Afrika Masalları- Kollektif

Yolu öğrenmenin yolu, kaybolmaktır.

Buşmanlar, Botswana ve Namibya’ya komşu Kalahari Çölü’nde yaşayan Güney Afrika halkıdır.

** Buşmanlar/ San halkları/ Saan: Khwe Khoe veya Basarwa olarak da bilinen avcı-toplayıcı bir halk. 22 bin yıldır yaşadıkları gösterilmiştir. Güney Arika, Botswana, Namibya, Angola, Zambiya, Zimbabve ve Lesotho’da yaşamışlardır. 2017’de Botsvana, ülke nüfusunun yaklaşık% 2,8’i olan yaklaşık 63.500 San insanına ev sahipliği yapıyordu ve bu da onu San halkının en yüksek nüfusa sahip olduğu ülke yapıyor. Bu San halkı ifadesi genellikle,  “toplayıcılar” anlamına gelen toplayıcı insanları tanımlamak için aşağılayıcı bir şekilde kullanılmıştır, bu nedenle aslında ekonomik bir terimdir ve aynı zamanda etnik bir terim değildir.  Aslında, çeşitli gruplar birbirleriyle ilişkisizdir ve dilleri en az üç farklı dil ailesine ayrılır. Avcı-toplayıcı San, dünyadaki en eski kültürler arasındadır ve şu anda Botsvana ve Güney Afrika olan yerin ilk yerlilerinin soyundan geldiği düşünülmektedir. Botsvana’daki San’ın tarihsel varlığı, özellikle kuzey Botsvana’nın Tsodilo Tepeleri bölgesinde belirgindir. San, geleneksel olarak yarı göçebedir, su, av hayvanları ve yenilebilir bitkiler gibi kaynakların mevcudiyetine bağlı olarak belirli alanlarda mevsimsel olarak hareket ediyordu. 1950’lerden 1990’lara kadar, San toplulukları, hükümetin zorunlu kıldığı modernizasyon programları nedeniyle çiftçiliğe geçti. Yaşam tarzı değişikliklerine rağmen, antropoloji ve genetik alanında bol miktarda bilgi sağladılar. 2009’da tamamlanan geniş bir Afrika genetik çeşitliliği çalışmasında, örneklenen 121 farklı Afrika popülasyonu arasında San halkının ölçülen en yüksek genetik çeşitliliğe sahip beş popülasyon arasında olduğu bulundu. Belirli San grupları, bilinen 14 “atalara ait nüfus kümesi” nden biridir; yani, “hem kültürlerinde hem de dillerinin özelliklerinde etnik kökenleri ve benzerlikleri paylaşan ortak genetik atalara sahip popülasyon grupları”dır. Çocukların oyun dışında sosyal görevleri yoktur ve boş zaman her yaştan San için çok önemlidir. Sohbet, şaka, müzik ve kutsal danslara büyük miktarda zaman harcanır. Kadınların San toplumunda yüksek bir statüleri vardır, büyük saygı görürler ve kendi aile gruplarının liderleri olabilirler. Önemli aile ve grup kararları alırlar ve su kuyularının ve yiyecek arama alanlarının sahipliğini talep ederler. Kadınlar çoğunlukla yiyecek toplamayla ilgilenirler, ancak avlanmaya da katılabilirler. San yaşamında su önemlidir. Kuraklık aylarca sürebilir ve su birikintileri kuruyabilir. Bu olduğunda, yudum kuyuları kullanırlar. San, suyu bu şekilde almak için kumun nemli olduğu derin bir çukuru kazıyor. Bu deliğe uzun, içi boş bir çim sapı yerleştirilir. Suyu toplamak için boş bir devekuşu yumurtası kullanılır. Su, kumdan ağza pipetin içine çekilir ve daha sonra başka bir pipetle devekuşu yumurtasına doğru ilerler. Sanlar geleneksel olarak eşitlikçi bir toplumdur. Kalıtımsal şeflere sahip olmalarına rağmen, bunların yetkileri sınırlıydı. Sanlar,  göreceli olarak eşit muamele gören kadınlarla kendi aralarında fikir birliği ile kararlar alırlar. San ekonomisi, mal ve hizmet alım satımı yapmaktan veya satın almaktan çok, birbirlerine düzenli olarak hediye vermeye dayanan bir hediye ekonomisidir. Çoğu San tek eşlidir, ancak bir avcı çok fazla yiyecek alacak kadar yetenekliyse, ikinci bir karısı da olabilir. Köyler, ılık ilkbaharda gece yağmur barınaklarından (insanlar sürekli olarak tomurcuklanan yeşillikleri aramak için hareket ettiklerinde), insanların kurak mevsimde kalıcı su çukurlarının etrafında toplandıkları resmi halkalara kadar çeşitlilik gösterir. Erken ilkbahar en zor mevsimdir: Soğuk ve kurak kışın ardından sıcak ve kurak bir dönem. Çoğu bitki hala ölü veya uykuda ve sonbahar fıstığı kaynakları tükenmiştir. Et, yaban hayatının sulardan uzaklaşamadığı kurak aylarda özellikle önemlidir. Kadınlar, grubun tüketimi için meyve, çilek, yumru, çalı soğanı ve diğer bitki materyallerini toplarlar. Devekuşu yumurtaları toplanır ve boş kabukları su kabı olarak kullanılır. Böcekler, çoğunlukla kurak mevsimde tüketilen hayvansal proteinlerin belki de% 10’unu sağlar. Konumuna bağlı olarak San, çekirge, böcek, tırtıl, güveler, kelebekler ve termitler dahil olmak üzere 18 ila 104 tür böceği tüketir.  Kadınların geleneksel toplama malzemeleri basit ve etkilidir: bir deri sapan, bir battaniye, yiyecekleri taşımak için kaross adı verilen bir pelerin , yakacak odun, daha küçük çantalar, kazma çubuğu ve bebek taşımak için karossun daha küçük bir modeli. Erkekler uzun, zahmetli izleme gezilerinde avlanır. Oklarını ve mızrak uçlarını Diamphidia cinsi böcek larvalarının ürettiği yavaş etkili bir zehir olan diamfotoksine bulayarak kullanır. Çeşitli Y kromozom çalışmaları, San’ın en farklı (en eski) insan Y kromozom haplogruplarından bazılarını taşıdığını göstermektedir.  Bu haplogruplar, insan Y kromozom ağacındaki en eski iki dal olan A ve B haplogruplarının belirli alt gruplarıdır. Mitokondrial DNA çalışmaları, San’ın insan mitokondriyal DNA ağacındaki en eski haplogrup dallarının yüksek frekanslarını taşıdığına dair kanıt sağlıyor. Bu DNA, yalnızca anneden miras alınır. En farklı (en eski) mitokondriyal haplogrup olan L0d, güney Afrika San gruplarında en yüksek frekanslarda tanımlanmıştır.  (https://en.wikipedia.org/wiki/San_people)

** Hotanto :Güneybatı Afrika’da Orange Irmağının kuzeyinde yaşayan bir Afrika kavmi. Bu isim, Avrupalı olarak Güney Afrika’ya ilk çıkan Hollandalılar tarafından verildi. Kabileler halinde yaşayan Hotantolar; Kap ve Doğu Hotantolar ile Korana ve Namalar olmak üzere dört boya ayrılırlar. Irki yönden özellikleri, diğer Afrika kabilelerine göre renk bakımından açık olmalarıdır. Boyları ortalama 1.66 m, saçları gür, kalın ve kıvırcıktır. Diğer Afrika kavimlerine nazaran kafa yapıları daha uzun, kulakları da kafalarından daha az ayrıktır. Hayvancılıkla geçinen Hotantolar, tütün ve kenevir ziraati de yaparlar. Âile hayatında en ağır işleri kadınlar görür, buna karşılık erkekten çok kadının sözü geçer. 1904 yılından 1909’a kadar Almanlara karşı savaşan Hotantoların dört boyundan yalnız Namalar, ırki istiklallerini korumuşlar, diğerleri ise beyazlarla karışmışlardır. Avrupalı sömürgecilerin uzun yıllar süren zulmüne maruz kalan Hotanto ırkından günümüze çok az kimse gelebilmiştir. Onlar da Avrupalıların baskısı ile ilkel ata dinlerini terk ederek Hıristiyanlaşmışlardır. (https://www.turkcebilgi.com/hotantolar).

**Zulu halkı: Güney Afrika’daki Bantu etnik grubu içinde bulunan ve bölgesindeki en kalabalık etnik gruplardan biri olan kadim bir halk. Yaklaşık olarak bugün Güney Afrika’da 10-11 milyon nüfusa sahip olduklarını biliniyor. Sahra Altında bulunan Bantu halkları arasında en tanınmış gruplardan bir tanesi. Britanya krallığının sömürgecilik emellerine karşı savaşarak karşılık verdiler. Nihayetinde yenilseler de tüfeklere karşı mızraklarla göğüs göğüse savaştılar. Zulu halkı dil olarak bir Bantu Dili olan isiZulu dilini konuşuyor. Güney Afrika’nın 11 resmi dilinden biri olan dil, aynı zamanda ülkenin en çok kullanılan dili. Yaklaşık olarak 9 milyon kişi tarafından anadil olarak konuşulan isiZulu dili, 15 milyon kişi tarafından ise ikinci dil olarak konuşuluyor. Zulu dili ise ilk yazınsal hayatına aslında misyonerler tarafından başladı. İlk olarak Zulu diline İncil çevrildi, sonrasında Zulu dili hakkında gramer kitapları hazırlandı. Pek çok Zulu’nun sömürgecilik döneminde Hıristiyanlığa geçtiği biliniyor. Hıristiyanlığın geleneksel kültürler üzerindeki dönüştürücü etkisine rağmen Zuluların geleneksel ritüelleri de tümüyle yok olmadı. Bunun yerine geleneksel inanç ve Hıristiyanlık birbirine girerek karma bir ritüel anlayış ortaya çıktı. Ata kültüne dayanan Zulu dininde mutluluk, sağlık ve güvenlik gibi sorunların çözümü ataların ruhlarına yapılan fedakarlıklarda ve o ruhlarla varılan antlaşmalarda gizli. Ataların ruhları, rüyalar, hastalıklar ve bazen yılanların şeklinde dünyaya geliyor. İksir ve büyü de Zulu dininde bulunan başka ritüelistik kavramlar. Doğal otlar ve dualar bu iş için kullanılıyor. Geleneksel olarak Zuluların ekonomisi çiftçilik ve sığır yetiştiriciliğine bağlı. Aynı zamanda büyük hayvanları da avlıyorlar. Zulular avladıkları fil ve aslan gibi hayvanların gözlerini ve kalplerini yiyordu. Bu sayede korkunun veya umutsuzluğun üstesinden gelebileceklerini inanıyorlardı. Tabii bugün gelişen sanayi ile pek çok Zulu insanının fabrikalarda da çalıştığı biliniyor. Bu dönemde yarı özerk olan Zululand’deki en önemli ekonomik gelir ise Güney Afrika’nın doğal rezervlerinin çoğuna sahip oldukları topraklardaki turizm. Zulular klanlar şeklinde köylerde yaşayan bir halk. Bu sebeple mimarilerinin yansımalarını bu köylerde görebiliriz. Zulu köyleri arı kovanı biçimli kulübeler kümesinden oluşan dairesel bir yerleşim alanı. Her bir köy ise sığırları ve bitkileriyle birlikte kendine yeten ekonomik bir birim. Zulu geleneksel kıyafetleri çok süslü olmayan çeşitli renklerdeki deri ve örgü basit örtülerden oluşuyor. Pek çok süs eşyası kullanan Zuluların kültürel ve törensel günler için hala geleneksel kıyafetlerini giydiklerini biliyoruz. Aynı zamanda sosyal bir konu olan kıyafet, aynı zamanda örneğin bir kadının evli olup olmadığını da yansıtan bir araç. Erkekler ise ön ve arkaya asılan iki şerit deri kemer giyiyor. Zulu kültüründe ailenin temelinde çocuk vardır. İki çift evlendiğinde bir çocuk doğana kadar evli sayılmazlar. Aynı zamanda bir çocuğun bir aile tarafından değil bütün köy tarafından yetiştirilmesi gerektiğine inanırlar. Bu nedenle her çocuk hemen hemen aynı şartlarda özgür ve az bir kısıtlamaya sahip olarak yetişir. Bu sayede böyle yetişen çocuklar topluluğa çok daha küçük yaşlarda katkıda bulunmaya başlarlar. Zulu halkı arasında sözlü olarak açıklanamayan duyguların ve durumların iletişimini sağlayan müziğe büyük bir saygı duyulur. Zulu geleneklerinin en bilindik örneklerinden biri Umhlanga dansıdır. Bu dans geleneksel olarak yılın bir döneminde evlenmemiş ve çocuksuz kadınların evliliğe kadar cinsel dürtülerini ertelemeyi ön gören sekiz günlük bir törendir ve törene katılan kadınların tören sırasında bekaret sınavına girmesi beklenir. Bu törenin bir parçası olarak genç kadınlar danslarını ederken alay sırasında uzun bir çubuk taşır. Kadınlar en güçlü ve en uzun çubukları sarayın tepesine taşımalıdır. Eğer çubuk kırılırsa bu onların cinsel olarak aktif oldukları anlamına gelir. Zulu mitolojisi hepsi hayvanlarla ya da doğal fenomenlerle ilişkilendirilen sayısız tanrı figürüne sahiptir. Ancak bunlar arasında en büyük tanrı “Unkulunkulu”dur. Bu tanrı insanlığın yaratıcısı olarak bilinir. Aynı zamanda da yer ve gök tanrısıdır. Aklımıza gelebilecek tüm bölge hayvanları ve doğal fenomenler mesela gökkuşakları tanrılar ile ilişkilendirilir. Mesela İntulo denilen tanrı bir kertenkeledir. Unwabu ise insanlığa ölümsüzlük sağlamak için gönderilmiş bir bukalemundur. Ancak yavaş olan bukalemun sebebiyle insanlar bu ölümsüzlükleri kullanamaz ve ölürler. Bu pişmanlık nedeniyle bukalemunun yeşilden kahverengiye döndüğüne inanılır. Zuluların Afrika coğrafyasındaki tarihi, uzun dönemler boyunca küçük klan gruplarının birbirleri ile olan rekabeti ile geçti. Otlak klanları ve diğer etnik gruplar arasında bölgede bitmek bilmeyen bir mücadele söz konusuydu ve savaş günlük bir rutin olarak Afrika’nın güneyinde normalleşmişti. Ancak bu durum bir yerel şefin gayriresmi oğlu olan Shaka ile değişti. Shaka, 1787’de doğdu ve doğduğu yerden annesi ile sürgüne gönderildi. Mitthethwa’da bir yuva bulabildi. Burada savaşçı olarak yetişen efsanevi kral Shaka pek çok savaşa katıldı pek çok görevde bulundu.1818’de Mithetwa birliğinin başına geçen savaşçı Shaka bu tarihte bölgede farklı bir konjektür yaratmaya çalıştı. Shaka’nın amacı iyi örgütlenmiş bir merkezi Zulu devleti kurmaktı. Bu amaçla birlik içerisinde askeri, sosyal, kültürel ve siyasi bir takım reform projeleri başlatıldı. Kuşkusuz bu savaşçı krallık için gerçekleşen en önemli reformlar geliştirilen askeri taktikler ve silahlar oldu. Tabii ki tüm merkezi krallıklarda olduğu gibi devlet ve din adamları iş birliği ile halk içinde güçlü bir toplumsal bağ da sağlandı. Daha sonrasında bu güçlü birliğin avantajlarından yararlanmak isteyen diğer ufak gruplar da Zulu İmparatorluğuna katıldı. Düşündüğümüzde Zulu imparatorluğunun bu altın çağında, çok daha kuzeyde bir başka hükümdar, kendi coğrafyasında tarihi baştan yazmaktaydı. Bahsettiğimiz kişi Napoleon. Ancak Shaka, Napoleon’un elindeki toprak parçaları düşünüldüğünde onun hakimiyet alanına göre çok daha büyük bir alanı yönetmekteydi. Shaka 1826’da öldü ve yerine Dingane geçti. Bölgeyi sömürgeleştiren beyazlarla ilk tanışma yine çok uzak olmayan bir dönemde gerçekleşti. Zulular ile sömürgeci Avrupalılar arasındaki ilk çatışma Boers (Voortrekker) olarak bilinen Hollandalı işgalcilere karşı yapıldı. 1837 Ekiminde Voortrekk’lerin lideri Piet Retief, kral Dinganeyi yerleşimciler için arazi anlaşması yapmak adına makamında ziyaret etti. Burada anlaşmaya varıldı ve bölgeye yaklaşık olarak 1000 vagonla yerleşimciler geldi. Dingane antlaşma kapsamında yerleşimcilerin liderinden yerel bir şefin kendisinden çalmış olduğu sığırları getirmesini istedi. Daha sonrasında ise bölgedeki önemli su kaynaklarından olan Tugela Nehri yerleşimcilere bırakıldı. Dingane bir kutlama tertip edilmesini söyledi. Retief ve onun yanındaki bir anlamda yönetici kadro bu şenliklere katıldı. Ancak Dingane bu şenliklere silahların alınmayacağını söyledi ve yerleşimcilerin silahlarını bırakmalarını istedi. Yerleşimcilerin silahlarını bırakmasının ardından dans ile süren şenliğin bir noktasında Zulu kralı Dingane ayağa kalkarak “Bambani abathakathi!” diye bağırdı. Kralın söylediği sözler şu anlama geliyordu:  “Sihirbazları yakala”. Yerleşimcilerin tüm yöneticileri bir tepeye götürülerek orada idam edildi. Daha sonrasında Dingane planını işleme soktu ve yakınlarda kamp yapmakta olan 250 yerleşimcinin tümünü katletti. Bu katliamın yaşandığı yer, bugün Weenen olarak adlandırılıyor. Geriye kalan 500 kadar yerleşimci yeni bir lider seçti ve 15.000 Zulu savaşçısına karşı savaşarak onları yenilgiye uğrattı. Tabi buradaki yenilgi, tahmin edilebileceği gibi en etkin rol ateşli silahlardaydı. Ateşli silahları olan yerleşimciler, mızraklar ile mermiler ve gülleler üzerine koşan Zuluları yendi. Bu ilginç savaşın ardından krallar değişti ve bölge yapısında ve demografisinde bazı değişiklikler oldu. Tüm bunların ardından da ünlü Anglo-Zulu savaşı yaşandı. Aslında buradaki savaşı başlatan şey Sir Henry Bartle Frere’nin kendi insiyatifiyle Zulu krallarına bildirdiği ve olasılıkla uyulması çok da mümkün olmayan ultimatom oldu. Aslında ilk savaşta İngilizler Zulular karşısında ağır bir yenilgi aldı. Savaşın ilk zamanlarında tek bir günde 1000 kadar İngiliz askerinin öldüğü biliniyor. İngilizlerin Afrika’da almış olduğu bu ilk yenilgi sonrası tekrar saldırıya geçen İngilizler, Zulu krallığının tümünü ele geçirene kadar durmadılar ve sonunda bu konuda da başarılı oldular. Daha sonrasında eli gittikçe güçlenen yerleşimciler bölgedeki hakimiyetlerini pekiştirdi. Yerleşimcilerin başındaki Louis Botha ile anlaşma yapan bazı Zulu şefleri, Zulu krallığını tekrar kurmayı düşündü ancak 1884’de kurulan ufak krallık 1887’de İngilizlerin müdahaleleri ile dağıtıldı. Zulu kralı daha sonrasında bir isyan hareketinde bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı ve “yüksek ihanet ve kamusal şiddet” suçlamaları ile sürgüne gönderildi. Zulu kralı ile anlaşma yapan Louis Botha ise kurulan Güney Afrika Birliğinin ilk başbakanı oldu. Daha sonralarında başka Zulu denemeleri olsa dahi hiçbirinde bir başarı sağlanamadı ve Zulu halkı yerleşimcilerin yeni ülkesinde onların yetkileri altında yaşamlarına devam etti. (https://arkeofili.com/somurgecilerin-karsisinda-afrikanin-savasci-insanlari-zulular/)

** Kaffirler: Arapça dinsiz, inançsız anlamında. Güney Afrika’da Bantu kabilesiden etnik bir aşağılama olarak siyah Afrikalıları ifade etmek için kullanılır. Sömürge öncesi dönemde ırkçı ve aşağılayıcı ” zenci ” nin bir eşdeğeri olarak gelişti. Kaffir aynı zamanda , kısmen 16. yüzyıl Portekizli tüccarların soyundan gelen başka bir grup olan Sri Lanka Kaffirleri ve Afrika’daki kolonilerinden adada işçi ve asker olarak çalışmak üzere getirdikleri kölelere atıfta bulunmak için kullanılır.  Güney Afrika’dan farklı olarak, Sri Lanka Kaffirleri bu terimi saldırgan olarak değerlendirmezler. (https://en.wikipedia.org/wiki/Kaffir_(racial_term))

** Bantu: 500’den fazla farklı dillerin yaklaşık 85 milyon kişi konuşur. Bantu, Nijer-Kongo dil ailesinin alt grubu, Afrika kıtasının neredeyse tüm güney kısmını içerir. Bantu konuşanların kültürel kalıpları son derece çeşitli olduğundan, sınıflandırma öncelikle dilbilimseldir; Bununla birlikte dilbilimsel bağlantı, Bantu halklarının olası bir ortak menşe alanına ilişkin önemli spekülasyonlara yol açmıştır, dilbilimsel kanıtlar günümüz Kamerun-Nijerya sınırının bölgesine güçlü bir şekilde işaret etmektedir. Bugün Bantu konuşan halkların işgal ettiği kıtanın üçte birinin, yaklaşık 2.000 yıl öncesine kadar diğer grupların egemenliği olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Sonraki Bantu göçünün nedenleri ve güzergahı birçok antropoloğun dikkatini çekti. Amerika Birleşik Devletleri’nden George P. Murdock, Bantu’nun genişlemesinin, göçün düşünüldüğü sırada kıtaya batıya doğru yayılan belirli Malezya gıda mahsullerinin (muz, taro ve yam) edinilmesiyle ilişkili olduğunu öne sürdü. Murdock, bu ekinlerin ekvator Afrika’nın tropikal yağmur ormanlarına nüfuz etmelerini sağladığını ve buradan güneye doğru yayıldıklarını ileri sürdü. Bununla birlikte, daha yaygın bir görüş, göç yolunun güney Sudan boyunca doğuya doğru ve daha sonra kuzeydoğudaki büyük gölleri geçerek güneye uzanmasıdır. Çeşitli Bantu konuşan halkların ekonomik, sosyal ve politik örgütleri son derece çeşitlidir ve kısmen işgal ettikleri geniş habitat yelpazesini yansıtır. Soy ve akrabalık sistemleri, dini uygulamalar ve siyasi örgütlenme de büyük çeşitlilik sergiler .(https://www.britannica.com/topic/Bantu-peoples)

(Güney Afrika Masalları, James A. Honey)

… Hotantolar’ın ana yurtlarında hala yaptıkları gibi ölen hayvanlardan birinin kanını sürmüş alnına. (Hotantolar ve Buşmanlar’ın Yolları Nasıl Ayrıldı)

Yaşlılar Ülkesine Yolculuk: Bu masal Bremen Mızıkacıları’na benziyor. Boğa, eşek, koç, köpek, kedi, kaz ve horoz var.

O günden sonra bütün balıkçıllar boynu eğri doğmuş, bu onlara çakallara karşı dikkatli olmalarını hatırlatmış hep. (Çakal, Güvercin, Balıkçıl)

Ay öyle bir sinirlenmiş ki duyduklarına, minik el baltasını alıp savurmuş tavşana. Balta tavşanı öldürmemiş ama üst dudağını yarmış ikiye… Ay’a sinirlenen tavşan ise can havliyle pençelerini çıkarıp savurmuş onun yüzüne, bugün Ay’ın yüzeyinde çıplak gözle bile görebildiğimiz lekeler bu tavşanın pençe izleriymiş. (Ölüm Nereden Geldi, Güney Afrika Masalları)

** Anansi : Örümcek (Afrika) (Batı Afrika Anansi Masalları, W.H. Barker, Cecilia Sinclair)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: