada Nietszche’yi sevdiğini söyleyen yığınla insan bulursun, dedi adam, yine başını kitaptan kaldırmadan. Fakat bunu, Nietszche’ nin eserlerini gerçekten okuyup da söyleyenler parmakla sayılacak kadar azdır. Cımbızlanmış laflarına ya da omurgasından sıyrılmış özetlere bakarak, moda olmuş bir palto gibi Nietszche giyer çoğu.

** Friedrich Nietzsche (1844- 1900): Prusya Devleti’nde doğdu. Daha yoğunluklu 1870 ve 1880’lerde eser veren Alman filozof ve eleştirmen, geleneksel felsefi fikirlerini, çağdaşlıkla ilişkili sosyal ve siyasal din görüşlerini ve Avrupa’nın geleneksel ahlak ve din anlayışını sert bir şekilde eleştirmesiyle tanınmıştır. Çoğu eleştirisi; insanlara dayatılan yanlış bilinçle yüzleştiren psikolojik tanılara dayanır. Bu yüzden genellikle geleneksel değerlere karşı “yorumlama ve şüphe” geliştirmiş çağdaş düşünürlerle (Marx ve Freud gibi) ilişkilendirilir. Nietzsche ayrıca, eleştirdiği geleneklere bağlı değerleri karşılaştırarak, doğanın özü teorilerini desteklemek için, kültürel yenilenmeyi, sosyal ve psikolojik hayatı, yeni değerler ileri süren kışkırtıcı önerileriyle psikolojik analizlerini kullanır. Friedrich Nietzsche, Alman filozof, deneme yazarı, kültürel eleştirmendi. Gerçek, ahlak, dil, estetik, kültürel teori, tarih, nihilizm, güç, bilinç ve varoluşun anlamı hakkında yazıları düşünsel tarihe ve batı felsefesine büyük ölçüde etki etmiştir. Nietzsche geleneksel din ve metafiziğin sona ereceğini (yok olacağını) öngörmüş ve “Tanrı’nın ölümünden” bahsetmiştir. Nietzsche, örnek insanın kendini gerçekleştirme yoluyla kimliğini yaratması gerektiğini ve bunu ruh veya tanrı gibi hayattan üstün hiçbir şeye güvenmeden yapması gerektiğini iddia eder. Friedrich Nietzsche 1889 yılının ocak ayında 45 yaşındayken bir beyin hastalığından dolayı çökmüş ve 1900 Weimar’da ölmüştür. (http://www.altkatsanat.com/friedrich-nietzsche-kimdir/)

Yalnızca kitap karıştırıp duran alimler sonunda düşünme yeteneğini kaybeder. Kitap karıştırmadıklarında düşünemezler…

Kitapların büyük gücü vardır. Fakat bu, nihayetinde kitapların gücüdür, senin değil.

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır… Kitaplar senin yerine yaşayacak değil.

Okumak iyidir. Fakat okuyup bitirdiğinde, yürümeye başlama zamanı gelmiştir artık.

Alçakgönüllülük iyidir. Fakat ölçüsü kaçırılan her şey eksiklik haline gelir.

Normal olması gerekenin, anormal kabul edildiği bir dünyada yaşıyoruz… Ustalıkla yalan söyleniyor, güçsüzler ezilip geçiliyor, zaten sıkıntıda olanla uğraşmak için insanlar birbirleriyle yarış ediyor.

Deden burada muhteşem bir ikinci el kitapçı açtı. Muhteşem kitaplar, bir kişi olsun daha fazla insana ulaştırabilmek için. Bunu yapmakla şekil bozukluğuna uğrayan birçok şeyin, ufak adımlarla da olsa düzeleceğine inanıyordu.

Profesör ünvanı şu alemde yıldızların sayısı kadar çoktur. Japonya’da her yer profesör kaynıyor. Yüksek sesle profesör diye bağırın, kesin 4-5 kişi dönüp bakar. Herkes kendi alanında profesördür.

Bu araştırma merkezi çok büyüktür. Üstelik görünümü, düşünce tarzı, meşguliyet hali benzeyen yığınla insan vardır. Elbette herkes kendi özgün yanlarını belirgin kılmak için çaba harcar, ama kendi özgünlüklerini saplantı haline getirmek özgün bir durum olmadığından, hemen sonuca gidecek olursak, onları birbirinden ayırt etmek çok zordur.

… geriye dönen adam kalın çerçeveli bir gözlük takmış, buruş kırış bir beyaz önlük giymişti. Şişkin, öne çıkmış göbeği ve birkaç tel beyaz saç kalmış kafasıyla kendine özgü bir görünümü vardı. “Bilim adamı” deyince kulağa hoş geliyordu, ama üzerinde beyaz önlük olsa bile zerre kadar entelektüel izlenimi bırakmıyordu.

Tuhaf mı? Sebep? Sebep mi? Fazlasıyla doğrudan sorulunca hemen yanıtlamak mümkün olmuyordu.

Kitaplarla müzik birbirine benzemiyor mu sence? İkisi de insanın yaşamına erdem, cesaret ve iyilik katan muhteşem unsurlardır. İnsanın kendini rahatlatmak, cesaretlendirmek için yarattığı çok özel gereçler bunlar.

Yaşadığımız çağda, dedi bilim adamı,.. anlaşılması zor kitaplar, zorluğuyla kalıyor ve artık kitap olma değerini yitiriyor. Herkes, moda olan Noel şarkılarını internetten indirir gibi şaheserleri kolayca, rahatça okumak istiyor. Keyifle, hızlı ve olabildiğince çok.

Kitap okumak, dağa tırmanmaya benzer…Okumak yalnızca keyif almak, heyecan duymak değildir. Bazen her satırı inceler, aynı metin içerisinde gidiş gelişler yaparak tekrar tekrar okur, başını iki elinin arasına alarak ilerlersin. O bunaltıcı süreç sonunda birden görüş alanın açılır. Uzun mu uzun dağ yolunu tırmandıktan sonra tüm manzarayı görebilir hale gelmek gibi… Madem ki tırmanacaksın, yüksek olan dağa tırman. Manzarayı görürsün.

Gereksiz yere acele edince, acele ettiği ölçüde bir şeyleri gözden kaçırmak insanın özelliğidir. Trene binildiğinde çok uzaklara gidilebilir, ama o ölçüde deneyimin artacağını sanmak da yanılgıdır.

Fakat okunmayan kitaplar yitip gider.

Müzik yalnızca notalar demek olmadığı gibi kitaplar da yalnızca sözcüklerden oluşmaz.

Kitapseverler, konu kitaptan açılınca normalde olduğundan tamamen farklı ifadeler takınırlar.

Yanıt olacak sözcük yoktu. Sözcüklere dökülemeyecek ruh halini, suskunlukla ifade etmekten başka yol yoktur.

Burada herhangi bir şeyi iletmek için kitap çıkartıyor değiliz. Toplumun talep ettiği kitapları çıkartıyoruz. Ulaştırılmak istenen mesajı sonraki kuşaklara bırakılacak düşünce, zalim gerçekler ve anlaşılması güç doğruların hiçbir önemi yok…

Şu anki dünyamızda insanlar aşırı meşgul. Kalın mı kalın, edebiyat şaheserleri gibi şeylere harcayacak zamanları da paraları da yok. Fakat toplumsal saygınlık açısından kitap okumak halen önemli bir nokta olduğundan, herkes daha az zorluktaki kitaplarla pek matah olmayan özgeçmişlerini biraz olsun süsleme gayreti içindeler… Kısacası, ucuz özeller ve yalnızca ana hatlardan oluşan kitaplar anlamsız bir şekilde çok satılıyor.

Yalnızca tahrik olmak isteyen, başka da bir şey istemeyen okurlar için şiddet ve cinselliğin açıkça tasvir edildiği kitaplar en üst sırada. Hayal gücünden yoksun insanlara “Gerçek bir öykü” diye bir ekleme yapınca, yalnızca o bile başlı başına basım sayısını kat kat arttırdığı gibi şahsı da aşama aşama arttırıyor.

Ne yaparsa yapsın eli kitaplara uzanmayan insanlar için, daha da basit bilgileri maddeler halinde yazmak bile yeterli. “Başarılı Olmak İçin Beş Madde” ya da “Kariyer Basamakları İçin Sekiz Madde” gibi. Böyle kitapları okuyarak kariyerlerinde yükselemediklerinin son ana kadar farkına varmıyorlar.

Doğru, ahlak, düşünce gibi kavramlara hiç kimsenin merakı yok. Herkes yaşamaktan öyle yorgun düşmüş ki, yalnızca ve yalnızca tarih olmak ve teskin edilmek istiyorlar. Böylesine bir toplumda hayatta kalabilmek için kitapların da şekil değiştirmekten başka çareleri yok.

Kitapların değerini belirleyen senin kitaplara beslediğin duygularının derinliği değil, kaç adet basıldığıdır. Yani, günümüzde her şeyin değerinin yargıcı paradır. Bu kuralı unutarak ideallerinin peşine takılan insanlar, kendilerini toplumun dışına itilmiş buluverirler.

** Wedgwood fincan: Wedgwood hikayesi 1759’da, henüz yirmi dokuz yaşındaki Josiah Wedgwood’un Burslem, Staffordshire, İngiltere’de bağımsız bir çömlekçi olarak çalıştığı zaman başladı. Pek çok kil olasılığını denemeye başladı. Bugün “İngilizPorselenin Babası” olarak anılıyor. Öncü ruhu, güçlü tasarım politikası, titiz kalite standartlarına olan bağlılığı ve uygun fiyatlı lüks ürünler yaratma çabaları bugün markanın kalbindeki değerler olmaya devam ediyor. 1787’den 1795’teki ölümüne kadar, Josiah Wedgwood Köleliğin Kaldırılması davasına aktif olarak katıldı. Doğrudan posta, para iade garantisi, ücretsiz teslimat, ünlülerin onayı, resimli kataloglar ve bir alana bir bedava satın alma gibi birçok yaygın satış tekniği Josiah Wedgwood tarafından ilk kez uygulandı. Evrim bilimine yaptığı katkılarla tanınan Charles Darwin, Josiah Wedgwood’un torunuydu. Josiah’ın icatlarının en ünlüsü olan Jasper, binlerce deneyden sonra ilk olarak 1774’te ortaya çıktı. Mavi, yeşil, leylak, sarı, siyah veya beyaz renklerde sırsız camsı ince taştan yapılmıştır; bazen tek parça bu renklerin üçünü veya daha fazlasını birleştirirdi. Bu incelikle renklendirilmiş zeminler üzerine, bugün hala orijinallerinden çoğaltılan kalıplardan yapılan klasik ve çağdaş rölyefler uygulanmaktadır. İkonik açık mavi jasper, “Wedgwood Mavisi” ifadesini doğurdu ve dünya çapında tanınan bir Wedgwood imzası olmaya devam ediyor. Wedgwood’un dünyanın Kraliyet Aileleri ve Devlet Başkanları arasındaki çekiciliği, kendisini o kadar memnun eden krem ​​renkli bir kulaklık seti sipariş eden Kraliçe Charlotte ile başladı ve Josiah Wedgwood’a kendisini ‘Majestelerinin Porseleni biçimlendirme ve yenilikçisi olarak adlandırmasına izin verildi. (‘Queen’s Ware’) Kraliçe Charlotte zamanından beri Wedgwood koleksiyonları, İngiliz hükümdarlarının ve Vatikan, Kremlin ve Beyaz Saray gibi pek çok ünlü Devlet Başkanının masalarını süslüyordu. Aynı zamanda dünyanın en prestijli otellerinden bazılarının tercih ettiği markaydı. 1995 yılında, Wedgwood’a Majesteleri Kraliçe II. Elizabeth’ten Kraliyet Hanelerine en az beş yıl boyunca mal veya hizmet sağlayanların tanınması için Kraliyet Emri verildi.

Josiah Wedgwood (Josiah) (1730- 95): Staffordshire’daki Burslem’deki Church Yard Pottery’de doğdu. Josiah, Thomas Wedgwood ve Mary Wedgwood’un 12. ve son çocuğuydu. Josiah, seramik yeniliklerine kurşun sırlı rafine toprak kaplardan yapılan sofra takımlarının tanıtımıyla başladı. Josiah, ilk Londra Showroom’unu Cateaton Caddesi’nde açtı. İngiltere Kraliçesi Charlotte çay ve kahve servisi talep etti, Josiah bu fırsatı kullandı ve kendisine “Porseleni Majestelerine” biçimlendirmek için izin istedi, isteği kabul edildi. Onun bu takımı, 1766’da setin teslimatında sonradan “Queen’s Ware” olarak anıldı. 1769 – 1783’de Josiah, “Etruria Works” ü açtı ve Liverpoollu tüccar Thomas Bentley ile resmi bir iş ortaklığına girdi. İlk Günün Vazoları üretildi ve Josiah tarafından şahsen yapıldığı biliniyor, ikisi Wedgwood Müzesi’nde görülebilir. Jasperware’in 200 yıllık yolculuğunun başlangıcı olan ilk Jasper renk denemeleri gerçekleştirildi. Bu arada Josiah, çömlek fırınlarının içindeki sıcaklıkları ölçmek için bir pirometre icat etti ve 360 ​​° Fahrenheit’in üzerindeki sıcaklıkları ölçen ilk kişi oldu. Ölçüler Wedgwood derece cinsindendir. 1783 , Josiah Londra’da Royal Society Üyesi olarak seçildi. Josiah Wedgwood vefat etti ve Josiah’ın oğlu John Wedgwood (John) yedi arkadaşıyla Kraliyet Bahçıvanlık Derneği’ni kurdu. John’un oğlu Charles Darwin doğdu. Wedgwood markası, İngiltere’nin Avrupa Porselenine cevabı olan yarı saydam kemik porselenini tanıtmaya devam etti. İlk basılmış arka damga Wedgwood eşyasında çıktı. (1964) Yeni üretim teknikleri test edildi ve ay, çömlekçi ve üretim yılını gösteren her Wedgwood parçasının tabanına üç harfli bir kod basıldı. Bir süre sonra, 28. ABD Başkanı Theodore Roosevelt tarafından Beyaz Saray için 1.296 parça armalı porselen siparişi verildi. Edme Queensware daha sonra Paris’te Pannier Freres için oluşturuldu ve 1910’dan itibaren tüm tasarımlarda ‘Made in England’ tanıtıldı. Josiah Wedgwood Inc, New York kuruldu ve Wedgwood markasını uluslararası hale getirdi. Wedgwood, İngiltere’nin Stoke-on-Trent kentindeki Barlaston’da arazi satın aldı ve ilk Brown Boveri elektrikle çalışan fırının kullanıldığı yeni bir fabrika kurdu ve iki yüzyıllık kömürün yerini aldı. Kısa bir süre sonra, değerli Wild Strawberry desenimiz, şimdi en ikonik tasarımımız olan ürün portföyüne dahil edildi. 1980’de Wedgwood’a Majesteleri Kraliçe tarafından Kraliyet emri verildi ve yeni üretim ekipmanlarına önemli yatırımlar yapıldı ve üretim kapasitesi artırıldı. Bu dönem, Kit Kemp, Paul Costello, Jasper Conran, Vera Wang, Nick Monro ve Kelly Hoppen gibi sanatçılar ve tasarımcılarla işbirliği yaptı. Wedgwood ilişkilerini geliştirmeye devam etti ve RHS ile üç yıllık bir ortaklığa başladı. Wedgwood, RHS Chatsworth Flower Show’da Garden Designer Sam Ovens ile birlikte ilk Wedgwood Gösteri Bahçesi için Altın almaya gitti. Wedgwood daha sonra 2018’de Bahçe Tasarımcısı Jo Thompson ile birlikte RHS Chelsea Flower Show’da Altın madalya kazandı. 2019, Wedgwood’un 260. yıldönümü için ve güzel Portland Vazosunu içeren Royal Mint tarafından 2 sterlinlik bir hatıra parası basıldı. (https://www.wedgwood.com/en-gb/welcome-to-wedgwood/editorials/260-years-of-wedgwood)

Bunalmış halde geçirilen günlük yaşamını herkes kendisiyle ilgili uğraşılarla dolduruyor. İnsanları düşünecek yüreği de yitiriveriyor. Yüreğini yitiren insanlar, başkalarının acısını hissedemez hale gelir. Öyle olunca da yalan söyler, insanları yararlar, güçsüzlerin üzerine basıp geçerken bile hiçbir şey hissetmez hale gelirler.

Kitapların yüreği vardır, dedi kedi birden… Kitaplar oldukları yerde kaldığı sürece, yalnızca kağıt tomarından öteye geçmez. Muazzam güç harcanan şaheserler bile, muhteşem öykülerin anlatıldığı büyük eserler bile, kapakları açılmadığı sürece kağıt parçalarından ibarettir. Fakat insanların duygularını döktükleri, değer verdikleri kitaplar yürek barındırır.

** Benjamin Constant (1767-1830): İsviçre’nin Lozan kentinde dünyaya geldi. Annesinin doğumdan kısa süre sonra ölmesinin ardından, Hollanda ordusunda subaylık yapan babası Baron Juste de Constant, oğlunu ikinci eşi olacak metresi Marianne Mangin’e, akrabaları ve özel öğretmenlere emanet etti. Constant, Oxford Üniversitesi’nde kısa bir dönem okuduktan sonra Erlangen ve Edinburgh üniversitelerinde öğrenim gördü; İskoçya’dayken aydınlanma dönemi düşünürleriyle tanıştı. İngiliz yazını, tüm eserlerinde hissedilir bir etki bırakmıştır. 1788’den itibaren Brunswick Dükü’nün sarayında hizmet eden Constant, sarayda nedimelik yapan Wilhelmina von Cramm ile kısa süreli bir evlilik yaptı. 1794 yılında Paris’in en önde gelen düşünürlerinin geldiği Paris salonlarından birinin sahibi yazar Germaine de Staël ile tanıştı ve sırılsıklam âşık oldu. Fransız Devrimi’nin terör günlerinde Robespierre’in idamından sonra Constant, ılımlı cumhuriyetçileri destekledi. Constant, Napoléon’un 1799’daki darbesinden sonra bir süre tribünde hizmet etmiş, Napoléon’a muhalefeti yüzünden görevden alınmıştır. Principes de politique (Siyaset İlkeleri, 1806) kitabını yazdığı sırada Madam de Staël ile arası bozulmuş ve Paris’te tanıştığı Charlotte von Hardenberg ile fırtınalı bir aşk yaşamaya başlamıştır. Charlotte ile 1808 yılında evlenen Constant, Almanya’da çeviriler yaptığı ve Cécile romanını yazdığı (ölümünden yıllar sonra yayımlandı) üretken birkaç yıldan sonra Napoléon’un iktidarının zayıflamasıyla Fransa’ya ve siyasete dönme kararı aldı. Otoriter rejimleri sertçe eleştirdiği De l’esprit de conquête et d’usurpation (Fetih ve Gasp Üzerine, 1814) isimli risalesinin ardından Bourbon hanedanı iktidara geldi, bu sürede Constant Principes de politique kitabının kısaltılmış bir halini yayımladı. Constant, Napoléon’un Elba Adası’ndan kaçmasından sonra kısa süreli iktidar döneminde danışman olarak görev yaptığı için itibarını zedelemiştir. Waterloo Muharebesi’nden sonra Fransa’yı terk eden Constant, önce Brüksel’e, sonra Londra’ya gitti, buradayken Adolphe romanını (1816) yayımladı. Constant, 1819 yılında meclise seçildikten sonra Paris’e döndü ve muhalefetteki liberallerin önemli bir sesi oldu; bir yandan da siyaset üzerine gazete yazıları yazdı. Sağlığının kötüleşmesine rağmen din üzerine çalışmalarını bitirdi ve yayımladı. Constant 8 Aralık 1830’da Paris’te hayata gözlerini yumdu; 12 Aralık günü düzenlenen resmî törene yüz bini aşkın insan katıldı. Cenaze alayında tabutunu taşıyan gençler Constant’ın naaşını Panthéon’a götürmek istedilerse de buna izin verilmedi; Constant’ın buraya gömülmesi için mecliste yapılan girişimler de sonuçsuz kaldı. Constant, bugün Paris’teki Père-Lachaise mezarlığında gömülüdür. (https://iletisim.com.tr/kisi/benjamin-constant/12007)

**Adolphe: Fransız edebiyatı ve siyaset felsefesinde çığır açan Benjamin Constant’ın duygusal yakınlıklar, tutkular ve arzuların modern bireyin oluşumundaki önemini ortaya koyan başyapıtı. (https://www.kitapyurdu.com/kitap/adolphe/437357.html)

** Romain Rolland (1866-1944): Fransa’da dünyaya geldi. Nobel Edebiyat ödülü kazanan Fransız Dramatist, romancı, deneme yazarıdır. On dört yaşında okumak için gittiği Paris’te toplumun manevi bir kargaşa içinde olduğunu gördü. École normale supérieure (Yüksek Öğretmen Okulu)’e kabul edildi. Dinsel inancını yitirdikten sonra Spinoza ve Tolstoy’un yapıtlarını okudu. Müziğe büyük ilgi duydu. 1895’te doktorasını tamamladı. Yazar Sigmund Freud ile yazışması ile dikkatleri üzerine çekti. Rolland Fransa’da zengin bir çiftçi ailede dünyaya geldi. Yazarlık alanında kendisini antik tür temsilcisi olarak görmektedir. Felsefe okudu fakat onun karakteri ile ters düştüğü için bu bölümü bıraktı. Roma’ya gitti ve Nietzsche ve Wagner’ın arkadaşı ile tanıştı ve İtalyan edebiyatı ile tanışmasına neden oldu. Fransa’ya döndüğünde doktora derecesini tamamladı. Tiyatro ve müzik alanında eğitim aldı. Sorbonne müzik tarihi bölümünde ilk başkan olarak atandı.  Floransa’daki Fransız Enstitüsü’nün de müzikal bölümünü yönetti. İlk kitabı 1902 yılında iken yayınladı. Oyunlarını iki ayrı kitapta topladı: “Les Tragédies de la foi” (İnanç Tragedyaları, 1913), “Le Théâtre de la révolution” (Devrim Tiyatrosu, 1904). En tanınmış romanı Jean Christophe (1904-12. 10 cilt) “Les Cahiers de la quinzaine” adlı dergide yayımlandı. Bu romanla Fransa’da roman-fleuve (ırmak roman) türünü başlattı. 1915’te “Au-dessus de la mêlée” (Kavganın Üzerinde) adlı risalesiyle Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. “Journal des années de guerre 1914-1919” (Savaş Yıllarının Günlüğü, 1952) ölümünden sonra yayımlandı. “Evrensel müzikçi” saydığı Beethoven’ı ele alan “Vie de Beethoven” (Beethoven’ın Hayatı), “Vie de Tolstoy” (1911, Tolstoy’un Hayatı, 1969) gibi yaşamöykülerini dile getirdi. Colas Breugnon (1919) adlı bürlesk bir fanteziden sonra, siyasal grupçuluğun sonuçlarını ortaya koyan “L’Ame enchantée” (7 cilt, 1922-33; Büyülenmiş Ruh) adlı ikinci bir roman dizisi yayımladı. Hindistan mistik felsefesini “Mahatma Gandhi” (1924) yapıtıyla Batı dünyasına tanıtmaya çalıştı. “Europe” (1923) adlı uluslararası derginin kuruluşuna katıldı. Tiyatronun demokratikleşmesine önemli bir katkı yaptı. Hümanist bir kişilik olarak Hindistan filozoflarının çalışmalarını benimsedi. Edebiyata giriş yapınca üniversiteden istifa etti. 1921 yılında arkadaşı Stefan Zweig’in biyografi kitabını yayınladı. Zamanın ünlüleriyle yazışmalarını “Cahiers Romain Rolland” (Romain Rolland Defterleri) adıyla özel günlükleri de “Mémoires” (1956, Anılar) adıyla ölümünden sonra yayımlandı. (https://kidega.com/yazar/romain-rolland-157034) (https://kitap.ykykultur.com.tr/yazarlar/romain-rolland)

Kitaplarda birçok insanın duyguları tasvir edilir. Sıkıntı çeken insanlar, üzüntü çekenler, sevinç yaşayanlar, gülen insanlar… Böyle insanların öyküsüne ve sözlerine temas ederek kendini onlarla birlikte hissetmek yoluyla, başka insanların yüreklerini öğrenebiliriz. Yakınımızdaki insanlarla sınırlı kalmayıp, tamamen farklı bir dünyada yaşayan insanların yüreklerini bile kitaplar aracılığıyla hissedebiliriz.

İnsanları neden yaralamamak gerektiğini anlayamayan çok sayıda insan var. O insanlara açıklama yapmak hiç de kolay değil. Mantıklarına uymuyor zira. Fakat kitaplar okunduğunda anlaşılır. Mantığa yaslanarak bir şeyleri anlatmaktan çok daha değerli bir şeyler, insanın dünyada tek başına yaşamadığını anlaması kolayca sağlanır… Bir insanı düşünen yürek… Bunu öğreten gücün kitapların gücü olduğunu düşünüyorum. Bu güç, birçok insanı cesaretlendirip ayakta tutuyor.

** Filbahri (Clematis) Çok gösterişli, parlak ve renkli çiçekleri ve 200 kadar çeşidi vardır. Bir sarmaşık türü olan clematis bitkisi kışın yapraklarını döker, kısmen dalları kuruyabilir. Fakat ilk baharda yeniden yeşererek hızla büyürler. Genel olarak geçirgen (kumlu), zengin ve suyu süzen toprak yapısını sever. Sert yapılı, killi ve taban suyu yukarıda olan toprakları sevmezler. Özellikle kök bölgesi gölge sever.  Bu yüzden kök bölgesi yaprak, ot vb. malzemelerle malçlanması çok iyi olur. Yarı gölge alanları sever direk güneş ışığı görmeyen yerler en sevdiği yerlerdir. Gün boyu güneş gören yerlerde özellikle kavurucu yaz sıcaklarında clematis çiçeğiniz ciddi zararlanma görebilir. Bu yüzden clematis fidanınızı dikerken bunu göz önüne alarak uygun yer seçmeniz bitkinizin sağlıklı gelişimi için çok iyi olacaktır. Nisan dan eylüle kadar çiçeklenme dönemi olan clematis çiçeği birbirinden farklı renk tonlarıyla yetiştirildiği ülkelerde çiçek sevenler tarafından çok beğeni toplamaktadır. İlk bahar-yaz döneminde farklı zamanlarda açan büyük ve küçük çiçekli yüzlerce çeşidi vardır. Sarılıcı ve tırmanıcı bir bitki olan klematis, orman asması olarak ta adlandırılır. Kuru ve sıcak yaz günlerinde düzenli sulama ihmal edilmemelidir. Soğuğa dayanıklı bir bitkidir. İlkbaharda bitkinin dibini çapalayarak havalandırmak ve kompostla veya yanmış hayvan gübresiyle karıştırmak iyi olacaktır. Uzun süre etkili olan gübrelerle gübreleme yapmakta bitkinizin güçlü bir şekilde büyümesini sağlayacaktır. Saksıda yetiştirmeye de uygun olan klematisler yine uygun formda toprakla 45 cm derinliğinde saksılarda yetiştirilebilir. Bitkinin uzayabilmesi için uygun destek çubuklarıyla bitki desteklenmelidir. Saksı seçerken açık renkli plastik saksılar ideal seçim olacaktır. Koyu renkli saksılar daha çabuk ısınacağından bitkinin istemediği bir durum oluşacaktır. Clematis yetiştiriciliğinde en önemli kural bitkinin kök bölgesi nemli ve gölgeli bir ortamda kalması, büyüyen üst dallarının güneş görmesidir. Clematis türleri farklı şekilde budamalara sahip olduğu için budanma konusunda kafa karıştıran bitkilerdir. Ana grupların çiçeklenme dönemlerine ve çiçek şekillerine göre tanımlanmış olan üç ana grupta budanmaları söz konusudur. Erken çiçeklenen gruplar eski dallardan çiçeklenir, oysa daha sonra çiçeklenenler yeni filizlerden tomurcuklanır bu nedenle budanmalarına azami özeni göstermek gerekir. Bit ve böcekler bitkinize musallat olabilir bunun için düzenli kontrol yapılıp, ilgili insektisitlerle tedavi edilmelidir. (http://www.bizimbahce.net/sus-bitkileri/clematis-cicegi.htm#:~:text=Bir%20sarma%C5%9F%C4%B1k%20t%C3%BCr%C3%BC%20olan%20clematis,suyu%20yukar%C4%B1da%20olan%20topraklar%C4%B1%20sevmezler.)

Okuyup da zor olduğunu hissediyorsan, bu senin için yeni şeyler yazdığı için zor demektir. Zor kitaplarla karşılaşmak da bir şanstır… Kolay okuyabiliyorsan, senin bildiğin şeyleri yazdığı için okuması kolaydır; zor olması ise yeni şeyler yazdığının kanıtıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: