Hucklerberry Finn- Mark Twain/ Samuel Langhorne Clemens

Kısa süre sonra bir örümcek omzumdan yukarı tırmanmaya başladı ona bir fiske vurunca gidip mumun üstüne düştü; ben daha kılımı kıpırdatamadan kavrulup gitti. Bunun korkunç kötü bir işaret olduğunu ve bana kötü şans getireceğini başkasının söylemesine gerek yoktu, korkudan yaprak gibi titremeye başlamıştım. Ayağa kalktım ve üç kez kendi etrafımda döndüm, her seferinde de haç çıkardım; ardından cadıları uzak tutmak için saçımın bir tutamına ip bağladım.

Daha önce de pek çok kez başıma böyle şeyler gelmişti. Görgülü insanların yanındaysan, cenazedeysen ya da uykun olmamasına rağmen uyumaya çalışıyorsan- kısacası kaşınmanın uygun olmadığı bir yerdeysen, her tarafında binlerce yer kaşınmaya başlar.

Zaman zaman dul bayan beni bir kenara çekip Tanrı’dan insanın ağzının suyunu akıtacak şekilde bahsediyordu; ama belki hemen ertesi günü Bayan Watson beni yakalıyor ve tüm öğrendiklerimin tersini anlatıyordu. En sonunda iki Tanrı olduğunda karar kıldım.

Suyun üstünde sırtüstü yüzerken bulunduğunu söylediler… Ama hissettiğim ferahlık uzun sürmedi, çünkü aklıma önemli bir şey gelmişti. Boğulan bir adamın sırtüstü değil, yüzüstü döneceğini gayet iyi biliyordum. Demek ki boğulan babam değil, erkek gibi giyinmiş bir kadındı.

Bizim ihtiyar sövmeye başladı, aklına gelen her şeye ve herkese sövdü, sonra kimseyi atlamadığından emin olmak için hepsine bir daha sövdü ve nihayet genel olarak her şeye iyice söverek son bir cila attı. Bu son sövdüklerinden bazılarının adını bile bilmediğinden sıra onlara gelince adı her neyse onun diyor, sonra devam ediyordu.

Sonra aklıma, somun ekmeklere civa koyup nehirde yüzdürdükleri geldi. Somun daima gidip boğulmuş cesedin üstünde duruyordu.

Sonra aniden aklıma bir şey geldi. Dul bayan, rahip ya da başka biri bu somun beni bulsun diye dua etmişti ve gerçekten de gelip beni bulmuştu. Demek ki bu somun işinin içinde muhakkak bir iş vardı. Yani dul bayan ya da rahip dua edince işe yarıyordu ama benim gibiler edince bir şey olmuyordu, anlaşılan sadece doğru kişiler dua edince işitiliyordu.

Yavru kuş yakalamak ölüm getirirmiş. Ayrıca Jim akşam yiyeceğin şeyleri saymaman gerektiğini söyledi, çünkü uğursuzluk getirirmiş. Güneş battıktan sonra masa örtüsünü silkelersen de aynı olurmuş. Bir de bir adamın arı kovanı varsa, o adam öldüğünde sonraki sabah güneş yükselmeden önce arılara haber vermek gerekirmiş, yoksa arıların hepsi zayıflar, çalışmayı bırakır ve ölürmüş. Jim arıların aptalları sokmadığını da söyledi, ama inanamadım. Çünkü pek çok az anlarla uğraşmıştım ve beni sokmamışlardı.

… şans getiren alametler olup olmadığını sordum. Şöyle dedi: Çok az…onların da zaten kimseye faydası yok. Niye merak ediyorsun ki şans ne zaman yüzüne gülecek diye? Şansı kendinden uzak tutasın diye mi? Ayrıca ekledi: Kolların ve göğsün kıllıysa eğer. O halde sen er ya da geç zengin olursun… Belki de ilk başta uzun zaman beklemen gereklidir, bu yüzden sen alameti tanımazsın ve zengin edecek alametleri bilmezsin, maazallah belki de hüsrana uğrayıp kendini bile öldürebilirsin.

Balum parayı aldı ve kiliseye gitti, orada vaiz demiş ki her kim parasını yoksullara verirse, o aslında Tanrı’ya borç verir, sonunda parası 100 kat artar. Bu yüzden Balum 10 senti yoksullara verdi ve parasının artmasını beklemeye başladı. Peki para arttı mı, Jim? Yok, hiçbir zaman artmadı.

Neyse, Jim, boş ver gitsin, zaten sen ilerde bir gün zengin olacaksın. Evet… aslına bakarsan şimdi de zenginim ben. Kendime sahibim ve tam tamına 800 dolar ediyorum. Keşke o para bende olsa, başka bir şey istemem.

Tam bir yaz fırtınası kopmuştu. Bilirsiniz ya, ortalık o kadar kararır dışarısı acayip bir laciverte döner, muhteşem bir manzara olur, yağmur öyle bastırır ki az ilerideki ağaçlar bile silikleşir, adeta bir örümcek ağının ardına saklanır. Kimi zaman sert bir esintiyle ağaçlar eğilir ve yaprakların açık renkli alt tarafları meydana çıkar. Rüzgar bastırdıkça bütün ağaç dalları delirmiş gibi savrulur. Sonra her yan en koyu laciverte bürünür, ama gökyüzünün birden yarılmasıyla her şey beyaza keser. çok uzaklarda, hatta az öncekinden yüzlerce metre ötede ağaç tepelerinin rüzgarda çırpındığı görülür. Yine her yer kapkara kesilir, derken bir çatırtı kopar, gümbürtüye döner ve homurdanarak yere iner, oradan da yankılana yankılana dünyanın alt tarafına doğru yuvarlanır; tıpkı merdivenden boş fıçıları yuvarladığında olduğu gibi, tabi burada merdivenler epeyce yüksektir ve fıçılar epeyce tangırtı çıkarır.

Ölü bir yılanı nereye bırakırsan eşi oraya gelip yanına çöreklenir.

Yılan gömleği tutmak o kadar korkunç bir uğursuzlukmuş ki başka şeyler de olmasını bekliyormuş. Arkasındaki yeni aya sol tarafından bakmayı bile eliyle yılan gömleği tutmaya bin kez tercih edeceğini söyledi.

Söyle bakalım… yatan bir inek ilk önce ne tarafından kalkar? Çabuk cevap ver ama… üzerinde düşünme. Hangi tarafı önce kalkar? Arka tarafı, bayan. Peki ya at? Ön tarafı kalkar, bayan. Ağacın hangi tarafında yosun olur? Kuzey tarafında. Bir yamaçta 15 inek otluyorsa kaç tanesinin başı aynı yöne dönüktür? Hepsinin, bayan.

Aşk olsun be yavrum, bir daha ipi iğneye geçirmen gerektiğinde ipi sabit tutup iğnenin deliğini geçirmeye çalışma; iğneyi sabit tut ve ipi delikten geçir… Kadınlar daima böyle yapar, ama erkekler her zaman tersini yapar. Ayrıca fareye filan bir şey fırlatacaksan parmak uçlarına kadar yüksel, elini olabildiğince biçimsizce başının üstüne kaldır, sonra da farenin 2-3 metre uzağına at. Doğrudan omzunu kullanarak fırlat, sanki kolun omuzdan hareket ediyormuş gibi…Kızlar nasıl yapıyorsa öyle; bileğini ve dirseğini kırarak, kolunu yana doğru açarak erkek gibi atma. Bir de unutma, bir kız kucağına düşen bir şeyi yakalamak için dizlerini iki yana ayırır; kurşun topunu yakalarken senin yaptığın gibi dizlerini birleştirmez.

Babam, bir şeyin bedelini daha sonra ödemeyi düşünüyorsan onu ödünç almaktan zarar gelmez derdi; ama dul bayan bunun hırsızlığı allayıp pullamak olduğunu ve dürüst birinin asla hırsızlık yapmayacağını söylerdi. Jim’e göre dul bayan da biraz haklıydı, babam da biraz haklıydı; bu yüzden en iyisi listemizde birkaç şeyi çıkarıp onları bir daha ödünç almayacağımızı söylemekti- o zaman diğerlerini ödünç almaktan zarar gelmezdi.

Dul bayanın duymasını isterdim. Bu azılı suçlulara yardım ettiğim için benimle gurur duyardı herhalde, çünkü dul bayanın ve iyi insanların en çok ilgi gösterdiği kişiler hergeleler ve haşerelerdir.

Kim? Ben mi? Hadi oradan. Bana doğrularını anlatıp durma. Sağduyulu bir şey görünce, şıp diye anlarım ben. Bu işte sağduyu filan yok. Tam bir çocukla ilgili sorunu çocuğun yarısını bir kadına vererek çözmeye çalışan bir adamda, yağmurda kalsa başını bir yere sokmayı düşünecek kadar akıl yoktur. Bana Süleyman’dan bahsetme, Huck, ben onun ciğerini bilirim. Ama sana işin aslını anlamamışsın diyorum. Anlasam ne çıkar? Ben ne bildiğimi bilirim. Hem asıl mesele bundan çok daha derin. Süleyman’ın yetişme tarzıyla ilgili. Örneğin 1 ya da 2 çocuğu olan bir adam düşün, çocukları kolayca harcayabilir mi? Hayır, harcayamaz, bunu göze alamaz. Bir çocuğun değerini bilir. Ama bir adamın evinin içinde koşuşturan 5 milyon çocuğu varsa, o zaman durum değişir. Bir sürü başka çocuğu olduğu için bir çocuğu kedi gibi doğrayıverir. Nasıl olsa daha çok var. 1-2 çocuğun Süleyman için önemi yok. Adı batsın onun!

** Hz. Süleyman: Yahudilik’te ve Hıristiyanlık’ta sadece kral, İslâm’da ise hükümdar-peygamber kabul edilir. Süleyman isminin İbrânîce’deki karşılığı olan Şelomoh’nun (Şlomo) “barış, selâmet, sükûnet” mânasındaki şalom kelimesinden geldiği ve “barışsever, barışçı” anlamını taşıdığı belirtilir. Ahd-i Atîk’te yer alan bilgiye göre Dâvûd, Tanrı’dan oğlunun döneminde barışın hâkim olacağı müjdesini aldığı için ona bu adı vermiştir. Bir yoruma göre Şelomoh, “Yahve onun mülkünü korusun” mânasındaki daha uzun bir ismin kısaltılmış şeklidir. Bazı Yahudi kaynakları ise bu ismi annesi Bat-şeba’nın koyduğunu kaydeder. Peygamber Natan ona Yedidya (Rabbin sevgilisi) adını vermiş, saltanatı boyunca hüküm süren barış sebebiyle asıl adı olan Yedidya’nın yerine Şelomoh ismi kullanılmıştır. “Vâiz” anlamında Kohelet olarak da adlandırılan Süleyman ayrıca “Tanrı’ya bağlı” anlamında Lemuel, “bilge sözleri toplayan” anlamında Agur, bütün dünya üzerinde hüküm sürdüğü için Yakeh, mâbedi inşa ettiği için Ben, Tanrı onunla beraber olduğu için Ithiel isimleriyle anılmıştır. İslâm kaynaklarına göre de Süleyman İbrânîce kökenli olup “sağlık” anlamındadır. Bu ismin Selâm(et) kelimesinden geldiği, düşmanları ona teslim olduğu ve o da düşmanlarından emin bulunduğu için kendisine bu adın verildiği de rivayet edilmiştir. İsrâiloğulları’nın üçüncü kralı olan Süleyman hakkında başta Ahd-i Atîk olmak üzere Yahudi sözlü geleneğinde ve diğer Yahudi kaynaklarında pek çok rivayet ve efsane yer alır. Ahd-i Atîk’teki bazı ifadeler, Kudüs’te dünyaya gelen Süleyman’ın Dâvûd’un Bat-şeba’dan doğma ikinci çocuğu olduğuna işaret etse de diğer bazı ifadelere ve şecere listelerine göre o Bat-şeba’dan doğan dördüncü çocuktur. Kendisi için bir saray yaptırdıktan sonra Tanrı için de bir mâbed yaptırmak isteyen Dâvûd’a zürriyetinin ondan sonra saltanat süreceği, yerine geçecek oğlunun bir mâbed inşa edeceği ve bu oğlunun Süleyman olduğu bildirilmiştir. Dâvûd yaşlandığında diğer oğlu Adoniya kendini krallığın vârisi ilân etmiş, buna karşılık Peygamber Natan ve Bat-şeba’nın telkin ve hatırlatmasıyla Dâvûd, kendi yerine oğlu Süleyman’ın kral olduğunu belirtip başkâhin Tsadok’a Süleyman’ı kral olarak görevlendirmesini (meshetme) emretmiş, böylece Süleyman daha babasının sağlığında kral sıfatıyla tahta geçmiştir. O dönemde ilk çocuğun tahta geçmesi gibi bir kural bulunmadığından Dâvûd’un küçük oğlu Süleyman’ı kral seçmesi kınanmamış, aksine Süleyman krallığın ileri gelenlerinin desteğini almıştır. Bir yoruma göre Süleyman milâttan önce 967-965 yılları arasında babasıyla birlikte, 965-928 arasında tek başına hüküm sürmüş, diğer bir yoruma göre ise babasının vefatından kısa bir süre önce 971 veya 970’te kral olmuş ve 931 yılına kadar hüküm sürmüştür. Kral olduğunda, “Allahım! Ben henüz çocuk denecek bir yaşta yöneticilik nedir bilmezken bu kulunu babam Dâvûd’un yerine kral yaptın” demesinden hareketle Süleyman’ın on iki veya on dört yaşlarında krallık tahtına oturduğu nakledilirse de, kral olduğunda muhtemelen yirmi yaşlarındaydı. Babası Dâvûd’un saltanatının yirminci yılında doğmuş ve onun gibi kırk yıl krallık yapmıştır. Ahd-i Atîk’te yer alan bilgilere göre Dâvûd, oğlu Süleyman’a Mûsâ’nın şeriatından ayrılmamasını, krallığını güçlendirici tedbirler almasını öğütlemiş, bu çerçevede yapması gerekenleri hatırlatmıştır. Süleyman babasından sınırları Fırat nehrinden Mısır’a kadar uzanan bir krallık miras almış, bütün İsrâil üzerinde kral olmanın yanı sıra bölgedeki ülkeleri vergiye bağlamak suretiyle emri altına almıştır. Tahta oturunca babasının tâlimatını uygulamaya başlamış, öncelikle düşmanlarını ortadan kaldırıp krallığını kuvvetlendirmiştir. Diğer taraftan Firavun’un kızını alarak Mısır’la ittifak kurmuş, ülkeyi bu yönden gelecek tehlikelere karşı güvence altına almıştır. Ülkenin yönetiminde babası Dâvûd’un oluşturduğu yönetim kadrosunun bir kısmını muhafaza etmiş, diğerlerini yenilemiş, ayrıca yeni görevler ihdas etmiştir. Krallığın idare sisteminde merkezî yönetim ve on iki eyalet valiliği bulunuyordu. Merkezî idarede kendisi dışında başkâhin (başkohen), kâhinler, kâtipler, devlet tarihçisi, ordu kumandanı, başvali, özel danışman, saray sorumlusu ve angaryacı başı gibi kadrolar mevcuttu. Ordu, savaş zamanı toplanan piyadelerle cenk arabalarından oluşuyordu. 1400 cenk arabası ve 12.000 at mevcuttu . Bir rivayete göre 40.000, bir başka rivayete göre ise 4000 bölmelik ahırlar vardı ve her araba iki at tarafından çekiliyordu. Dâvûd kendi döneminde komşu kavimleri otoritesi altına aldığından Süleyman ordusunu çok fazla kullanmadı. Sadece bir defa savaş yaptı ve krallığın kuzeydoğusunda barışı hâkim kılmak için gerekli olan Hamat’ı aldı. Yukarı Ürdün’deki Hatsor’u güçlendirdi; Edom üzerinden Akabe körfezindeki Etsiyon-Geber’e giden yolun güvenliğini sağladı. Böylece krallığının teşkilâtlanması ve zenginliği saltanatı boyunca barışın sürmesine vesile oldu. Mısır ve Asur gibi dönemin büyük güçlerinin zayıflığı karşısında Mezopotamya’nın batısındaki bölgeler üzerinde tartışmasız hâkimiyet kurdu. Güvenliği sağlamak ve krallığın varlığını sürdürmek için Firavun’un kızı başta olmak üzere (Mûsâ şeriatına göre evlenmenin yasak olduğu) Moab, Ammon, Sayda ve Hitti gibi bölge krallarının kızlarıyla evlendi, böylece hanımlarının sayısı 700’e, câriyelerinin sayısı 300’e çıktı. Ülke içinde kalan ve İsrailli olmayan Amorîler’i, Hittîler’i, Perizzîler’i, Hivîler’i ve Yebusîler’i angarya işlerde kullandı; İsrâiloğulları’nı ise cenk savaşçı ve özel hizmetli, memur, güvenlik görevlisi ve arabalı cenkçiler ile atlılarının komutanları olarak istihdam etti. Onun saltanatında barış, bolluk ve refah hâkim oldu. Merkezde mâbed ve sarayın inşası ile Kudüs’ün tahkimi gibi önemli işler, Kudüs dışında ise çeşitli ambar şehirlerinin ve tesislerin inşası gerçekleştirildi. O dönemde toplanma çadırı Gibeon’da, ahid sandığı Kudüs’teydi ve halk yüksek mekânlarda sunak yerleri oluşturmuştu. Süleyman, mâbed inşa edilinceye kadar bu yerlerde kurban kesme uygulamasını sürdürdü. Rüyada kendisine görünen Rab’den kalabalık kavmine hükmedebilmek ve iyiyi kötüden ayırabilmek için anlayışlı yürek istedi. Rab de uzun ömür ve zenginlik yerine bilgelik isteyen Süleyman’ın dileğini kabul etti ve ona hikmetli ve anlayışlı bir yürek, ayrıca dilemediği halde zenginlik ve izzet verdi. Rivayete göre Süleyman, Allah’ın bilgelik lutfetmesi için kırk gün oruç tutmuş ve karşılığında kendisine öyle bir bilgelik verilmiştir ki “hikmetin babası” diye anılmıştır. Helenistik yazarlara göre Süleyman’ın bilgeliği bilim ve felsefe, Rabbânîler’e göre ise Tevrat konusundadır. Süleyman, isteği kabul edildikten kısa bir süre sonra hikmetini ortaya koyacak bir olayla karşılaşmış, aynı çocuğu paylaşamayan iki kadın arasındaki davayı çözüme kavuşturma şekli âdeta darbımesel haline gelmiş ve “Süleyman’ın hükmü” deyiminin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Süleyman’ın gerçekleştirdiği büyük işlerin başında bugünkü Mescid-i Aksâ’nın bulunduğu yerde mâbedin (Bet ha-Mikdaş) inşa edilmesi gelmektedir. Dâvûd, mâbed yapma işinin Yahova’nın emriyle oğlu Süleyman’a verildiğini belirterek Rab tarafından kendisine bildirilen inşaat planı ve malzemeleriyle ibadet araçlarını oğlu Süleyman’a vermiş, ayrıca yüklü miktarda altın ve gümüş bırakmış, onu örnek alan ileri gelenler ve zenginler de mâbed yapımı için Süleyman’a altın, gümüş, demir ve tunç vermiştir. Süleyman, babası Dâvûd’un dostu olan Sûr Kralı Hiram ile sıkı ilişki kurdu ve Hiram mâbedin yapımına büyük katkıda bulundu. Süleyman’ın talebi üzerine Hiram’ın adamları buğday, yağ ve şarap karşılığında Lübnan dağlarından erz ve servi kerestesi temin edip Süleyman’a götürdü. Mâbedin yapımında ayrıca yük taşıyan 70.000 ve dağlarda taş kesen 80.000 işçi ile bunların başında bulunan 3300 kâhya vardı. Bütün bunlar, mâbedin temeli için büyük ve değerli taşlar yontup mâbedin inşasında kullanılan taşları ve keresteyi hazırladı. Hiram mâbedin inşası için yaptığı malzeme yardımı yanında ustalar da gönderdi, buna karşılık kendisine yirmi şehir verildi. Süleyman ve Hiram denizde de iş birliği yaparak bir nevi filo inşa ettiler. Mâbed -İbrâhim’in oğlunu kurban etmek için götürdüğü yer kabul edilen- Moriya tepesinde yaptırıldı. Süleyman mâbedin yapımına çok emek verdi. Rivayete göre Fenikeli usta ve işçilerin, İsrail’deki kölelerin yanı sıra melekler ve cinler de inşaatta çalışmıştır. İlâhî yardımın bir tezahürü olarak çalışanlar iş tamamlanıncaya kadar hasta olmamış, ölmemiş, aletler bozulmamış, büyük ve ağır taşlar kendiliğinden yükselerek konulacakları yerlere yerleşmiştir. Ustabaşı Hiram ise (Sûr kralı olan Hiram değil) daha sağlığında cennetle mükâfatlandırılmıştır. Mâbedin inşasına İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkışının 480 ve Süleyman’ın krallığının dördüncü yılında başlandı; yedi yıl altı ayda tamamlandı. Mâbedin uzunluğu 60 arşın (27 m.), genişliği 20 arşın (9 m.), yüksekliği 30 arşın (13,5 m.) olup üç kısımdan meydana geliyordu: “Ulam” adı verilen ve asıl mâbede açılan bir nevi salon şeklindeki koridor, “hekal” denilen asıl salon, “debir” denilen ve mâbedin en gerisinde yer alan oda ki buraya Kadoş ha Kadeşim (kutsallar kutsalı) adı verildi. Mâbed, Sûrlu tunç ustası Hiram’ın yaptığı sütunlar, kazanlar, ayrıca boğa heykelleri, aslan ve hurma ağaçlarından süslemeler ve diğer eşyalarla donatıldı; daha sonra ahid sandığı mâbeddeki yerine kondu. Süleyman mâbedin açılış duasını bizzat yaparak halkı takdis etti. Rivayete göre mâbed “bul” ayında tamamlanmış, fakat ilâhî takdirle İbrâhim’in doğduğu ayda açılışının yapılabilmesi için bir yıl kapalı tutulmuştur. Süleyman, Allah için yaptırdığı mâbedin ardından kendisi için inşası on üç yıl süren bir saray yaptırdı. Süleyman mâbed ve sarayı inşa ettikten sonra Rab ona tekrar görünerek hükümlerini ve kanunlarını tuttuğu takdirde krallığının ebedî olacağını, aksi halde İsrail’in sahip olduğu topraklardan atılacağını bildirdi. Süleyman’ın sarayı da mâbed kadar muhteşemdi. Lübnan Ormanı denilen saray sütunlu salon, taht salonu, Süleyman’ın ve eşi olan Firavun’un kızının ikamet ettiği saray binalarından oluşuyordu. Fildişinden taht ince Ofir altınıyla, değerli mücevherlerle kaplıydı. Sarayın bütün eşyaları saf altından yapılmıştı. Tahta altı basamakla çıkılıyor ve her basamakta iki altın aslan heykeli bulunuyordu. Tahtın üzerinde yedi kolu her yöne uzanan altından bir şamdan asılıydı. Çevresinde Sanhedrin üyeleri için yetmiş, başkâhin ve yardımcısı için iki koltuk bulunuyordu. Yedi münâdî, kral ve hâkim olan Süleyman tahta çıkarken ona ödevlerini hatırlatmakla yükümlüydü. Süleyman ilk basamağa ayak bastığında ilk münâdî yaklaşıyor ve krallarla ilgili yükümlülüklerden ilkini, “Çok kadın almayacaksın” emrini okuyordu. Diğer münâdîler ikinci basamakta, “Çok ata sahip olmayacaksın”; üçüncü basamakta, “Çok altın ve gümüş biriktirmeyeceksin”; dördüncü basamakta, “Yanlış hüküm vermeyeceksin”; beşinci basamakta, “İnsanlara güvenmeyeceksin”; altıncı basamakta, “Hediye kabul etmeyeceksin” ve nihayet tahta oturmak üzere iken yedinci münâdî, “Kimin önünde durduğunu bil” kurallarını hatırlatıyordu. Krallığın gelirinin büyük bir kısmı vergilerden toplanıyordu. Peygamber Samuel’in tohumların, bağların ve sürülerin ondalığının (öşür) seçilecek krala ait olduğu sözüne dayanarak on iki kâhya bu ondalığı topluyordu. Bunun yanında ithalât vergileri, geçiş vergileri ve hediyeler de diğer temel gelir kaynaklarını oluşturuyordu. Ayrıca gelirler içinde ticaretin de önemli bir yeri vardı. Denizci Fenikeliler’e komşu olan Süleyman, ticaretin onlara getirdiği kazancı görüp altın ve at ithalâtını tekeline aldı; ticarî kervanlar için en uygun yerlere ambar şehirleri ve menziller kurdurdu, Etsiyon-Geber’de gemiler yaptırdı. Bu gemiler üç yılda bir altın, gümüş, fildişi, maymun ve tavus kuşları getiriyordu. Rivayete göre Süleyman aynı zamanda bir bahçe ustası olup İsrail topraklarındaki bütün bitkileri yetiştirmişti. Ayrıca hayvanların ve kuşların dilinden anlayan Süleyman bütün bu hayvanları emri altına almıştı. Tanrı’nın Süleyman’a verdiği bilgeliği dinlemek için dünyanın her yanından insanlar onu görmeye gelir, armağan olarak altın ve gümüş eşya, giysi, silâh, baharat, at ve katır getirirlerdi. Sebe melikesi, Güney Arabistan’dan kalkıp Kudüs’e gelerek şöhretini duyduğu Süleyman’ı ziyaret etti. Süleyman’ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin davranışını, hizmetkârlarının özel giysileriyle yaptığı hizmeti, Rabb’in tapınağında sunduğu takdimeleri görünce onun hem zenginliğine hem hikmetine hayran kaldı; Süleyman’a altın, çok miktarda baharat ve değerli taşlar hediye etti. Rivayete göre Tanrı denize sahip olduğu bütün değerli şeyleri sahile atmasını emretmiş, Süleyman da böylece mûcizevî bir zenginliğe sahip olmuştur. Ancak Firavun’un kızıyla evlenince zenginliği azalmaya başlamıştır. Ahd-i Atîk bölümlerinden Meseller, Neşîdeler Neşîdesi ve Vâiz kitaplarının yanı sıra Ahd-i Atîk apokrifası (yahudilerce kutsal metin kabul edilmeyen yazılar) içinde yer alan ve bazı hıristiyanlarca kutsal sayılan Hikmet kitabı ile (Wisdom of Solomon) Ecclesiasticus’un (Ben Sira), ayrıca Süleyman’ın Deyişleri ile (Odes of Solomon) Süleyman’ın Mezmurları’nın da (Psalms of Solomon) onun eseri olduğu kabul edilmektedir. Yahudi kaynaklarına göre Süleyman’ın çok değerli bir uçan halısı vardı. Onunla dilediği yere süratle giderdi. Emirlerini uygulatmak üzere yanında insanlardan Âsaf b. Berahyâ, cinlerden Ramirat, hayvanlardan aslan, kuşlardan kartal bulunurdu. Onun cinlere hükmettiği ve sihir ilmine sahip olduğu şeklindeki inanç Ahd-i Atîk’te yer almamasına rağmen milâdî dönemin başlangıcında ortaya çıkmış ve Ortaçağ’da yaygınlaşmıştır. Süleyman için Ahd-i Atîk’te mevcut, “Lübnan sedir ağacından duvarlarda biten mercanköşk otuna kadar bütün ağaçlardan söz ettiği gibi hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan da söz edebiliyordu” şeklindeki ifadeden hareketle onun her şeyi, bu çerçevede ruhları, görünmez varlıkları da bildiği, dolayısıyla evrenin karanlık güçleri üzerinde gücünün bulunduğu kanaatine varılmış, Süleyman’ın sihir ve görünmez varlıklarla ilişkisi olduğu kabul edilmiştir. Buna göre Süleyman’ın çeşitli özellikleri yanında Tanrı’nın ona bahşettiği cinlerle ve kötü ruhlarla mücadele sanatından ve bunları insanların şifa bulması için kullandığından bahsedilmekte, hastalıkları uzaklaştırmak için tertip ettiği dualardan, kötü ruhları yakalayıp zincirleme formüllerinden, iyi ve kötü ruhları kontrol etme özellikleri içeren yüzüğünden söz edilmiştir. Süleyman’ın Firavun’un kızıyla evlenmesi ve bunun sonuçları yahudi dinî literatüründe genişçe yer almıştır. Buna göre söz konusu evliliğin töreni ve eğlenceleri, mâbedin tamamlandığı gün yapılmış ve düğün coşkusu mâbedin açılış coşkusunu geçmiştir. Diğer bir rivayete göre ise düğün, mâbedin inşaatı dönemine denk gelmiştir. Süleyman’ın en sevdiği hanımı Firavun’un kızıydı, fakat hanımları içinde kendisine en çok günah işleten de oydu. Ancak diğer eşleri de onun yüreğini saptırmış ve ihtiyarlığında başka ilâhlara tapmış, bunun üzerine Tanrı’nın öfkesine sebep olmuş, kendisine krallığın elinden alınacağı, fakat bunun babası Dâvûd’un hatırı için kendi sağlığında değil oğlunun döneminde olacağı bildirilmiş ve işlediği günahlara karşılık Rab, düşmanları ülkesine musallat etmiştir. Süleyman putperest kadınlarla evlenmenin dışında çok fazla ata sahip olmak, bol miktarda altın ve gümüş biriktirmek ve bilhassa bir krala müsaade edilen on sekiz hanımdan fazlasını almak suretiyle başka Tevrat kurallarını da ihlâl etmiştir. Rabbânî literatürdeki rivayetlere göre günahları sebebiyle Süleyman yavaş yavaş tahtını, servetini ve hatta bilgeliğini kaybetmiş, önce insanlara ve cinlere, ardından dünya üzerindeki insanlara, daha sonra sadece İsrail halkına hükmetmiş, nihayet yanında sadece asâsı kalmıştır. Üç uzun yıl boyunca bir dilenci olarak şehirden şehire, ülkeden ülkeye seyahat etmiştir. Yaşlı ve yoksul olduğunda her gittiği yerde, “Ben Kohelet, Kudüs’te İsrail kralıydım” diyerek Vâiz kitabını, gençliğinde Neşîdeler Neşîdesi’ni, orta yaşında Süleyman’ın Meselleri’ni yazmıştır. Süleyman’ın krallığı ekonomik gelişme ve siyasî güvenlik açısından iyi durumda bulunmasına rağmen sosyal isyan ve kabile muhalefetlerine sahne oldu. Süleyman kırk yıllık saltanatın sonunda vefat etti ve babası Dâvûd’un şehrine (Kudüs) gömüldü. Süleyman’ın vefatından sonra ağır vergiler ve angaryacılık kurumu sebebiyle isyanlar başladı ve İsrail Krallığı’nın bölünmesiyle neticelendi. (https://islamansiklopedisi.org.tr/suleyman)

Dinle şimdi Jim; kediler bizim gibi mi konuşur? Hayır, kediler öyle konuşmaz. Peki ya inek? Yok, inek de konuşmaz. Kediler inek gibi konuşur mu ya da inekler kedi gibi konuşur mu? Yok, olmaz. İkisinin de birbirinden farklı konuşması gayet doğal, değil mi? Tabii ki. Peki kedinin ve ineğin bizden farklı konuşması normal ve doğru değil mi? Tabii, öyle elbet. O zaman bir Fransızın bizden farklı konuşması da normal ve doğru değil mi? Buna cevap ver bakalım. Kedi insan mı ki, Huck? Hayır. O halde aklın kesiyor mu senin? Kedi niye insan gibi konuşsun ki? Peki inek insan mı? Veya inek kedi mi? Hayır, hiçbiri değil. O zaman bunlardan hiçbiri öbürleri gibi konuşmaz. Fransız insan mı? Evet. Tamam o zaman! Lanet olsun, bu Fransız niye insan gibi konuşmaz? Sen buna cevap ver hadi!

… çünkü yaptığım şeyin yanlış olduğunu pekala biliyordum ve doğruyu yapmayı öğrenmeye çalışmamın boşa olduğunu anlamıştım; küçükken iyi terbiye olmayan, yol yordam öğrenmeyen bir insan ne kadar çabalasa boş.

… Doğruyu yapmak başına dert açıyor, yanlış yaptığında ise kimse zarar görmüyor ve her iki durumda da kendini kötü hissediyorsun.

** Highland Mary/ Mary Campbell(1763-86): Daling’den denizci Archibald Campbell denizci ile 1762’de evlenen Dunoon’un Auchamore’lu Agnes Campbell tarafından dünyaya geldi. O dört kişilik bir ailenin en büyüğüydü. Önce Dunoon yakınlarında, sonra Campbeltown’da ve son olarak Greenock’ta ailesiyle birlikte yaşadı. Gençliğinde Ayrshire’a gitti ve Gavin Hamilton’un Mauchline’daki evinde hemşire oldu. Hamilton’un evli kızı Bayan Todd, Mary Campbell’ın 1785’te kardeşi Alexander’a bakmaya geldiğini, onu güzel olmasa da ‘çok hoş ve çekici’ olarak nitelendirdi. Oradan, sütçü kız olarak çalıştığı Coilsfield’a (Burns’ün ‘Castle o’ Montgomery ‘) taşındı. Mary’nin kız kardeşi Bayan Anderson ile 1817’de tanışan Grierson’a göre, Mary ‘uzun boyluydu. Erken yaşamı yarım yamalaktır; ancak Burns ile olan ilişkisi daha da az biliniyor. Burns’ün annesi ve kız kardeşi Isabella’ya göre Burns, Jean Armor tarafından ‘terk edildikten’ sonra Mary Campbell’a döndü. Evlendiklerine dair de söylenti bulunuyor. Yoğun bir İskoç aksanıyla konuşuyordu. (http://www.robertburns.org/encyclopedia/CampbellHighlandMary176315186.180.shtml)

** Robert Burns (1759-96): Alloway, İskoçya’da William ve Agnes Brown Burnes’in oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Burns de kiracı bir çiftçiydi. Ancak, hayatının sonuna doğru, Dumfries’te özel tüketim vergisi toplayıcı oldu; hayatı boyunca aynı zamanda pratik bir şairdi. Şiirleri, çiftlik hayatı, bölgesel deneyim, geleneksel kültür, sınıf kültürü ve farklılıkları ve dini uygulamaların yönlerini anlatır. İskoçya’nın ulusal şairi olarak kabul edilir. Bu unvana ulaşmak için yola çıkmamış olsa da, “The Answer” da yaptığı gibi, İskoç ozan olarak anılmak, anavatanını şiir ve şarkılarla yüceltmek istediğini açıkça ve defalarca dile getirdi. Bugün İskoçya’nın ulusal şairi olarak görülmesi, İskoç edebiyat geleneğinin doruk noktası olarak konumuna çok şey borçludur. Burns, hem parlaklığı hem de başarısı bazı ünlü eserlerini yazdığı İskoç dili -kullanmış olsa bile- giderek azaldığı ve bu edebi çizginin sonu olarak görülüyor. İngiliz kültürel ve dilsel hegemonyasına geçiş 1603 yılında, İskoçya Kralı VI. James Büyük Britanya Kralı I. James olduğunda, Kraliyet Kralları Birliği ile başlamıştı; 1707’de Londra’daki İskoç ve İngiliz Parlamentolarının birleşmesiyle devam etti ve bu, Burns’ün zamanında, bölgesel kültür ve lehçenin dışında kalan bir oldu bittiydi. Bu nedenle, Burns’ün İskoçya’nın ulusal şairi olmaya devam ettiği söylenebilir çünkü İskoç edebiyatı onunla birlikte sona ermiştir, daha sonra İngilizce veya Anglo-İskoç dilinde ya da Burns’ün taklitlerinde şiir üretmiştir. Bununla birlikte Burns, dönüşümlü olarak başka bir edebi geleneğin başlangıcı olarak görülmüştür: doğaya duyarlılığı, duygu ve duygularının yüksek değeri, kendiliğindenliği, özgürlüğe ve otoriteye karşı şiddetli duruşu nedeniyle sık sık Romantik öncesi şair olarak adlandırılır. Bununla birlikte, Burns’ü Romantiklerle ilişkilendiren nitelikler, doğduğu 18. yüzyıl İskoçya’sına mantıksal tepkilerdi. Ve mütevazı, tarımsal geçmişi onu bazı yönlerden her İskoç için, özellikle de yoksullar ve haklarından mahrum olanlar için bir sözcü yaptı. İnsanlığın eşitsiz durumunun farkındaydı ve onu ve hayatı boyunca daha iyi bir eşitlik dünyası umduğunu, şiir ve şarkılarla yazdı – belki de en anlamlı şekilde, “For A” şarkısında -. Burns’ün yaşadığı İskoçya, birkaç cephede bazen çelişkili, geçiş halindeki bir ülkeydi. İskoçya’nın özerkliğini elinden alan ve nihayetinde Edinburgh’tan ziyade Londra’dan alınan kararlar ve direktifler olarak İskoçya’nın sesini neredeyse tamamen susturan 1603 ve 1707 sendikalarının sonucu olarak siyasi sahne akış halindeydi. 18. yüzyılın başlarında Jacobite isyanlarında olduğu gibi, bir kayıp duygusu sorulara ve bazen eylemlere yol açtı. Ulusal bir kimlik var mıydı? İskoç benzersizliğinin yönleri toplanmalı ve kutsanmalı mı? İskoçya, İngiliz davranışlarını, dilini ve kültürel biçimleri benimseyerek ilerlemeli mi? Bu soruların hiçbirine tek bir cevap verilmedi. Ancak değişim söz konusuydu: İskoçlar, özellikle mesleklerde, dinde ve seçkin çevrelerde kullananlar tarafından kullanıldığı için bir İngiliz normuna yaklaştı; “İngilizce düşün, İskoçça hisset”, İskoçların anlaşılırlığının yanı sıra iletişimsel rolünü de sınırlayan yaygın bir uygulama gibi görünüyor. Ancak bir süre için İskoç lehçesinin kalıntıları belirli çevreler arasında beğeniyle karşılaştı. Burns’ün ilk hayatı, babasının Ayr yakınlarındaki Alloway’da bir mülk bahçıvanı olarak çalıştığı İskoçya’nın güneybatısında geçti. Daha sonra William Burnes, bölgede art arda iki çiftliği kiraladı; yakınlardaki Oliphant Dağı ve Tarbolton yakınlarındaki Lochlie. Burns, 1765 ile 1768 yılları arasında babası ve John Murdock ile birkaç komşusu tarafından öğretmen olarak kurulan bir okula gitti ve 1775’te Kirkoswald’da bir matematik okuluna gitti. Bu resmi ve aşağı yukarı kurumsallaşmış eğitim dönemleri, babasının vesayeti altında evde genişletildi. Burns, her zaman bir kitap taşıdığı için tuhaf olarak tanımlandı. Ailenin din, eğitim ve ahlakta kısıtlama için ataerkil gücü olan babasının ölümü Burns’ü serbest bıraktı. Ebenin doğumundaki kehaneti – hanımların ilgisini çekeceği – gerçek oldu; 1785’te Betty Paton’dan bir kızı ve 1786’da Jean Armor’dan ikizleri oldu. 1784 ile 1786 arasındaki şiirsel çıktıları, itibarının dayandığı eserlerin çoğunu (mektuplar, hicivler, tavırlar, resimler ve şarkılar) içeriyor ve bunların çoğunu zamanın tarzında dolaşıyor. : el yazması veya yüksek sesle okunarak. Kilmarnock baskısı, yaklaşık iki yıl süren kargaşa yaşamının bir sonucu olarak görülebilir. Ayrıca, biraz alışılmışın dışında olsa da yazılı ve kabul edilebilir bir evlilik sözleşmesini bozan Armor ailesiyle ciddi bir sorun yaşıyordu. Hızlıca şehir dışına çıkmaya ve değerini kanıtlayacak bir şey bırakmaya karar verdi. Görünüşe göre Batı Hint Adaları’na göç etme planları yapmış ve halihazırda çok beğenilen eserlerinin bazılarını yayınlama planını hayata geçirmiştir. 612 kopyadan biri Edinburgh’a ulaştı ve hak ettiği görüldü. Bu gelişigüzel onaydan haberdar olan Burns, göçmenlik planlarını – eğer ciddiyse – terk etti ve yerine Edinburgh’a gitti. Burns İskoç olduğu için sanatsal başarıları 18. yüzyıl İngiliz edebiyatının ana akımının dışında görünüyor. Romantik döneme de tam olarak uymuyor. Sonuç olarak, genellikle o dönemlerin edebi tarihlerinden ve antolojilerinden uzak tutulur, en iyi eserinin dilsel nitelikleri ek bir engel oluşturur. Ancak, çalışmasının çevirilerinin de onayladığı gibi, dilin tökezleyen bir engel olması gerekmez. Burns’ün insanlar arasındaki kökleri ve sosyal eşitsizliklerle ilgilenmesi onu özellikle Rusya ve Çin’de popüler hale getirdi. Burns ve edebi ürünleri geldiği toplumsal çevreye sıkı sıkıya bağlı olsa da, her ikisi de insanlığın durumunun güçlü sembolleri olmaya devam ediyor; ve ütopik çığlığı bugün de yazdığı zaman olduğu gibi anlaşılması zordur. (https://www.poetryfoundation.org/poets/robert-burns)

Auld Lang Syne

Should auld acquaintance be forgot
And never brought to mind?
Should auld acquaintance be forgot,
And auld lang syne.

Chorus.
For auld lang syne, my jo,
For auld lang syne,
We’ll tak a cup o’ kindness yet,
For auld lang syne.

And surely ye’ll be your pint-stowp!
And surely I’ll be mine!
And we’ll tak a cup o’ kindness yet,
For auld lang syne.
For auld, &c.

We twa hae run about the braes,
And pou’d the gowans fine;
But we’ve wander’d mony a weary fit,
Sin auld lang syne.
For auld, &c.

We twa hae paidl’d in the burn,
Frae morning sun till dine;
But seas between us braid hae roar’d
Sin auld lang syne.
For auld, &c.

And there ‘s a hand, my trusty fiere!
And gie ‘s a hand o’ thine!
And we’ll tak a right gude-willie-waught,
For auld lang syne.
For auld, &c. (http://www.rbwf.org.uk/auld-lang-syne/)

Çok Eski Günler

Bir tanıdık unutulursa,
Ve hiç akla gelmedi mi?
Bir tanıdık unutulursa,
Ve auld lang syne!

     Koro:
Auld lang syne için canım,
     Auld lang syne için.
     Henüz bir bardak nezaket alacağız
     Auld lang syne için.

Ve muhakkak ki siz bira bardağınız olacaksınız!
Ve kesinlikle benim olacağım!
Ve henüz bir bardak nezaket alacağız
Auld lang syne için.

     Koro

Biz sutyenlerin etrafında koşuyoruz
Ve gowanlara güzelce vurdun;
Ama yorgun bir nöbet geçirdik
Sin ‘auld lang syne.

     Koro

Biz yanık için ödedik.
Frae sabah güneşi akşam yemeğine kadar;
Ama aramızdaki denizler kükredi
Sin ‘auld lang syne.

     Koro

Ve bir el var, benim güvenilir ferim!
Ve gie senin bir eli!
Ve yakalanan doğru bir gude-willie alacağız,
Auld lang syne için.

     Koro (https://poets.org/poem/auld-lang-syne)

… atlarda olduğu gibi insanlarda da asalet kıymeti arttırır.

Kilisede kimse kalmamıştı, sadece 1-2 tane domuz vardı. Çünkü kapının kilidi yoktu ve domuzlar yazları serin diye ahşap zeminde yatmayı severler. Dikkat ederseniz insanlar mecbur kalmadıkça kiliseye gitmezler, ama domuzlar öyle değildir.

Gökyüzü yukarıda yıldızlarla çil çil olurdu ve biz de sırtüstü yatıp yıldızları izler, acaba yapılmışlar mıdır, yoksa birden mi ortaya çıkmışlardır diye tartışırdık. Jim’e göre yapılmışlardı, ama bana göre aniden ortaya çıkmışlardı; bence tek tek yapılmayacak kadar çok sayıdaydılar. Jim onları ayın yumurtlamış olabileceğini söylemişti; eh bu makul göründüğünden ben de itiraz etmemiştim… Kayan yıldızları da görürdük ve onların aşağı inişini seyrederdik. Jim’e bakılırsa bunlar çürüklerdi ve bu yüzden ayıklanıp yuvadan düşmüşlerdi.

Sizi tanıyor muyum? Gayet iyi tanıyorum. Güney’de doğdum ve büyüdüm. Kuzey’de yaşadım; bu yüzden her yerdeki ortalamayı bilirim. Ortalama adam korkağın tekidir. Kuzey’de dileyen herkesin sırtına çıkmasına izin verir, sonra da evine gidip buna katlanacak mütevazi bir ruh için dua eder. Güney’de ise tek bir erkek, adamlarla dolu bir arabayı güpegündüz durdurup hepsini donuna kadar soymuştur. Gazeteleriniz sizin için o kadar çok cesur insanlar diyor ki başkalarından daha cesur olduğunuzu sanıyorsunuz… Halbuki ancak başkaları kadar cesursunuz, daha fazla değil. Jürileriniz niye katilleri asamıyor? Çünkü adamın arkadaşlarının karanlıkta onları sırtından vuracağından korkuyorlar. Zaten adamın arkadaşları da aynen böyle yapıyor. Bu yüzden katiller daima aklanıyor; sonra bir erkek geceleyin arkasına 100 tane maskeli korkak alıp alçak herifi linç ediyor. Sizin hatanız yanınızda bir erkek getirmemiş olmanız; bu birinci hatanız, diğer hatanız ise karanlıkta gelmemeniz ve maskelerinizi takmamanız… Gelmek istemediniz. Ortalama adam belayı ve tehlikeyi sevmez. Siz de belayı ve tehlikeyi sevmezsiniz. Ama şuradaki Buck Harkness gibi bir yarım adam linç edelim, linç edelim! diye bağrınca geride kalmaktan korkarsınız… Ne olduğunuzun anlaşılmasından çekinirsiniz ve bu yüzden siz de bağırmaya başlar, yarım adamın eteğine tutunur ve öfke içinde buraya gelirsiniz, çok büyük şeyler yapacağınızı haykırır durursunuz. Böyle bir güruh kadar acınası bir şey yoktur ki; ordu da böyle bir şeydir. Bir güruh: İçlerindeki cesaretle savaşmazlar, kitleden ve subaylardan aldıkları cesaretle savaşırlar.

Gerçek bir linç yapılacaksa karanlıkta yapılır, Güneyli tarzında; ancak kalabalık maskelerini getirirse ve yanlarında bir erkek varsa.

Kralların böyle yaşaması seni şaşırtıyor mu, Huck? Yoo, dedim, hiç şaşırtmıyor. Nasıl şaşırtmaz be, Huck? Çünkü bu onların kanında var. Galiba hepsi aynı kalıptan çıkmış. Ama Huck, bizim krallar resmen dolandırıcılık yapıyor; buna başka bir şey denmez, düpedüz dolandırıcı bunlar. Ben de onu diyorum işte; anladığım kadarıyla kralların hepsi namussuz.

** VIII. Henry/ Henry Tudor (1491-1547): 1509’dan 1547’deki ölümüne kadar İngiltere kralıydı. İngiltere Kralı VII. Henry ve Elizabeth York’un oğlu olan 8. Henry, babasının ölümünden sonra İngiltere kralı oldu. Altı kez evlendi, iki eşinin kafasını kesti ve İngiliz Reformasyonunun ana başlatıcısı oldu. Hayatta kalan tek oğlu Edward VI, ölümünden sonra onun yerini aldı. İngiltere’nin Greenwich kentindeki Greenwich Sarayı’nda doğdu. VIII. Henry, sadece üçü hayatta kalan altı çocuktan biriydi: Arthur, Margaret ve Mary. Tudor Hanedanlığı’nda ikinci olan genç bir adam ve hükümdar olarak 8. Henry, karizmatik bir atletizm, sanat, müzik ve kültür için dönemin ötesinde bir yeteneğe sahipti. Esprili ve yüksek eğitimliydi, tüm eğitimi boyunca özel öğretmenler tarafından eğitildi. Müziği severdi, hatta kimi zaman müzik de yazdığı oldu. Kumar ve mızrak dövüşünü seven biri olarak sayısız turnuva ve ziyafete ev sahipliği yaptı. Babası her zaman Arthur’u kral olarak ve Henry’yi de yüksek rütbeli bir kilise görevlisi olarak tasavvur etmişti (o zamanlar ikinci doğan çocuklar için uygun bir rol). Kaderin emrettiği gibi Henry, babasının Güller Savaşı’nı sona erdirmesinden sonra barışçıl bir ulusun tamamını miras aldı. 8. Henry’nin ağabeyi Arthur’un tahta geçmesi bekleniyordu. 1502’de Prens Arthur, İspanyol kralı ve kraliçesi Aragonlu Catherine, Aragonlu II. Ferdinand ve Kastilya Kraliçesi Isabella I ile evlendi. Dört aydan kısa süren evlendikten sonra, Arthur 15 yaşında öldü ve tahtı bir sonraki kardeşi olan 10 yaşındaki Henry’ye bıraktı. Kralın 1509’daki ölümü üzerine, VIII. Henry 17 yaşında tacı aldı. Henry iyi huyluydu, ancak sarayına her dileğine boyun eğdirmeyi öğretti. Taç giyme töreninden iki gün sonra babasının iki bakanını tutukladı ve derhal idam etti. Krallığına ilerleyen yıllarda onu çoğu konuda mutlak kontrole zorlayacak danışmanlar arayarak başladı. 1514’ten 1529’a kadar VIII.Henry, iç ve dış politikalarına rehberlik etmesi için Katolik bir kardinal olan Thomas Wolsey’e güvenmişti. Wolsey, Henry’nin altında cömertlikten zevk aldı, ancak Wolsey, Henry’nin Catherine’den hızlı feshini yapmadığında, kardinal hızla gözden düştü. 16 yıllık iktidarın ardından, Wolsey tutuklandı ve haksız yere vatana ihanetle suçlandı. Tabi daha sonra gözaltında öldü. Henry’nin Wolsey üzerindeki eylemleri, papaya en yüksek din adamlarının bile isteklerini yerine getirmeyeceğine ve bunun yerine mahkemesinin her alanında tam güç kullanacağına dair güçlü bir işaret verdi. 1534’te 8. Henry kendisini İngiltere Kilisesi’nin yüce başı ilan etti. Henry üstünlüğünü ilan ettikten sonra, Hıristiyan kilisesi İngiltere Kilisesi’ni oluşturarak ayrıldı. Henry, kral ile papa arasındaki ilişkiyi ve İngiltere Kilisesi’nin yapısını özetleyen birkaç tüzük kurdu: Temyiz Yasası, Veraset İşlemleri ve ilk Üstünlük Yasası, kralın “dünyadaki tek Yüce Baş İngiltere Kilisesi.” Bu makro reformlar ibadetin en küçük ayrıntılarına indi. Henry, din adamlarına batıl imgeler, kutsal emanetler, mucizeler ve haclara karşı vaaz vermelerini ve neredeyse tüm mumları dini ortamlardan çıkarmalarını emretti. King’s Primer olarak adlandırılan 1545 ilmihali, azizleri dışarıda bıraktı. Artık papadan tamamen ayrılmış olan İngiltere Kilisesi, Roma’nın değil İngiltere’nin yönetimindeydi. 1536’dan 1537’ye kadar, Kutsal Hac olarak bilinen büyük bir kuzey ayaklanması sırasında 30.000 kişi kralın değişikliklerine isyan etti. Henry’nin hükümdar olarak otoritesine tek büyük tehdit buydu. İsyanın lideri Robert Aske ve diğer 200 kişi idam edildi. Rochester Piskoposu John Fisher ve Henry’nin eski Lord Şansölyesi Sir Thomas More, krala yemin etmeyi reddettiklerinde, Tower Hill’de kafaları kesildi. VIII. Henry’nin Aragonlu Catherine, Anne Boleyn, Jane Seymour, Clevesli Anne, Catherine Howard ve Catherine Parr dahil olmak üzere toplam altı eşi vardı. İngiltere Kralı VIII. Henry muhtemelen gut hastasıydı. Bir mızrak dövüşü kazası, bacağında ülsere neden olan ve spor yapamaz hale getiren şiddetli bir yara açtı. Nihai obezitesi, mekanik buluşlarla hareket ettirilmesini gerektirdi. VIII. Henry, ölen üçüncü eşi Jane Seymour ile birlikte Windsor Kalesi’ndeki St. George Şapeli’ne defnedildi. Henry’nin hayatta kalan tek oğlu Edward, tahtı devraldı ve VI. Edward oldu. (https://dusge.com/kral-viii-8-henry-ve-benzersiz-hayat-hikayesi/)

** II. Charles (1630-85): Keyifli yaşam tarzı, nüktedan zekası ve İngiliz tarihinde oynadığı önemli rol ile tanınan İngiltere Kralı 2. Charles, monarşinin restorasyonunun ardından 1661 yılında tahta çıktı. İngiltere İç Savaşı’nın çatışma ve şiddet ortamının ardından ülkesinde istikrarın sağlanmasına katkıda bulundu. Londra’da dünyaya gelen Charles, 1. Charles ile Kraliçe Henriette Maria’nın en büyük oğluydu. Henüz genç bir delikanlıyken kralcıların safında savaştı ve babasının idam edilmesinin ardından sürgüne gönderildi. 1650 yılında İskoçya’ya gitti ve burada savaşın galibi Cromwell’in rakiplerini harekete geçirmeye çalıştı. Charles, karşılığında İskoçların mezhebi Presbiteryen’i korumaya söz verdi. Ertesi yıl Cromwell’in kuvvetlerine yenilmesinin ardından bir meşe ağacına saklanarak kurtuldu. Bu olayın ardından sonraki on yılını geçireceği Fransa’ya gitti. Cromwell’in ölümünün ardından yaşanan siyasi kaosun çözümü için tahta davet edildi. Ancak Cromwell’in haleflerinin ülkeyi parçalayacağını düşünen İskoçya valisi İngiliz General George Monck, ordusuyla yönetimi devirdi ve Charles’ı tahta çıkardı (1660). Charles 1661’de kralcıların ağırlıkta olduğu bir Parlamento topladı. 1679’a değin varlığını sürdüren bu parlamento, birçok baskıcı yasa çıkardı. Ordunun denetimini krala veren ve muhalif yöneticilerin başında bulunduğu ilçeleri feshetme hakkı tanıyan yasalar çıkarıldı; basına sansür uygulandı, eğitim denetim altına alındı. Fakat kralın Katoliklere hoşgörü gösterilmesi yönündeki çabaları başarısızlığa uğradı. Kralın bu dini politikası Avam Kamarası’nca engellendi. Mali yönden de serbest davranamayan kral, parasızlık sorununun üstesinden gelemedi. II. İngiltere-Hollanda Savaşı’nın (1665-1667) başarısızlıkla sonuçlanması, saygınlığını zedeledi. Ayrıca bu dönemde Londra’da büyük bir veba salgını (1665-1666) ve Büyük Londra Yangını (2 Eylül 1666) meydana geldi. Kral,Büyük Londra Yangınında Londra’yı kurtarmak için büyük çaba gösterdi. Charles, kayınbiraderi Orléans dükü Philippe’in ağabeyi olan Fransa kralı XIV. Louis ile gizli bir anlaşma imzaladı (1670). Fransa’nın Hollanda’ya karşı İngiltere’yi destekleyeceğini öngören anlaşmaya göre Charles Katolik olacaktı. Ancak bunun koyu Protestan olan İngiliz halkına duyurulacağı korkusuyla Charles, Fransa’ya bağlı duruma geldi ve halkın güvenini iyice yitirdi.1678’de Titus Oates adlı eski bir Anglikan rahibin, Katoliklerin kralı öldürerek yerine Katolik kardeşi II. James’i getireceklerini iddia etmesi üzerine Parlamento ikiye bölündü. James’in tahta çıkmasını istemeyenler “Tory” isteyenler ise “Whig” olarak ikiye ayrıldılar.”Tory”lerin baskıları üzerine Charles, kardeşini İngiltere’den uzaklaştırmak zorunda kaldı. Sonunda Parlamentoyu dağıtan (1681) kral, Fransa’yla anlaşarak yüklü mali destek sağladı. Charles iç politikada babasının düşmanı olan birçok kişiyi affetti. Aslında hoşgörüsü nedeniyle isyancıları daha sert bir şekilde cezalandıramadığı için kralcılar tarafından eleştirildi. Charles aynı zamanda dini sorunlar konusunda da ılımlı bir tutum sergiledi, Katoliklere dönük sert uygulamalara karşı çıktı. Charles, tiyatroları yeniden açtı, Maypole etrafında dans etmek gibi eski adetler yeniden uygulanmaya başlandı. Portekizli bir prensesle evli olmasına rağmen çok sayıda ilişkisi oldu. Farklı kadınlardan çok sayıda çocuğu olmasına rağmen hiçbir meşru varisi olmadığından yerine kardeşi 2. James geçti. ı. Charles 1679 yazında hastalandı ve 6 Şubat 1685’te durumunun ağırlaşması üzerine 54 yaşında öldü. Öldüğünde meşru çocuğu olmadığı için yerine kardeşi James geçti. Charles öldüğünde, ardında 14 tane gayrimeşru çocuk bırakmıştı. Oğullarından en büyüğü olan Monmouth Dükü James, daha babasının sağlığında Torylerce desteklendiği için II. James tarafından isyan etmek suçundan idam ettirildi. Bilime önem veren bir kral olan II. Charles döneminde, ana bilim kurumu olan Royal Society kurulmuş; İngiltere’de bilim adına büyük gelişmeler olmuştur. Charles ayrıca deniz taşımacılığını da geliştirmiştir. II. Charles döneminde İngiliz edebiyatında önemli şiir ve tiyatro oyunları alanında gelişmeler olmuştur. Kral II. Charles özellikle edebiyatta “Restorasyon Komedisi” alanında tiyatro sever olarak isim yapmıştır. (https://www.beyaztarih.com/ansiklopedi/ii–charles) (https://www.bilgipedia.com.tr/ii-charles/)

** XIV. Louis/ Louis-Dieudonné de France (1638 -1715): En uzun süre tahtta kalan Fransa kralıdır. 1643-1715 yılları arasında 72 yıl krallık yapmıştır. Fransızlar tarafından Louis Le Grand (Büyük Louis) veya le Roi-Soleil (Güneş Kral) olarak da anılır. Devlet benim (l’État c’est moi) sözlerinden de anlaşılacağı gibi Fransa’yı mutlak monarşi ile yönetmiştir. Çok saldırgan ve yayılmacı bir politika izlemiştir. Karısı Kraliçe Marie Theresia’dır. Fransa bilimler Akademisi’ni kurmuştur. Bir tiyatro oyununda Apollon’u oynamıştır. Klasik sanata yakından ilgi duymaktadır. Babasının bir av köşkü olarak inşa ettirdiği Versay’ı genişleterek Fransa Krallığı’nın yönetildiği bir saray haline getirmiştir. Dönemin aristokratlarını gene Paris’ten uzaklaştırıp, Versay’a taşımıştır.  Sarayın bahçesini barok dönemi eserleriyle düzenletmiştir. XIII. Louis ve Avusturyalı Anne’in çocuğu olarak doğmuştur. Louis Dieudonné (Tanrıverdi Louis) olarak adlandırılmıştır ve mutlak varis unvanını almıştır. Ebeveynlerinin evliliğinin 23. yılında doğmuştur. Annesi 4 kez düşük yaptığı için, doğumu o devirde yaşayanlar tarafından mucizevi görülmüştür. 1643 yılında, XIV. Louis henüz 4 yaşındayken, ölümünün yaklaştığını fark eden XIII. Louis bazı düzenlemeler yapmaya karar verdi. Kraliçe Anne’in Fransa’nın kraliyet vekili olmasını gerektiren teamüllere karşın, kral vekaleten ülkeyi yönetmesi için bir kurul oluşturmuştur. Bunun ana sebebi Kraliçe Anne’in siyasi yeteneklerine güvenmemesidir. Yine de kraliçeyi bu kurulun başına getirme iltimasını göstermiştir. Louis’in annesi ile ilişkisi o devir için sıra dışı bir düzeyde sıkıydı. Çağdaşları, kraliçenin tüm zamanını Louis ile geçirdiğine şahit olmuştur. Louis’in yemek ve tiyatroya olan büyük ilgisinin annesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ancak kralın vefatından hemen sonra Kraliçe Anne Paris parlamentosunun kararıyla bu fermanı bozdurdu ve kurulu dağıttı. Böylece Kraliçe Anne Fransa’nın yegane vekilharcı oldu. Anne kocasının atadığı bakanları ihraç ettirerek yerlerine kendine yakın kimseleri atadı. Aziz Vincent de Paul’u ruhani danışmanı yaptı ve dini konularda ondan yardım aldı. Baş vekil konumuna Mazarin’i getirdi. Kraliçenin yönetiminde Fransız dış ilişkileri kısmen Katolik bir yönelim kazandı. Bu durum Fransa’nın müttefiki olan Protestan Hollanda ile ilişkileri etkiledi. 1648 yılında, Anne ve Mazarin, Almanya’daki Otuz Yıl Savaşlarını sonlandıran Vestfalya Antlaşması’nın imzalanmasını sağladı. Bu anlaşma ile Hollanda’nın İspanya’dan bağımsızlığı korunma altına alındı ve bazı Alman prenslikleri  Kutsal Roma İmparatorluğu’na karşı özerklik kazandı. Bu antlaşmadan en çok kar sağlayan Avusturya’nın hak iddia ettiği toprakları garanti altına alan Fransa oldu. Otuz yıl savaşlarının ardından Fronde isyanları baş gösterdi. Bu isyanların baş sebebi, Anne ve Mazarin’in Richelieu prensiplerini takip ederek soylulardan oluşan parlamentonun gücünü azaltmalarıdır. Fransa kralının ilahi haklarına inanan Kraliçe Anne kendisine karşı gelen aristokratları hapse attırdı. Fransa halkı kraliyet otoritesinin güçlenmesinden, yükselen vergilerden, Paris parlamentosunun ve yerel yönetimlerin güç kaybetmesinden şikayetçiydi. Bu nedenle isyan eden Paris halkı kraliyet ailesinin Paris’ten kaçmasına sebep oldu. Ailenin geri dönmesi ancak Condé’nin ordusunun dönmesi ve isyanı bastırmasıyla mümkün oldu. Ancak kraliçenin otoritesi zayıfladı. Bu ortamda güç kazanan aristokratlar kraliçenin baş vekili Mazarin’i sürdürdüler ve hatta kraliyet ailesini sarayda ev hapsine aldılar. Bütün bu olaylar XIV. Louis’in Paris ve halkından nefret etmesine sebep oldu. Louis daha sonra başkenti bir daha hiç dönmemek üzere Paris’ten Versay’a taşımıştır. 1648-1649 yıllarındaki birinci Fronde isyanlarının ardından 1650 yılında ikincisi başladı. Fronde’nin yenilgiye uğratılmasında Kraliçe Anne önemli rol oynadı. Frondeciler kraliçe ve Mazarin’e karşı Louis’in hakkını savunduklarını iddia ediyorlardı. Ancak, Louis’in yeterli yaşa erişmesi ve taç giymesinin ardından Frondeciler ayaklanma bahanelerini kaybettiler. Dolayısıyla Fronde hareketi zamanla yavaşladı ve 1653 yılında son buldu. Mazarin, o tarihten sonra ölene kadar dış ilişkileri ve finansal politikayı yönetti. Devlet XIV. Louis yönetimi altındaki gerek pratik gerek ideolojik koşullar bakımından, her iki alanda önemli sınırlamalar bulunmamasına rağmen zirveye çıkmıştı. XIV. Louis için kişisel itibarla hanedanın ve ulusun itibarı ayrılmaz bir bütündü. Bu yüzden birçok Avrupalı hükümdara örnek olmuştu. Fransız politikacıların görevi fiilen saray memurluğuna, idareciliğe ve yürütücü memurluğa indirgenmişti. Kraliyet meclisleri ve eyaletlerdeki kraliyet görevlileri, idare memurları ve ordu komutanları; soyluları ve yerel dokunulmazlıkları hesaba katmakla birlikte, o zamana kadar Fransa’da söz sahibi olan siyasi güçlerin gerçek anlamdaki bağımsızlığına büyük darbe indirdi. Eyalet meclisleri kraliyet görevlileri tarafından yönetilmeye başlandı. Parlamentoların işlevi adli yetkilerle sınırlandırıldı. “Fransız Kilisesi”nin Roma Kilisesi’nden bağımsız olduğu savunuldu. Kısa süre sonra bu devrim dönemine “Grand Siècle” (Büyük yüzyıl) adı verildi. Louis ve karısı Maria Theresa (İspanya) 1660 yılında başlayan evliliklerinde altı çocuk sahibi oldular. Ancak, yalnız bir çocuk, yaşça en büyük olan Louis, yetişkinliğe erişti. Maria Theresa 1683 yılında öldü. Evliliklerinin erken zamanlarındaki duygusal bağlılığa rağmen Louis, eşi Maria Theresa’ya sadık değildi. Resmi ve gayri resmi birçok metresi oldu. Bu ilişkilerinden birçok gayrimeşru çocuğu oldu. Louis ikinci eşi Françoise d’Aubigne’ye karşı daha sadıktı. Onu, gözde çocuğu Louis Auguste’ün bakıcılığını yaparken tanıdı. İlk başlarda onun katı dindarlığından çekindi, ancak çocuklarına gösterdiği özenden etkilenerek ona ısındı. Madame de Montespan’dan olan çocuklarını meşrulaştırdığı 1673 yılında, Françoise d’Aubigné Saint-Germain’de kraliyet valisi oldu. Louis dindar bir kraldı ve kendini Galiçya Kilisesi’nin başı ve hamisi olarak görürdü. Dini ibadetlerini günlük olarak yerine getirir ve ayinleri düzenli olarak takip ederdi. Oldukça dindar olan ikinci eşinin de etkisiyle, Katolik inancının uygulanmasına daha fazla önem verdi. Bu uygulamalardan biri paskalya öncesi oruç döneminde opera ve komedi oyunlarının yasaklanmasıdır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/XIV._Louis)

** XV. Louis /Sevilen Louis / Louis le Bien-Aimé (1710 – 1774): 1715-1774 arasında Fransa kralı. Güçsüz yönetimiyle krallık otoritesinin zayıflamasına yol açmış, 1789 Fransız devrimi’nin patlak vermesinde etkili olmuştur. Fransa kralı XIV. Louis’nin torununun oğlu, Burgonya dükü Louis’yle Savoya’lı Marie-Adelaide’nin oğluydu. Anne ve babasıyla hayatta kalan tek ağabeyi 1712’de öldüğü için, XIV. Louis’nin ölmesi üzerine (1 Eylül 1715) tahta çıktı. Şubat 1723’te reşit ilan edilmesine değin ülkeyi naip sıfatıyla Orleans dükü II. Philippe yönetti. Philippe, Louis’yi 1721’de İspanya kralı V. Felipe’nin kızı Mariana’yla evlendirdi. Philippe’in Aralık 1723’te ölmesinin ardından Louis, Conde 7. prensi Louis-Henri’yi başnazırlığa atadı. Louis’nin Maraiana’yla evliliğini iptal eden Louis-Henri onu devrik Polonya kralı I. Stanislaw’ın kızı Marie Leszczynska’yla evlendirdi. Louis’nin hocası Piskopos (sonradan Kardinal) Andre-Hercule de Fleury 1726’da Louis-Henri’nin yerine başnazır oldu. Öte yandan Polonya ve Fransa tahtları arasındaki akrabalık ilişkisi, Fransa’nın Polonya Veraset Savaşı’na (1733-1738) katılarak Avusturya ve Rusya’yla karşı karşıya gelmesine yol açtı. XV. Louis’nin siyasi konulardaki kişisel etkisi ancak Fleury’nin 1744’te ölmesinden sonra belirgin duruma geldi. Louis, Fleury’nin yerine yeni bir başnazır atamayacağını ve bundan böyle yönetim işlerini tek başına yürüteceğini açıklamasına karşın, bakanlarının çalışmalarına ve ülke politikasına kesin bir yön veremeyecek kadar tembel ve kendine güvensiz bir insandı. Devlet yönetimi entrikacı bakanlardan ve saray çevrelerinden oluşan rakip gruplar arasında bölünüp yozlaşırken, o kendini saraya kapatarak bütün zamanını metresleriyle geçirme yolunu seçmişti. Bazıları siyasi yaşamda önemli rol oynayan bu kadınlardan, 1739-1741 arasında gözdesi olan Vintimille markizi Pauline de Mailly-Nesle, Fransa’yı sonuçsuz kalan Avusturya Veraset Savaşı’nda (1740-1748) Avusturya ve İngiltere’ye karşı savaşa sokan gruba mali destek sağladı. Louis’nin Eylül 1745’te sarayın resmi evsahibesi (maitresse en titre) seçtiği Pompadour markizi Jeanne-Antoinette Poisson ise, yönetimdeki nüfuzunu 1764’te ölene değin korudu. Ama Louis her konuda pasif bir hükümdar da değildi. Entrika yoluyla uluslararası olayların akışına yön verme arzusu 1748’de secret du roi (kralın sırrı) olarak bilinen, karmaşık bir gizli diplomasi sistemi kurmasıyla sonuçlandı. Önemli Avrupa başkentlerine yerleştirilen Fransız gizli ajanları, Louis’nin emriyle, çoğu kez kamuoyuna açıklananlara ters düşen siyasi hedefler doğrultusunda etkinlikte bulunmakla görevlendiriliyorlardı. Louis gizli diplomasi yöntemine ilk kez Polonya krallığına bir Fransızın seçilmesini sağlamak için başvurdu. Resmi açıklamalarda reddettiği bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasından kısa bir süre sonra ülkesiyle İsveç, Prusya, Osmanlı Devleti ve Polonya arasında Avusturya’ya karşı bir ittifak kurmak amacıyla ajan ağını genişletti. Ama bakanları gizli diplomasiden habersiz oldukları için, dış politika alanında karar alıp uygulamayı olanaksızlaştıran bir kargaşa yaşanmaya başladı. Louis 1756’da Madame de Pompadour’un etkisiyle, gizli diplomasi yoluyla ulaşmaya çalıştığı hedefleri geçici olarak bir yana bırakarak Avusturya’yla ittifak kurdu. Bundan kısa süre sonra Avusturya ve Fransa ile İngiltere ve Prusya arasında başlayan Yedi Yıl Savaşları 1756’dan 1763’e değin sürdü. Louis’nin savaş nedeniyle kara Avrupa’sında Avusturyalılara karşı üstlendiği sorumluluklar, Fransa’dan çok daha büyük deniz gücü olan ve zengin denizaşırı kaynaklara sahip İngiltere’ye karşı sömürgelerde yürüttüğü mücadeleyi olumsuz yönde etkiledi. Sonuçta Kuzey Amerika ve Hindistan’daki Fransız sömürgelerinin hemen tümü İngiltere’ye geçti. 1758-1770 arasında dışişleri bakanlığı yapan, Madame de Pompadour’un gözdesi Choisel dükü Etienne-François Fransa’yı eski askeri gücüne kavuşturmayı başardı. Ama Louis’nin gizli diplomasisinin Polonya’da başarısızlığa uğraması Rusya, Avusturya ve Prusya’nın Polonya’yı paylaşarak (1772) Fransa’nın Orta Avrupa’daki nüfuzuna son vermeleriyle sonuçlandı. Louis’nin hükümdarlığının son yıllarında, Parlement’ların (Yüksek Mahkeme) kral tarafından çıkarılan yasaların yürürlüğe girmesini engelleme ayrıcalığına son verilerek, zayıflayan krallık otoritesi güçlendirilmeye çalışıldı. XIV. Louis’nin askıya aldığı bu ayrıcalık naiplik döneminde Parlement’lara yeniden tanınmıştı. Yargıçlar sonradan, États-Généraux’nun toplantıya çağrılmamasından da yararlanarak kendilerini krallığın temel yasalarının savunucusu ilan etmiş ve taşra Parlement’larıyla Paris Parlement’ı arasında güçlü bir birlik kurarak taht karşısındaki konumlarını güçlendirmişlerdi. Böylece John Law’ın mali sistemine son vermişler, 1764’te Cizvitlerin Fransa’dan sürülmesinde önemli rol oynamışlar ve Bretanya’nın merkezi yönetimle bağlarını bir süre için koparmışlardı. Parlement’lar mali reformların önünde de büyük engel oluşturuyorlardı. Parlement’ların yetkilerini kötüye kullanmalarına son vermeye kararlı olan Adalet Bakanı Rene du Maupeou, 1711’de Paris Parlement’ının yetkilerini yargı işleriyle sınırladı ve yargı makamlarının satılması uygulamasına son verdi. Halkın muhalefetine karşın, yeni adalet sistemi XV. Louis’nin ölümüne değin etkin biçimde işledi. Ama XV. Louis’nin ardılı XVI. Louis’nin bu sisteme nedensiz yere son vermesi, 1789 Fransız Devrimi’nin koşullarını hazırlayarak Bourbon monarşisinin yıkılmasıyla sonuçlandı. XV. Louis’nin uzun hükümdarlık döneminin öteki önemli gelişmeleri, tahtın siyasi ve manevi otoritesinde görülen zayıflama ve dışişleriyle askeri konularda yaşanan başarısızlıklar oldu. (https://tr.wikipedia.org/wiki/XV._Louis)

** II. James (1633-1701): Londra’da dünyaya geldi. I. Charles’in oğlu ve Stuart Hanedanı’nın son kralıdır. 1685-1688 yılları arasında hüküm sürmüştür. 1649 yılında babasının başının vurulmasından sonra Fransız Ordusu’na girdi. Fransız hükümetinin Oliver Cromwell (1599-1658) ile anlaşmaya varması üzerine, buradan ayrılarak İspanya Ordusu’na katıldı. 1660 yılındaki restorasyondan kısa süre önce kardeşi Charles tarafından Büyük Amiralliğe getirildi. Charles kral olunca İngiltere’ye döndü. Hollanda Savaşı’nda büyük amiral olarak görev yaptı. 1671 yılında Katolik oldu. Parlamentonun Katoliklerin devlet hizmetinde çalışmasını yasaklayan Tasfiye Yasası’nı çıkarmasıyla büyük amirallikten ayrıldı. 3 yıl sürgünde kaldıktan sonra yeniden Londra’ya döndü, Kardeşi II. Charles’in ölümünden sonra 1685 yılında İngiltere tahtına çıktı. James, inanç özgürlüğü getirmek amacıyla İskoçya ve İngiltere’de Katolikler ile Anglikanlara eşitlik tanıyan iki ferman çıkardı. Hükümdarlığı sırasında, dinsel inancı ve uygulamaları nedeniyle halkın büyük bir kısmı tarafından tepki gördü. Bunun üzerine İngiltere Parlamentosu, II. James’i halkın tepkisini ve düşüncelerini dikkate alması için uyardı. Fakat kral tavrını değiştirmeyince 11 Nisan 1689 da parlamento tarafından görevinden azledildi. Yerine kendisi gibi Katolik olan oğlu James Francis Edward değil de, Protestan olan kızı II. Mary ve kocası III. William geçirildi. Mary ve William 1689’dan itibaren ülkeyi birlikte yönetmeye başladı. İrlanda’da sürgünde bulunan James tahtı geri almak için girişimde bulunduysa da kendisine bağlı güçlerin William of Orange kuvvetleri tarafından 1690’da Boyne Muharebesinde yenilmesi üzerine Fransa’ya geri dönmek zorunda kaldı. Geri kalan ömrünü dostu ve aynı zamanda kuzeni olan XIV. Louis’nin koruması altında geçirdi. II. James tahtta kaldığı süre boyunca mutlak iktidar sahibi olmak için çalıştı. Ayrıca Katolik inancına serbestlik tanınması için de uğraştı. Bu girişimleri İngiltere Parlamentosu ve halkın önemli bir kısmı tarafından tepki gördü. Parlamento diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, yükselen mutlakiyetçi akımın İngiliz Kilisesi yasal üstünlüğünün yitirilmesine ve İngiliz özgürlükçülüğüne tehdit oluşturabileceğini gördü. Bu gerilim İngiliz Parlamentosu ve taht arasında üç yıl sürecek bir mücadelenin yaşanmasına neden oldu. Sonuç olarak James, görevinden azledildi. İngiliz haklar beyannamesi kabul edildi. Tahta Hannover Hanedanı geçti. II. James, 16 Eylül 1701 tarihinde Fransa’nın Saint Germain-en Laye bölgesinde öldü. (https://www.yeniakit.com.tr/biyografi/ii-james)

** II. Edward /Edward Caernarvonlu (1284- 1327): 1307-1327 arasında İngiltere kralı. Yetkilerini sınırlamak isteyen güçlü baron grubuna karşı uzun ve umutsuz bir mücadeleye girişmiş ve sonunda karısı ile onun sevgilisi Baron Roger Mortimer tarafından tahttan indirilmiştir. İngiltere Kralı I. Edward”in dördüncü oğluydu. Babası kral I. Edward Kuzey Galler ülkesini fethedip bu bölgenin merkezi olarak Caernarvon kalesini yaptırdıktan hemen bir sene sonra Caernarvon’da doğdu. Edward’in iki ağabeyi, John ve Henry, daha Edward doğmadan ölmüşlerdi. Üçüncü ağabeyi, Alfonso, ise Ağustos 1284’te öldü. Edward ağabeyi Alfonso’nun ölmesi ile daha altı aylık bir bebekken İngiltere veliahtı oldu. Babasının hükümdarlığı sırasında annesi Elenor Kastilyalı’nın zamanını Gaskonya’da geçirmesi dolayısıyla önce süt annesi Mary Maunsel sonra mürebbiyesi Alice de Leygrave tarafından yetiştirdi. Yetiştirilmesi için özel bir devlet kurumu kuruldu ve bu kurum idaresinin vekilharcı olarak devlet memurları önce Giles Oudenarde’li ve sonra William Blyborough’lu görevlendirildi. Din ve ilk eğitimini annesinin seçtiği Dominiken keşişlerinden aldı. Gençlikte eğitimine mesul olarak Guy Ferre tayin edildi. Edward uzun boylu ve atletik bir genç olarak büyüdü. 1300’den itibaren babası I. Edward’ın İskoçya’yı eline geçirmek için açtığı askeri seferlerde babasına refakat etti. 1307’de Westminster Abbey’de yapılan büyük bir törenle babası tarafından Edward’a şövalye (Sir) unvanı verildi. Edward 1300’de saraya ve kendi maiyetine katılan bir asilin oğlu olan “Piers Gaveston” ile gayet yakın bir ilişki kurdu. 7 Temmuz 1307’de babası I. Edward İskoçya’da bir askeri seferde iken öldü. Babasına refakat eden Edward hemen II. Edward adı ile İngiltere Kralı ilan edildi. Önce İskoçya’da kendine biat edenler için bir tören yapıldı. Ama II. Edward hemen Londra’ya döndü ve 20 Temmuz’da orada tahta çıktığı ilan edildi. Hemen babasının saraydan attırıp sürgüne gönderdiği yakın dostu Piers Gaveston’u af etti. Ona Cornwall Kontu unvanı verdi ve onun zengin bir asıl kadın olan Margaret de Clare ile evlenmesini sağladı. Babasının Hazinedar görevini yapmakta olan Piskopos Langton’u görevinden attı ve babasının devlet yönetim idarecilerinden olan çok kişiyi işlerinden atıp onların yerine babası hükümdarlığı sırasında ona muhalefet edip işten atılanları yeniden idareye aldı. 1308’de Avrupa’da gayet güçlü bir hükümdar olan Fransa Kralı IV. Philippe’in 12 yaşında kızı olan İsabella Fransalı ile evlendi. Bu evlilik İngiltere ile Fransa arasında yakın ilişkiler sağlamak için yapılmıştı. Nikâh merasimi 25 Ocak  Boulogne da yapıldı. 25 Şubat’ta Westminister Katedrali’nde büyük törenle taç giyme töreni yapıldı. Yakın dostu olan Piers Gaveston’u Cornwall kontluğuna getirmesi diğer asil baronlarının ve yeni kayınbabası IV. Philippe’in aksi tepkilerine yol açtı. 1311’de 21 barondan oluşan bir komite, Gaveston’un sürülmesini ve kralın gelirleri ile atamalar konusundaki yetkilerinin sınırlandırılmasını talep eden bir belge hazırladılar. “Yönetmelikler (Ordinances)” adıyla bilinen bu talepleri kabul etmiş gözüken Edward, Gaveston’ı ülke dışına gönderdiyse de kısa süre sonra geri dönmesine izin verdi. Baronlar buna misilleme olarak Haziran 1312’de Gaveston’ı yakalayarak idam ettiler. Edward, “Yönetmelikler”‘i iptal etmek ve Gaveston’ın intikamını almak için 11 yıl beklemek zorunda kaldı. Bu arada İskoçya kralı Robert the Bruce İngiliz egemenliğine başkaldırmıştı. 1314’te İskoçya’ya karşı bir sefer başlatan Edward, 24 Haziran’da Bannockburn Muhaberesi’inde Robert karşısında kesin bir yenilgiye uğradı. Bu savaşın sonucunda, İskoçya fiilen bağımsızlığını kazandı. Bu arada İngiltere’de yaygın ve büyük bir kıtlık ortaya çıktı. Bu nedenle Edward, iktidar gücünü kaybetti ve kuzeni II. Lancaster Kontu Thomas’ın önderliğindeki baronlar grubu iktidar gücüne eline geçirdi. Baronlar grubunun reisi olan II. Lancaster Kontu Thomas 1315’te İngiltere’nin gerçek idarecisi oldu. Fakat bir süre sonra II. Lancester Kontu’nun yeteneksiz bir yönetici olduğu görüldü. Pembroke kontu Aymer de Valence önderliğindeki ılımlı baronlar grubu, 1318’de II. Lancaster Kontu Thomas ile Edward arasındaki hakemlik görevini üstlendiler. Bu sırada Edward kendisine iki yeni yandaş buldu: Baba oğul Hugh le Despenser’lar. Kral, genç Despenser’in Galler’deki toprak taleplerini destekleyince, II. Lancaster Kontu Thomas, Despenser’ları sürgüne gönderdi. Bunun üzerine Edward, Despenser’lar adına harekete geçti ve ” Mart 1322’de Boroughbridge, Yorkshire’da yapılan “Boroughbridge Muharebesi”‘ni kazandı. Bu muharebede esir düşen Baronların komutanı ve reisi olan II. Lancaster Kontu Thomas hemen idam edildi. Baronlara ve onları destekleyenler özel mahkemelere gönderilip yukarıdan gelen emirler ve mahkemelere tayin edilen özel hakimler hiç yargılananların savunmalarını dinlemeden ya idam edildiler ya da büyük para cezaları vermeye; topraklarının devletleştirilmesi ve yakın akrabalarının da tutuklanması cezalarına çarptırıldılar. Edward böylece devlet eline geçen arazileri yandaşlarına bağışladı. Ardından, baronların denetiminden bütünüyle kurtulmak için Mart 1322’de “Yönetmelikler”‘i yürürlükten kaldırdı. Despenser’ler büyük meblağlarda servet ve araziler kendi ellerine geçirdikleri gibi Edward’ın Robert Baldock ve Walter Stapledon adlı Hazine ve Maliye nazırları gibi yandaşlarını da destekleyerek onların büyük servetler ele geçirmelerine neden oldular. 1324’te Fransa ile İngiltere arasında bir savaş başladı. Fransa’da yeni tahta geçen IV. Charles İngiltere ve kızkardeşinin kocası olan II. Edward’da daha sert davranmaya başladı. İngiltere elinde olan ama Fransa’ya tabi olan Gaskonya için Fransa Kralı II. Edward’ın şahsen gelip Gaskonya idarecisi olarak kendine biat etmesini talep etti. Fransa ordusu Gaskonya topraklarına girdi ve İki taraf da ordularını hazırladılar. Edward 11.000 kişilik orduyu Fransa’ya göndermeden önce Fransa ile müzakerelere girme kararı aldı. Bu diplomatik müzakereler için kraliçe İsabella Fransalı’yı ağabeyi Fransa Kralı ile görüşmek üzere Paris’e gönderildi. 1322’ye kadar Kraliçe İsabella ile Kral II. Edward’ın evlilikleri dönemin soylu kişilerin arasındaki sosyal kurallara göre uygun gittiği kabul edilmektedir. Çiftin iki erkek ve iki kız çocuğu olmuştu. (Ama Edward’ın gayrimeşru bir erkek çocuğu da bulunmakta idi.) Ama sonra Despenser’lara bağlılığı ve Kraliçe’nin İskoçya’daki arazilerini kaybetmesi Fransız asıllı karısıyla arasının açılmasına yol açtı. Kraliçe 1325’te diplomatik görevle Paris’e gönderildiği zaman Edward ile Kraliçe arasında ilişkiler kopma noktasında idi. İsabella Paris’te ağabeyi olan Fransa Kralı IV. Chales’dan Despenser’leri iktidardan atmak için destek istedi. Yine Paris’te Kraliçe İsabella İngiltere’den kaçıp sürgünde bulunan baronlar kliği reislerineden olan March (İngiltere Galler Sınırı) Kontu olan Roger Mortimer’in metresi oldu. Kraliçe onunla birlikte Edward’ı devirmek için hazırlıklara girişti. Kraliçe İsabella yanında oğlu Edward ile Eylül 1326’da Flandaralı paralı askerlerden kurulu küçük bir ordu ile Fransa’dan gelip İngiltere’ye çıktı ve bu ordu ile İngiltere’de ilerlemeye başladı. İngiliz ordusu kralları olan II. Edward’ı terk etti. Kraliçe ve metresi olduğu Roger Mortimer ile birlikte tüm İngiltere’nin idaresini eline geçirdi. Edward önce İrlanda’ya kaçmak için Gallere kaçtı. İrlanda’ya gitmek için Galler’de “Neath”‘de iken hain bir taraftarı tarafından ele verilip isyancılar tarafından kralı yakalamakla görevlendirilen III. Lancaster Kontu olan Henry yakalanıp tutuklandı. Yaşlı Hugh Despenser yakalanıp idam edilmişti. Hugh Despenser Genç II. Edward’ın kaçış serüveni sırasında daima yanında idi ve onunla birlikte yakalanmıştı. Bir yargıç önünde “muhakeme” edildi ve işkence edildikten sonra idam edilmesi cezası verildi; vücudu bir tezgâha gerilip, hadım edilip, karnı deşilip, cesedi dörde bölünmek suretiye “idam” edildi. Edward’ın yakın devlet yöneticileri de birer birer toplanıp öldürülüp idam edildiler. Kenilworth Kalesi’nde tutuklu iken II. Edward isyancılar ve baronların temsilcileri ile görüştü. Bu baronlar temsilcileri ona eğer tahttan feragat ederse oğlu III. Edward’in tahta geçebileceğini ama etmezse oğlunun ve tüm sülalesinin ortadan kaldırılıp krallığın yeni bir hanedana geçirileceğini ona bildirdiler. Bu zorlamalar nedeniyle II. Edwarda tahtından feragat etti. III. Edward için 2 Şubatta Westminster Abbey’de taç giyme töreni yapıldı. III. Edward’in annesi İsebella Fransalı ve sevgilisi Roger Mortimer İngiltere devletinin gerçek idarecisi haline geçtiler. Feragat ettikten sonra Edward Caernarvon’lu adıyla anılan eski kral Nisan 1227’de Roger Mortimer’in kayınbiraderinin kalesi olan Gloucestershire’daki “Berkeley Kalesi”‘ne getirildi. Mortimer’in kayın biraderi Thomas Berkeley ve John Maltravers onun tutuklu kalmasından mesul tutuldular. Edward’ın burada büyük bir depresyon geçirdiği bilinmektedir. Ölümü büyük tartışmalara yol açmıştır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Edward)

** III. Richard (1452- 1485): 1483 – 1485 döneminde Plantagenet Hanedanı’nın bir alt kolu olan York Hanednı’ndan son olarak kral. İngiltere Kralı IV. Edward’in küçük kardeşi olarak ve Gloucester Dükü unvanını taşıyan Richard 1461’de ağabeyinin ölümü üzerine İngiltere krallık tahtına geçirilen ağabeyinin oğlu 12 yaşında çocuk olan V. Edward için “Lord Savunucu (Lord Portector)” unvanı ile taht naibi olarak 1483’e kadar yeğeni yerine İngiltere’nin gerçek yöneticiliğini yapmıştır. 1483’te küçük yaşta yeğeni V. Edward ve onun kardeşi olan Richard Shrewsburyli’yi Londra Kulesi’nde hapse attırmış; gayrimeşru olarak kendi III. Richard adı ile İngiltere Krallık tahtını eline geçirmiş ve 6 Temmuz 1483’de dini törenle kral olarak taç giymiştir. Küçük yaşta prensler olan V. Edward ve kardeşi olan Richard Shrewsbury Ağustos 1482’den itibaren hiç ortalıkta görülmemişlerdir ve bu iki genç prensin III. Richard’ın emirleri ile öldürüldükleri ortaya çıkmıştır. Bu olay İngiltere tarihinde ve edebiyatında “Kulede Prensler (Princes in the Tower)” adı verilen efsanevi yazılara konu olmuştur. III. Richard’ın kısa krallık döneminde Ekim 1483 büyük bir ayaklanma çıkmış ve bu bastırılmıştır. Buna rağmen III. Richard’ın ülkeyi enerjik ve yetenekli bir şekilde yönettiği kabul edilmektedir. Fakat ikinci büyük ayaklanmada Lancaster Hanedanı’nın son mensubu olan Henry Tudor bir ordu ile Fransa’dan İngiltere’ye geçerek İngiltere Kralı olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine III. Richard ordusu ile onun üzerine kuzeye yönelmiş ve iki ordu arasında Doğu Midlands bölgesinde yapılan Bosworth Muhaberesi’nde III. Richard yenilmiş ve bu muharebe alanından kaçarken öldürülmüştür. Yerine yeni Tudor Hanedanı’nı kuran VII. Henry İngiltere Kralı olarak taç giymiştir. Babası York Dükü Richard Plantagenet ve annesi ise karısı Düşes Cecily Neville idi. Kendinde büyük üç erkek kardeşi (Edward, Edmond Plantagenet ve sonra Clarence Dükü olan George Plantagenet) ve üç kız kardeşi (Yorklu Anne, Suffolk Düşesi olan Elizabeth ve Yorklu Margaret ) bulunmaktaydı. Çocukluğunu annesinin yaşadığı Fotheringhay Şatosu’nda ve olasılıkla ailesinin sahip olduğu diğer malikanelerde geçirmiştir. Babası olan York Dükü Richard çocuk yaşta iken Lancaster hanedanından İngiltere kralı olan Vı. Henry’nin annesi olan eski kraliçe ve Fransa kralı kızı olan Margaret Anjoulu (1429-1482) tarafından yetiştirilmesine karşı gelmekteydi. Bu İngiltere kraliyetinin yönetimi hakkında aralıklı ama arka arkaya krizler çıkmasına neden oldu. Bu krizlerden birinde eski kraliçenin Lancasterliler ordusuna kendinin topladığı bir Yorklular ordusu ile karşı gelen York Dükü Ekim 1459’da Ludford Bridge Muhaberesi’nde yenik düştü ve İrlanda’ya kaçmak zorunda kaldı. Kendisi İngiltere’de vatan haini ilan edildi ve tüm mal ve mülkü devlet tarafından müsadere edildi. Fakat York Dükü taraftarları Yorklular, Anjoulu Margaret’a karşı mücadeleye devam ettiler. York Dükü taraftarlarının kurduğu Yorklular ile Anjoulu Margaret’in Lancasterliler devlet ordusu arasında Temmuz 1460’da yapılan Northampton Muhaberesi’nde York Dükü taraftarları ordusu galip geldi. Bunun üzerine York Dükü Richard Eylül 1460’ta İrlanda’dan İngiltere’ye geri dönebildi. Bu galibiyetten sonra York Dükü İngiltere krallığını eline geçirmek için çaba vermeye başladı. Ama York Dükü Richard’ın ordusu ile Margaret Anjoulu’nun Lancacasterliler devlet ordusu arasında Aralık 1460’ta yapılan Wakefield Muhaberesi’nde York Dükü Richard büyük bir yenilgiye uğradı ve kendisi ve ikinci oğlu olan Edmond Plantagenet bu muharebede hayatlarını kaybettiler. Kocası savaşta ölen York Düşesi Cecily Neville kendiyle yaşamakta olan iki oğlunun, George ve Richard’ın, galip Lancasterliler tarafından öldürülmelerini önlemek için Haziran 1461’de onları Manş Denizi karşısında bulunan ” Belçika”‘da hüküm süren Bourgogne Dükü olan Philipe le Bon yanına gönderdi. George ve Richard bu yabancı ülkede birkaç ay kaldılar. Bu sırada yeni York Dükü olan büyük kardeşleri Edward’ın komuta ettiği Yorklular ordusu Towton Muhaberesi’nde Lancasterliler devlet ordusuna galip geldi. Bunun üzerine Richard ve ağabeyi George tekrar İngiltere’ye döndüler. Richard’ın ağabeyi olan ve Towton Muharebesi galibi olan Edward, Lancaster Hanedanından olan kral VI. Henry’yi 29 Mart 1461’de krallıktan azledildikten sonra IV. Edward adı ile İngiltere Krallık tahtına geçti. Yeni kralın küçük kardeşleri olan Richard ve George 26 Haziran’da ağabeyleri IV. Edward’ın dinsel taç giyme töreninde hazır bulundular. Ağabeyi George’a Clearance Dükü asalet unvanı verildi. Bir iki ay sonra 1 Kasım’da daha 9 yaşında iken genç Richard’a da Gloucester Dükü asalet unvanı verildi ve bundan sonra Richard Gloucester Dükü olarak anılmaya başlandı. Bundan sonra Richard’a şövalyelik eğitimi vermek için kuzeni olan 16. Warwuick Dükü Richard Neville’nin Yorkshire’da bulunan Middleham Şatosu adlı malikanesinde çocukluğunun dört yılını geçirdi. Warwick Dükü Richard Neville’e sonradan birkaç defa kralları tahttan indirip yenilerini tahta geçirdiği için “Kral Yapıcı (Kingmaker)” lakabı verilmiştir. Genç Gloucester Dükü Richard Middleham Şatosu’nda sonradan evleneceği Warwick Dükü’nün küçük kızı Anne Neville ile tanışmıştır. Warwick Dükü’nün büyük kızı ise Richard’ın ağabeyi olan Clarance Dükü George ile evlenmiştir. Bu malikanede Richard sonradan kendisine gayet sadık olarak yüksek idarecilik ve danışmanlık görevi yapacak Francis Lovell’le de arkadaşlık yapmıştır.  12 Ağustos 1462’de ise İngiltere’nin kuzeyinde, Yorksahire’da Richmond lordluğu dahil, ve Galler’de Pembroke’da büyük araziler ona malikane olarak ağabeyi tarafından verilmiştir. Bu araziler yanında 12. Oxford Kontu John De Vere’e ait olan ve onun vatan haini olarak ilan edilip tüm mülkleri devletçe müsadere edildikten sonra bu müsadere edilmiş araziler de yeni Gloucester Dükü Richard’a devredilmiştir. 1461’de doğum gününde Gloucester Dükü Richard Gloucester Kalesi ve Corfe Kalesi hakimi olarak; “İngiltere, İrlanda ve Akitanya Amirali” olarak ve “Kuzey İngiltere Valisi” olarak atanmıştır. Temmuz 1469’da Kral IV. Edward’ın tahtı kendi eline geçirmesi çabalarında baş destekçisi olmuş olan 16. Warwick Kontu Richard Neville, damadı olan ve kralın küçük kardeşi olan Clarance Dükü George’un da desteğini alarak, Kral IV. Edward’ın aleyhine dönmüş ve bir ayaklanma başlatmıştır. Bu ayaklanmanın bastırılması için görevlendirilen, daha 17 yaşında olan, Gloucester Dükü Richard’a tüm İngiltere’nin savunması için 17 Ekim 1469’de “İngiltere Komiseri (Constable)” görevi verilmiştir. Ayrıca Kral Edward, tahttan uzaklaştırdığı Lancaster hanedanını hala tutan birçok kişinin bulunduğu Galler ülkesinde krallığın duruma hakim olabilmesi için de kral kardeşi Gloucester Dükü Richard’ı Kasım’da (1. Hastings Baronu William Hastings’in yerine) Kuzey Galler Lord Baş Hakimi ve 1470 başlarında “Galler Baș Nazırı ve Vekilharcı” görevlerine tayin etmiştir. Bu rollerde Warwick Kontunun kendi başına ayaklanmasını bastırmakta, genç Richard gayet büyük bir rol oynamıştır. Ayaklanması bastırılmaya başlandığı zaman 16. Warwick Kontu Richard Neville 1470’te bir diğer isyan başlatarak bu sefer Lancaster hanedanından olan eski kraliçe Margaret Anjoulu ile müttefiklik ve şahsi ilişkiler kurup onun oğlu VI. Henry’nin İngiltere Kralı tahtına tekrar çıkmasını sağlamaya çaba vermeye başlamıştır. York hanedanının savunmakla görevli olan 1. Hastings Lordu William Richard ve Rivers Markizi Anthony Woodville, Lanacasterliler taraftarı ve 16. Warwick Kontu Richard Neville’nin kardeşi olan Lord Montagu karşısında Doncaster’da yapılan bir çarpışmada yenilip Lord Montagu tarafından yakalanmaktan güç kurtulup İngiltere’den Avrupa sahillerine kaçtılar. Bunun üzerine Kral IV. Edward ve kardeşi Gloucester Dükü Richard da Avrupa kıtasına kaçmak zorunda kaldı. 26 Kasım’da Londra’da Warwick tarafından yeniden toplanan tek Parlamento 26 Kasım’da iki kardeşi vatana ihanetten suçlu buldu ve onların tüm unvanları ellerinden alındı. Londra’da Lancasterli VI. Henry kral olmakla beraber tüm iktidar gücü 16. Warwick Kontu Richard Neville’nin elinde bulunmaktaydı. Warwick Kontu İngiltere’nin gayet zor durumda olduğunu sanki unutarak Burgundi Dükü’ne karşı savaş açtı. Buna karşılık olmak üzere Burgundi Dükü Edward’a İngiltere Krallığı’nı tekrar geri almak için mali destek ve askeri yardım sağladı. Yorklu kral IV. Edward 1471’de 36 gemi ile topladığı 1200 askerle 11 Mart 1471’de İngiltere’ye çıktı. Gayet genç yaşta olmakla beraber Gloucester Dükü Richard ağabeyi IV. Edward’ın 1471’de İngiltere’yi tekrar eline geçirmesinde gayet büyük katkıda bulundu. 14 Nisan 1471’de Lancasterliler ordusu ile yapılan Barnet Muhaberesi’nde Yorklular ordusunun öncülerine 18 yaşına girmiş olan Gloucester Dükü Richard komuta etti. IV. Edward komutasındaki Yorklular ordusu 16. Warwick kontu olan Richard Neville komutasındaki Lancasterliler ordusunu büyük bir mağlubiyete uğrattı. Bu muharebede yenik olarak kaçmakta iken Warwick Kontu kendi askerleri tarafından öldürüldü. Bu mağlubiyet Fransa’ya eski kraliçe ve Lancasterliler başı olan Anjoulu Margeret’a erişince, o ağabeyi olan Fransa kralı desteği ile yeni bir ordu toplayıp yanında oğlu ve Lancasterliler İngiltere kralı veliahtı Galler Prensi olan Edward Westministerli ile birlikte İngiltere’ye çıktı. Onun ordusuna İngiltereli Lancasterliler katıldılar. Anjoulu Margeret Lancasterliler ordusu ile Gallere doğru yürüyüşe geçti. Yeniden İngiltere Kralı olmuş olan IV. Edward, Barnet Muharebesi’nde galip gelmiş olan Yorklular ordusu başında onu takip etti. 4 Mayıs 1471’de yapılan “Tewkesbury Muharebesi” Lancasterlilerin Yorklulara karşı kararlı mağlubiyeti ile sonuçlandı. VI. Henry’nin oğlu ve Lancasterliler kral veliahtı Galler Prensi olan Edward Westminsterli bu muharebeden sonra öldürüldü. Daha sonra devlet şeref veya gerçek görevleri de (örneğin hayat boyu Cumberland Yüksek Şerifliği, İskoçlara karşı İngiltere ülkesi koruma mevkileri olan kuzey Yorkshire’da “Sheriff Hutton” ve “Middleham” kaleleri ve Cumberland’da Penrith kalesi komutanlıkları; İskoçlara karşı Kuzey Başkomutanı ve Baş Devlet Nazırlığı vb) verildi. Böylece Gloucester Düü Richard İngiltere Krallığı içinde gayet önemli görev ve unvanlarla en güçlü soylu kişi oldu. Temmuz 1472’de Gloucester Dükü Richard ölmüş olan 16. Warwick Kontu Richard Neville’in 16 yaşında olan kızı “Anne Neville” ile evlendi. Anne Neville daha önce Tewkesbury Muharabesi’nden öldürülen ve Lancasterliler Galler Prensi olan Edward Westminsterle evlilik anlaşması yapmış ve onun ölümü ile hukuken dul kalmıştı. Bu evliliğin özel bir niteliği de Kral’ın ve Gloucester Dükü’nün kardeşi olan Clarance Dükü George’un Anne Neville’nin ablası ve 16. Warwick Kontu’nun diğer bir kızı olan İsabelle Neville ile 1469’dan beri evli olması idi. Clarance Dükü George küçük kardeşinin evliliğini kabul etmemişti ve iki kardeşin arası açılmıştı. Bu anlaşmazlığa başlıca sebep iki kız kardeşin arasında baba mirasının bölüşülmesi ile ilişkili idi. Warwick Kontu çok büyük Beuchamp malikane arazileri ve servetini karısı Anne Baeuchamp’ın mirası dolayısı ile elde etmişti. Anne Beauchamp’ın babasının hiç erkek çocuğu olmamış ve ona ait olan bu malikane arazileri, servet ve kalıtsal “kontluk” unvanlarının hepsi Anne Beauchamp’a ve kocası Warwick Kontuna geçmişti. Anne Baeuchamp daha yaşamaktaydı ve teknik olarak bu malikane arazileri ve servetin sahibi o idi. Ama miras olan kalıtsal unvanlar, malikane arazileri ve servetin hangi kızına (ve dolayısıyla hangi kızın kocasına) geçeceği bu iki kızla evli olan iki erkek kardeş arasında büyük husumet yaratmıştı. Ayrıca Clarance Dükü bu yeni evliğin Katolik kilisesi evlilik kurallarına göre şüphe götürür olduğunu ve iki erkek kardeşin iki kız kardeşe evlenmesinin genellikle kilise tarafından yasak edildiğini de iddia etmişti. Gloucester Dükü Richard evlendikten sonra Warwick Kontu’nun malları ve mülkleri üzerindeki haklarını ve hatta karısının mirası olarak tuttuğu kalıtsal Warwick ve Salisbury kontluk unvanları üzerindeki hakkını bile bırakmayı kabul etti. Kendine verilmiş olan “İngiltere Büyük Saray Nazırı” görev ve unvanını da ağabeyi Clarance Dükü George verdi. Fakat Riohard 1471’de Warwick Kontu’nun devletçe müsadere edilmiş ve kendine ağabeyi kral tarafından bağışlanmış olan malikane arazilerinin sahipliğini kendi elinde tuttu. Bu malikane arazileri Penrith, Sheriff Hutton ve Middleham’ı ihtiva etmekteydi. Richard ve karısı ana ikametgahlarını Mitcham Şatosu’nda kurdular. Ama iki kardeş arasındaki ihtilaf tükenmedi ve anlaşmazlık o kadar ileri gitmişti ki iki erkek kardeş ve kendi yandaşları arasında sanki bir açık savaş varmış şeklini almıştı. Kral Edward 1475’te iki küçük kardeşi arasında resmi bir arabuluculuk girişimi yaptı. İki erkek kardeş ve eşleri iki kız kardeş Warwick Kontu’nun mirasını sanki Warwick Kontu “doğal olarak kendi eceliyle ölmüş gibi” kabul etmelerini ve mirası ona göre bölüştürülmesini öngördü. Bu evlenmenin kilise hukukuna uygun olması için Roma’da bulunan papalık idaresinden özel izin almak gerekmişti ve bu izin de 1472’de gerçekleşti. Clarance Dükü George ağabeyi kral IV. Edward’ın desteğini tedricen kaybetmeye başladı. 12 Aralik 1476’da Clarance Dükü George’un karısı İsabelle öldü. Dük yeni karısı olarak kendi kızkardeşinin üvey kızı olan Mary Burgundili ile evlenmek istedi. Bunu kızkardeşi Margaret kabul etti. Ama kral IV. Edward bu evliliğin uygun olmayacağı nedenini ileri sürerek Clarance Dükü’nü bu evliliği yapmaktan men etti. O yıl Clarance Dükü George tutuklandı ve Londra Kulesi’nde hapis edildi. Krala karşı bir komplo kurup ona ihanet suçundan Kral IV. Edward başkanlığında Parlamento tarafından yargılandı. Suçlu bulunarak 18 Şubat 1478’de hapis olduğu Londra kulesinde idam edildi. Richard ve karısı Anne İngiltere ülkesinin kuzeyinde, Barnard Castle, Sheriff Hutton ve Middleham’daki şatolarda yaşamaya devam ettiler. Tek çocukları olan Edward Mirchamlı Mitchamm şatosunda doğdu. 1470’li yıllarının sonuna doğru Richard bu şatolarda genel vali olarak kuzey İngiltere’yi şahsen idare etti. Birkaç kilise kurumuna büyük destek verdiği ve 1478’de Mitcham’da bir eğitim koleji kurduğu bildirilmektedir. Bu arazilerin kuzeyinde bağımsız İskoçya bulunmakta idi. IV. Edward’ın hükumet sürmesinin son yıllarında, 1482’de, İskoçların İngiltere’nin sınır kalesi olan Berwick-upon-Tweed kalesi ve şehrini ellerine geçirmeleri de Richard’ı uğraştırmış ve sonunda İskoçların bu kaleden atılmalarında Richard önemli rol oynamıştır. IV. Edward 9 Nisan 1483’te 41 yaşında öldü. Büyük oğlu olan ve yine Edward ismini taşıyan veliahtı 13 yaşında idi ve Galler’de Ludlow şatosunda dayısı 2. Rivers Kontu Anthony Woodville yanında yaşamaktaydı. Daha yetişkin olmadığı için tahta geçince hukuken devletin mutlaka bir taht naibi tarafından yönetilmesi gerekmekte idi. Fakat bunun nasıl yapılacağı tartışma konusu oldu. Yeni kralın dayısı Anthony Woodville V. Edward’ın gerçek devlet idaresini eline almasa bile hemen bir dinsel törenle taç giymesini istemekteydi. Ölmüş kralın yakın danışmanı ve Saray Nazırı olan Lord Hastings ise taç giyme töreni yapılmadan bir taht naibi olarak Gloucester Dükü Richard’ın “Savunucu Lord” unvanı ile İngiltere ülkesinin yönetimini ele almasını ve genç V. Edward’a ise yetişkinliğinde törenle taç giydirilmesini savunmakta idi. Sonunda bir orta çare bulundu. 4 Mayıs’ta genç V. Edward’a bir dinsel törenle taç giydirildi. Aynı zamanda onun yetişkinlik yaşına erişmesine kadar amcası Gloucester Dükü Richard “İngiltere Lord Savunucusu” unvanı ile tüm yetkilerle devlet başkanı görevine geçti. Gloucester Dükü Richard 2. Buckingham Dükü Henry Stafford ve yeğeni olan genç yeni kral ile birlikte Ludlow’dan Londra’ya gitmekte olan Lord Rivers ile buluştu. Ertesi sabah Lord Rivers ve yeni genç kralın maiyetindekiler Buckhingham Dükü’nün emri ile tutuklandılar. Genç kral V. Edward Londra’ya yanında sadece Gloucester Dükü Richard ve Buckingham Dükü ve onların sağladığı maiyetle 4 Mayıs’ta geldi. Gloucester Dükü Richard 8 veya 10 Mayıs’ta resmen “İngiltere Lord Savunucusu” olarak ilan edildi ve devlet idaresini kendi eline aldı. Yeğeninin dini törensel taç giyme yeri geleneksel olarak Westminster Abbey’de olması gerekirken, Richard’ın emri ile bu törenin Londra Kulesi’nde 24 Temmuz’da yapılacağı ilan edildi. Genç kralın annesi kendisinin ve diğer oğlunun hayat güvenliğinden şüpheli olduğu için diğer çocukları ile Westmister Abbey’ye sığındı. Richard yeni devlet yöneticisi olarak Buckhingham Dükü’ne verdiği hizmetten dolayı Galler’de birçok malikane arazisi bağışladı. 13 Haziran’da toplanan bir Naipler Konseyi toplantısı sırasında bu konsey üyeleri olan Lord Hastings, 1. Derby Markizi Thomas Stanley; York Başpiskoposu Thomas Rotherham ve Ely Piskoposu John Morton “İngiltere Lord Savunucusu” olarak Richard’ın verdiği emirler üzerine vatan hainliği suçu itham edilerek ile tutuklandılar. Lord Hastings (genç krala kayıtsız şartsız sadık olduğu düşünülerek olacak) hemen ertesi gün idam edildi. Diğer üçü uzunca bir müddet hapiste kaldıktan sonra affedilip salıverildiler. Richard askerleri ile Westminster Abbey’yi kuşatmaya aldı. Oraya sığınmış bulunan eski kraliçe Canterbury Başpiskopusu Thomas Bourchiere’in aracılığı ile diğer küçük oğlu olan ve Richard’ın yeğeni olan Richard Shrewsburyli’yi amcasına teslim etmek zorunda kaldı. Bu genç çocuk da Londra Kulesi’nde yaşamakta olan ağabeyi V. Edward ile birlikte yaşamaya başladı. Genç V. Edward’ın törensel taç giyme töreni tekrar geciktirildi. Richard Londra’daki askeri garnizonları kendi emrinde bulunan birliklerle takviye etmeye başladı. Richard’ın tahtı kendi eline geçirme gayretleri hiç şüphesiz ortaya çıktı. Sonunda kendinin meşru kral olduğunu açıkça ilan etti. Bu ithamları ortaya koyduktan sonra Richard kendini meşru kral olarak 26 Haziran’da ilan etti. 6 Temmuz’da Londra’da Westminster Abbey’de yapılan dinsel bir taç giyme töreni yapıldı. Böylece III. Richard adı ile İngiltere Kralı oldu. Richard’ın Londra Kulesi’nde tutuklattığı iki genç yeğeni Kral V. Edward ve küçük kardeşi Richard Shrewsburyli’nin akıbetlerinin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Büyük olasılıkla yeni kral olan III. Richard genç yeğenlerini 1483 yazında verdiği bir emirle öldürtmüştü. III. Richard daha hayatta iken bu onun krallık yönetimini her bakımdan negatif olarak etkiledi. Taç giyme töreninden sonra yeni III. Richard adı ile kral olan Richard yaz sonunda ülkesinin içinde kendini halka tanıtmak birkaç hafta süren ve Kuzey’de York şehrine kadar uzanan bir seyahate çıktı. Bu seyahat sırasında uğrayıp geçtiği kasaba ve şehirlerde çeşitli imtiyazlar bağışlamayı ihmal etmedi. Fakat bu sırada 1483 sonbaharında kendine karşı ülkede birkaç halk isyanı çıktı. Bunlardan en ciddisi Buckingham Dükü’nün isyanı idi. Bunlar eski kral IV. Edward’ın sadık adamları idi ve merhum kralın genç oğlunun tahttan indirilip öldürülmesinden şoke olmuşlardı. Bunların başında Manş Denizi karşı yakasında Brötanya Dükü II. François’ya sığınmış olan Lancaster hanedanı mensuplarından sonuncusu olan Henry Tudor bulunmaktaydı. Ekim 1483’te Henry Tudor İngiltere’nin güney sahiline çıkıp krallığını ilan etmeyi planlamaktaydı. Fakat tam bu sırada Buckingham Dükü İngiltere’de isyan bayrağını açtı. Ama III. Richard gayet çabuk davranıp Buckingham Dükü’ne saldırıya geçerek onu yakalattı ve 2 Kasımda Buckingham Dükü idam edildi.Bununla beraber III. Richard’ın geleneksel olarak eski York hanedanını tutanları kendi tarafına çekme çabalarının boşa gittiği açıkça anlaşıldı. III. Richard bu nedenle ülkeye hüküm edebilmek için Kuzey İngiltere’de yetişmiş ama tüm ülkede hiç sevilmeyen sadık idarecilere dayanmak zorunda kaldı. III. Richard döneminde toplanan tek İngiltere Parlamentosu toplantılarını Ocak-Mart 1484’te yaptı. Bu parlamento Richard’ın yapmayı teklif ettiği reformları, özellikle ticareti korumak için; halk tarafından sevilmeyen bazı vergileri kaldırmak ve devletin hukuk sisteminde yapılacak bazı reformlar bu parlamentodan pek az bir muhalefetle geçti. Parlamento’dan aynı zamanda Richard’ın yeğenlerinden devlet iktidarını eline geçirmesini aklamak için yeğenlerin VI. Edward’ın gerçek oğulları değil de gayri meşru olduklarını ilan edilmesini teyit eden ve bu nedenle Richard’ın meşru olarak İngiltere tahtına geldiğini kabul eden Titulus Regius adli bir kanunu da kabul etti. III. Richard’ın hüküm döneminde, önce yapılan birkaç önemsiz çarpışmadan sonra, İskoçya Kralı I. James ile bir ateşkes barış anlaşması imzalandı. III. Richard’ın dışişleri politikasının ana hedefi Henry Tudor tarafından ortaya çıkabilecek tehditleri ortadan kaldırmaktı. Bu nedenle III. Richard 1484 yılı başlarında Richard Manş Denizi üzerinde, özellikle Bretonya kıyılarında, İngiltere asıllı korsanların faaliyetlerini artırmalarını teşvik etti. Bu tehdit ile Henry Tudor’un sığındığı Brotenya Düküne baskı yapıp, korsan faaliyetlerinin azaltılması karşılığında, Henry Tudor’u kendine teslim edeceğini düşünmekte idi. Gerçekten de II. Francois Henry Tudor’u Richard’a teslim etmeye hazırlanmakta idi. Fakat Eylül’de Henry Tudor, Brotenya’dan ayrılıp Fransa’ya sığındı. Bundan sonra İngiltere’nin önemli kişilerinden İngiltere ve Richard’ı geride bırakıp Fransa’ya Henry Tudor’a katılmak için geçenlerin sayısı gittikçe artmaya başladı. Mart/Nisan 1484’te Richard ve karısı Anne ile tek çocuğu olan ve Galler Prensi unvanı ile veliaht olan Middlehamlı Edward öldü. Richard’ın karısı Anne de çok geçmeden 16 Mart 1485’te vefat etti. Richard’ın varisinin kim olacağı gayet problemli olmaya başladı. İngiltere sarayında, asiller ve yüksek idareciler arasında Kral Richard’ın yeni bir varis bulmak için yeğeni Elizabeth Yorklu ile evlenmek istediği ve bu evliliği yapabilmek için karısı Anne’i zehirlettiği söylentileri yayılmaya başladı. Henry Tudor aylarca süren hazırlıktan sonra 7 Ağustos’ta Galler sahilinde Britanya adasına karaya çıktı. Bu çıkartmanın haberi Kral Richard’a dört gün sonra ulaştı ve Richard hiç vakit kaybetmeden ordusunu topladı ve onun üzerine doğru Londra’dan yürüyüşe geçti. Henry Tudor da ordusu ile adanın içlerine doğru yürüyüşe geçmişti. İki ordu 22 Ağustos’ta Doğu Midlands bölgesinde Bosworth Field’de karşı karşıya geldiler. Bu muharebenin sonucu İngiltere için çok önemli olmakla beraber muharebenin nasıl geliştiğine dair çok az sayıda belge bulunmaktadır. Bu az sayıda belgelerin hepsi III. Richard’ın savaş meydanında gösterdiği cesareti bildirmekte hemfikirdirler. İki ordunun karmaşık bir şekilde birbirine giriştiği sırada Richard bu kargaşalığı ortadan kaldırmak için Henry’ye karşı gayet iyi tam hedefe doğru bir saldırı düzenleyip ordusuna komuta etmiştir. Muharebenin karar verici anı bu saldırıda geride kalmış olan Lord Stanley’in Kral Richard’a ihanet edip onun Henry’e doğru saldırısı sırasında Henry tarafına geçmesidir. Bu nedenle Kral Richard hem arkasından hem önünden kendi emri altındaki birliğini savunması gerekmiştir ve hem ön ve hem arkadan iki taraftan askeri hücuma maruz kalmıştır. Bu nedenle Kral Richard’ın şahsi muhafızları öldürülmüş ve komuta ettiği askeri birlikler dağılmış; askerleri disiplinsizce kaçmaya başlamışlar ve ordusu tamamıyla ortadan kalkmıştır. III. Richard böylece Bosworth Muharebesi’ni kaybetmiştir. Yalnız kalan III. Richard savaş meydanında öldürülmüştür. Muharebede galip gelen Henry Tudor o akşama doğru VII. Henry adını alarak kendini İngiltere Kralı olarak ilan etmiştir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/III._Richard)

VIII. Henry’yi gençlik zamanında görmelisin. Aklından zoru var adamın. Her gün yeni bir kadınla evleniyor ve sabah olunca kellesini uçuruyordu… Ayrıca kızlara her gece bir masal anlattırıyormuş; bu masalları saklamış ve en sonunda 1001 tane masal biriktirmiş, ondan sonra hepsini bir kitapta toplamış ve kitabın adına Kıyamet Kitabı demiş.

** David Garbice ( 1717 – 1779): İngiltere’nin en büyük oyuncu menajeri, oyun yazarı ve aktör. 1754 yılında , günümüzde Garrick Köşkü olarak bilinen Hampton House’a taşındı . Hereford’da bir Huguenot ailesinde doğmuştu, ancak erken yaşamının çoğu Lichfield’da geçmişti. Yerel gramer okuluna ve ardından Lichfield kitap satıcısının oğlu olan büyük edebiyatçı arkadaşı Samuel Johnson tarafından yönetilen kısa ömürlü bir okula gitti.
Hukuk okumayı ve Johnson ile 1737’de kariyer arayışına girmeyi amaçladı. Bir süre Rochester’da koçluk yaptı ve babasının ölümü üzerine Londra’ya geldi ve kardeşi ile Strand dışında bir şarap tüccarı işi kurdu. Çocukken aile tiyatrosuna katıldı ve Covent Garden’daki kahvehanelere şarap satarak tiyatro yöneticileri ve oyuncularla tanıştı. Oyun yazmaya başlayarak oyunculuğa adım attı . Richard III olarak 1741’deki performansı Londra’yı kasıp kavurdu. 1747’ye gelindiğinde, Drury Lane Tiyatrosu’nun yönetiminde yarı pay almaya yetecek kadar para kazanmıştı. Peg Woffington ile 1744’e kadar süren ilişkisi oldu. 1749’da Avusturyalı dansçı Eva Maria Veigel ile evlendi. Londra tiyatro hayatının baskısından kurtulmak için 1754’te Hampton’a geldi, önce kiraladı ve sonra Hampton House olarak bilinen mülkü satın aldı. Garrick, iki farklı aşamada (1755-56 ve 1772-74) evi iyileştirmek için Adam kardeşleri istihdam etti. 1755-6’da sekizgen tapınak, ziyaretçileri eğlendirmek ve aynı zamanda sevgili Shakespeare’in hatıralarının bazılarını barındırmak için muhtemelen Chiswick House’daki Lord Burton’ın tapınağı benzeri olarak inşa edildi. Garrick, 1769’da para kaybeden ancak muhtemelen Shakespeare endüstrisinin başlangıcı olan Shakespeare Jubilee’yi tanıttı. 1776’da, esas olarak hastalık nedeniyle emekli oldu ve Drury Lane’deki hissesini Richard Brinsley Sheridan’a sattı. 1779’da Adelphi’deki Londra’daki evinde öldü. (http://www.twickenham-museum.org.uk/detail.php?aid=132&cid=14&ctid=1)

** Edmund Kean (1787-1833): On dokuzuncu yüzyılın en büyük Shakespeare aktörlerinden biri olarak kabul edilen Edmund Kean, başkalarının değiştirmeye uygun gördüğü ve hatta onları sansürlediği Bard’ın eserlerine özgünlüğü yeniden kazandırdı. Performansları ve hayatı kısa sürede efsane oldu, ancak aşırı içki içmek kariyerine erken bir son getirdi. Londra’da bir aktris olan Ann Carey ile aktör ve bir mimarın katibi olan Edmund Kean’ın gayri meşru oğluydu. Baba Edmund Kean, oğlu sadece üç yaşındayken 22 yaşında intihar etti. Annesi ortalıkta yoktu ve çocuğa Charlotte Tidswell bakıyordu. Tidswell aynı zamanda Drury Lane Theatre Company’de oyuncuydu. Londralı bir şovmen ve vantrilok olan çocuğun amcası Moses Kean’ın metresiydi. Genç Edmund’a bakma sorumluluğunu üstlendiği sırada Tidswell, Norfolk Dükü’nün de metresiydi. Kean’da oyuncu olma arzusunu aşılayan oydu (ilk olarak 1793’te dört yaşında bir oyunda ortaya çıktı). 15 yaşına geldiğinde tek profesyonel arzusu tiyatroda kendisine bir hayat yaratmak olan genç bir adamdı. 1804’te Kean, Kent’teki Sheerness’e gitti ve başlangıçta haftada 15 şilin aldığı Samuel Jerrold Şirketi’ne katıldı. Belfast’ta etkili Michael Adkins’in yönettiği bir tiyatro grubuna katılmadan önce orada bir yıl geçirdi. Belfast’ta, Londra’nın daha iyi aktörlerinden bazılarını gözlemleme fırsatı buldu, ancak oyunculuk için daha az fırsatı vardı. Tiyatrodaki çıraklığından kaynaklanan hayal kırıklığı, Kean’ın önümüzdeki dokuz yıl boyunca hayatına damgasını vuracak ve sonuçta alkolizmine yol açacaktı. Belfast şirketinde geçirdiği süre boyunca belki de tek parlak nokta, önde gelen İngiliz aktris Sarah Siddons’un oynadığı ve Kean’ın biraz rolü olduğu zamandı. 1806’da Kean, Charlotte Tisdale’in tavsiyesi üzerine başka bir pozisyonu elde ettiği Haymarket Tiyatrosu’nda Londra’ya geri döndü. Kean, Haymarket’te sadece birkaç ay sürdü. Zaten aşırı boyutta olan egosu, kendisinden sadece birkaç yaş büyük olan ve başrol oyuncunun gücünü hissederek küçücük Kean’a hakaret eden bir oyuncu olan arkadaşı Alexander Rae’yi yedeklemesine izin vermezdi. Sonuç olarak Kean, Turnbridge Wells’teki Bayan Baker’ın şirketine katıldığı Kent’e bir kez daha ayrıldı. Jerrold’un şirketine dönmeden önce orada bir yıl geçirdi. Jerrold ile bir kez daha başrol oynadı. Bu sefer Kean muhtemelen Jerrold’la daha uzun süre kalacaktı (1808’in başlarında ayrıldı). Gloucester şirketinin üyelerinden biri, Kean’ın neredeyse anında aşık olduğu, aslen İrlandalı Mary Chambers’dı.  17 Temmuz 1808’de evlendiler. Kısa süre sonra Kean, yeni karısı ve kayınbiraderi Susan, Cheltenham’daki bir tiyatro grubuna katıldı. Keans’ın iki oğlu olacaktı: 1809’da doğan ve dört yaşında ölen Howard; ve kendisi seçkin bir oyuncu olmaya devam eden ve aktris Ellen Tree ile evlenen 1811 doğumlu Charles. Evliliğin ilk yıllarında Kean, taşrada geçimini sağlamak için mücadele etti. Aile, özellikle Charles’ın doğumu ile Howard’ın ölümü arasındaki iki yıl boyunca aşırı yoksuldu. Kean’ın kariyerindeki dönüm noktası, 1814’te Drury Lane’de The Merchant of Venice’de Shylock olarak göründüğünde geldi . Bu sadece harika bir performans değil, yenilikçi bir performansdı. Kean, uzun boylu, görkemli John Philip Kemble tarafından belirlenen dramatik aktör için dönemin idealine uyamayacak kadar kısaydı. Kean’ın ustalığı, kendi yeteneklerinin ne olduğunu anlamak ve onlardan yararlanmaktı. Örneğin Shylock karakteri, Kean’ın kısa boylu, etkileyici gözleri ve zengin sesi için mükemmel bir roldü. Gerçek yenilik, Kean’ın o zamana kadar sahne geleneğinin dikte ettiği komik bir rol yerine karanlık, çarpık, kötü bir insan olarak rolü nasıl oynadığında ortaya çıktı. Kean’ın performansı sansasyoneldi ve görünüşte değişime hazır bir Londra tiyatro dünyasını harekete geçirdi. O andan itibaren Kean’ın tiyatrodaki hayatı güvenliydi. Kean, Shakespeare’in Iago, Macbeth ve III.Richard gibi klasik kötü adamlarını canlandırmada ustalaştığını kısa sürede kanıtladı. Othello ve Hamlet için de övgüler aldı. Elbette Kean kendini Shakespeare ile sınırlamadı; Marlowe’un Malta Yahudisi’nde Barabas ve Massinger’ın Eski Borçları Ödemenin Yeni Bir Yolu’nda Sir Giles Overreach gibi rolleri de üstlendi . Yine de Shakespeare, özellikle kötüler, Kean için kariyerinin imzası olarak kaldı. Romantizm çağında, Kean birinci derece romantik bir oyuncuydu. Yine de ego, profesyonel irade, güvensizlik, duyarlılık ve alkolizm karışımı kısa sürede onu Londra basını için popüler bir hedef haline getirdi. Kean, New York’taki ilk çıkışını Richard III rolüyle 1820’de yaptı. Ayrıca Philadelphia, Baltimore ve Boston’da performans sergiledi. 1825 civarında, Kean’ın halihazırda kötü olan kamuoyu ünü, aktöre karşı derhal dava açan öfkeli koca tarafından zina içeren bir ilişki kamuoyuna duyurulduğunda daha fazla zarar görmüştü. Kean kaybetti ve itibarı zarar gördü. Ancak çoğunlukla Kuzey Amerika’da popülerliğini korudu. 1826’da, Kean’ın efsanevi kariyerindeki belki de en garip olayın ortaya çıktığı Kanada, Quebec’teki bir koşu sırasında oldu. Quebec performanslarından birinde, bir grup Huron Kızılderilisi seyirciler arasındaydı. Daha sonra Kean onlarla bir araya geldi, kabilelerine olan hayranlığını ve Avrupa mirasını terk etme arzusunu dile getirdi. Huronlar, Kean’a o kadar kapıldılar ki, onu kendi kabilesinin bir üyesi yapmaya karar verdiler. Aslında, Kean’ın Kanadalı bazı tanıdıklarının yanı sıra dört Huron’un da katıldığı bir törende, Kean bir şef yapıldı ve yeni adı Alanienouidet oldu. Daha sonra Kean, Huron köyüne yaşamak için gitti ve güvenliğinden ve akıl sağlığından korkan Kanadalı arkadaşları, onu Huron topluluğundan uzaklaştırdı. Daha sonra, Kean bir tımarhanede biraz zaman geçirdi. Rahatlamak için, Londra gece hayatının tadını çıkarmadığı zamanlarda, Kean İskoç malikanesine çekildi. 1824’te Bute Markisi’nden bir ev ve mülk satın almıştı. Evin adı Woodend idi. Huron Kızılderilileri ile yaşanan olay, içmenin Kean’ın zihnini etkilediğini açıkça ortaya koydu, ancak yine de sahnede görünmeye devam etti. 1827-28 sezonunda John Philip Kemble’nin küçük kardeşi Charles Kemble tarafından yönetilen oyunlarla Covent Garden’da göründü. Fiziksel güçleri azalıyor olsa da -Kean çoğu zaman çok fazla içkiden hasta oluyordu- halkı nadiren memnun etti. Yine de her performansa kendini hazırlamak daha çok çaba gerektiriyordu. 1828’de Odeon Tiyatrosu’nda (Odeon’un İngiliz oyuncularla birlikte) rol almak için Paris’e gitti, ancak hastalık ve yorgunluk performansını bozdu ve Fransızlar ona karşı soğuk davrandılar. Ekim 1828’de Covent Garden’a döndüğünde, ayrıldığından daha kötüydü; performansları düzensizdi. Nihayet, 12 Ocak 1829’da, Richard II’nin performansına hazırlanırken, Kean çöktü. Uzun bir dinlenmeye ihtiyacı olduğu onun için bile belliydi ve Kemble ile 1830-31 sezonu için Covent Garden’a dönmeyi kabul etti. Kean daha sonra Bute’ye döndü ve burada hayatında yeni bir kadın olan Ophelia Benjamin’in tadını çıkardı. Ondan Bayan Kean olarak bahsetti. Genç İrlandalı kadın, Kean’ın hayatını devraldı, onu kalan birkaç arkadaşından izole etti ve oğlu Charles’tan uzaklaştırdı. Onun izolasyonu, 1829 Kasım’ında Londra’ya döndüğünde daha belirgin hale geldi. Kean o sezon Drury Lane’de ısrar etti, ancak sonunda son performansının yeri olan Covent Garden’a geri döndü. Babasıyla yeniden dostane ilişkiler kuran oğlu Charles’ın da rol aldığı bir Othello sahnesiydi. Kean’ın son performansı 25 Mart 1833’te Kean, Othello’yu Charles Iago’u oynuyordu. Kean sahnede çöktü ve daha sonra 15 Mayıs 1833’te öldü. (https://biography.yourdictionary.com/edmund-kean)

** Nell Gwynn/ Eleanor Gwyn (1650 -1687): Romantik dönemin ünlü aktristi. İngiliz sahnesinin ilk aktrislerinden ve II. Charles’ın metresi. Gwyn’in Kral Charles’tan iki oğlu vardı: Charles Beauclerk (1670-1726) ve James Beauclerk (1671-1680). Charles, Burford Kontu ve daha sonra St. Albans Dükü oldu. Fakir bir ailedendi. Baasının kim olduğu net değil. Soho ve Covent Garden’dan Mayfair’in ötesine uzanan ve hayatının çoğunu orada West End’de geçirdiği sanılıyor. Sokaklarda büyüdü. Annesinin bir arkadaşı tiyatrolarda şekerleme, meyve satıyordu. Onun yanında ablası ile birlikte çalışmaya başladı. Yeni tiyatrolar, İngiltere’de aktrislerin yer aldığı ilk tiyatrolardı; daha önce kadın rollerini erkekler oynuyordu. Gwyn, on dört yaşındayken (doğum yılını 1650 olarak kabul edersek), satıcı kız olduktan bir yıldan az bir süre sonra Bridges Caddesi’ndeki aktris olarak katıldı. İyi görünüşü, güçlü net sesi ve canlı zekası Killigrew’in dikkatini çekmekten sorumluysa, yine de bir oyuncu olarak başarılı olmak için yeterince akıllı olduğunu kanıtlaması gerekiyordu. Tiyatroda bu hiç de kolay bir iş değildi; Sınırlı seyirci, oyunlar için çok kısa sürelerin olduğu ve Eylül’den Haziran’a kadar süren dokuz aylık sezonda elli farklı yapımın yapılabileceği anlamına geliyordu. Okuma yazma bilmediği söyleniyordu. Killigrew ve zamanın en iyi erkek oyuncularından biri olan Charles Hart tarafından geliştirilen genç oyunculara yönelik bir okulda oyunculuk becerisi öğretildi ve dans etmeyi bir başkasından, John Lacy’den öğrendi ; her ikisi de zamanın hicivcileri tarafından sevgilisi olduğu söylendi, ancak Lacy ile böyle bir ilişkisi varsa (Beauclerk bunun pek olası olmadığını düşünüyor), Hart’la olan meşhur ilişkisinden çok daha gizli tutuldu. İlk oyuna çıkış tarihi bilinmiyor. Bir aktris olarak ilk rolü ne olursa olsun, 1665 yılına kadar ünlü bir aktris haline geldiği açıktır. Mayıs 1665’te, Hart’la James Howard’ın komedisi All Mistaken veya The Mad Couple’da rol aldı. 1666 Büyük Londra Vebası’nda tiyatro kapandı. The King’s Company’nin bu süre zarfında ölümcül başkentten uzakta mahkeme için bazı özel tiyatro eğlenceleri düzenlediği tahmin ediliyor. Gwyn ve diğer “Majestelerinin Tiyatrosundaki kadın komedyenlere” bu sürgünün başında Kral’ın üniformasını giyme hakkı (ve kıyafeti) verildi ve onları Kral’ın resmi hizmetkarları ilan edildiler. Tiyatrolar yeniden açılınca, en büyük başarıları olan Secret Love veya The Maiden Queen’i 1667’de sergilediler. Erkek giysileri ile ilk defa göründü. Daha önce Charles Hart ve Charles Sackville’in metresi olan Gwyn, şakayla karışık Kral’a “Üçüncü Charles” adını verdi. 1668’in ortalarında, Gwyn’in Kral’la ilişkisi iyi biliniyordu, ancak bunun uzun süreceğine inanmak için çok az neden vardı. King’s House’da rol almaya devam etti, yeni şöhreti daha büyük kitleleri kendine çekti ve oyun yazarlarını özellikle kendisi için daha fazla rol hazırlamaya teşvik etti. Krala olan bağlılığı arttıkça oyunculuk kariyeri yavaşladı. Kral II. Charles, hayatı boyunca hem kısa süreli ilişkiler hem de taahhütlü düzenlemeler olmak üzere hatırı sayılır sayıda metrese sahipti. Ayrıca bir karısı vardı, Portekiz Kraliçesi Catherine, tüm hamilelikleri düşükle sonuçlandı ve Charles’ın metreslere sahip olma seçimi konusunda çok az veya hiç söz hakkı yoktu. Bu durum, 1662’deki evliliklerinden kısa bir süre sonra, Catherine ve Barbara Palmer’ın “Yatak odası krizi” olarak bilinen bir yüzleşmede doruğa ulaştı. Mahkemede dışlanan ve maiyetinin çoğunun Portekiz’e geri gönderilmesiyle Catherine, Charles’ın metreslerine yarı resmi statü verilmesine razı olmaktan başka çaresi kalmamıştı. 1685’de kral ölürken, kardeşine Nell’in ekonomik açıdan desteklenmesini vasiyet etti. 1687’de Gwynn felç geçirdi. İkinci geçirdiği felçle yatalak oldu. 8 ay sonra öldü. (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Nell_Gwyn)

** Jane Shore /Elizabeth ‘Jane’ Shore (1445-1527) Güllerin Savaşı (1455- 1485) sırasında, kralın en zeki ve güzel kadınlarından biri, kralın esprili metresi ve Richard III’e karşı tehlikeli bir siyasi komplocu olarak ünlendi. 1445’te Elizabeth Lambert olarak Londra’da doğdu. John ve Amy Lambert adlı varlıklı bir tüccar ailenin kızı, toplumun en önemli üyeleriyle sosyalleşmesini sağlayan varlıklı işadamları ile sık sık temas halindeydi. Aile şirketi ayrıca Jane’e, sosyal statüsündeki bir kişi için, özellikle de bir kadın olarak alışılmadık yüksek düzeyde bir eğitim alma fırsatı sağladı. Genç bir kızken, hem güzelliği hem de zekası pek çok hayranı çekti. Buna Kral IV. Edward’ın yakın bir arkadaşı ve danışmanı olan William Hastings de dahildir. Bununla birlikte, kızı için bir evlilik ayarlamak açısından, John Lambert başarılı bir kuyumcu ve bankacı William Shore’a karar verdi. Shore, Jane’den yaklaşık on beş yıl büyüktü. Bununla birlikte, evlilik uzun sürmedi ve Mart 1476’da, alışılmadık bir şekilde Jane’in talimatıyla iptal edildi. Shore’un iktidarsız olduğunu ve çocuk sahibi olmanın evlilik görevlerini yerine getiremeyeceğini savundu, bu nedenle Papa IV. Sixtus tarafından üç piskopos görevlendirildikten sonra, iptal kararı verildi. Jane’in Edward IV ile ne zaman tanıştığı tam olarak bilinmemekle birlikte, Aralık 1476 Patent Rolls’a göre, bu yıl bir noktada oldu. Edward ve Jane yakın bir ilişkiye sahipti ve kral ve kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğuna inanılıyordu. Dahası, diğer metreslerinden farklı olarak, Edward ve Jane’in ilişkisi 1483’teki ölümüne kadar devam etti. Ancak Edward’ın ölümünden sonra, Jane oldukça hızlı ilerleyebildi ve iddiaya göre üvey oğlu Thomas Gray’in (Dorset’in 1. Markisi) ve oğluna bakan William Hastings’in (1.Baron Hastings) metresi oldu. Jane, iki soylu aile arasındaki ittifakı güçlendirmek için Gray ve Hastings’e olan yakın konumunu kullanabildi, bu da yakında Richard III olacak Kral’ın Koruyucusu için ciddi bir tehditti. Zaten tehlikeli bir durumda olan Richard, kardeşi Edward IV ile Elizabeth Woodville arasındaki evliliğin hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla çocukları Edward V’in gayri meşru olduğunu iddia etti. Kendisi için Tacı isteyen Richard, Jane’i Hastings ile eski Kraliçe arasında mesajlar taşımakla ve büyü ve büyücülük yapmakla da suçladı. Koruyucu’nun hükümetine karşı bu sözde komplo, Jane’in tutuklanmasına ve Paul’s Cross’ta aleni kefaret ve Ludgate Hapishanesi’nde hapis cezasına çarptırılmasına yol açtı. Hapishanede kaldığı süre boyunca, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Jane, Kral’ın Başsavcısı Thomas Lynom da dahil olmak üzere birçok hayranın dikkatini çekti. Richard, Lynom’u Jane hakkındaki fikrini değiştirmeye ikna edemedi ve ikili, onun gönülsüz rızasıyla evlendi. .Jane Shore’un hayatı ve etkisi, ortaçağ ve erken modern dönemdeki metreslerin potansiyel gücünü ve krallar tarafından nasıl hem sevilip hem de korkulabileceklerini temsil ediyor. Bununla birlikte, Jane aynı zamanda bir kadının daha iyisini yapma, yetinmeme ve kendi başına güçlü olma arzusunu da sembolize eder. (https://www.historic-uk.com/HistoryUK/HistoryofEngland/Jane-Shore/)

Mesela Henry bu ülkenin başını belaya sokmaya karar vermiş. Ne yapmış biliyor musun, uyarı mı vermiş, gözdağı mı vermiş? Hayır. Bir anda Boston Limanı’ndaki çayın hepsini denize dökmüş, bir de bağımsızlık bildirgesi uydurmuş ve haydi gelin sıkıyorsa demiş. Onun tezi buydu… Kimseye şans vermiyordu. Kendi babası, Wellington Dükü’nden şüphe ediyordu. Peki ne yaptı? Ondan açıklamamı istedi? Hayır, onu bir varile tıkıp kedi yavrusu gibi boğdurmuş.

Tek söylemek istediğim, kralın kral olduğu ve bunu daima göz önünde tutman gerektiği. Topuna bakınca anlıyorsun ki, epeyce adi herifler hepsi. Yetiştirilme tarzlarından kaynaklanıyor hep.

… ondan sonra 3 hatta 4 dakika boyunca daha önce hiç görmediğim kadar gözyaşı döktüler. Üstelik geri kalan herkes de salya sümüktü. Bir mekanın bu kadar nemlendiğini ilk defa görüyordum.

Müzik iyi bir şey; tüm o ruhani yağcılıktan ve zırvalıklardan sonra, her şeye bir tazelik gelmiş, etraf dürüstlüğün görkemiyle dolmuştu.

Rahip Hobson ve Dr. Robinson kasabanın öbür ucunda “ava çıkmışlardı”; yani doktor hasta bir adamı öbür aleme postalıyordu ve rahip de onun yolu şaşırmamasını sağlıyordu.

… ve kurabiyelerin ne kadar kötü, şekerlemelerin ne kadar adi olduğundan bahsediyordu, tavuk kızartmasının çok yavan ve sert olduğunu da söyledi- kadınların her zaman yaptığı gibi zorla kompliman duymak için böyle zırvalayıp durdu. İnsanların her şeyin çok güzel olduğunu bilmelerini ve hatta dillendirmelerini bekliyordu. İstiyordu ki, “Bu kurabiyeleri nasıl bu kadar kahverengi ve kıtır kıtır yapabildin? Tanrı aşkına, bu şahane turşuları sen mi kurdun?” filan gibi şarlatanca gevezelikler edilsin; hani insanlar böyle toplu yemeklerde hep yaparlar ya, onlardan işte.

Ayakların yerde sürünürken çıkardığı sesten ve burun çekişlerinden başka hiçbir şey duyulmuyordu – çünkü insanlar kilise dışındaki başka yerlere nazaran cenazelerde daha fazla burnunu çeker.

1-2 dakika sonra levazımatçının sırtı ve omuzları yine duvarda kaymaya başladı; böyle kaya kaya odanın üç tarafını dolandı, biraz yükseldi, ağzını eliyle kapatıp insanların başları üzerinden boynunu rahibe doğru uzattı ve yüksek sesle fısıldadı: “Fare tutmuş!” Tekrar alçaldı, duvar boyunca kayarak geri yerine gitti. İnsanların çok rahatladığı görülüyordu, neler olduğunu bilmek istiyorlardı haliyle. Böyle küçük bir iyiliğin insana maliyeti yoktur, üstelik tam da bu küçük şeyler bir insana değer verilmesini ve sevgi duyulmasını sağlar. Kasabada bu levazımatçı kadar sevilen biri yoktu herhalde.

Bu söylediğin hiç aklıma yatmadı. Birisi önce ayağını bir yere vurdu, sonra zehirlendi, kuyudan düştü, boynu kırıldı ve beyni dışarı çıktı diyelim, birisi gelip nasıl öldüğünü sorunca hangi geri kalın kafalı çıkıp da “Ayağını çarpmıştı” der ki?

Bulaşıcı olmaz olur mu? Asıl sen saçmalıyorsun! Karanlıkta tırmığa basmak gibiymiş adeta. Hani tırmığın bir dişine basmasan öbürüne basarsın ya. Üstelik bastığın dişten ayağını çekmeye kalksan tırmığın tümü gelir bu sefer. Bahsettiğim kabakulak böyle tırmığa benzer bir şey. Öyle feci bulaşıyor yani. Üstelik çürük çarık bir tırmığa da benzetmeyesin, bir bulaştı mı pir bulaşır.

Zaten hep böyle olur: Birisi alçakça bir şey yapar, sonra da sonuçlarına katlanmak istemez. Kabahatini gizleyebildiği sürece utanç verici bir şey yapmadığını varsayar.

Sözcüklerin neden aklıma gelmediğini gayet iyi biliyordum. Çünkü yürekten dua etmiyordum. Çünkü dürüst davranmıyordum, çünkü ikiyüzlülük ediyordum. Günah işlemeyi bırakacağımı söylemek istiyordum, ama içimde bir şeyler en büyük günahlardan birinde ısrar ediyordu. Doğru şeyi yapacağımı, yarattığım pisliği temizleyeceğimi ve zencinin sahibine yazıp yerini bildireceğimi söylemek için ağzımı açmaya çalışıyordum; ama ta içimde bir yerde bunun yalan olduğunu biliyordum- Tanrı da biliyordu. Yalandan dua edemezsin- bunu da böyle öğrendim.

Az biraz ilerlediğimde bir çıkrığın kah yükselip kah alçalan vınlamasını duydum; işte o zaman Tanrı canımı alsa da kurtulsam, dedim- insana kendini bu kadar yalnız hissettiren bir ses yoktur. Belli bir planım olmadan yola devam ettim, Tanrı’nın vakti gelince doğru sözcükleri bana vereceğine güveniyordum; çünkü kendimi rahat bırakırsam Tanrı’nın hep doğru sözcükleri bana söylettiğini fark etmiştim.

Ev ile mutfak arasındaki geniş açık geçitte yemeğimizi yedik; masanın üstünde 7 aileye yetecek kadar yiyecek vardı. Üstelik hepsi de sıcaktı; bütün gece nemli bir mahzendeki dolapta bekleyip pörsüyen, sabahleyin yamyam artığına benzeyen yiyeceklerden değildi.

İnsanlar birbirlerine karşı nasıl da zalim olabiliyor.

… artık kendimi ilk baştaki gibi neşeli değil, adi, aşağılık ve suçlu hissediyordum- halbuki hiç bir şey yapmamıştım. Ama hep böyle değil midir; sizi doğru mu yanlış mı yapmanız hiçbir şeyi değiştirmez, vicdanın hiç mantığı yoktur, her halükarda sızlar durur.

Gerçekten kusursuz bir plandı. Bana anlatır anlatmaz kendi planımdan 15 kat daha iyi olduğunu anladım, üstelik racona uygundu ve sonuçta Jim en az benim kadar özgür olacaktı, üstelik hepimizin ölmesi ihtimali de vardı. Planı çok tatmin edici buldum ve hemen uygulamayı önerdim. Burada planı anlatmaya gerek duymuyorum, çünkü işlerin plana uygun gitmeyeceğinden emindim. Harekete geçtiğimizde planı herhangi bir yöne doğru değiştireceğini ve her fırsat yakaladığında yeni icatlar çıkaracağını biliyordum. Zaten tam da öyle yaptı.

 ** Tilki ateşi/Peri ateşi: Hızlı büyüyen, sağlıklı mantar hücreleri odun tükettiğinde ve oksidatif enzim lusiferazın lusiferin ile reaksiyona girmesiyle oluşan kimyasal bir reaksiyon sırasında ışık yaratır. Hava kirliliği ve diğer faktörler tilki ateşinin parlaklığını etkileyebilse de, bazıları mantarın biyolüminesansının o kadar parlak olduğunu, sadece mantarın ışığında bir kitap okuyabileceğini söyleyenler de vardır. Tilki ateşi, küçük parlayan mantar kümeleri olarak büyüyen Panellus stipticus dahil olmak üzere birçok farklı biyolüminesan mantar için resmi olmayan bir terimdir. (https://tur.tivoyageur.com/lustrous-light-foxfire-bioluminescence-541769)

Moralim bozuluyor, Huck, bugüne kadar böyle aptalca bir düzen duymamıştım. Tüm güçlükleri bizim icat etmemiz gerekecek. Neyse yapacak başka bir şey yok, en iyisi elimizdeki malzemelerle idare edip en iyi şekilde bu işi kotarmak. Bir sürü zorluk ve tehlikeye göğüs gererek Jim’i kurtarmanın şanı büyüktür. Üstelik bunları yaratması gereken insanlar tembellik etmiş ve her türlü zorluk ve tehlikeyi kendin yaratman gerekmişse şanına şan katarsın.

** Baron Trenck/Baron Franz von der Trenck (1711 -1749): Avusturyalı bir asker. Asker bir ailenin çocuğuydu. İtalya’da doğmasına rağmen Prusya asıllı Avusturyalıydı. Hırvatistan, Slovenya’da büyük mülkleri vardı. 1728’de İmparatorluk ordusuna girdi. Üç yıl sonra istifa etti. 1737’de vebadan eşini kaybedince paralı asker olarak Rus İmparatorluk Ordusu’na girdi. Rus- Türk Savaşı’nda savaştı. Kötü davranış, vahşet ve itaatsizlikle suçlanıp, ölüme mahkum edildi. Cezası hapse çevrildi. Avusturya’ya döndü. Prens Charles Alexander düzensiz birliklerden ona bir ordu kurdu ama gaddarlığı ve kötü davranışları yanı sıra, cesareti ile albaylığa kadar yükseldi. Avusturya Veraset Savaşı’nda gerilla taktikleri ile ün kazandı. Ama sivil halka zulüm etti. Yaptıkları ile Viyana’da yine ölüm cezası aldı ama hapse çevrildi. Ölene kadar Brno’da Spielberg Kalesi’nde tutuldu. (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Baron_Franz_von_der_Trenck)

** Giovanni Giacomo Casanova (1725- 1798): İtalyan ünlü bir maceracı, yazar ve çapkın. Don Juan’a birçok kadını ayarttığından dolayı benzetilmesine rağmen, Casanova ilişkileri olan kadınları gerçekten çok severdi ve çoğu zaman uzun süre arkadaş kalırdı. Sayısız aşk macerası Casanova’nın sadece bir yüzüdür. Casanova evrensel olarak kadınların gönüllerini fethetmedeki becerisiyle tanınır. Otobiyogrofisinde ‘Histoire de ma vie’ (Hayatımın Hikâyesi), 18. yüzyıldaki en güvenilir sosyal hayat görenekler ve ilkelerin kaynağıdır. 1725’te Zanetta Farussi ile Gaetano Giuseppe Casanova aktörlerinin oğulları olarak Venedik’te doğar. Casanova soyadını biyolojik babasından değil, annesinin kocasından almıştır. Gerçek babası Michele Grimani olarak bilinen Patrik ailesinin bir üyesiydi ve bir zamanlar ikisinin de çalışmış olduğu San Samuele tiyatrosunun sahibiydi. Aile çocuklarına çok ilgi gösterdi. Casanova 6 çocuktan en büyüğüydü. Casanova’nın kendisi birçok evlilik dışı çocuğa babalık yapardı ama kendi anne babası gibi onlara gereken ilgiyi hiçbir zaman göstermedi. Gaetano 1733’te ölmeden önce Grimanis’e ailesine bakması için yalvarması Casanova’nın Padua’da yatılı bir okula gönderilmesinin nedeni olur. Böyle bir zamanda sadece orta veya üst sınıf bir ailenin oğlunu okula göndermesi normal karşılanan bir durumdur. Bir öğrenci olarak müthiş bir sabır gösterir ve kısa zamanda öğretmenin gözdesi olur, normalde hazırcevap, bilgiyi şiddetle arzulayan ve sürekli meraklıydı. 16 yaşında Hukuk doktorasını aldığı Padova Üniversitesi’nden ahlak felsefesi, kimya, matematik ve hukuk dersleri gördü. Eczacılığa ilgiliydi; hevesli ve çoğu zaman içgüdüsel olarak iyi bir doktor olmasına karşın eczacılıkla ilgili bir kariyer yapmaması içinde kalmış bir üzüntü olmuştur. Casanova 1740’ta Venedik’e geri döndüğünde, kilise hukuku kariyerine bir papaz olarak kilisede başladı. 76 yaşındaki Venedikli senatör Alvise Gasparo Malipiero’ye kendisini sevdirdi. Malipiero en iyi çevrelerde delikanlı Casanova’ya iyi yemek ve şarap ile sosyal bir ortamda nasıl davranılması gerektiğini öğretti. Kilisedeki kariyeri kısaydı, skandallara lekelenmiş olması tüm yaşamını doğal olarak etkilemişti. Daha sonra, Venedik Cumhuriyeti’nde düşük rütbeli bir askeri görevde olmak istediğini belitti, Korfu’da kısa bir süreliğine kaldıktan sonra İstanbul’a gitti. Askeriyedeki yükselmenin çok yavaş ve sıkıcı olduğunu görünce hırsını bir kenara attı. Tekrar Venedik’e, gerçek babasının sahibi olduğu San Samuele tiyatrosunda gereksinim dışı olarak kemancı oldu. 21 yaşında, Bragadin ailesinden Venedikli bir soylunun hayatını kurtarması onu varlıklı bir konuma getiren olay oldu. Ancak bir skandalın ardından Venedik’ten ayrıldı. Paris, Dresden, Prag ve Viyana’da vakit geçirdikten sonra 1753’te memleketi Venedik’e döndü. 1755 Temmuz’unda 30 yaşındayken Venedik’te Inquisitori di Stato’da büyüye olan ilgisinden dolayı tutuklandı ve Doge’ın Sarayı’nın hemen yanındaki ünlü cezaevi “I piombi” (Kurşunlar)’de mahkûm edildi. Casanova’ya 5 yıl ceza verildi ancak ne hüküm ne de yargı hakkında bilgilendirilmişti. Dönemin en güvenlikli hapishanelerinden biri olmasına rağmen 1 Kasım 1756’da olağanüstü bir kaçış planı uyguladı. Casanova’dan önce hiçbir mahkûm kaçmayı başaramamıştı (bkz.”Histoire de ma fuite des prisons de la République de Venise qu’on appelle les Plombs”). Buradan Paris’e gitti. (5 Ocak 1757). 1760’ta Casanova kendisini Count de Farussi (annesinin evlilik öncesi soyadını kullanarak) diye tanıtırdı. Casanova hayatı boyunca Avrupa’yı gezmiş ve tüm başkentlerini ziyaret edebilmiştir ama çeşitli skandallardan dolayı kovulmuştur. Casanova 73 yaşında öldüğü Dux Kalesi, Bohemia’dadır (şimdiki Duchcov, Çek Cumhuriyeti). Burada otobiyografisini yazmıştır. 1785’te Count Joseph von Waldstein’ın kütüphanecisi ve imparatorun haznedarı olarak emekliye ayrılır. Casanova’nın başarılı olmasındaki neden, 18. yüzyılda, kendi zevkine düşkün olduğu kadar karşı cinsin kendisinden keyif alması için özen göstermesidir. Casanova iş adamı rolünü aldığı halde, diplomat, casus, politikacı, filozof, sihirbaz ve yazardır aynı zamanda. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Giacomo_Giralomo_Casanova)

** Benvenuto Cellini (1500- 1571): Rönesans devrinin büyük İtalyan heykeltıraşlarındandır. Floransalı bir müzisyenin oğluydu. Babasının yolundan gitmesi, müzik aletleri yaparak hayatını kazanması isteniyordu. Benvenuto Cellini, küçük yaşta kuyumculuğa heves etti. Altın işlemesinde kısa zamanda eşsiz denecek bir şöhrete ulaştı. Sonra, heykel yapmaya başladığı zaman da meydana getirdiği eserlerde kuyumculuktan kalma bir ince işçilik göze çarpmıştır. Rönesans devrinin bütün büyük ustaları gibi, Benvenuto Cellini de, her alanda yetkili denebilecek şekilde kendini yetiştirdi. Bir yandan şiir ve edebiyata merak sarmıştı. Öte yandan savaşçılık tekniği üzerinde eserler okumuş, nazariyeler ortaya atmıştı. Fransızlar Roma’yı kuşatınca, kurtarma ve savunma işlerine karıştı. Anılarında da yazdığı gibi, şehri kuşatan kuvvetlerin komutanlarından Bourbon ve Orange prenslerini kendi eliyle öldürdü. Benvenuto Cellini bir ara Fransa’ya gitti. Fontainebleau çeşmesindeki tunç su perisi heykelini yaptı. 1545’te Benvenuto Cellini, Floransa’ya çekildi. Çünkü Roma’dayken adı, bir cinayet olayına karışmıştı. Floransa’da öldü. Zeus’un doğal boyda dökülmüş gümüş heykeli ile Perseus heykeli başlıca eserleridir. (https://www.nkfu.com/benvenuto-cellini-kimdir/)

Öyle olmasaydı, asla onaylamazdım, ayrıca kurallar ihlal edilirken de durup seyredemem. Çünkü doğru doğrudur, yanlış da yanlıştır ve insan cahil değilse, yapmaması gerektiğini biliyorsa yanlış yapmaz.

Hayatının bir döneminde artık gömleklerine sahip çıkmayı öğreneceğini ummaktan başka şey gelmiyor elden. Biliyorum, Sally, inan elimden geleni yapıyorum. Ama bu tümden benim hatam olmasa gerek, çünkü sen de biliyorsun ki üzerimde olmadıkları zaman onları ne görüyorum ne de onlarla bir işim oluyor; üstelik üzerimde olmadıkları bir anda onları kaybedebileceğimi pek sanmıyorum.

Maggiore fretta, minore atto (İtalyanca): Ne kadar acele edersen, o kadar yavaş gidersin.

Bütün hayvanlar müzik sever… hele hapishane ortamında bayılırlar. Özellikle de acılı müzikler, zaten ağız tamburamdan da başka türlü müzik çıkmaz. Daima ilgilerini çeker; seni üzenin ne olduğuna bakmak için yerlerinden çıkarlar.

** Ağız tamburası/ Ağız kopuzu: Ağız kopuzu rezonansla çalınan bir müzik aletidir, çıkış yeri Asya olan, Orta Çağdan günümüze kadar gelmiş bir çalgı aletidir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9F%C4%B1z_kopuzu)

Bunun üzerine adamlar biraz sakinleşti, çünkü yanlış bir şey yapmak isteyen zencileri asmaya en meraklı olanlar, aynı zamanda onun hesabını gördükten sonra parasını ödemeye en az yanaşanlardır daima.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: